Anlayabilmek kurulmakta olanı, o bir müthiş bahtiyarlık

Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.

(Beş Satırla / Nazım Hikmet)

Dönemin teknik imkanlarına, hayallerine ve bu ikisinin kesişiminin mahsulü olan teknolojiye her zaman merak duydum. Dolayısıyla hayatım hep teknolojik cihazlarla iç içe geçti. Bir dönem radyoydu, sonraları başka şeyler. Bu sürecin çeyrek asra yakın bir zamanını da Teknoloji Editörü / Yazarı sıfatıyla yaşadım. Bu sayede bu alanın Türkiye ve dünyadaki her kademesinden temsilcisiyle bizzat konuşma, onları dinleme fırsatı buldum. Sayısız gelişmeye şahit olan bu kısacık sürece birinci elden şahitlik ettim.

1996 sonrası odağım değişmeye başladı. Rakamlardan öte artık bütün bu ‘işin’ ardında yatan felsefeye daha fazla ilgi duyuyordum. Falanca markanın bilmemkaç megaHertz işlemcili ürünü giderek daha az heyecan vermeye başladı. Onların ne olduğundan çok onlarla ne amaçlandığı, ne yapıldığı ve neler yapılabileceği çok daha ilgi çekici geliyordu (cep telefonu kameralarının flaş ışıklarının konserlerdeki seyirci çakmak gösterilerindeki rolü gibi. Niyet ve akıbet salınımı).

Continue reading →

Müstakbel Cumhurbaşkanına notlar: Gençlik

İşe bu yazının Türkiye’nin (şahsen katılmasam da kimilerinin ‘son’ sıfatıyla nitelendirdiği) Cumhurbaşkanlığı seçimine tam bir hafta kala yazıldığını hatırlatmakla başlayayım.

Koca bir ülkenin en üst makamlarına, en çetrefilli görevlerine talip olmuş; envai çeşit danışmana, bilene, tecrübeye ve veriye sahip kişilere tavsiye vermek bana düşer mi bilmem. Ama belki de bugün bizi böylesine apar-topar seçime zorlayan koşullar biraz da biz vatandaşların fikirlerinin sorulmamasından; beklentilerimizin, hayallerimizin tam olarak anlaşılmamasından kaynaklanıyordur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni liderleri kim olacak bilmiyorum. Ama o kişi kim olursa olsun devralacağı ülkenin, rekabet ederek, işbirlikleri kurarak içinde var olmak zorunda kalacağı dünyanın ve bu yolda birlikte yürüyeceği halkının değişmeyeceği ortada. Bu yazı kendi ilgi alanlarım ve bilgim çerçevesinde bu başlıklar arasında dolaşacak.

Yok olan kuşak: Gençlik

Yaşla bağlantılı bir tanım olmamakla birlikte ‘delikanlı’ dendiğinde genellikle akla gençlerin gelmesi boşa değil. Ergenliğin insana hediye ettiği ‘kendine yeterli olma’nın, ‘kendi kararlarını uygulama’nın tadını bir kere alınca -ölçeği ne olursa olsun- insanın dünyası bir meydan okuma alanına dönüşür.

Daha önce kimsenin aklına gelmeyen fikirler ondadır, kimsenin cesaret edemediği her şeyin cüreti cebindedir; o işin, şirketin, hatta ülkenin beklediği kişi odur.

Kaynak: İstanbul / Sultangazi Belediyesi.

Araştırmalarla sabittir ki insanların çalışma hayatında en başarılı dönemi işe ilk başladığı zamandır. Çünkü henüz hayatın (ve şirketinin) gerçekleri, sıkıntılarıyla yüzleşmemiş, kolu-kanadı kırılmamış, kendini her şeye gücü yeter seviyede görmektedir. Enerjisi tükenene kadar başarılarını ve yükselişini sürdürür. Sonra yorulur ve süzülüşe geçer. Ya emekliliğe gün sayar ya da başka bir işe geçerek yeni heyecanlar peşinde koşar. Hayat kariyerden insan ilişkilerine kadar böyledir.

İşte tam da bu yüzden delikanlılık, daha çok gençliğe hastır.

Kendimi bildim bileli duyduğum bir cümle var: “Türkiye çok genç bir nüfusa sahip”. Gençken duyduğumda bizi çok önemsiyorlar sanıyordum. Seneler geçtikçe bu cümleden herkesin ayrı şeyleri kast ettiğini anladım. Genç demek siyasetçi için ‘daha dün olandan habersiz, aynı hikayeleri yeniymişçesine dinleyecek seçmen‘, iş dünyası için ‘gofret-gazoz alacak, birkaç sene sonra kredi çekecek, sonra hemen evlenip ev, mobilya, buzdolabı derdine düşecek hesap bilmez bir para bağımlısı‘, ordu için asker, fabrika için ucuz işgücü demekti. Kimse gençliğe gençlerin kendisine baktığı gibi bakmıyordu.

Continue reading →

Kitap ‘sevmek isteyenlere’ birkaç tavsiye

İnsana sunulan en büyük ayrıcalıklardan biri ‘lisan‘. Lisanın doğal uzantısı ise ‘yazmak‘. Dolayısıyla ‘okumak‘. Bilgiye çevrilen tecrübeleri yaymak için eşsiz, benzersiz ve gayet pratik bir yöntem.

Matbaanın icadına dek bilgiye sahip olmak, okuyabilmek, bilgi edinmek sadece küçük bir azınlığa tanınmış bir haktı. Kitaplar hattat denen uzman yazıcılar tarafından elle ve epey uzun süren, zahmetli bir çabayla yazıldığı için hem sayıca az hem de bedeli açısından sıradanlar için hayli ulaşılmazdı (Matbaanın mucidi Johannes Gutenberg’in bastığı ilk eserlerden birinin İncil olması boşuna değildi. Zira o dönemde Hristiyanların çoğu okuyamadığı bir kitabın buyruklarına iman ediyor; bu da ‘kitabı elinde tutan’ ruhban sınıfına ‘doğal’ bir üstünlük sunuyordu).

Zamanda hızla bir yolculuk yapıp günümüze geldiğimizde mevcut şartları o günle mukayese etmek neredeyse imkansız. Bilgi bugün kitaptan dergiye, internet sitesinden elektronik yayınlara kadar birçok formda mevcut, ulaşılabilir, bol ve tarihte hiç olmadığı kadar ucuz; hatta kimi zaman ücretsiz.

Fakat bu bolluğun karşısında bugün çok daha güçlü iki engel var: ilgi (dikkat) ve zaman.

İrili – ufaklı ekranlarda sosyal medyadan akanları hipnotize olmuşçasına takip etmeye çalışan insanlardan her şeyi bir kenara bırakıp, bir koltuğa çakılıp, saatler boyu bir şeyler okumasını beklemek kolay değil. Ama bilginin güç olduğunun her fırsatta yüzümüze çarpıldığı bu devirde, güce sahip olmak isteyenler için ne yazık ki başka da bir seçenek yok.

Continue reading →

Haftanın Özeti: 21

Her Pazar saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

[nextpage title=”Genel Gündem” ]

Genel Gündem

  • Bu hafta dünyanın en büyük motosiklet koleksiyonlarından biri düzenlenen müzayedeyle satıldı. E.J. Cole adlı bir tutkunun 50 yıl boyunca oluşturduğu bu inanılmaz koleksiyon 1900’lü yıllardan bugüne bütün Amerikan markalarına ait en seçme makineleri kapsıyordu. Aralarında 1 milyon dolardan açık arttırmaya çıkan 1907 model Harley Davidson da vardı. Benim favorim 1930 model Indian 402 oldu.

  • Güney Afrika’da yaşayan Georgina Harwood bu hafta 100 yaşına girdi. Siz yüzüncü yaşgününüzde ne yapmayı planlıyorsunuz bilmiyorum ama kendisi doğumgününü torunuyla beraber en umulmadık şekilde kutladı. Şampanyasını yudumlarkenki sükunetine de ayrıca hasta oldum 🙂

  • Konferans tutkunlarının hac farizesi TED’in 2015 ayağı bu hafta gerçekleştirildi. 8.500 dolardan başlayan bilet parasını verenler yerinde izledi. Biz veremeyenler ise internetten takip ediyoruz. Konuşmacı listesinde adını okuduğumda en şaşırdığım ve içeriğini merakla beklediğim isim meşhur skandalın kahramanı Monica Lewinsky olmuştu (ABD Başkanlığı döneminde Bill Clinton Beyaz Saray’da stajyer olarak çalışan Lewinsky ile aşk yaşamış, Oval Ofis’te cinsel ilişkiye girmiş ve olay ortaya çıkınca kamera karşısında inkar etmiş, fakat deliller ortaya çıkınca itiraf etmek ve özür dilemek zorunda kalmıştı. Siyaset tarihinin tartışmasız en büyük skandallarından biriydi). Lewinsky TED konuşmasında internetin erken dönemlerinde yaşanan bu olay sürecindeki çaresizliğini ve göğüslemek zorunda kaldığı baskı ve şiddeti anlattı (Monica Lewinsky bu olayı bugün; yani sosyal medya çağında yaşamadığı için dua etmeli).

Toplumsal aşağılama bir ürüne , utanç ise endüstriye dönüşmüş. Para birimi de tıklamalar.

  • Pek de kısa sayılmayacak bir süre yaşama fırsatı bulduğum Japonya’da türlü çeşit garipliklerle karşılaşmıştım. Ama yüksek kiralar yüzünden internet kafelerde yaşayanlar kesinlikle örneğine rastladığım bir şey değildi (Türkiye’de de bu tip kişiler var fakat onlar daha çok ‘bağımlı’ kategorisinde. Bir örneğiyle epey garip ve komik anılarımı başka bir vesileyle paylaşırım). Buyrun insanlık dışı -stresli- çalışma şartlarından usanarak tam zamanlı işini bırakan Japonların alternatif yaşamları:
  • Belgeseller hoşunuza gidiyorsa alın size bir cennet.
  • Finlandiya, vatandaşlarına kestiği cezalarda adil olabilmek adına bedelleri kişilerin gelir düzeyine göre belirliyor. Az kazanana az, çok kazanana çok ceza kesiyor. Böylece herkesin canı eşit oranda yanıyor. Son güncel örnek işadamı Reima Kuisla oldu. Saatte 80 km hız sınırına sahip yolda 103 km yaparken yakalanan Kuisla’ya tam 54 bin euro ceza kesildi! Yine de şanslı çünkü 50 km limite sahip yolda 75km hız yaptığı için Nokia’nın eski Başkan Yardımcısı Anssi Vanjoki 116 bin euro ceza ödemişti.
  • Anketleri sosyal çağa uyarlayan Poltio, sora sora Türkiye’nin ilişki haritasını çıkarmış. Birkaçına göz atalım.

  • (Olan için) sünnet en travmatik anlara ve anılara ev sahipliği eder. Hakkındaki tartışmalar hala sürüyor. Dinen farz mıdır (yoksa adı üstünde ‘sünnet‘ midir), sağlıklı mıdır, gerekli midir… ABD’de ciddi bir sünnet karşıtı cephe var ve güncel bir tartışma vesilesiyle sesleri giderek yükseliyor. Konuyla ilgili (Türkçe) farklı bakış açılarını merak edenler için bir kitap tavsiyesi yapayım: Oldu da bitti maşallah / Kaan Göktaş (Elektronik sürümü: #DirenPipi). Sorgulayıp araştırmak ne kadar zahmetli ve tehlikeliyse, sorgulamadan kabullenmek o kadar kolay ve ’emniyetli’.

Chase-Hironimus-Anti-Circumcision-Movement-Memes-Comp12515250398

[/nextpage]

Continue reading →

Haftanın Özeti: 10

İşte geldik 2015’in ilk haftalık özetine. Yeni yılınızın hedeflerinize bir bir ulaştığınız, sağlık ve mutluluk içinde geçmesini dilerim. Çoğu zaman aklımıza bile gelmeyen sağılığın her konuda ne kadar belirleyici olduğunu çevremdeki acı örneklerle anlamaya başladım. Dolayısıyla önce sağlık. Gerisi geliyor bir şekilde. Gelelim yılın ilk haftasını da içeren 29 Aralık 2014 – 4 Ocak 2015 tarihleri arasında önümdeni geçenler arasından sizler için süzdüklerime.

Genel Yaşam

  • 2014 sonunda listelere, en iyilere doydunuz mu bilmiyorum. Buna isyan edenler de yok değil.
  • Şirketlerin marka değeri ve riskleri konulu REPMEN toplantısı 6 Mart 2015’te İstanbul Barbaros Point Hotel’de. Ayrıntılar sitesinde.
  • Memlekete -sanıyorum- seksenlerde gelen ve ‘Sabır Küpü’ olarak adlandırdığımız ‘Rubik’s Cube’ normalde 3 x 3’lük bir küpten ibaret. Hala masamda duruyor ve bir ara sırrına vakıf olmayı dahi başarmıştım. Sabır Küpü çılgınlığı ritmini hala ilginç bir şekilde koruyor. Fakat seviye epey yükselmiş durumda. Buyrun size 17 x 17’lik kübü çözen çılgın Kenneth Brandon. 7,5 saatlilk çilesinin hızlandırılmış videosunu izleyelim.

  • 2014’ün ilgi çekici girişimlerinden line.do geçtiğimiz yılın özetini çıkartmış. Bir bakın.
  • Havayolu şirketleri ıvır zıvır her şeye ekstra bedel çıkartmasıyla ünlüdür. Bu hafta öğrendim ki bu işten felaket para para kazanıyormuş. Kesinleşen 2013 verilerine göre 31 buçuk MİLYAR dolar kadar!
  • Problem Solver (Sorun Çözücü) adlı yeni bir bira. İddiası tadında değil, oranında. Zihnin en yaratıcı seviyede çalışabilmesi için en ideal alkol oranı olan yüzde 0,075’i aşmamanızı sağlıyor. Sırrı şişesinde.
  • Selfie 2013’te yılın kelimesi seçildiğinde hakkında bir şeyler yazmıştım. 2014 yılı için seçile kelime ise ‘vape‘ oldu. Vape (veyp okunur) elektronik sigara içmeye karşılık gelen fiil. Yani sigara için smoke, e-sigara içinse vape. Bunun altında e-sigaraların da sigara gibi lanetlenmesini engelleme çabası olduğunu düşünüyorum. Kelimeler zihinleri kodlar; önemlidir.

Continue reading →