Tag Archives | sansür

Haftanın Özeti: 24

Her Pazar saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Başlığa yazarken fark ettim ki bu özet macerasında 6 ayı devirmişiz! Benim için kesinlikle gurur verici. Her gün ulaştığı trafiğe bakınca hiç ummadığım kadar fazla kişinin de ilgisini çektiğini, fayda yarattığını görerek daha da keyifleniyorum.

Biraz filmlerdeki gibi olacak ama siz bu satırları okurken ben bir uçakta İngiltere’ye doğru yol alıyor olacağım. Dolayısıyla yorumlarınızın onaylanması ve cevaplanmasında bazı gecikmeler yaşanabilir; şimdiden özür.

Genel Gündem

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü tarafından hazırlanan infografik fikstürde son durumu özetliyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü tarafından hazırlanan infografik fikstürde son durumu özetliyor.

  • Vatandaşlarına internette nefes aldırmamaya yönelik çabalarıyla dünyaya nam salan Çin ise yepyeni ve çok daha güçlü bir silahla ülkenin tüm elektronik trafiğini kontrol etmeyi başardığını iddia ediyor. ‘The Great Cannon’ adlı bu yeni araç içeriği denetleyip sansürlemekle kalmıyor; içine zararlı kod ekleyerek dilediği (yani çökertmek istediği) bir siteye de DDOS saldırısı olarak yönlendirebiliyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 20 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 18

İşte geldik Mart ayına. Cüce Şubat’ın son haftasının getirdiklerine bakalım.

UYARI: Özetlerin uzunluğu bazı mobil cihazlarda yüklenme sorunu çıkardığı için artık her kategori ayrı bir sayfada yer alıyor (dilerseniz yazı sonundaki kutudan diğer başlıklara atlayabilirsiniz).

Genel Gündem

  • Yabancıların duyduğunda en şaşıracağı İstanbul gerçekleri nedir? (36 dolar milyarderine ev sahipliği yapıyor olması dışında?)
  • Hala hatırlayan var mı bilmiyorum. 8 Mart 2014’te (yani neredeyse 1 yıl önce) Kuala Lumpur-Pekin seferini yapan MH370 sefer sayılı uçak kalkışından kısa süre sonra 239 yolcusuyla kayboldu. Hakkında birçok teori dolaşıyor. İlginç bir ayrıntı olarak bir kişi uçağın nerede olduğunu bildiği konusunda epey ısrarlı. Onlarca defa TV’ye çıkmasına rağmen ciddiye alınmamış olmaktan dert yanıyor. Şu soruyu arada tekrarlamamız gerekiyor: 21. yüzyılda koca uçak nasıl kaybolur?
  • Okyanusların en derin noktalarında varlığından bile haberimiz olmayan birbirinden sevimli canlılar yaşıyor. Birkaçına bakalım.

eOwL5

  • Is Anybody Down isimli bir site 2 sene boyunca intikamın en çirkin haline ev sahipliği yaptı. Sitenin içeriğini ayrıldığı eş ya da arkadaşlarının (beraberken çektiği) çıplak fotoğraflarını yükleyen kızgın aşıklar oluşturuyordu. Yüzlerce şikayete konu olan site sonunda kapandı. Fakat hukuki takip bitmedi. Kurucusu Craig Brittain yakalanarak tutuklandı. Ardından ironik tanımının bile yeterli olmadığı bir gelişme yaşandı. Brittain yakalama haberlerinde kendi fotoğrafını kullanan sitelere karşı hukuki mücadele başlattı! Kılıç çeken, kılıçla ölüyor.

Craig Brittain

Craig Brittain

  • Aşkın gözü kör değilmiş! Bilimciler aşık olunca beynin salgıladığı oxytocin hormonunu sarhoş farelere vermiş ve fareler ayılmış!

Continue Reading →

Bu yazıya 28 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 16

16 haftadır süren bu özetler bana kafayı taktığım konular için 1 haftanın ne kadar uzun bir zaman dilimi olduğunu gösterdi. Eski özetlere göz gezdirirken aklıma bağlantılı birkaç güzel fikir daha geldi. Umarım hayata geçirme fırsatı (yani zaman ve enerjiyi) bulabilirim.

Unutmadan; her hafta övgüyle bahseden, yapıcı eleştirilerini esirgemeyen, atladığım haberleri yorumlarla tamamlayan ve paylaşarak yaymaya çalışan herkese çok teşekkür ederim (İki hafta önce bir sosyal deney olarak usulca yan tarafa yerleştirdiğim bağış düğmesine ilgi gösterenlere de teşekkürü borç bilirim. O ayrı bir yazının konusu olacak).

Haydi başlıyoruz!

Genel Gündem

  • Gündemi videolu takip etmek istiyorsunuz. İngilizce biliyorsunuz ve iPhone sahibisiniz. Reuters’ın yeni hizmetine bir bakın derim.
  • Fast Company iyimser insanların 7 ortak özelliğini sıralamış: şükran ifade etmek, zaman ve enerjisini başkalarıyla paylaşmak, başkalarıyla ilgili olmak, çevresini olumlu insanlardan oluşturmak, her şeye itiraz eden kötümserlere kulaklarını tıkamak, bağışlamak ve gülümsemek. Detaylar şöyle.
  • Almanya’nın Nuremberg şehri geçen hafta dünyanın en büyük oyuncak fuarı olarak kabul edilen Spielwarenmesse‘ye ev sahipliği yaptı. Teknolojiyle bezeli binlerce yeni oyuncak arasında benim ilgimi en çok yeni LEGO setleri çekti. Özellikle Spaceport adlı uzay serisi. İzleyerek avunalım.

  • Bu hafta 57. Grammy Ödülleri sahiplerini buldu. Adaylar arasında internette kitle fonlama marifetiyle hayata geçmiş 7 başlık olduğunu gözden kaçırmayalım.
  • ABD’den bir haber daha verelim. Ülkede ihtiyaç sahiplerine en büyük maddi bağış yapan 50 kişilik listenin büyük bir bölümünü teknoloji girişimcileri oluşturuyor. Aralarındaki en taze zenginlerden biri de Whatsapp’ı Facebook’a 22 milyar dolara satan Jan Koum556 milyon dolar bağış yapmış. Bu yıl ne kadar olacak göreceğiz. Şimdi sorayım: siz yapar mıydınız?
  • Gençlik ve Spor eski Bakanı Suat Kılıç’ın Twitter hesabı hack edildi (Sayın Kılıç blogumu okusaydı bunlar olmazdı).

suat-kilic

  • Fransa da Charlie Hebdo saldırısı bahanesiyle internet sansürünü yasalaştırmaya çalışıyor. François Hollande terör ve çocuk pornografisi içeren sitelere 24 saat içinde erişim engelleme getirilmesini talep ediyor. (bu tip girişimlerde araya çocuk pornosu sokmadan olmaz. Çünkü o varken kimse itiraz edemez, ‘diğer esas mesele’ de arada kaynar).
  • Diğer yandan son dönemde özellikle Ukrayna politikası yüzünden Avrupa ve ABD’nin hedefine oturan Rusya, sosyalizm dönemi sonrası en büyük ekonomik krizini yaşıyor. Politik manevralar da cabası. Tam bu dönemde Pravda kaynaklı bir haber kesinlikle ilginç. Buna göre Rusya 2001 yılında ABD’de gerçekleşen 11 Eylül saldırıları hakkında elindeki uydu görüntülerini de içeren delilleri paylaşacak. İddiaya göre bu belgeler saldırıların ABD istihbaratının bilgisi dahilinde ve kontrollü saldırılarla taşeron örgütlere yaptırılmış.
  • Benim gibi tekne meraklılarına müjde: Boat Show 2015, İstanbul CNR Fuar Merkezi’nde kapılarını açtı. Ziyaret için son gün 22 Şubat. Hepimizi heyecanlandıran motorun yaptığı dalga… Köpürtmesi… ANLAYAMAZSINIZ!

  • Geçen hafta Twitter en çok sansür talebi yapan ülkeleri sıralamıştı. Bu hafta da Facebook paylaştı. Neyse ki bu sefer listede Türkiye yok (şaka şaka).
  • Media Freedom, dünya sansür haritası oluşturdu.
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sınır tanımamakla suçladığı Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü ise dünyada medyaya yönelik baskıların küresel haritasını yayımladı (Meraklısına: Türkiye 180 ülke arasında 149. sırada. En özgür Finlandiya birinci, en tutsak Eritre ise yüz sekseninci).
  • Bu hafta kabul edilen torba kanun uyarınca Başbakan ya da ilgili Bakanlar mahkeme kararı olmadan internette istediği içeriği Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı üstünden erişime kapatabilecek. Kişisel veri gizliliği konusunda da düzenlemeler yer alıyor.
  • 131 ülkedeki 5 bin 692 fotoğrafçının gözünden 97 bin 912 kare arasından seçilen 2014’ün en iyi haber fotoğrafları bu sene de sahiplerini buldu. Singles kategorisinin birincisi Berkin Elvan’ı anma eylemlerinden bir kareyle Fotoğrafçı Bülent Kılıç oldu. Tebrikler.
Halk için emniyet, adalet için hizmet.

Halk için emniyet, adalet için hizmet.

  • Dünyanın ikinci büyük bankası HSBC’nin İsviçre hesapları bir grup gazeteci tarafından deşifre edilince ülke liderlerinden uyuşturucu kaçakçılarına kadar pek çok kişinin de kirli çamaşırları ortalığa dökülüp saçıldı. Türkiye 3 bin 105 kişiye ait 3,5 milyar dolar içeren mevduatla dünya sıralamasında 23. oldu (elbette bu 2007 yılındaki ve sadece HSBC’de açılmış hesaplardaki tutar. Toplamını varın siz hesap edin).
  • Deep Web denen internetin karanlık sokaklarının en büyük batakhanesi olarak kabul edilen Silk Road‘un kurucusu olduğu iddia edilen Ross Ulbricht çıkarıldığı mahkemede kendisine yöneltilen bütün ithamlardan suçlu bulunmuştu. Şimdiki soru şu: Ulbricht’in kimliği nasıl açığa çıktı? İşte ‘hain’ teknolojiler! (İpucu: sebep teknolojiden çok sarsaklığı)
  • İngiliz istihbarat kurumlarından GCHQ‘nun 7 yıl boyunca yasadışı yöntemlerle milyonlarca kişiyi dinleyerek, dijital ortamda takip ederek fişlediği ortaya çıktı. Kullanılan yöntem ve araçlar mahkeme kararıyla yasaklandı. Karar kurumun sitesinde de yayımlandı.
  • ABD Gizli Servisi dünya liderlerinin psikolojik tahlillerini yapıp fişlemiş. Açığa çıkan belgelerdeki tabirler ilginç.
  • Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısı 18 milyon 828 bin 721’e yükseldi.
  • Sürücüsüz araçlar İngiltere’de test sürüşlerine başladı.
  • Müzik ruhun gıdası derler ama yaşlılarda olay pek öyle değilmiş. Gençken ne dinlediyseniz yanınıza kar kalacak!
  • Dijitalleşen dünya bizi sarhoşa çevirdi ama analog tarafın keyfinde de eksilme yok. The Guardian oyuncaklardan plaklara fiziki objelerin dönüşüne yönelik güzel bir derleme yapmış (Bazı sunumlarımda da değindiğim gibi ‘artık sevdiğimiz çok az şeye dokunabiliyoruz’. Bu doğamıza aykırı!).

Continue Reading →

Bu yazıya 44 yorum yapıldı.

Sansürün yeni kılıfı: buzlama!

Türkiye Cumhuriyeti’nin internet ile savaşı kıran kırana sürüyor.

Geçtiğimiz hafta Türkiye’ye gelerek üst düzey temaslarda bulunan Twitter yönetimi bugünden itibaren bazı hesaplara Türkiye’den erişimi engellemeye başladı. Olayın önünü ardını merak etmiyorsanız aşağıdaki özeti atlayıp devam edebilirsiniz.

Hızlandırılmış 17 Aralık ve sonrası sosyal medya özeti

Bugünlerde Türkiye’de demokrasi ‘dik durma’ gibi terimlerle tanımlanıyor. Tarafların uzlaşması ya da hakça temsil edilmesinden çok bir düello mantığı hakim. Bir tarafın mutlaka kazanması, diğerinin mutlaka kaybetmesi gerekiyor. Bir taraf mutlak iyi, diğeri mutlak kötü. Kazanan her şeye yönelik tam yetki sahibi.

Ve elbette böyle bir dönemde her fikrin, herkesin aynı anda bir arada yer alabildiği sosyal medya tahammül edilemez bir ortama dönüşüyor.

2014 yerel seçimleri öncesi patlayan 17 Aralık operasyonunun ardından sosyal medya karşıtı alerjik reaksiyon zirve yaptı. Bu süreçte Youtube ve Twitter TİB (hükümet) tarafından yeni internet yasasının verdiği yetkiye dahi aykırı olarak tamamen sansürlenmişti. Ardından duruma yönelik kişisel bir itirazı haklı bulan Anayasa Mahkemesi’nin engellemeyi kaldırma kararı bile duymazdan gelinmiş, muteber karşılanmamıştı. Yetmez gibi bu tip başvuruların bir daha yapılmasını engellemek için hükümet tarafından girişim başlatılmıştı.

Sosyal medyanın kökünü kazımaya and içen; hatta bunun uğruna paralel internet kurmayı bile göze alan yöneticiler geçtiğimiz hafta Twitter’ın üst düzey yöneticisi Colin Crowell‘ı ülkeye çağırıp fırçalamış, Türkiye’de bir ofis açmalarını istemiş ancak istediğini alamamıştı. Aynı dönemde ABD gazetesi The New York Times, Twitter’a bir çağrıda bulunarak boyun eğmemesini talep etmişti. Yine de ilginç bir ayrıntı olarak yeni bir ‘ara çözüm‘ gündeme geldi. Twitter sakıncalı hesapları Türkiye’den bağlanan kullanıcılara göstermemeye başladı (teknik tabiriyle sansür).

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay bu gelişmeyi Twitter’ın sonunda hizaya gelmesi şeklinde özetledi.

Türkiye’nin hükümet / adalet eliyle yaptığı engellemeleri VPN ile aşmak mümkün. Ancak bizzat suyun başını tutan vanayı kısınca seçeneklerimiz azalıyor. Ne mutlu ki Twitter’ın bu yeni sansür metodu sadece Türkiye’den bağlanan ve ülkesini Türkiye olarak belirleyen kullanıcıları bağlıyor (dünya duysun; yeter ki biz duymayalım zihniyetini biz çok ama çok iyi biliriz).

Örneğin Haramzadeler isimli hesap bu kapsamda engelli ve Türkiye’den bağlanmaya çalıştığınızda karşınıza şöyle bir ekran çıkıyor.

haramzadeler

Meraklısı için Twitter’ın bu uygulamayla ilgili kapsamlı bir açıklama sayfası bulunuyor. Sonuç olarak Twitter ayarlarında ülkenizi Türkiye dışında bir ülkeye ayarlayarak (ve elbette VPN kullanarak) sansürü aşmak mümkün (Dijital Göçmen dedikleri bu muydu yoksa?).

twitter-ulke-ayari

Diğer bir açıdan bakınca bu tip çözümlerin esas vuracağı alan Türkiyeli kullanıcıları hedefleyen Twitter reklamları. Onu da Twitter düşünsün artık.

Bu yazıya 10 yorum yapıldı.

Tatava deyip de geçme

NOT: Sabah erken saatlerde çalakalem yazdığım bu yazıyı yayınlamak için seçim yayın yasağının bitmesini bekledim. İçinde bolca link var. Anlatmaya çalışacaklarım bu linklere tıklayıp göz gezdirirseniz daha anlamlı hale gelecek. Ve lütfen unutmayın burası şahsi blogum. Tamamen kendi bakış açımdan, kendi hayatıma ait kesitler içeriyor. Mümkünse sizi değil, beni bağlasın.

Marifet diye söylemiyorum ama ben hayatımda hiç oy kullanmadım. Kibir, umursamazlık ya da apolitik olmaktan değil. Bir siyasi görüşüm elbet var ama şu güne dek beni temsil edebileceğini düşündüğüm bir kişi ya da partiye denk gelemedim. (Temsili demokrasi zor zenaat). Her şeye binbir kulp takan; armudun sapı, üzümün çöpü diyen çevremdeki bir kısım insanın böylesi kritik zamanlarda nasıl aniden netleşebildiğini hep gizli bir imrenmeyle takip ettim. Bir yandan da iktidara taşıdıklarına yönelik pişmanlıklarını dinlediklerim yüzünden ürkekleştim. Onaylamadığım bir şeyin parçası olmak istemedim.

Şu güne kadar ne birinin oy verme hevesini sorguladım, ne kime oy verdiğini sordum, ne de öncesinde kararını etkilemek için bir çabaya girdim. Herkesin, mümkün olan her şeyde kendi kararlarını kendi vermesi gerektiğini düşünüyorum. Hele böylesi bir konuda.

Yakın çevremdeki genel eğilim biraz farklı.

Oy kullanmaya karşı direncimi bilen eş, dost, akraba seçim yaklaştıkça usulca yoklamaya başladı. Sonra bu yoklamalar hafif şiddetli psikolojik baskıya dönüştü. Bu seçim dönemin şimdiye kadarkilere hiç benzemediğinin ve çok farklı anlamlar taşıdığının gayet farkındayım. Üstelik tamamen bana özel bir ayrıntı olarak artık ilkokul çağına gelmiş iki çocuğum var ve bu ülkenin iyisinden de kötüsünden de nasiplerine düşeni alıyorlar. Bizden farklı olarak önlerinde uzun; zorlu bir gelecek var.

Yine de detaylarına birazdan gireceğim sebeplerden dolayı kafa karışıklığım geçmiyordu. Yakın geçmişi kabaca gözden geçirmeye karar verdim.

Continue Reading →

Bu yazıya 29 yorum yapıldı.

Yeni internet düzenlemesi ne götürüyor?

Başlıkta ‘ne getiriyor’ kalıbını kullanmak isterdim ama bizde internete dair yasalara ne girdiyse mevcuttan götürdü. Ben de yoğurdu üflemek istedim.

Seneler sonra birileri bu yazıya denk gelir de olayların kronolojisini merak edebilir diye birkaç satır ekleyeyim.

Bülent Ecevit’in Başbakanlık (DSP-MHP-ANAP koalisyonu) döneminde internet istisnasız her partiden nice anlı-şanlı milletvekillerimizin de gayretiyle, 2000 yılında ilk devlet düzenlemesiyle tanıştı (nerden nereye).

4 Mayıs 2007’de Recep Tayyip Erdoğan döneminde  5651 sayılı yasayla ‘şekle şemale’ sokuldu. Her iki ‘düzenlemenin’ ana dayanağı Atatürk’e hakaret ve çocuk pornosuydu.

tbmm-kurul

Uluslararası çocuk pornosu operasyonlarında -yanlış hatırlamıyorsam- biri Türk uyruklu 2 kişi Türkiye’de tutuklanmıştı. Medyanın olayın üstüne atlamasıyla Türkiye yaşlısı-genci, kadını-erkeğiyle çocuk pornosu peşinde koşuyor gibi bir hava yaratılmıştı. Bu ilgi ve gündem işgali ardından “olay nedir?” diye Google’a arama yapan ‘saflar‘ yüzünden ‘çocuk pornosu’ ülkenin en çok aranan kelimeleri arasına girmiş, durum iyice garipleştirmişti.

Bugünkü gibi Atatürk’ü yerden yere vurmak sıradanlaşmamıştı o zamanlar. O da çocuk istismarı kadar gündem yaratıyordu.

Bugünün bahaneleri

Her iki yasa çıkarken kaç TV / radyo programında, kaç gazete yazımda meselenin özünü anlatıp tarafları uyarmaya çalıştığımı hatırlamıyorum bile. Bunun adım adım gelecek bir sansürün kılıfı olduğunu savundum. Haksız da çıkmadım. Bu alanda yetkin daha nice isim de haykırdı ama TBMM’de işlerin nasıl yürüdüğü az-çok biliyorduk. Her şey usul usul kabul edilip hayatımıza girdi.

Bize teslimiyet düştü yine.

Sonra hayatımıza Gezi Parkı olayları diye bir şey girdi. Sosyal medyanın başrol oynadığı o karışık günlerde 5651’e ek düzenlemeler gündeme geldi ama fırsat kalmadı. Mart 2014’te gerçekleşecek yerel seçimler öncesi kaset, belge taktikleri yeniden ayyuka çıkmışken bir grup Ak Parti Milletvekili internet düzenlemesine yönelik değişiklik teklifini tamamlayarak Meclis’e sundu.

Continue Reading →

Bu yazıya 23 yorum yapıldı.

İnternet kullanıcısının can simidi: VPN

Türkiye’de internete yönelik düzenleme çalışmaları malum. Youtube’a erişimin engellenmesiyle ayyuka çıkan mesele şimdi duruldu gibi geliyor çoğumuza ama yazıyı yazdığım şu an bile 29 bin 366 site erişime engelliydi. Elbette bu resmi rakam değil; bu konu hakkında zabıt tutmaya gönüllü grubun tespit edebildiği (yoksa rakamın 1 milyonu geçtiğini iddia edenler bile var). Devletimizin ilgili kurumu vatandaşın bu konuya yönelik bilgi edinme taleplerini kabul etmiyor. Çünkü bunlar devletlerin sansür ligindeki küresel sıralamasını da etkiliyor (kol kırılsın, yen içinde kalsın).

Devlet sansürü işin bir boyutu. Popülerliği yüzünden de revaçta. Ama tek boyut bu değil. Siteler de pekala sansür uygulayabiliyor. Örneğin Facebook’un hoşuna gitmeyen bir konuya dair linkleri Facebook’ta paylaşmanız mümkün değil. Tarihe geçen pek çok örnek var. İnsanları, fikirleri birleştiren dünyanın en büyük sosyal ağı Facebook’taki varlığımız, sesimiz, soluğumuz iki dudak cenderesinde. Sosyal medya halkın sesini duyuruyordu, herkese söz hakkı vermişti falan…

Devlet engeli, sitenin kendi engeli derken bir de kanuni engeller var. Yani telif haklarına bağlı kısıtlar. İnternet öncesi medya mecralarının kontrol edilebilir yapısından kalma düzenlemeler yani. Hatırlarsanız DVD’lerde bölge kodu diye bir şey vardı. Türkiye olarak 2 numaralı bölgede yer aldığımız bu denklem aynı zamanda film stüdyolarının dünyaya bakışını yansıtıyor:

Siyasi, coğrafi harita olur da ticari harita olmaz mı? Buyrun.

Siyasi, coğrafi harita olur da ticari harita olmaz mı? Buyrun.

Bu haritanın anlatmak istediği şu: biz yaptığımız filmleri dağıtıp pazarlarken bir öncelik sırasına sahibiz. Bu yüzden her bölgedeki filmseverlerin bizim istediğimiz zaman ve sırada yapımlarımızı izlemesi gerekir (çünkü biz fiyatları da bölgelere göre değiştiririz!). Dolayısıyla bir filmin sinemalara girmesi ve sonradan DVD raflarında yerini alma sırasında önce (Kuzey Amerika olarak bilinen) ABD ve Kanada, sonra Avrupa, Ortadoğu ve Japonya, ardından Uzak Asya, falan filan…

(Benim istediğim gibi yaparsan) tamamen özgürsün

DVD oynatıcılar satın alınırken bölge koduna sahipti. Yani 1. bölgeye ait bir ülkeden aldığınız oynatıcıyla 3. bölgeye ait DVD’leri izleyemezdiniz. Bazılarında sadece 2 ya da 3 kere bölge kodu değiştirme hakkı vardı. Sonra sonuncu seçime kitleniyordu. DVD’nin popüler döneminde bu garip düzenlemeye kullanıcılar “yürü git lan” diyerek basit tuş kombinasyonlarıyla kilitleri aştı.

Continue Reading →

Bu yazıya 125 yorum yapıldı.

İnternet sansürüne başka bir açıdan bakış

Sansür konusundaki kişisel duruşum belli. Bazı arkadaşlarıma göre bu konuya fazlasıyla liberal bakıyorum. Olabililr.

Ama en hafifletilmiş haliyle yaşadığı ülkede kendini temsil edip yönetecek milletvekili ve Başbakan’ı seçme hakkı tanınan kişilerin hangi web sayfasını görüp göremeyeceğine devletin karar veremeyeceğini düşünüyorum. Bir insanın Başbakan seçmeye zekası yetiyorsa webde dolaşmaya da ehliyeti olmalı. Bazı şeylerin azı/çoğu olmuyor. Ya var oluyor ya yok.

Bu konudaki fikirlerimi biraz daha netleştirmek adına bu blogdan iki linki paylaşmak isterim. Dileyene Radikal gazetesindeki arşivimde çok daha fazla örneği var (bu yazının altındaki ilgili yazılar başlığında da diğer blog yazılarımı görebilirsiniz. Sanıyorum hakkında en çok yazıp çizdiğim konu bu):

Kimi zaman yanlış anlaşılma kurbanı olsam da takip edenlerin bu konudaki fikirlerim konusunda kafasının net olduğuna eminim.

Continue Reading →

Bu yazıya 24 yorum yapıldı.

2. Sansür Karşıtı Yürüyüş’ün ardından

Dünyada internet kısıtlamalarına karşı yürüyüş yapılmış bir ülke ben bilmiyorum. İki senedir bize nasip oluyor. Sevinilecek bir tarafı yok elbette ama birilerinin Pazar günü Mayıs sıcağının altında rahat koltuklarından kalkıp kendini sokaklara döküp haykırmasına yol açmasından dolayı manidar olduğu kesin.

Sansür konusundaki görüşlerim beni takip edenler için aşağı yukarı belli. Geçen sene Youtube sansürü vesilesiyle sokağa dökülenlerden biri de bendim. Bu içeriği açısından bir ilkti. İnternet gibi herkesin hayatında olan ama yokluğu olmadan ne kadar çok yer işgal ettiği bilinmeyen bir ‘nimetin’ adına yürüyecektik. İdeolojimiz yoktu, muhatabımızı bile tam bilmiyorduk ama bir şekilde sesimizi duyurmak istedik ve duyurduk. Geçen bir yıl içinde yine beklenmedik şeyler oldu ve yine bir Mayıs Pazar’ında binlerce kişi yeni bir eylem için organize olmaya başladı. Bu sefer durum daha ciddiydi. Güzel bir tesadüf olarak 15 Mayıs 2011’in ilk saatlerinde TRT Haber kanalındaki Sosyal Medya programında haftalardır bir temsilcisini ağırlamaya çalıştığımız TİB’den (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) 2. Başkanı Turgut Ayhan Beydoğan’ı konuk edip konuyu bir de onun ağzından dinleme fırsatım oldu.

Öğlen vakti (TİB’den Sayın Beydoğan’ın tanımıyla) ‘demokratik haklarımı kullanmak için’ bir türlü içime sindiremediğim bu duruma karşı sesimi duyurmak için ben de meydandaydım.

Aklımda kalan bazı notları paylaşmak isterim:

  • Facebook etkinliklerine bilgisayar başında ‘geleceğim’, ‘belki geleceğim’ gibi heveslenip işaret çakıp gelmeyenler klasiktir. Bu sefer de pek farklı olmadı. 600 bin kişinin geleceğini söylediği eylem, yüz binler olmasa da on binlere sahne oldu. (Biz Tünel Meydanı’ndayken kortejin diğer ucu hala Taksim Meydanı’ndaydı ve polis trafiği engellediği için yeni katılımcıları geri çeviriyordu)
  • Sansür yürüyüşü bu sene farklı şehirlerde de eş zamanlı olarak gerçekleştirildi.
  • Farklı grupların sahiplenmesiyle ilerleyen bir organizasyon olmasına rağmen fikir birliği sağlandı.
  • Hiçbir olumsuz, tatsız gelişme yaşanmadı.
  • Başka hiçbir eylemde rastlamadığım bir ayrıntı olarak; on binlerce başı eğik eylemci gördüm. Cep telefonlarından eylemi paylaşıyorlardı ;)
  • Canlarına tak eden bir şey için sokakta olmalarına rağmen herkeste bir karnaval havası vardı. Demek ki öfke, sinir ya da karşıtlık pozitif bir havayla da protesto edilebiliyormuş. Bu beni bayağı düşündürdü.
  • Siyasi görüşleriyle taban tabana zıt birçok kişi bugün bu amaç için bir araya geldi.
  • Katılımcı sayısı önceki seneye göre misliyle fazlaydı ama nedense bazı kaynaklar 200 (iki yüz) kişi gibi bir sayıya indirgedi kitleyi (aşağıda fotoğraflara bakınca göreceğiniz gibi muhtemelen o yürüyüşteki yankesici sayısı bile 2 yüzden fazlaydı)
  • Hayatında hiçbir yürüyüş ya da eyleme katılmamış çok sayıda insan bu sayede pratik yaptı. Ve bence bu politize olma adına internetin olumlu bir etkisidir.
  • Dünyada internet odaklı bu ölçekte başka hiçbir eylem olmadı. O gün, o insanlar, orada tarih yazdı.

Kafama takılan şeylere gelirsek

  • Protestolar arasında AKP ve Tayyip Erdoğan’a karşı doğrudan eleştiri hatta hakaretler vardı. Ben AKP sempatizanı değilim. Ama bir tanesi yanımdaki arkadaşım olmak üzere o eylemdeki birçok kişi AKP’liydi. Bu meseleyi partilere indirgemek işin kolaycılığı. Üstelik başımıza bu belaları saran 5651 sayılı yasayı Meclis’te onaylayan partiler bugün mecliste yer alan partilerdi. Hiçbiri karşı çıkmadı, hepsi onayladı.
  • Bu eylemden heyecan duyanları anlamakla birlikte, işi neredeyse birbirlerine düşmanca tavır takınmaya kadar götüren sözlüklerin eylemin ardından konuyu, yaklaşımlarını ve söylemlerini bir daha düşünmelerini isterim. (yine de bu ayrı / gayrılığın alana HİÇ yansımadığını da bilelim. Örneğin geçen seneki eylemde ciddi bir Ekşi Sözlük – İnci Sözlük gerilimi vardı)

Yürüyüş sırasında kayda geçirebildiğim bazı ses ve fotoğrafları paylaşmak isterim.

Eylemin heyecanını vermez ama fotoğraflara ruh vermesi açısından kaydettiğim sesleri de ekliyorum.

[audio http://www.archive.org/download/15Mayis2011-SansurYuruyusu/dokunma.mp3]
[audio http://www.archive.org/download/15Mayis2011-SansurYuruyusu/kurabiye-tayyip.mp3]
[audio http://www.archive.org/download/15Mayis2011-SansurYuruyusu/protestolar-1.mp3]
[audio http://www.archive.org/download/15Mayis2011-SansurYuruyusu/protestolar-2.mp3]
[audio http://www.archive.org/download/15Mayis2011-SansurYuruyusu/protestolar-3.mp3]
[audio http://www.archive.org/download/15Mayis2011-SansurYuruyusu/protestolar-4.mp3]
[audio http://www.archive.org/download/15Mayis2011-SansurYuruyusu/protestolar-5.mp3]
[audio http://www.archive.org/download/15Mayis2011-SansurYuruyusu/sansure-hayir.mp3]

Daha detaylı bilgiler için şu adresleri kullanabilirsiniz:

Umarım 2012 yılı sokaklara dökülmeden kullanabileceğimiz özgür, sansürsüz, engelsiz ve takipsiz erişimimizin olduğu bir yıl olur.

Bu yazıya 22 yorum yapıldı.

Sansür ayıbına dair #22agustos

Sansür hakkında çok yazdım (gazete / blog), çok konuştum, etkinliklere katıldım hatta sokaklara çıktım yürüdüm. Etrafımda pek çok insan da benim gibi elindeki imkanlar çerçevesinde bu ‘insanlık ayıbına’ karşı elindeki imkanlar çerçevesinde karşı çıktı.
Fikirlerim aşağı yukarı belli. İsteyen yukardaki arşiv linkinden bakar okur. Yılgınlığım, yorgunluğumu da buradan fısıldamış olayım. Ama benim de meşrebimce ve gücümün yettiği kadar ucundan tuttuğum bu çabalar işe yaradı mı yaramadı mı gerçekten bilmiyorum. Çünkü milat noktasından bugüne bakınca sanki çok önceden konulmuş bir hedef karınca sabrıyla, yavaş yavaş, bütün mantıksızlığına ve karşı çıkışa rağmen hayata geçiyor gibi. Kaynayan kazan içindeki kurbağa gibi hissediyorum kendimi (umarım bunca umutsuz değildir durum yine de).

Sansür konusunda şunları aklımızda tutalım:

Continue Reading →

Bu yazıya 76 yorum yapıldı.