Tag Archives | kindle paperwhite

Modern yaşamın lüksü: okumak

Bu yazıyı geçen hafta yazmaya başlamış ancak yarım kaldığı için yayımlayamamıştım. Giriş kısmını bunu göz önünde bulundurarak okumanızı rica ederim.

‘İstanbul’a kar yağdı, memlekete kış geldi’ şeklinde bir gazeteci klişesi vardır. Bütün ana akım medya İstanbul’da olduğundan ülkenin büyük bölümünü felç eden (ve ancak ekranına düşen ajans bülteni sayesinde haberdar olduğu) kara kışı ancak kendi üstüne kar çökünce fark eder. Ki düşününce doğrusu da budur; yerel medya bunun için -bizden gayrı- her yerde güçlüdür.

Başka mesele.

galata-kar

Dün İstanbul’da beklenen kar yağışı başladı, gece hızını arttırdı, bugün de devam ediyor. Okullar tatil. Akşam bir sunum yapacaktım; ertelendi. Bir ödül törenine katılacaktım, o da öyle. Mecburen yollara düşmek zorunda kalanların –yok yere çektiği– çileyi iştahla köpürten haber bültenlerini dinlerken keyifle yaptığım tostumu, demlediğim çaya katık ettim. Ardından koltuğuma ve kitaplarıma gömüldüm.

Kısmetime Halil Cibran çıktı ve her zamanki gibi keyif verdi.

Continue Reading →

Bu yazıya 70 yorum yapıldı.

Calibro Touch Lux incelemesi

Tatilimin uzun bir bölümünü geçirdiğim yazlığımızda en büyük sıkıntım kitaplar olmuştu. İstanbul’da yaşamak zihni resmen zehirliyor. Her tarafta karşıma çıkan dev kitapçıların nasıl bir nimet olduğunu yeni bir şey okumak için süpermarket raflarını didiklediğimde anlamıştım (marketlerde satılan kitapları ve yazarları küçümseyenlerden asla olmadım ama taşrada bu kadar önemli bir görev üstlendiklerini de bilmiyordum). Hayatımı kurtaransa keşfettiğim korsan kitap tezgahı olmuştu.

Kitap tutkusu bir garip; bilmeyene anlatması zor. Okumak için saatlerini feda etmek zorundasın. Üstelik bu devrin insanlarına düşünmesi bile imkansız gelen bir altın kuralı yerine getirerek: başka hiçbir şey yapmadan! Dahası, okumasan da oluyor. Hayatında kitap sayfası açmadan yaşayıp ölen milyonlar var. Okumak boy uzatmıyor. Ama okudukça bambaşka bir dünya açılıyor. Kulağına çalınan, gözüne gelen şeylerin ne küçük, ne önemsiz olduğunu; geçmişte, bugünde ve gelecekte aslında daha ne önemli şeyler olduğunu anlıyorsun. Hayal etmesi zor, sihirli bir dünya. Ve gerçekten fedakarlık istiyor (Karşılığını veriyor mu? Fazlasıyla!).

Kitabın e hali ne getiriyor?

En büyük dert, vasat eserlere denk gelme ihtimali. Kötü bir üslup, bozuk bir yazı ritmi ya da özensiz bir çeviri bütün keyfi kaçırabiliyor. Diğer yandan fiziken bir kitapçıya gidip raf taramak ya da internetten verdiğin siparişin teslimatını beklemek gibi şeyler de var. Yakaladığın boşluklarda devam etmek için yanında taşıman lazım. Okuduğun kitaptan bir bölüm aklına düşerse, yeniden göz atmak için kitaplığının yanında olmalısın.

Farklı bir kitap ‘tüketiminin’ mümkün olduğunu bir İtalya seyahatinde aldığım e-kitap okuyucu Bookeen Cybook Odyssey ile fark etmiştim. E-kağıt tablet gibi değil. Gözü yormuyor, acıtmıyor, güneşte parlamıyor. Üstelik (elektronik formattaki) bütün kitapların incecik bir cihazın içinde, her an yanında geziyor. Not alma, sayfanın kenarını kıvırma, altını çizme gibi bütün kitap tutkularının elektronik karşılıkları var.

Motosikletin bagajında Cybook’un camını çatlatıp emekli edince girdiğim yeni arayışta Amazon’un meşhur Kindle Paperwhite okuycusuyla tanıştım. Konforuna söyleyecek tek bir kelime bulamıyorum. Dünyanın en geniş e-kitap kalatoğuna sahip olması da cabası (bir de Türkçe olsa).

Ne olursa olsun e-kitap okuyucunun en büyük nimeti kitaba istediğiniz zaman, tek bir tıklamayla sahip olabilmeniz. Bu cidden muhteşem. Kargoya ekstra bedel ödeme ama en önemlisi bekleme yok. Tıkla ve okumaya başla.

Bir süredir metroda, yolda, orada, buradaki reklamlarda sürekli karşıma çıkan Calibro‘yu da merak ediyordum. Birkaç gün önce elime geçti. Bu yazıda onunla ilgili kısa süreli tecrübelerimi paylaşmak istiyorum (İncelememi bir video ile desteklemek isterdim ama öyle bir düzeneği kuramadım henüz).

E-kitap okuycular hakkında genel bilgiler

  • Öncelikle bu kategorinin bir e-kitap okuycu olduğunu unutmayın (garip ama bu çok yaşanıyor). Bu bir tablet değil, internette gezinti aracı değil, müzikçalar değil, sosyal medyaya göz atacağınız, e-postalara bakacağınız, oyun oynayacağınız bir araç hiç değil. E-kitap okuycunuzu sadece ve sadece kitap okumak için alıyorsunuz. Başka niyetleriniz varsa -kitap okuma dahil- hepsini yarım yamalak yaparak sizi mutsuz edecek bir cihaza yatırım yapıyorsunuz demektir. Öncelikli amacınız kitap okumak değilse, bir e-kitap okuyucu almayın.
  • E-kağıt / e-mürekkep kağıttan ayırt etmenizin çok zor olduğu bir teknoloji. Tablet gibi arkadan ışıklandırması olmadığından gözünüzü yormuyor. Tabletlerden çok daha hafif oldukları için elde tutarken yormuyor.
  • Ekranın dokunmatik olması bazen iyi bazen değil (eliniz yanlışlıkla ekrana değince sayfa değişmesi bazen can sıkabiliyor). Ama fiziki düğmelerin varlığı kesinlikle önemli. Sayfa değiştirmeyi düğmelerle yapmak her zaman daha işlevsel.
  • E-kitaplar DRM denilen özel bir dijital lisansa sahip. Dolayısıyla satın aldığınız yerin sizin cihazınızı desteklemesi önemli (yoksa yükleyemiyor; yükleseniz dahi açamıyorsunuz). Bu kısıtlamayı Calibre gibi ücretsiz uygulamalarla kırmak çocuk oyuncağı ama yine de ekstra gereksiz bir çaba.
  • Daha önemli bir ayrıntı olarak e-kitaplarınızı satın aldığınız yer ile ilişkinizi bir sebeple kestiğinizde kitaplarınız da bir anlamda buharlaşıyor (bazen onların sizi kapı önüne koyması da olası).

Calibro’ya has detaylar

Türkiye’nin en yeni kitap sitelerinden Babil tarafından satılan Calibro, Basic (149TL) ve Touch Lux (249TL) şeklinde iki seçeneğe sahip. Touch Lux, dokunmatik ve aydınlatmalı ekranıyla Basic’ten ayrılıyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 35 yorum yapıldı.

İlgimi çeken 5 web hizmeti

Blogda genellikle teknoloji konularına girmemeye çalışıyorum. Gazetedeki köşemde bunu zaten yapıyorum; burada kişisel ilgi alanıma giren konulara ağırlık vermeyi tercih ederim. Daha doğrusu dengeyi bir türlü tutturamadım. En iyisi akışına bırakmak.

Sevmediğim konuların başında son yılların ‘tıklama garantili’ numaralı başlıkları. 5 dakikada baklava göbeği, 10 günde garantili zayıflama, 7 adımda sigarayı bırakın gibi hiçbir halta yaramayan ama yine de bir umutla okutan yazılar (Henüz geri sayım taktiğine uyanmadı Türk interneti. Yakındır o da).

Bu yazı da öyle bir şey mi bilmiyorum ama karar sizin. Buyrun bu hafta keşfettiğim birkaç ilginç, orijinal, ücretsiz -ama en önemlisi basit– web hizmeti. Ne yazık ki hepsi İngilizce. Ama Türkçe sürümlerini yapmak için bir engeliniz yok. Eminim hepsinin Türkçesi ilgi çekerdi (girişimciler lafım size).

Spreeder

Eskiden okumaya meraklı olmak ve olmamak diye bir ayrım vardı. İkinci gruba dahil olanlar için okumak (ve yazmak) hayatta bir yer tutmazdı. Ama internet sayesinde hepimiz tarihte olmadığı kadar çok okuyup ve yazmak zorunda kaldık. Telefon, radyo ve televizyon gibi medyaların hayatımızdan çıkardığı okuma ve yazma internet medyasıyla ana ekseni oluşturdu. Email, sosyal medya, e-dergiler, e-kitaplar derken şaka-maka bayağı okuyup yazıyoruz. Benim gibi kitaba da tutkunsanız hayatınızın sorunu bellidir: zaman!

Spreeder sitesinin hedefi anlayarak daha hızlı okuyabilmenizi sağlamak. Dilerseniz kendi yazılımını indirerek bilgisayarınızda da çalışabiliyorsunuz (80 dolar). Bence uygulamayı satın almaya gerek yok. Yapılan şey o kadar basit ki bazen işe ne kadar yarayacağından şüphe edebiliyorsunuz. Ama okuma-yazmayı çok küçük yaşta öğrenmiş, ilkokulda hızlı okumada birinciliği kimselere kaptırmamış beni bile epey hızlandırdı diyebilirim.

spreeder

İşin özünde yaptığınız bir metni ekrana gelen kelimeler eşliğinde takip etmek. Hızlanıp yavaşlamak her zaman elinizde. Hızlı okumaya dair başka yöntemler de var elbet. Site İngilizce ama okuyabileceğiniz metinler her dilde olabilir. Bunun için okuma sayfasına istediğiniz metni yapıştırabilir ya da yukarıdaki menüde göreceğiniz bookmarklet hizmetini kullanabilirsiniz.

Şahsen çok uğraşmama rağmen tek beceremediğim satır satır; paragraf paragraf okumak. Tekniğini çok araştırdım, uyguladım ama başaramadım. Her şeyden çok işime yarardı oysa.

Continue Reading →

Bu yazıya 13 yorum yapıldı.