Karışık gündemden birkaç not

Uzun ama okuması kolay bir yazıyla daha başbaşayız değerli okurlar…

Taksim Gezi Parkı olayları ikinci haftasını da geride bırakıyor. İşin en üzücü tarafı değişen bir şey yok. Yazdıklarımın, televizyon yayınlarında aktardıklarımın, sosyal medayada paylaştıklarımın ötesinde ekleyebilecek bir şey de aklıma gelmiyor.

Başbakan ve eylemciler inadını koruyor. Doz yükseliyor. Tatsız olaylara yol açan ne kadar söylem, araç ve birim varsa gücünü arttırarak hissettiriyor. Hiçbir şey çözmediği gibi her şeyi daha da karmaşıklaştırıyor.

Bütün bu günlerden aklımda kalan en önemli ayrıntı ise dezenformasyon. Yani kasıtlı olarak yanlış bilgilendirme, çarpıtma olacak. Her taraftan, her görüşten üstümüze yağıyor. Eylemi destekleyen de karşı çıkan da muaf değil bu günahtan. Ama en çirkini devlet eliyle, devlet adına yapılanı. Çünkü çok profesyonel ve etkili.

BMeTsg4CYAAZUmp

Seneler önce yaşanmış; hatta kimi zaman Türkiye’de bile olmayan olayların görüntüleri yüzümüze çarpılıyor. Daha da garibi bunların bir kısmının yanlış olduğu öğrenilince bunu yayanlar özür dilemiyor; özrü geçtim açıklama dahi yapmıyor. İşte o zaman kafam karışıyor. Eylemcileri destekleyen ya da karşı çıkan bu insanların amacı kendince doğru ya da yanlış olduğunu düşündüğü şeyi mi yaymak yoksa ne pahasına olursa olsun kendi davasını haklı çıkartmak mı kestiremiyorum.

Bütün sürecin sosyal medyaya yansıması hem iyi hem kötü. İyi çünkü her kesimden haber ve tepkileri anında takip etmek mümkün. Kötü çünkü bütün yazılanlar (kelime anlamıyla) buhar olup gidiyor. Biraz da bu yüzden bu yazıda (son yazımdan bu yana) aklıma takılan, içimi acıtan, yüzümü güldüren, düşündüren birkaç şeyi tarihe not düşmek ve unutmamak adına en başta kendim için sıralamak istiyorum.

Ekleyeceğim linklerin hepsi konuyu tamamlıyor. Dolayısıyla tıklamaya üşenmeyin (!).

  • Günlük dilimizde çok karşımıza çıkmayan ‘çapulcu’ terimi Başbakan’ın telafuz etmesiyle beraber eylemlerin belirleyicilerinden biri haline geldi (Yandaki resim. Tıklayarak büyütebilirsiniz). Yarışmalara konu oldu, Wikipedia’nın birçok dile ait sürümünde başlık olarak yer buldu.
  • Bununla ilgili içimi en acıtan şey Türk Dil Kurumu’nun hemen devreye girerek bu kelimenin anlamını değiştirmesiydi. Eskiden ‘Başkasının malını alan, yağma, talan eden kimse, talancı, yağmacı, plaçkacı.’ şeklindeki açıklama yerini ‘Düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan, plaçkacı’ şekline bıraktı. TDK’nın konuyla ilgili komik bir açıklaması olsa da bu yersiz, zavallı telaş ve çaba herkesin belleğindeki unutulmaz yerini aldı.
  • Valilik sitesindeki fotoğrafıyla Photoshop mağdurları listesinde ilk sırayı hak eden İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu‘nun bu olaylar süresince popülerliğini arttıran bir Twitter hesabı var. Siyasi geleneklerimizden ötürü gündemimizde pek yeri olmasa da Vali denen makamın çoğu kişinin tahmin etmediği kadar çok yetkisi var (birçok ülkedeki en önemli figürdür oysa valiler). Yetki alanı İl Emniyet Müdürü’nü de kapsıyor. Dolayısıyla İstanbul’daki ilgili eylemlere karşı polisin uyguladığı şiddet ve doz ayarı konusunda da doğrudan muhatabımız. Ne dediği önemli. Bu sebeple ağzından her çıkanı ilgiyle takip ederken bir ara Twitter’ın o meşhur esprisiyle “Sayın vatandaşlarım kusura bakmayın biraz öncekileri kuzenim yazmış” diyecek sanmadım desem yalan olur. Birkaç örnek paylaşayım.

İki saat uyudum ve UYUYAMADIM. Sıcak yatakları yerine GEZİ PARKINDA yatan bu ülkenin gençlerine  selam vermek için ayaktayım (1). Kendilerini sadece özgür birey ,partiler üstünde yurttaş,hiç kimsenin peşinde olmayan,kendi düşüncelerinin savunucusu görenleri selamlıyorum (2). Günlerdir Gezi Parkında duran bizim ülkemizin insanları ve gençlerine gecikmiş selamlarlarımızı iletiyorum.Sabahınız huzurlu olsun,merhaba (3). Her türlü olumlu olumsuz değerlendirme dışında ,bizim insanımızla,gencimizde konuşmanın ötesinde hiç birşeyin önemli olmadığına inanıyorum (4). Anlaşsakta anlaşmasakta bizim birbirimizle dertleşmek,birbirimizin gözüne insanca ve adaletle  bakmamız şarttır,her fert değerli ve özeldir (5).

Alışılmadık bu akort dozunu arttırarak sürdü.

Gençler, Gezi parkında kuş sesleri, ıhlamur kokusu ve arı vızıltısıyla huzurlu bir sabah varmış doğru mu? Aranızda olmak isterdim (1). Yaşanan olaylar içinde zaman zaman görülen ferdi hata ve aşırılıklar özür dilemeyi gerektirir. Bir gönül için bin özür dilerim. Saygılarımla (2).

(Vali’nin bu mesajlara gelen yorumları da verdiğim linklere tıklayarak okumanızı tavsiye ederim)

Gerçeğe dönüş

Bu sevindirici, umutlandırıcı, gerilim azaltıcı mesajlar devam etti. Ancak dün (11 Haziran) Vali Mutlu yaptığı açıklamada AKM, Cumhuriyet Anıtı ve civarındaki afiş ve flamaların (Başbakan’ın deyimiyle ‘paçavraların‘) -mecburen- polis marifetiyle söküleceğine dair uyarıda bulundu. Ve hemen ardından Gezi Parkı’na KESİNLİKLE dokunulmayacağını duyurdu.

Başlangıç hemen hemen dediği gibi oldu.

Gece boyu Taksim eteklerinde yığınak yapan polisler sabah ezanının ardından meydana girdi.

(Ne hikmetse) bütün televizyon kanalları canlı yayındaydı. Bir avuç şiddet yanlısı grubun molotof kokteylli direnişine karşılık polis biber ve sis gazları eşliğinde amacına ulaştı.

BMg6RLYCIAAZ-DF

Gezi çevresinin aybaşından beri gördüğü en yoğun şiddetli müdahale yaşandı. Bu sefer basın bile polis şefkatinden nasibini aldı. Polisin gözünün mescidi bile görmediği yerde kütüphaneden kimsenin umudu yoktu zaten.

Hemen ardından kimsenin ummadığı bir şey oldu ve polis ordusu Gezi Parkı’na yöneldi. Hem de ne yönelme

http://www.youtube.com/watch?v=SOB547Zl8Qg

Yaralıların tedavi edildiği (ve herkes tarafından bilinen) içi doktor ve yaralı dolu revire biber gazı atıldı. Savaşta bile hastane ve sıhhiyelere saldırılmaz. Bu en temel kuraldır.

Bu arada Gezi Parkı direnişinden Türkiye tarihine geçecek bir an daha kayıtlara geçti. BDP flamalı bir gösterici Atatürk posterli Türk bayrağı taşıyan bir başka göstericiye polisin şiddetinden korumak için yardım etti. Bunu başka bir yerde ve ortamda görmek mümkün olmaz sanıyorum.

BMeo5T5CcAArPs6

Sıraselviler Caddesi ve İstiklal Caddesi’nde süren biber gazlı müdahale sonucu Çadırlar söküldü, AKM ve Cumhuriyet Anıtı üstündeki bayrak ve flamalar da temizlendi. Polis birkaç gün önce terk ettiği meydana daha büyük bir güçle yeniden yerleşti ve halkın girişini yasakladı. Vali Mutlu bu esnada “Devletin karşısına ben çatışma kültürüyle ben sonunla konuşmak istiyorum derse, devletin gücü asla sınanmamalıdır” şeklinde konuşuyordu.

Avrupa’nın en büyük adliye sarayında yaşananlar

Dehşet içinde bunları takip ederken hayretin sınırı olmayan Türkiye’de daha da garip bir şey oldu ve Çağlayan Adliyesi‘ne giren ‘çevik kuvvet‘ polisleri Gezi eylemlerini protesto eden 50 avukatı sürükleye sürükleye, hatta kelepçe vurarak gözaltına aldı!

http://www.youtube.com/watch?v=6qndC0Ft2Tg

Avukatlar mesleği gereği birçok imtiyaza sahip. Gözaltına alınması, sorgulanması, üstünün aranması ya da tutuklanmasının özel şartları var. Çünkü aynen devlet ve hükümet ile aramızdaki köprü olan milletvekilleri gibi avukatlar da devletin hukuku ile aramızdaki köprü. Hukuku temsil edenlerin bu muameleye maruz kalmasını en başta vicdanımıza açıklayamayız. Avukatların bunları yaşadığı bir ülkede biz sıradan vatandaşların hali ne olacak?

Bu olaylar sırasında sosyal medyada ‘Avukatsa ne olmuş? Danıştay baskınını yapan da avukat değil miydi?’ gibisinden şeyler duydum. Bu avukatlar birine mi saldırmış, üstünden silah mı çıkmış, bir yeri mi tahrip etmiş? Hayır. Yaptığı yasadışı bir şey var mı? Hayır.

Her şey bir yana sürekli gündeme gelen o Danıştay baskınını bir çilingir yapmış olsaydı ülkedeki bütün çilingirlere her türlü muameleyi mazur mu görecektik? Hayır.

  • Gerilimli geçen gecede günlerdir benzer olaylara sahne olan Gazi Mahallesi’nden kalabalık bir grup destek olmak için TEM üstünden Taksim’e yürüyüşe geçti.
  • Ankara da gün ve geceyi aynı karmaşa içinde geçirdi.
  • Polis gece müdahalesi sırasında bölgenin elektriğini kesti. Bu ilk defa kullanılan bir yöntem.
  • Olayları ‘bastırma’ baskısı öyle bir noktaya ulaştı ki elinde Türk bayrağını sallayan tekerlekli sandalyedeki eylemciye bile basınçlı su sıkıldı.

  • ABD tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: “İfade özgürlüğü haklarını kullanan bireyleri cezalandırma yönündeki herhangi bir girişimden ve herhangi bir tarafın şiddeti provoke etmeye yönelik çabalarından kaygılıyız”.
  • Avrupa Parlementosu Türkiye’ye yönelik özel oturumunda zehir zemberek bir ortak açıklama yaptı.

Bu uzun günden kalanları gazetelerden ve haber sitelerinden takip etmek mümkün. Diğer notlara gelirsek:

  • Olaylarda yetersiz kalan 3G bağlantılarından dolayı etraftaki işletme ve evlerin bir kısmı kablosuz internet şifrelerini kaldırmış durumda. Bunun yarattığı ‘büyük tehlikeyi’ gören İnternet Geliştirme Kurulu yaptığı açıklamayla bunun çok sakat bir şey olduğunu belirtti (1984’teki Sevgi Bakanlığı misali…)
  • Divan ve Hyatt Regeny otellerinin balo salonları revire dönüştürüldü.
  • Eylemleri yayınlayan 4 kanala RTÜK ceza kesti. Anonymous da RTÜK sitesine bir saldırı düzenleyerek işlemez hale getirdi.
  • Başbakan’ın Habertürk’te Fatih Altaylı ile yaptığı söyleşide eylemler sırasında reklamı kesenlerle uğraşacağını açıklamasının yankıları sürüyor. Ajanslar bile kendi aralarında bölünmüş durumda.
  • Biber gazının sağlık etkileri hala netleşmiş değil. Sandığımızdan daha ciddi ve kalıcı zararları olabilir.
  • Başbakan 13 Haziran Çarşamba günü; yani yarın eylemcileri temsilen 19 kişilik bir grupla görüşecek ancak seçilen isimlerin temsiliyet derecesi hala muallak.
  • Olaylar sırasında yaralıları tedavi etmek için kısa bir süre kullanılan Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’ndeki can pazarını seyretmiş olmalısınız. Orayla ilgili videolarda içeri yaralı taşıyan birkaç kişi dışında (yaralı yatanlar dahil) herkesin çoraplı olduğu görüldüğü halde Başbakan oraya ayakkabıyla girildiği; hatta içeride bira içildiğini iddia ediyor. Caminin imamı Fuat Yıldırım’ın bunların hiçbirinin olmadığını bizzat Bakan Egemen Bağış’a ilettiğini biliyoruz. Başbakan iddialarında ısrar edince; hatta İmam’ın tehdit edildiği için öyle konuştuğunu söyleyince Müftülük inceleme başlattı, imam ise zorunlu izne çıkartıldı. O geceden bir kesit seyredelim (UYARI: Kanlı görüntüler var. Hassas olanlar lütfen izlemesin).

http://www.youtube.com/watch?v=2vo8mk-bf7o

  • Gezi Parkı eylemcilerinden birinin blogunda yazdıklarını aklımızın bir kenarında tutalım (karşıt görüşte olanlar da var).
  • Çarpık bilgilerin sosyal ağları işgalinin ardından sosyal medyayı terbiye edecek bir düzenleme için çalışmalar başlatıldı. Buradan kimse için hayırlı ve amaç için faydalı bir sonuç çıkmayacağı ortada. Genişletilmiş bir 5651‘e hazır olalım.
  • 31 Mayıs’ta doğrudan üstüne atılan biber gazı fişeği (hani şu havaya 45 derece açıyla atılması gerekenlerden) kafasına isabet ettiği için komaya giren, iki beyin ameliyatı geçiren ve 12 gündür uyutulan Lobna Allami’nin durumu ciddiyetini koruyor.
  • Mutlak disiplin ve Genel Başkan’a koşulsuz itaat ile tanınan Ak Parti’de bile ‘çatlak sesler‘ çıkmaya başladı.
  • Unutmayalım; İzmir’de halkı internet üstünden kışkırttığı gerekçesiyle 29 kişi gözaltına alındı (internet üstünden halkı kışkırtmak mümkün ve bu elbette bir suç. Ama bu kişiler ne yapmış, sadece bunlar mı yapmış ve ‘karşı taraf’ olarak adlandırılan kesimden hiç kimse kışkırtıcılık yapmamış mı merak içindeyim. DÜZELTME: Yazıya gelen bir yorumda bu konuda da bir gözaltı yaşandığını öğrendim).
  • Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek‘in bu süreçte yazdığı her Twitter mesajı sonrası şu video aklıma geldi.
  • Dün gece boyunca neredeyse 7 saat canlı yayın yapan CNN International sunucusu “Şu an muhtemelen Türkiye’de herkes bizi izliyor çünkü olayları yayınlayan bir Türk televizyonu yok” dedi. Bu durumdan hoşnut olmayanlar da vardı elbet. Biz bütün dünyanın bizim düşmanımız olduğu tekrar edilerek büyütülmüş bir milletiz. Türk’ün Türk’ten gayrı dostu yok.
  • Bir yabancı dil biliyorsanız kendi ülkenizde yaşananların yabancı medya tarafından her açıdan nasıl bu kadar ustalıkla analiz edildiğine şaşırıyor olmalısınız. Türk basınındaki çeviri ve alıntılara kaldıysanız da vay halinize!
  • Bu sürecin ak saçlı teyzeleri bile koluna kan grubu yazıp sapanla sokağa çıkarttığını da bilmiş olalım.
  • Bu olaylar yaşanırken penguen belgeseli yayınlamakla eleştirilen CNN Türk bir süre yayınlamaya cesaret edemediği Taksim Gezi Parkı olaylarını konu alan Rıdvan Akar imzalı belgeseli sonunda yayınladı. İbret içinde izlediğim bu yapımı herkesin izlemesini tavsiye ederim (yazının sonuna ekleyeceğim MUTLAKA izleyin).
  • Başbakan Erdoğan yaptığı haftalık olağan grup toplantısında “Yaşananlar herkes için açık bir sınavdır” dedi. Katılıyorum.
  • Devlet değilse bile halk kendi içinde çok ciddi bir zihni bölünmenin eşiğinde. En tehlikeli ve üzücü olan da bu benim için.
  • Wikipedia’nın Türkçe sürümü Vikipedi’de Gezi protestoları ile ilgili derli-toplu ve sıkça güncellenen bir sayfa var, aklınızda bulunsun.

Şahit olduğumda çok rahatsız olduğum ve dillendirdiğimde anlamsız tepkiler aldığım bir konuysa bu eylemler sürecindeki tutumu yüzünden protesto edilen kurumlara yönelik eylemlerin ulaştığı anlamsız hal oldu. Kanyon örneğine bakalım. Bunlar şahit olduğumda benim yaptığım çekim.

Burada yaşanan şey şu: öğlen tatilinde Kanyon alışveriş merkezinin alt katında yer alan Kitchenette ve Starbucks, civarda çalışan ve öğlen yemeği için Kanyon’a gelen beyaz yakalılar tarafından protesto ediliyor. Ama iş bununla kalmıyor ve orada oturup yemek yiyenlerin kalkmasına yönelik bir sözlü baskıya, şiddete dönüşüyor. Şurada seyredeceğiniz görüntünün parktakileri zorla çıkaran polisten benim için hiçbir farkı yok. Bir yanlışı protesto etmek için başka bir yanlışa düşmek mazur görülemez.

Bazen unuttuğumuzu düşünüyorum; bu yüzden her yazıda hatırlatıyorum. Bütün bu yaşananların Gezi Parkı ve Topçu Kışlası için olduğunu SAKIN unutmayalım. Bu kışla inşaatına dair yürütmeyi engelleme kararı olduğunu da. Eğer o parkın yıkımında ısrar edilmeseydi ya da olayların tırmandığı anda vazgeçilseydi bugün çok daha güzel bir ülkede ve gündemde yaşıyor olacaktık. Ne Taksim bir şey kaybedecekti heybetinden ne de Recep Tayyip Erdoğan. Hatta belki o genç kitlenin içindeki oy oranını bile arttıracaktı.

Olmadı…

Ama hala hiçbir şey için geç değil!

http://www.youtube.com/watch?v=LmP8GYBegDs

(Bugün fırsatım olursa bir yazı daha yazacağım)

15 Responses to Karışık gündemden birkaç not

  1. senolsengul 12/06/2013 at 12:05 #

    Tebrik ederim abi,olayları güzel bir şekilde özetlemişsin.En başından beri söylediğim birşey var,olayların ik gününde yetkili kişiler bu olaya güzel bir biçimde müdahale edip,orta yolu bulsalardı bu işler buralara kadar gelmezdi. İşte o zaman ne dış mihraklar denilen şey,nede faiz lobisi denilen şey havasını alırdı.

  2. Enes 12/06/2013 at 12:08 #

    Belki gözünüzden kaçmış olabilir; İzmir’de twitlerinden dolayı gözaltına alınanlarda ‘karşı taraf’ da var. http://nediyor.com/tweet/EmreUslu_342642423022886910/

    • MserdarK 12/06/2013 at 12:28 #

      Bilgilendirme için teşekkürler. Yazıyı güncelliyorum.

  3. fatma 12/06/2013 at 12:19 #

    yolda yürürken hükümet sempatizanıymış gibi taciz edilen hanımları da dile getirirseniz sevinirim. üstelik bu tacizler şiddete varabiliyor. söylediğiniz gibi en kötüsü halkın ayrışması.

  4. aokcuoglu 12/06/2013 at 12:20 #

    Blog yazınızı güncellemeden önce “Gördüm” belgeseli vardı Amirim ve onu güncelledikten sonra İrfan Aktar’ın belgeseli ile değiştirdiniz. Keşke onuda bıraksaydınız. Şunu da düşündüm, doğru mu bilmiyorum. CNN Turk’te yayınlanan belgeseli belki daha nötr diye yayınlamak istemiş olabilirsiniz Fakat “Gördüm” belgeseli mücadeleyi, direnişi daha net gösteren bir belgeseldi.

    Size gelen olumsuz yorumlar hakkında da bir şey söylemek istiyorum. Belki çalıştığınız kurum ya da gerçekten olaylara saf, temiz pencereden bakmak isteyişiniz sonucunda böyle bir tutumda bulunabilirsiniz ama, bu olayda bir haklı ve bir haksız var. Provakatörlük, Gözaltına alınma korkusu vs. gibi şeyleri bize göstermeleri sonucunda artık hiçbirimiz net konuşamıyoruz. Belki sizde bu parametrelerden biri yüzünden net konuşamıyorsunuz ve tepkiler bu yüzden size gelmiş olabilir.

    Şey konusunda ise kesinlikle yanınızdayım. “Ozgurlukler icin surdurulen mucadelenin reddetme ozgurlugunu de saygiyla karsilamasi gerekir.”

    • MserdarK 12/06/2013 at 12:25 #

      Gördüm adlı videoyu çok beğendiğim için eklemiştim ama sanki Rıdvan Akar’ın dosyası daha açıklayıcı gibime geldiği için değiştirdim. Onun da linkini verelim; meraklısı izlesin elbette: https://vimeo.com/67759587

  5. Halit Güneş 12/06/2013 at 12:54 #

    sevgili serdar güzel bir yazı pek çok görüşüne katılıyorum hele de en sondakine: rte ilk gün hoşgörü ve anlayış gösterseydi burada olmazdık, onun da oyu artardı, çankaya hevesi tehlikeye girmezdi; bir zaman bunu da incelemek lazım

  6. Hypatiac 12/06/2013 at 13:18 #

    Serdar Beyciğim;yazdıklarınızı dikkatle okudum ve tespitlerinizin büyük bir bölümüne katılıyorum. Neden-sonuç ilişkisi içerisinde,demokrasi adına parkta sabahlayan da, çatışandan da; yine demokrasi adına oy verdiği partinin haklı olduğunu düşünen de okulda şunu öğrendi ” Demokrasi: halkın kendi kendini yönetmesidir.”

    Aynı sebeple toplansalar da kalabalıklar homojen değildir olamaz.Tıpkı aynı partiye oy verenlerin farklı sebeplerden oy verdikleri gibi. İlla ki ,demokrasinin ne olduğu adına çok kafa patlatmış olanlarla okul ezberimizden öteye gidemeyenler olarak, aynı ülkede yaşıyoruz, aynı safta yeralıyoruz, aynı ailenin bireyleriyiz. Benim görüş açım şu ki; yüzlerce yıllık bir İmparatorluktan sonra,halka rağmen halk için kuluran 80 küsür yıllık bir cumhuriyet ve demokrasi pratiği kendi içinde evriliyor, büyüyor ve gelişiyor bizler de buna şahit oluyoruz.

  7. Murat 12/06/2013 at 14:03 #

    Belgesellerin hepsi haberleri vermeyen kanalların kendini aklama çabası. Camları kırıp evlere balkonlara biber gazı ateşleyen polislerin onlarca video görüntüsünü, medyayla hükümetin çıkar ilişkilerini, diğer ilçe ve şehirlerdeki olayları ve pek çok şeyi göstermediler. Alkış tutulacak hiçbir şey yok ortada. Bu kadar yazmışken bir gazeteci olarak medyanın ikiyüzlülüğünden ve haber alınabilecek alternatif bağımsız medya kaynaklarından da bahsetmenizi beklerdim.

  8. Tolga 12/06/2013 at 14:50 #

    Elinize sağlık.

  9. betül 12/06/2013 at 15:45 #

    TDk meselesiyle ilgili olarak, bu haber çıkar çıkmaz elimin altındaki 2011 basım bir TDK sözlükteki çapulcu kelimesinin anlamına baktım. Hem anlam, hem de örnek şu an web sitesinde yazanla birebir aynı. Bu bilgiyi öz önünde bulundurmakta fayda var.

  10. Ozan Duman 13/06/2013 at 07:03 #

    Merhaba Serdar bey.

    `Eğer o parkın yıkımında ısrar edilmeseydi ya da olayların tırmandığı anda vazgeçilseydi bugün çok daha güzel bir ülkede ve gündemde yaşıyor olacaktık.` ile bitirmişiniz yazınızı fakat hiç böyle olacağını sanmıyorum, Gezi parkı olayları olmasaydı şu an alkol yasaklarını yada çözüm sürecini veyahut Başbakanın külhanbeyi ,ben yaptım oldu tavrıyla kışkırttığı kitleler ve kirli pazarlıkları sayesinde patlayan reyhanlılarla uyanabilirdik. Bu olaylar başbakanın kafasını biraz meşgul ettide son iki haftayı yine olayların bir hafta öncesine nazaran sıyrıklarla atlattık diyelim.

    `bugün çok daha güzel bir ülkede ve gündemde yaşıyor olacaktık` abi yapma gözünü seveyim. çok daha güzel olan medyanın bize arşivden izlettirdiği ağlayan kedi köpek videoları ve tamamen taraflı, ağaya dokunmayan haberler ile toplumun uyutulması beyninin uyuşturulmasımıdır ? Olayların hemen öncesinde reyhanlı da bombalar patladı şu an bakıyorumda bu durum korkunç ! Burda gidip gözlerimizle görme şansımız oldu ama reyhanlıda yada nicelerinde neler olduda haberimiz olmadı uyutuldu kitleler !

  11. uarpak 13/06/2013 at 18:22 #

    Keşke tüm gazeteciler sizin yaptığınız kadar gazetecilik yapabilselerdi. Tşk…

Trackbacks/Pingbacks

  1. Karışık gündemden birkaç not – M. Serdar Kuzuloğlu | Bütün bildiğim bundan ibaret… - 12/06/2013

    […] Karışık gündemden birkaç not – M. Serdar Kuzuloğlu. […]

  2. Gezi parkı ile alakalı | profesyoneL deL! - 12/06/2013

    […] 3 – m. serdar kuzuloğlu – Karışık gündemden birkaç not […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim