Haftanın Özeti: 30

Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Özetlerini hazırlarken kararsız kaldığım tek konu içeriğin uzunluğu. Çok mu uzun oluyor yoksa yeterli midir kestiremiyorum (geçen sene bu maceranın hangi dozda başladığını hatırlayan var mı?).

İçeriği elimden geldiğince blogumu Türkiye’den takip edenler için anlamlı hale getirmeye çalışıyorum. Fakat bazen (mesela bu haftaki Obama haberleri gibi) bizimle pek de alakası olmayan ayrıntılara da meylediyorum. Bu çabayı ‘bilseniz iyi olur’ şeklinde değerlendirin lütfen (içerik ve uzunluk / kısalık konusundaki yorumlarınızı da okumayı bitirdikten sonra) beklerim.

Başlıyoruz!

Genel Gündem

  • Avustralya’da gökten milyonlarca örümcek yağdı !

  • ABD’de NSA’in vatandaşları mümkün olan her şekilde takip edip fişlemesini protesto etmek isteyen bir grup New York’un farklı noktalarına basit teyp kayıt cihazları yerleştirip kaydettiklerini eyleme özel açtığı sitede paylaştı. Basit bir takiple dahi ne fazla bilginin toplandığına dair bir ibret belgesi.
  • Delta Havayolları internet mimlerinden oluşan bir kabin anonsu kullanmaya başladı.

  • Makyaj yapmak zor mu geliyor hanımlar? Artık telefonunuzdaki uygulamadan bir tarz seçip yüzünüzü MODA adlı özel 3D yazıcıya dayamanız yeterli. Bunu da gördük, haydi bakalım.

  • Üsame bin Ladin’in bir operasyonla ölü ele geçirildiği konutunda ele geçirilen kitap ve benzeri basılı malzemelerin içeriği bu hafta açıklandı. Aralarında Photoshop kullanım kılavuzu bile var.
  • Silah sahibi olmanın barışı getirmediğini binlerce savaş sayesinde anladık fakat askeri yatırımlar hala neredeyse her ülkenin bütçesindeki en büyük dilimi oluşturuyor. İlginçlikleriyle ünlü Kuzey Kore işin kolayını (hatta en ekonomik yöntemini diyebiliriz) bulmuş. Photoshop! Olmayan nükleer denizaltısından olmayan füzesini atan ilk ülke ve Büyük Başganı.

Tarih bunu da gördü.

Tarih bunu da gördü.

  • Terör örgütü IŞİD tarihi varlıklarıyla ünlü Palmyra şehrini ele geçirdi. Irak Eski Eserler Müdürü Mamun Abdülkerim şehirdeki yüzlerce heykeli güvenli yerlere taşıdıklarını söyledi fakat kentteki kalıntılar tehdit altında.
  • Kategoriyi küresel terörün son silahı selfie çubuklarının yarattığı mağduriyetlerle kapatalım (Bir Pizza Hut yapımı).

Continue Reading →

30 yorum yapıldı.

Yeraltından notlar

Film ve romanlardan bellediğim ABD’yi ilk defa 1993 yılında gördüm (hadi Amerika diyelim, kolay olsun). Yurtdışına ilk çıkışım değildi ama pek çok ilki orada yaşadım.

Yerin altını köstebek yuvası gibi saran küflü tünellerin içinde vızır vızır çalışan metrolar gibi.

Sistemini bir türlü çözemediğim türden bir haritayı okumayı gerektiren karman-çorman bir ulaşım sistemi. Yine de garip bir şekilde herkes yolunu tereddütsüz buluyor (ve istisnasız hepsi yürümekten yemeye, konuşmaktan içmeye şaşırtıcı bir telaş içinde).

NY-Subway_Station-42nd_Street_0057

Vagonda bir polis memuru gözüme çarptı. Amerikan polisi bizimkiler gibi gariban değil. Hepsi iri-yarı, heybetli. Bizim gibi salça-ekmekle büyümemiş çok belli. Yemiş, içmiş, semirmiş. Kaslar sporla şişmiş. Pantolonu jilet gibi ütülü. Üniformasının her kopçasından musibet def edici bir şeyler sallanıyor. Göğsünde parlak, dev bir yıldız, elinde karton bardakta kahvesi, ayakta dikiliyor.

Türkiye’deki meslektaşlarının bende bıraktığı fena anıların ürpertisiyle, yengeç gibi yaklaştım. Aklımda milyon soru. İfadesini bozmadan bakıp, başıyla çok küçük ‘merhaba’ tarzı bir jest yapınca muhabbet başladı. Kaç istasyon hakkım olduğunu bilmediğimden hızlıca, dilimin döndüğünce sıraladım soruları.

Continue Reading →

15 yorum yapıldı.

Not tutma kültürü ve Evernote

El yazım hiçbir zaman güzel değildi; zamanla daha da kötüleşti. Yine de her dönem takıntılı bir not tutma hastasıydım. Takıntı kelimesini öylesine kullanmadım. Kaydetme iştahı bir yana; kendime has çabalarım da vardı.

Örneğin ilkokul yıllarında -o dönem sahip olduğum en değerli şey olan- kol saatimin içinde, birkaç kez katlanmış minik bir kağıtta (içeriğini şu an hatırlayamadığım) ve kendime ait bir şifreyle yazdığım notlar olurdu (yıllar sonra Death Note ile karşılaştığımda ne kadar şaşırdığımı tahmin edebilirsiniz). Üstelik o saat içindeki notları her hafta büyük bir özenle yenilerdim. Dahası notlarımın hepsi -niyeyse?- şifreliydi. Kripto için kullandığım ve matah bir şey sandığım yöntemin tarihinin en eski (ve basit) Sezar metodu olduğunu çok sonraları öğrenecektim.

Yıllar boyu defterlere, kağıtlara aktardığım notların tamamı farklı sebeplerle yitip gitti (oysa şimdi nasıl da isterdim göz atmayı). Bilgisayarıma aktardıklarım ise bir hırsızlık sonucu beni terk etti. O günden sonra tamamen internet (bulut) tabanlı seçeneklere yöneldim.

everything-md-2b02795a

Bu arayışta kullandıklarım arasında beklentilerimi en iyi şekilde karşılayan Evernote oldu. Profil bilgime göre 24 Mayıs 2009 tarihinden bu yana kullanıyormuşum (Evernote’un kuruluş tarihi 24 Haziran 2008). Tahmin edeceğiniz üzere aradan geçen 6 sene boyu sayısız güncelleme ve yeni özellikle güçlendi ve her yeniliğiyle beni biraz daha içine çekti.

Continue Reading →

49 yorum yapıldı.

Tutkulu insanlar

Ön Bilgi: Zaman zaman dönüp eski yazılarımı okuyorum. Çoğunun ortak noktası uzun girizgahlar. Merak edenler için sebebi bir fikrin zihnimde nasıl oluştuğunu anlatabilme derdi. Bir öykünün oluşma öyküsünün bazen öykünün kendisi kadar önemli ve anlamlı.

1788 doğumlu Arthur Schopenhauer lise yıllarımda (yani biraz geç) keşfettiğim bir Alman Filozof. Yazdıklarını gerçekten anlayıp yorumlayabildiğime yönelik endişemi üstümden hiç atamadım. Buna rağmen kişiliğimi şekillendirirken en çok etkilendiğim kaynaklardan biridir (Schopenhauer okumak tek başına dünyadaki pek çok açmazı bertaraf etmek için yeterli. Hatta kesitleri bile nimetten sayılmalı bence).

Tesadüfen karşıma çıkan bir kitabın sayfalarını çevirirken denk geldiğim ve daha önce hiç denk gelmemiş olmama şaşırdığım Schopenhauer’e ait yukarıdaki bahis benim de büyük dertlerimden biri. Kitapları satın alma hızıyla okuma hızı arasındaki makas sürekli açılıyor.

Satın alınca okuduğunu sanma ya da bir gün okuyacağını düşünerek avunma hali. Kapağı açılmamış kitaplarla dolu rafların öyküsünde buna benzer ‘zihin sürçmeleri’ var hep.

Continue Reading →

35 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 29

Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Genel Gündem

  • ‘Türkiye’de kitap okunuyor mu?’ tartışmasının sonu gelmiyor ama -nüfusa oranla son derece az olsa da- Türkiye’de kitap ‘satılıyor’. Hayatını yazarak kazanan kişi sayısı fazla değil ancak bazı yazarlar pek çok meslek grubundan çok daha fazla kazanıyor. Forbes dergisinin geleneksel yazar telif gelirleri sıralamasına göre Uğur Koşar, Ayşe Kulin ve Orhan Pamuk ilk üç sırayı oluşturuyor. Uğur Koşar boşuna ‘Allah de ötesini bırak’ dememiş meğer.
Sıra Yazar Baskı Adedi Ciro (TL) Yazar Geliri (TL)
1 Uğur Koşar 757.000 11.392.000 1.798.800
2 Ayşe Kulin 387.000 7.668.000 1.533.600
3 Orhan Pamuk 223.000 5.073.000 1.268.250
4 İskender Pala 330.000 5.590.000 1.118.000
5 Kahraman Tazeoğlu 397.000 6.454.000 968.100
6 Ahmet Batman 325.000 5.200.000 780.000
7 Canan Tan 155.000 2.820.000 564.000
8 Sinan Yağmur 350.000 5.030.000 503.000
9 Yılmaz Özdil 105.000 2.510.000 502.000
10 Soner Yalçın 125.000 3.000.000 450.000
  • Türkiye tarihinin belki de en ilginç, görülmemiş, benzersiz ve detayları zamanla daha çok ortaya çıkacak Gezi Parkı eylemlerinin yıldönümüne yaklaşıyoruz. MTV’nin Rebel Music serisinin Turkey: Flowers of Gezi Park bölümü dışarıdan bir göz olarak yaşananları temsilci ve karşıtların gözünden özetlemiş.

  • NASA, dünyanın doğal durum turnusolu Antartika için ömür biçti: 2020.

  • Balarıları sabah kahvaltımızı lezzetli bir şölene çevirmenin dışında en güzel çiçeğin en güzel özünü bulma derdi sırasında 130 bin farklı bitki türünün çoğalmasına vesile oluyor. Ünlü Bilimci Albert Einstein balarılarının yok olması durumunda insanlığın 4 yıl ömrü kalacağını iddia etmişti (karşı çıkanlar da yok değil). Kulağınıza çalındı mı bilmiyorum ama ABD’de tam da bu durum gerçekleşiyor. Son birkaç yıldır balarıları gizemli bir şekilde yok oluyor, ölüyor. Birçok kişiyi endişelendiren bu gelişmeyle ilgili bu hafta açıklanan en son bilgi paniği iyice arttırdı: ABD’nin balarılarının yüzde 40’ı geçen yıl öldü. Trend bu yıl da devam ediyor.

L1010307

  • Yine ABD ile bağlantılı ama Türkiye dahil pek çok ülkeyi ilgilendiren bir başka tartışma bu haftaya damgasını vurdu. Basın dünyasının en prestijli ödülü kabulen edilen Pulitzer sahibi Seymour M. Hersh’ün yazdığı bir makale ortalığı karıştırdı. Hersh’ün iddiasına göre 4 yıl önce gizemli ve kafa karıştırıcı bir operasyonla ölü ele geçirilen el-Kaide Lideri Üsame bin Ladin aslında baskın yapılan evde Pakistan İstihbarat Servisi ISI tarafından hapis tutuluyor ve ABD ile Pakistan ilişkilerini yönetmek için kullanılıyormuş. Hitler’in dediği gibi “yeterince büyük bir yalanı yeterince sık tekrarlarsanız, insanlar inanır”.
  • Bu hafta dünyanın ilk sıcakkanlı balığı yakalandı. İsmi moonfish. Üstünüze afiyet biraz da iricene.

moonfish-4

  • Eyes Wide Shut filminin meşhur maskeli partileri hala devam ediyormuş.
  • Çocuk pornosu kategorisindeki 2 milyon fotoğraflık arşivi ele geçen Pennsylvania şehri ‘sakini’ 45 yaşındaki Matthew Krapf çıkarıldığı mahkemede ömür boyu hapsi mahkum edildi.
  • Bu hafta 9. Digital Age Zirvesi’ni yönettim. Tolga Şişmanoğlu iki güne yayılan 15 oturumu blogunda güzelce özetlemiş: 1, 2.

Continue Reading →

22 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 28

Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Genel Gündem

  • 12 Eylül 1980 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin son ‘resmi’ askeri darbesini gerçekleştiren, bir sağdan bir soldan gençleri asan, asılmaya yaşı tutmayan çocukların yaşını mahkeme kararıyla büyütüp asan, bunları yaparken elleri dahi titremeyen, ABD istihbaratının altın çocuğu,  7. Cumhurbaşkanı, Kenan Evren Cumartesi gecesi hayatını kaybetti. Evren, iktidarı döneminde açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam isteniyordu, 517’sini bu cezaya çarptırıldı ve 50’si asıldı. 30 bin kişi sakıncalı olduğu gerekçesiyle işsiz kaldı, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi ülkeyi terk ederek siyasi sığınmacı oldu. 937 film yasaklandı, 23 bin 577 dernek kapatıldı, 400 gazeteci toplam 4 bin yıl hapis istemiyle yargılandı. 300 gün boyu gazete ve dergiler çıkmadı, 39 ton gazete ve dergi imha edildi.  Evren bütün bu suçlarından ötürü açılan ‘göstermelik davada’ hüküm bile giymeden yatağında vefat etti. Gayet iyi hatırladığım o yılları sanıyorum yaşayan hiç kimse unutmayacaktır.

  • Bu hafta Türkiye’nin bir diğer kaybıysa Oyuncu ve Yönetmen Zeki Alasya oldu.

  • Avusturya merkezli Vangardist dergisi AIDS konusundaki hurafelerle mücadele adına son sayısını HIV+ içeren kanla karıştırılmış mürekkeple bastı . Amaç AIDS’in bu şekilde bulaşmayacağını öğretmek ve AIDS hastalarına cüzzamlı muamelesi yaptırmamak. Derginin bu ilginç sayısı 50 eurodan satılıyor.

hiv-cover

  • Paraguay’da babası tarafından tecavüze uğrayarak hamile kalan 10 yaşındaki kızın kürtaj yaptırmasına izin verilmedi. Gerekçe hamileliğinin sağlığını tehlikeye atacak bir durumu olmaması.
  • Hattie Watson 28 yaşında hoş bir kadın (kızıl ve çilli olması benim için fazlasıyla yeterli). Hayatını mankenlik yaparak kazanıyor. Kendisiyle yapılan bir röportaja denk geldim. Bir mankenin gündelik hayatı (yani podyum / set ışıkları, afili kıyafetler ve photoshop olmadığı anlarda) ne yaptıklarını uzun uzun konuşmuşlar. Ve merkezine en büyük merakı koymuşlar: kaç para kazanıyor bu mankenler? Watson biraz istisnai. Ve söylediğine göre şartlar sanıldığı kadar da parlak değil. Sosyal medyada yaptığı tanıtımlar da Türkiyeli emsallerine göre komik denecek kadar ölçülü. 68 bin takipçiye sahip Instagram hesabında 100 dolara ürün tanıttığını söylüyor. Bizim Instagram heyetinden o bütçeyle ancak küfür yersiniz.

content_by_hattiewatson-d41ymnk

29236797

  • Adını anmışken selfie sporunun ünlü Atleti Kim Kardashian üstüne yapılan bir araştırmayı da anmadan geçmeyeyim (sonuçta olayın kitabını yazmış birinden söz ediyoruz). Araştırmamız 5 Mayıs 2014 ile 5 Mayıs 2015 tarihleri arasında hanımefendinin paylaştığı 152 selfie üstüne oturuyor. Merak edene detay bol.
  • Bir lisan, bir insan; beş lisan, beş insan. Peki Dothraki bu hesaba dahil mi? Game of Thrones izlemediğimiz zamanlar da yok değil hani.

BrzDbU0CAAIJOSS

  • Londra Belediyesi köpek sahiplerine yönelik sinsi bir plan hazırlığında. Doğal ihtiyaçları için hayvanlarını gezdirenler kakalarını toplamazsa ‘mamuller’ DNA testine tabi tutularak kime ait olduğu bulunacak ve 80 paund ceza kesilecek. Bunun için kullanılan tekniğin ismine hasta oldum: Pooprint (kabul ediyorum kulağa pek hoş gelmiyor ama yanınıza bir naylon poşet alın ve kakaları toplayın lütfen! Her şeyi biz mi öğreteceğiz?)
  • Basılı kitaplar doğası gereği eskiyor, yıpranıyor. Neyse ki şifacıları da var.

  • Fiyatlandırma ve bedel algısı üstüne Dan Ariely’den aldığım zehirden bu yana meraklıyım. Fiyatlama stratejisiyle ilgili öyle muhteşem bir kaynağa denk geldim ki, güncel olmamasına rağmen paylaşmadan edemedim. Bir gün bir şeye fiyat biçmek zorunda kalırsanız elinizin altında bulunsun. Taktiklere bakınca çoğunun gerçek hayattaki karşılıklarını hatırlayacaksınız. İnsanoğlunu aldatmak ne kolay!

pricing-strategy-s4-t9

  • Böyle bir araştırma neden yapılmış anlayamadım ama madem yapılmış siz de bilin. Hani dilinize, aklınıza bir şarkı takılır da bir türlü gitmez ya; sakız çiğneyince geçiyormuş. İlham kaynağı da olayı inceleyen şu sayfadaki 3. madde olmuş.
  • Madrid’de bir protesto eylemi yapıldı. Ancak göstericileri dağıtmak mümkün olmadı. Ne biber gazı, ne tazyikli su ne de plastik mermi kar etmedi. Çünkü hepsi hologramdı. Dünyanın ilk hologram eylemini izleyelim ve düşünelim.

  • Hindistan’da dilencilere hizmet verecek bir banka  kuruldu.

Continue Reading →

14 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 27

Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Genel Gündem

  • Baltimore şehrinde gözaltında omuriliğinde oluşan ağır hasarlar sebebiyle hayatını kaybeden Freddie Gray için başlayan protestolar ABD’de sıkıyönetim, sokağa çıkma yasağı, asker müdahalesi gibi pek de alışık olunmayan bir dizi önlemi hayata geçirdi. Fotoğraflar olayın boyutlarını göstermek adına yardımcı olabilir.

eylemler

  • Bu ‘ana yüreği’ denen şey dünyanın her yerinde aynı. Baltimore olayları bize bunu bir kere daha gösterdi. Eylemleri televizyondan izlerken oğlunu gören bir anne olay yerine giderek evladını kelimenin tam anlamıyla evire-çevire, döve-döve evine götürdü. Buna Türkçe dublaj yapmak hiç zor olmazdı mesela.

  • Aynı olaylar bize bir şeyi daha hatırlattı. Sosyal medya yanlış / sahte bilgi yayılması için rakipsiz derecede kusursuz bir ortam. Bununla baş etmeyi öğrenene kadar çok canlar yanacak.
  • Hayat her şeye rağmen çok güzel ama ne yazık ki bunun en çok bebekler farkında. Büyüdükçe geçtim kahkahayı, gülmeyi bile unutuyor insan.

  • Yüz binlerce takipçileri var ama ne şarkıcılar ne oyuncu ne de futbolcu. Çoğu zaman ne iş yaptıkları bile bilinmiyor. Takipçi sayısını kişisel bir karneye çeviren sosyal medya zihniyetinin yansımalarını Anil Dash çok güzel bir yazıda kaleme almış. Şöhretli ünsüzlerin dünyasının acı gerçekleri.
  • Nepal’de yaşanan ve 6 bin 500‘den fazla kişinin hayatını kaybettiği 7,9 şiddetindeki korkunç deprem o sırada Everest Dağı’na tırmanmakta olan Google’ın en önemli projelerinde imzası bulunan Mühendisi Dan Fredinburg‘un da canına mal oldu. Aşağıdaki videoda Everest Dağı’nda bulunan bir başka ekibin tesadüfen olay anındaki kaydını ve içine düştüğü dehşeti izleyebilirsiniz.

  • Olay anına dair tüyler ürpertici bir diğer video ise bölgede tatil yapan bir Türk çiftin cep telefonu kamerasına yansıdı. Deprem anında en avantajlı canlı türü kuşlarmış meğer (göçük altında kalanlardan umudun kesildiğini de eklemiş olayım. Fakat bölgede hala yardıma muhtaç çok insan var ve gönüllülerin dahi ulaşması kolay olmuyor).

  • Gallup tarafından 2012’den bu yana güncellenen Dünya Mutluluk Endeksi‘nde Türkiye 76. sırada. İlk 10 ülke: İsviçre, İzlanda, Danimarka, Norveç, Kanada, Finlandiya, Hollanda, İsveç, Yeni Zelanda ve Avustralya.
  • Bu konulara meraklıysanız OECD’nin Daha İyi Yaşam Endeksi‘ne de bakmanızı tavsiye ederim (Türkiye sayfası).
  • Okyanusun dibinde sabırla avını bekleyen ve asla affetmeyen 3 metrelik dev bir canlı keşfettim: Bobbit Solucanı. Evlerden ırak!

  • Orhan Pamuk’tan sonra Nobel Ödülü alan ikinci Türk olmak istemez miydiniz? Bu pekala mümkündü. Çünkü 1927’de verilen Nobel Ödülü 325 bin dolar bedelle açık arttırmada satışa çıktı (ve tek bir artış teklifiyle 395 bin dolara satıldı). Gerçek sahibi Alman biyokimyacı Dr Heinrich Otto Wieland.
  • Elektronik ticaretin düzenlenmesi hakkında kanun 1 Mayıs itibariyle yürürlüğe girdi. Buna göre artık önceden izin / onay almadan kişilere SMS, e-posta ve benzeri yollarla toplu mesaj gönderimi yapılamayacak; yapanlar bin liradan başlayan -ve tekrar edilme durumunda- 150 bin liraya kadar çıkan para cezasına çarptırılacak . Şu ana kadar kullanılan ‘redde dayalı’ sistem (yani Türkçesiyle ben senin iletişim bilgini alır ya da bir yerlerden bulur listeme eklerim, hayatını kabusa çeviririm, sen istersen itiraz et, listeden çıkmak iste, paşa gönlüme göre bir ara bakarız) yerini ‘izne dayalı‘ (yani gönderim yapmadan önce yazılı onay / izin alan) bir yapıya bıraktı. Özetle, bu hafta posta kutunuza, cep telefonunuza yağan ‘izninizi istiyoruz’ konulu mesajlar boşuna değildi anlayacağınız. Keşke zamanında isteseydiniz de bu duruma düşmeseydiniz.

  • Haftanın en heyecanlandırıcı gelişmesi Victoria’s Secret’ın yeni meleklerini açıklamasıydı.

Continue Reading →

26 yorum yapıldı.

1 Mayıs’ta tüm robotlar Taksim’e!

İnternetten önce hepimizin irili-ufaklı hayalleri vardı. Şimdilerde irili-ufaklı ekranlarda geçici heyecanlar avlıyoruz.

Hayallerden beslenen bilim-kurgu ve fütürizmin distopik (karamsar) hali biraz da teknoloji denen şeyin henüz kişiselleşmemiş olmasından güç aldı. Uzunca bir süre teknoloji sadece işyerlerinde, fabrikalarda, devlet ve ordularda olurdu. Ev teknolojisi radyo, teyp, televizyondan öteye gitmezdi.

52d61ef1d520459ba24e880b1af53765

Sanki tarih boyunca insanın kendinden gayrı bir düşmanı olmuş gibi bu karamsar yapıda ‘harici’ her şey mutlak bir tehdit olarak ortaya çıkıyordu. Gezegenler; hatta galaksiler arası yolculuk edecek kadar gelişmiş uzaylılar dünyaya en ilkel işgalci formuyla sökün ediyor, yer altından fesat bir kavim çıkıyor, yaren bulma adına Tanrıcılık oynayan herkes gazaba uğruyor, yapay zeka ve robotlar bile günün sonunda isyan edip insanlığın köküne kibrit suyu döküyordu.

Bu yaklaşımın ‘birbirinizle savaşmayın ey insanlık’ fikrini bilinçaltlarına yerleştirmek için küresel bir çaba olması da muhtemel. Ama tarihe bakınca bu kollektif uğraşın o anlamda zerre kadar faydası olmadığı da ortada.

Dünün bilim-kurgu eksenli zihin esnetmelerinde sıkça karşımıza çıkan robotlar ve yapay zeka, bugün hiç olmadığı kadar gerçek.

Önce birkaç gülümseten örneğe bakalım.

Önceden tanımlanmış bir dizi hareketi bile yapmaktan aciz bu robotlar hiç de o distopik kurgulardaki ağabeylerine benzemiyor, değil mi? Fakat bir de Google’ın 2013 sonunda kendi geleneklerine aykırı bir gizemle satın aldığı robot üreticisi Boston Dynamics‘in –haftalık özetlerden aşina olduğunuz- örneklerine bakalım (bu firma aslen ABD ordusuna robotlar üretmek için kurulmuştu ve hedeflerinden biri halen bu).

Google’ın gizli ordusu

Boston Dynamics’ten ilk örneğimiz (ABD savunma teknolojilerini yöneten; internetin de mucidi DARPA tarafından fonlanan) WildCat. Saatte 25 km hızla ilerleyebiliyor. Tamamen kendi inisiyatifiyle çevresini algılamasına ve hareketlerindeki kusursuzluğa dikkatinizi çekerim.

Continue Reading →

12 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 26

Her Pazar saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Kendi adıma hasret kaldığım, dinlendirici bir hafta oldu. Ne yazık ki elime geçen zaman kredimi bloga bir şeyler yazmak yerine kitap ve makale okumaya harcadım. Önümüzdeki döneme dair kendimce planlar yaptım. 2016’ya dair ilk hedefimi ‘daha fazla hayır diyebilmek’ olarak belirledim.

Haftayı böyle hoşluklarla kapatıyordum ki Cuma akşamı amcamı kaybettik (böylece haftalardır her özette neden kanser tedavisiyle ilgili gelişmelere odaklandığım da anlaşılmıştır sanıyorum). Dolayısıyla haftasonuna dair güncel konularda boşluklar olabilir. Acı haberi aldıktan sonra elim bir şeyler yazmaya varmadı.

Taksiratı affola.

Genel Gündem

  • Fantastik bir Türkiye haberiyle başlayalım.

  • Nazi dönemi SS Muhafızı Oskar Groening 93 yaşında mahkemede hakim karşısına çıktı. Suçu Macaristan’dan getirilen 400 binden fazla Yahudinin 300 bininin toplama kamplarında ölümüne alet olmak. Groening 21 yaşındayken görev aldığı kampta toplu ölümlere şahitlik ettiğini kabul etmekle birlikte bu süreçte doğrudan bir rolünün olmadığını iddia ediyor.Onun görevi kampa getirilenlerin para ve mallarını kayda geçirmek. Af dilediği duruşmada suçlu bulunursa 3 ile 15 yıl arası hapis yatması bekleniyor.

_82452368_026848265-1

  • Sony Pictures’ın başındaki isim Amy Pascal, şirketin hack edilmesi sonucu başlayan olaylar zinciri sonunda günah keçisi rolünün hakkını verdi ve işinden oldu. Sızan on binlerce belge arasında yer alan Pascal’a ait e-posta mesajları büyük sorun yaratmıştı.
  • Pepsi, artık ‘diet’ olarak anılan içeceklerinde aspartam kullanmayacağını açıkladı. Yeni yapay tatlandıcının adı ‘splenda’. Gerekçe aspartama olan güvensizliğin satışları %5 düşürmesi.

pepsi-cans_40cc564c00a9fd13f5640928f6d54e5a

  • Coca-Cola ise dünya genelinde sessiz sedasız yeni ambalaj ve tasarımlarını deniyor. İspanya’da denenen yeni tasarımlar Coca-Cola’nın en büyük gücünün kırmızı-beyaz renkleri olduğunu şirkete hatırlatmışa benziyor.

detail_TU170DH5lwFMWpBRzVOCxhdbLtSq9g

  • Her gün ne giysem derdine düşmektense bir tarz belirleyip aynı şekilde giyinme kolaycılığı Barack Obama, Steve Jobs Albert Einstein ve Mark Zuckerberg gibi erkeklere has değil. Sanat Direktörü Matihda Kahl da 3 senedir bunu uyguluyor. Bir kadın için hiç de kolay bir karar olmasa gerek. Bence fazlasıyla güzel ve kimsenin bıkmasına fırsat tanımayacak kadar hoş. Bizimlasın.

1428072621-hbz-article-embed-uniform-1

  • Sinema için Oscar ödülleri neyse habercilik için de Pulitzer o. Longreads sitesi bu yılın ödül sahibi makalelerini derledi (elbette İngilizce).
  • 1970 yılından bu yana her 22 Nisan ‘Dünya Günü’ olarak kutlanıyor. Pek de iyi davranmadığımız bu yaşlı gezegene bu vesileyle farklı gözlerden bir bakalım.

Çin'in Başkenti Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda hava kirliliği yüzünden gökyüzü ve güneş görünmediği için 'normalde' görünmesi gerekenler LED ekranlarla insanlara yansıtılıyor.

Çin’in Başkenti Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda hava kirliliği yüzünden gökyüzü ve güneş görünmediği için ‘normalde’ görünmesi gerekenler LED ekranlarla insanlara yansıtılıyor.

  • Medyanın telif haklarına dair sıkça tekrarladığı 5 tema olduğunu savunan Yazar John Degen buna karşı çok güzel bir reddiye kaleme almış. Sanatçıları kısıtlıyor mu, kamunun içeriğe erişimini engelliyor mu, özgürlüğe bir saldırı mı, tüketicilere ek maliyet getirir mi, hayrı sadece şirketlere mi… Okuyun.
  • Bloomberg dergisi Fury 325 kodlu dünyanın en yüksek roller-coaster’ını tecrübe etmiş ve nasıl delirtici bir şey olduğunu keyifli bir dille anlatmış. Merak edip videolarına bakayım dedim de; cidden yürek istiyor. Space Mountain falan palavraymış meğer. 81 derece dik açıyla 100 metre yükseklikten serbest düşüşle başlayan sürüş videosunda bile insanın içini ürpertiyor.

  • Vit Jedlicka adlı bir Çek vatandaşı Bosna ve Sırbistan arasındaki ‘sahipsiz’ bir toprak parçasında Liberland adlı bir devlet kurdu .

  • İşte süper bir soru: kilo verdiğimiz zaman kilolarımız nereye gidiyor? Buna verilen en genel ‘yanlış’ cevap kakamızla çıktıkları ve enerjiye dönüştükleriymiş. Oysa Mitch Kirby ağzımızdan çıkıp havaya karıştığını söylüyor. Okuyalım, öğrenelim.

Continue Reading →

13 yorum yapıldı.

Baba yarısı

Sene 1995. Sulu sepken bir İstanbul sabahında amcamla Bağcılar’a doğru ilerliyoruz. İkimizin de pek aşina olmadığı bir otoyolun kenarında bütün heybetiyle yükselen, bulunduğu çevreye bir uzay mekiği kadar yabancı, garip şekilli camdan bir binaya ulaşmaya çalışıyoruz. Bina gözümüzün önünde ama yolunu bulmak kolay değil. Sürekli yanlış yollara girip duruyoruz.

Hayatımı değiştirecek binaya, hayatımı değiştiren adamla yaklaşıyoruz.

dmc

Serseri mayın yıllarım. Ben olmak istediğim şeyi gayet iyi bilsem de kaderin beni nereye savuracağı meçhul. Çevremin de benden yana ümidi hafiften kesmeye başladığı zamanlar. Çok garip bir yöne sürüklenmek üzereyken amcam olaya el koyuyor. Mülkiye’den sınıf arkadaşı yeni bir gazete kuruyormuş, beni ona götürecek.

Sene 1995. Amcamın arabasıyla, sulu sepken bir İstanbul sabahında Bağcılar’daki Doğan Medya Center binasına gidiyoruz. Gazetecilik çocukluk hayalim. Ne olmak istediğim sorulduğunda ağzımdan başka bir meslek ismi çıkmamış.

Demek amcamın da bir gazeteci arkadaşı varmış, öyle mi?

Continue Reading →

85 yorum yapıldı.