Demokrasi? Yetmez ve hayır!

Futbolundan bankacılığına kadar buram buram siyasetle yoğrulan Türkiye’de gündem telaşından göz ardı ettiğimiz (benim de her vesileyle hatırlattığım) birkaç belirleyici ayrıntı var. Siyaseti kişiler ve ülkelerden bağımsız düşünmeye başladıkça hepsi birer birer belirmeye başlıyor.

Şöyle somutlaştıralım; mutlaka -birkaç istisnai vaka dışında- hepiniz babanızın ismini biliyorsunuzdur. Büyük çoğunluğunuzun dedesinin ismini bildiğine de eminim. Ama iş dedenizin babasının ismine gelince sayı azalacaktır. Hele iş dedenizin dedesinin ismine gelince sayı yok denecek kadar azalacaktır.

Demek ki -olumlu ya da olumsuz- sıradışı bir şeye vesile olmadıkça bıraktığınız iz birkaç kuşağı geçmiyor. Hele ki (siyaset gibi) sık yüz değişimi yaşanan alanlarda bu ‘yıpranma payı’ daha da artıyor doğal olarak.

roman-senate2

Kişilerden sistemlere bakınca bambaşka bir sorun karşılıyor bizi. Hakimiyetini sürdüren yöretim şekilleri ve ideolojilerin ortaya çıkış tarihlerine bakalım isterseniz.

Bugünkü haline pek benzemese de demokrasinin genetik kökeni milattan önce 6. yüzyıla; Antik Yunan’a (Atina’ya) dayanıyor. Eşitliğe ve oy vererek yönetime doğrudan ya da dolaylı katılım hakkına dayanan bu sistemin benzer formlarının izlerini Sümerlerde dahi görmek mümkün.

Ancak demokrasi tek bir tanımla özetlenecek bir yapı da değil asla. Örneğin J. L. Talmon’ın isim babası olduğu ‘totaliter demokrasi‘ diye bir türü de var. Vatandaşların seçimden seçime oy vererek yöneticilerini seçtiği ve ardından hiçbir sürece katılmayarak liderlerin aldığı kararlara karışmadan, itiraz etmeden mutlak itaat ettiği, ulus devlet tabanlı bir ‘demokratik’ yapı (tanıdık geldi mi?).

Demokrasinin doğrudan ve temsili şekli arasında bile ÇOK uzun bir mesafe var (ki ayrı bir yazımda değinmiştim; meraklısı okuyabilir).

En genç siyasi akımlardan sosyalizm dahi Sanayi Devrimi‘nin yan etkisi olarak patlayan Fransız Devrimi ile (1700’lü yılların sonuna doğru) hayatımıza girmiş. Ana hatları Karl Marx’ın meşhur Komünist (kominist değil!) Manifestosu ile şekillenen bir sistemden söz ediyoruz.

Yazıyı uzatmama adına detaylarına girmeyeceğim. Özetle bütün yönetim şekilleri ve fikir hareketleri çağının şart ve ihtiyaçlarından doğmuş.

O zaman soruyorum: bugünün şart ve ihtiyaçlarının sistemi nedir?

Sanayi Devrimi dönemini hayal edelim. Yüz binler işini makinalara kaptırmış. Şehirleşme en vahşi şekliyle ortaya çıkmış. Çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden yüz binler fabrikalarda insanlık dışı şartlarda, üç otuz paraya çalışmak ve izbe evlerinde yaşamak zorunda. Hastalık, suç kol geziyor. Fakirlik diz boyu. Artan üretimin artan hammadde ihtiyacı binlerce kilometre uzaktaki ülkeleri sömürgelere dönüştürmüş. Zengin ve fakir kavramı iyice kesiknleşmiş. Vahşi bir rekabet. İhtiyacın çok ötesinde üretilenlerin satılabilmesi için reklam ve pazarlama sanatı hüküm sürmeye başlamış. İhtiyaç olmayan şeylere yönelik açlığının sancıları…

isciler

Hani şimdi bizim soframıza  haftada bir et gelir.
Ve çocuklarımız işten eve sapsarı iskelet gelir…
(Nikbinlik / Nazım Hikmet / 1930)

Kapitalizm, sosyalizm, işçi hakları, şehir hayatı, regülasyon gibi pek çok kavram hayatımıza işte bu ortamdan beslenerek girmiş.

Günümüze bakalım şimdi de.

Bugünün belitleyicisi internet. Henüz dünya nüfusunun çok az bir kısmı faydalanabiliyor olsa da girdiği her ortamı, dokunduğu her alanı, toplumu ve insanı benzeri görülmemiş şekilde değiştirdiği ortada (Kevin Kelly’nin tanımıyla insanlık olarak var ettiğimiz ve hiç teklemeden çalışmayı sürdüren gelmiş geçmiş en büyük şey).

Tetiklediği dönüşümlere yönelik kaba bir liste çıkaralım:

  • İnternet öncesi dönemin geçerliliğini koruyan düzenlemelerine rağmen ticaret küresel ölçeğe yayılmış durumda. Üretim, dağıtım ve tüketim konusunda dünyanın her noktasına sızmış bir sistem kurduk. Dünya tek ve dev bir üretim atölyesine ve pazar yerine dönüştü. Bir İspanyol tekstilci İtalya’daki tasarımcılara çizdirdiği bir kreasyonu Kamboçya’da ürettirdiği kumaşla Türkiye’de diktirip, İngiltere’deki reklam ajansıyla oluşturduğu kampanyayla dünyanın hemen her ülkesindeki anlaşmalı noktaları üstünden satabiliyor. Hesap-kitabını Hindistanlı muhasebeciler tutuyor, takibini ABD’li denetmenler yapıyor.
  • Küresel rekabet üreticinin de tüketicinin de (karşılığı her ne ise) en uygun çözüme ulaşmasını mümkün kılıyor. Herkes neyin hangi fiyatla, nerelerde üretildiği ve satıldığı bilgisine sahip.
  • Ürün ve hizmetlerin tanıtılıp dağıtılması konusunda çoğumuzun göz ardı ettiği neredeyse kusursuz bir sistemle dünyayı küçük bir köye çevirdik. Yer kürenin bir ucundan diğerine en geç birkaç gün içinde her şey ulaşıyor.
  • 3D yazıcılar üreten ile tüketen arasında yeni bir ‘türeten’ sınıf yarattı.
  • Her ne kadar daha çok tüketim toplumunun ihtiyaç duyduğu küresel akımları (trendleri) oluşturmaya yarasa da yeni iletişim araçları bizi birbirimizden daha haberdar ve ilgili hale getirdi. Dünyanın bir ucundaki toplumsal olaydan diğer ucu anında haberdar olabiliyor. Küresel akımlar, fikir hareketleri, beklentiler ve protestolar hiç olmadığı kadar yaygınlaşıyor.
  • İnsanlar ticaretten sosyal hareketlere kadar hemen her alanda geleneksel güç odaklarına daha az ihtiyaç duyuyor. Yönetim erklerinin toplum üzerindeki kontrol imkanı sürekli aşınıyor. Bir hedef için ortak fikir ve yöntem oluşturma, bir araya gelme ve gerçeğe dönüştürmeye yönelik hiçbir kuşağın sahip olmadığı araçlara sahibiz.
  • Haritalarda karşımıza çıkan ülke sınırlar giderek daha az anlam ifade ediyor. Dünya vatandaşı klişesi bir yana artık ülkelerden daha büyük gruplar bulunuyor. Justin Bieber hayranları, hayvan hakları savunucuları, genetik tarım karşıtları, püriten ırkçılar, Twitter kullanıcıları ya da internet girişimcileri gibi sınırlardan bağımsız, yepyeni ve birbirine kenetlenmiş dev kitleler var artık.
  • Tamamen internetten doğan akımlar yeni standartlar yaratıyor. Burun kıvrılması ve küçük görülmesine rağmen ülkelerden, merkez bankalarından bağımsız Bitcoin ve benzeri para birimlerinin ekonomisi sürekli büyüyor.
  • Ekonomik olarak devletlerden büyük şirketlere sahibiz. Ve bütün devletlerden daha çok muhataba (kullanıcıya) sahipler.
  • İnternet girişimcileri sınırlardan, ideolojilerden bağımsız yeni sınıflar, gruplar ve beklentileri oluşturuyor (internet erişiminin anayasal hakka dönüşmesi romantik bir heves değil asla).
  • Kickstarter, IndieGoGo tarzı kitle fonlama siteleri girişimcilerin hayallerini gerçekleştirmesi için yepyeni araçlar sunuyor. İnsanlar inandığı kişi ve fikirlere çoğu zaman hiçbir karşılık (hisse gibi) beklemeden destek oluyor. Sadece Kickstarter üstünden girişimcilere aktarılan fon toplamı 1 milyar doları geçti. Bu destekler sayesinde uzaya araç göndermeye hazırlananlar bile var.
  • Etsy gibi yüzlerce irili-ufaklı site küçük üreticileri dünyaya satış yapan işletmelere çeviriyor.
  • Cep telefonlarımız yakın zamana kadar bilgisayarlara muhtaç olduğumuz hemen her şeye yeter hale geldi. Yüz binlerce uygulama kakanızın tahlilini yapmaktan akşam sevişecek partner bulmaya, ürettiğinizi satmaktan almak istediğinizi en uygun fiyatla satanı bulmaya kadar akla gelen-gelmeyen her şeye kadir. Birkaç yüz liralık cihazlarla bunların hepsine ulaşmak mümkün.
  • Sağlık sektörünün dijitalleşmesi ve genetik biliminin gelişmesiyle dünyanın öteki ucundaki uzman cerrahların kontrol ettiği robotlarla ameliyat olabiliyor, tamamen bize özel geliştirilen ilaçlarla şifa bulabiliyoruz. Yakın geçmişin pek çok amansız hastalığına çözüm bulduk. Ömrümüz uzuyor, yaşam kalitemiz artıyor.
  • Savaşlar bile eskisi gibi değil. Elektronik ordular ve savunma sistemleri her zamankinden daha belirleyici.
  • Bütün bu araç ve yenilikler sayesinde hizmetlere ve bilgiye ulaşma konusunda eşitleniyoruz. Teknolojinin ucuzlaması ve yaygınlaşmasıyla bunun hızlanarak, yaygınlaşarak süreceğine şüphe yok.

Listeyi uzatmak mümkün. Ama esas meseleyi unutmamak adına soralım. Bugünkü yaşamı hala en yenisi 1800’lerden kalma ideoloji ve yönetim anlayışlarıyla tanımlama ve yönetmeye çalışmamız size de garip gelmiyor mu?

Tekrarlayacak olursak; bugünün şart ve ihtiyaçlarının sistemi nedir?

Ben yepyeni bir çağın şafağına şahitlik ettiğimizi düşünüyorum. Yeni araçların yeni sınıf ve beklentiler doğurduğunu görüyorum. Bu tip süreçler tarihin her döneminde köklü ve küresel etki yaratan değişimler, dönüşümleri tetikledi. Bu da bir istisna olmayacak.

Geçen sene izlediğim Pia Mancini’nin giydiğimiz gömleğin bize neden dar geldiğini ve ne gibi alternatiflerimiz olduğunu özetleyen sunumu iyi bir kapanış olabilir.

Yeni bir dünya kuruluyor. Yerinizi hazırlayın.

, , , , , , , , , ,

25 Responses to Demokrasi? Yetmez ve hayır!

  1. Onur Özdemir 11/02/2015 at 19:46 #

    “Böyle bir dünyada hala en yenisi 1800’lerden kalma ideoloji ve yönetim anlayışlarıyla devam ediyor oluşumuz size de garip gelmiyor mu?”

    “Üretim araçlarının sahipliği” konusu var oldukça 1800’lü yılların ideolojileri de var olacaktır.

  2. Ertuğrul Erata 11/02/2015 at 20:51 #

    Ülkelerin toplam borçlarının üretilen gayri safi milli haşlayın üzerinde olduğu , ve hayat mutlu bir azınlığin tüm ekonomiyi kontrol ettiği gibi verilere en ufak google sorgusunun erişebilir.
    Bu durumda şu soruyu sormak istiyorum hepimiz bizden birseyler emen matrix in pilleri değil miyiz acaba?
    bu konuya ilişkin görüşlerinizi de beklerim.

  3. yskiyak 11/02/2015 at 23:18 #

    Ve hâlâ insanların hepsi, ama hepsi, istisnasız ölüyor.

  4. irfan boztaş 11/02/2015 at 23:25 #

    Mükemmel bir soru… En yenisi, daha 20. yüzyılın ortalarında gerekliliğini ve geçerliliğini yitirmişken, yakında sadece bilgi sistemlerinde değil, üretimde de devrim yaşanması (sanayi üretiminin tamamen otomasyonu ve insansızlaştırılması) kuvvetle muhtemelken, bu sorunun sorulması artık gerekiyordu. bakalım günümüzün Adam Smith’i veya Karl Marks’ı, günümüzün verilerinden yola çıkarak nasıl bir sistem tasarlayacaklar. İnşallah görmeye ömrümüz yeter.

    (Sanayi üretiminin insansızlaşacağı bir tahmin veya temenni değil, gözlem…

    Devasa bir sanayi kuruluşunda işe başladığımda toplam maliyet içindeki emek oranı %10 lar civarındayken, 8 yıl sonra ayrıldığımda %7 ler seviyesine düşmüştü ve düşme trendi devam ediyordu. Bu gidişatın sonunu öngörmek için müneccim olmaya gerek yok. Hem zaten sanayi üretimi insan fıtratına uygun da değil…

    Kaldı ki; 3 boyutlu printer diye birşey geliyor. Hangi üretim araçları, hangi sahiplik…
    Bu işin sonunda “üretim araçları” denen şey bambaşka birşeye dönüşecek.

    O yüzden eski ezberleri terketmenin zamanıdır. Mevlananın dediği gibi,
    Dün, dünde kaldı cancağızım. artık yeni şeyler söylemek lazım.

  5. mehmet taşkın 11/02/2015 at 23:31 #

    serdar bey günübirlik yazılarınız var mı yoksa sadece burdan mı yazılar paylaşıyorsunuz

  6. sezgin kukuk 12/02/2015 at 00:07 #

    Bilemiyorum teknolojiyle aramda ne kadar perde var ama ve
    lakin; Pia Mancini’nin sunumuna bakılınca, (birazda Pia
    Mancini’yi araştırınca) bizim sadece ”like” ve ”twit” atmakla
    ‘’Sosyaliz’’ dediğimiz toz kondurtmadığımız internetimiz
    var. Fakat ”Google” denilen meretin dahi bizi körelttiğinin hatta ülkemizde internete erişmek için bir tarayıcı sayfası açtığında o anda karşısına ‘’google’ gelmiyorsa paniklediği hatta aradığını bulmak yerine once ‘’google’’ ı aramaya konulduğunda hemfikiriz. %0,2 sinin bile ‘’google’’ sız bişey arayamıyorken yukarıdaki okuduğumuz aydınlatıcı makalenin biz neresindeyiz? Bu gömlek bize dar değil bu gömlek başkalarına dar bize ise birkaç x büyük.
    Somutlaştırmak gerekirse; ‘’twitter’’ dünya ise burda bir kilo takipçisi olan şahıslar batılılar. O bir kilo takipçinin belkide bikaç gramı biz Türkiye’yiz.

  7. murat 12/02/2015 at 00:31 #

    Hiçbir değişim sancısız olmaz. Bahsedilen değişimin global bir değişim olmasından yola çıkarsak oluşması gereken sancının da global ölçekte olacağı sonucu çıkar. Peki bu ölçekteki sancıya kimler hazır?

  8. sinand 12/02/2015 at 02:30 #

    kişiler kavramlar vs değişiyor gelip geçiyor ama kötülük ve iylik pek değişmiyor, bugün hepimizi dehşete düşüren ışid’in yaptıkları insanoğlunun başka vakitlerde başka coğrafyalarda yaptıklarını ileriye götürebilmiş değil, yani “daha kötüsü”nü yapamıyorlar, aynı şey “daha iyisi” için de geçerli bu sebeple referans aldığımız şeylerin “eskimiş” olması garip gelmiyor, çünkü maalesef eşit olmak istemiyoruz, “daha önde” “daha güçlü” “daha onaylanmış” olmak istiyoruz. aslında tüm yaklaşımlar binlerce yıldır aynı, sanayi devrimi sadece filmin akışını hızlandırdığı için farklı bişey izliyor hissine kapılıyoruz, bence bugün de olan aynı yanılsama.

    tüm bu yazdığınız iyi güzel şeyler iyi insanlar için iyi kötü insanlar için de iyi. iletişim imkânları arttıkça bize benzeyenlerle daha rahat bildirişim sağlayabiliyoruz ve bu bize sanki bizim gibilerin sayısı artıyormuş hissi veriyor. ideolojilerin de temel silahı buydu aslında “bizim gibiler çoğalınca dünya daha güzel olacak”tı ama olmadı çünkü çoğalmadı.

    göndermeden önce tekrar okuyayım dedim, baya bi umutsuz yazmışım :)
    bu “yeni dünya” daha adil olmasını sağlayacak bir ortak adalet referansı oluşturmamız lazım, bunu oluşturamadığımız sürece, her yeni teknoloji mertliği bir nebze daha bozmaktan pek başka bişeye yaramayacak gibi.

    bu da olayı tayyib’e bağlayacak (olumlu, olumsuz farketmez) arkadaşlar için olsun :) https://www.facebook.com/sinand/posts/10152431295926574

  9. ahmet 12/02/2015 at 03:01 #

    “Sağlık sektörünün dijitalleşmesi ve genetik biliminin gelişmesiyle dünyanın öteki ucundaki uzman cerrahların kontrol ettiği robotlarla ameliyat olabiliyor, tamamen bize özel geliştirilen ilaçlarla şifa bulabiliyoruz. Yakın geçmişin pek çok amansız hastalığına çözüm bulduk. Ömrümüz uzuyor, yaşam kalitemiz artıyor.”
    Bu ve benzeri şeylere sadece zengin ve nüfuzlular erişebiliyor.

    • irfan boztaş 12/02/2015 at 08:51 #

      Eskiden; düğmeye de (evet, bildiğimiz düğme) sadece zenginler ve nüfuzlular erişiyordu.

  10. murat aygün 12/02/2015 at 03:05 #

    Yeni düzen; korpokrasi.

  11. emrekoralcom 12/02/2015 at 03:26 #

    Abi bir şey soracağım: Dünya değişiyor ya, sence milyarlarca lirası olan -güçlü- adamlar değişen bu dünyayı kendi emelleri doğrultusunda değiştirmek istemeyecekler midir? Bu soruyla alakalı başka bir soru soracağım: Sistem değiştiğinde daha iyi bir dünyanın bizi bekleyecek olması hayal mi? Aslında aklıma daha çok soru geliyor. Mesela insana olan ihtiyaç azalırsa, artan dünya nüfusu sonucu nasıl bir sonuç ortaya çıkabilir? Nüfusları azaltmak isteyen güçler varsa, bu adamlar kimlere ürün satacak? Yani kendi müşterilerini azaltmış olmazlar mı? Abi aklıma bunlar gibi daha birçok soru geliyor. Bu soruların cevaplarını öğrenmek istiyorum.

  12. giybetci 12/02/2015 at 03:28 #

    1: makina arttıkça fakirlik niye arttı? makina maliyetleri çok daha azaltmıyor mu, daha ucuza,daha hızlı üretmiyor muydu?
    2. yıllarca layklayan internet insanları ‘yahu bu sistemi, en küçük kararda bile fikrimizi sormayan devlet kurumları, şirketmin patronları da kursa da, doğrudan demokrasiye geçsek’ dese ya?

  13. syrvea 12/02/2015 at 19:40 #

    Olaya çok dar açıdan baktığınız belli oluyor yada en yeni ideoloji den anladığınız yeterli değil. Sınıf meselesi ortadan kalksa dediğiniz doğru olabilirdi ama gel gör ki tüm vahşetiyle devam ediyor.

  14. Çağrı 13/02/2015 at 17:35 #

    Yazılarınızı her zaman umut verici bulmuşumdur. Teşekkürler. Ama gerçek her zaman öyle olmayabiliyor. Mesela Olly’nin dediği gibi “Artık sosyal medya var, ana akım ölüyor. YouTube’da herkesin kendi televizyonu var diyoruz. Fakat YouTube starlarının ortak özelliği beyaz ve zengin olmaları.” Araç değişiyor, olaylar büyük ölçüde aynı kalıyor. http://www.independent.co.uk/voices/comment/how-to-really-be-a-youtube-star-be-white-and-wealthy-10013760.html

    • mserdark 13/02/2015 at 22:24 #

      O kadar küçük bir noktaya odaklanmışsınız ki verdiğim örneklerdeki büyük resmi kaçırmışsınız. İddianız ‘internet bireyler, sınıflar ve yaşama dair hiçbir şeyi değiştirmedi’ ise bu çok karamsar ve hatalı bir tespit olur. Bugünkü zengin siyahların sayısını internet öncesiyle karşılaştırsanız daha anlamlı olurdu.

  15. Burak Kılıç 13/02/2015 at 22:30 #

    Çünkü “Type 0” olduğumuz için:

    http://youtu.be/iwjsfhyKbeA

  16. Fatih Güneş 14/02/2015 at 01:38 #

    Dar gelen kalıp sadece “yönetim şekli” mi?
    Neden öncelikle daha yaşamsal önemde olan “çalışma şekli”mizi mercek altına almıyoruz?
    Tüm teknolojik gelişmelere karşın insanların çoğu sabah erken saatlerde evlerinden çıkıyor, belirli iş yerlerine belli saatlerde giriyor, günü orada geçirip akşam çıkıp evine gidiyor, ve yaşamsal ihtiyaçlarını bu döngünün karşılığında kazanıyor? Bu düzen sanayi devriminde üretilen fabrika işçisinin çalışma modeli. Bugün yüzde kaçımız fabrika işçisiyiz?
    Çalışma yerlerinde giriş, çıkış ve hatta ihtiyaç molaları için ayrılmalar dahi kartlı sistemlerle ölçülüyor. Kazandığımız para, iş yerinde geçirdiğimiz süreye göre belirleniyor. Fazla süre geçirene fazla mesai ücreti, az kalana kesinti geliyor. Neden bedenimin belirli bir yerde bulunmasına göre ücretlendiriliyorum? Halbuki bilişim çalışanı akıl yoğun çalışıyor. En önemlisi neden kimsenin bu miadı dolmuş çalışma sistemine itirazı yok. Ya da şöyle sorayım: Kimin beden kirası yerine ürettiğinin karşılığını almaya cesareti var?
    Daha henüz, beyaz yakalı çalışanın ürettiğini yahut kazanca katkısını ölçen buna göre çalışmasına değer biçen araç yahut bakış açılarına bile sahip değiliz.
    Bunlara da kafa yormalı ve kendi ilacımızı kendimiz bulmalıyız.

  17. Abdullah Yüksel 14/02/2015 at 15:44 #

    Çok geniş kapsamlı bir yorum yapacaktım ama şimdilik bir soru ile geçiştireyim. Şimdi malum dönemlerde oluşan değişik ihtiyaçlar vardı ve onlara göre sistemler ve fikirler oluştu. İşte nedir, demokrasi, cumhuriyet, başkanlık, federasyon, eyalet, özerklik, otokrasi, komünizm filan. Bu kavramların çıktığı günlerde insanların üzerine tanınmış çok ta evrensel değerler yoktu. Yani “insan hakları”, “uluslararası hukuk” gibi ortak değerler o kadar da gelişkin ve desteklenir düzeyde değildi. Bunların üzerine oluşan ağır haksızlıklar insanların ayaklanmalarına sebep oldu ve harekete geçme güdüsünü oluşturdu. Çünkü daha öncesinden verilmiş olan haklar konusu gelişmediği için insanların gazını alacak bir sistem, girişim yoktu. Her zaman -devlet önde.- İşte zamanında bu tür şeylerden kaynaklı girişimler sayesinde o saydığım bazı kavramların temeli atıldı ve bugüne kadar gerçekten de iyi bir gelişme gösterdi, homojen olmasa da.

    Şimdi diyorum ki, bugünün insanlarının ihtiyaçlarını karşılayacak yeni sistemler oluşması isteği o günkü kadar kitleleri harekete geçirebiliyor mu? Hayır. Geçenler de kısa süreli oluyor. Mesela bugünkü toplumsal sorunlara bakın, şu anki Ukrayna gibi. Oradaki insanlar yine var olan kurallar üzerinden haklarını arıyorlar. Yani yeni sistem oluşturmak hayallerinde bile yok büyük bir ihtimal. İşte demek istediğim buydu. Zamanında yapılmış olan devrimler insanların global olarak kazandığı değer yargı ve kavramları bugünün insanının tam olarak ihtiyaçlarına cevap versin/vermesin çok iyi bir şekilde gazını alabiliyor bence. İnsanlar yeni ihtiyaçlara o zamanda çıkan sistemlerin kurallarına uyarak da sevdiği veya sevmediği bir şekilde de olsa erişebiliyor.

    Yani söylediklerimin kıssadan hissesi, zamanında oluşturulan modeller aslında insanları dizginliyor bence yenilikleri arama hususunda. Sorum da bunun üzerine. Bu da bir etken olamaz mı? Tek sebep olmasa da bence büyük bir sebep.

  18. birkankalyon 20/02/2015 at 08:00 #

    Olayı biraz basitleştirerek kısa tutarak 20 dakikada düşündüklerimi yazayım. Yönetimimizin The sims gibi basit gibi bir oyun oldugunu düşünün ana maddeler dışında yasaları sürekli bütün milletin belli aralıklarla oylandığını, oyları vereceğimiz her bir konularda bağımsız uzmanların yorumları videoları çok kısa halk yorumları tartismaları yapsak ve en sonunda nihayi kararımızı versek örnegin otobüs fiyatlarını düşürmeyi oylasak bir buton olsa fiyatı aşağıya çektiğimizde hangi hizmetlerin aksıyacağını görsek ya da eğitim bütçesini kıstığımızda gelecek kusakların yasayabileceği tehlikeleri anlatan tablolar olsa her bir kararımızdan direk herbirimiz sorumlu olsak. Belki Aysun Kayacının ve çoğumuzun memnun kalacağı sistem buluruz :) Millet vekillerine, hatta liderede ihtiyac duymasak çok farklı bir sistem olurdu. Belkide yukarıda yazdığım 4K demokrasinin kitaplar dolusu sorunları olabilir sanki HD demokrasimizin yok mu? :)
    Madem değiştiremiyoruz sistemi şuan şimdikinden en iyi faydalanmak için bir önerim; Toplumumuz yarısından fazlası dürüst olması için uğraşalım ve bilimsel verilerle eğitilelim ve yönetilelim(laiklik).
    Mr. Nobody bir oylama yapılıyordu. Hatırladınız mı? (Bilim kurgu filmlerini pekte hafife almadan izlemenizi tavsiye ederim)

Trackbacks/Pingbacks

  1. Haftanın Özeti: 17 - M. Serdar Kuzuloğlu - 22/02/2015

    […] fırsatınız oldu mu bilmiyorum; bu hafta internetin adı konulmamış sessiz devrimine dair bir şeyler yazdım. İlginizi çektiyse Sam Altman’ın blogunda benzer bir fikir jimnastiği var. Teknolojinin […]

  2. 1 Mayıs'ta tüm robotlar Taksim'e! - M. Serdar Kuzuloğlu - 02/05/2015

    […] bir bakış açısıyla- sahip olmak için çalışmak ya da üretmek zorunda kalmadığımız yeni bir sosyalizmin habercisi olabilir […]

  3. 1 Mayıs’ta tüm robotlar Taksim’e! | Bir Mekatronik Mühendisi'nin Seyir Defteri - 18/05/2015

    […] bir bakış açısıyla- sahip olmak için çalışmak ya da üretmek zorunda kalmadığımız yeni bir sosyalizmin habercisi olabilir […]

  4. Haftanın Özeti: 32 - Dünya Halleri - 19/02/2016

    […] istiyorum biraz da. Gırtlağımıza kadar siyasete battığımızı sanarken dahi uç veren yeni ideoloji ve değerlerden habersiz kaldığımızı düşünüyorum. Bu yüzden ‘diğer’ konular çok daha […]

  5. Haftanın Özeti: 17 - Dünya Halleri - 24/02/2016

    […] fırsatınız oldu mu bilmiyorum; bu hafta internetin adı konulmamış sessiz devrimine dair bir şeyler yazdım. İlginizi çektiyse Sam Altman’ın blogunda benzer bir fikir jimnastiği var. Teknolojinin […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim