Tag Archives | #direngeziparki

Tatava deyip de geçme

NOT: Sabah erken saatlerde çalakalem yazdığım bu yazıyı yayınlamak için seçim yayın yasağının bitmesini bekledim. İçinde bolca link var. Anlatmaya çalışacaklarım bu linklere tıklayıp göz gezdirirseniz daha anlamlı hale gelecek. Ve lütfen unutmayın burası şahsi blogum. Tamamen kendi bakış açımdan, kendi hayatıma ait kesitler içeriyor. Mümkünse sizi değil, beni bağlasın.

Marifet diye söylemiyorum ama ben hayatımda hiç oy kullanmadım. Kibir, umursamazlık ya da apolitik olmaktan değil. Bir siyasi görüşüm elbet var ama şu güne dek beni temsil edebileceğini düşündüğüm bir kişi ya da partiye denk gelemedim. (Temsili demokrasi zor zenaat). Her şeye binbir kulp takan; armudun sapı, üzümün çöpü diyen çevremdeki bir kısım insanın böylesi kritik zamanlarda nasıl aniden netleşebildiğini hep gizli bir imrenmeyle takip ettim. Bir yandan da iktidara taşıdıklarına yönelik pişmanlıklarını dinlediklerim yüzünden ürkekleştim. Onaylamadığım bir şeyin parçası olmak istemedim.

Şu güne kadar ne birinin oy verme hevesini sorguladım, ne kime oy verdiğini sordum, ne de öncesinde kararını etkilemek için bir çabaya girdim. Herkesin, mümkün olan her şeyde kendi kararlarını kendi vermesi gerektiğini düşünüyorum. Hele böylesi bir konuda.

Yakın çevremdeki genel eğilim biraz farklı.

Oy kullanmaya karşı direncimi bilen eş, dost, akraba seçim yaklaştıkça usulca yoklamaya başladı. Sonra bu yoklamalar hafif şiddetli psikolojik baskıya dönüştü. Bu seçim dönemin şimdiye kadarkilere hiç benzemediğinin ve çok farklı anlamlar taşıdığının gayet farkındayım. Üstelik tamamen bana özel bir ayrıntı olarak artık ilkokul çağına gelmiş iki çocuğum var ve bu ülkenin iyisinden de kötüsünden de nasiplerine düşeni alıyorlar. Bizden farklı olarak önlerinde uzun; zorlu bir gelecek var.

Yine de detaylarına birazdan gireceğim sebeplerden dolayı kafa karışıklığım geçmiyordu. Yakın geçmişi kabaca gözden geçirmeye karar verdim.

Continue Reading →

Bu yazıya 29 yorum yapıldı.

Çocuklar öldürülmesin

Kızım Neynep Haziran’da 6 yaşına girecek. İkizi Ali ile konuşmayı öğrendikleri günden bu yana zihinlerinde oluşan tükenmez merakı, her gün sordukları yüzlerce soruyla gidermeye çalışıyorlar. Her birine anlamlı cevaplar vermeye çalışıyoruz. Her cevapla bir insanın zihnini kodladığımızın bilinciyle.

Ve bu bazen çok zor bir işe dönüşebiliyor.

Zeynep’in ölüm kavramına anlam veremediğim, takıntı ölçüsünde bir ilgisi var. Tam olarak ne olduğunu anlayabildi mi bilemiyorum. Ama kısacık hayatında ölümüne üzüldüğü iki kişi var: doğumundan önce kaybettiğimiz Barış Manço ve 4 yıl önce kaybettiği dedesi.

Barış Manço şarkıları duyunca gözleri yaşarıyor. Bir kenara kıvrılıp kalıyor. Teyzesiyle izlediği adını hatırlayamadığım bir yarışmada gözünü kırpmadan izlediği (oğlu) Doğukan’a aşık. Dedesiyle anıları hala taze olduğu için tepkileri daha farklı elbet.

Beyazlayan saç ve sakallarımdan ya da yaşlılıktan konu açıldığında bana hep “sen de ölecek misin?” diyor. “Evet, ben de öleceğim” diyorum. Hayata yönelik en kesin beklentim bu. O meşhur Yunan deyişinde olduğu gibi ‘babalar evlatlarını gömmemeli‘. Sıralı ölüm denen bir şey var. Ona katlanmak daha kolay oluyor. Sıra bozuldu mu zihnin isyanı da büyüyor.

berkin02Dün Berkin Elvan hayata gözlerini yumdu. Seneler sonra internet gayyasında birileri bu yazıya denk gelir de kimmiş diye merak eder diye söylüyorum: Berkin, 1999 doğumlu İstanbullu bir çocuktu. Yanlış bir zamanda, yanlış bir yerde, yanlış işlerin, yanlış çözüm yolları sırasında, yok yere canından oldu.

Continue Reading →

Bu yazıya 35 yorum yapıldı.

Göz, gönül ve gündemden uzakta

Geçen hafta ailece tatile çıktık.

Bir ofis çalışanı olmadığım için tatil kavramı benim için daha çok rutinlerden kurtulma anlamı taşıyor (yerini yeni rutinlerle doldurmak şartıyla elbet). Bronzlaşma telaşı, yüzme, sabahlara kadar eğlenme -tatilde bile- yorucu geliyor.

Bu tatil için hedeflerimi Pocket ve Evernote defterlerime okumak için eklediğim yazıları eritme, yine Evernote içinde iyice karışmış notlarımı derleme ve bir türlü okumaya başlayamadığım 3 kitabı bitirme şeklinde koydum (ve başardım!). Hatta kalan zamanda telefonumdan Paulo Cohello‘nun Simyacı kitabının sesli sürümünü dinleme ve tam da üstüne yoğunlaştığım bir konuya ait notlar çıkarma fırsatı buldum (Simyacı bu açıdan tam bir bereket abidesi).

Tatil sırasında bir gün bu ‘yersiz’ çabamı gözlemleyen bir başka tatilciyle sohbete koyulduk. İzmir’den gelmiş. Tatilde neden bunlarla uğraştığımı sordu. Bana delicesine keyif veren şeyler ona zulüm geliyordu. Sonra “sen okumuş bir çocuğa benziyorsun” edasıyla Gezi Parkı eylemlerindeki son durumu sordu. Bu sayede şaşırtıcı bir şey fark ettim: tatile başladığımız andan itibaren güncel durum hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim!

Tatil kafası

Yazının başında sıraladığım hedefleri tutturmak için sosyal medyaya; özellikle de Twitter’a hiç bakmamaya, en fazla Instagram’a hoşuma giden birkaç fotoğraf yüklemeye ve epostaları da bir sabah, bir akşam olmak üzere günde sadece 2 kere kontrol etmeye karar vermiştim (bu basit taktikle verimim en az 4 kat arttı diyebilirim. Olayı bir ölüm orucuna çevirmeye gerek yokmuş meğer).

Televizyonu normalde sadece bilgisayarda çalışırken göz ucuyla açık küçük bir pencerede (nadiren) izliyorum. Tatile bilgisayar götürmediğim için hiç izleyememiştim. Böylece (güncel gelişmeler adına) sadece İstanbul ya da Türkiye ile değil; dünyayla da bağım kopmuştu.

140720130201138395311_4

Oysa bu süreçte ABD’de bir uçak havacılık tarihine geçecek bir şekilde düşmüş, merhum Ali İsmail Korkmaz’ı Antakya’da ananlara yapılan müdahalelerde şehir karışmış, Taksim / Talimhane’de Gezi Eylemleri’nden mağdur olduğunu iddia eden bir ‘bir grup esnaf’ (dertlerini çözecekmiş gibi) palaları, silahları kapıp sokaktakilere saldırmış (sonra Fas’a kaçmış), İstanbul’da Taksim Gezi Parkı tekrar açılmış, birkaç saat sonra (şaka gibi) tekrar kapanmış ve aynı alan TOMAlı polis barikatıyla ayrılan iki (tezat) iftar sofrasına sahne olmuştu. Aynı günün akşamı Taksim ve civarı eylemlerin ilk günündeki kadar şiddetli bir polis müdahalesi yaşamıştı. Bu arada iyice ‘ayakbağı’ haline gelen TMMOB‘a karşı TBMM’de bir hareketlenme olmuş, bir kısım esnaf da milis gücü olmaya soyunmuştu.

Kimbilir arada daha gözden kaçırdığım neler vardı…

Continue Reading →

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.

Bu günler geçecek. Peki sonra ne olacak?

Yazının ne kadar güçlü, etkili ve önemli olduğunu sosyal medya bize bir kere daha gösterdi sanıyorum. Yazarak hayatını kazanan biri olarak kendimi tutamadan sürekli bir şeyler yazmam bu yüzden. Paylaştıklarımın misliyle fazlası bilgisayarımda birikti duruyor. Sanıyorum her zaman orada kalacaklar.

Güncel olaylarla ilgili görüşünüz ne olursa olsun İstanbul’da yaşayıp bir an bile bu konuları düşünmemek mümkün değil. Arkadaş sohbetlerinde bile konu dönüp dolaşıp Gezi Parkı’na geliyor. Her birimiz ayrı görüşteyiz. Ama yine de kimi detaylarda ciddi tartışmalar çıkabiliyor. En yakın dostları bile birbirine düşüren, garip bir zamandayız.

Taksim meydanı. Dün gece...

Taksim meydanı. Dün gece…

Bütün bunların bir şekilde geçeceğini biliyoruz. Herkesin umudu her iki tarafın da rıza göstereceği, içine sineceği bir şekilde sonuçlanması. Yoksa ötelenmiş, üstü küllenmiş bir kin ve nefret için için yanmaya ve harlanmak için fırsat kollamaya devam edecek.

Bu süreçte yüzlerce yazı, haber ve makale okudum, video izledim, fotoğraf taradım. En hoşuma giden yazılardan biri Kemal Sayar‘a aitti (En imrendiğim insanlardan biridir. Allah zihin açıklığı versin. Yazı 9 Haziran 2013’te kaleme alınmış).

Önce yaptığı durum tespitine kulak verelim:

Continue Reading →

Bu yazıya 10 yorum yapıldı.

Karışık gündemden birkaç not

Uzun ama okuması kolay bir yazıyla daha başbaşayız değerli okurlar…

Taksim Gezi Parkı olayları ikinci haftasını da geride bırakıyor. İşin en üzücü tarafı değişen bir şey yok. Yazdıklarımın, televizyon yayınlarında aktardıklarımın, sosyal medayada paylaştıklarımın ötesinde ekleyebilecek bir şey de aklıma gelmiyor.

Başbakan ve eylemciler inadını koruyor. Doz yükseliyor. Tatsız olaylara yol açan ne kadar söylem, araç ve birim varsa gücünü arttırarak hissettiriyor. Hiçbir şey çözmediği gibi her şeyi daha da karmaşıklaştırıyor.

Bütün bu günlerden aklımda kalan en önemli ayrıntı ise dezenformasyon. Yani kasıtlı olarak yanlış bilgilendirme, çarpıtma olacak. Her taraftan, her görüşten üstümüze yağıyor. Eylemi destekleyen de karşı çıkan da muaf değil bu günahtan. Ama en çirkini devlet eliyle, devlet adına yapılanı. Çünkü çok profesyonel ve etkili.

BMeTsg4CYAAZUmp

Seneler önce yaşanmış; hatta kimi zaman Türkiye’de bile olmayan olayların görüntüleri yüzümüze çarpılıyor. Daha da garibi bunların bir kısmının yanlış olduğu öğrenilince bunu yayanlar özür dilemiyor; özrü geçtim açıklama dahi yapmıyor. İşte o zaman kafam karışıyor. Eylemcileri destekleyen ya da karşı çıkan bu insanların amacı kendince doğru ya da yanlış olduğunu düşündüğü şeyi mi yaymak yoksa ne pahasına olursa olsun kendi davasını haklı çıkartmak mı kestiremiyorum.

Bütün sürecin sosyal medyaya yansıması hem iyi hem kötü. İyi çünkü her kesimden haber ve tepkileri anında takip etmek mümkün. Kötü çünkü bütün yazılanlar (kelime anlamıyla) buhar olup gidiyor. Biraz da bu yüzden bu yazıda (son yazımdan bu yana) aklıma takılan, içimi acıtan, yüzümü güldüren, düşündüren birkaç şeyi tarihe not düşmek ve unutmamak adına en başta kendim için sıralamak istiyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 15 yorum yapıldı.

Maskenin ardındaki gerçek

Taksim Gezi Parkı eylemleri dolayısıyla civardaki her işporta tezgahında yerini alan, binlerce göstericinin yüzüne yerleşen o meşhur maske eminim artık tanıdık geliyordur. Kapitalizm düzeninde direnişin, başkaldırının bile bir fırsat olduğunu da tekrar hatırladık böylece. Denk geldiğim satıcılara “bu kim?” dediğimde birbirinden komik cevaplar aldım. Takanlara sormadım ama sonuçlar değişir miydi emin değilim.

guy-fawkesPeki bugün dünyanın hemen her bölgesindeki eylemlerde beliren bu maske nedir; kimi, neyi temsil eder, düşündünüz mü?

Ben size biraz yardım edeyim.

O maskenin temsil ettiği kişi 16. yüzyılda yaşamış Guy Fawkes adlı bir İngiliz (Gay Fovks olarak okunur). Fawkes’u bilmeseniz bile ilhamını ondan alan V for Vendetta filmini seyretmişsinizdir sanıyorum.

2005 yapımı V for Vendetta filmi faşist, baskıcı, merkeziyetçi, Orwellvari bir iktidara karşı halkı organize ederek geniş katılımlı bir sivil itaatsizlik geliştiren V lakaplı anonim bir karakteri konu alır. V, filmin sonunda isyan ettiği düzeni temsil eden meclis binasını havaya uçurarak (filmde işlenmese de) halkı merkez alan yeni bir geleceğin kuruluşunu müjdeler.

Meraklıları bu konuyu 1982 yılında Alan Moore ve David Lloyd imzasıyla aynı adla yayınlanan çizgi romanda okumuştu. (Hafızamı yoklayınca V for Vendetta’nın iPad edindiğim gün yüklediğim ilk çizgi roman olduğunu hatırladım).

400 yıllık bir hikaye

Gerçek Guy Fawkes’un hikayesi film ve çizgi-romandan çok daha eskiye; 1600’lü yıllara dayanıyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 48 yorum yapıldı.

İstanbullular için bir çağrı

Taksim Gezi Parkı eylemleri 1. haftasını doldurdu. Yaşananlar -özellikle sosyal medyayı- takip edenlerin malumu. Bu yazıyı yazmadan önce motorumun tepesinde turladım durdum. Gezdiğim her yerde insanlar ellerinde bayraklarla yürüyor, insanlar camdan el sallıyor, araçlar kornalarıyla destek veriyordu.

IMAG0313

Eylemlerin başlangıç noktası olan Gezi Parkı ve Taksim Meydanı, polisin çekilmesinin ardından çoluk-çocuk, yaşlı-genç; her görüşten, her kesimden vatandaşların, hatta turistlerin coşkusuna sahne oluyor. Yazarak özetlemek mümkün değil. Yine de ilk fırsatta derleyeceğim.

Sanki daha birkaç gün önce kan, gözyaşı, biber gazı, polis copu, çığlıklar, barikatlar, gözaltılarla inleyen yer orası değildi gibi.

Continue Reading →

Bu yazıya 28 yorum yapıldı.

#DirenGeziParki olayına farklı bir bakış

Hayatımın internetle birlikte geçen dönemi (ki bu ÇOK uzun yıllara dayanıyor) hiç bu kadar çok link verilebilecek bir olaya denk gelmedim. Her taraftan yağmur gibi bilgi-belge yağıyor. Cumartesi gecesi TV programımda da değindiğim gibi Taksim Gezi Parkı eylemlerini ekrandan takip ederken kendimi koca bir sistemin her noktasına yayılmış yüz binlerce sinir ucundan sinyal toplar gibi hissediyorum. Eylem alanının göbeğindeyken dahi bu kadar bilgi almak mümkün olmuyor. Bu çok ilginç bir durum.

tumblr_mntip5EeDR1su2tnjo1_1280Olayları özetlemeye çalıştığım iki yazım blogumun tarihinde en çok ilgi gören yazıların toplamından bile daha çok okundu. Herkes ne olduğunu ve olabileceğini anlayabilmek için gözünü bilgisayar, cep telefonu ve tabletlerin ekranlarına çeviriyor. Bu çağda hiçbir şeyin gizli-saklı kalamayacağına dair yazdığım, konuştuğum bütün teorileri birebir izlemek garip geliyor.

Savunduğun şeylerin gerçeğe dönüştüğünü görmek sevindirici. Ama böyle bir vesileyle; bunca kan, gözyaşı, sinir ve hınca sahne olarak gerçekleşmesini görmek insanı kahrediyor. Keşke mutlu, coşkulu bir olay sayesinde ispatlasaydık bunları.

Olmadı.

Continue Reading →

Bu yazıya 33 yorum yapıldı.

#direngeziparki (İstanbul) eyleminden notlar

Bir önceki yazımda Taksim Gezi Parkı merkezli eylemin kısa bir tarihçesini ve yaşananları toparlamaya çalışmıştım. Okumadıysanız bir göz gezdirmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Şahit olduklarıma bakınca çoğu kişinin olayın önü ve ardıyla ilgili pek bilgisi yok zira.

Bu yazıda sie aynı ayrıntılarla tekrara düşmeden 4. güne dair bir özet sunmak istedim. Polislerin geri çekilmesi; Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın yeniden halka açılmasının en azından İstanbul’da olaylara bir ara (ya da son?) verdiğini ümit ederek…

Sosyal medyanın toplumsal olaylarda ne kadar yük kaldırdığı ve işe yaradığını Arap Baharı döneminde Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da görmüştük. Fakat bahse konu hiçbir ülke ve şehirde İstanbul (ve Türkiye) kadar yoğun bir kullanım oranı yoktu. Yaşananların bir Türk Baharı olduğunu iddia etmiyorum ama internet sansürüne karşı yürüyüş eyleminden bile fazla yük taşıdığını ve katılım gördüğü ortada.

Bugün saat 15:45 sularında (hiç kimse ummazken) polisin Taksim ve civarından geri çekilmeye başladığı haberleri geldi. Her yönden Taksim Meydanı’na ulaşmaya çalışan binlerce kişi bu sayede iç çepere iyice yaklaştı. Tam bu sırada en beklenmedik şey oldu ve polis Tarlabaşı yönü ve havadaki helikopterlerden yine biber gazı atmaya başladı!

Continue Reading →

Bu yazıya 15 yorum yapıldı.

Gezi Parkı ve #direngeziparki meselesi

UYARI: Bu yazı halen güncellenmeye devam eden bir derlemedir. Başka sitelerdeki kaynaklara birçok bağlantı içermektedir. Konuya tam vakıf olabilmek için linklerdeki içerikleri de okumanız şiddetle tavsiye olunur. Konuyla iglili diğer yazılarımı da #DirenGeziParki bağlantısından takip edebilirsiniz.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin gördüğü en büyük toplumsal ayaklanmalardan birine sahne olanTaksim Gezi Parkı’nın aklımızın bir kenarında bulunması gereken ilginç bir öyküsü var. Belki bu karışık dönemde faydası dokunur düşüncesiyle özetlemeye çalışacağım.

Artık neredeyse hepimizin öğrendiği gibi bu park, aslen 1870 yılında inşa edilen bir askeri kışlanın alanında yükseliyor. Taksim (Topçu) Kışlası adıyla anılan bu dev alan Padişah 3. Selim’in emriyle inşa edilir. Amaç (bugün hala bütün heybetiyle ayakta duran) Anadolu yakasındaki Selimiye Kışlası‘na karşılık  Avrupa yakasında da bir kışla yaptırmaktır. Osmanlı Ordusu modernleşme hamlesindedir ve yeni birlikler için yeni eğitim alanları gerekir. Mimar olarak dönemin neredeyse bütün heybetli devlet binaları ve saraylarınnda adına rastlayacağımız Balyan ailesinden Kirkor Balyan seçilir.

Taksim Kışlası tarihinde (Çırağan Sarayı dahil neredeyse dönemin bütün eserlerini bir bir yutan) yangınlardan iki kere nasibini alır. Kuruluşundan 1 yıl sonra inşa emrini veren 3. Selim’in tahttan inmesiyle sonuçlanacak Kabakçı Mustafa İsyanı burada başlar. Ardından 2. Meşrutiyet’in ilanıyla 2. Abdülhamit’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan 31 Mart ayaklanmalarına evsahipliği yapar.

İki padişahı iktidardan eden bu -lanetli- yapı Abdülhamit sonrası gözden düşer. Bu dönemde yarı özelleşen tesis, ortasındaki büyük alanda birçok halk şenliği, spor karşılaşması ve benzeri etkinliklerinde kullanılır. 1. Dünya Savaşı döneminde Fransızların İstanbul’u işgali süresince kendileri adına savaştırdığı Senegalli askerlere evsahipliği yapar. Bu süreçte o kadar hasar görür ve yıpranır ki artık eski işlevlerini yerine getiremez hale gelir.

taksim

Cumhuriyet döneminde ortasındaki alanın yüzü suyu hürmetine Taksim Stadı adını alarak tamamen futbol karşılaşmaları için kullanılır. Hatta Türk Milli Futbol Takımı ilk maçını bu stadda yapar. Continue Reading →

Bu yazıya 66 yorum yapıldı.