Modern yaşamın lüksü: okumak

Bu yazıyı geçen hafta yazmaya başlamış ancak yarım kaldığı için yayımlayamamıştım. Giriş kısmını bunu göz önünde bulundurarak okumanızı rica ederim.

‘İstanbul’a kar yağdı, memlekete kış geldi’ şeklinde bir gazeteci klişesi vardır. Bütün ana akım medya İstanbul’da olduğundan ülkenin büyük bölümünü felç eden (ve ancak ekranına düşen ajans bülteni sayesinde haberdar olduğu) kara kışı ancak kendi üstüne kar çökünce fark eder. Ki düşününce doğrusu da budur; yerel medya bunun için -bizden gayrı- her yerde güçlüdür.

Başka mesele.

galata-kar

Dün İstanbul’da beklenen kar yağışı başladı, gece hızını arttırdı, bugün de devam ediyor. Okullar tatil. Akşam bir sunum yapacaktım; ertelendi. Bir ödül törenine katılacaktım, o da öyle. Mecburen yollara düşmek zorunda kalanların –yok yere çektiği– çileyi iştahla köpürten haber bültenlerini dinlerken keyifle yaptığım tostumu, demlediğim çaya katık ettim. Ardından koltuğuma ve kitaplarıma gömüldüm.

Kısmetime Halil Cibran çıktı ve her zamanki gibi keyif verdi.

Bir şeyler okumak benim gibi işi okumak, yazmak, konuşmak olanlar için dahi bunca talihsiz bir zincirlemeye muhtaç hale geldiyse düşündürücü. Yine de okumak isteyene bahane bol. Çoğu zaman çantanıza bir kitap / dergi koymak bile yeterince işe yarıyor (gün içinde farkında olmadığınız ne kadar boşluğunuz olduğunu anlamak için en iyi yöntem).

Okumak istemeyen için bahane daha da bol elbet.

Çizginin dışına taşabilmek

Belki Halil Cibran değil ama okumak bir mecburiyet. Memlekette işsizlik oranı yüzde 10’u geçmiş. Yarısı gençlerden oluşan 80 milyona dayanmış nüfuslu ve (kalitesi tartışılır) iki yüze yakın üniversiteden oluk oluk mezun veren  bir ülkede sıradanların hiçbir şansı yok.

Bu kalabalık içinde avantaj sağlamak için farklılaşabilmek; onun için de ekstra bir şeyler okumak gerek. Ne mutlu ki isteyene daha önce kimsenin sahip olmadığı kadar bol seçenek var (kitaplar, bloglar, forumlar, vs).

Kaynakların herkese açık olduğu bir devirde dahi farklılaşmak hala mümkünse (ki öyle) okuyan kesim -hala- az demektir. Şahsen bundan şikayetçi değilim. Zira hayatımı bir anlamda bu sayede kazanıyorum. Bu yüzden çoğu konuşmama “size sizin kendi başınıza öğrenme ihtimaliniz olmayan hiçbir şey anlatmayacağım” diyerek başlıyorum. Yine de anlattığım şeylerin çoğunu, dinleyenlerin büyük kısmı ilk defa duymuş oluyor.

kutuphane

Bu blogda ya da farklı mecralarda yazdığım; televizyon yayınlarında konuştuğum hiçbir bilgi bana vahiy yoluyla inmiyor (çok isterdim). Hepsi açık kaynaklardan derleniyor (okumak tek başına yeterli değil; anahtar kelime ‘derleme’). Bilgiye ulaşma konusunda sahip olduğum ayrıcalıklar yok denecek kadar az.

Örneğin bu blogda ya da paylaştığım sosyal medya hesaplarımda hafta özetlerine gelen yorumlara bakarsanız “bu kadar şeyi nasıl takip ediyorsunuz?” sorusunun sıkça tekrarlandığını görürsünüz. Cevabım hep aynı: saatlerce, sabırla okuyarak. Keşke başka bir yolu olsaydı.

Okumakla ‘taramak’ arasındaki fark

İnternet çağında (okuma yoluna baş koyanlarda dahi görünen) yeni bir tarz oluştu: göz gezdirme.

Bunu ilk fark edişim doksanların sonuna doğru Radikal gazetesini internete geçirdiğimde olmuştu. Haberlerimiz diğer gazetelere kıyasla daha uzun metinlerden oluşmasına rağmen istatistiklerin gösterdiği sayfada kalış süresi son derece düşüktü. Akla iki seçenek geliyordu: ya ülkenin en hızlı okuyucuları bizi tercih ediyor ya da tıklanan sayfalar okunmadan şöyle bir kaydırılıp geçiliyordu.

İlk seçeneğe pek ihtimal vermedim.

fomo

FOMO çağında bunun yansımalarını sadece yazıda değil videolarda da görmek mümkün. Sonuna kadar izlenen videoların oranı sürekli düşüyor.

Yine de EN ilginç haller e-kitaplarda.

Elektronik kitapların (daha doğrusu e-kitap okuyucuların) tek tıkla satın alıp okumaya başlama, (İngilizce başlıklarda) zengin seçenek, taşınabilirlik, tabletler gibi göz yormama, arama yapabilme, not tutabilme gibi birçok avantajı var (e-kitap formatında okumanın zihne kağıttan okumak kadar işlemediğini savunanlar da yok değil).

Özellikle yabancı kitaplarda kullandığım Kindle Paperwhite‘ın çok ilginç bir sosyalleşme özelliği var. İsterseniz okuduğunuz kitabı okuyan diğer kullanıcıların hangi cümlelerin altını çizdiğini ve ne gibi notlar tuttuğunu görebiliyorsunuz. Bu kitaptan aldığınız keyfi katlıyor (yorumcuların genelde çok azının yorum yazdığı şeyi okuduğunu unutmalayım biz yine de).

(Kobo’da kullanıcıya da açık olan) bu okuma performansının kayıtları başka hiçbir şekilde bilemeyeceğimiz bazı ayrıntıları da içeriyor. Kindle özelinde bunu şöyle özetleyebiliriz: (Kindle’ın üreticsi) Amazon, kimin hangi kitabı okuduğunun ötesinde kitabın ne kadarını ne kadar süre okuduğumuzu da biliyor.

Eş dost alışverişte görsün

Wisconsin Üniversitesi Matematik Profesörü Jordan Ellenberg geçen yıl bu verilerinden yola çıkarak bir araştırma yaptı. Yöntem olarak Kindle ile altı çizilen satırların hangi sayfalarında yoğunlaştığına baktı. Böylece kitapların ne kadarının okunduğunu hesapladı (öngördü de diyebiliriz).

2014’ün en çok satanlar listesinde yer alan e-kitaplar üstünde yürüttüğü çalışmanın sonucu kelimenin tam anlamıyla ibretlikti (listedeki satırların sonunda yer alan yüzdelik değer kitabın ne kadarının okunduğunu temsil ediyor):

  • The Goldfinch / Donna Tartt / %98.5
  • Catching Fire / Suzanne Collins / %43.4
  • The Great Gatsby / F. Scott Fitzgerald / %28.3
  • Fifty Shades of Grey / E.L. James / %25.9
  • Flash Boys / Michael Lewis / %21.7
  • Lean In / Sheryl Sandberg : %12.3
  • Thinking Fast and Slow / Daniel Kahneman / %6.8
  • A Brief History of Time / Stephen Hawking / %6.6
  • Capital in the Twenty-First Century / Thomas Piketty / %2.4

Son yılların küresel çapta en popüler kitabının en okunmayan kitap olması gerçekten düşündürücü. 768 sayfalık hacminin bunda mutlaka etkisi vardır ama yine de bu sadece %2,4’ünün zihinlere yerleşmiş olmasını açılamak için yeterli değil. Rakama vurduğumuzda ortalam sadece 26 sayfası okunmuş bir kitaptan söz ediyoruz!

Frenkler bu duruma edebi kuraklık diyor.

Daha ilginç bulgular da var. Örneğin:

  • En çok altı çizilen kitapların başında ‘The Hunger Games’ (Açlık Oyunları) geliyor.
  • İncil, Kindle’da (da) en popüler kitap.
  • Telif hakkı bittiğinden dolayı ücretsiz indirilebilen eski dönem klasiklerini hemen herkes çekiyor. Ama neredeyse hiç kimse okumuyor.
  • İnsanlar hayatını düzenleme / düzeltme konusundaki kitaplara fena halde meyilli (kişisel gelişim denen martaval her yerde popüler).
  • Romanlara ilgi azalıyor.
  • Yüklenen ders kitapları arasında en popüler olanlar tıp alanında.
  • ABD Başkanları arasında altı en çok çizilen kitabın sahibi George W. Bush (güler misin, ağlar mısın?).

Spor salonuna yazılınca zayıflayacağımızı sanmamız gibi kitap alınca (ya da bir yerlerden indirince) okuyacağımızı, film / dizi / şarkı çekince izleyip dinleyeceğimizi sanıyoruz.

Siz neyse ki en azından bu yazıyı okumuş oldunuz.

YOKSA SADECE GÖZ MÜ GEZDİRDİNİZ?

73 Comments

  1. Survivalist kanallar var youtubeda outdoor becerileri vesaire öğreten baksan 300bin abone lakin videoları 9-15bin arası izleniyor. herhalde anlattığınızla alaksı olsa gerek; kişi aman dur lazım olur abone olayım diyor ama ana akımın rüzgarında unutulup gidiyor.

    Cevapla

  2. Sanırım bu okumak için girişimde bulunup ama kelimelere değer verilmemesinin nedeni tatmin olmanın bazı kişilerce farklı anlaşılır olması. Halbuki okumanın özüne varılsa belkide gerçek ‘ tatmin ‘ nedir öğrenilecek.

    Cevapla

  3. okumayan anne- baba, okumayan ogretmenler, okumayan arkadaslar… bizim cevremiz kötü. Rehberimiz yok. Oku diye elimize verilen kitaplar seviyemize uygun mu, ilgimizi ceker mi diye dusunulmedi. Kitabi, okumayi kotu bildik. Cahil ogretmenlerimizin kabahati büyük.

    Cevapla

  4. Abi okumadım ama iyi yazı :))
    Şaka, okudum ve yazılarınızda hep olduğu gibi sonucunda okuma, araştırma iştahım kabardı. Siz gerçekten çok yararlı bir insansınız 🙂

    Cevapla

  5. İstatistiğin bahsedildiği haberi bulamadım ama kullanıcıların %25’i herhangi bir içeriğin sadece başlığını okuyormuş. Bu istatistiğe dayanarak blog yazılarıma ‘%25’lik kesimin dışındaki kesime merhaba’ diyerek başladığım olmuştu 😀

    Cevapla

  6. Çok fazla parantez var. Okumayı zorlaştırıyor. Zaten kaç kişi kaldık şurada birbirimizin işini zorlaştırmayalım 😀

    Cevapla

  7. Abi bir de -yukarıda yazmayı unuttum- bence bu durumda Twitter’ın payı bayağı büyük. 140 karakter bu işi iyice körükledi diye düşünüyorum. Mesela, bir araştırma yapılsa Twitter’ı aktif kullanan ve -aktif- kullanmayanlarda başladığı uzun ve -onlara gore- sıkıcı bir yazıyı okumaları istense bence twitter kullanmayanlar daha çok okur.

    Cevapla

  8. Allah günah yazmasın son 3-4 kitabımı telefondan yolda giderken okudum. bir süredir basılı kitap okumuyorum. benim gibi okuma alışkanlığı olmayanlar için e-kitaplar bu eşiğin atlatılmasında önemli bir rol oynuyor.

    Uzun yazıları okuma konusunda pek sıkıntım yok ama burada yazarın da sürükleyici yazması gerekir. ki ben bile bazen ilk 2-3 paragraftan sonra bırakıyorum bazı yazıları.

    Bunlarında dışında çağımızda içeriklerin hızla üretilip hızla yok olmasından mütevellit okuma kadar yazma, blog tutma alışkanlığına da ihtiyacımız var.

    Cevapla

  9. Peki, bu yeni nesil okuma alışkanlığına bir çözüm mü bulmaya çalışmak lazım yoksa bu alışkanlığa uygun yeni bir yazım diline mi ihtiyacımız var? Bu soruna çözüm bulmak zor gibi. Teknoloji hayatımıza yerleştiği günden beri okumak ve araştırmak daha da zor bir hale geldi. Benim kuşağım (80 doğumlular) okumayı pek sevmese bile okuyan bir nesil. Yeni nesil ise popüler kitaplar dışında okumakla ilgilenmiyor gibi geliyor bana. Ama yazım dilini basitleştirmek, kısaltmak ve popülerleştirmek içeriği öldürecektir. Bir zamanlar internette en uzun video 4 dk olmalı diyorlardı. Şimdi 6 saniyelik videolara ancak sabrediyoruz. Hemen ana temayı öğrenip, sosyal medya maceramıza devam etmek istiyoruz. İyi bir eğitim sisteminde yetişmedik. Şimdiki nesil ise bizden beter. İşin kötü yanı ise bütün dünyada bahsettiğiniz gibi okumanın anlamını yitirmesi. Yeni nesilin ağızından sürekli “Okumaya ne gerek var, internette her şey var” mottosunu çok duymaya başladım. Belli ki bu konuda yazacak daha çok şey var. Sıkıntı bunları kimsenin okumayacak olması.

    Cevapla

    1. Yaştan, kuşaktan bağımsız olarak bugünün insanlarında ilginç ve tehlikeli bir ‘beğendirilme’ beklentisi oluştu. Her şeyin hoşumuza gidecek, kolay yenilip hazmedilecek olmasını bekliyoruz. Bu haklı bir talep değil.

      Dünyanın en yüksek noktası Everest’in zirvesine helikopterle çıkıp etrafı seyretmek mümkün. Ama hala imkan bulan her dağcı oraya ‘hayatı pahasına’ tırmanmaya çalışıyor.

      Mesele zirveden tepeyi seyretmek değil; zirveye tırmanmak.

      Kitaba da, hayata da böyle bakmak gerek.

      Cevapla

      1. Yazınızı da bu notunuzu da tüm kelimeleri sindirerek okudum 🙂
        Benzer düşünce ve değerleri paylaştığımız için çok iyi geldi güne başlarken…
        Ve gene sizden bir şeyler öğrendim, teşekkürler.
        Cemile..

        Cevapla

  10. hocam bide şöyle bir hastalık var: “pocket”a at okumuş gibi oluyosun. Bunu da analizlerine eklemeni tavsiye ederim.

    p.s. hepsini okudum.

    Cevapla

      1. Ben de çok karşılaşıyorum. Benim için çok önemli diye ya twitter da ya facebook da ya feedly de ya da medium da kaydettiklerime bir daha geri dönmüyorum, sanki okumuş hissi veriyor.

        Cevapla

  11. Güzel bir yazı olmuş, bir haftadır elime kitap almadığımı, gözümü ekrandan çevirmediğimi fark ettim. Ancak %10’luk dilimde biri olarak kalite ve farklılaşmak analizinize pek katılamadım. Zira uluslararası sahada boy gösteren firmaların bile kaliteden ziyade ucuz işçi aradıkları, iş geliştirme gibi gündem takibi gerektiren, yüksek ücretli pozisyonları henüz 2. dile bile vakıf olamamış akrabalardan oluşturan binlerce kurum varken farklılaşmak ve öyle hissetmek yalnızca motivasyon düşürüyor benim deneyimime göre. Onun yerine okuyorum, öğreniyorum, kendim için yapıyorum ve seviyorum demek, bu konuda beklentiye girmemek biraz daha rahatlatıcı.

    Cevapla

  12. Ben de çoğu kişi gibi göz gezdiriyorum yazılarda (bu blog hariç). Bunun sebebi (özellikle internet gazetelerinde) başlıkların, tanıtıcı yazıların, konunun esasını pek yansıtmaması. Örneğin bugün Radikal gazetesinin manşetlerinden bir tanesi olan ‘ İran, ABD uçak gemisini batırdı’ haberi. İlk paragrafı okuduktan sonra kapattım. Çünkü haberin başlığı başka içerik başka kendimi kandırılmış gibi hissettim. Tamam herkes Einstein değil ama salak da değil. Bu durum okunma oranlarında doğal olarak bir düşüşe sebep oluyor.

    Bunlardan ayrı olarak bu yazının başındaki uyarı yazısını hangi eklenti ile yaptığınızı çok merak ediyorum 🙂 Bende kullanmak istiyorum 🙂

    Cevapla

    1. Ben de yeteri kadar dolu içerik üretilmediği kanaatindeyim. Her şey tıklatmak üzerine kuruldu. Şimdi ise sayfada ne kadar kaldığı araştırıldığında yaptıkları tıklatmanın hiçbir işe yaramadığını anlamaya başlamış olmalılar. “Yalan” başlık stratejileri yüzünden şimdi gazeteleri ciddiyetle takip edemez olduk.

      Cevapla

  13. Kitapların hediye aracı olduğu zamanları ucundan yakalayan nesildenim. Şimdinin lüksü, o zamanlar ihtiyaç gibiydi sanki.
    Aslında üniversite zamanlarında da e-mail ile link paylaşırdık arkadaşlarla, sosyalleştikçe onu da bıraktık.
    İster analog, ister dijital olsun hediye aldığım okumalar da okuma yüzdem %100’e yakındır. Yazıda belirttiğiniz kolay eriştikçe düşen okuma gibi, webde de herkesle paylaştıkça kimseye doğru mu gidiyoruz acaba.

    Cevapla

  14. “Spor salonuna yazılınca zayıflayacağımızı sanmamız gibi kitap alınca (ya da bir yerlerden indirince) okuyacağımızı, film / dizi / şarkı çekince izleyip dinleyeceğimizi sanıyoruz.” Sorunu çok güzel özetlemişsiniz. Bir de bunun zihinsel tedavisini ya da alışkanlık kazandıracak yöntemini bulsak iyi olur.

    Promodoro tekniği denenebilir ama fiziksel bir zamanlayıcı almak lazım… derken aklıma bir süper fikir geldi… Pocket yazılarına “timer” eklese ve süre bitince o yazıyı kapatsa/silse/diğer yazıya geçse olur mu?. Ve atılan yazı 15 gün içinde hiç okunmazsa tamamen silinse.

    Bunu biri yapabilir mi arkadaşlar 🙂

    Cevapla

  15. Yazıyı özetleyecek iki ifade: Eş Dost Alışverişte Görsün, Edebi Kuraklık

    Ben bir önceki yıl TÜYAP Kitap Fuarı’ndaki gözlerimi blogumda Kitap mı alıyoruz yoksa TÜYAP’ı mı satın alıyoruz eleştirisiyle paylaşmıştım. Fuardan elinde poşet poşet kitaplarla çıkanların birçoğu ne yazık ki edebi değeri olan eserleri değil bestseller’e (!) girmiş kitapları sırtlanmıştı. Dostlat alışverişte görsün mantığıyla tonlarca kitap alanların o kitapları bir sonraki fuara kadar okumadıklarına eminim. Herhangi bir kitapçıya ve sahafa da uğramayan o arkadaşlar seneden seneye TÜYAP’la nefislerini köreltmekle meşgul.

    Sosyal medya çağında insanoğlu yaradıştan bu yana hiç olmadığı kadar okuyor galiba ama sizin dr dediğiniz gibi bu okuma, okuma’dan ziyade göz atma. Yoksa 21. Yüzyıl en kültürlü medeni ve savaşın kavganın bittiği yüzyıl olmaz mıydı?

    Son olarak e-kitap’a ve e-kitap okuyuculara ben de hiç ısınamayanlardanım.

    Cevapla

  16. Okumanın bu denli azalmasında en büyük etkenlerden biri de bence etrafımızdaki dijital veri fazlalığı. Baş edemeyeceğimizden çok veriyle karşılaşıyoruz. Veri darken her türlü görsel ve yazılı veriyi kastediyorum. Bir nev-i veri zehirlenmesi yaşıyoruz ve beynimiz tüm verilere kapanıyor. Sonuna kadar okunmayan metinler, izlenmeyen videolar ve hatta ve hatta okunmayıp yanıtlanmayan emailler. Metil alkol zehirlenmelerinde zehirlenen kişiyi yine alkolle tedavi ederler. Etil alkol verildiğinde karaciğer bu ikisini ayıramaz ve işlemeyi durdurur. Benzer bir durum veri için de geçerli. Şu anda facebook,twitter,linkedin duvarımda tonlarca veri akıyor. Büyük bir çoğunluğu da değersiz veri yani çöp. Birisinin çocukluk fotoğrafı, komik kedi videoları, ayar vermeler, reklamlar, linkedin’de ilkokul matematik problem cozen üst düzey yöneticiler, twitter lümpenlikleri, filtreli instagram fotoğrafları, whatsapp mesajlar, SMSler, bulk SMSler. Bugün bütün gazetelerin ve İnternet gazeterinin sitelerine girdiğinizde tasarımın tamamen içeriği gizlemek ve fazla tık almak adına düzenlediğini görüyoruz. Bu da bizi özden uzaklaştırıyor. Buna ek olarak heryerde gözümüze çarpan reklamlar, panolar. Yani çok fazla veri var ve değerli veri çok az. Gerçek bir dinginliğe ve sadeleşmeye ihtiyacımız var insanlık olarak.

    Cevapla

  17. Kitap okumayı seviyorum. Lafın gelişi değil. Okuyamadığım zamanları cidden üzüntü kaplıyor bir yanlarımı. Uzun dönem askerlikte bile nizamiyeye çantamda 2-3 kitap ile girmiş bir insanım. O derece vazgeçilmez.
    İstanbul’da yaşarken kitap okumak fırsatı bulmak konusunda hiç sıkıntı yaşamadım. Çünkü herkes bilir ki İstanbul’da bir yerden bir yere gitmenin en kısa yolu 40 dakika sürer. Şu an yaşadığım şehirde her yere yürüyerek ve en fazla 20 dakika harcayarak gidiyorum. Sanırım rahatlık her zaman istediğiniz şeyleri yapmaya sebebiyet vermiyor.
    Kitap alma/edinme ile ilgili de çok basit bir yöntemim ve kuralım var. Önce kitap okuma alışkanlığı olan arkadaşlarınla fikir alış verişi yaparken kitap alış-verişi yap (İstanbul’a her ziyaretimde bunu bir ritüele çevirdim), eğer böyle bir şansın yoksa şehir kütüphanesine git (İstanbul Kadıköy Aziz Berker’e gidip 15 gün süreyle istediğim kitabı alabiliyordum), eğer bunu da yapamıyorsan gerçek bir kitapçıya (mümkünse 1 milyoncular gibi olan dükkanlar veya marketlerden değil) git ve sadece 1 kitap al. Sadece 1 kitap al. Çünkü birden fazla kitap almak hem ilginin bölünmesine hem de kitapların unutulmasının başlıca sebebi. Bunu biliyorum çünkü üniversite de satın aldığım dünya klasikleri serisini hala bitirebilmiş değilim. Fakat aldığım/edindiğim her 1 yeni kitabı çok kısa süre de okuyabiliyorum. Bunun da nedeni basit, elimdeki kitap o an ilgili duyduğum konuyla ilgilidir ve benim için günceldir.
    Bir başka kuralım daha var. O da okuduğum kitapların olduğu rafa asla okumadığım kitapları koymamak. Böylece arada kaybolup gitmelerine izin vermemiş oluyorum. Aynı zamanda da yeni satın alma/edinme yapmadan önce bir muhasebe yapmama yardımcı oluyor.
    E-kitap okuyucuları ile de bir deneyimim oldu.Sanırım piyasadaki en kötü cihazlardan biriydi. Açıkçası cihaz ne kadar kötü olursa olsun eğer gerçek amaç kitap okumaksa son derece kullanışlı ve rahat. Yani geceleri yatmadan bir kaç sayfa okumaya çalışan biri olarak sadece gece uyumadan önce yaptığım okumalarda 2 haftada 4 kitap bitirmek beni çok mutlu etmişti. İstanbul gibi bir yerde sanırım bulunmaz nimet olacağını düşündüğümden sevgili dostuma hediye ettim (içerisine 2 GB’lık kitap yükleyerek verdim çünkü kendisi teknoloji özürlüdür :). Her telefonla konuşmamızda ne kadar mutlu ve memnun olduğunu söylüyor (ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum).
    Yani okumanın her şekli güzel. İster kitapta, ister cihazda, ister dağlara taşlara yazılmış olsun. Zaman konusuna gelince Serdar Bey’in yorumuna katılıyorum. Aslında bir çok şeyi yapabilmek için yeterli zamanımız var sadece planlama, disiplin ya da istekten yoksun olabiliyoruz ki bu günün şartlarında anlaşılmayacak durumlar değil.

    Cevapla

  18. Unutulan bir diyer unsur var. Gun icerisinde okadar cok bilgi/(dogru yada yanlis)/information sunuluyor ki sadece ilgimizi ceken konulari okuyoruz. Ki bunda bile global goz gezdirme soz konusu. Cunku bilginin “kaybolmayacagini”, gerektiginde cekip alabilecegimizin farkindayiz. Arsiflemeye sahip olmaya ihtiyac duymuyoruz, gerektiginde bilgiyi bulalim kullanalim yeterli.

    Cevapla

  19. Kimileri için sahip olmanın faydalanmayı, kullanmayı ötelendirmesi de var işin içinde. Kitabı alan elbette okumak için alıyor. Spor salonuna yazılan spor yapmak için kayıt oluyor. Pek çok insan bulunduğu şehirde benzer bir eser, doğal güzellik varken görmemiştir, nasıl olsa burada, istediğim zaman gider görürüm der ve asla gitmez; ama başka şehir ve ülkedekini bile görmüştür. İstanbul’dan şikayet edenlerin çoğunun gidememe sebebi de, orada olduğunu, isterse gidebileceği duygusunu taşımasıdır.

    Diğer ve artan biçimde etkisini hissettiğimiz durum: modern(!) insanın sadece sahip olma arzularının tatmini, haberinin olmasının yetmesi. O nedenle çok paylaşma, az okuma, seyretmeye dönüştü. Görünen o ki okuma ve seyretme araçlarının, olanaklarının çoğalması bakmayı arttırdı ama okuma ve seyretme oranını düşürdü.

    Bunun esaslı sonucu herkesin ortak şikayeti değil mi? Fikri var ama bilgisi yok.

    Ek bir not: Amirim, ilk karlı İstanbul görseli benim bir fotoğrafım bu arada. Haber siteleri vs, kesip biçip kullanınca resmen benim olmaktan çıktı. Güzel ama di mi? 🙂 https://flic.kr/p/7yj9Tr

    Cevapla

  20. yok yok okudum 🙂 – kitap okuma özürlüsü biri olarak bugün iki tane yazıyı sonuna kadar okudum o nedenle kendi adıma çok mutluyum..^_^ –

    Cevapla

  21. ben de nook kullanıyorum yaklaşık 2 senedir. ilk farkettiğim şey daha hızlı okumaya başladığımdı. aslında çok da yoğunlaşarak okuyorum ama bir şekilde daha hızlı okunuyor kitaplar.

    Cevapla

  22. Teknoloji ve modern hayat bize okunacak o kadar çok şey veriyor ki insan neye nasıl yetişeceğini şaşırıyor. webte veya kitapta bir şey okurken bile aklımızda okunacak diğer şeyleri kaçırma korkusu başlıyor. maymun iştahlı olduk. biraz ondan biraz şundan okuyarak geçiyor hayatımız…
    Okyanusu keşfe çıkmış kaşif gibiyiz. küçük şişelerimize okyanusu sığdırmaya çalışıyoruz.
    Galiba esas mesele az veya çok okumaktan daha çok öz okumak. yani doğru kitapları doğru yazarları okumak. doğru soruları soran, düşündüren, bizi sarsacak kitaplardan bahsediyorum.
    gerisi angarya, kafa karışıklı başka bir şey değil gibi…
    böylece kâşif ruhumuz, şişesini okyanus suyu ile değil buz gibi kaynak suyu ile doldurabilir.
    hani MEB’in yaptığı 100 temel eser gibi kendimize özel (bahsettiğim öz kitaplardan oluşan) 5-10-50 kitaptan oluşan bir listemiz olmalı sanki. hiçbir popüler akımdan etkilenmeyen (ölmeden önce okumanız gereken 1001 kitap gibi), yüzyılda geçse önemini kaybetmeyecek eserler olmalı. klasik romanlar olur, kutsal kitaplar olur, felsefe ve psikoloji kitapları olur fark etmez…
    yeter ki bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, nereye gitmemiz gerektiğini sordursun, düşündürtsün, anlatsın.
    Hatta aynı kaygıyı yaşadığına inandığım bu blog yorum yazıcıları burada kitap tavsiye listeleri paylaşabilir.
    “bir öğretmenin öğrencilerine yapacağı en iyi şey, her şeyi öğretmek değildir. O’na doğru kitapları tavsiye etmesidir.”

    Cevapla

  23. İnternet üzerinden bir şeyler okumak hakikaten göz gezdirme etkisinden ileri gitmiyor, parmaklar kağıda dokunacak, yani sadece göz yetmiyor. Hükümetin Fatih projesi çöktü çökecek ne öğrenci memnun nede öğretmen. Digital ekranlar algıyı kalıcı hale getirmekte zorlanıyor, okumak ve yazmak ise öyle değil ( bence ). Bir diğer sebep ise Digital bilginin derinliği ve her an elinizin altında oluşu bir süre sonra beyninizin bu bilgileri depolamaya ihtiyaç duymamasına yol açıyor. Bir kaç yüz yıl sonra insan teknoloji ile evrimleşecek belki o zaman…Fakat şuan ki gelişimimiz kağıt üzerinden okumaya ve yazmaya daha yatkın.

    Cevapla

  24. Okumak ve öğrenmek güzel şey, ancak bunun kadar güzel bir şey daha varsa o da okuduklarım öğrendiklerin hakkında konuşabilmek. Insan etrafında sizinle aynı zihinsel frekansta insanlar olmayınca bu zevkten mahrum kalıyor, sönüyor hevesi yavaş yavaş. Bir de okumacı olma potansiyeli olan arkadaşlarımla kitap konusunda konuştukça daha çok heveslendiklerini gördüm. Okuma alışkanlığı kazandırmak istediğiniz kimselerle özellikle onların okudukları kitaplar hakkında konuşmanızı öneririm. Motive edici olduğunu bizzat gördüm.

    Son olarak yeni çıkan Kapital kitabını ben de inceledim, dilini beğenmediğim için almamıştım, iyi ki de almamışım, yoksa kitaplıkta yer işgal edecekti belli ki. Teşekkürler amirim.

    Cevapla

  25. Okumak, okuduğunu anlamak konsantrasyon ve dinginlik ile mümkün oluyor halbuki Görsel ve sosyal medya tüketim çağına uygun olarak gündemi o kadar sık değiştiriyor ki bunlarla yaşamaya başladığınızda dingin olmak bir yana gergin ve hiperaktif yaşıyoruz.. Bu tempoda okuyormuşuz gibi yaparak sanırım kendimiz kandırıyoruz.. Şahsen son 4 yıldır TV izlemeyi tam olarak bıraktım.. Okuduğum kitap sayısındaki artış muazzam.. Thomas Piketty nin Kapitalini bile okuyabildim…!

    Cevapla

  26. Tabi böyle kısa öz anlatılmak istenen belli altı dolu yazı oldumu sonuna kadar okunuyor sırf okuyucuya değilde yazarada biraz yüklenmenizi sorgulamanızı beklerdim ,bu kadar bilgi kirliliğinin tavan yaptığı bir ülkede

    Cevapla

  27. Sanırım okumanın yerini izleme aldı.

    Örnek vereyim: Ruanda katliamı. Bu katliam hakkında neden kitap alayım? Vikipedi üzerinden yaşananlara göz atarım, youtube üzerinden belgeselini izlerim. Konuyla alakalı filmleri bulurum. Oldu, bitti. Konu hakkında bilmem gerekenleri viki yazısına göz atarak ve izleyerek öğrendim.

    Okumanın gereksizliğini savunacak kadar sığ değilim. Yani, daha basit şekilde öğrenmek var. Neden kendimi yorayım?

    Cevapla

    1. Bu mantıkla (mesela) Yüzüklerin Efendisi’nin filmini izleyince kitabını da okumuş kadar oluyorsunuz. Çok üzgünüm; inanın olmuyor. Bunu aynı örnekle tecrübe etmenizi isterim.

      Bu şekilde en fazla ‘fikir sahibi’ olabilirsiniz. Ancak ‘fikir sahibi olmak’ da çok tehlikeli olabilecek bir durum. Kendi şehrinden 5 milletvekili sayamayan; hangi kanun teklifiyle, icraatla uğraştıklarını bilmeyen ama her fırsatta -aslen hiçbir bilgi sahibi olmadığı- politikacılara bol keseden sövenleri hatırlatıyor (sizi tenzih ederim; bu bir örnek).

      Bilgimizin olmadan fikrimizin olduğu bir dünyanın kimseye hayrı yok.

      Nüanslar üstüne düşünmeniz ümidiyle.

      Cevapla

      1. Kitabın oluşma aşaması ve geçirildiği filtreler göz önünde bulundurulursa bir belgesel veya bir Viki makalesinden daha güvenilir olması daha muhtemel. Yani bir konu hakkında yazılmış bir kitap, o konu hakkında yapılan bir belgeselden çok daha kapsamlı ve doyurucu olur. Aynı şey Viki benzeri ansiklopediler için de geçerli. Sonuçta her iki tür de kitapları çoğu kez kaynak göstermiyor mu? Bu insanoğlunun kitaba güvendiğini gösterir ki Can Dirgen’in tezini/görüşünü çürütüyor. Çünkü durduk yere bu güven oluşmadı. Kutsal öğretiler ve bilgiler bile kitap üzerinden anlatıldı bizlere (Kur’an-ı Kerim, İncil gibi). Kitaplar kötü niyetli kullanılamaz mı? Kullanılır. Olmadı mı? Oldu. Ama belgesel ve e-ansiklopediler kadar da kolay bir yöntem değil bu. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

        Cevapla

  28. Bu topraklarda ömrüm boyunca ”Meraklılık” ve ‘entelektüellik’in yerme amaçlı kullanılmasına şahit oldum. Hiçbir zaman özendirilmeye çalışılan özellikler olmadılar.Oysa bu ikisi olmadan gerçek bilgiye,hakikate erişmek oldukça zor.
    Bilmiyoruz. Bilmediğimiz halde biliyor gibi yapıyoruz, Karşımızdaki ses çıkarmadığı için olsa gerek ,eve gidip bilmediğimiz neymiş diye bile bakmıyoruz. Elimizde tarihin en gelişmiş aleti olsada insanoğlunu en ileri teknolojik gelişmelere, hatta başka gezegenlere koloni kurabilmeye bile götürse de benim düşüncem; hayvan çiftliğinde ki gibi yine azınlık açgözlü domuzlar kalan herkesi sömürmeye devam edecektir. Marsta da arsamız olmayacak ki, birilerinden kiralayacağız 🙂 Saçma misali dağıldı toparlayayım; meraksızlık ve umursamazlık sebebiyle insanlık içler acısı bir halde.Gelişmiş primat atalarımız ağaçtan inince, cebinde beliren egosu, Nagasaki’ye atılan atom bombasından kat kat güçlü bir ateşlemeye ihtiyacı olan hidrojen bombasını icat ettirdi. Kendi türüm de olsa, ”hiçbir canlı”nın diğer türleri hatta kıtaları yok edebilecek güçte bir silah yapabilme becerisi olmamasını isterim. Barry Shwartz’la aynı fikirdeyim, malesef insanoğluna çok büyük bir felaket lazım!!

    Cevapla

  29. ”Bulduğunuz her kağıt parçasını okuyun” Böyle demişti şimdi ismini hatırlayamadım kişi izlediğim bi tv programında. Sanırım 12,13 yaşlarındaydım ve beynime nasıl kazındıysa o küçücük bilgi beni okumaya yönlendirdi. O zamandan beri severim okumayı. Aslında hobi olarak görüyoruz çoğumuz okumayı yada dediğiniz gibi lükse dönüştü zamanla hayatımızda okumak. Şimdi yazınızı okuyunca o izlediğim tv programı canlandı gözümde teşekkürler Serdar bey. Bunu bi uyarı olarak görüp dikkate alıcam. Kendinize iyi bakın..

    Cevapla

  30. Simdi insanlar eskiye gore cok daha fazla okuyor ve yaziyor. Sorun her ikisinde de kalite ve zaman sorunu. Uyaran cok fazla sosyal medya cok zaman aliyor. Konsantre olmak ve hatta gercekte ilgini ceken konuyu bulmak zor. Ben sunu merak ediyorum, Turkiye’de ne kadar insan merak ettigi bir konuda ikinci bir kitap okuyor mu?
    Ne yazik ki egitim sistemimiz bize bagimsiz ogrenen olmayi ogretmedi ve halen ogretmiyor. Bu ozendirilmiyor. Aileler cocuklarina okul oncesi kitap okumuyor. Boylece kitap okumayi ozendirmiyor. Okul caginda da dogru seviyelerde kitaplar cocuklara verilip okumalari beklenmiyor. Neticede cocuklar okumayi sevmiyor , yuk olarak goruyor. Ders materyelleri cocuklarin kelime hazinesine gore degil buyuklerin kelime dagarcigina gore. Bunlar hic dusunulmedi, hic arastirilmadi. Kituphanelerle okumaya destek verilmedi. Okul kutuphaneleri acilacagina kapatildi, sinif aciksin diye. Ogretmenler bile anlatacaklari konuyu ders kitaplarindan ogrendiler, bir tik oteye goturmediler. Onlari kim yetistirdi? Bu sistem. Okuma bir devlet politikasidir, ve ilk olarak ailede baslar. Ama aileyi cocuguna okumaya ozendirecek olan devlet politikasidir.
    Cocuk okula basladiginda kitap goruyorsa artik cok gectir. Okumak da , okul da cocuga cok agir gelir. Cunku okumak aslinda cok karmasik bir zihinsel faaliyet, yalnizca okudugumuzu desifre etmek degil, anlamak, okurken baglantilar kurmak, cikarimlar yapmak, ilham almak, analiz etmek, yeni sorular uretmek, elestirel dusunmek, satir aralarini okumak, hayal kurmak gibi bircok faaliyeti alan ve beynin bircok bolgesini aktive eden bir surec. Okuma resimli kitaplarla baslar, cocuklar hem dinleme becerilerini, hem de resimleri okuma becerilerini gelistirirler. Daha sonra harfler gelir. Ve cocuk okula basladiginda okumayi ister duruma gelir. Tabii okulda, ailede verilmis okuma isteginin de yok edilmemesi gerekir ki, bu kadar yuklu bir mufredatla o da cok zor. Bu kesinlikle devlet politikasi hele ki video oyunlarinin bu kadar bagimlilik yarattigi bu cagda.
    Ben bir anne olarak cocuklarin dolayisiyla gelecek neslin okumasi olarak konuyu ele aldim. Herkese sevgiler,

    Cevapla

  31. Ban has bir şey zannediyordum, digital herhangi bir kitabı indirdikten sonar dönüp okuduğum daha olmadı. Belki alışkanlıktandır dşye düşünüyoum ama kitap ayrı birşey..

    Cevapla

  32. Amirim, Kindle’da okunan e-kitaparın okuyucuların zihninde basılı kitaba göre daha az yer ettiğini açıklayan araştırmayı ilk açıklandığında incelemiştim. Verdiğiniz linkte o araştırmaya en altta atıf yapılmış sanırım. https://www.academia.edu/7868162/Mangen_A._et_al._2014_._Mystery_story_reading_in_pocket_print_book_and_on_Kindle_possible_impact_on_chronological_events_memory._Conference_paper_presentation_IGEL_The_International_Society_for_the_Empirical_Study_of_Literature_and_Media_Turin_Italy_July_21-25

    Hafızam beni yanıltmıyorsa, araştırmaya katılan deneklerin (25 civarıydı sanırım) sadece 1 tanesi daha önce Kindle’da e-kitap okumuştu. Deneklerin ezici çoğunluğunun daha önceden e-kitapla ilgili bir tecrübesi olmamıştı. Yani ilk defa bir insana bisiklet verip bisiklet sürmekte ne kadar başarılı olduklarını ölçmek kadar saçmaydı. Ya da denize atıp yüzmelerini beklemekten farkı yoktu. Deneklerin yabancı oldukları bir mecradaki okuma performansını, 7-8 yaşından itibaren alışkın oldukları matbuat ile kıyaslamak ne kadar doğru olur sizin takdirinize bırakıyorum.

    (Kısa süre önce yerimi temizliği yaptığım için vereceğim birkaç kaynağı bulamadım. Bulunca yeni yorum olarak ekleyeceğim.)

    Cevapla

  33. Amirim 2012 için kitap okuyucu tavsiyenize ok. Lakin an itibariyle yeni cihaz alacak olanlara tavsiyeler tavsiyesi cihazınız nedir?

    Cevapla

  34. Okumayan, kolayca hedefe ulaşmak isteyen insanların çağında olduğumuz bir gerçek. Ama araştırmada sadece altı çizilen satırlardan kitabın ne kadarının okunduğunu tespit etmek hatalı geldi bana. Kitap altı çizmeden de bütün bir kitap okunabilir. (NOT: Kullanıcı profilini kitap altı çizip çizmediği gibi verilerde eklenirse belki olabilir) Bunun yanında insan ücretsiz (yada korsan) ise biriktirme eğilimi oluyor ancak para vereceği zaman okumayacağı bir kitabı satın almaz diye düşünüyorum. Son söz, okuma ekranını alan birisi zaten kitap okuma alışkanlığı olan biridir ve bunu daha konforlu nasıl yaparım diyerek almıştır cihazı. Eğer araştırma doğruysa bu cihazı almayanların hali daha da vahim, Göz gezdirmek bir yana dünyaya boş boş bakıyorlardır 🙂

    Cevapla

  35. Okuyup araştırarak, deneyimleyerek öğrenmenin vermiş olduğu hazza sahip olmaktan çok işin kolaycılığına kaçıp sorarak sonuca gitmeye ve genellemeye bayılıyoruz. Lakin bunun dışında dikkat eksikliği gibi bir sorunsal var ki üstesinden gelinemezse ilerideki dönemlerinde bahsettiğiniz sorunlarla birlikte kişiye karşı psikolojik bir baskıya dönüşüyor. Ben bunun stresle birlikte mutsuz ve otokontrolü olmayan bireyler yetiştirdiğini düşünüyorum.

    Cevapla

  36. 160 karakter sms, 140 karakter twit, 59sn video, sabit çerçeveli resimler yerine slayt duvar resimleri, youtube 50+ mix müzikler, +7imdb puanlı binlerce sinema filmi acele acele değil çabuk çabuk :))

    160 karakter sınırının herhangi bir teknik sebebi yok. Bunun tüm suçlusu Friedham Hillebrand adlı bir Alman. http://goo.gl/JkPy2E insan hayatı ses hızından ışık hızına doğru yol alıyor. okumak bir çok insanı bir çok şeyden geri bırakıyor.

    Cevapla

  37. En son baktığımda evdeki basılı kütüphanemde 4000, paperwhite’n içinde ise 2000’e yakın kitap vardı. Bazen hangi kitaba başlayayım diye uğraşırken saatler geçiyor 🙂 Veriye kolay ulaşma ve veri fazlalığı en kritik konu bence önümüzdeki dönem. O nedenle milyarca dolar büyük veriyi anlamlandırma için harcanıyor. İnsanların kişiler olarak da büyük veriyi nasıl anlamlandıracağını düşünmeleri gerekiyor bana sorarsanız yoksa kaybolup gidiyorsunuz veri ırmağının içinde.

    Son olarak da sizin yazıyı okuduğum ispatı olarak “Okumakla Taramak arasındaki fark” başlığının altında bir harf hatası yapmışsınız. Göz gezdirmek yerine göz gözdirmek yazmışsınız 🙂

    Keyifle takip ediyoruz.

    Cevapla

  38. Öncelikle yazıyı sonuna kadar okurken tarayıcıda açık 3-4 sayfayı da aynı anda okuyan biri olarak başarılı olduğum söylenebilir 🙂 Biz millet olarak konuşmayı çok sever, yazmayı daha az, okumayı hiç sevmeyiz. O yüzdendir başımıza gelen her türlü felaket. Sebepte ailedeki eğitimde gizli…
    Kökten değişimi bir anda beklemek saçma ama umutları da öldürmemek gerek…

    Cevapla

  39. Amirim, peki yazarın/yazarların hiç mi suçu yok?

    Bütün suç; okuyucu – satıcı – pazarlamacı ve/veya dağıtıcıların mı?

    Hiç bir haber sitesinin hiç bir haberini okumayan (Ben) twitter epey bir vakit geçirebiliyor veya (sizin gibi) beğendiği yazarların her satırını (ne kadar uzarsa uzasın) okuyabiliyor.

    Cevapla

  40. – gb’lar dolusu epub arşivimden okuduğum kitap sayısı 10 dur belki.
    – medium ve bu blog gibi yerlerden hergün en az 2 kitaplık yazıyı bi çırpıda okuyorum (ilginç)
    – epub’lara dokunamazken fiziksel olarak elime aldığım kitaplarda iyi ve ya kötü yazılmış olsun, çeviri ya da ingilizce cırt diye bitiyor (bu da ilginç)
    – twitter dan linkler, bookmarklar, pocket,aynı anda 3 tarayıcı, 798346578398 sekme, açıkken hala çalışabiliyorken, karşıma çıkan birazcık uzun bir pdf i Tinder stayla fırt diye geçmem!
    – bu yazı üzerine düşündüğüm, kendime dair tespitler (sebep ve tespit de hala, her seferinde tdk ile görüşüyoruz)

    Cevapla

  41. Eskilerin bir sözü vardır: “Çok şeyi az okuyacağına, az şeyi çok oku* diye.
    Yazıyı yayınlanmanızdan az bir süre geçmesine rağmen yorum sayısı bir hayli fazla. Bu da konunun dertlilerinin fazla olduğunu gösteriyor. Bu iyiye işaret.
    İnsan beyni algıda mükemmel bir seçiciliğe sahip. Örneğin, ben, her yazınız gibi bu yazınızı da “demleyerek okudum”, yorumların ise bazılarını “okudum”, bazılarını “taradım”. Bu kararı beynim yorumun ilk birkaç cümlesini okuduğumda kendiliğinden verdi. Yani mesele okuyan kadar, okunan, üslup, algı dünyası ve frekans gibi birçok faktörün bileşiminden oluşuyor.
    Kitap birçok sınırı olan bir nesne: yazarın dili, derinliği, çevirinin başarısı, fiziksel kısıtları, vb sınırlara okuyucuyu mahkum ediyor. Halbuki günümüzde bilgi aktarımının aldığı birçok yeni format çok daha verimli. Dolayısıyla, kitapların ancak edebi bir değeri/hedefi varsa kitap formunda kalmasının, yoksa yeni formlara evrilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.
    Selamlar.

    Cevapla

  42. Haber siteleri konusunda ben de böyleyim. Siz de farkındasınızdır bu sitelerin durumunun, okunacak şeyler değiller. Ama herkes sizin gibi yazsa okumaz mıyız amirim?

    Bir de nedense e-book konusunda biraz on yargılıyım, ekrandan okuyabildiğim tek şey bloglar. Kahve, sigara, kitap kombosunu kahve, sigara, ebook reader yapınca garipsiyorum.

    Cevapla

  43. Bir 90 doğumlu olarak liseden üniversite ortasına kadar olan dönemim her şeyi elektronik ortama aktarma çabası ile geçti. Üniversitenin geri kalanı ise bazı şeyleri elektronikten arındırmak ile. Kitap okumak da arındırmaya karar verdiklerimdendi. Kitabın geleceğinin elektronikte olduğu kesin. Ancak ben bu alanda geleceğe uyum sağlamayacağım.
    Güzel bir yazı yine. Teşekkür ederiz.

    Cevapla

  44. bence tüketim toplumu haline geldiğimiz için okumuyoruz. eğer bir şeyler üretseydik, üreten diğer insanların yazdıklarına bakarak derinliği yakalamaya çalışırdık. bugün dikkatli okuduğumuz şeyler bizimle aynı görüşü paylaşan insanların yazdıkları oluyor ki onu da tatmin aracı olarak kullanmaktan öteye gitmiyoruz. söylediğim gibi bugün okulda insanları yazmaya teşvik etselerdi göz gezdirmek yerine incelemeye öncelik verirdik. bunun dışında internette dolaşan bir çok içerik kaygıya sevk ediyor, sanki 2 gün internetten kopacak olursak tüm her şeyimizi yitirecekmişiz gibi. sosyal medyanın etkisi ve yaratıcı olmayıp hazıra konma yadsınmaz bir gerçek, atlamamak lazım.

    Cevapla

  45. Her ne kadar arada yazılarınıza denk gelsem de inceleme fırsatını yeni buldum, çok güzel noktlara değinmişsiniz, keza yazım dili ve konu bütünlüğü olarak sağlam paylaşımları olan okuma listeme ekliyorum sizi de, umarım sıklıkla yazılarınıza devam edersiniz.

    Cevapla

  46. Okumak ne hoş bir aksiyon, ne bereketli ve ne büyük getirili bir yatırım.. Okumak,yeni limanlara yelken açmak…yeni bakış açıları kazanmak…Haydi açalım bir kitabın kapağını besmeleyle. Yeni dünyalar keşfedelim. Ben bazen kitap yazarlarıyla önceden sözleşiyor, geceleri bir saatte buluşmak üzere randevulaşıyor ve gecemin karanlığını okumalarımla, tefekkürlerimle aydınlatmaya gayret ediyorum. Işığınız, bereketiniz bol ola. Hoşça bakınız zatınıza, hoşça bakınız hayatınıza anlam katan insanlara, kitaplara…

    Cevapla

  47. Herkes okumak için zamanının olmamasından şikayetçi. Okumayanlar bile. Onun yerine zamanlarını televizyon başında anlamsız şeyler izleyerek geçiriyorlar. Artık bilgi o kadar ulaşılabilir ki, insanlar bu kadar zahmetsizce ulaştıkları bir olguyu değerli görmüyorlar belki de. Youtube benim için televizyonun yerini almaya başladı. Abonesi olduğum kanallar neredeyse hergün birşey yayınlıyor. Bir kısmı ilgilendiğim bilimler olan istatistik ve mühendislikle ilgili bir ders yayınlarken, diğerleri dijital kamera incelemesi, teknolojik gündem vb. şeyler yayınlıyorlar. Bazen bu okumaktan daha rahat gelebiliyor. Verimli/verimsiz olduğu içeriğe göre değişir ama okuyarak daha uzun öğrenebileceğim temel bir bilgiyi, daha önce okuyup öğrenmiş ve kendi içine sindirmiş birinden çok daha hızlı öğrenebiliyorum. Özetle dediğiniz gibi okumak bazı zamanlarda lüks kaçabiliyor. Eğitim seviyesi ne olursa olsun artık öğrenemeyeceğimiz çok fazla birşey kalmadı. Ne kadar zor olursa olsun yılmadan çabalayarak çoğu şey öğrenilecek durumda. Yeter ki ilgi/istek olsun. Maalesef çevrede pek göremediğim bir durum bu. Belki çocuklarımızı daha küçükten alıştırmalıyız bu yeni düzene. Okulda öğrenebileceklerini pek sanmıyorum zira.

    Cevapla

  48. Göz gezdirenler çok şey kaybetti! Mükemmel bir “derleme” olmuş diyebilirim. E-Kitap konusunda kindle’ı almayı düşünüyorum bu yazınızlada kararlaştırmış oldum teşekkürler,

    Cevapla

  49. guzel bir yazi olmus. ellerinize saglik. yazinin ana temasini okudum. bazi yerlerini atladim. yorumlarinda bir kismini okudum. ancak, gordugum su ki bu sayfaya yorum yazanlar hakkaten okuma eylemini seven benimseyen ve surekli olarak okuma yapan ksilerden olusuyor. uzun uzun yorum yazanlari tebrik ediyorum.
    ‘siir yazan cok da siir okuyan az’ misaline benzettim yazisinizi okuduktan sonra. aslinda “bilgi yonetimi” yaoilmasi kacinilmaz gibi geliyor bana. yazarak belki de kendimizi ifade ederek mutlu oluyoruz 🙂

    Cevapla

Bir Cevap Yazın