İstanbullular için bir çağrı

Taksim Gezi Parkı eylemleri 1. haftasını doldurdu. Yaşananlar -özellikle sosyal medyayı- takip edenlerin malumu. Bu yazıyı yazmadan önce motorumun tepesinde turladım durdum. Gezdiğim her yerde insanlar ellerinde bayraklarla yürüyor, insanlar camdan el sallıyor, araçlar kornalarıyla destek veriyordu.

IMAG0313

Eylemlerin başlangıç noktası olan Gezi Parkı ve Taksim Meydanı, polisin çekilmesinin ardından çoluk-çocuk, yaşlı-genç; her görüşten, her kesimden vatandaşların, hatta turistlerin coşkusuna sahne oluyor. Yazarak özetlemek mümkün değil. Yine de ilk fırsatta derleyeceğim.

Sanki daha birkaç gün önce kan, gözyaşı, biber gazı, polis copu, çığlıklar, barikatlar, gözaltılarla inleyen yer orası değildi gibi.

Olayların başladığı İstanbul duruldu (sayılır. Zira hala meydanın yakınlarından müdahale haberleri geliyor) ama ülkenin diğer bölgelerindeki eylemlerden üzücü haberler gelmeye devam ediyor. Gezi Parkı ise yeniden; hatta daha önce hiç olmadığı kadar ziyaretçilerinin hizmetinde.

Orası uğruna bir vatandaşımız; Abdullah Cömert canını verdi. Gezi Parkı onun hayatından daha önemli değildi. Ama o Gezi Parkı eylemlerinin temsil ettikleri uğruna hayatını feda etti. Bütün insanlık ona bir can borçlu. Emanetinin sorumluluğu da hepimizin üstünde.

Abdullah Cömert ile Gezi Parkı'nda bir simidi paylaşıp sohbet etme şansımızı kaybettik.

Abdullah Cömert ile Gezi Parkı’nda bir simidi paylaşıp sohbet etme şansımızı kaybettik.

Bu yazıyı yazmadan önce Gezi Parkı ve civarında uzun uzun yürüdüm. Yüz binlerce insanın coşkusunu, enerjisini, huzurunu hissettim. Bir daha bu topraklarda hiç kimsenin bir hafta önceki kadar cüretkar, hoyrat, nobran ve umursamaz davranamayacağını düşündüm. Türkiye’nin dört bir yanındaki insanların artık kendisine ve ülkesine başka bir gözle bakacağını hissettim.

Eminim birkaç gün içinde ülkenin diğer bölgelerindeki olaylar da yavaş yavaş durulacak, yaralar sarılacaktır.

Tam da bu noktada İstanbullular’a bir çağrım var.

Yarın çoluk-çocuğunuzu, eşinizi, sevgilinizi, halanızı, dayınızı, amcanızı, teyzenizi alıp Gezi Parkı’na gelin. Uğruna mücadele edilen o ağaçların gölgesinde, orası için hayatını ortaya koyan insanlarla tanışın. Günlerce görmezden gelinen, itilip-kakılan; ana akım medyada terörist, kışkırtıcı, devlet-polis düşmanı olarak gösterilen o insanları tanıyın. Orada ne kadar naif, masum, kirlenmemiş çabalar olduğunu görün. Eylemden geriye kalanlara bakıp yaşananları hayal edin. İnsanların gözündeki umudu hissedin. Kendilerine uygulanan onca şiddete karşı (aralarındaki birkaç fırsatçı dışında) ne kadar barışçı, uzlaşmacı ve şiddetten uzak kaldıklarını görün.

Birileri sizi onlara düşman etmek istiyor. Düşman olacaksanız da yüzlerine baktıktan sonra olun. Medyanın, onun, bunun sizi şekillendirmesine izin vermeyin. İstanbul ve diğer şehirlerde yaşananları başka türlü anlamak mümkün değil. Gerçek ile bize yansıtılmaya çalışılan arasında büyük bir fark var. Ve elimizde bunu görmek için iyi bir fırsat bulunuyor. Kullanalım. Hepimiz birlikte kandil simidi yiyelim ve konuşalım, kucaklaşalım.

Şimdi yaraları sarma zamanı.

Her yerde…

Gezi Parkı hepimizin ve hep öyle kalacak. Ve hepimize varlığıyla bu yaşanan acı-tatlı olayları hatırlatacak.

Daha güzel bir Türkiye ümidiyle.

#KandildeGeziParkina !

, ,

28 Responses to İstanbullular için bir çağrı

  1. Engin 05/06/2013 at 00:28 #

    Kimsenin ona can borcu falan yoktur, Ölmesinin tek sorumlusu bana göre ailesidir. Çocuğun 1 haftadır eve gelmiyor. Facebook’tan milleti polis taşlamaya çağırıyor birde geçirdiği can tehlikelikelerini marifetmiş gibi yazıyor. Sonra polis’in attığı gaz bombası gelip ölünce vay efendim polis çocuğumu durduk yerde öldürdü.

    Ayrıca babasının ifadesine göre eyleme götüren chp gençlik kollarınada sormak lazım amaçladıkları direnişi gerçekleştirebilmişlermi ?

    • occupygezi 05/06/2013 at 00:39 #

      peki şu polisin gaz bombası attığı evde ölseydi bu arkadaş, o zaman da ailesinin suçu mu olacaktı?

      • Engin 05/06/2013 at 02:35 #

        Sorduğun sorunun yazımla alakası nedir. Sizin bahsettiğiniz farklı bir olay ve ortada öyle bir konuda yok. Ama cevap bekliyorsanız yazayım o zaman polis suçlu olurdu.

        • occupygezi 05/06/2013 at 11:02 #

          ne demek ne alakası var. hiçbir farkı yok evde oturmayla, demokratik şekilde sokakta hakkını aramanın. suçlu polistir, o emri verendir.

          • Vatan SAĞOLSUN 05/06/2013 at 12:21 #

            “demokratik şekil” tam olarak ne şekil? Şu anda meydanda gördüğümüz şekil ise ben bu şekilde hiçbir estetik görmüyorum. Eğer siz görüyorsanız lütfen bizi de aydınlatınız…

            “Suçlu polistir, o emri verendir” e gelirsek; Düşünceleriniz de birini suçlu olarak mahkum etmek üzereyseniz, sizin böyle düşünmenizi sağlayan parametreleri de vicdanınızın bir tarafıyla muhasebe ediniz.

            Aksi halde buradaki yazınızı okuyanların vicdanlarında “ideolojik saplantılı” denilerek yaftalanacaksınız…

    • necati 05/06/2013 at 08:16 #

      Bir tornadan çıkmış gibi aynı refleksleri veriyorsunuz hepiniz:
      – polise saldırmasaydı,
      – işin içinde CHP var,
      bu mesajdaki iki motif… herhalde daha rahat bir ortam (kendi çöplüklerinizden biri) olsaydı, gencin cenazesine gelen örgütten yollu marjinalliği, komünistliği ve tabii dinsizliği filan da söz konusu olurdu.

      Şu mesajın içine ailesinin başı sağolsun vs. bi yerlere yazaydınız iyi niyetli olduğunuza ikna olmaya çok hazırım ama her şey ortada.

      Başımız sağolsun.

    • Sinan 05/06/2013 at 09:38 #

      Demiş ya Nasreddin Hoca “Peki hırsızın hiç mi suçu yok” diye
      Ortada alnının ortasından vurulmuş bir insan evladı var. Biz de ölümünden bunu yapanı değil ailesini sorumlu tutalım.

      Zaten şiddet o kadar normal o kadar kabul etmemiz gereken bir şey ki… Bir de insanlar bu kadar “doğal” bir şiddet olduğu halde sokağa falan çıkıyorlar. Gerçekten ne kadar ayıp ne kadar ahlaksız.

      Hepimizin bildiği gibi sokağa çıkanlar sürekli sebepsiz yere polisi taşlarlar (!) Taş atmak bir insanı öldürmekten çok daha ahlaksız bir eylemdir. (!)

    • Halil Türkmen 05/06/2013 at 11:58 #

      Hepimize bir hatırlatma :
      Sen, ölülere işittiremezsin. Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
      NEML – 80

      yazmamın sebebi ve şahsi yorumum:
      hiç birimiz hangi olaylara sağır olup olmadığımızı tam bilmiyoruz,
      o yüzden fikrimiz ne olursa olsun, bazen dönüp bakalım.
      birde can kaybı varsa beynimizin ve kalbimizle birer kez daha bakalım.
      yok dönüp gidersek sağırları oynarsak, bu kişi ile uğraşmak yanlış , zaten bunu yapamayacağımız bize söylenmiş.
      böyle düşünüyorum. sağırları oynamayalım, ne kadar kolay olsada.

  2. said 05/06/2013 at 00:41 #

    Böyle temiz yüzlü bir insan niye böyle şeylere bulaşmış diye düşünüyo insan. babası ve ailesi içinde aynı şekilde çok temiz insanlara benziyolar.
    Mekanı cennet olsun.

    • kulahmet 05/06/2013 at 00:46 #

      böyle şeyler derken? hakkını savunmak da bir sorun mu var?

      • Engin 05/06/2013 at 02:33 #

        Hak gece 3’te araba yakarak aranmaz.

        • necati 05/06/2013 at 08:21 #

          Bence sizin Hak’kınız araba, ev, para, pul olmuş… Topraktan mı sirayet ediyor bilmiyorum ama hukuk anlayışınız Hammurabi kafası… polise taş atanı polis dövebilir gibi bi zihniyet. Şok olacaksınız ama dövemez. Polis dövemez demek istiyorum, konu kişiye özel ordulara gelince tabii başka.

          • Vatan SAĞOLSUN 05/06/2013 at 12:30 #

            “necati” haklı. İnsanın kişisel mal varlığı olmamalıdır. Hammurabi kadar eski olmasa da eski “düzen” oluşturan sistemler böyle emreder. Değil mi necati?

            necati ikinci defa haklı: Polise taş atanı polis dövemez. Ancak polise taş atan, polisi dövebilir. Yumruklayabilir, tahrik edebilir. Bunlar demokratik haktır. Polislikte yeni bir kadro ihdas edilerek “mazlum hizmetleri” adıyla vatandaşın hak ararken ağız burun dalacağı bir polis kadrosu, demokratik hak için olmazsa olmazdır.

  3. sedatcan 05/06/2013 at 02:34 #

    İnsanlar sağ duyuyu önplana çıkarsalar inanın bunları yaşamayız. Memleket daha mutlu olur

  4. Kutlu 05/06/2013 at 11:51 #

    Amirim sen dün gece çıkmışın, ben günlerdir motorla özellikle yıldız, akaratler, gümüşsuyu, köyiçi, şair nedim, maçka turladım. Gördüklerim ve yaşadıklarımı anca oradaki insanlar bilir. Öğrenciler RTE’ın gitmesini ve daha iyi bir gelecek istiyor. Bu olana kadar da devam edeceklerdir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.

    Evet hak taşla, sopayla, şiddetle aranamaz. Ama hak arayan insanlara sabah namazına mütakip bombalı saldırı yaparsan, tarihi geçmiş bombaları halkın direk kafasına doğru nişan alırsan bu halkı durduramazsın.

    Esasında RTE saldırgan tutumu ve sivri diliyle Türkiye için 2 büyük iyilik yaptı. Önce halkları birleştirdi. Daha sonra da yaklaşık 1 milyon kişilik profesyonel direniş ordusu yarattı. Bu halk artık gazla değil diologla ve taleplerinin kabul görmesi ile sakinleşir.

  5. fatihkck 05/06/2013 at 15:45 #

    Benim tek arkalarında olduğum nokta polisin orantısız güç kullanması. Yok tayip istifa yok faşiz bir yönetim var vb şeyleri dile getirmeleri Ak parti seçmeni olarak ister istemez sinirleniyorum. Tamam park yıkılmasın ne avm si avm yemi ihtiyacımız var. Ancak Genel olarak herkesin kabul edeceği makul şeyler istemesini de bileceksin. Öyle 2 bin 3 bin veya 30 bin kişi sokağa dökülerek hükümeti istifaya çağıramazsın. Şuan seçim olsa yine tek başına gelir bu hükümet. Ya istifa edecek te başa kim gelecek :) Bi akıllı olun..

    Bence burada istenecek en güzel talep polisin, elinde molotof kokteyli olanada, parkta oturup börek yiyenede aynı oranda güç kullanmaması. Buna göre yöntemler geliştirmesi ve öyle kafasına göre herkesi dövmemesi. Gerçekten polis tarafından mağdur olan halkın dinlenip arkasında olacak bir sistem şiddetle gerekli. Biber gazından da artık vaz geçsinler. İlgisi olmayanda o gaza maruz kalabiliyor.

    Ne bilim işte o kadar yaralı var. Bir kardeşimiz canını kaybetmiş. Allah rahmet eylesin. Bunların hiç biri boşa gitmemeli bence. Daha iyi bir gelecek için taleplerimizi belirlemeliyiz.

  6. Kemal 05/06/2013 at 16:16 #

    Hiç boşuna taksimdekileri bir görün suratlarına bakın deme bana serdar ben onların ne olduklarını çok iyi biliyorum zaten;
    Sosyologlar ve siyaset bilimciler Taksim’deki gösterici kitlesini şöyle tanımlıyor:
    – Kürt sorununda çözüm istemiyorlar. Kürtlerin siyasal, sosyal görünürlüğünden de rahatsız oluyorlar.
    – Başörtülü kadınların, genç kızların sosyal hayatta rol almasına ve devlette çalışmasına kesinlikle karşı çıkıyorlar.
    – Dindarlığın siyasal ve sosyal alandaki görüntülerinden memnun değiller. Sözgelimi, AK Parti’nin yükselişi, imam-hatip okullarına talebin artması gibi gelişmelerden kaygı duyuyorlar.
    – Dini görünürlük açısından çok düşük istatistiklere sahipler. Namaz, oruç, hac gibi ibadetlerle ilgileri yok denecek kadar az. Kendilerini “laik, Atatürkçü” olarak tanımlıyorlar.
    – Askerin siyasal alanda etkili olması gerektiğini düşünüyorlar. (Aralarında önemli bir kitle ise askeri darbe seçeneğinin kesin çözüm olduğunu düşünüyor)
    – Hemen hepsi, Ergenekon, Balyoz, Andıç gibi davaların görülmesine karşı. Büyük çoğunluğu bu davalara karşı çıkan eylemlere de katılarak davalılara destek verdi.
    – Genel olarak 28 Şubat darbesine destek veren gelenekten geliyorlar ve 2007 yılında yapılan Cumhuriyet mitinglerine de katıldılar.
    – Güçlü bir sınıf bilincine sahipler. Ağırlıklı olarak beyaz yakalı istihdam grubunu temsil ediyorlar ve kendi sosyo-ekonomik güçlerinin devamlılığına odaklanıyorlar.
    – Türkiye’nin ekonomik büyümesi ve milli gelirin artması gibi temel makro ekonomik verileri birinci derecede önemsemiyorlar. Ama bu gelişmelerden en çok yararlanan meslek ve sermaye gruplarının içinde bulunuyorlar.
    – Batıcılar, Batı değerlerine sahip çıkma iddiası taşırlar ama Avrupa Birliği üyeliğine de karşılar.
    – Dış politikaya ilgilenmiyorlar. Türkiye’nin Suriye politikasından memnun değiller: Türkiye’nin İslam dünyasıyla gelişen ilişkilerini endişe verici buluyorlar.
    – Tayyip Erdoğan’a yönelik tepkileri ontolojik… Üslubundan çok varlığına karşı çıkıyorlar. Erdoğan’a reaksiyonları bir alt kimlik kadar güçlü ve tavırlarını değiştirecek girişimlere kapalılar.
    – Aynı şekilde, Fethullah Gülen’e ve cemaatinin faaliyetleri başta olmak üzere bütün dini sivil toplum hareketlerine karşı da tepkililer. Dini referanslı sivil çeşitliliği sistem ve kendi yaşam tarzları için tehlike olarak görüyorlar.
    – Aralarında İşçi Partisi, ÖDP gibi siyasal hareketlerde görev alanlar da bulunmasına rağmen büyük çoğunluğu CHP’ye oy veriyor. Bununla birlikte CHP’nin daha sert muhalefet yapması gerektiğini düşünüyorlar.

    • Aylin Parakos 06/06/2013 at 00:56 #

      Serdar Kuzuloglu’nun takipcilerinin bu kafalarda olmasi pek tuhaf… Hic anlamamissiniz meger…

      • Aylin ANLAMAZ 06/06/2013 at 12:51 #

        Siz çok anladınız. Parklarda orayı burayı yakarak yıkarak ekonominin canına okudunuz. Bir hafta öncesi ile bugünkü faizleri karşılaştırın tabi eğer mukayese sisteminiz hala çalışıyorsa…
        E-postanızı da verirseniz ben kimleri takip edip etmeyeceğimi size sormak istiyorum.

        Kemal’in yazdıklarına birebir uyuyorsunuz. Uyuyorsunuz… Uyanın…

        “Şu anda sizin sesiniz fazla çıkıyor, biliyoruz ki bu suçluluk psikolojisinin bir gereğidir. Ama bizim sesimiz sizinki kadar fazla çıkmayacak.” Zamanı gelinceye kadar…

    • fatihkck 06/06/2013 at 14:00 #

      Bence analiz çok başarılı +1

    • Teberi 07/06/2013 at 17:22 #

      İşkembe-i kübra üniversitesi profesörleri yine iş başında. Madde madde de yazmış arkadaş. Bir zahmet kimmiş bu sosyologlar siyaset bilimciler, hangi yöntemleri kullanarak bu sonuçlara varmışlar onu da yazsın da görelim.

      Yalana dolana doyamadınız arkadaş ya. Biz Gezi’de namazını kılan arkadaşlara kendimizi siper ediyoruz, kandil simiti dağıtıyoruz senin gibiler sağda solda sanki suçmuş gibi “Namaz, oruç, hac gibi ibadetlerle ilgileri yok denecek kadar az” diye ortamı germeye çalışıyor. De ki Gezi’de binlerce ateist de var? Eeee? Sırf ateistler diye daha mı az haklılar?

      Şunu kafanıza iyice sokun, bütün bu olaylar barışçıl bir şekilde anayasal hakları çerçevesinde gösteri haklarını kullanan bir avuç insana öldüresiye saldıran polis, bunu görmezden gelen/gelmek zorunda kalan medya ve yangına körükle giden kibirden gözleri kör olmuş başbakan yüzünden çıktı. İlla bir suçlu, provokatör arayacaksanız buralara bakın.

      Çocukları bile güldürecek yok CHP+Norveç+Illuminati komplosu yok beyin kontrolü yapan kızıl ötesi ışınlar falan diye ortalarda dolanıp iyiden kendinizi bitirmeyin.

      Bir de park araba yakarak hak aranmaz diyenler var. Arkadaş olayları doğru sırasına koyun. İnsanlar çadırlarında uyurken polis aşırı ve orantısız bir nefretle saldırıp insanları komaya soktu, kapalı mekanlara gaz sıkıp kapıları tuttu. Metroyu bile içindeki herkesle birlikte gaza boğup kepenkleri indirdi. Yetmedi gaz kapsüllerini nişan alarak kafaya göze sıktı. Yetmedi sivil kıyafetlerle sokağa çıkıp 20 kişi sopalarla genç kızları/çocukları öldüresiye dövdü. Siz hala kırılan camın derdindesiniz.

      Sevgisizlikten içiniz çürümüş arkadaş.

  7. Ayhan 06/06/2013 at 12:56 #

    Fındığını kırmışlar; içi boş, kabuğunu da dolduramamışsın, Boş laflarla dolmaz o kabuk!

  8. Raven 07/06/2013 at 02:15 #

    Gezi Parkı olayının tahlile giriştim…

    Öncelikle bu olayın(bazı muhafazakar yayın organlarının kasıtlı yaptığı şekilde) Arap Baharı ile bir ilgisi yok.. Kaldı ki o ülkelerde yıllardır ülkeyi yöneten, ama belki de bir yandan kalkındıran yarı tiran yarı kral kimlikli yöneticilere karşı ayaklanıldı… Türkiyede bu durum yok, ama en uzun süreli tek başına iktidarın halkta meydana getirdiği belli huzursuzluklar ve ben yaptım olducu yaklaşımlar var…

    Olaylar başladığından beridir belli başlı yayın organlarındaki kalemlere göre olayların başlangıcının sinyalleri bir takım provaktif olaylar ile kendini belli etmiş! Yani kasıtlı çıkartılan bir isyanmış.. Oradan da Arap Baharına bağlıyorlar olayı doğal olarak.. Bunu yaparken RTEnin oralardaki diktatörlere yönelik zamanında sarf ettiği çağrıları da görmezden geliyorlar…

    Herşeyden önce bu ayaklanma Ortadoğudaki halkların ekonomik vaziyete gösterdikleri tepkinin Türkiyedeki paraleli değildir. Türkiyede kimse emek teknesine el kondu diye kendini yakmamıştır.. Sosyolojik görüntünün bize söylediği, ayaklanmaya ön-ayak olanların fakir-fukara olmadığı, bilakis eğitimli, zengin, duyarlı, kültürlü insanlar olduğu…

    Kendi şahsıma ağaç kesme olayının varlığını ve bu konulardaki tepkileri ilk Enver Aysevere gönderilen tvitler ve onun da bunları re-tvit etmesi ile öğrendim… Buna rağmen Ayseverin kendisinde bile provakatif söylemler değil, bir umutsuzluk havası hakimdi. Bu konudaki duygularını olay başlamadan önce attığı tvitlerde açık açık görebilirsiniz.. Tahminim bu konudaki farkındalığın onun re-tvitleri sonucu dalga dalga yayılmış olduğu.. O bile ağaçlar gitti gider havasındaydı yani..

    Olaylar büyüyünce de ağaç kesme meselesi olmaktan çıkıp AKP hükümetine, özellikle de son dönem icraatlarına tepki gösterme hareketine dönüştü… Olayı başlatan birileri olmadığı gibi, sonlandıracak birileri de yok… Çünkü hemen her kesimden kadın, çocuk, genç, öğrenci, yaşlı, çalışan meydanlarda ve polisle şu veya bu şekilde karşı karşıya.. Ama tabii doğal olarak gömlek pantolon meydana çıkan sessiz kalabalıkları göz önüne vermektense, elleri bayraklı bir takım grupları nazara vermek habercilik açısından daha fazla reyting getiren bir durum olduğu için biz hep marjinal tabir edilen grupları görüyoruz medyada….

    Son nokta ise BDPnin neden meydandan çekildiğiyle ilgili… BDPden SSÖnder güya ilk dozerin önüne atlayan şahısmış… O zamanlar bir yedirmezler gülüm havasındaydı. Ama ne zaman olaylar doğaya hassasiyet gösterip puan toplayan siyasi kişilik olma statüsünden çıkıp AKP ve hükümet karşıtı kitlesel bir harekete dönüştü, o zaman SSÖ ve BDP kendilerine verilen sözlerin(!) olası bir hükümet düşüşü durumunda gerçekleşemeyeceği olasılığından ötürü kendileri hemen geri çektiler.. Malum şahıs ve partisinin şu aralar olan oldu, talepler iletildi, ağaçlar kurtuldu, artık eğlencemize bakalım mesajı vermeleri de bundan… Çünkü RTEnin çekilmesi en az onların işine gelir…

    Kendi nihai sonuç tahminim ise şu.. 2002de AKP karşıtıydım, ama baktım ki yoğun tempo ve çalışma var 2007de destekledim ve her iki seçimde de DYPye oy vermeme rağmen dedim ki, her seçenek denendi bir millet bunları denesin. Fena gitmiyolar… Ama ne zaman 2010daki o meşhur referandum oldu ve güçler ayrılığının canına ot tıkıldı o zaman uyandım… Hatta bu referandum torba halinde geleceği zaman uyanmıştım… Millet artık orada dur demeli, ihtilalcilerin bile yapmaktan imtina ettiği HSYK gibi kurumları şekillendirme fırsatını hükümete vermemeliydi… Şu an yaşanan tüm hukuksuzlukların berisinde benim şahsi görüşüm referandumdaki o düzenlemeler var ve seçilmiş kanzler Hitleri diktatöre çeviren yetki kanunu ne ise bence RTE için referandum da o idi…Ama ilahi adalet bence burada tecelli etmek üzere, Çillere 3. köprüyü yapamadan gidersiniz inşallah diyen başbakan temellerini diktiği 3. köprüyü göremeden bir kaç aya kalmaz gider gibi geliyor bana… Bu gidiş RTEnin istifası yoluyla olmayacak…Tahminin DSP nasıl parçalandıysa AKPnin de öyle parçalanacağı… En nihayetinde başdanışmanın Başbakanı yedirmeyiz sözünün muhatabı sokakdaki isyankarlar değil, parti için RTEye karşı hizipleşmiş, ama bizim bihaber olduğumuz odaklardı…

    • Ayhan 07/06/2013 at 15:01 #

      “Fındığını kırmışlar; içi boş, kabuğunu da dolduramamışsın, Boş laflarla dolmaz o kabuk!”

      Düzeltme!

      “Fındıklarınızı kırmışlar; içi boş, kabuklarınızı da dolduramamışsınız, Boş laflarla dolmaz o kabuklar, üşürsek yakar ısınırız!

  9. Tarkan 07/06/2013 at 20:47 #

    bizler her şeyi anlıyoruz aslında! sahte düşmanlar yaratmak, “amerika yaptırdı”, “yabancıların maşaları”, “marjinal örgütler”, “sosyal medya yasaklanmalı mı?” vs. gibi konular ortaya atmak tamamen şunun içindir: halkın temiz taleplerinin gündemi işgal etmesini engellemek, 10 gündür ilk defa herşeyine karışamadığın gündemi kendi istediğin gibi belirlemek ve enerjiyi bölmektir. Taksim Dayanışma Platformu’nun gayet makul olan, birkaç maddelik taleplerinin (Gezi Parkı yıkılmasın ve Topçu Kışlası yapılmasın, polis şiddeti dursun, polise emir verenler gorevden alınsın) konuşulmaması, dinlenmemesi ve yine sanki bu kadar protesto boşuna yapılmış gibi halkın hiçe sayılmasıdır. Sizler de gayet net görüyorsunuz ki iktidar, iktidarından gıdım taviz vermek istemiyor, “halk için hizmet” her zamanki gibi lafta kalıyor.
    BABA sendromu ve tek ahlak konusunda şu yazıyı okuyun ltf, güzel bir analiz:
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23450857.asp
    Açık fikirli, kendi kibrine yenik düşmeyen, değişime açık bireylerle inşallah umutlu olacak ülkemizin yarınları:))

  10. Yağız Aydemir 08/06/2013 at 15:15 #

    “Bir daha bu topraklarda hiç kimsenin bir hafta önceki kadar cüretkar, hoyrat, nobran ve umursamaz davranamayacağını düşündüm.”

    Ben de öyle düşünmek istiyorum ama başbakan afrikadan geldi yine kükredi. Gerçi nasıl kükremesin baksana yorumlara bu adamlardan güç alıp adam kafasına esen her şeyi yapar.

  11. Gezide SONDURUM 10/06/2013 at 16:06 #

    Provokatör değil, amacı derdini anlatmak, doğayı korumak, birlik olmak. Saygı duyulası şahıs…
    “olmadı, beceremedik” diyor…
    “Gezi parkı’nın son hali (John Milton)”. Lütfen vaktinizi ayırın ve okuyun…

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim