Tatava deyip de geçme

NOT: Sabah erken saatlerde çalakalem yazdığım bu yazıyı yayınlamak için seçim yayın yasağının bitmesini bekledim. İçinde bolca link var. Anlatmaya çalışacaklarım bu linklere tıklayıp göz gezdirirseniz daha anlamlı hale gelecek. Ve lütfen unutmayın burası şahsi blogum. Tamamen kendi bakış açımdan, kendi hayatıma ait kesitler içeriyor. Mümkünse sizi değil, beni bağlasın.

Marifet diye söylemiyorum ama ben hayatımda hiç oy kullanmadım. Kibir, umursamazlık ya da apolitik olmaktan değil. Bir siyasi görüşüm elbet var ama şu güne dek beni temsil edebileceğini düşündüğüm bir kişi ya da partiye denk gelemedim. (Temsili demokrasi zor zenaat). Her şeye binbir kulp takan; armudun sapı, üzümün çöpü diyen çevremdeki bir kısım insanın böylesi kritik zamanlarda nasıl aniden netleşebildiğini hep gizli bir imrenmeyle takip ettim. Bir yandan da iktidara taşıdıklarına yönelik pişmanlıklarını dinlediklerim yüzünden ürkekleştim. Onaylamadığım bir şeyin parçası olmak istemedim.

Şu güne kadar ne birinin oy verme hevesini sorguladım, ne kime oy verdiğini sordum, ne de öncesinde kararını etkilemek için bir çabaya girdim. Herkesin, mümkün olan her şeyde kendi kararlarını kendi vermesi gerektiğini düşünüyorum. Hele böylesi bir konuda.

Yakın çevremdeki genel eğilim biraz farklı.

Oy kullanmaya karşı direncimi bilen eş, dost, akraba seçim yaklaştıkça usulca yoklamaya başladı. Sonra bu yoklamalar hafif şiddetli psikolojik baskıya dönüştü. Bu seçim dönemin şimdiye kadarkilere hiç benzemediğinin ve çok farklı anlamlar taşıdığının gayet farkındayım. Üstelik tamamen bana özel bir ayrıntı olarak artık ilkokul çağına gelmiş iki çocuğum var ve bu ülkenin iyisinden de kötüsünden de nasiplerine düşeni alıyorlar. Bizden farklı olarak önlerinde uzun; zorlu bir gelecek var.

Yine de detaylarına birazdan gireceğim sebeplerden dolayı kafa karışıklığım geçmiyordu. Yakın geçmişi kabaca gözden geçirmeye karar verdim.

Yakın tarihin Z raporu

Hırsının hislerini kör ettiği, vicdanını bastırdığı bir siyasetçiye şahit oldum. Kendisini o makama taşıyan her umut ve isyanı bir bir yok eden, kendisinden (ve bazen kendine oy verenlerden) başka kimseyi önemsemeyen; kendi fikrinde olmayanların varlığına dahi tahammül edemeyen ve en korkuncu etrafındaki parazitlerin harladığı ateşle kora dönen bir lideri izledim uzaktan.

Bu blogda, gazete yazılarımda, katıldığım programlarda; hatta kimilerinin ‘devlet televizyonu’ olarak adlandırdığı (ki ben halkın televizyonu demeyi tercih ediyorum) TRT’deki programlarımda dahi her fırsatta bunları dile getirdim. Hepsi arşivlerde duruyor.

Nerede sigara içileceği, kaçta içki içileceği, kaç çocuk sahibi olunacağı, hangi şartlarda kürtaj yapılacağı, evde kimlerle yaşanacağı, yurtlarda nasıl kalınacağı, okullarda, camilerde ne anlatılacağı, hangi bayramların kutlanacağı, nasıl giyileceği, hangi sitelere girileceği, hatta trene ne şekilde binileceği şeklinde uzayan, sonu gelmeyen bir talim-terbiye telaşı yaşadık. Yatak odamdan çocuğumun sınıfına kadar her yere bir el girdi ve bana fikrimi hiç sormadı.

Şehrin merkezinde kalan üç-beş ağaca dahi tahammül edemeyen bir zihniyetle karşı karşıya kaldık. Kendimizi doğal olarak protestonun saflarında bulduk; gazı, biberi, itiş-kakışı yaşadık. Aslında biz evde kalsak da fark etmiyordu. Gezi Parkı eylemleri boyunca sokağımızdan barikat, evimizden biber gazı eksik olmadı (Küçük Ali bile bayağı dahildi konuya hani).

barikatlari tutuyoruz #direnturkiye

A photo posted by Gonca Çelik Kuzuloglu (@goncakuzuloglu) on

O süreçte kendimce özenerek ve severek yaptığım televizyon programım da sona erdi (birkaç sene geçsin; gündem soğusun, onun da öyküsünü anlatacağım).

Her şeye rağmen şükürler olsun ki biz çok ucuz kurtulmuştuk (gerçi şahsi iletişim kazam bayağı ağır hasar vermişti ama bu muhtemel dertler arasında en önemsiziydi). Bunlar bir yana, ailecek sağlıklı ve hayattaydık. Bu, o dönem için bir ‘ayrıcalıktı‘. Bakkala giderken bile ölebiliyordunuz zira.

Gerilim kısık ateşle sürerken meşhur 17 Aralık süreci, yolsuzluk belgeleri ve resmen bir Gülen – Erdoğan savaşı başladı. Erdoğan’ın yerleştirdiği kadroların bir kısmı ‘Paralel Devlet’ olarak etiketlenerek kamu, özel demeden her unsuruyla tasfiye edilmeye başlandı. Bütün bu sürecin sebebi olan rüşvet ve yolsuzluk dosyaları ne Meclis’te milletvekillerine okutuldu ne de dava konusu edildi. Hatta soruşturmayla görevli neredeyse bütün polis ve savcılar görevinden alındı; bir daha bir benzeri yaşanmasın diye bütün yargı ve telefon dinleme sistemi değiştirilerek doğrudan (hadi dolaylı diyelim) Başbakan’a bağlandı.

Ardından kemiğe dayanan bıçak kanırtılmaya başlandı. Sıra internete gelmişti. Son dönemdeki gazetede yazılarımın neredeyse tamamı teknolojiden çok siyasetten dem vuruyordu (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8).

Bjv08uzCAAArVX4

Başbakan Erdoğan’ın bir mitingde Twitter’a çatmasının ardından olacakları az-çok tahmin etmiştim. Ama bu kadar çabuk gerçekleşeceğini düşünememiştim. Konuşmayı takip eden birkaç saat içinde Twitter bir dizi garip bahaneyle tamamen sansürlendi. Ardından kimsenin tahmin edemeyeceği bir şey oldu ve DNS’lere engelleme geldi. Yetmedi Youtube sansürlendi. Ardından sansürlü sitelere erişmek için kullanılan TOR web tarayıcısının resmi sitesi engellendi. O da yetmedi DNS zehirleme gibi şeytani tedbirlere başvuruldu.

DNS’i gözü kapalı değiştirebilir hale gelen ülke bu sefer de VPN‘i öğrendi. Dünya şaşkınlıkla olanları izliyordu (1, 2, 3…).

Üniversitedeki dersimin varlığı dahi tehlikeye girdi (geçen haftaki dersin yarısında ister istemez DNS, VPN, sansür ve takip gibi konuları işledik).

İnternete savaş açmış bir lideri merakla izliyorduk.

Uzatmamak adına diğerlerine değinmediğim ve bir kısmından bizzat mağdur olduğum bütün bu ayrıntılara rağmen oy verme konusunda son dakikaya kadar sahiden karar veremiyordum. Bütün bu yanlışlar başka bir yanlış için geçerli bir bahane oluşturur muydu?

Neyse ki hiç yoktan oyumu kime vermeyeceğimden gayet emindim. Fakat diğer seçenekler de (esnaf ağzının affına sığınarak) Cuma’ya giderken dükkanı emanet etmeyeceğim türdendi. Bu sohbeti Twitter’da yapmak istedim (hata!). Biraz dertleşme biraz da fikir yoklama için yolladığım mesaja bazı kişilerden hiç ummadığım tepkiler aldım. Görünen o ki bu yıpratıcı süreçte bazılarımız konuşmayı, tartışmayı tamamen unutmuş. Kendilerine bir daire çizmiş; dışarıdaki herkese -el uzatacağına- şaplağı basıyor (kendini temize çekmenin en ucuz yolu).

Farkında olmasalar da içlerini kaplayan öfke onları nefret ettikleri kişilere döndürmüş.

Daha basit şeylere bakmaya karar verdim.

Küçük şeylerle görülür hayat

Geçen yaz pencere pervazımıza bir güvercin yuva yapmıştı. Rahatsız olmasın diye o kavurucu yaz sıcağında bile o camı açmamıştık. Ne var ki yoğun biber gazı yüzünden yavrularıyla beraber öldü. Sonra aynı noktaya başka bir güvercin geldi. Onun yavruları yumurtadan çıktı, büyüdü, birkaç hafta içinde uçup gitti.

Bu sabah aynı yerde yeni bir hayat telaşının daha başladığını gördüm.

CAM00264

Hayat sonsuz bir umutla dört koldan devam ediyordu.

Sabah yataklarında melek gibi uyurken çocuklarıma; Ali ve Neynep‘e baktım. Onlara verdiğimiz emeği, her şeye rağmen taşıdığımız umut ve endişeleri düşündüm. Bütün bu gel-gitlerin sonunda (ve itiraf edeyim ki Twitter’dan gelen birkaç zihin açıcı ve son derece isabetli yorum sayesinde) hayatımın ilk oyunu bu seçimlerde verdim. Oldukça garip, karışık hisli bir duyguydu. Belki başka bir vesilede paylaşırım.

Zarflarımızı şeffaf sandığa Ali ve Zeynep attı. O an bir çözümün mü sorunun mu parçasıydık bilemesek de her şeye rağmen keyfimiz yerindeydi.

alineyno

Verdiğim o oyun bir işe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. İktidar ortağı olmak gibi bir derdim de yok. Tek beklentim bu yarışı kazanan kim olursa olsun, kendisine oy vermeyenleri de temsil ettiğini hep aklında tutması. Bu demokrasinin -unuttuğumuz- gereğidir. Gayet açık ortada ki mevcut tarza ve tavra kimsenin tahammülü kalmadı. Hepimiz çok ince bir buz tabakası üstünde ilerliyoruz.

Huzurlu, içinde olmaktan mutluluk duyacağımız, hep beraber yaşayabileceğimiz bir ülke hasretim var. Size romantik gelebilir; varsın olsun. Bize unutturdular ama kimseyi düşman bellemeden, nefret etmeden bir yaşam sürebilmek de mümkün.

Hayat devam ettiği sürece bu umut sürecek.

Hepimiz için daha güzel bir Türkiye’ye uyanmak dileğiyle.

, , , , , , , ,

29 Responses to Tatava deyip de geçme

  1. Yeliz 30/03/2014 at 18:23 #

    Okurken kendimi gördüm Serdar. Daha iyi anlatilamazdi…

  2. mehmet dogan 30/03/2014 at 19:17 #

    Kalemine saglik. Harika bir yazi olmus. Bircogumuzun dusunduklerinim, dileklerini dile getirmissin. Ulke son 9 ay icinde, apolitik bir toplumdan (ki yillardir muhalefet bulamamanin ana nedenidir), her sohbetin politika oldugu duruma geldi. Tabii ki bununla birlikte, senin gibi, benim gibi, hayatinda elini politikaya bulastirmamis insanlara dustu ulkeyi kurtarmak… 1 oy ile, her oy ile. Sagolasin.

    Ama yorumu yazmamin nedeni, senin dun gece attigin tweet.

    Zamaninda biri soylemisti. Turkceye ceviremedim anlamini kaybetmesin diye: “People who trade their image publicly should be ready to get criticized by public.”

    Tabii ki bu, her samimi tweetinde karsilik olarak gelen onlarca olumsuz tweeti dogrulamiyor yukaridaki soylem ama nedense, insanlar, senin bir iki yazini okuyup, iki tane instagram fotona bakip, bir de tv programini seyretti mi, seni tanidigini saniyor. Halbuki tanidiklari, senin “publicy traded image”, sensin ama onlarin tanidigi “sen” degilsin. Durum boyle olunca, gayet samimi buldugum “kime oy verecegim?” sorusu, gereksiz cevaplar buluyor. Hepimiz yapiyoruz bunu… umarim, sonlanir… Sanal ortam demek, insanca davranislarin kaybedilmesi anlamina gelmez. Klavye ile konusmak ile yuzyuze konusmak arasinda fark olmamali bence.

    Kolay gelsin.

  3. metin 30/03/2014 at 21:45 #

    Oy kullanma kısmına kadar hoş bir yazı ve eminim ben gibi bir çok kişiye hitap ediyor. Oradan sonrası apayrı bir konu, hayırlısı :)

  4. Ipek AG 30/03/2014 at 21:52 #

    Çok layk.
    Bu düşüncelere sahip insanlar kendilerini temsil edecek bir düzene, bir sisteme çözüm bulamıyorlar.
    Umut var, evet. Malesef farkında olan insanlar olarak, dükkanı emanet edebileceğimiz kişileri bulup yetiştiremeyiz. Bizden politikacı olmuyor.
    Yönetim işinin kökü politika, politika da bize ters. Ve bütün bu iç sorgulamaları yaşıyoruz.

    Çok körebe oynar gibi hissediyırum kendimi.

    Twitter kullansaydım da o gelen cevapları okuyabilseydim keşke.

  5. Erkan 31/03/2014 at 09:34 #

    Serdar Bey neden olayların soğumasını bekliyorsunuz, şimdi yazın lütfen.

  6. 27912791 31/03/2014 at 09:53 #

    yüreginize duygularınıza özverılı ve mantıksal duyarlılıgınıza saglık diyorum…harıka bı yazı olmuşş ellerınıze kalemınıze saglık..

    • belgin karakoç 31/03/2014 at 10:04 #

      yüreginize duygularınıza özverılı ve mantıksal duyarlılıgınıza saglık diyorum…harıka bı yazı olmuşş ellerınıze kalemınıze saglık..

  7. Fatih 31/03/2014 at 10:00 #

    Muhalefet bulamamak mı? Bir yasa ile Erdoğan’ın meclise girmesinin önü açıldı. Bu yasayı getiren Baykal’ı komplo ile indirdiler. Belki de Kılıçdaroğlu için bilerek indirdiler. Mevcut chp nin neye hizmet ettiğini anlamadım. Duruşunu ve çizgisini koruyan tek parti benim gözümde mhp. Mhp nin sorunu ise kendilerinin faşist gösterilmesi. Oysaki mhp nin derdi bölücülerdir. Tarihten bilmek gerekir ki Osmanlı sadece Türklerden olmamıştır. Kendi içindeki gruplarla birlikte hep adaleti, islamı yaymaya çalışmıştır. Mhp’nin de çizgisi budur. Kürtler bu ülkenin düşmanı değil vatandaşıdır. Ama iş demokrasiye kalınca onlar terör partisini daha çok destekliyor. Benim gözümde bdp, akp den bile daha çok vatansever. Mersin’e 18 yılını vermiş biri olarak, Ortadoğu’da kurulması için çaba sarf edilen devlete karşı ülke bütünlüğünü korumak, milli değerleri yaşatmak için mhp’yi destekliyorum. Atatürk chp’yi kurmasaydı, insanların chp’ye oy vermek için bahanesi bile olmayacaktı. İyi bir Türkiye diyoruz ama kimse kendisine çeki düzen vermiyor. Kimsenin bilgisi yok ama herkesin fikri var. Bu insanlar nasıl böylesine değişti anlamıyorum.

  8. Fatih Furkan AKKAYA 31/03/2014 at 11:36 #

    Kısmen katılıyorum. Ama çoğu noktada reddediyorum. Bu ülke çok gizli diktalı süreçler geçirdi. Halkın başbakanını asan, cumhurbaşkanını zehirleyen, sırf başka kökende oldukları için yıllarca eziyet çeken insanlar, batılı olmadıkları için hor görülen 50 milyon vatandaş varken. Evet internet yasağı sizin ve bizim gibi bu işten ekmek yiyen insanlara büyük bir komplo gibi duruyor. Ama devlet zihniyeti bir kişinin ve topluluğun menfaatini gözetmez. Tüm milleti gözetmek zorundadır. Yoksa devletçilik ve milliyetçilik ilkelerini yerine getirmemiş olur.Eğer kendini bilmez bir firma sizin gibi bir devlete kafa tutuyorsa had bildirmek gerek. Bu hayati bir organ değil sonuçta Bundan 5 yıl önce hayatımızda yokken ölmedik. Evet bu kapalı olması gerekitiği anlamına gelmiyor. Lakin sizde devlet olsaydınız kendinizi muhattap aldırmak için yeri geldiğinde idamda ederdiniz. Doğru mu ? değil ama bugün Dünyanın en büyük gücü ABD bu şekilde ayakta ve bu sayede en büyük. Evet orası özgürlükler ülkesi. Ama halk özgürlükten anlıyor. Bizdeki gibi ekmek almaya deyip polisini taşlamıyor. Bir iki masum ağaç diyip İstanbul’u kana bulamıyor. Biraz aynadan taşıdığımız bedene bakmak lazım. Sonra düşünüp acaba hep bi başkalarında mı suç var diye sorgulamak gerekli.

    Teşekkr ederm.

  9. Fatih Furkan AKKAYA 31/03/2014 at 11:50 #

    yazık. Sizi takip edip değer verdiğim için kendimi aptal hissettim. yorumu silmeniz benmde sizi takip listemden silmeme sebep oldu. İşinize ideolijinizi karıştırmayın bence. Harcarlar

    • M. Serdar Kuzuloğlu 31/03/2014 at 13:29 #

      Fatih Furkan Bey,

      Spam ve pazarlama içerikli mesajları engellemek için bir ön onay mekanizması var sistemde ve bu sanıyorum yazdığınız her yorumun ardından size bildiriliyor. Bugün bilgisayar başına geçtim, diğer bütün yorumlar gibi sizinkini de onayladım, sayfadaki görüşler arasında yerini aldı. Küfür ve pazarlama içermeyen her fikir bu blogda yayınlanıyor; hiç merak etmeyin.

      Bu ikinci yorumunuza bakınca bir de küçük tespit ve tavsiye yapmak istedim. İnsanları gözünüzde (ve hayatınızda) bu kadar kolay harcar duruma gelmenin kibir ile tahammülsüzlük arasında gidip gelen tehlikeli bir aralığı var. Bence kendinizi bir an önce o çemberden kurtarın. Bir gün kendinizi bu koca dünyada, milyarlarca insan arasında yapayalnız hissedebilirsiniz.

      Selamlar, sevgiler.

  10. Özgür Duman 31/03/2014 at 14:04 #

    Serdar bey çocuk sayımız dışında(ben de 1 kız var) yazdıklarınızın altına koca bir nokta da benden.sizinle tanışıp muhabbeti dilden dile şenlendirmeyi o kadar istedim ki okurken yazıya döktüklerinizi.inşallah bir gün fırsat olur da fikri hür bir paylaşıma gidebilirim ..İzmir’den Saygılar…

  11. wime77 31/03/2014 at 17:47 #

    Serdar Bey

    Yazılarınızı okurken ne kadar çok dikkat ederek cümlelerinizi seçtiğinizi fark ediyorum. Bilmiyorum kaç kere yazıp siliyorsunuz ama çok dikkatlisiniz. Özenle yazılmış yazıları okuma keyfini yaşattığınız için teşekkürler.Birde yorumlar özenli olsa dediğinizi duyargibiyim.

    Şimdiye kadar oy atmamanızı anlayabiliyorum. Demokrasimiz eksik işliyor. Seçim sistemimiz güçlünün kazanması için düzayn edilmiş ve orada kilitlenmiş durumda. İki turlu seçim gibi bir sistemde aslında sonuç daha farklı ve daha katılımcı olabilecekken kim iktidara geldiyse bunu değiştirmek istemedi.

    Biz ne yaparsak yapalım mevcut düzen değişmiyor. Yine fakir halk var, yine çok zengin iş adamları var yine kıt kanaat geçinen emekliler var. Sorun şu ki artık bunun değiştiriilmeside istenmiyor ve bu konuda girişim yapanlar desteklenmiyor. Artık insanlar buna alışmış durumdalar.Çünkü kendilerinin bir siyasi makamı elde etse aynısını yapacaklarını düşünüyorlar.Buda toplumumuzun çürümeye yüz tuttuğunun işareti sayılabilir.

    Ben şuna inanıyorum.

    Facebook belki bunu başaramaz ama bir internet girişimi devlet otoritesinin yerini alacak ve insanlar bu uygulama ile kendisini yönetmeye başlayacaklar. Mevcut istek ve şikayetlerini iletip anında cevap alabilecekleri bir yapı oluşturulacak. IBM’in SmartCity projesi gibi. Şehrin bir bilgisayar sistemi gibi sürekli denetleyen bir yönetici ve operatör ekibi çalışacak. Şehirlerde yaşanan trafik dahil herşey bu merkezden yönetilebilecek. Örneğin evinden işine gidecekleri rutin saatlerin belirlenerek trafiğin akışını daha araçlar trafiğe çıkmadan belirleyecek ve buna göre önlemlerini alacak. Örneğin otomobili 15 dakika geç çıkalım gibi öneriler yapabilecek. Ya da yarın işe giderken falanca yönü şu saatte kullanırsak avantajlı oluruz gibi öneriler alabilecekler. Böylece şehir sakinleri daha evlerinden ya da işlerinden çıkmadan yol ve ulaşım planlarını mevcut trafiğe göre yaparak daha az zamanda daha ekonomik bir şekilde seyahat edebilecekler.
    Buda bir süre sonra devletin de yönetiminde birçok kararın doğru verilmesi adına mevut tüm parametrelerin değerlendirilerek alınmasını sağlayabilecek.
    Para ortadan kalkınca kayıt dşı ekonomi de ortadan kalkacağı için geriye siyasetçilerin daha farklı konularda politika üretmeleri sağlanabilir diye düşünüyorum.

    Tabi Türkiye gibi bir ülkede yaz saati uygulaması dahi rutinin dışına çıkabiliyor ve yazılım firmaları bunun için bir yama yayınlayabiliyor. Buda ayrı bir sorun.

  12. Fatih Furkan AKKAYA 31/03/2014 at 18:08 #

    Serdar Bey öncelikle bu uyarıyı ingilizce sevdanız yüzünden çok ciddiye alamadan atladım. Neden bu kadar fevri davrandım bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki; bu ülke de örnek aldığımız her düşünür,sanatçı,bilim adamı v.s. muhalif düşünmenin sanki farklı olduğu algısıyla yazıp yakıştırıyorlar. Buda bizlerin sizlere karşı tahammülsüzleşmemize neden oluyor. Sizinle görüşmek için çokta çabalamıştım fakat ideolojileri hissettiğimiz anda en azından hissettiğim anda bu duyguyu yitirmeye başlıyorum. çünkü bu çok hassas bir nokta. Doğru veya yanlış sevdiğimiz insanları hissettirmeden sabote edilmeye çalışıldığını görmek üzücü ve rencide edici. Fevri davrandığım için sizden özür dilerim. Fakat ilk mesajımda ve diğer fikirlerimde hala ısrarcıyım. Artık muhaliflik farklılık getirmesin. Çünkü ötekileşiyoruz…

    • M. Serdar Kuzuloğlu 31/03/2014 at 21:19 #

      Birbirimizi anlamış olmamıza sevindim. Ötekileştirmeyle bitirmişsiniz, onun için değinmeden edemedim. Mesajınızın içinde de kendine yer bulan ‘sizler-bizler’ kelimelerini dilinizden uzaklaştırdığınız anda bu sorun ortadan kalkar. Her insanın tamamen kendine has, birbirine asla benzemeyen bir varlık olduğunu görmek gerek.
      Eminim aynı fikirde olduğumuz da farklı düşündüğümüz de pek çok konu vardır. Bu insan olmanın gereği. Yoksa önündekini koşulsuz takip eden penguenlerden, koyunlardan ne farkımız kalır?
      Yorum ve katkılarınız için tekrar teşekkürler.

  13. 14531982 01/04/2014 at 10:25 #

    Serdar Bey benim idolüm.. Kendisi belki bilmez ama o hep olmak istediğim yerlerde geziniyor. Maddi makamlardan bahsetmiyorum, manevi açıdan bambaşka bir atmosferde nefes alıyor. Attığı adımı imkanlarım el verdiği sürece takip etmeye çalışıyorum. Osmanbey civarındayım bir gün denk gelirim diye sokaklarda gezerken bile sağa sola bakarak gidiyorum. Yani o derece sevdiğim saydığım bir şahsiyet. Bunu her zaman söyledim.Belki kendisi daha önce de yorumlarıma denk gelmiştir. Bu yazdığı yazının hepsine katılmam mümkün değil. Bu haksızlık olur. Memlekette algı sorunu olduğu düşünüyorum. Bir empati sorunu var. Bütün kesimler dahil hiçbiri karşı tarafı anlamıyor yada anlamak istemiyor. Berkin Elvan ın cenazesini gördüm ve terör örgütünün showunu izledim ama bundan hiç bahsetmedi. Yada bakkala giderken ölen bir çocuğun sadece polis tarafından değil, polisin oraya gelmesine sebep olan göstericilerin de bu suça ortak olduğunu yazmasını beklerdim. Bunlar söylenmediği sürece sadece tek taraflı bir şeyler yazmak yine her zaman ki gibi gezi parkında sokaklara dökülen kitlenin ateşini harlamaktan öteye geçmeyecek. Seçim sonrası muhalefet genel başkanının yaptığı konuşmayı izlediniz mi? Tamamen kendi kitlesini gaza getirecek ve tahrik edecek bir üslup. Bu üslubu artık her 2 tarafta kullanıyor ve malesef durum daha da kötüye gidiyor. Geçen hafta Mecidiyeköy metrobüs durağı çıkışında üzerinde halk evleri tişörtleri olan gençler ”SANDIĞI ATLAYIN, SOKAKLARA HESAP SORMAYA ÇIKIN” yazan broşürlerle insanları sokağa hesap sormaya davet ediyorlardı. Bende dayanamayıp ”hesap sandıkta sorulur sokaklarda değil” dedim. Orada insanlar araya girmese belkide beni linç edeceklerdi. Bu derece hırslanmış ve gözü dönmüş insanlara bu tür objektif olmayan yazılar yazmak kime neyi kazandırır? Gezi parkı olayları ile başlayan sürecin salt halkın saf isyanı olarak görmek ahmaklık olur. Bu fitne fesat ortamında ortalık toz duman olduğunda herhangi birisinden yana olursam, kendimi birilerinin oyununa gelmiş gibi hissederim. Hiç kimseden değilim, hiç kimseden olmayan objektif insanları arayıp bulmaya ve onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Serdar bey bunlardan biri ama yazıları % 100 objektif değil. Atladığı ve söylemediği o kadar çok şey var ki burada kısır siyasi bir döngünün içine tekrar girmemek için bahsetmiyorum. Yasaklardan ve kurallardan bahsediyor, haklı olduğu yerler var elbet ama kendisi hiç küfür etmememe rağmen yazdığım bir yorum yüzünden benim yorum yapmamı engelledi. Sadece bakabiliyorum ama görüşümü paylaşamıyorum. Hali hazırda durum böyle iken başbakan’ın kendisine yapılan ağır hakaretleri ve atılan iftiralara karşı tahammül göstermesini beklemek nasıl bir özgürlük anlayışıdır? (İftira dedim belki de iddialar doğrudur ama siyaset dizayn etme tarzı bu olmamalı, siyaset sandıkta hesap vermelidir diye düşünüyorum, aksi takdir de kan gövdeyi götürür)

  14. ismet 02/04/2014 at 10:47 #

    Serdar abi çok güzel yazmissiniz. Siyasi bir yazi olmasa da yine de bazi şeyleri es geçmeden yazdiginizdan yorum yazma ihtiyacı hissettim. Muhalefet gezi olayları ve 17 aralik rüşvet operasyonu arkasından siyaset yapti. Hic bir aday ortaya yapacakları şeyleri ortaya koyamadi. Partiler yerel yonetimlerde iktidara geldiklerinde icraatlari ile ilgili secim calismasi yapmadi. Bu nedenle bu secimler saglikli olduğu görüşünde değilim. Yerel seçimlerin mantiginin değişmesi gerekiyor.

  15. Sercan C. 03/04/2014 at 00:58 #

    Sevgili Serdar Bey,
    Yazılarınızı ve programlarınızı takip etmeye çalışıyorum. İtiraf etmeliyim ki başarılı çalışmalara imza atıyorsunuz. Son yazınızı okuduğumda nedense yazınızın, son günlerde çokça dile getirilen “kutuplaşma” kavramına katkı sağalayıcı bir yazı olduğu hissine kapıldım. Ülkemizde şu anda tabiki birçok şey doğru gitmiyor. Benim anlam veremediğim şey, bu durumun oluşmasında neden tek bir taraf suçlanıyor?
    Bu güzel coğrafyanın yakın tarihine -mesela 100 yıllık- baktığımızda ve bir değerlendirme yaptığımızda acaba daha mı kötü durumdayız? Allah hayırlı ve sağlıklı bir ömür nasip etsin maşallah dünya tatlısı iki çocuğunuz var. Şimdi size bir soru sormak istiyorum. Size günümüzden 100 yıllık geçmişe götürebilecek bir zaman makinesi verilse, çocuklarınızı ve kendinizi günümüzden istediğiniz geçmiş bir tarihe ışınlamak istermiydiniz?
    Sizler toplumda sözüne değer verilen; topluma, halka yön veren kişilersiniz. Bizlerin sizlerden tek istediği toplumu birleştirici, birbirine çarpmayan farklı kar taneleri gibi farklı düşüncelerin birbirine zarar vermeden yaşayabileceği güzel bir ülke oluşmasını sağlayacak zeminler oluşturmanızdır. Çok mu şey istiyoruz? Siz kimsiniz diye soracak olursanız;
    Bizler AKP’ye oy verdiği için koyun muamelesi yapılan,
    Twit miwit işlerinden çok fazla anlamayan,
    Çocuğunuzun bakıcısının ya da kapıcınızın çocuğu olan,
    Bu ülkenin en ağır işlerini yapan,
    Anne babasının bin bir türlü fedakarlığıyla üniversiteye giden ve okumaktan başka çaresi olmayan,
    En önemlisi başörtüsüne, namaz kılmasına hiçbir müdahele istemeyen muhafazakar gençlerden biriyim.

    • M. Serdar Kuzuloğlu 03/04/2014 at 01:28 #

      Bence bu yazıyı biraz önyargılı okumuşsunuz. Ya da genel bir klişeyi üstüme giydirmişsiniz.

      Yazıda hiçbir kitleye yönelik bir tavır, ima ya da iddia yok. Herkes tercihlerinde tamamen özgür olmalı ve buna saygı duyulmalı. Daha yazının başlarında bunu söylüyorum zaten.

      Benim bir kişi için sahip olduğum görüş ve izlenim sizin o kişiye yönelik aksi değerlendirmenizi boşa çıkarmaz, hor görmez. Hepimiz her baktığımız şeyde -hatta her defasında- farklı şeyler görüyoruz. Olması gereken de bu. Başbakan’ın tutum ve tavrını kendi yaşam alanınızla özdeşleştirmeyin. İkisi çok başka kavramlar.

      Tek derdim HEPİMİZ İÇİN bunları düşünecek, ifade edebeliecek ve daha da önemlisi yaşayabilecek bir ortamın olması.

    • orhan 09/04/2014 at 11:32 #

      AKP sevdalılarının sürekli fakir-fukara-namaz mağdurluğundan gına geldi artık. Aynı zihniyet fakir fukaralığının sorumlusu olarak gidip 36 yıldır iktidar görmemiş muhalefet liderini dövüyor. Namazınıza nasıl müdahale edildi bir anlatsanızda öğrensek !! 78.000 caminin olduğu, Diyanet İşlerine bütçeden neredeyse Milli Eğitim kadar bütçe ayrıldığı ülkede hala namaz-başörtüsü deyip insanlara saldırılması bir cinnet hali olmalı. 8 genç öldü, 12 genç gözünü kaybetti, 400 kişi ağır yaralandı, 11.000 kişi gözaltına alındı. Sizin derdiniz hala başörtüsü !!! Ne diyeyim.

  16. fensefe 03/04/2014 at 09:09 #

    Öncelikle yaptığım yoruma cevap yazdığınız için teşekkür ederim. Emin olun yazılarınızı beğenerek okuyorum. Ön yargılı olsam yazılarınızı okumam ya da sizi takip etmem.
    Yorumumda çocuklarınızı örnek göstermem kesinlikle bu yorumun okunabilirliğini arttırma amacı taşımamaktadır. Eğer bu durum sizi üzdüyse gerçekten çok özür dilerim.

  17. Ali 04/04/2014 at 00:33 #

    “Bu blogda, gazete yazılarımda, katıldığım programlarda; hatta kimilerinin ‘devlet televizyonu’ olarak adlandırdığı (ki ben halkın televizyonu demeyi tercih ediyorum) TRT’deki programlarımda dahi her fırsatta bunları dile getirdim. Hepsi arşivlerde duruyor.”

    Bi gün yayınlasanıza şu arşivlerinizi. Ben TRT’ de yayın yaparken Gezi’yi görebildiğinizi pek hatırlamıyorum. Tek hatırladığım
    http://www.mserdark.com/bir-cuval-incir/

    Balık hafızalıyım sanırım :(

    • M. Serdar Kuzuloğlu 04/04/2014 at 11:37 #

      Ali Bey,

      Balık hafızalı değil ama ya ön yargılı ya da daha kötüsü (rahmetli Uğur Mumcu’nun deyişiyle) bilgi sahibi olmadan fikir sahibisiniz.

      ‘Bir yayınlasanıza’ dediğiniz arşivler zaten gizli değil; internette açık. Hatta en acısı yukarıdaki yazıda linkini verdiğim, sizin de yorumunuzda paylaştığınız blog yazısını zahmet edip okusaydınız daha başında o dönemde yazdığım, konuştuğum şeylerin çoğunun linklerini görecektiniz. Ne var ki bu kadarcık bilgiyi bile kendinize çok görmüşsünüz. Üstüne bir de yazının linkini vermişsiniz!

      Ben -okumayacağınızı bilerek- yine de hatırlatayım:

      Ana akım medyanın üç maymunu oynadığı; hatta bir kısmının ağzına bile almadığı bir zaman diliminde biz TRT Haber’deki Sosyal Medya programında olayların başından program sona erinceye kadar bu konuyu uzmanlar ve akademisyenlerle inceledik. Bunların arşivi de Youtube’da duruyor.

      Hatta benim program kapanışındaki cümlelerim epey olay çıkarmıştı bazı çevrelerde; başka fırsatlarda anlatırım belki.

      Radikal’deki köşemde ele aldığım yönleri:

      O dönemde katıldığım bazı televizyon programlarının kayıtları:

      Konuyla ilgili Storify derlemelerim

      O dönemde Twitter’da paylaştığım görüşler de açık duruyor. Diğer sosyal medya hesaplarım da aynı şekilde bir tık ötede, bakılabilir.

      Özetle bu süreçte bir teknoloji editörü olarak benden daha fazla bu konuda kafa yormuş, dinlemiş, anlamaya çalışmış ve fikir aktarmaya gayret göstermiş başka biri var mıdır bilemiyorum. Ne yazık ki sizin gibi gözü, kulağı, aklı mühürlü insanlara tesiri olmuyor.

      Herkes her şeyi düşünmekte serbest. Yeter ki düşünürken biraz da araştırsın.

      • Fatih Furkan AKKAYA 04/04/2014 at 12:07 #

        Serdar Bey abicim, çok değil geçmiş 30 yola baksak neden insanların size önyargıyla yaklaştığını göreceksiniz. Çünkü yıllarca bu ülkede ezildiği Hakit görüldüğü 3.5. Sınıf insan muamelesi görmüş insan ve insanların çocukları var etrafınızda. Milyonlar var. Siz yılların acısını ızdırabını bırakıp polise taş attığı için ölen bir çocuk veya bir kaç ağacı bahane edip avmlerden çıkmayanların başlattığı gezi diye bi deli saçmasını ele alır, sonrada çok iş olmasada bugüne kadar refah seviyesini en çok yükselten bir Başbakan’ı olumsuz kaleme alırsanız, hele ki seçim zamanı yansıması böyle olur. Emin olum daha nice önemli dertlerimiz var

  18. uğur özer 04/04/2014 at 12:40 #

    Abi şuana kadar yaklaşık bir saatten bu yana bir çok şey yazıp sildim :) seni gerçekten idolüm olarak görüyorum ve tebrik ediyorum, son olarak iyiki ülkemizde senin gibi bir insan var.

  19. Salih Seckin Sevinc 08/04/2014 at 19:45 #

    Hepimiz kapımızın önündeki başbakanı süpürüp işimize gücümüze baksak ne güzel olacak. Eşim artık Twitter’da moralini bozmadan uyuyamıyor. Geçtiğimiz gün onunla ciddi bir konuşma yaptım. Bir yıldır siyasete harcadığımız enerjiyi -ki öncesinde ilgimiz yoktu- daha mutlu olabileceğimiz alanlara yöneltmeyi seçiyorum bundan sonra. Tarihe notlarımızı düştük. Umarım herkes için bundan sonra çok güzel olur. Sevgiler…

  20. halk 10/04/2014 at 16:14 #

    Türkiye’yi ancak bir Türkiye’liler yönetmelidir. Arkasında ABD olan CHP değil, arkasinda Avrupa olan MHP değil, Arkasında Türkiye olan AKP yönetecektir ve buna halk karar vermiştır. Daha dininizden haberiniz yok ey avm kafalılar, gezi kafalılar, avrupalı bile haftada bir kere kiliseye gider siz nereye gidersiniz, bir kere cuma namazı kılmaya gittinizmi yoksa sizin bir dininiz yokmu? durmayın çıkın gezin Anadoluyu rastgele bir köye girin ebelerle dedelerde sohbet edin ama yok sizin dünyanız istanbuldan ibaret, başını örtenle playboya soyunanı bir tutuyorsunuz, göğsünüzü gere gere anlattığınız savaşlarda başları kapalı anneler, kızlar, ebeler size cephane taşıdı

  21. kohrebeen 11/04/2014 at 07:37 #

    “Nerede sigara içileceği”???

    Yine güzel bir yazı. Elinize sağlık.

    Fakat… Söylemeden geçemeyeceğim.

    Sigaranın nerede içileceği tabii ki yasalarla belirlenecek.

    İçilip içilmemesine müdahaleyle karıştırmayalım bunu. (Çünki biri kendi iradesiyle içerken, içmeyi istemeyenlere de zorla içirmiş oluyor. Denklem çok basit.)

    Sizi bu yasakla ilgili rahatsız eden nedir? Neresinde haksızlık var içenler (daha doğrusu özgürlükler) aleyhinde?

    Aksine, bu yasak yetersiz (Sigara dumanı kapalı-açık alan hesabı yapmıyor. Bu sadece bizim uydurduğumuz bir yalan. Yolda da, bir kafenin açık alanında da solumak zorunda kalıyoruz). Sadece göz boyama. Ayrıca neredeyse hala -kapalı alanlar dahil- her yerde içiliyor. İnsanlar yasaklı yerlerde fırsat kolluyor içmek için.

    Konu sigara olunca özgürlükçü insanların bile durumu kavrayamamasına şaşıyorum.

  22. Şehnaz Rizeli 13/04/2014 at 01:25 #

    Belki birçok okuyucunuz gibi kendimi buldum yazınızın satır aralarında… Çok başarılı, çok samimi, gerçekçiliği elden bırakmadan nasıl da nâif bir uslûbla dile getirmişsiniz hâl-i pürmelâlimizi :(

    Yalnız bu yazınız için değil, aslında tüm bizimle paylaştıklarınız için çok teşekkür ederim… Gönlünüze, kaleminize sağlık… Sevgiyle kalın :)

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim