Demokrasilerde kaybeden yoktur

Türk Dil Kurumu’nun ‘halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi’ şeklinde tanımladığı demokrasi milattan önce 5. yüzyıla dayanıyor. Doğrudan ve temsili olarak iki türü var. İnternet çağı için ilk hali akla daha yatkın, gerçeğe dönüşmeye her zamankinden daha yakın geliyor ama gidişat pek öyle değil.

Ve bütün akla yatkınlığına rağmen 2 bin yıl sonra bile hala dünyanın farklı yerlerinde tartışıldığına göre ya anlamakta zorlanıyor ya da uygulamasında bazı yanlışlar yapıyoruz demektir.

The-Best-Argument-Against-Democracy

Türkiye’nin halkın oy kullandığı ilk Cumhurbaşkanlığı seçimini henüz geride bırakmışken (propaganda töhmetinden muaf kalacağı ümidiyle) demokrasinin benim için anlamına dair birkaç kelam edeğim.

  • Demokrasinin en önemli kriterlerinden biri ‘oy vermeye uygun’ herkesin eşit temsil hakkı olmasıdır. Her seçimde biraz daha cılızlayan haliyle duyduğumuz “benim oyumla çobanın oyu bir mi?” yakınmasının demokraside karşılığı yoktur. Çobanın da Nobel ödüllü fizikçinin de oyu aynı değere sahiptir. Bu tip hayıflanmaların altında yatan hayalkırıklığını çobanların dahi temel insani değerlere ve düşünme yetkinliğine sahip olduğu bir düzeni kurarak giderebilirsiniz.
  • Demokrasi aynen 3 robot yasasında olduğu gibi kendini yok etmek için kullanılamaz. Demokrasi halkın beklentilerinin, önceliklerinin zamanla değişebileceği ihtimalini asla göz ardı etmez. Dolayısıyla demokrasi (kendi mantığında) “biz artık demokrasi istemiyoruz” tarzı bir Order 66 aracısı olamaz. Kendisinin sigortasıdır.
  • (Temsili) demokrasi beklentilerinizi, fikirlerinizi, arzularınızı, hayallerinizi ve bazen de en pragmatist haliyle çıkarlarınızı koruyup temsil edeceğine inandığınız kişiler üstünden yürür. Bu kişileri belirleme kabiliyetiniz temsiliyetin de derecesini belirler. Örneğin Türkiye’deki gibi bütün adayları Genel Başkanların ve/veya delegelerin belirlediği tarzın demokrasi şerbeti azdır.

Şimdi gelelim benim için en önemli kısma.

  • Demokrasilerde seçimler bahis oynamak ya da piyango bileti almak türünden bir eylem değildir. Demokratik seçimlerde kazanan / kaybeden yoktur. Paylar, oranlar vardır. Elbette oyların daha fazla kısmının yoğunlaştığı kişiler, partiler olur. Ancak demokrasilerde seçimler birinci gelenin masadaki bütün ganimeti topladığı, geride kalanın oyunu terk ettiği, yok sayıldığı bir tarz değildir.
  • Seçimler sonucunda ortaya çıkan tablo kazanan ve kaybedeni değil; halkın beklentilerini yansıtır. Ne kadarı muhafazar, ne kadarı liberal, ne kadarı milliyetçi, ne kadarı sosyalist bunu anlatır. İktidara gelen parti ya da koalisyon ortakları seçim sonuçlarına bakarak icraatlarını düzenler. Örneğin bir ülkede hayvan haklarına duyarlı bir partinin binde 3 oyu varsa iktidar ortakları icraatlarında (en az) bu oranda hassasiyet göstermekle yükümlüdür. Demokrasinin, seçimin ve oy vermenin meşruiyeti böyle sağlanır (her seçimden sonra sürekli kulağımıza çalınan “seçmen ne mesaj verdi?” muhabbetlerinin özü budur).
  • Bugün birçok demokratik ülkede gördüğümüz marjinal partilerin varlık amacı da budur. Lezbiyenler Partisi’nin amacı tek başına iktidara gelmek değil; temsil ettiği kesimin kendine has sorunlarını iktidara sürekli hatırlatarak çözüm bulmaktır. Toplumun her beklentisini temsil edebilecek bir parti olmayacağına (ve olma iddiası taşıdığında daha da garip olacağına) göre demokratik rejimlerde her parti ve her oy anlamlıdır.
  • Türkiye’nin yakın geçmişteki acı tecrübelerini tek parti iktidarlarına bağlama kolaycılığı zihnimize klişeler yapıştırdı ancak koalisyonlar demokrasinin alameti farikasıdır. Demokrasiye hastır (elbette oy dağılımı ya da şartlar gerekiyorsa). Totaliter bir krallıkta koalisyondan söz edemeyiz örneğin. Orada mutlak iktidar ve lider vardır. Düzgün bir demokraside -gerekiyorsa- koalisyon mümkün ve sağlıklıdır.
  • Özetle gerçek bir demokraside “oyun boşa gider” gibi bir saçmalık olmaz. Oyumuz boşa gidiyorsa yönetim şeklimiz demokratik değil demektir.

Nicedir kafamda biriktirdiğim bu satırları yazmadan önce 15’ten fazla gazete okudum. Türkiye’nin bugünkü halinin sebebi mi, sonucu mu bilemiyorum ama kutuplaşmanın kılcal damarlarına kadar sızdığı bir medya fotoğrafı -bir kere daha- yüzüme çarptı.

Gazeteler, televizyonlar (bir iki istisna dışında) iktidarı göklere çıkarmak veya yerin dibine sokmak için ikiye bölünmüş. Kare bulmacasına kadar nasibini almış bu tekdüzelik neredeyse aynı cümlelerle aynı kişileri övmek, yermek (ya da daha acısı görmemek) adına yarışta. Çarpık demokrasi anlayışımızı görmek için medyanın bugünkü durumuna bakmak fazlasıyla yeterli.

Bill Moyers haksız diyebilir miyiz?

Bill Moyers haksız diyebilir miyiz?

Kendi doğru bellediğinin dışındaki tüm ses, fikir ve renklere aklını kapatmış medyanın muhatabına ne hayrı olur? Sadece kendi savunduğu fikirleri okuyup izlediği medya insana ne katar?

Bizim dışımızdakileri yok saydığımız bir ülkede iktidarların kendine oy vermeyenleri yok saymasını da yadırgayamazsınız. Benzer şekilde muhalefeti, aykırılık, koalisyonu istikrarsızlık olarak algılayan toplumlar da en büyük kötülüğü kendine yapar.

Bitirirken tekrar edeyim; demokrasilerde seçimler halkın beklentilerini yansıtır; seçim sonucunda yönetime gelenler de bu beklentileri karşılar. Seçimler gladyatörlerin arenadaki kazan / kaybet (yaşa ya da öl) oyunu değildir. Böyle algılıyorsak bir yerlerde hata yapıyoruz demektir.

Bugün bir şeyleri değiştirmeye başlamak için iyi bir gün olabilir.

, ,

13 Responses to Demokrasilerde kaybeden yoktur

  1. mehmet niyazi atakan 12/08/2014 at 08:08 #

    Bir profesörle bir çobanın oyu elbette bir değildir. Ama fiziksel olarak sandığa “bir” olarak yansır. Ama profesör ( çakma profesör değilse) sandığa giden yolda kendi düşüncelerine uygun düşünceleri başka oyverenlerin zihnine etki ederek,şekillendirir ve sanal olarak birden fazla oy vermiş olur.

  2. Ömer Faruk 12/08/2014 at 11:03 #

    “Eski Türkiye’nin eskimiş kavgalarını eski Türkiye’de bırakmak” söylemi bu nedenle çok önemli ve umut verici. Umarım bu kez “el birliğiyle” gerçekleşir.

  3. Levent 12/08/2014 at 11:21 #

    Yazınızdan sanki medya taraflı ve kutuplaşmış olduğu için iktidar böyle davranıyor gibi bir anlam çıkardım. Oysa hepimiz biliyoruz ki, iktidardaki kişi inanılmaz ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı bir söylem kullanıp, elindeki muazzam gücüyle de medyayı şekillendirdiği için, medyamız bu kadar ak-kara ikiliğine dönüştü. Durum böyleyken medyaya çatmanın bir anlamı yok diye düşünüyorum.

    • mserdark 12/08/2014 at 13:14 #

      Oysa o bolumun giris cumlesini tekrar okursaniz dustugum serhi de gorebilirsiniz.

  4. Gamze B. 12/08/2014 at 13:10 #

    Eğer demokrasi var ise… Bu, sadece başlığı okuduktan sonra bile söylenebilecek bir cümle… Devamında da neden olmadığını açıklamışsınız zaten.. Biz-onlar ayrımına gide gide zaten bu hale geldi Türkiye.. Bu sadece siyasilerin değil, hayata bakış açısı/siyasi görüşü farketmeksizin herkesin biçemi oldu.. Eğitimsizlik işte, başka bir şey değil.. Finlandiya’daki, yahut Almanya’daki medeniyet seviyesine gelmemiz imkansız bu varolan cahil kalabalıkla.. Teşekkürler..

    • Akif 16/08/2014 at 12:55 #

      Neden hep diğer ülkeleri bizden üstün görüyoruz. Almanya bugün bizden daha çok demokratik bir ülke değil. Her kesime istediği hakları bizim kadar veren bir ülke değil. Lütfen, ülkemizi bu kadar küçük düşerecek söz ve eylemlerden uzaklaşalım. Cahil kalabalık diyerek hitap ettikleriniz bizim insanımız, Cumhuriyeti kuran bu insanlar, bu millet. Uzaylılar gelip kurmadı bizim atalarımız kurdu.

  5. Salih Dursuntaş 12/08/2014 at 15:19 #

    Olması gerekenle olan arasındaki fark ister istemez “Peki demokrasi ne kadar doğru bir tercih” sorusunu sorduruyor. Zira her ne kadar “Demokrasinin araçları demokrasiyi yok etmek için kullanılamaz” deseniz de pratikte bunun bir çok ülke için geçersiz kılındığını, insanlar tarafından demokratik sistemin gereği olarak oluşturulan bazı araçların ve kanunların bizzat kendilerinin anti-demokratik uygulamalarda kullanıldığını, bazı araç ve kanunların ise etrafından dolaşılmak suretiyle etkisiz hale getirildiğini görüyoruz. Özellikle temsili demokraside insanların popülist yaklaşımlara (Ki bence burada dağdaki çobanla profesör arasında da çok büyük bir fark yok. Dağdaki çobanın eğitimsel açıdan profesöre oranla aşağıda olması ikisinin de hemen hemen aynı kolaylıkta yönlendirilebildikleri gerçeğini değiştirmiyor) kolaylıkla kapılıp demokrasiden uzaklaşmaları ve oy verme faaliyetinin siyasi idealler ya da pratik hayat öngörülerinden çok futbol takımı tutmak gibi özünde sebebpleri çok da rasyonel temellere dayandırılamayacak bir dürtüyle şekillenmesi ise zaten adı demokrasi, kendi ne idüğü belli olmayan bir sistem yaratıyor.

    Açıkçası bence yukarıdakiler sadece bizim ülkemizde yaşanan ya da yaşanması muhtemel olan sorunlar değiller. Temsili demokrasi olan her ülkede başbakanın eylemleri tartışılıyor, yetkileri eleştiriliyor veya mesela halkın büyük çoğunluğu karşı olmasına rağmen demokrasi ile yönetilen devlet oraya buraya asker gönderip savaş açabiliyor. Bizdeki sorun biraz daha toplumsal, daha derin diye düşünüyorum. Mevcut durumda toplum öylesine kamplaşmış ve “Bizler ve Onlar” diye ikiye bölünmüş durumda ki, bu kitle hangi yönetim sisteminde olursa olsun ciddi sorunlar ve dipsiz tartışmalar yaşanması kaçınılmaz. Biraz daha pratik konuşacak olursak bizim aslında, örneğin interneti yasaklayan iktidarı ya da buna karşılık hiçbir şey yapamayan muhalefeti değil de bunun hakkında bir fikri olmayan, bunu haklı gören, bunu haksız görmesine karşı bir şey yapamayan kitleleri konuşmamız gerekiyor. Ancak tabi ki “Benim oyumla dağdaki çobanın oyu farklı mı” seviyesinden farklı bir zeminde. Zira bu demografik yapı bu ülkenin gerçeği; bunu beğenmeyebilir, kendinizi ve sizin gibileri daha medeni, daha modern, daha ilerici görüyor olabilirsiniz ancak biraz düşününce bunların da bir çoğunun aslında göreceli kavramlar olduğunu, size ve hatta belki dünyanın geneline önemli anlamlar ifade eden bu kavramların karşınızdaki kitleye aynı anlamı ifade etmediğini, bu kavramların onlara size geldiği kadar kıymetli gelmediğini ve aslında gelmek zorunda olmadığını da görmeli; bunu kabullenmeli, anlamalı ve kendimizi karşı tarafa anlatabilmeliyiz. Zira bence yegane çözüm bu anlayışın iki taraf arasında kuracağı köprülerle sorunların aşılacağı yönünde. Demokrasi fikri, zikri, inancı, dünya görüşü ya da görünüşü sizin gibi olmayanlara tahammül ettiğiniz değil onlar gibi olmasanız, onlardan çok farklı düşünseniz ve çok farklı inançlara sahip olsanız da onların inançlarına saygı duyduğunuz, onları yargılamadığınız rejimdir. Bu bağlamda azınlık ve çoğunluk gibi kelimeler de ideolojik kavramlardan çok istatistiki ifadeler haline gelir. Sizin gibi düşünen insanların çok ya da az olması sizin için bir avantaj ve dezavantaj ise bir şeyler yanlış gidiyordur zira biliyoruz ki devran dönüyor ve zalimlerle mazlumların yer değiştirmesi temel olarak pek bir fark arz etmiyor, olsa olsa bir kısır döngü yaratıyor.

  6. jim morrison 12/08/2014 at 18:10 #

    fiziksel olarak oylar bir ancak yandaş medya, çakma icraatlar vs. ile ‘eğitimsiz’ demiyorum eğitimli olanlar da dahil, manipule edilerek oy kullandırılıyor. Rey’ ler kişinin ancak kendine ikna ettirilen, mührün nereye vurulacağını gösterenler tarafından kullanılan bir sayıdan başka birşey olmuyor.
    bu seçimlerde de bu tuzaklar ortaya çıktı ve herkes bütün kozlarını ortaya dökmeye başladı. eskiden de vardı, hatta doğasında da var. ancak bu kadar da bel altı olmamıştı şimdiye kadar. bu tuzakları anlayanlar yine de aynı partilere oylarını verebilirler, ancak bilinçli olarak kullanılan oyların sayılarının manipule edilen oylardan az olması sebebiyle çok daha farklı sonuçlarla; doğru iktidar, sağam muhalefet ve alternatif hareketlerin önüne ket vurmaya devam edeceğine inanıyorum

  7. Çağatay Duruk 13/08/2014 at 08:41 #

    Google’da “çoban maaşı ne kadar” diye sorgulayınca ilginç bilgiler geliyor. (Tip: Bazı durumlarda profesörden fazla, diğer durumlarda da hiç fena değil.)

  8. Rıfat Atasoy 13/08/2014 at 21:53 #

    Amirim haklısın… Demokrasi gerçekte yarar odaklı bir sistemdir. Azınlığın çoğunluk tarafından ezildiği bir sistem asla değildir. Fakat mutlu olmak yerine haklı olmanın öğretildiği ülkemde, insanların taraf olmadan birbirlerine fayda sağlamalarını beklemek pek mantıklı değil… Uzun lafın kısası demokrasi “yolda olmaktır” bir bakıma…

    Not : Bu konuya bu kadar kısa yazmayı istemezdim resmen yazacaklarım içimde patladı fakat yarın iş var… Uyku candır :)

    Sevgi ve saygılar…

  9. Demir 16/08/2014 at 00:36 #

    Demokrasinin kusurlu bir sistemdir. 3 robot yasasi ve temsil yetisine sahip olmadigini dusundugun insanlar arasinda tercih yapmak zorunda birakilmak zorunda kalmak bu sistemin kusurlaridir.

    Ozele bakarsak;
    Yillardir seni temsil yetenegine sahip olmayan insanlar “bosa gitmesin” mantigindaki oylarla iktidara gelmistir.
    Kagit uzerinde, bir kac kosulu saglayan (yas, adli sicil vs.) herkes vekil olabilir. Ama uygulamada bu mumkun degildir. Yazili olmayan kurallar vardir (zengin olmak, zengin bir cevreye sahip olmak, encumen, partili vs yalakasi olmak, bazi cikar gruplarini temsil ediyor olmak vs.)
    Bu cercevede demokrasi azinligin cogunluga tahakkumudur.

    Ozelden devam edelim, misal cb olabilmek icin 40 yas siniri, en az 20 vekilin yazili talebi veya bir parti tarafindan talep edilmesi, universite mezunu olmak vardir. Demokrasinin unsurlarindan biri secme ve secilme ozgurluguyse bunu garabet durumu nasil degerlendirecegiz?
    Ayrica teror orgutu uyesi olan birinin cb adayi olmasini hangi demokratik kulturumuzle icimize sindirecegiz?

    Velhasilkelam tum yonetim sistemleri kagit uzerinde iyidir hostur ama uygulamada sicar! Icinde insan faktoru ve onun hirsi vardir.

  10. onur çetinkaya 18/08/2014 at 16:57 #

    amirim öncelikle feedly yine sizin rss leri çekemiyor. Konuya gelince; kentsel dönüşümle uzaktan yakından ilgisi olmayan çobanların, tüm çevremizin şekillenmesinde bizle aynı katkıyı yapması düşündürücü.
    Bu gurbetçilerin oy kullanma hakkı gibi, yaşamadıkları bir ülkenin siyasi kaderini tayin ediyorlar.

  11. Bir dost 29/09/2014 at 11:52 #

    Merhaba Serdar Bey,

    Ne kadar güzel bir yazı yazmışsınız, tarafsızca. Yorumların bazılarından da çıkarabileceğimiz gibi o kadar çok ayrışmışız ki tarafsız olanı bertaraf etmeye çalışıyoruz, çabalıyoruz. Bu yazıyı okuyan bir muhalefet partili size ama iktidar şöyle/böyle diye sitem edecektir, veya bir iktidar partili yine aynı şekilde muhalefeti eleştirerek sitem edecektir. Bu da bizi yazınızın ana konusuna getiriyor tekrar o kadar ayrışmışız ki birbirimizi kabullenemiyoruz. Artık bir chplinin akpyi bu ülkenin değeri olarak kabul etmesi gerekiyor, aynı şekilde bir akplinin chpyi bu ülkenin değeri olarak kabul etmesi gerekiyor.

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim