İstanbullular için bir çağrı

Taksim Gezi Parkı eylemleri 1. haftasını doldurdu. Yaşananlar -özellikle sosyal medyayı- takip edenlerin malumu. Bu yazıyı yazmadan önce motorumun tepesinde turladım durdum. Gezdiğim her yerde insanlar ellerinde bayraklarla yürüyor, insanlar camdan el sallıyor, araçlar kornalarıyla destek veriyordu.

IMAG0313

Eylemlerin başlangıç noktası olan Gezi Parkı ve Taksim Meydanı, polisin çekilmesinin ardından çoluk-çocuk, yaşlı-genç; her görüşten, her kesimden vatandaşların, hatta turistlerin coşkusuna sahne oluyor. Yazarak özetlemek mümkün değil. Yine de ilk fırsatta derleyeceğim.

Sanki daha birkaç gün önce kan, gözyaşı, biber gazı, polis copu, çığlıklar, barikatlar, gözaltılarla inleyen yer orası değildi gibi.

Olayların başladığı İstanbul duruldu (sayılır. Zira hala meydanın yakınlarından müdahale haberleri geliyor) ama ülkenin diğer bölgelerindeki eylemlerden üzücü haberler gelmeye devam ediyor. Gezi Parkı ise yeniden; hatta daha önce hiç olmadığı kadar ziyaretçilerinin hizmetinde.

Orası uğruna bir vatandaşımız; Abdullah Cömert canını verdi. Gezi Parkı onun hayatından daha önemli değildi. Ama o Gezi Parkı eylemlerinin temsil ettikleri uğruna hayatını feda etti. Bütün insanlık ona bir can borçlu. Emanetinin sorumluluğu da hepimizin üstünde.

Abdullah Cömert ile Gezi Parkı'nda bir simidi paylaşıp sohbet etme şansımızı kaybettik.
Abdullah Cömert ile Gezi Parkı’nda bir simidi paylaşıp sohbet etme şansımızı kaybettik.

Bu yazıyı yazmadan önce Gezi Parkı ve civarında uzun uzun yürüdüm. Yüz binlerce insanın coşkusunu, enerjisini, huzurunu hissettim. Bir daha bu topraklarda hiç kimsenin bir hafta önceki kadar cüretkar, hoyrat, nobran ve umursamaz davranamayacağını düşündüm. Türkiye’nin dört bir yanındaki insanların artık kendisine ve ülkesine başka bir gözle bakacağını hissettim.

Eminim birkaç gün içinde ülkenin diğer bölgelerindeki olaylar da yavaş yavaş durulacak, yaralar sarılacaktır.

Tam da bu noktada İstanbullular’a bir çağrım var.

Yarın çoluk-çocuğunuzu, eşinizi, sevgilinizi, halanızı, dayınızı, amcanızı, teyzenizi alıp Gezi Parkı’na gelin. Uğruna mücadele edilen o ağaçların gölgesinde, orası için hayatını ortaya koyan insanlarla tanışın. Günlerce görmezden gelinen, itilip-kakılan; ana akım medyada terörist, kışkırtıcı, devlet-polis düşmanı olarak gösterilen o insanları tanıyın. Orada ne kadar naif, masum, kirlenmemiş çabalar olduğunu görün. Eylemden geriye kalanlara bakıp yaşananları hayal edin. İnsanların gözündeki umudu hissedin. Kendilerine uygulanan onca şiddete karşı (aralarındaki birkaç fırsatçı dışında) ne kadar barışçı, uzlaşmacı ve şiddetten uzak kaldıklarını görün.

Birileri sizi onlara düşman etmek istiyor. Düşman olacaksanız da yüzlerine baktıktan sonra olun. Medyanın, onun, bunun sizi şekillendirmesine izin vermeyin. İstanbul ve diğer şehirlerde yaşananları başka türlü anlamak mümkün değil. Gerçek ile bize yansıtılmaya çalışılan arasında büyük bir fark var. Ve elimizde bunu görmek için iyi bir fırsat bulunuyor. Kullanalım. Hepimiz birlikte kandil simidi yiyelim ve konuşalım, kucaklaşalım.

Şimdi yaraları sarma zamanı.

Her yerde…

Gezi Parkı hepimizin ve hep öyle kalacak. Ve hepimize varlığıyla bu yaşanan acı-tatlı olayları hatırlatacak.

Daha güzel bir Türkiye ümidiyle.

#KandildeGeziParkina !