Çocuklar öldürülmesin

Kızım Neynep Haziran’da 6 yaşına girecek. İkizi Ali ile konuşmayı öğrendikleri günden bu yana zihinlerinde oluşan tükenmez merakı, her gün sordukları yüzlerce soruyla gidermeye çalışıyorlar. Her birine anlamlı cevaplar vermeye çalışıyoruz. Her cevapla bir insanın zihnini kodladığımızın bilinciyle.

Ve bu bazen çok zor bir işe dönüşebiliyor.

Zeynep’in ölüm kavramına anlam veremediğim, takıntı ölçüsünde bir ilgisi var. Tam olarak ne olduğunu anlayabildi mi bilemiyorum. Ama kısacık hayatında ölümüne üzüldüğü iki kişi var: doğumundan önce kaybettiğimiz Barış Manço ve 4 yıl önce kaybettiği dedesi.

Barış Manço şarkıları duyunca gözleri yaşarıyor. Bir kenara kıvrılıp kalıyor. Teyzesiyle izlediği adını hatırlayamadığım bir yarışmada gözünü kırpmadan izlediği (oğlu) Doğukan’a aşık. Dedesiyle anıları hala taze olduğu için tepkileri daha farklı elbet.

Beyazlayan saç ve sakallarımdan ya da yaşlılıktan konu açıldığında bana hep “sen de ölecek misin?” diyor. “Evet, ben de öleceğim” diyorum. Hayata yönelik en kesin beklentim bu. O meşhur Yunan deyişinde olduğu gibi ‘babalar evlatlarını gömmemeli‘. Sıralı ölüm denen bir şey var. Ona katlanmak daha kolay oluyor. Sıra bozuldu mu zihnin isyanı da büyüyor.

berkin02Dün Berkin Elvan hayata gözlerini yumdu. Seneler sonra internet gayyasında birileri bu yazıya denk gelir de kimmiş diye merak eder diye söylüyorum: Berkin, 1999 doğumlu İstanbullu bir çocuktu. Yanlış bir zamanda, yanlış bir yerde, yanlış işlerin, yanlış çözüm yolları sırasında, yok yere canından oldu.

Teknik dille özetlemek gerekirse Gezi Parkı eylemleri sürecinde, 16 Haziran 2013 tarihinde evine ekmek almak için sokağa çıktığı sırada başına polis tüfeğinden çıkan gaz fişeği isabet etti. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 269 gün komada kaldı. Bu sırada 16 kiloya düştü. 11 Mart 2014 tarihinde bir lokmacık canıyla, kimseyle vedalaşamadan, sessizce aramızdan ayrıldı.

En temel hak: yaşamak

Berkin öncesinde eylemlere katıldı mı, katılmadı mı umrumda değil. O bir çocuktu ve çocuk gibi davranılmayı hak ediyordu. Filistin’deki, Suriye’deki, Liberya’daki, Uganda’daki, Vietnam’daki çocuklar ne kadar çocuksa, Berkin de o kadar çocuktu. Çocukları sınıflandırmaya kalkarsak çelişkiye düşeriz. Çelişkiye teslim olduğumuz anda terazi genelde yanlış kefeyi tartar.

En haydut halinde bile en fazla kulağı bükülüp, iki şaplak vurulup eve yollanacak; daha bıyığı bile terlememiş bir oğlan. Büyüse kimbilir ne olacaktı? Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Birileri kendisinden ve ailesinden bunu öğrenme hakkını aldı. Bir anne-babaya evladının ölümünü açıklayamazsınız. Kimsenin hassasiyetini ölçüyor da değilim ama inanın anne-baba olmayanın tam olarak anlayamayacağı bir şeyler de var bunun içinde. Kelimelere dökülemiyor.

Memeyi ilk emdiği an minik yanaklarının büzüşmesi, hasta olduğunda alnına koyduğun bezin soğukluğu, sana seslendiği anda en sıkıntılı anında bile içini kaplayan o anlık huzur, kıyafetlerini katlarken, dağıttığı şeyleri toplarken içine dolan duygular gibi.

Bir anne-baba için çocuğu her zaman çocuktur. Kakalı kıçını yıkadığın birinin büyüdüğünü kabullenmen imkansız. Senin gözünde hep sana muhtaç birileri gibi kalıyorlar. Yaydan çıkmış bir ok olsalar dahi. Rahmetli anneannemin de, babaannemin de, dedemin de son anlarında dahi evlatlarına nasihatler vermesi nasıl garip gelmişti bana. Ve şimdi nasıl da anlıyorum onları.

Ve anneleri genelde en iyi anneler anlıyor sanırım.

Hiçbir anne-baba evlat acısıyla sınanmamalı. Hiçbir şeyin cezası bu kadar ağır olamaz.

AP299291143091_2

11 Mart akşamüstü evimizin içine dolan sloganlar ve biber gazları yüzünden merakla cama koşuşturan ufaklıklara baktığı şeylerin ne olduğunu alabildiğince sade bir şekilde anlatmaya çalıştık. Berkin diye bir çocuğun öldüğünü ve bu abilerin de ona üzülüp sinirlendiğini söyledik.

Camdan gözlerini ayırmadan, ilk defa duydukları her şeyde olduğu gibi tekrar ettiler “Berkin“.

Dün okuldan eve neden erken döndükleri ve izleyecekleri tiyatro gösterisinin neden iptal olduğu da öğretmenleri tarafından aynı şekilde özetlendi onlara.

berkin-gosteri

Sessizliğin huzur bozduğu anlar

Dün gece yarısı eve dönerken mahallemizden bir grup polis belediye otobüsüyle görev yerini nöbeti devralan diğer ekibe terk ediyordu. Akrep ve TOMA’ların dizildiği sokaklar savaş alanına dönmüştü. Etrafta yine o klasik bereli, sırt çantalı, merhametsiz ifadeli sivil polisler kol geziyordu. Şişli ve Taksim tarafını bizzat gözlemlemiştim ama gece boyu Nişantaşı’nın o kadar hareketli olacağını tahmin etmemiştim açıkçası. Sokağımızın önünde yakılan ateş yüzünden asfalt kararmış, küllenen tahta ve paçavralar etrafa saçılmıştı. Mezarlıklar gibi sessizliğin garip ve ürpertici geldiği bir yere dönmüştü sokak.

Bu iki günde olanları tarihe not düşme adına özetleyelim:

  • Berkin Elvan’ın hayatını kaybettiği Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne giden vatandaşlara polis biber gazıyla müdahale etti.
  • Elvan’ın cenazesi eşine az rastlanır bir kitlenin katılımıyla (ve birçok farklı şehirdeki eş zamanlı gıyabi törenlerle) kaldırıldı.
  • Sosyal medya; özellikle de Twitter, Berkin Elvan için yazılan (taraf ve karşı) rekor sayıda mesaja sahne oldu.
  • Başbakanımız taş kalpli, zalim bir üvey baba misali Mısırlı bir diğer masum yavru için döktüğü gözyaşını (evlatlarını ayıran babalar gibi) Berkin’den esirgedi. İnşallah Allah ona dünyevi meselelerden sıyrılmayı, merhametin erdemini, kör edici kibirin zulmünden sakınmayı benzer bir sınavla öğretmez.
  • Akşama doğru yoğun şekilde başlayan polis müdahalesi şu ‘manidar’ ilanın altında gerçekleşti.
  • Bir iktidar partisi Milletvekili (bu devletin diğer büyük ayıplarından biri olan) Gazi Olayları‘nın yıldönümüne denk gelsin diye Berkin’in ailesi tarafından kasten öldürüldüğünü iddia etti.
  • Bir diğer vekil (ve eski Bakan) kendi halkını önce ‘ölü sevicilikle‘, sonra provokatörlükle suçladı.
  • Tam olarak ne istedikleri belli olmayan Kasımpaşalı bir grup, elinde sopalarla Elvan’ın mahallesini bastı, çıkan kargaşada Burak Can Karamanoğlu adlı 22 yaşında bir fidan daha vurularak hayatını kaybetti. Olay yerinde kuş uçurtmayan polis bu olaylar sırasında sırra kadem basmıştı.
  • Birileri bu olayı ‘MHP’li gruba DHKC grup silahlarla saldırdı’ şeklinde (daha da yaratıcı şeyler vardı oysa) yaymaya çalışırken (bu süreçte sağduyuya olumlu katkılarda bulunan) Ülkü Ocakları’ndan gelen açıklamayla bu iddia boşa düştü.
  • Sonra öldürülen gençle ilgili apayrı ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı (1, 2, 3).
  • Ardından bazılarının olaydan saatler önce bir silahlı saldırı olacağını Twitter’da detaylarıyla yazdığı ortaya çıktı.
  • Adana’daki gösterilerde bir vatandaşımız (daha) polisin plastik mermisiyle tek gözünü kaybetti.
  • Tunceli’deki eylemlerde görevli Polis Memuru Ahmet Küçükdağ geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
  • Ülkenin birçok şehrinde çok sayıda vatandaşın yaralandığı, geniş katılımlı kınama eylemleri düzenlendi. Ve hemen hepsinde devlet (daha doğrusu hükümet) elindeki kolluk gücüyle bir kere daha dinlemek, anlamak yerine susturmayı tercih etti.

Günün sonunda ölenler öldü; ateş her zamanki gibi en çok düştüğü yeri yakacak. Bugün düşünmesi bile zor geliyor ama yarın hepimiz kendi hayatlarımıza, dertlerimize, telaşlarımıza döneceğiz (ama bu olanları unutmayacağız). Berkin’in annesi ise hep oğlunu arayacak. Babası gördüğü her çocukta onu hatırlayacak. Allah bu yazıda adı geçen geçmeyen kaybettiğimiz her insanın geride kalanlarına sabır versin.

“Polisi çağıralım”

Dün ben dışarıdayken Zeynep yatana kadar sürekli cama koşup sokakta yakılan ateşi, slogan atanları, arada bir müdahale eden polisleri seyretmiş. Berkin için içlenip durmuş. Sürekli “neden öldü?” diye sormuş. Sokaktaki ateşin büyüyüp evi saracağından korkmuş. Sonunda dayanamayıp seslenmiş: “Polisi çağıralım, bitsin bunlar!”.

Benim canım, güzel kızım Zeynep. Hepimiz içimizden aynı şeyi söylüyoruz.:Bitsin bunlar. Tek anlaşamadığımız nokta kimin ve neyin bitmesi gerektiği.

Umarım sen büyüdüğünde, bunca acı ve çileyle yoğrulmuş bu memleket daha güzel bir yer olur.

Ne yazık ki Berkin o memleketi hiç göremeyecek. Ölü çocuklar büyümüyor.

, , , , , , , , ,

35 Responses to Çocuklar öldürülmesin

  1. Ayhan 13/03/2014 at 12:41 #

    “Babalar evlatlarını gömmemeli” kısmı dışında hiçbirine katılmıyorum. Tipik bir İSTANBUL BURJUVAZİSİ edasıyla yazmışsınız. Muhafazakar Anadolu gözüyle bakarsanız herşey daha farklı… (merak ediyorum bu yorumuma ne tür hakaretlerle dolu cevaplar gelecek, ne de olsa fikir özgürlüğü sadece sizin fikirleriniz olduğunda geçerli)

    • Cemal Kaan 13/03/2014 at 13:37 #

      Ne kadar ön yargılısınız. Ön yargılarınızı, aidiyetlerinizi bir kenara bırakıp tekrar okuyun yazılanları.

    • Nur 13/03/2014 at 20:10 #

      Muhafazakar Anadolu gözüyle veya daha basit bir şekilde olaylar nasıl görünüyor, siz bu konuda ne demek istersiniz, lütfen detaylı ve açık yazar mısınız?
      Bir anne olarak ben sadece yoğun acı hissediyorum, yeri geldiğinde sadece 1 gece yavrumdan ayrı kalacağım diye içim sızlarken insanın evladını günlerce komada uyandı uyanacak diye beklemesini ve sonra gömmek zorunda kalışını (çocuk bir hastalıktan veya normalde doğal sebepler diye adlandırabileceğimiz bir nedenden değil de ister direnmiş olsun ister olmasın sırf o saatte orada diye polis kapsülüyle yaralanması nedeniyle vefat ediyor ki daha da acı) düşünemiyorum. Olay sizin başınıza gelse yaşınız kaç bilmiyorum sizin için de kabullenemezdim inanın. Olayı milyonlarca insan insani duyguları, kısaca vicdanları nedeniyle lanetlerken, neden siyasi olarak sınıflandırılıyorlar onu da anlamıyorum.
      Umarım siz görüşünüzü yazarak beni aydınlatırsınız. Teşekkürler

  2. whirling_brain 13/03/2014 at 12:50 #

    kendine hiç pay biçiyomusun sedar efendi.milleti geçen sene twitter’dan gaza getiren açıklamalar yaptım mı diye soruyomusun kendine?şunu unutma ki hangi taraftan görüşten olursa olsun eğer biri ölüyorsa sadece belli kesimler değil herkes suçludur!…suçluyuz.ama bir tek sen suçlu değilsin o yüzden için rahat olsun her zaman ki gibi

  3. whirling_brain 13/03/2014 at 13:01 #

    buradan kendine yapılan eleştirileri kaldıramayıp silen sen utanmadan milleti kibirli olmakla suçlamıyon mu? küfür etmedim hakaret etmedim ama kaldıramadım sildin yorumu.sonra burdan edebiyat yapıyosun.unutmayın bu ülkede sizin dediğiniz olmayacak çoğunluğun dediği olacak!…

    • M. Serdar Kuzuloğlu 13/03/2014 at 13:09 #

      Bu blogun tarihinde kaba küfür içeren 4 örnek dışında -bana hakaret dolu eleştiriler dahil- hiçbir yorum silinmedi. Yaftalamadan önce biraz sabretmek yeterli. Yorumlar ben onayladıktan sonra yayına alınıyor. Ve ben 24 saat blog başında nöbet tutamıyorum.

      Bu kadar önyargı ve nefret insanı bir gün kör eder.

      O türkünün sözleri gibi: “Sana senin gibi baktım ise yuh”.

  4. bernamutluaytekin 13/03/2014 at 13:02 #

    Bu konuda bir yazı kaleme almanıza sevindim. Neler düşündüğünüzü öğrenmek istemiştim. Gözlerim dolarak okudum. Kadınız diye hassasız diye mi bilmiyorum belki de insan olduğumuz içindir; içinde Berkin geçen her yazı beni ağlatıyor son iki gündür. Babanın vakur duruşu, annenin Berkin’ine son kez baktığı o fotoğraf ben orada olmasam da annenin çığlığını bana duyuruyor. Ben anne değilim. Blogumda bir annenin hissedebileceklerine dair bir şeyler karaladım. Anlatabildiğimi de anlayabildiğimi de sanmıyorum. Siz bir ebeveyn olarak çok daha doğru anlatmışsınız. Hayatımda hiç kimsenin ölmesini istemedim isteyebileceğimi de sanmıyorum. Allah sınamasın ama bir annenin hayatından evladını almanın bir cezası olmalı. Anne için o ceza hiç bir zaman yeterli gelmese de bir anneyi yavrusundan ayırmak bu kadar kolay olmamalı. Dünyanın neresinde olursa olsun bir çocuk hele de onu korumakla görevli bir kurum tarafından bilerek/yanlışlıkla her ne olursa olsun öldürülüyorsa bizler evlatlarımıza hayatı, düzeni, insan olmanın faziletlerini anlatamayız. Ne yapsak boşa.

  5. uarpak 13/03/2014 at 13:05 #

    Serdar Bey,

    8 yaşında bir çocuğu olan artık abi değil amca diye çağırılmaya başlanan bir adam olarak diyorum ki…

    Unutmak üzerine kurulmuş bir toplumuz. Ancak, unutarak acılarımızı tamir etmeyi öğretmişler bizlere. Ben telefondan “Baba ne olur gel korkuyorum” diye kızım ve eşimin çağrısıyla Taksim’den ayrılırken bile bugünde bir gariplik var diyordum içimden. Tespih taneleri gibi gencecik çocuklar ölürken sıcak evlerimizde korumaya çalıştığımız çocuklarımıza ölen çocukların neden öldüğünü neden üzüldüğümüzü anlatmak zorunda kalıyoruz. Ben 12 Eylül döneminde kızım yaşımdaydım (muhtemelen siz de öylesiniz). O zaman babam her gün çıkan ölüm listelerini sorduğumda benim kızıma anlattıklarıma benzer şeylerle anlatmaya çalışırdı olanları. 30 ksür yılda ilerleye ilerleye gittiğimiz yer yine dönüp dolaşıp aynı yer, belki daha da kötüsü.

    Ben unutmadım, daha doğrusu unutamadım o zaman gördüklerimi. Muhtemelen sizin o dünya tatlısı ikizleriniz de benim kızım da unutmayacaklar bu gördüklerini. Belki bizler babalarımızın yapamadıklarını yapar en azından olnların çocuklarına aynı açıklamaları yapmamalarını sağlayabiliriz. Bunun için evet unutmamalıyız ama başka şeyler de yapmalıyız. Belki hayatı silkelemeliyiz, belki daha önce hiç yapmadığımız başka bir şey yapmamız gerek, ama yapmalıyız. Zira, çocukların her yaş gününde bizim kanatlarımız altından bir yıl daha uzaklaşıyorlar. Sadece ekmek almaya giderken aklımız onlarda kalmamalı sokakta oynamaya çıktıklarında da ne olacak acaba dememeliyiz. Ne yapmalıyız? Hem biliyorum, hem bilemiyorum artık çünkü yönetmek iddiasındaki insanların karanlığı bildiğimi de unutturuyor bana. Tıpkı dün akşam olanlar gibi…

    Yazdıklarım bir yorum değil. Sadece yazınızın bana hissettirdiklerini sizle paylaşmak istedim. Kendim de blog yazmaya başladığımdan beri böyle şeylerin önemli olduğunu düşünür oldum. Sonuçta bu hızlı ve sanallaşmış dünyada yalanlar yatsıdan sonra bile çıksa bir sonraki yatsıya kalamıyor artık. Ama acılar ve hatıralar tüm yatsılar geçse de içinizde bir yerde bir yumru olarak kalıyor.

    yazınız için tşk.ler ve bu yazının uzunluğu için özürlerimle…

  6. Kutlu Karatay 13/03/2014 at 14:27 #

    İçinizdeki kindarlık büyüdükçe bizden bir cacık olmaz. Geçen yaz olan bir tweet’i – zamanlama hatasından mantıklı açıklama yaptı da – evirip çevirip tekrar konuşmak kimseye birşey kazandırmaz.

    Ne dedik “ya hep beraber ya hiç”.. Kimse hatasız değil bunu da unutmayın.

  7. Cenk Y. 13/03/2014 at 18:34 #

    Muhafazakar Anadolu gözüyle nasıl farklı acaba? Gerçekten merakımdan soruyorum. Ben de Anadolu’lu sayılırım, muhafazakar değilim lakin; bundan sebep bu yazıda katılmadığınız noktaların nasıl farklı olduğunu öğrenmek isterim Ayhan Bey. Tipik “İstanbul Burjuvazisi”nden kastınızı da bilemedim; Serdar Bey’in yazısında insani, evlat sahibi bir babanın hissettiği duygular ifade edilmiş kendisi tarafından; Anadolu’nun muhafazakarlığında bir baba, bir insan böyle duygular hissetmiyor mu? Berkin Elvan’ın televizyondaki halini, söylediklerini görmüş, okumuş olmalısınız; bu bakış açısıyla o da mı İstanbul Burjuvası oluyor?
    Bu ülkenin içerisindeki fikir özgürlüğü kavramının muğlaklığını, herkesin kendi bakış açısının doğru olduğu ve geri kalan herkesin yanlış, hatalı olduğu fikrinin kökenini çözemedim bir türlü. Yanlış anlamanızı istemem; bir örnekle açıklamaya çalışayım: Birkaç yıl önce anadilim olan -olması gereken- Ubıhça’yı -Çerkesce’nin diyalektlerinden biri- zamanında Gönen ve Manyas Çerkes köylerinin sürgünü, sonrasında gelen “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyaları ve bu kampanyaların bonusu olan karakol dayakları vs sebebiyle dedemlerin sadece kendi aralarında, fısıltıyla oda köşelerinde nadiren -bizlerden gizli bir şey konuşulacağı zaman- konuştuklarını; babamın sadece az biraz anlayabildiğini; benimse ergenlik yıllarıma kadar Çerkesliğin ne olduğundan bile haberimin olmadığını ifade ettiğim bir facebook sayfasında; Samsun’da yerleşik bir başka Çerkes tarafından asimile olmakla, devletin asla böyle bir şeyi yapmadığına, kendi ailesinin Kaberdeyce diyalektiğiyle hali hazırda rahat rahat konuştuklarını; buradan hareketle söylediğim her şeyin yalan olduğuyla itham edilmiştim. Kişi; sadece kendi yöresinde yaşadığı ve içinde bulunduğu gerçeklikten hareketle bütün ülkenin aynı standartlarda yaşadığına kani olmuştu rahatlıkla, dahası, bunun yanlışlanmasına da tahammülü yoktu.
    Bu açıdan bakarak; Serdar Bey’in yazdıklarına katılmanızı zaten kimse şart koşmuyor/koşamaz da ama; eleştirinizdeki “Tipik İstanbul Burjuvazisi edası” yaklaşımınızla; siz de kendi doğrularınızdan, kendi hissiyatınızdan başkasının doğru olamayacağı dayatmasını yapmış olmuyor musunuz?

  8. Yossi Kohen (@at_fava) 13/03/2014 at 18:46 #

    ekmek alma meselesinin bir kanıtına rastlamadım. buna kayıtsız şartsız iman edilmesi yani sahtekarlık kanıma dokunuyor. belki haklı olanları haksız duruma düşürüyor. elbette kimsenin öldürülmesini meşru bulmuyorum. fakat bu olayın üzerinden ekmek almaya gitti provokasyonunu yapanlara iyi insan diye bakamıyorum.

    gerçek neyse söylesinler. desinler mertçe desinler evet göstericiydi, polisle çatıştı. varsa kanıtlarını sunsunlar, gösterilerle alakası olmadığını. herşeyin kökenini, doğrusu farklı kaynaklardan elinizden geldiğince araştırırsınız fakat sizde bu konuda sınıfta kaldınız.

    • Cenk Y. 14/03/2014 at 00:38 #

      Sayın Kohen; ekmek alma meselesinin kanıtına ben kendimce şöyle ulaştım -tabii ki kesin doğrudur gibi bir iddiam olamaz-: Eğer ki Berkin; vurulduğu o sabah ekmek almaya değil de polisle çatışmaya çıkmış olsaydı, onlarca fotoğraf, mobese kaydı, cep telefonu video kayıtlarıyla filan emniyet teşkilatı ve hatta başbakanın kendisi tarafından da ayda bir gibi bir periyotla servis edilirdi; hatta suç delili olarak sapanı, cebindeki taş ya da nükleer başlıklı balistik füze de ortaya dökülür; “İşte terörist” diye sunulurdu. Cebinde bulunduğu rivayet edilen bombalarla ilgili bir tutanaktan başka bir şey yok ortada-ki sonradan o tutanağın da düzmece olduğuna dair haberler çıktı-, söz konusu bombalarla da bir masanın üzerinde “TC Emniyet Müdürlüğü” yazısı yazılıp fotoğrafı medyaya sunulmadığından; bir nevi ters mühendislik yaparak Berkin’in vurulduğu sırada çatışmıyor olduğu sonucuna varıyorum kendimce.
      Çatışıyor olsaydı ne değişirdi peki? 14 yaşında bir çocuk, elinde sapanla kalkanlı, miğferli, robocop üniformalı çevik kuvvet elemanlarına, Toma’lara, Akrep’lere ne kadar zarar verebilirdi de başından gaz fişeğiyle vuruldu. Adam öldürmeye tam teşebbüse giriyordu eskiden bel üstüne yönelik saldırılar, kanunlar değiştiyse bilemem. Gaz fişeğiyle ilgili kullanım talimatında da 45 derece açıyla havaya doğru atılması gerekliliği vardı misal bir zamanlar…
      Ayrıca ve en önemlisi; o bir çocuk…Ekmek almaya gitmiş de olsa, çatışmaya da; ya da ekmek alıp polisle ekmek kavgasına da girmiş olsa o bir çocuk…tu… Orada ne aradığının bir önemi yok bence…Bu konuda uluslar arası kanunlara da imza atmış olan devletimiz; çocukların korunmasını temin etmek zorundadır, her ne yapıyor olursa olsun…

    • Cemal Kaan 14/03/2014 at 00:52 #

      Ailenin beyanı bu yönde, sizin aksini iddaa ediyorsanız buyrun kanıtlayın. Gösterici olmadığını nasıl kanıtlayabilirler, ama sizin elinizde mobese vs var siz kanıtlayın gösterici olduğunu, var mı elinizde bir mobese görüntüsü vs.

      Bir an için gösterici olduğunu düşünsek bile gösteri yapmanın, polise taş atmanın cezası ölüm müdür? Eğer yasa dışı bir şey yaptıysa tutuklarsın, kamu davası açılır yargılanır, eğer bir suçu varsa cezasını çeker.

      Allah aşkına 15-16 yaşındaki bir çocuk ne yapmış olabilir ki ölümü hak etmiş olsun.

      Sizin gibi düşünmeyen/davranmayan bir insanın başına ölüm gibi bir şey gelince hak etmişti vs düşündüğünüz sürece bu ülkeye demokrasi gelmeyecek. Ölen her insan şucu bucu diye hakim görüş/düşünce/iktidar tarafından, “hak etmişti” diye düşünülecek.

  9. Fatih Sorkun 13/03/2014 at 21:19 #

    İnsanları gaza getirip sokağa söken araç sosyal medya değil mi? Gerçek medya da çok yoğun bir şekilde inaanları ikiye bölen yayınlar yapıyor. Söylermisiniz Allahaşkına dünyanın neresinde yüzlerce yöresel kanal, onlarca haber kanalı, her holdingin yada cemaatin kendi kanalları ve onlarca spor kanalı var.? Herhangi bi yerde teker patlasa bütün medya bunu haber yapsa, teker patlamasıni 1500 defa duymuş oluyosunuz ve algı kaos varmış gibi kodlanıyor. Dikkat ediyormusunuz hepimiz panik atak olmuş hastalar gibikonuşuyoruz. Komple ülke olarak delirdiğimizi ve bunun bilinçli bir el tarafından yapıldığını düşünüyorum. Kimsenin kimseye tahammülü yok.. Geçenlerde topkapı sarayı için bilet kuyruğunda beklerken yağmura yakalandım. Arkamdaki 2 avusturyalı kızlardan biri şemsiyesini bana tuttu ve yardım etmek için bisiler söyledi. İnanılmaz güzel ve bi o kadarda mütevazi bir şekilde sıra bitene kadar peşimden ıslanmayayım die şemsiyesiyle geldi. Çat pat ingilizcemle teşekkür ettim ve hayretler içinde saraya girdim. Bizim herhamgi bir kızımızın bırakın bunu yapmayı yanına bile yaklaşamazsınız. Biz birbirimize şüpheyle bakan, yanlış kodlanmış yanlış yerde doğmuş talihsiz insanlarız.. Metrobüste yer kapmak için koskoca kadınların yada bacağına tayt geçirmiş tiki kızlarımızın “Ne diyon lan sen, senin aklını alırımlı” cümlelerle birbirlerine yada telefondaki sevgilisine bağırarak konuşmalarını görünce, medenileşme konusunda avrupalılardan fersah fersah geride olduğumuzu anlıyoruz. Sokakta yürürken kafanızdan aşşağıya başıörtülü bir kadının balkondan çöp poşetini boca ettiğinde de aynı hisleri yaşayıp ben nasıl bi yerde yaşıyorum dersiniz. İlber Ortaylının dediği gibi Hödükleşme ve paçozlaşma her kesimde had safhaya ulaştı… Bu ortamda kime neyi anlatacaksınız?

    • Fatih Sorkun 14/03/2014 at 12:53 #

      Yukarıda ki yorumum başka bir mevzu içindi.. Mevzular karıştı. Cep telefonundan yazınca böyle oluyor, nasıl oldu bende anlamadım. Serdar kuzuloğlunun Berkin Elvan için yazdığı yazı için bişiler karalıcam.. Serdar Bey bunu daha önce de yapmıştı.. Baştan söylüyorum kendisi idolümdür. İdol olmaya belki karşı çıksa da benim tarafımdan bu şekilde ilgi görüyor, yapcak bişi yok.. Ama idol diye baktığınız insanların (benim görüşümden olsun olmasın) tuhaf, bağnaz ve idolojik yaklaşımları olabiliyor. Malesef bizim ülkemizde hangi kesimden olursa olsun bunu görebilirsiniz. Mutlaka hepimizin içimizde gizlenmiş (muhtemelen çocukken kodlanmış) kabuğunu kıramadığımız ön yargılarımız var. Serdar bey de bundan nasibini almış malesef. Yukarıdaki yazı objektif bir yazı değil. Berkin in cenazesi için annesi okmeydanından direk feriköy mezarlığına geçmek istiyor. Kaldıraç ve dhkp-c örgütlerinin temsilcileri hayır biz cenazeyi kortej halinde büyük bir kalabalıkla mecidiyeköyden şişli-osmanbey hattından geçirip showumuzu yaparak geçirmek istiyoruz diyorlar. Sonuçta bu örgütlerin dediği oluyor ve insanlar cenazeyi bahane ederek korteje katılıp sağı solu talan ederek alakası olmayan bir güzergahtan geçerek mezarlığa gidiyorlar. Gözlerimin önünde osmanbey metro durağındaki yürüyen merdivenlerin plakalarını anlam veremediğim bir hırs ve nefretle söktüler. Trafiği kapattılar.. Maksat bağcıya küfür etmekti biliyoruz. Cenazeye bizde üzülmek istiyoruz ama öyle şeylere şahit oluyoruz ki üzülmemize bile izin vermiyorlar.. Berkin Elvan a Allah rahmet etsin.. Herkesin evladı var. Tıpkı Burak Can ın babası gibi.. Burak Can, Berkin Elvan için toplanan DHKP-C örgütü elemanları tarafından silahla vurularak öldürüldü.. Serdar bey sanki böyle bir şey olmamış gibi yazı yazmışsınız..? Üstelik Burak Can için ”öldürülen gençle ilgili apayrı ayrıntılar ortaya çıktı” demiş ve asparagas Twıtter uydurmalarından referans göstermişsiniz? Bu nasıl bir kaynaktır..? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Zaten bu millet Twıtter uydurmalarıyla gaza gelip sokağa salınmadı mı? Sizinde amacınız bu mu? Bende sizin hakkınızda ”Serdar kuzuloğlu Gay miş” tweetlerini sallayan klavye delikanlılarının tweetlerini burada paylaşsam aynı şeyi yapmış olmazmıyım? Bu mudur gazetecilik kökeniniz? Sizden beklemediğim bir yazı olmuş bu.. Gerçekten çok kötü olmuş.. Berkin Elvan’ınki can ama Burak Can ve şehit olan polis memurunun ki patlıcan mı? Halbuki her 2 tarafa da aynı mesafede olmanız lazım değil mi? Evlatlarınıza nişantaşında ki biber gazlarını ve olay çıkaran kalabalığı açıklarken yanlış cümleler kullanmışsınız. Çocuklarınıza ” Gezi eylemlerini çıkarıp polis araçlarını yakarak ters çeviren, kaldırım taşlarını sökerek polise atan, her yere çeşitli terör örgütlerinin flamalarını ve pankartlarını asan, elektrik direklerini söküp yolları kesen, esnafın dükkanlarına zarar veren eylemcileri dağıtmak için polisin kullandığı biber gazı kapsülü berkin elvanın başına isabet etti ve çocuk öldü. Çocuğun ölümüne sebep olan bu militanlar şimdi de cenazeyi bahane edip yeni ölümlere sebep oluyorlar” minvalinde bir açıklama yapmanız daha doğru olmaz mıydı? Gerçek bu değil mi? Bu şekilde duygulara hitap eden edebiyat parçalayan yazılar yazarak insanları daha da doldurmuş olmuyormusunuz? Yarın öbür gün yine bişileri bahane ederek sokağa dökülmeye hazır kitlelerin beyinlerine bu kodlamayı yapmanız doğru mu? Neyin peşindesiniz? Ben sizin herhangi bir taraftan yana olmanızı asla istemiyorum. Tarafsız ve objektif insanların olması lazım.. Bu ülkede bunu yapabilecek ender insanlardan biri iken neden bu tür yazılar? Üstelik dolduruşa gelmeye hazır binlerce insan klavyenin başında beklerken bunu bile bile nasıl yaparsınız? Benim için objektif olmayan ve yanlış bilgilerle dolu, hayal kırıklığına uğradığım bir yazı olmuş.. Gezi parkında ki ağaçlar için yapılan eylemlerin arkasındada bir sürü örgüt ve istihbarat birimleri var diyorlar. Bunlarla ilgili yapılan çalışmalar ve belgelerde var ama siz hiç işin o tarafında olmadınız. Hep sonuç odaklı bakarak insanları doldurmanın ve sokağa göndermenin kime ne faydası var? Hükümet yanlış yapıyorsa ki bolca yapmıştır sandıkta biletini kesersiniz ya da insanları daha demokratik yollara teşvik edersiniz. Yoksa KAN GÖVDEYİ GÖTÜRÜR ve bu selin üzerinde (sizin, bizim, senin, benim, farketmez) gövdemiz yüzebilir. Sizi daha itidalli olmaya ve bunu teşvik edecek yazılar yazmaya acizane davet ediyorum..

      • M. Serdar Kuzuloğlu 14/03/2014 at 13:32 #

        Bu yazı bir olayın öncesi ya da sonrasını değil; bir olayda çocukların öldürülmesinin kabul edilemezliğini anlatıyor. Bunun ötesindeki bütün çıkarımlar bu yazının konusu dışı. Ama tartışılabilir elbette.

        “Tavrınızı sandıkta gösterin” vurgusu da bir iktidar söylemi olarak çok popülerleşti ancak Türkiye’deki gibi sadece iktirada oy verenlerin hakkının korunduğu, borusunun öttüğü bir demokraside bunun karşılığı yok. Ne zaman ki iktidar partilerimiz dünyanın bütün temsili demokrasilerinde olduğu gibi ülkenin bütün kesimlerine hizmet eder, seçmen ayırmaz; o zaman herkes her tepkisini sokağa dökülmeden çözer.

        Yoksa böyle nice Berkinleri kaybederiz. Yetmez gibi sonrasında üzülelim mi, üzülmeyelim mi diye kararsızlığa düşer, bahaneler arar, hatta bir süre sonra insanlığımızı kaybederiz.

  10. Burak 14/03/2014 at 01:59 #

    Güzel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık. Ölüm acı, her şeyiyle kahrediyor ama şu “14 yaşında ne işi varmış eylemde” türünden atılan mesajlar çok daha sarsıcı. Hani düşünüyorum acaba bu mesajları yaşı küçük olan, kanı kaynayan fakat benimle aynı beyin yapısına sahip olmayan insanlar mı atıyor diye, profil resimlerini vesaire gördükten sonra öyle olmadığını fark ediyorum. İnsanların ölüme ve acıya karşı bu kadar duyarsızlaştığı bir ülkede “nereye gidiyoruz biz böyle ?” sorusuna cevap arıyorum. Eğer bunun adı sistemse sistemleri, adaletse adaletleri, düzense düzenleri batsın. Eminim hiçbir insan çocuğunu (veya ileride doğacak olan çocuk-çocuklarını) bu Türkiye’ye emanet etmek istemez. Şahsen ben istemiyorum ve bundan dolayı çok üzgünüm…

  11. korkmaz 14/03/2014 at 11:10 #

    “Yanlış bir zamanda, yanlış bir yerde, yanlış işlerin, yanlış çözüm yolları sırasında, yok yere canından oldu…. ”
    bu cümleyi nereye çeksen gider. biraz daha açık olun. taraf olun demiyorum, açık olun…
    cidden ne ima ettiğiniz tam anlamadığım için soruyorum.

    • M. Serdar Kuzuloğlu 14/03/2014 at 12:12 #

      Şimdi siz yazınca ben de fark ettim ki nereye çeksen oraya gidebilir. Ama şu ana kadar bu olaylarla ilgili yazdıklarımı referans alınca hangi tarafa çekilmesi gerektiği malum diye düşünüyorum.

      Yanlış yer ve zaman konusunda açıklayacak bir şey yok sanıyorum. O an o taraflardan herhangi biri orada var olmasaydı ya da bir başka sokakta bulunsaydı bunlar hiç olmayacaktı. Yanlış iş ve çözüm yolunyla kast ettiğimse hükümetin polis marifetiyle protesto hakkını şiddet kullanarak engelleme konusundaki hırsıydı. Yanlış bir kararı, yanlış yöntemlerle uyguladılar.

      Zaten konunun can kayıplarına kadar tırmanması da bu inattan çıkmadı mı?

  12. Birazİnsaf 14/03/2014 at 11:24 #

    Yahu sanki polis gitmiş kafasına silahı dayamış da çocuğu öldürmüş gibi konuşuyorsunuz. Tamam bir yerde polisler bir şekilde bir yerden kırılabilir ve haksız olabilirler. Ama bu feryat, bu çığlık bu gericilik niye ? Adalet’in tanımını biz solun adamları ölünce feryat etmelerinde mi öğreneciğiz ? Gerçek adalet iktisadın, akademinin, ekonominin sınırlarını fikretmek, açmak çözmek olmalı.(Ama bunların peşine düşen bir tane adam yok) Bu nedir Allah aşkına ? Neden ülkeyi kaos haline çeviriyorsunuz. Kendi ölünüze bile saygınız yok. Neyse kalan sollar sizindir.

  13. Halil 14/03/2014 at 11:37 #

    Ama park çiçek gibi oldu abi öyle deme.

  14. Ayhan 14/03/2014 at 13:59 #

    Serdar, bu susulması gereken, ayıplı bir yazı, karıştır sende eksik olma…

  15. Selçuk 14/03/2014 at 14:37 #

    “Başbakanımız taş kalpli, zalim bir üvey baba misali Mısırlı bir diğer masum yavru için döktüğü gözyaşını (evlatlarını ayıran babalar gibi) Berkin’den esirgedi.” sözünüze ithafen söylüyorum siz farklı birşey mi yaptınız ? Berkin için yazdığınız yazıyı, cenaze diye eylem yapıp öldürdükleri genç içinde yazdınız mı ? Umarım yazarsınızda eleştirdiğiniz şeyi kendiniz yapmıyorsunuzdur. Her zamanki gibi herkes için kendi tarafının ölüleri önemli oluyor, ama lafın ucunu vicdana insanlığa getiriyorlar…

    • M. Serdar Kuzuloğlu 14/03/2014 at 15:19 #

      Selcuk Bey, dikkat ederseniz blogda bu ve benzeri olaylar disinda olen diger kisiler icin de bir yazi yok. Dahasi ben Basbakan sorumlulugu tasiyan biri de degilim.

      Derdim daha bu yazdiklarimizi bile anlayamayacak yastaki cocuklarin hayatta kalmasini saglayabilmek.

      Kimseyle aci yaristirmiyorum. Elestirinizin muhatabi ben degilim.

      • Selçuk 14/03/2014 at 18:50 #

        Ne kolay demi kurtulmak ? Muhattabı ben değilim, başbakan sorumluluğu taşımıyorum. Önemli değil siz yine tarafınızdaki ölümlere üzüldükten sonra başınızı yastığa koyduğunuzda vicdanınız rahat uyuyun. Belki bir gün kişisel eleştirinizi yaparsınız da tarafları değil, başlıktaki gibi çocukları önemseyen bir yazı yazarsınız.

  16. BErfin 14/03/2014 at 19:04 #

    Abi çok üzülerek söylüyorum, ama teknoloji editörlüğü ve blog tarzı yazılar seni tarafsız yapıyor ve iki arada bir derede kalıyorsun.Teknoloji editörlüğü minvali ile bu minvali karıştırıyorsun. Böyle şeyler yazmak zorunda değilsin abi ya :).

    • M. Serdar Kuzuloğlu 16/03/2014 at 22:28 #

      Ben zaten bu yazıları mecbur olduğum için yazmıyorum ki? Burası benim blogum. Aklıma gelen, kurcalayan her şeyi, fırsat bulduğum her an buraya aktarıp kayıt altında tutmaya çalışıyorum. Herhangi bir şeyin ya da kimsenin yanında, tarafında durmak gibi bir derdim de yok hiç.

  17. Şehnaz Rizeli 14/03/2014 at 22:00 #

    Ne güzel bi yazı… Acılar, açmazlar anlatılırken, realiteden ve inceliklerden de ferâgat edilmemiş. Çok teşekkürler Serdar Bey… Kaleminize sağlık… Umarım çocuklarımız daha medeni ve duyarlı bir Türkiye’de yaşama imkanını bulurlar…

  18. karacan 14/03/2014 at 23:22 #

    provakotorlugu birakip gercekleri nezaman goreceksiniz? bir de cikmis buradan Bir anne-baba için çocuğu her zaman çocuktur. Kakalı kıçını yıkadığın birinin büyüdüğünü kabullenmen imkansız. Senin gözünde hep sana muhtaç birileri gibi kalıyorlar. Yaydan çıkmış bir ok olsalar dahi. gibi bir ifade kullaniyorsunuz. hangi baba oglunun tabutuna dhkp_c bezine sardirir? soruyorum size hangi baba oglu bitkisel hayatta iken eline dhkp_c nin tutusturdugu a4 kagidi cikip basin aciklamasi yapar? berkin nin hic bir sucu yok. ama polisin de yok bunu uutmayin kizinizin da dedigi gibi birgun o katil,fasist dediginiz polise muhtac olacaksiniz. siz kiziniza soyleyin polis kotu ruhlu insanlar degildir. sizin gibi gudulenmesin ileride. suclamasin polisi.

  19. mre 15/03/2014 at 02:13 #

    Çocukların (yaşı kaç olursa, adı ne olursa olsun) ölümüne bile “bıdı bıdı bıdı AMA” ile devam eden sonsuz zırvalar ekliyorsak, insanlığımız bitmiş demektir. Çocuğun ayrımını yapmıyorum, isim vermiyorum o çocuk veya bu çocuk, eğer bir çocuk birileri tarafından öldülmüşse bunun aması yoktur. Çocuğu olanın diyebileceğini sanmıyorum diyen de gerçek anlamda ana baba değil, süs bitkisidir. Çocuğu olmayan da, olunca o amalarından utanıp kendi gizli tarihine gömer Aksi zaten kalpsizliktir.

  20. kenan 18/03/2014 at 14:24 #

    olayı sadece “polis 15 yaşındaki çocuğu öldürdüye” indirgeyip,arka plandaki büyük kin,nefret,bozgunculuk,anarşi,kaos,bölücülük faaliyetlerini görmezden gelmek ne kadar doğru.Farkındasınız veya değilsiniz ama şu yazınız bile buram buram,alttan alttan bunları körüklüyor.Ülkedeki hakim sol medya her fırsatta bu olayları malzeme yapıp marjinalleri besledikçe ne bu son Berkin olur,ne de son Burakcan Karamanoğlu.

  21. peşvin sancar 22/03/2014 at 20:36 #

    ben sizi yeni tanıdım bunu o kadar üzülerek söylüyorum ki ve iki gündür neredeyse radikaldeki bütün yazılarınızı okudum videolarınızı seyrettim bloğunuzu detaylı incelemeye çalıştım. sizi tanıdığım için çok mutluyum bence karşı çıkmadığımız her şey de biraz payımız var karşı çıkmadığımız her haksızlık bir gün gelecek bizi bulacak. böyle yazılar yazabiliyor olmanız bence çok anlamlı benim geleceğe dair umutlu olmamı sağlıyor bekin sadece bir çocuktu ve bunun farkında olan insanları varlığı türkiyenin geleceği için bir umut bu ilk değil fakat umarım son olur ihd nin aporuna göre 1988- 2013 yılları arası 569 çocuk yaşamını kaybetti böyle sebebler yüzünden , keşke ama keşke ilk çocuğumuzu kaybettiğimizde herkes böyle birlik olabilseydi şimdi diğer 568 çocugumuz ve berkin hala bizimleydi ben bu ölümler için susan herkesi suçluyorum bence sustuğumuz her haksızlığın sonunda dökülen kanda bizim de payımız var . o yüzden serdar bey bu yazıyı gördüğüme çok sevindim ve sizi tanıdığım için çok mutluyum
    saygılarımla

  22. idris baş 28/04/2014 at 16:21 #

    gezi olaylarında yaşanılan bu süreci buraya getiren biz , bizler hepimiz suçluyuz.. olan bu süreçte hayatını kaybeden o kardeşlerimize oldu.. Allah ailelerine sabır versin.. ülkemiz için birşeyler yapacaksak konuşarak yapmaya çalışalım bizim yapamadığımız tek şey konuşmak konuşmak konuşmak…

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim