Kitap ‘sevmek isteyenlere’ birkaç tavsiye

İnsana sunulan en büyük ayrıcalıklardan biri ‘lisan‘. Lisanın doğal uzantısı ise ‘yazmak‘. Dolayısıyla ‘okumak‘. Bilgiye çevrilen tecrübeleri yaymak için eşsiz, benzersiz ve gayet pratik bir yöntem.

Matbaanın icadına dek bilgiye sahip olmak, okuyabilmek, bilgi edinmek sadece küçük bir azınlığa tanınmış bir haktı. Kitaplar hattat denen uzman yazıcılar tarafından elle ve epey uzun süren, zahmetli bir çabayla yazıldığı için hem sayıca az hem de bedeli açısından sıradanlar için hayli ulaşılmazdı (Matbaanın mucidi Johannes Gutenberg’in bastığı ilk eserlerden birinin İncil olması boşuna değildi. Zira o dönemde Hristiyanların çoğu okuyamadığı bir kitabın buyruklarına iman ediyor; bu da ‘kitabı elinde tutan’ ruhban sınıfına ‘doğal’ bir üstünlük sunuyordu).

Zamanda hızla bir yolculuk yapıp günümüze geldiğimizde mevcut şartları o günle mukayese etmek neredeyse imkansız. Bilgi bugün kitaptan dergiye, internet sitesinden elektronik yayınlara kadar birçok formda mevcut, ulaşılabilir, bol ve tarihte hiç olmadığı kadar ucuz; hatta kimi zaman ücretsiz.

Fakat bu bolluğun karşısında bugün çok daha güçlü iki engel var: ilgi (dikkat) ve zaman.

İrili – ufaklı ekranlarda sosyal medyadan akanları hipnotize olmuşçasına takip etmeye çalışan insanlardan her şeyi bir kenara bırakıp, bir koltuğa çakılıp, saatler boyu bir şeyler okumasını beklemek kolay değil. Ama bilginin güç olduğunun her fırsatta yüzümüze çarpıldığı bu devirde, güce sahip olmak isteyenler için ne yazık ki başka da bir seçenek yok.

Kimi zaman kulağımıza çalınan ‘kapanan kitapçılar’ haberleri bu güce inanmadığımızı mı gösteriyor peki? Bence, hayır. O çok daha karmaşık bir kapitalist denklemin doğal sonucu bence. Dahası, Türkiye’nin yarısı kitap okumadığını söylerken, ihtiyaç listesinde kitap 235. sırada yer alırken kitapçıların ‘Yeni Çıkanlar’ raflarında ömür boyu okuyamayacağımız kadar çok kitabın yer almasını nasıl açıklayabiliriz? Demek ki (küçük de olsa) bir grup bu okuma işini başarıyor.

İşte bu yazıda bu küçük azınlığa dahil olmak isteyen çekimserler için fikir ve tecrübelerimi paylaşacağım.

Alışkanlıklara hükmetmek

Öncelikle kitap, dergi, makale, web sitesi farkı gözetmeksizin okuma denen eylemin bir sonuç (ya da en hafifinden bir araç) olduğunu anlamak gerekiyor. Yani okumak denen şey bir arayışın sonucu. Kökeni ise merak. Bilmeye yönelik istek.

Bu bağlamda en çok belirli bir ilgi alanı olanlara imreniyorum. Epey gayret ettiysem de ben öyle olamadım. (Sebebini bilemediğim, infomanya derecesinde arsız, hudutsuz bir merakım var. Gergedanların boynuzu da cep telefonumun işlemcisinin ayrıntıları da neredeyse eşit oranda ilgimi çekiyor. Bir konuda uzmanlaşmanın kıymetini anlıyor fakat kendime uyarlayamıyorum. Belki de ilgimi en çok neyin çektiğini arıyorumdur; kimbilir?)

Çeşitli sebeplerle okuma ile ilgili sorunlar, zorluklar yaşayanlardansanız işe öncelikle meraklarınız konusunda kendinize sorular sorarak başlamalısınız.

Neye merak duyuyorsunuz? Neyi bilmek hayatınızı değiştirirdi? Zamanında neyden haberdar olsaydınız hayatınız farklı olurdu? Geçmişte yaptığınız hataları önleyecek bilgi neydi? Hayalini kurduğunuz hayat için neyi öğrenmeniz gerekecek?

Bu soruların cevapları öğrenme açlığınızı tetikleyip, iştahınızı körüklemeye başlayacaktır. Daha fazla detaya girip uzatmak istemiyorum ama bu safhanın neden önemli olduğunu sanıyorum anlamışsınızdır.

Cevaplara ulaştıktan sonra işiniz kolay. Çünkü insanlık tarihinin hiçbir döneminde elinizde belirecek reçetedeki ilaçları satan eczane sayısı bu kadar bol değildi.

Mesele kitap okumak değil, ‘okumak’ (öğrenmek)

En sık karşılaştığım hata kitap okumayı (yeni akımdaki karşılığıyla) pilates yapmayla karıştırmak. Derdimiz bir kitabı elimize alıp okumak değil, bir bilgiye erişmek. Dolayısıyla en başta bunun geleneksel, basılı bir formda olması şart değil. Şahsen cep telefonu, tablet ve bilgisayarımın ekranlarından okuduğum metinler, kitap ve dergilerden okuduğumdan misliyle fazla. Demek ki sorun teknolojik cihaz ve internet ile olan ilişkimizde değil , onlarla ne yaptığımızda gizli.

Bilgi fazlalığıyla başa çıkmanın yöntemlerini paylaşmaya çalıştığım bir başka yazımda değindiğim gibi ‘İşinize yaramayan, vakit öldüren sosyal ağları hayatınızdan çıkarın. Vaktinizi çalmaktan gayrı bir işe yaramaz.

Twitter’daki goygoy, Instagram’daki sahte mutluluklar, Facebook’taki Yılmaz Özdil yazıları, komik kedi videoları ve halanızın korkunç kadrajlı altın günü fotoğrafları varsın eksik kalsın. Bir süre sonra sosyal medyada karşınıza çıkan çoğu şeyin (bu yazıda anlatmaya çalıştığım anlamda) bilmenizde fayda olmayan, kamu malı olmuş (ve çoğunlukla havanda su döven) gündelik telaşlar olduğunu fark edeceksiniz. Oysa biz kendi ‘biricik’ hayatımızın anahtarını arıyoruz.

“Dil bir hapishanedir”

Dil, zihninizin sınırlarını belirler. Neyi düşünebileceğinize dağarcığınızdaki kelimeler karar verir. Ünlü Filozof Ludwig Wittgenstein‘ın sevdiğim sözüyle özetlersek: “dünyamızın sınırlarını dilimizin sınırları belirler”.

Dolayısıyla okumadan lezzet alabilmenin dil hakimiyetiyle doğrudan bir ilişkisi var. Bu yetenek aynen bir spor branşında sivrilme adına yapılan antrenman gibi okuyarak (biraz da yazarak) gelişen bir meziyet. Gündelik hayatı birkaç yüz kelime ile yaşadığımızı pek çok vesileyle duymuşsunuzdur. Bu yüzden ilk işimiz anadilimizi öğrenmek olmalı. Okuyunca garip gelmiş olabilir ancak (sadece) yüzde 14’ü yabancı kökenli olmak üzere 570 bin Türkçe kelime olduğunu hatırlatırsam söylediklerim biraz daha anlam kazanacaktır (TDK ve Nişanyan Sözlük benim en çok kullandıklarım arasında).

Dilin derinliklerine daldıkça inceliklere kapılıp gideceksiniz. Örneğin namus ve (çok az dilde karşılığı olan) iffet kelimelerinin dahi aynı olmadığını görüp yaşamın dili, dilin de zihni nasıl programladığını kavrayacaksınız. ‘Öğleden sonra metresle yapılan hızlı sevişme’ eylemi için ‘Cinq a sept‘ diye bir kelime belirlemek Fransızlardan başka kime layıktır mesela?

Buyrun bir merak konusu daha!

Dil, avlusunu ve duvarlarının yüksekliğini kendimizin belirlediği bir mapushane. Fakat bu kendi dilimizle de sınırlı değil.

Lanet mi yoksa nimet mi bilmiyorum ama pek çok bahaneyle karşınıza İngilizce diye bir lisan da çıkmıştır eminim. Üstelik bugün bu dil sadece İngiliz ya da Amerikalılara ait değil. Aksine neredeyse evrensel bir Esperanto. Dünyanın yeni ortak lisanı. Pakistan’da garsona sipariş verirken, Hollanda’da mantar peşinde koşarken, Japonya’da taksiciye dert anlatırken aklınıza gelen ilk ortak payda.

Dahası bu kolektif kullanım sonucunda İngilizce kendi içinde de görülmedik bir dönüşüm içinde. Dilbilimcilere göre 25 yıl içinde Amerikan İngilizcesiyle Britanya İngilizcesi arasındaki fark dahi İtalyanca ve Fransızca kadar açılmış olacak (Çingilizce ve İngrizce lehçelerine hiç girmeyeyim).

Meraka yönelik açlığınızı tabldot tepsiler yerine uçsuz – bucaksız bir açık büfeden gidermek istiyorsanız İngilizce -mutlaka değil ama- neredeyse şart (Ben yine insaflıyım; Bedri Rahmi Eyüboğlu en azından üç dilde ana avrat dümdüz gitmeyi şart koşuyor).

Peki nasıl öğreneceksiniz? Onun da ilacı internette var; üstelik bedava! Siz yeter ki niyet edin. Türkçe arayüzlü Duolingo hiç fena bir başlangıç sayılmaz mesela. Film izleterek İngilizce öğreten çok daha eğlenceli ve ilginç bir (Türk girişimi) seçenek de var: Voscreen.

(Yazarken anladım ki bu yabancı dil meselesi de ayrı bir yazı hak ediyor. Bir ara bakarız)

Peki ne okuyacağız?

Buraya kadar geldiğimize göre neden okumamız gerektiğini az-çok anladık. Kişisel meraklarımızı da keşfettik. Şimdi harekete geçme zamanı. Bu safha aynı zamanda benim en zorlandığım alan. Pek çok şeyde olduğu gibi kitaplar konusunda da tavsiyelerin yöntem olarak hatalı olduğuna inanıyorum. Bu, birisine “mutlaka pamuklu yeşil tişört giymelisin, çok yakışır” demekten farksız.

Ama mutlaka bir öneri isterseniz ‘Çok Satanlar’ yazılı raflardan uzak durmanızı söylerdim. Çünkü o gruptaki kitaplar çoğunlukla yayınevi ve kitap zincirlerinin ‘akçeli ilişkileriyle‘ şekillenir. Çok satmazlar ama çok satmaları istenir. Bu yüzden gözümüze sokulur. İnsanların çoğu da bu yönlendirmeye her zaman uyar. Tercih sizin elbette.

Bu yüzden bu kısımda topu taca atıp, neyi nerden alabileceğiniz ve nasıl okuyabileceğiniz konusuna geçmeyi tercih ediyorum.

Kitap alışverişi için birkaç tüyo ve alternatif kaynak

“Kitaplar çok pahalı” cümlesini sık duyuyorum. Bazıları cidden öyle. Fakat ben kitaba başka bir açıdan bakıyorum. Örneğin Bill Gates adlı bir Amerikalı küçük yaşından itibaren eline (altın tepside) geçen birçok fırsatı akıllıca kullanarak hem dünyayı dönüştürmeyi hem de gezegenin en başarılı ve zengin insanı olmayı başarmış. Sonra ömrü boyunca biriktirdiği her önemli bilgiyi kitaplaştırmış. 30 Liraya satıyor. 30 LİRA! Sizce bu, sunulan değer için yüksek bir bedel mi?

Kitaplar size bir ömürde birden fazla hayat yaşama fırsatı sunar. Yüzlerce yıl geçmişe ya da geleceğe taşır. Hayatınız boyu tecrübe edemeyeceğiniz şeyler yaşatır. Zamanı hızlandırır. Sizi Dünya vatandaşı yapar. Liste böyle uzar, gider.

Bundan sonraki önerileri maddeler halinde sıralayacağım:

  • Büyük şehirlerde yaşayan ‘çoğunluklardan’ iseniz büyük zincir kitapçıların çoğunda kitapları almadan önce rahat koltuklara kurulup dilediğiniz süre boyu inceleme, kurcalama, okuma (hatta vaktiniz varsa baştan sona okuma) imkanınız var. Bu ayrıcalığı kullanın.
  • Kitaplar hakkında bilgi sahibi olmak için (bulunduğunuz şehirde varsa) kitapçılar harika bir seçenek. Ama kitap satın almak için akıllıca bir tercih oldukları söylenemez. Baktığınız kitapları kitap zincirlerinin kendi web sitelerinde dahi ortalama yüzde 20 – 30 ucuza almak mümkün. Bu az – buz bir indirim değil. Tek sorun hemen sahip olamama, hemen ele alıp okuyamama sıkıntısı. Kargo ulaşıncaya kadar başka şeyler okursunuz artık ;)
  • Yukarıdaki tavsiye için tek istisnam mahalle kitapçıları. Yaşadığınız yerde büyük zincirlere bağlı olmayan küçük bir kitapçınız varsa 3-5 Lirayı helal edin. O da hayatta kalsın.
  • Kitap, internetten daha ucuz. Fakat elektronik seçenekler arasında da farklar olabiliyor. Ben her alışveriş öncesi Kitapmetre sitesine bakıyorum. Fiyat farkları düşündürücü aralıklarda seyredebiliyor
  • Kitapları e-kitap okuyucularda da okuyabilirsiniz (e-kitap okuyucu ile tabletler arasında tül perde ile panjur kadar fark olduğunu hatırlatmak isterim). Ben yaklaşık 5 senedir gayet memnun bir şekilde Kindle Paperwhite kullanıyorum (şimdi baktım da 139 Dolar’a aldığım cihaz yenileri çıkınca 45 Dolar’a inmiş).
  • Kindle normalde (haliyle) sadece Amazon’un e-kitaplarıyla uyumlu ancak elinizdeki mevcut arşivi Calibre ve benzeri hizmetlerle dönüştürüp aktarmanız mümkün.
  • Türkiye’de yasal olarak yayımlanan (son derece kısıtlı) e-kitapları çevirmeyle uğraşmadan okumak isterseniz Calibro (resmi sitesi), ve Kobo gibi seçenekler olduğunu da hatırlatırım.
  • Denk gelirsem; en hoşuma giden (‘okuma’ desem olmayacak) tüketim şekillerinden biri de sesli kitap formatı. Genellikle bir seslendirme sanatçısının ağzından (hatta becerebiliyorsa bazen bizzat yazarının ağzından) kitabı dinlemek müthiş bir konfor. Kulaklığını tak ve yepyeni bir dünyanın içine dal. Yaklaşık 5-6 saatte bir kitabı bitirmenin keyfi bir başka oluyor. (İngilizce) sesli kitaplar için Audible kullanıyorum; Türkçe kitaplar için de Seslenen Kitap seçeneğini hatırlatmış olayım.
  • “Kitabın tamamını sesli bile dinlemeye vaktim, dikkatim yok. Ben çok meşgul bir insanım. Tahmin edemeyeceğiniz kadar önemli işlerim, uğraşlarım var” diyorsanız (giderek artan sıklıkla kullandığım) tembel işi, (yani ‘çağdaş’) bir çözüm var: Blinkist. Almanya merkezli bu hizmet ücretli ve ücretsiz üyelik modellerine sahip. Ücretsiz üyelikte her gün sizin için seçilen 1 kitabın, yıllık 50 Dolar verirseniz ise (sürekli büyüyen) arşivindeki tüm kitapların ÖZETİNİ okuyorsunuz (yıllık 80 Dolar verince sesli olarak dinlemek de mümkün). Aslını okumuş kadar oluyor mu? ELBETTE HAYIR! Ama fikir veriyor. Hiç yoktan iyidir.
  • Bazen anlaşılmaz fiyat etiketlerine sahne olsa da Türkiye’deki neredeyse bütün sahafları birleştiren Nadir Kitap sitesi de ikinci el ya da baskısı bitmiş kitap ve dergiler için harika bir kaynak.
  • En hoşuma giden, mucize kabilinden hizmeti ise en sona sakladım: Better World Books. 2002 yılında aynı üniversitede okuyan 3 arkadaş tarafından kurulan ABD merkezli bu site ülkedeki neredeyse bütün sahafları ve 2 bin 300’ü aşkın üniversitenin 3 binden fazla kütüphanesini bünyesinde barındırıyor. Kütüphanelerden (çeşitli sebeplerle) imha edilmesine karar verilen kitapları toplayıp neredeyse kağıt maliyetine satıyor. Şu ana kadar sattığı kitap sayısı 250 milyon adedi geçmiş durumda! Kazancının büyük bölümünü eğitim kurumlarına aktarıyor. Yoksul ülkelerdeki kütüphanelere bağışladığı kitap sayısı 21 milyonu geçmiş. Ama hala en güzel ayrıntısını söylemedim: KARGO BEDAVA! Kütüphanemdeki İngilizce kitapların hatırı sayılır bir bölümünü bu siteden aldım. Amazon’dan alacağım bir (basılı) kitabın nakliye bedeline buradan 10 kitap almak mümkün. Mucize desem bile tarif etmeye yetmiyor.

👋Yeni mallar geldi 🤗😍👍📖 (bununla ilgili ayrıca bir şeyler yazacağım, dursun burada).

A post shared by M. Serdar Kuzuloglu (@mserdark) on

Kitap okutayım derken kitap kadar yazı yazmışım. Burada noktalayalım. Aklıma gelenler olursa döner, güncellerim.

Kapatırken (daha önce başka bir vesileyle paylaştığım) hatırlatmayı tekrarlayayım: Kitap okumak istiyorsanız yanınızda kitap taşıyın. Okumak için asla uygun bir zaman, yer, vesile, fırsat olmayacak. Ama cebinizde, çantanızda, tuvaletinizde, başucunuzda, çekmecenizde, arabanızda; kısacası elinizin altında kitap olursa okumaya ne kadar çok vaktiniz olduğunu göreceksiniz.

Merakınızın asla sönmemesi dileğimle.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

48 Responses to Kitap ‘sevmek isteyenlere’ birkaç tavsiye

  1. Recep KARAMANLI 11/07/2017 at 10:39 #

    Güzel bir yazıı olmuş. Teşekkürler.

  2. Önder Eren 11/07/2017 at 11:05 #

    Harika bir yazı olmuş. Elinize, dilinize, zihninize sağlık. Sona sakladığımız siteden haberim yoktu. Müdavimleri arasına katılacağımı hissediyorum şimdiden.

  3. Orhan Özdemir 11/07/2017 at 11:15 #

    Amirim öncelikle geri döndüğünüz için mutluyum. Sürekli okuyorum,okumaya gayret ediyorum. Okumanın her türlüsü iyi dediniz ama hikaye roman okumak -çoğu zaman- teknik bir bilgi vermiyor. Mesele kitap okumak değil, ‘okumak’ (öğrenmek) başlığında kafam karıştı. Sadece bilgi veren kitapları mı okumalıyız?

  4. Mehmet Ali Sel 11/07/2017 at 11:24 #

    Serdar Bey bloga iyi ki döndünüz. Sizi çok değerli buluyorum. Aslında sizi takip etme nedenim aynı zamanda genel anlamda okuma eyleminin neden önemli olduğu sorusuna verdiğim cevapla aynı: başkasının deneyim bilgi ve görgüsünden faydalanmak. (Genel anlamda dedim çünkü edebi okuma ve bilimsel okumayı daha başka itki ve amaçlarla yapıyorum elbette) Siz bu dediğim anlamda kişisel deneyim ve içten bilgisini paylaşan bir insan olarak değerli bir kaynaksınız. (Bunu derken size bir hayranlık duyduğum veya görüşlerinizin hepsini tasvip ettiğim için böyle düşünmediğimi anlayacaksınızdır) Sizin gibi bu içtenlik ve doğrudan uygulanabilir veya feyz alınabilir yaşam deneyimlerini paylaşan başka kimleri önerebilirsiniz internet aleminde? (Ingilizce de olabilir)

  5. Ahmet Usta 11/07/2017 at 11:36 #

    Yıllardır biriktirdiğin bilgine, ilgine, arzuna ve ellerine sağlık Serdar. Bence bu yazı müfredata girmeli. Türkçe derslerinde okutulmalı.

    Ufak bir genişletme eklemek isterim. Matbaayı ilk icad eden Gutenberg değildir. Matbaa ilk olarak Gutenberg’den yaklaşık 1.600 yıl kadar önce ilk olarak Çin’de (M.Ö 200 civarı) bulunmuştur. Ahşap bloklara oyma tekniği ile içerikler işlenerek kumaş ve deriye baskı yapılıyordu. Daha sonra bu teknik farklı şekillerde geliştirilerek kullanılmış. Gutenberg’in ise ilk olarak başardığı şey matbaa teknolojisini dökme metal harf bloklarına taşıması ve temel anlamda dizgiyi geliştirmesidir.

  6. Merve Uzun 11/07/2017 at 12:10 #

    Serdar Bey, ne güzel özetlemişsiniz! :) Çok teşekkürler.

  7. Fatih 11/07/2017 at 12:32 #

    Okuduğunuz kitaplar ve diğer yazılardan sonra nasıl bir yazma gerçekleştiriyorsunuz hocam? Kitap okuma isteği tamam da, bu not alma ve onu sonradan kullanma konusunda hiçbir fikrim yok. Mesela siz her kitabı bir kalemle mi okursunuz? Altını çizdiğiniz kısımları, sonradan bir özet haline mi getirirsiniz? Bu konu hakkında da yardımcı olursanız çok sevineceğim.

    • M. Serdar Kuzuloglu 11/07/2017 at 14:22 #

      Notlarımı Evernote’ta tutuyorum (bunu ayrıca bir yazıda yazmıştım). Genellikle kitabı bitirdikten sonra altını çizdiğim satırları, hamişleri buraya aktarıyorum.

      • ozleyen 11/07/2017 at 22:55 #

        Daha evvel bazı evernotelarınızı paylaşmıştınız. Bunları da paylaşmayı düşünür müsünüz? (Paylaşmışsanız hali hazırda affola)

  8. Dr. Özlem Demir 11/07/2017 at 12:35 #

    çok güzel ama uzun bir yazı bence de.. okumak ve öğrenmek için en azından eline geçirmek ve elinde tutmak lazım. okumayı sevmek ve istemek lazım. herşeyden önce bilmediğin şeyleri öğrenmeye merak ve biraz da macera duygusu şazım. yalnızlığınızı sevmeniz ve farklı insanlara ve fikirler hayatınızda yer verebiliyor olmanız lazım. biz ansiklopedi okuyan bir nesildik. bilmediklerimizi ebeveynlerimizden öğrenecek kadar şanslı değildik çünkü. ama çok okuyarak gezen bilir desturunu aldık nakış gibi işledik. fırsat buldukça okuduk gezdik konuştuk yazdık ve öğrendik ki bilinmeyene merak tutkusu insanın deviniminde yegane ivme olmalıdır.. Çok söz var sizin de yazdığınız gibi bu konu ile ilgili… sözün özü.. oku ve başka bir insan ol. daha iyi ol.

  9. Harun Kaban 11/07/2017 at 12:35 #

    “Kitap okumak” değil de “okumak” meselesi önemli. Bazen kitap okumak meseleye dönüşüp murad edilen okuma halini engelleyebiliyor. Bence bir kitabı zorla bitirmeye çalışmak aynı zamanda heba edilen bir okuma zamanı gibi geliyor, gitmiyorsa bırak başkasına geç. Tabi bu da ayrı bir yazı konusu. :)

  10. Salih KAMALI 11/07/2017 at 12:47 #

    Bloga geri döndünüz. goodreads.com’a da dönüşünüzü bekliyoruz :)

  11. salim kadıbeşegil 11/07/2017 at 13:18 #

    Hocam harika bir iş yapmışsın:-) Binlerce insanın derdine derman olmuşsun. Süper. Belki yeridir diye not düşeyim; İzmirli sanayici ve değerli entelektüel Uğur Yüce on yılı aşkın bir süredir güncel kitapların kapsamlı bir özetini hazırlıyor ve http://www.ozetkitap.com da yayımlıyor. Meraklılarına buradan duyuralım.

  12. M. Sabri Şenol 11/07/2017 at 13:21 #

    Güzel bir yazı olmuş, emeğinize sağlık

  13. Hilal Furkan 11/07/2017 at 14:05 #

    Merhaba Serdar Bey,

    Bir ekleme de ben yapmak isterim. İngilizce yayınlara ulaşmak noktasında ucuzundan bir yöntem de benden olsun. Yüksek Lisans ve Doktora öğrencisi iseniz okulum Boğaziçi’nin kütüphanesine üye olup (yıllık 80tl sanırım) çok sayıda güncel kitaba, ki bunlara İngilizce başta olmak üzere birçok dil dahil, ulaşabilirsiniz. Kitabı dışarı çıkarmanıza izin verilmiyor bu tip bir üyelikte ama kütüphanede bizim gibi öğrencilerle arkadaş olursanız hassasiyet koşuluyla biz size bir güzellik yaparız :) (Ekstra not: Boün sinema salonunda tüm öğrenciler için biletler 3 tl.) Sinemaya gitmenin de kitap okumanın da istedikten sonra -sizin de birçok yolunu verdiğiniz gibi- envai çeşidi var. Böyle güzel şeyleri okumayı ve paylaşayı çok seviyorum. Kaleminize sağlık, Audible’ı indirdim :) teşekkürler amirim

    • M. Serdar Kuzuloglu 11/07/2017 at 14:20 #

      Bu çok kıymetli bir bilgi olmuş. Aklımda tutacağım. Boğaziçi deyince aklıma görme engelliler odağında Türk Telekom ile ortak yürütülen sesli kitap arşivi geldi. Onun kamuya açılması ile ilgili bir çaba, niyet var mıdır acaba?

      • hilal furkan 11/07/2017 at 16:09 #

        Evet mükemmel ve güncel bir arşivi var bu anlamda okulun ama telif hakları yasasına göre suç olduğu için böyle bir girişimleri yok kamu için, (sorup teyid de ettim az önce GETEM’e). Ama güzel yanı şu ki %40-%50 görme engeli olan her yaştan insan -öğrenci olsun olmasın- bundan faydalanabiliyor. Boğaziçi’nin engelliler için çok hassas olduğu bir gerçek, okulda çok fazla görme engelli arkadaşımız var ve kampüs hayatında çok fazla kolaylık sunuluyor onlara. Yemekhane’deki görevlilerin dahi -görevleri olmamasına rağmen- onlara menüyü ve içindekileri tarif etmek, yemeğini servis etmek, boş tepsisini almak gibi yardımları oluyor onlar talep etmedikleri halde. Bu karşılıklı nezaketi izlemek bile insana müthiş keyif veriyor. Hatırlayacaksınız görme engelliler için tasarlanan “dünyanın ilk akıllı bastonu WeWALK” projesinin lideri kendisi de bir görme engelli olan eski bir Boğaziçi’li Kürşat Ceylan’dı. Umarım onlar için gösterilen bu hassasiyet ve destekler bulaşıcı bir hastalık gibi yayılır zihinlerimize.

        Bu arada yazmayı unutmuşum, öğretim elemanları da kütüphaneden yararlanabiliyor elbette. (Ayrıntılı bilgi: http://www.library.boun.edu.tr/kullanim_kosullari.php)

        Bir yerlerde karşılaşmak ümidiyle…

  14. Ozan 11/07/2017 at 14:05 #

    Güzel yazı için teşekkürler amirim. Özellikle BetterWorldBooks tavsiyesi paha biçilmez. Öte yandan ufacık bir ayrıntıya temas etmek istiyorum. Yazıda malum giysi için ‘T-Shirt’ kullanımını tercih etmişsiniz. Nişanyan Sözlük’e göre, tespit edilebildiği kadarıyla1965’ten beri Türkçede ilgili sözcük ‘Tişört’ şeklinde kullanılıyor. TDK’nın sözlüğünde de ‘Tişört’ kullanımı mevcut. Böylesi bir kullanımın sözcüğü dilimizin söz dağarcığına dahil edip Türkçeyi zenginleştireceğini, T-Shirt kullanımının ise sözcüğü hep yabancı bir dile ait kılacağını düşünüyorum. Paylaşmak istedim.

    • M. Serdar Kuzuloglu 11/07/2017 at 14:18 #

      Doğru söylüyorsunuz. Kıyafet konusunda kelimelerin oturması zaman alıyor sanıyorum. Tight yerine tayt demek gibi. Bu şekilde düzeltiyorum şimdi.

      Şahsen kafamın daha karışık olduğu konu yabancı şehir ve eyaletlerle ilgili. Mesela Kaliforniya yazmak oluyor ama Vaşington ya da Niv York yazarken el titriyor.

  15. Ozan 11/07/2017 at 14:46 #

    Şehir ve eyalet adlarıyla ilgili böyle bir takıntım yok. Sonuçta bahsettiğimiz şey bir yerin özel adı. Dolayısıyla dile yerleşmiş bir kullanımı olmadığı sürece özgün haliyle yazılması uygun. Aksi bana dil bilincinden ziyade bir milliyetçilik olarak geliyor. Tabii burada da şöyle bir şeyi söylemek gerek: Sözgelimi New York veya Wahsington D.C. yazmak gayet tabii geliyor ama manavda portakalın üstünde “Vaşington Portakalı” yerine “Washington Portakalı” yazısını görmek istemem. Yahut eskilerin Manchester’dan getirttikleri kumaş türünü ben halk arasında yerleşik olan kullanımıyla, “Mançester Kumaş” şeklinde kullanıyorum.

  16. BatoR 11/07/2017 at 14:50 #

    Voscreen’in bir tanıtımına katılmıştım. Projeyi çok beğenmiştim, hatta Güney Amerika ülkelerinde okullarda dil eğitiminde kullanıldığını öğrendiğimde, hayranlığım daha da artmıştı. Böyle başarılı yerli girişimlere bayılıyorum. Kullanın, tavsiye edin, destekleyin efem…

  17. firuze 11/07/2017 at 14:56 #

    serdar bey ozamn şoylemı oluyor kıtabı seslı dınleyebılyosak ve ıyı gelyorsa ozamn bazı ıyı fılmlerde kıtap kadar etkısı oluyodur..

    • M. Serdar Kuzuloglu 11/07/2017 at 15:10 #

      Ona hiçbir şüphem yok. Fakat romanını okuduğum filmleri izleyince (genellikle) hep bir yavanlık hissine kapılıyorum. Eminim sizde de olmuştur. Güçlü bir yazarın kelimelerle dantel gibi işlediği ayrıntıları görselleştirmek kolay iş değil.

  18. ibrahim 11/07/2017 at 15:01 #

    Merak konusunda oldukça zayıf olduğumu düşünüyorum, yılda ortalama 40-50 arası kitap okuyorum ve çoğunlukla da roman. Bu yazıda bahsedilen profile pek uymuyorum, genelde bilgi yüklü kitapları romanların arasına serpiştiriyorum, çünkü romanları daha çok beni rahatlatıp farklı bir dünyaya götürdüğü için tercih ediyorum.
    Bu bağlamda sanırım bilgi güçtür söyleminize katılsam da bilgi seviyemi planladığım kadar yukarı çekemiyorum :)

    • M. Serdar Kuzuloglu 11/07/2017 at 15:08 #

      Öyle olduğunu düşünmüyorum. Dostoyevski, Puşkin, Orhan Pamuk, Yaşar Kemal ve böyle nice romancıların eserlerinden öğrenilenleri yok saymak mümkün mü? Roman okuyabilmek çok özendiğim bir heves. Ne var ki yoğunlaşma istiyor. Benim kitap okuma tarzım ‘arada atıştırmak’ benzeri olduğundan çok az roman okuyabiliyorum. Sizi de rahatlatan o ‘farklı dünyalar’ çok az kişinin tadabildiği ayrıcalıklar. Keyfini sürün.

  19. firuze 11/07/2017 at 15:38 #

    serdar bey sıze bı sorum daha olucak ben /100 düşüncenın gücu kıtabını okudum ve bu kıtapdan sonra araştırmaya başladım ve allahın olmadıgı kanatına vardım dıyelım ama bnm suan bu konuyla ılgılı guclü tespıtlerım olmadıgı ıcın sızın bu konuyla ılgılı fıkrınızı almak ıstıyorum semıh yalmana sordum bnm bu konuyla ılgılı bılgım olmadıgı ıcın sıze cvp veremıyorum dedı ama etrafımdakı ınsanlar bana artık durmamı yalnış yolda ılerledıgımı boyle bişeyın olmadıgını soyluyolar stepen Stephen hawkingde bı ateist ve durumu ortada ve bununda allahın işi olarak goruyolar cevremdekıler…saygılarr.

  20. Ekrem H. 11/07/2017 at 16:00 #

    Emeğinize sağlık, elleriniz dert görmesin. Bu faydalı yazı için teşekkür ederim.

  21. Murat Sami 11/07/2017 at 16:03 #

    Amirim, bir de data içerikli kitap, yazı, makale okumak ya da dinlenek için kullanılabilecek bir aplikasyon tavsiye etmek isterim.eReader Prestigio. Sanırım okurken Google servisini kullanıyor. Benzer bir çok applikasyon vardır diye düşünüyorum.

  22. Kenan 11/07/2017 at 16:21 #

    Harika bir paylaşım olmuş. İyi ki varsın hayatımızda amirim.

  23. Ozgur N. 11/07/2017 at 16:26 #

    sesli kitap konusunda milli kütüphane gönüllüleri bekliyor. ankara’da olup konuya ilgi duyanlar mesai saatleri içinde ziyaret edebilir ve kısa bir teste girdikten sonra uygun bulunurlarsa görme engelliler için kitap seslendirebilirler.

    okumanın sadece bilgiye erişmek amaçlı olarak nitelendirilmesini ben de yadırgadım, ancak niyetinizin bu olmadığından ve konuyu kendi alışkanlıklarınızla tanımladığınızdan da eminim.

    son olarak bu makalede keşke goodreads’in de okuma konusundaki motive edici yönüne bir atıf olsa idi.

    sonun sonu da her hafta bir kitap düstüru ile gelsin: https://www.kitapkulubu.com.tr/

    saygılar amirim. tekrar burada görmek ne güzel…

  24. İlsu Dirgin 11/07/2017 at 16:52 #

    Süper yazı.

    Ben işe arabayla gidip geldiğim yıllarda Almanca sesli roman dinliyordum. 30 sene önce öğrendiğim ve hayatımın hiçbir alanında kullanmadığım bu dili tamamen kaybetmediysem, böyle küçük çabaların sayesindedir.

    Okumak ve okumak arasındaki fark çok önemli. Ama öğrendiğimiz bunca bilginin aklımızdan uçup gitmesine nasıl engel oluyoruz, nasıl kalıcı kılıyoruz, ona da bir formül verirseniz büyük sevap işlersiniz :)

  25. Umut Can Tülü 11/07/2017 at 18:35 #

    Yabancı dil üstüne yazacağınız yazıyı merakla bekliyorum. Sıkı bir şekilde takip ettiğim sizden bu konudaki tüyolar ve çıkarımları okumak çok faydalı olacak. Lütfen kısa da olsa bir başlık da bu konuya ayırın.

  26. GüzDoçentiŞair (@Faili_Meczup) 11/07/2017 at 19:33 #

    Sizi tanıdıktan sonra hayata karşı tutumumun olumlu yönde değiştiğini belirtmek isterim. İyi ki videolarınızdan birine denk geldim ve günde saatlerce katıldığınız programları izliyor oldum. Adınızı yakın zamanda duyma cahilliğinde bulunduğumun için biraz utanç duyuyorum açıkçası, fakat “zararın neresinden dönersek kardır” mantığıyla sizin fikirlerini en hızlı şekilde empoze edebilmek adına, yazılarınızı okuma gayretindeyim. Hayata dair havada kalan bir çok sualim sayenizde ayakları yere basmaya başladı. Var olun efendim.

    Umarım bir gün karşılaşırız :)

  27. Mehmet Ates 11/07/2017 at 20:20 #

    Awesomebooks.com. Bence Betterworldbooks’com dan daha basarili bir site.
    Turkiye’ye shipping’i 3€. Bargain’den 3€’a kitap bulunabiliyor. Yani 8-9 kitap + shipping = 30€. Muazzam bir site.

  28. Alpaslan 11/07/2017 at 22:13 #

    Ben onu bunu bilmem arkadaş!
    Hangi yiğit bana schopenhouer’den bahseden bir teknoloji yazarı gösterebilir?
    Onu söyleyin bana.

    https://youtu.be/vrdgaBFj6hg

  29. Ahmet Ç. 11/07/2017 at 22:21 #

    Serdar abi merhaba, iletişim bilgini göremeyince yorum olarak yazmak istedim. Dilersen bu yorumu yayınlama amacım yorumumun yayınlanması değil çünkü sana ulaşmak :) Okumanın kişisel anlamda katkılarını yaşamış biri olarak çevreme bunu aşılamaya çalışıyorum uzun zamandır ve şöyle bir yazı yazmıştım https://medium.com/turkce/okumak-ve-%C3%A7apraz-okuma-y%C3%B6ntemi-hakk%C4%B1nda-birka%C3%A7-%C5%9Fey-4ec166d1058f şimdi yazınızı okuyunca ekstra mutlu oldum. Sizin gibi kitlesi geniş kişiler belirli aralıklarla bu tipte yazılar yazsa okuma konusunda farkındalık artabilir. Malum tek kurtuluşumuz okumak. Mutlu çalışmalar.

  30. Onur ERTÜRK 12/07/2017 at 00:05 #

    Amirim asıl sorun şu ki yardımlarınızı rica ederim; okumadan daha öte okuduğunu özümsemek. Evernote’a not alıyorum demişsiniz başkaca bir çalışmanız oluyor mu kitabı özümsemek için? Ne yapmak lazım okuduktan sonra bunları fiiliyata dökmek ve bilakis hatırlayabilmek için?

  31. msdundar 12/07/2017 at 01:52 #

    BetterWorldBook’ta bulamadığınız bir kitap olursa Thriftbooks.com’da oldukça iyi ve uygun fiyatlı bir sitedir.

  32. Hakan Erdoğan 12/07/2017 at 11:47 #

    Uzun zamandan beri Akıl- emek- yürek üzerine kurulmuş yazılarınızı beğeniyle okuyorum. Emek harcamadan vizyonumuzun gelişimine katkıda buluınduğunuz için teşekkür ederim Serdar bey. Varlığınızdan mutluluk duyuyorum.
    Bu zengin yazınızdan sonra, artık hepimizin sembolik bağışlarımızı yapma zamanı geldiğinin tam anlamıyla farkına vardım.

    İyi çalışmalar diliyorum.

  33. RZA 12/07/2017 at 14:47 #

    hocam kusura bakmayın ama bunu bile okumaya üşendim :((((

  34. Osman TURAN 12/07/2017 at 23:39 #

    Öncelikle blog yazılarına yeniden başlamanız beni gerçekten çok sevindirdi.Zamanında ebeveynlerin Teksas Tommiks çizgi romanlarının yetişkin işi,zararlı diyerek çocuklarının okumasını zinhar yasakladığı, bu yasağın kendi çözümünü ders kitabı arasında kaçak göçek okunarak bulunduğu bir kuşağın sonuna yetişmiş biri olarak, keşke o zamanlar ebeveynler bu kadar katı olmasaydı bu tür yayınların sürükleyiciliği ile birlikte belki de birçok kişi okumaya daha çok meyilli olacaktı.

    Okuma okuma alışkanlığının ailede başladığı yadsınamaz bir gerçek. Milli Eğitim Bakanlığı’nın OECD ile birlikte ülkemizde yaptığı çalışmaya göre 15 yaşında öğrencilerin yüzde 26.9 unun evinde en fazla 10 kitap var. Evlerin yüzde 54’ünde kitap sayısı 25’i geçmiyor. Dolayısıyla kitap dergi vs.okumayan ailelerin çocuklarının da kitap okuma alışkanlığı kazanması çok zor görünüyor. Kitapsız kütüphanesiz olma durumu okullarda da telafi edilemiyor. Ne yazık ki iyi bir kütüphane veya kitap envanterine sahip okul sayısı çok az.

    Konuyla ilgili Selçuk Şirin Hocanın güzel bir yazısını burada paylaşmak isterim.

    Saygılarımla.

    http://mobil.hurriyet.com.tr/neden-yasar-kemal-icin-yas-tutmayi-beceremedik-36373305

  35. Nihan 13/07/2017 at 17:31 #

    Bir kitapsever olarak yazınızı çok sevdim.
    Teşekkürler.

  36. Nesrin 17/07/2017 at 17:22 #

    Serdar Bey merhaba, better world books sitesi harika, teşekkürler tavsiyeniz için. 35 usd üstü sipariş Türkiye’de limite takılmıyor mu?
    teşekkürler&selamlar
    Nesrin

  37. Yosun Samlı 18/07/2017 at 13:29 #

    Harika yazmıssın çok okurum ben ama bu sosyal medya acaip baltalıyor okuma alışkanlığını.. Bu yazıyı bir çok kişiyle paylaşıcam, iyi ki varsın :)

Trackbacks/Pingbacks

  1. Memleket tamam da 'senin' halin ne olacak? - M. Serdar Kuzuloğlu - 12/07/2017

    […] ne kadar cazip şey varken bunları bir süreliğine bir kenara bırakın ve geleceğiniz için bol bol okuma yapın. Dünyanın hiçbir döneminde başarılı şirketler ve insanlar bildiklerini paylaşmak için bu […]

  2. ‘senin’ halin ne olacak? /Serdar Kuzuloğlu | A Blog Daire 6 - 12/07/2017

    […] ne kadar cazip şey varken bunları bir süreliğine bir kenara bırakın ve geleceğiniz için bol bol okuma yapın. Dünyanın hiçbir döneminde başarılı şirketler ve insanlar bildiklerini paylaşmak için bu […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim