İçeriğe geç

Gelişimin yarattığı “öfke” (ve mahcubiyet)

(Uzun girişlerimi ve sonu gelmeyen yazılarımı özleyenler varmış diye duydum.)

1995 yılından bu yana kesintisiz olarak içinde yer aldığım medya dünyasındaki yolculuğumun tamamına yakını (çocukluğumdan beri ilgi duyduğum) bilim, teknoloji ve onların hayatlarımızda yarattığı değişim-dönüşümü takip etmekle geçti. Bu çabam hala da sürüyor.

Athelstan Spilhaus’un “Our New Age” serisini yayınlandıktan on yıllar sonra okuma imkanı buldum. Ancak çocukluğumun “Milliyet Çocuk” ve “Bilim-Teknik” dergilerinin, “Altın Bilgi” ansiklopedilerinin hakkını yemek olmaz. Adlarını yazarken dahi gözlerim büyüdü. Bir çocuğun zihnine yönelik en büyük hizmetlerden biriydi her biri.

Bu yazıda, bu süreçte öğrendiğim ve yolumu aydınlatan 3 önemli ayrıntıyı paylaşacağım.

Okul yıllarıma ait olanla başlayalım:

Tespit 1:
Sandığımızın ve sürekli dile getirdiğimizin aksine değişim (ve onun mütemmim cüzü “dönüşüm”) sevdiğimiz, barışık olduğumuz bir kavram değil. Gayet anlaşılabilir gerekçelerle değişmek, dönüşmek istemiyor; yepyeni bir inşa ve uyum çabasına girmekten kaçınıyoruz. Değişim ve dönüşümün içindeki belirsizlik ve rekabet bizi endişelendiriyor.

Genelde din ve siyasetin gölgesinde gündeme gelen muhafazakarlık dahi temelini bundan alıyor. Her şeyin değişip dönüşmesi gerekmediği gibi bazı şeylerin korunması da önem taşıyor. (Dahası, modern toplumun adeta tapındığı değişim ve dönüşüm her zaman masum da değil. Kimi zaman mevcut düzende kendine yer bulamayanların yeni bir fırsat yaratma umuduyla diğerlerine kurduğu tuzak da olabilir. Bu, başka bir yazının konusu olsun.)

Ben bilim ve tekniğin evladı teknolojinin ve yakın akrabası olan trendlerin (yani büyük dönüşümlerin) tutkulu bir gözlemcisiyim. Duyduğum heyecanın dışavurumu olarak, seyrettiğim bu dünyayı benim gibi meraklılara aktarmayı kendime bir görev sayıyorum. Bunu yaparken aralarındaki sebep-sonuç ilişkilerinin altını çizmeye, noktaları birleştirmeye ve ortalama ilgi ve bilgi düzeyini gözetmeye özeniyorum.

Bu gayret sürecinde 10 sene kadar önce ilk tespitimi tamamlayan bir başka aydınlanma yaşadım.

Tespit 2:
Değişim ve dönüşümün görünürdeki en popüler, küresel ve steril ürünü olan bilim ve teknoloji dünyası kadın-erkek, yaşlı-genç, erkek-kadın; HERKESİN ilgisini çekiyor (dolayısıyla belki de en büyük ortak paydamız). Fakat büyük kısmımız (1. tespitte değindiğim sebeplerle) konuya “Acaba bundan bir fırsat yakalayabilir miyim?”, “Bana da ekmek çıkar mı?” umudu ve heyecanıyla değil; “Acaba bu sebeple bana bir şey olacak mı?” endişesiyle bakıyor. Başarılarımızın ve sahip olduklarımızın sebeplerini gerçekte tam anlamıyla bilemediğimiz için yeni olan her şeyi maddi ve manevi kazanımlarımıza tehdit görüyor, savunmaya geçiyoruz. Reddettiklerimizin çoğunu anladığımız ya da üstünde düşünüp bir değerlendirme yaptığımız için değil; anlamadığımız, içinde kendimizi göremediğimiz ve tedirginlik hissettiğimiz için reddediyoruz.

2014 yılında bu blogda “Haftanın Özeti” diye bir yazı yayınladım. Amacım hafta boyu katıldığım basın toplantılarından, taradığım onca haber bülteni, siteden; okuduğum araştırma raporlarından, takip ettiğim e-bültenlerden ve keşfettiğim diğer şeylerden en ilginç ve kayda değer olanları kolay hazmedilebilir bir şekilde meraklısına aktarmaktı.

Listicle” denen bu kadim format, eşzamanlı olarak internette yepyeni bir dijital içerik kategorisine dönüştü. Benim kendi halindeki “özet geçme” çabam zamanla dallanıp budaklandı ve 2015’te Dünya Halleri adlı bağımsız bir siteye dönüştü. 2019 yılına geldiğimizde artık altından kalkamayacağım bir yüke dönüşünce ışıkları söndürdüm.

Ne var ki paylaşma ve haberdar etme güdüsü yine depreşti ve 2021 yılında aynı çabanın izinde aynı isimle bir haftalık e-bültene başladım. Bu yazıyı yazarken 67 sayıyı (yani haftayı) geride bırakmış durumdayım. Her sayı (şu an sayısı 40 bine yaklaşan) e-posta abonelerine dağılıyor. Yaklaşık 10 bin kişi de web üzerinden takip ediyor.

Bazı sayıların girişinde okuyuculara sorular soruyorum. 67. sayıdaki merakım sayesinde farkına vardığım bir gerçek, üçüncü tespit olarak bu yazıya ilham kaynağı oldu.

Rakamların “gör” dediği

Nadir de olsa bültenin istatistiklerine bakıyorum. Kaç kişi üye olmuş, kaçı okumuş, hangi içerik en çok ilgi çekmiş gibi birçok ilginç bilgi. Bunlardan biri de kimlerin aboneliği bıraktığını gösteren kısım. Her hafta yaklaşık 200 yeni abone geliyor, en fazla 8 abone ise ayrılıyor. Bunlardan bazıları 12 aydır düzenli takip edenler. Hepsine doğrudan mesaj atıp tek tek sorma imkanım da vardı fakat taciz gibi algılanmasından endişe ettim. Bu yüzden merakımı mevcut abonelerle şu cümleyle paylaştım: “Sebebi genel bir mesaj yorgunluğu mu, yoksa bizzat bu bültene has bir durum mu çok merak ediyorum.

Hafta boyunca yüzlerce mesaj aldım. İstisnasız hepsini okudum, neredeyse hepsini de cevapladım. Gelen yanıtlar içinde benim de tahmin ettiğim bazı gerekçeler vardı. Örneğin:

  • Mesaj yorgunluğu. (Çok sayıda mesaj altında ezilme ve trafiği azaltma çabası.)
  • Web (ya da RSS) üzerinden takip etmeyi tercih etme.
  • Başka bir e-posta adresine taşıma.
  • Sıkılma / beklediğini bulamama, vs.

Fakat cevaplar arasında sıkça tekrar eden ve asla aklıma gelmeyecek bir gerekçe vardı. Bültende okudukları gelişmeler bazılarında “moral bozukluğu” yaratıyordu!

Bir başka deyişle; benim “Bakın dünyada ne enteresan şeyler oluyor, ne kadar çeşitli çabalarla, umutlarla, fırsatlarla, ihtimallerle dolu bir hayatın içindeyiz; moralinizi bozmayın, umudunuzu kaybetmeyin!” iç sesiyle yazdığım satırlar bazıları için tam tersine her şeyden kopmuş, bütün fırsatları kaçırmış, hiçbir şansa ve ihtimale sahip olmayan; umutsuz bir hayatı fısıldayıp duruyormuş.

Türkiye hakkında olumlu / olumsuz pek çok şey hakkında, pek çok kaynaktan bilgiler üstümüze yağıyor. Benim derdim (“Dünya Halleri” adının da gerektirdiği gibi) kendine bir rota çizmek, ilham almak, olan-bitenden haberdar olmak isteyenlere kendi dışımızda olup bitenin çetelesini tutarak rehberlik etmekti. Bunun bazılarında tam tersi etki yapacağını asla tahmin etmezdim.

“Haberleri okudukça küçüldüğümü ve önemsizleştiğimi hissediyorum.” yazanlar oldu. “Bu kadar çok şeyin olduğu bir dünyada bizim uğraştıklarımıza bakınca umudum iyice soldu.” diyenler. Daha neler neler…

Yani mesele benim bültenimin hikayesi, içeriği, kalitesi, okunması, okunmaması değil. Mesele, bilinçaltlarımıza sızmış, kalıcı bir leke gibi yapışmış ve yaşam enerjimizle beslenen o habis his. Bizi bugüne yabancılaştıran, gelecekten koparan ve haliyle birbirimize düşüren duygu.

Tespit 3:
Birbiriyle bu kadar temas eden bir dünya düzeninde, gelişim ve değişim hızı, ölçeği ve etkileri taban tabana zıt etkiler yaratabiliyor. Yetişmeye ve ayak uydurmaya yönelik hırsa kapılmak ile artık bir ucundan tutma imkanı kalmamışlığın yılgınlığıyla felç olmak arasında sandığımızdan daha ince bir çizgi var. Özellikle bizim gibi örselenmiş, parçalara ayrılmış, dolayısıyla kutuplaşmış, sivri uçları rendelenmiş, başarılarıyla övünmesi engellenmiş, gülmeyi-eğlenmeyi dahi binbir şarta bağlamış, klişelerle şartlandırılmış, geçtim ikinci bir fırsatı; kaybedeni yok olmaya mahkum bırakmış toplumlarda başarı hikayeleri sıralamak, sanıldığından daha fazla özen gerektiriyor. İyi niyetli bir çaba tam tersi sonuçlar doğurabiliyor.

Mesleğim adına hala öğrenecek bunca şey olması benim için şüphesiz ayrı bir umut ve heves.

Biliyordum, yaşına bile gelmeden,
gözlerinde sırça toplar yanan çocuk,
yolcu füzeleri güneşe doğru, yıldızların arasından,
balıklar gibi sessiz sedasız akıp gidecek.
Ama füze yolcuları yola çıkabilecek mi pasaportsuz?
Bilet olacak mı? Parayla mı alacaklar?
Ve uzaklaşıp karpuzlaşır, elmalaşırken dünyamız,
ıstıratosferde savaş füzelerine mi rastgelecekler?

Kosmosa filan gidip gelecek. İş bunda değil.
Yeryüzünde görecek mucizenin büyüğünü:
tek insan milletini pırıl pırıl.
Ben iyimserim, dostlar, akarsu gibi.

Yine İyimserlik Üstüne / 1959 / Nazım Hikmet Ran

Görüşlerinizi alttaki yorum bölümünde merakla bekleyeceğim.

Kategori:Memleket Halleri

101 Yorum

  1. Aslı Aslı

    Çok değerli bilgiler paylaşıyorsunuz. Özellikle sizin bülteninizi bekliyorum. Dünyanın veya değişimin hızlı olduğu, geneleksel yaklaşımın artık modern ve bir çok farklı anlamlarıyla yaşadığımız yeni kuşağın yeni dünyanın iyi getirdiklerine ne kadar hızlı uyum sağlar ve birşeyler de biz katarsak harika olacak. Teknoloji, bilim, yaklaşım bakış açısı anlamında çok doyduğum bir platform sizin bülteniniz.
    Kaleminize sağlık

  2. Miray Miray

    Merhaba Serdar Bey. Yazınız oldukça ilgi çekici, özellikle dönütler üzerinden vardığınız sonuç günümüz Türkiye’sinde acı bir gerçek olarak önümüze çıkıyor. Gençlerin bazıları imkansızlıktan, orta yaş ve ileri yaşlılarımız ise Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olarak düşündüğüm, erken yaşta hayattan soyutlanma(unumu eledim eleğimi astımcılık) nedeniyle yeniliklere ilgisiz, bazen de tepkili yaklaşabiliyor. Öğrenme açlığı olan özellikle teknoloji ile iç içe geçmiş bir hayat sürmeye çalışanlar ise ‘Dünya Halleri’ gerçekten çok iyi bir kaynak.

  3. Mehmet Guzel Mehmet Guzel

    Paylastiginiz değerli bilgiler için her daim size müteşekkirim.
    Kendi adıma sizin paylaştığıniz bilgiler benim nezdimde bir ümit ışığı olarak algılanıyor ve geleceğe dair ufkumu genişletiyor.
    Pandemi döneminde yayinladiginiz
    Zihnimin kıvrımları serisini tekrar başlatmayı düşünüyor musunuz?
    Sizin için zaman alan bir süreç olduğunun farkındayım ama tadı damağımızda kaldı en azından benim için.

    • Zihnimin Kıvrımları serisine mutlaka devam edeceğim. Muhtaç olduğu zaman bolluğu ve zihin ferahlığını bulamadım henüz.

  4. Abi yazılarını fırsat buldukça okuyorum ve oldukça faydalanıyorum. Yazılarını okuyanların genel amacı gerçekleri öğrenmek, farklı bir bakış kazanabilmek… vs.
    Ama mutlu olmak değil. Olmamalı da. Ayrıca daha önce bir konuşmanda kendinizi beğenmeyenler için %20 lik bir kota koyduğunuzu söylemiştiniz. şu anda yeni katılanlara(150) ayrılanların(8) oranı %5 bile değil. bunu bir daha düşünmeli;)
    Ayrıca Zihnimin Kıvrımlarında Doğu-Batı konusunda bir sunu-yazı hazırlayacağınızı söylemiştiniz. Bekliyoruz. Gerçekleri öğrenmek için. Mutluk olmak için değil….

  5. huseyin huseyin

    Olan bitenin hızına yetişemeyip alışık olmadığımız durumları sorgulamak ve inkar etmek isteği, onları reddetmek… bir nevi Kübler-Ross modeli. İnkar ve görmezden gelme sürecinden kabul etmeye geçiş süreci zahmetli, sancılı.

  6. Murat Melul Murat Melul

    Pazar sabahı kahve ile birlikte dünya hallerini okumak büyük bir ayrıcalık ve keyif. İnsanların tepkileri, yaşadığımız ortam ve çevre şartları doğrultusunda gelişiyor. Bu şartları dönüştürmek içinde bu ve benzeri yazıları daha çok ısrarla yeni nesillere aktarmak yaymak ve bunda ısrarcı olmak önemli bence

  7. Merhaba,
    Bahsettiğiniz durumlar ve geri dönüşler bana Alvin Toffler’ın “Gelecek Şoku (Future Shock)” kitabını anımsattı. Orada da Toffler’ın ana tezi, yaşanacak büyük değişimlerin insanlarda bir “gelecek şoku” yaratabileceği ve insanların buna hazırlanması gerektiği idi. Yanlış hatırlamıyorsam bu kitap 70’li yıllarda yazılmıştı ama günümüzdeki birçok değişimi o yıllardan tahmin etmeyi başarmış biriydi Toffler. Galiba o bahsettiği şoku tam olarak hissetmeye başladığımız zamanlara geldik…

  8. Kenan Kenan

    “Kim olduğumu öğrendiğimde özgür olacağım” diye bir zamanlar söz okumuştum.Tam olarak ülkenin sürekli değişen gündeminden tutun artık vasatlığın bir başarı olarak görülmesine kadar insanların kimlik arayış yolu artık daha belirsizleşmeye başladı.Kimin neyi aradığı ne istediği belli olmayan bir yola girmiş durumda.Evet bu hep vardı belki insana özgü bir şey ama mutsuzluğun da hiç bu kadar belirgin hale geldiği bir zaman yok.Müzik öğretmeniyim okuldaki öğrencilerin dersime karşı alaycı boş bi ders olarak bakmalarından bıktım mesela..ve artık ben de birileri gibi yurtdışına gitmenin bir yolunu bulacağım öyle gözüküyor.:)).Beni mesleki anlamda ciddiye alıp derdime çözüm bulacak birileri yok..Yıllarca yöntem ve teknikler adı altında öğretilen kuramlar bize ne kazandırdı..Yani diyeceğim insanın var olma yolu yine hayatı ne kadar anlamlandırabildiğinden geçiyor..Bence kimsenin de pek umrunda değil gibi.. Yazınızdan çıkan anafikri belki yanlış anlamış olabilirim.Biraz iç dökme dertleşme yazısı gibi oldu.Zihnimin kıvrımları podcast lerinize yeniden başladım dinlerken mailiniz geldi..Sizi dinlerken kendi bilinmeyenliğimin derinliklerine doğru çok yol almışımdır ve çok şey öğrendim..Sizin bize ve gençlere dair umudunuzu,bizi bize net bir şekilde göstermenizi çok seviyorum.Zamanım yettikçe sosyal medyadan sizi takip ediyorum.Umarım bir gün tanışma fırsatı bulabilirim.iyi ki vardınız Sevgiler

  9. Yunus Yunus

    Sırf siz varsınız diye oksijene üye oldum , yazılarınız görüşleriniz çok değerli ama ben okumayı çok sevsemde sizin YouTube videolarınızı çok daha severek izliyorum. Bence YouTube daha fazla ağırlık verip orada daha fazla içerik üretirseniz daha çok kişiye ulaşırsınız daha çok kişi sizin gibi değerli birinden faydalanır.

  10. Aslı Ergin Aslı Ergin

    Merhaba, paylaşımınız için teşekkür ederim. 2. Tespitinizle ilgili benzer şeyleri Münih’te yapay zeka ile ilgili yaptığım master sırasında gözlemledim. Araştırmacılar yapay zeka gelişirse, ileride insanlar basit işleri yapmak zorunda kalmaz ve sanat gibi sadece zevk veren işlere yönelirler diye düşünüyorlar. Halk ise bu kadar inovatif gelişimden hoşlanmıyor. Çoğu insanın sanatsal işlerle uğraşmak istemediği, sadece çok basit işler yapmak ve karnını doyurmak istediği ve yapay zekayı var olan işlerine tehdit olarak gördüğü konuşuluyor. 3. Tespitinizi de çok küçük çaplı bir içerik üretici olarak kendim sürekli sorguluyorum. Tüketime alışmış bir milletiz ve üretken insanlar ve ürettikleri çoğu insanı rahatsız ediyor, tükentenlere kendilerini bir şeyler yapmıyormuş gibi hissettirebiliyor. Benden çok daha büyük kitlelere ulaşan, daha tecrübeli içerik üreticiler ya da genel olarak sadece üretken insanlar, yıllardır bu işi yapanlar nasıl motivasyonunu koruyor çok merak ediyorum, düşüncelerinizi paylaşabilirseniz çok sevinirim. Teşekkür ederim.

    • Yorumunuzun sonundaki sorunuza yönelik yanıtı kendi adıma şöyle özetleyeyim: Bütün bu çabayı öncelikle kendim için; varlığından dahi haberdar olmadığım (örneğin sizin gibi) insanlar adına faydalı bir şey yapma hissiyle “mutlu ettiği için” yapıyorum. Başkalarının ne düşündüğü elbette önemli fakat belirleyici değil. Bir kişi dahi faydalanıyorsa yanıma kar kalıyor.

  11. Duygu Sancar Duygu Sancar

    Yazilarinizin sadece dunyada olan biteni toparlayip ozetini sunmaktan cok ote felsefi bir yonu var. Okurlara soru sorduruyor ve sordugunuz sorular uzerinde dusunmelerini sagliyorsunuz. En azindan sizi okurken benim deneyimim bu sekilde:) Henuz iyi haberleri okudukca gelecege dair umudu azalanlardan olmadim, belki bir sonraki seviye odur bilemiyorum ama ben sizin dunyada neler oluyora dair ozgun yaklasiminizi kesinlikle okumaya devam etmek isterim. Cunku bence her sey anlamak ve anlamlandirmakla basliyor.

  12. Halil Halil

    Her şeyin sıradanlaştığı, yalan ve gerçeği ayıran çizginin kaybolduğu bu zamanlarda insan en çok samimiyet ve dürüstlüğe özlem duyuyor.
    Sizi bu anlamda kendime yakın buluyorum. Gündeme dair bizlerle paylaştığınız bilgiler için tekrar teşekkürler.

  13. Nihal Ozyilmaz Nihal Ozyilmaz

    Evet aynen ben de sadece sizin yazılarınızı takip edebilmek için oksijen gazetesine üye oldum. Anlattıklarınızin ve yazdıklarınızın her noktasını hayatımın bir köşesine dokunduğunu görmek bir kez daha size karşı ayrı bir hayranlık ve saygı duymama sebep oluyor.. Umarım siz bizlerden sıkılmazsiniz..
    Sevgiler..

  14. Rauf Rauf

    Kaleminize sağlık Serdar Bey, eğer okurlarınızı gerçekten seviyorsanız Zihnimin Kıvrımları serisine devam edersiniz. Eski bölümleri tekrar tekrar dinlemekten gına geldi 🙂

  15. Efe Efe

    Zihnimin Kıvrımları özellikle pandemi zamanında bizler için muhteşem bir fikir jimnastiği fırsatı oldu, olmaya devam ediyor. Düşüncelerinizi bizlerle paylaşmayı tercih ettiğiniz için kendi adıma çok teşekkür ederim.

  16. Can Can

    Serdar Bey ürettiğiniz tüm içerikleri keyifle tüketen biri olarak, belki faydalı bir yorum olur düşüncesiyle yazmak istedim. Hem de size teşekkür etmek için bir fırsat oldu, tüm içerikler için ellerinize sağlık, teşekkür ederim. Benim de Dünya Halleri bültenini her hafta beklerken duyduğum heyecan giderek azaldı. Hem ücretsiz, hem kaliteli, üstelik de emek yoğun bir içerik hakkında böyle söylerken; kendimi ana teması nankörlük olan bir romanın kahramanı gibi hissediyorum. Ancak yanlış anlamanızı istemem, heyecanımın azalmasının bültenin kalitesindeki bir düşüş ile ilgisi yok. Bu bülten bence alanında rakipsiz (yerli/yabancı bülten ayırt etmeden). Ancak farklı alanlardaki yenilikleri takip ederken, artan bilgi akışında yeni bilgiye atfedeceğimiz önem dengesini kurmak ve bu bilgileri, yeni gelen bilgiler ile harmanlamak, aralarında bağ kurabilmek giderek zorlaştı (bana keyif veren kısmı da temelde buydu). Blockchain, yapay zeka, endüstri 4.0, robotlar vs. derken belki de çığır açan yeni haberlere “hayırlısı olsun” demekten fazla bir seçenek olmuyor. Bu durum da bence sadece Dünya Halleri’ne özgü bir durum değil, benzer formattaki tüm içerikler için geçerli. Özetle üstel fonksiyon olarak artan bilgi akışını, aynı hızda öğrenecek belki merak, belki hafızaya sahip olmadığımız için bu durum giderek belirginleşiyor diye düşünüyorum. Özenle derlenmiş de olsa salt bilgilerden daha çok, örneğin bu yazınızdaki gibi, bir durumu sorguladığınız, yorumladığınız yazıları çok daha büyük bir heyecan ve heves ile beklediğimi de bilmenizi isterim.

  17. Barış Barış

    Merhaba Serdar bey.Sizi Deniz Bayramoğlu’nun yönettiği Gündem Özel programlarından beri takip ediyorum.Yaptığınız,yer aldığınız tüm projeleri severek takip ediyorum.görüşlerinize çok değer veriyorum ve benim için özellikle kitaplar konusun da sayeniz de birçok yeni yazarlarla tanışma fırsatım oluyor.Bu konu da size çok teşekkür ederim.Bizlere dünya halleri ile bilmediğimiz karanlık noktalara ışık tutuyorsunuz bu çok değerli ama benim yaptığınız işler arasında en çok merakla beklediğim zihnimin kıvrımları ve bu düz yazılarınız.Bunların devamını ve daha sık gelmesini çok isterim.

  18. Yazılarınıza özlem duyan biri olarak ben de Oksijen’i ara sıra özellikle sizin yazılarınızı okumak için aldığımı söylemeliyim. Hemen her içeriğinizi özümseyerek tüketmeye çalışıyorum. Akademiden medyaya, hukuktan gazeteciliğe kadar hemen her alanda yoğun bir vasatlaşmanın yaşandığı bir dünyada, yeni bir yol açarak bize bu kıymetli düşünceleri, anlaşılabilir bir dille ulaştırdığınız için çok teşekkür ederim.

    Web’de ürettiğiniz içeriklere ilişkin olarak da kendi deneyimimi paylaşmak isterim. Varmak istediğim bir yer var, sonuna kadar okursanız müteşekkir olurum.

    Çok fazla kaynaktan gelen bilgi ve bunların telefon ekranından okunması, bir süre sonra ciddi bir zihin yorgunluğuna dönüşüyor. O sebeple, içinde sizin bülten ve blogunuzun da olduğu içeriği Pocket aracılığıyla Kobo e-kitap okuyucuya taşımaya çalışmıştım.

    Mavi ekranların yorgunluğundan azat olabilmek için takip etmek istediğim bütün web içeriğini, ki bunu da sayıca sınırlı tutmaya çalışıyorum, gözlerimi yormayan e-kitap okuyucum Kobo’ya aktarmak için şöyle bir yol izledim.

    Bu işe özel bir alan adında WordPress kurdum. Takip ettiğim içeriğin RSS adreslerini tek bir RSS’te birleştirmek için WordPress RSS Aggregator eklentisini kurdum. Bu eklenti, tüm RSS’leri tek özel bir RSS’e dönüştürüyor. Bir sonraki aşama bu RSS’te çıkan her şeyi Pocket’a kaydetmek. Bunun için de IFTTT/Zapier’den yararlandım. Neticede webde okumak istediklerimin büyük bir kısmını e-kitap okuyucudan okuyabiliyordum.

    Sonra e-posta adresime gelen bültenleri Pocket’a taşımak istiyordum. Ancak bir problem vardı, bültenlerin RSS adreslerinden çektiğim URL’ler Pocket’ın okuma modunda açılmıyordu. Bunu çözmek için birkaç saatime mâl olan şöyle bir yol izledim. Mesela sizin haftalık bülteniniz e-postama düşünce hizmet sağlayıcım tarafından otomatik olarak <Bülten> olarak etiketleniyor ve bunu yukarıda bahsettiğim WordPress sitesinde yayınlanmak üzere o sitenin için oluşturulmuş özel e-posta adresine yönlendiriyor. Böylelikle bülteniniz, Google’ın indekslemesine kapattığım kendi WordPress sitemde yayınlanıyor. Bu sitenin RSS adresi de yukarıda bahsettiğim çoklu RSS adresleri arasında. Böylelikle Pocket’a otomatik çekmiş oluyorum. Ancak maalesef Revue’de oluşturulan bültenler, tıpkı web’de olduğu gibi e-posta ortamında da iç içe tablolar halinde olduğu için Pocket bunu okuma modunda açamıyor. 🙁

    Süreci uzunca anlatmamın sebebi şu aslında. Web’den sizin gibi kıymetli bilgiler veren 9-10 civarında blog ve bültene aboneyim. Bunları uzun süren çabalarla eleyerek bu sayıya indirmiştim. Önceki okuma sistemimde (Feedly) yaklaşık 250’nin üzerinde blog-bülten bulunuyordu. Sayı 9-10’a inmiş olsa dahi, telefon ya da diğer ekranlardan bu içeriği okumak bile yorabiliyor. O yüzden naçizane talebim, içeriğinizi Pocket ve benzeri hizmetler için uyumlu hale getirmeniz yönünde olur. Substack bunun için uygun görünüyor sanırım. WordPress sitenizde de nasıl bir problem var bilmiyorum, diğer WP sitelerdeki içeriği Pocket’ta açabilmeme rağmen bu son yazıda yalnızca web görüntüsünü görebildim.

    Kaliteli Türkçe içeriği bizlere çeşitli yollardan ulaştırdığınız için tekrar teşekkür ediyorum. Sevgiler.

  19. Muhteşem bir analiz yapmışsınız Serdar bey. Ben sizi uzun zamandır takip edenlerdenim. Ama ne yazık ki (sizi takip etmeyi bırakmayı hiç düşünmedim) zaman zaman takibi bırakanlar gibi hissediyorum bu dünyada.

    Belki geri kalmışlığın ülkenin her yerine ve her türden ilişkisine sızmasından dolayı, belki de çaresiz hissetmeme sebep olan tembelliğimden, belki de koşsam bile yakalayabileceğime inancımın kalmamasından kaynaklı. Ama onları anlıyorum, sizi severek takip eden ve bundan takip etmeyi düşünen biri olarak; bırakanlardan farklı düşünmüyorum.

  20. Siz yazdıkça, paylaştıkça damıtılmış harika bilgilerinizi biz huzurla okuyoruz… Bu arada özellikle Zihnimin Kıvrımlarını sabırsızlıkla bekliyoruz… Sonsuz teşekkürler, paha biçilmez paylaşımlarınız için…

  21. Serdar Bey merhaba,

    Dünya Halleri, Zihnimin Kıvrımları ve diğer tüm paylaşımlarınızın sıkı bir takipçisiyim. Ancak ben de abonelikten çıkmış ve her şeyden usanmış bir haldeydim. Sebebi sizin paylaştığınız haberlerin beni değersiz hissettirmesi ya da kendimi çaresiz hissetmem değildi. Biraz özel bir konu olacak ama sizi ve burada bulunan diğer yorum yapan insanları kendime yakın hissettiğimden aktarmak isterim. İki yıl önce covid sebebiyle annem vefat etti. Hayatım boyunca bana her konuda destek olan tek insanı kaybetmem benim için çok çok ağır bir kayıp, acısının hiç dinmeyeceği de su götürmez bir gerçek. Annem’in vefatından sonra sadece sizin değil Barış Özcan, Sinan Canan gibi sevdiğim insanların da videolarını izleyemez ve yazılarını okuyamaz oldum. Ancak 3-4 ay kadar önce başıma ciddi bir hadise geldi ve bu hayatta bir şeyler yapabileceğim duygusu aniden yüreğimin derinliklerine kadar indi. Üstüne bir de sizin bu yazınız geldi. Ben kendi adıma başarabileceğim bazı işler olduğuna inanmaya başladım ve bunun için bir yola çıktım. Sonucu ne olur bilmiyorum ama hayat sofrasından kalktığımda iyi ki denemişim demek istiyorum. Denememek bu hayattaki en kötü şeydir belki de. Siz benim gibi insanlara inanılmaz bilgiler sunuyorsunuz, iyi ki varsınız <3

  22. Bestami Çalışır Bestami Çalışır

    Merhaba Serdar. Paylaşımını okumamın ardından tıpkı senin yaptığın veya yapacağın gibi buradaki bütün yorumları okudum. Gayet memnun, okumak için kendi yöntemi bulan, tavsiyeleri olan, istekleri olanlar var. Twitter’da dediğin gibi “Memleket ve dünya dertlerini siz çözün. Ben küçük meselelerin adamıyım. Bunlarla da birileri ilgilenmeli nihayetinde.” ilgilenen takip eden en azından bir kişinin fayda görmesinden mutlu olan birini takip ediyoruz. Bu da beni mutlu ediyor. Yolunda devam ediyorsun. Bu dünyada varsın. Bu dünyada var olduğunu ispat edecek iz bırakacak çok şey paylaşıyorsun.
    Nazım Hikmet’in “Davet” şiirinden şu mısralar ile bitirelim;
    Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…
    Sevgiler.

  23. Kanan Kanan

    Size çok muteşekkirim, biolojik yaşım 22 ve Sizi keşfettiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Konumun önemli olmadığı 21-ci asrda Sizi Azerbaycandan izliyorum, burda konum çok belirleyici, maalesef. Fakat, ben sizin imposter sendromunuzu kenara atıp kitap çıkaracağınız anı “ip”le çekiyorum, zaman ipi.
    Teşekkür ederim, varlığınız ve katkılarınız için! Yaxşı ki, varsınız.

  24. Çağrı Vural Çağrı Vural

    57 yaşında, transistörlü radyoya doğmuş, sonrasında gerçekleşen teknolojik ilerlemeyle, 4 boyutlu dünyasını hergun yeniden ve yeniden kurmak zorunda kalan bir kuşak olarak, geçirdiğim evrimin hayvan terbiyecilerini kıskandıracak kadar hızlı olduğunu dusunuyorum.
    Kendine yetebilen ve bununla mutlu olduğum bir yaşamı,
    koşullarını bilmediğim
    ve artık öğrenmekte istemediğim alanlarda risk etmektense, ağaç diker çocuk buyuturum…

  25. Emre güven Emre güven

    Serdar bey selamlar özellikle son zamanlarda bültenlerinizdeki haber ve yorumlarınız ve oksijen gazetesindeki yazılarınız bende dünyanın geleceği hakkında genel olarak karamsar duygular oluşturuyor okuduğumda kendimi karamsarlaşmış hissediyorum yanlış anlamayın bu size karşı bir suçlama değil ama belki farkında değilsiniz ama insan sizin yorumlarınızdan karamsar bir duyguya kapılıyor diğer fütürist yazarları okuduğumda örneğin ufuk tarhan gibi Emrah kaya gibi ali Erhan Tamer gibi kendimi daha iyimser hissediyorum genel olarak çizdiğiniz tablo pek iç açıcı gelmiyor bana da

  26. Bir ben var içimde ve O hep mutlu oluyor bu cümlelerle. sevgi ve saygıyla

  27. Selman Selman

    Serdar Abi, seni bir Dayıoğlu Amcaoğlu gibi görüyorum. Çünkü bu kadar çabayı ve insan ancak sevdiğine ayırır:) siz erinmeden her hafta suzgeclerden geçirip damıtip bize aktardığıniz bilgiler şahsen bana dünya adına ümit veriyor. Karamsarlığa kapılan arkadaşlarım bir hayat yaşıyoruz elimizden kayıp gitmesin üzmeyin kendinizi güzel insanlar. Hayat da lara de lere rağmen çok güzel. Eğer bir son olacak ve kötü olacaksa boşverin kötü olana kadar takılalım eğer iyi olacaksa zaten iyi olacak yine takılalım:)

  28. Bilginer Koç Bilginer Koç

    Yıllardır sıkı bir takipçiniz olarak bu yazınız da ufuk açıcı olmuş. Bülteninizden haberleri yakınlarımla ve öğrencilerimle paylaşmak bir alışkanlık oldu benim için.
    2 Kasım salı günü yenilenebilir enerji teknolojileri alanı öğrencilerimle birlikte kongre sunumunuzda olmaya çalışacağız.
    Bazen fikirdaşlık insanlarda yakın arkadaşlık hissi yaratabiliyor. Bu yüzden sizi yakın bir arkadaş gibi görüyorum. Sunum sonrası bir 10 dk sizinle sohbet etmeyi çok isterim.
    Görüşmek üzere.

  29. olumsuzluklarla dolu bu dünyada sizin yazılarınızdan rahatsızlık duyanlara rahmetli Özdemir Asaf’ın lavinia şiirini okumalarını tavsiye ediyorum. yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim incinirsin yine de sen bilirsin..

    muhtemelen rahmetli Oruç Aruoba’nın aforizmasındaki gibi bir hissiyattalar: “belki de gemiler terketmekte farelerini”

  30. yazılarınızı okuduktan sonra olumsuzluk hissine kapılan arkadaşlara rahmetli Özdemir Asaf’ın lavinia şiirini okumalarını tavsiye ederim. yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, incinirsin yine de sen bilirsin..

    muhtemelen rahmetli Oruç Aruoba’nın aforizmasındaki gibi düşünüyorlar “belki de gemiler terketmekte farelerini”

    iki rahmetliden iki muhtemel yorum

  31. Cansu Tüz Cansu Tüz

    Serdar bey bülteninizi okurken “vay anasını dünyada neler oluyor” diyorum ben de; fakat arkasından kendi içinde bulunduğumuz noktaya bakıp biz ne yapıyoruz diyen gruptanım.

  32. adem KESKİN adem KESKİN

    Artik oyle bir çagdayiz ki static olan kaybeder dinamik olan kazanir. Bazi firsatlari kacirmisim hissi insanlari uzebilir ama daha iyi daha kaliteli yasanak icin, bilimcli yasamak icin degisken olmaliyiz.

  33. Emin Emin

    Yenilik ve teknoloji konusu gündeme geldiğinde tepkimiz ve onu isteme dürtümüzü gözden geçirmek lazım.Bana göre, ne istediğimizi sadece mantık üzerinden veya sadece duygu üzerinden yapamayışımızdır, çünkü işimize geldiğinde duygu kavanozuna başka gün akıl kavanozuna giriyoruz ama çoğu zaman işler terse gittiğinde veya kontörlü kaybettiğimiz de akıla yöneliyoruz. Diğer unuttuğumuz ise insan gibi duygusal tepkimesi olmayan yeniliği getirdiğini sandığımız teknoloji dünyasının elktro-mekaniklerine yönelik duygusal beklentilerimizin bazen fazla olması bazense belirgin olmayışı. Sanki kişiye özel her şeyi üreten bir teknoloji fabrikası olsa o zaman endişelerimiz gider ama ondan sonrada içimizdeki canavarı durdurana aşk olsun.

  34. Volkan Volkan

    Belki kaybolmuş ve aşağılık hissetme de olabilir. Hayatı boyunca komşusunun cocukları ile kıyaslanmış bir nesil “Düny Halleri” gibi muhteşem bir dünya özetini okuduğunda genelde komşu çocuklarının başarılarını görüyor ve kendi durumuna yanıyor. Mesela sadece bu haftaki bültende konsere çare, kuantum kriptolara uydusu, sürücüsüz araçlardan bahsediliyor. Bizim gündemimiz ise “cumhuriyet alfabemizi yok etmiştir”, başörtüsü, sansür yasası. Komşunun oğlu burslu Koç kazanan kız çocuğu, biz ise her türlü kaportacıda iş başı yapmak zorunda kalan işçi emeklisi babanın oğlu.

  35. Murat Doğan Murat Doğan

    “Fakat cevaplar arasında sıkça tekrar eden ve asla aklıma gelmeyecek bir gerekçe vardı: Bültende okudukları gelişmeler bazılarında “moral bozukluğu” yaratıyordu!”

    Amirim Hz. Bertholt Brecht (a.s.) şöyle buyuruyorlar: “Bana ne anlatırsan anlat ama önce beni eğlendir”

  36. Buket Kubilay Buket Kubilay

    Serdar Bey,
    “Dünya Halleri” bültenine ben de aboneyim. Teknolojik gelişmeler çok aklımın aldığı ya da ilgimi çeken şeyler değil. Sizin bloğunuzun sıkı bir takipçisiydim, Dünya Halleri’nin de ona benzer bir bülten olacağını düşünmüştüm. Ama takip etmeye devam ediyorum. Çünkü bir yandan da biz bu coğrafyada olmayacak şeylerle debelenip dururken dünyada neler oluyor merak ediyorum. Ve birbiri ardına gerçekleşen teknolojik gelişmeler kimi zaman kendimi bu dünyaya ait olduğum için mutlu hissettirirken, kimi zaman da aslında o dünyaya ne kadar uzak olduğumu hatırlatıp moralimi bozuyor. Sizin tüm yazılarınızda apaçık görülen merakınız, yaşama duyduğunuz iştahınız, kendinizi gündemin saçma sapan dertlerinden olabildiğince sıyırıp bizi çevreleyen dünyayla ilgilenmeniz ve en önemlisi topladığınız tüm bilgileri bir araya getirip, onları süzüp ortaya koyduğunuz tespitler hem çok ilgimi çekiyor hem de bana ilham veriyor. Dünya Halleri’nin yanı sıra umarım blogda yazdığınız yazılarınıza da arada bir zaman ayırabilirsiniz. İyi ki tüm bunları bizlerle paylaşıyorsunuz. Teşekkür ederim.

  37. Selda Başusta Selda Başusta

    1995’ten bugüne sizi mutlu; takipçilerinizi ise teknolojik/bilimsel gelişmelerden ve trendlerden haberdar/bilgili ve dolayısıyla ‘korkusuz’ kılan motivasyona ve emeğe sonsuz teşekkür: İnsan bilmediklerinden korkmaz mı?

  38. 2 2

    Kuresel dünyayı hazmedemeyenler cikan uyelikler. Dijital milliyetçilik diye birsey var kafalarinda sanirim. Beni dogru yapilmis bir proje millet gözetmeksizin gururlandirir. Şirketler dünyasındayız ulkeler dünyası sadece isim. Hele milliyetçilik coktan öldu. %70 disa bagimli yerli otomobilde bunun öldüğünun yegane kaniti.

  39. İlgiyle izliyorum yazılarınızi ve “moral bozukluğu” tesbitinin ne kadar doğru olduğunu kendimde de deneyimliyorum. Teknojik gelişmeleri izlemek endişe duygumu artırıyor, çünkü distopyalar ütopyaları yendi. Biz boomer’lar kaybettik, maviliklere süreceğimiz motorlarımız, bir bahçeden bir bahçeye geçer gibi dolaşabileciğimiz sınırların olmadığı bir dünya inancımız yok oldu. Bahçeler azalırken sınırlar keskinleşiyor, böyle hayâl etmemiştik. Yine de umut eksilmesin, saşırmak güzeldir diyerek yolculuğa devam. Sevgiler. :))

  40. Fatih Fatih

    Merhaba Serdar Bey,

    Ben hem dünya hallerini hem de burayı takip etmeye devam ediyorum. 2007 yılından itibaren de sizi yer aldığınız tüm sosyal mecralarda ve içinde yer aldığınız oluşumlarda takip ettim. Belki işim gereği teknolojinin, inovasyonun zaten içinde yer aldığımdan bültendeki içerikleri okuduğumda diğer takipçiler kadar fomo’ya kapılmıyorum. Bir kısmını hafta/ay içinde zaten görmüş olabiliyorum, onlarda sizin bakış açınızla kattığınız yorumlar çok kıymetli olurken bir kısmını da ilk defa sizinle görüyorum. Ancak dediğim gibi işimin bir parçası olarak blockchain, yapay zeka vb. pek çok insan için bir bilinmeyen olan teknolojilerle içli dışlı olmama rağmen, ben bile gelecek ile ilgili endişelenirken buluyorum kendimi.
    Bunu da kıymetli buluyorum. Toz pembe bir gelecek hayal etmektense, teknolojinin bize getireceği fayda ve riski değerlendirip hayatımıza ne kadarını sokmak istediğimize karar vermemiz gerekiyor. Sizin de yazdığınız gibi tuzaklar bu oyunun bir parçası,boruların üzerinden geçerken sizi yemek isteyen çiçeğin çıkabileceğini Mario oynarken öğrenmiş olmamız lazımdı 🙂
    Öte yandan bu yoğun bilgi akışının altında kalırken, sadece bildiğimiz ve kendimizi rahat hissettiğimiz alanlara kapatmak istemek de çok insani. Dışarıda bir yürüyüş yapıp, deniz manzarası eşliğinde bir çay höpürdetebilmek ve çay ile uyumlu çeşitli simit türlerinin peşine düşmek, onunla ilgili içerikler okumak, otonom araçlarda kaza anında doğru karar verebilmek için blockchain nasıl kullanılabilir diye düşünmekten daha lüks olmuş olabilir, belki de bu nedenle ömrünü kaliteli beyaz peyniri arayan insanları veya iyi ekmeği bulmaya adanan hayatları artık daha anlamlı buluyor olabiliriz.

    Özetle bunlar bugünün dertleri değil bence sadece. Teknoloji, malum, siz doğduktan sonra ortaya çıkan şeyler dersiniz siz. Bence 50 yıl sonra da bugünün yeni doğanları aynı kaygıyı yaşayacak. Sadece coğrafyamız kaygı seviyemizi yükseltiyor, o kadar.

  41. Emir Emir

    Sizce çok fazla mı iletişim içindeyiz serdar bey? Yani dünya olarak. İki insanın bile arasında bir ilişki oluşunca ortaya bazen sadece onların anladığı yeni bir dil ortaya çıkıyor. Yorumunuzu merak ediyorum

  42. Anil Anil

    “yapay zeka gelişirse, ileride insanlar basit işleri yapmak zorunda kalmaz ve sanat gibi sadece zevk veren işlere yönelirler diye düşünüyorlar”. Bu düşünce sanayi devriminden sonra insanların çok daha az çalışacağını tahmin etmek gibi geldi bana. Münihte master yapan birisi olarak bu fikrin gerçekliğine inanıyor musunuz? Yorumunuzu merak ediyorum.

  43. Kemal Emrah şahin Kemal Emrah şahin

    Sizi dünya halleriyle tanımıştım seneler önce. Yaptığınız bana ilham oldu her zaman. Hatta sizi okudukça ne kadar boş bir hayat yaşadığımı fark ettim. Zorluda yaptığınız kitap okuma üzerine olan konuşma sonrasında 29 yaşımda kitap okumaya başladım ve kitap kurdu bir insan haline geldim. Zevkle de takip etmeye devam ediyorum.

    Yaşanan gelişmelerin karşısında bende kendimi çok küçük hissediyorum ama kendi şansımı denememe engel olarak görmüyorum.

  44. Murat Murat

    Benim de inanılmaz zevk alarak dinlediğim ve izlediğim bir seriydi. Vakit geçsin biraz unutayım da tekrar dinleyeyim diye bekliyorum sürekli 🙂

    Umarım devamı gelir, sabırsızlıkla bekliyorum. Teşekkürlerimi iletiyorum.

  45. Burcin Burcin

    Merhaba, I am not enough duygusunu hisseden kitlelerin katlanarak buyudugune inaniyorum. Cok dogru tespit etmissiniz.

  46. OffOff. Keşke bu yazıyı yıllar önce okumuş olsaydım. ( Tespit 2 çok önemli) . bir projeyi sunarken etkilenen insanların konumunu güzel bir şekilde açıklamak gerekir. yaptığımız projede öğretmenler kendi geleceklerini göremediği için projeye direnç gösterdiler. yıllarca bunun ne kadar saçma bir şey olduğunu düşünüp durdum. ama gerçek bu . hem çok güzel bir proje çöp oldu hem de milyonlarca para kaybettim

  47. Esat Kaplıca Esat Kaplıca

    Yorumunuzu okuyunca meşhur hikaye aklıma geldi ,Deniz kenarında yürüyüş yapan bir erkek, kumların üzerindeki deniz yıldızlarını denize atan bir kadın görür ve yanına yaklaşarak ne yaptığını sorar. Kadın, “deniz çekilince deniz yıldızları güneşte kuruyacaklar, onları denize atıyorum” der. Erkek, “binlerce kilometre sahil, milyonlarca deniz yıldızı var, birkaç tanesini kurtarman neyi değiştirir?” diye sorar. Kadın bir deniz yıldızını denize atar ve “onun yaşamı değişti” der. ben de hep bu bakış açısını kendime düstur edinmeye çalışmışımdır herkese ulaşamasakta birilerine ulaşmak ve o birilerinin de mutlaka birilerine ulaşacağına inanmak ben bilginin bu şekilde paylaşılması inanılmaz tatmin edici bir duygu bana huzur veriyor birilerine
    dokunmak ….

  48. MBD MBD

    Öncelikle yaptığınız “Bunun bazılarında tam tersi etki yapacağını asla tahmin etmezdim.” tespitini çok beğendiğimi dile getirmek istiyorum. Hayatın monotonluğunun dışında bu ülkede zihnini çalıştıran birçok insan sanırım bu yaptığınız tespitte ifade edilen duyguyu bir şekilde yaşamıştır. Kendi adıma konuşmam gerekirse dünyanın bir kesim ülkelerinde insanlar teknolojinin hayata etkilerini tartışırken bizim ülkemizde daha zihinsel gelişimini tamamlamamış ‘insanların’ davranışları sonucu ortaya çıkan suni gündemlere denk gelmek beni içten içe kızdırıyor ve karamsarlığa sürüklüyor.

    İnsanın kıskanma veya daha hafif tabiriyle hep daha iyisine imrenme gibi bir özelliği var. İnsanın bu daha iyisini isteme ve arzulama güdüsü, ulaşmak istediği hedef kendisinden uzaklaştıkça karamsarlık yaratıyor. Her ne kadar her birimiz farklı zihinler ve bireyler olsak da bulunduğumuz ülkenin gerçekleri bizde geride kalmışlık hissi uyandırıyor. Bu belki de bu topraklarda, dünyayı ve kendi toplumunu analiz edebilen insanların son 150 yıldır hissettiği bir duygu.

    Bunda belki de (bir ihtimal olarak ifade ediyorum) zihnine egzersiz yaptırmayı seven, yeni bilgilere aç siz ve biz okurlarınız gibi insanların organize olmaması veya olmaya uğraşmamasının payı da var. Kimi cahil kitleler çok cesurca organize olurken veya olmuş gibi yaparken ülkemizin parlak ve akla kıymet veren zihinlerinin her biri kendini yalnızlıkla başbaşa buluyor.
    Belki de insanlar bunca olumsuzluğa rağmen en azından etraflarında kendileri gibi düşünmeyi ve aklını kullanmayı seven insanlarla aynı ortamlarda temas halinde bulunabilse bu ortamı bulmak için başka ülkelere gitme ihtiyacını da hissetmeyecekler. Bu duygu ile bağlantılı olarak video ve podcast içeriklerinin zihni çalışan birisiyle sohbet ediyormuş ve aynı ortamda bulunuyormuş hissi vermesi dolayısıyla daha anlamlı olduğunu ve insanlarda daha çok karşılığının olduğunu düşünüyorum. Tüm dünyada teknolojinin getirdiği belirsizliğe bir de bizim ülkemizin dinamiklerinden kaynaklı belirsizlikler eklenince sanki bilimsel ve teknik gelişmeler ayrı bir evrenden bize gelen haberlermiş hissi uyandırıyor. Büyük bir yenilik bombardımanından ziyade teknoloji ve yaşam üzerine yapılan tek veya çift taraflı diyaloglar daha kıymetli oluyor.
    Ben de kendi adıma video ve podcast içeriklerinizi daha çok beğendiğimi ifade edeyim.

  49. […] bir gerçek çıktı. Burada değil fakat (uzun zamandır ihmal ettiğim) blogumda özetledim. Vaktiniz olursa ona da bakın […]

  50. Emre Emre

    Gidenlere takılmayın Serdar Bey. Oek bir günahları da yok. Toplum aşırı politize olmuş durumda. Bu haberler dahi politize olabiliyor.

    Teknoloji bültenlerinizi özellikle gündemden kaçmak ve yenilikler üzerine süşünmek, hayal gücümün sınırlarını genişletmek için bir yıldır takip ediyorum. Emeğinize sağlık. Büyük çaba ve özveri gerçekten. Sonsuz teşekkürler

  51. Yaşım 72. Yazdıklarınızı büyük bir keyifle ve gelecek nesiller adına çok umutlanarak okuyorum. Lütfen hiç bir şey sizi yolunuzdan döndürmesin. Ben merakla ve heyecanla pazar günlerini hep bekliyor olacağım. Teşekkür, sevgi ve saygılarımla.

  52. Engin Engin

    Serdar Bey merhaba ,
    Yeni kitap önerilerinizi de merakla bekliyorum.
    Saygılarımla

  53. Babadan oğula miras gibi, öğrenilmiş bir direnç ile yaşadığımızı farkettiğimde çok şaşırmış, ve bunun bendeki etkilerini gözlemlediğimde de üzülmüştüm.
    ‘En iyi yol bildiğin yoldur’ – ‘Bırak, elleme bozulur’ – ‘Ya, kim uğraşacak şimdi’ … bu örnekler çoğaltılabilir.
    Dilimize yerleşen, doğru kabul ettiğimiz kalıplar; yaşamımıza yön veriyor ve maalesef bunun pek de farkında değiliz gibi görünüyor.
    Bilinmeyenden korktuğumuz için, bilmediğimiz her şeyi ve herkesi tehdit olarak algılıyoruz. Bu ilkel hal, bizi dirence götürüyor.
    Bu yüzden kaskatı ve sert olduğumuzu, bir türlü esneyemediğimizi düşünürüm.
    Bu dirençler öyle bir yığın haline geliyor ki, bir de bakmışsın cehaletimizin kaynağı korkumuz olmuş da, haberimiz bile olmamış.
    Değişim, güvensiz geliyor.
    Güvenli sandığımızdan, bildiğimize tutunuyoruz ve buna sebeptir; çok acı çekiyoruz.
    Değerli paylaşımlarınız için teşekkürler.

  54. Selahattin Teksöz Selahattin Teksöz

    Üstadım merhaba, zihninizin kavramlarında geçen düşünceleri kitaplaştırmanızı dört gözle bekliyorum. Her yazınız ,konuşmanız ayrı bir beslenme kaynağı. Teşekkürler.

  55. Sevgili Serdar Bey,
    Bunca zamandır ne yazıyorsanız bedavaya okuyoruz. Yorumlarınızı bekliyorum dediğinizde de yazmamak çok ayıp:)
    Hayatımın bir kenarında tanışmışlığımız, iki laf etmişliğimizin geçtiği 10-15 yıl önce de altını çize çize belirttiğim gibi;
    Serdar Kuzuloğlu’nun bizimle yaptığı paylaşımlar, aslında bu kalabalıkta “biz” gibi hissedenlerin, düşünenlerin, yaşayanların varlığının farkında olmamıza sağladığı katkı ve bunun getirdiği mutluluk. Serdar Kuzuloğlu’da zaten bundan mutlu almasa bu kadar zamanını harcayamaz “biz”e.
    Değişim ve dönüşüme karşı insanın haklı direnci ile yaşadığımız kalabalıkta sürekli geriye gidişimiz birleştiğinde, dünya ile aramızda açılan kültürel mesafede matbaanın 200 yıl geç gelişini de aşmış olduğunu görmenin acısıyla yaşıyoruz.
    Çaresiz bir öfkeye kapılmamak mümkün değil.
    Bu artık kahır verici öfkeye dönüşmüş durum içinde bizi tek hayatta tutan teselli “biz”lerin varlığı…
    İyi ki varsınız.

  56. Pazar günlerini seriyi heyecanla bekliyorum kahvemi koyup okumaya koyuluyorum benim için rütin haline geldi ve her pazar farklı şeyler öğreniyorum bu arada diğer yorumda cevap vermişsiniz ama bende tekrar dile getirmek istiyorum Zihnimin Kıvrımları serisi çok güzeldi devamı için umarım vakit bulabilirsiniz sağlıcakla kalın 🙂

  57. Meltem Maybury Meltem Maybury

    Yine tespitiniz müthiş. Hafta boyu ufuk açıcı derlemelerinizi adeta hap formatına indirgeyip sunmak sizin gibi usta bir kalem ve analitik zeka işi ancak zaten. 58 yaşında biri olarak kendi adıma size gönül dolusu teşekkür edebilirim.

  58. Uğur Uğur

    Merhabalar Serdar Bey. Size bu yorumu güzel bir kahve eşliğinde koyu bi sohbetin içerisindeyken iletmek isterdim ama olsun biz de internetin nimetinden bu şekilde faydalanalım di mi 🙂
    Aktardığınız 3 tespit bende unuttuğum eski bir anıyı hatırlama etkisi yarattı. Varlığından haberdardım bu duyguların ama açıkçası siz karşımıza madde madde koyduğunuzda “Aa evet ya böyle hissediyorum bazı zamanlarda” dedim ister istemez.
    “Zaruri” geri kalmışlığımızın kaçınılmaz olduğu bu dönemde, “politik duyarcılığın” önceliklerimizi sıralamamıza izin vermediği şu şartlarda yeniden ve yenilikten korkmamak elde değil sanıyorum. Sizin söylediklerinizi tekrara girmeden kendimce yakaladığım ufak bir ”tespiti” paylaşmak istiyorum. Yeniliğe, gelişime duyulan “rahatsızlık/tat kaçıran o his” ile alakalı.
    Bilgi edinmenin, herhangi bir konuda fikir oluşturmanın, her geçen gün kolaylaştığını değil aksine zorlaştığını düşünüyorum “bir açıdan”.
    Öncelikle bilgi edinmek adına yapılan büyük fedakarlıklarımız var. (netflix izlememek, YouTube da vakit geçirmemek, instagramın kaydırmalı akışına kapılmamak) Bu fedakarlığı yapan insan, tüm bu dünya nimetlerinden uzak kalıp, odaklanmanın eziyete denk düştüğü şu çağda, okuyup araştırıp x bir konuda, kendine zor zahmet bir fikir, bir öncül oluşturuyor. Ardından bunu destekleyen nice kaynakla besleniyor. Aylarını, yıllarını verdiği bir tutarlılık ortaya çıkmaya başlamışken bir gün bir bakıyor ki, tüm bu savları çürüten bir çatlak oluşmuş. Fikirlerini üzerine inşa ettiği şeyi çürütecek bir olay bir haber okumuş. Ve bana öyle geliyor ki çoğu kişi, bunca zamanını ‘çöpe atmak’ yerine bunları görmemeye veya mazeretlerle savuşturmaya başlıyor.Düşünün yıllarınızı saat tamirciliğine vermiş bir saat ustası olsanız, gerçekten yeni nesil saatlere büyük bir gönül hoşluğu ile karşılık verebilir misiniz? Ya da yıllarınızı harcadığınız siyasi partinizi yanlışlarından dolayı bir çırpıda silebilir misiniz? Veya zar zor kurduğunuz yuvanız, eşinizin “bir çapkınlığına” feda edilmeli mi?
    Velhasıl sözü çok uzattım:) öğrenme süreci emek gerektiren bir uğraş olduğu sürece, (bilim kurgu filmlerindeki gibi beynimize bir cihazla yükleme yapmak kadar kolaylaşmadığı, bir şey öğrenmek artık başka şeylerden mahrum kalmak olmadığı güne kadar) sanırım yeniye direnmeye devam edeceğiz. Geriye dönmenin, baştan başlamanın, yeniye evrilmenin “zahmet dolu” olduğunu zannetmekten vazgeçene kadar veya..
    Saygılar sevgiler 🙂

  59. Ozgur Arabaci Ozgur Arabaci

    +1 👏

  60. Nur Nur

    Serdar Bey,
    Dünya Halleri, Zihnimin Kıvrımları ve sosyal medyadaki diğer tüm paylaşımlarınızı yakından keyifle takip ediyorum. İçerikleriniz hem çok dolu hem de sürekliliği olduğundan ne kadar zor bir iş yaptığınızın farkındayım. Bir kişiye bile faydalı olmanın verdiği mutluluk için çıktığınız bu yolda yoldaşınız takipçiniz olmak çok zevkli. Tekrar tekrar teşekkür ediyorum ve Zihnimin Kıvrımlarını merakla bekliyorum.

  61. İsmail sefa yalçıntekin İsmail sefa yalçıntekin

    Dünyadaki hallerden bu şekilde (sayenizde) haberdar olmak bir yana böyle uzun yazılarınızın tadı bizim Adana kebabınınkiyle aynı.
    Ben atarım siz ne zaman isterseniz o zaman okursunuz denebilir ama başka bir güne atılması fark yaratır mı acaba?
    Her şeyin her yerde olmasına karşın bazılarına bazen sahip olabilmenin yarattığı dayanılmaz umutsuzluk 7 güne çökmüşken bülteninizi pazar günü araya sıkıştırmadan hani …. Ne bileyim.

  62. Osman Nuri DUMAN Osman Nuri DUMAN

    Radikal gazetesi ile başlayan Serdar Kuzuloğlu farkındalığım, ilgi yoğunluğu farklılaşsa da halen devam ediyor. Hem Oksijen ve hem de Dünya Halleri’nde ilgi ile okumaya devam ediyorum. Lütfen devam…

  63. Turgut Turgut

    Herkesin yazdığını çizdiğini acabalarla taraftarlıkla ideolojisiyle vs vs türlü kaygilarla yazdığı yazılardan bıkmış usanmisiz… Sizin yazılarınızı okurken kafamda acabalar yok Okuma konusunda çok seciciyim bültenleri bir ara ben de çok biriktirdim. Bunun sebebi mesaj yorgunluğu. Dünyada neler olup bittiğini kısa özeti bu bülten paha biçilemez… Çünkü interneti ağırlıklı olarak sosyal medya ve eğlence için kullanıyorum. Tavsiye ediyorum… Bağımsız hareket eden kisileri takip etmeyi seviyorum. Sizi tanidigimdan beri liste basınız.. ne diyelim emeğinize sağlık… Pazar 10 da bir sizin bülten bir de Zafer Akcayin motor sürüş eğitim videoları. Bu pazar da öyle oldu kahvaltı üzerine güzel bir cilaaa…

  64. Umut Yücebaş Umut Yücebaş

    Sizi yaklaşık yedi, sekiz yıldır takip ediyorum.Blog yazılarınız, haftalık bültenleriniz, podcast yayınlarınız ve son dönemde tekrar başladığınız bültenler benim için dünyaya açılan kapılar oldu.İçinde bulunduğumuz hayatın güçlükleri ve açmazları kimi zaman insana kasvet verse de sizlerin çabaları bu kasvetli dağıtıyor.Birey olarak üzerimize düşeni yaparsak umutsuzluğa yer olmadığını daha iyi anlyacağımızı düşünüyorum.Çabalınız çok kıymetli, teşekkürler…

  65. Orçun Orçun

    Umutları endişe ile belli bir yere inmiş kitleler azımsanmayacak derecede…sizin yazılarınızın altında , ne yapacağını bilememek , “neler oluyor? ben ne yapıyorum ? ” demek belki hislerin bir sonucu ama bozulan bu bakış açısını yeniden düzeltmeye yarayacak başarı hikayeleri de kısa kısa bülteninizde yer alabilir…hatta bu bizde hiç olmayacak John, Michael, San Antonio’da vs olması yerine daha olası seviyelerden, yerlerden, kişilerden belki de burnunun ucundan olabilir…hatta daha gerçekci ve “ne yapmış da maç dönmüş ?” dedirtmek için başarısızlık hikayelerine, zirvelerine devam edilebilir…
    aklıma gelen bir fikirdi paylaşmak istedim…(aralıksız takip ediyorum, teşekkür ediyorum…)

  66. Emrah Emrah

    Bir vakıf üniversitesinin, kurumların yöneticilerine eğitim programları tasarlayıp sunan bir biriminde çalışıyorum. Yöneticilerin dijitali ve yeni trendleri takip edebilmesi amacıyla gerçekleştirdiğimiz bazı programların, yöneticiler üzerinde baskı ve moral bozukluğuna neden olduğunu yakından gözlemleyebiliyorum. İşin ve özel hayatın yükü ile boğuşurken, yenilikleri takip etmek, inovatif olmak, dijitale ayak uydurmak, değişmek gibi kavramlar zor ve ürkütücü gelebiliyor.

  67. Sizleri “Zihnimin Kıvrımları” podcastiniz vesilesiyle tanıdım. Tarzınız ve üslubunuz kesinlikle ilham verici.

  68. Hakan Akın Hakan Akın

    Serdar Bey merhaba,
    Yazılarınız için çok teşekkür ederim. Geçmişte faydalandığım gibi bugünde çok faydalanıyorum. Okurken verdiğiniz linklere tıklayıp ilgili makaleleri okumak tekrar dönmek, konu devam ederken başka bir linke tıklamak hem bir oyun gibi hem de farklı alemlere açılmak gibi geliyor. Ancak yazınızda belirttiğiniz gibi artık dünyada neler oluyor biz ülkemizde nelerle uğraşıyoruz ve yakınımızda (trafikte, markette, çocuğumun okulunda vb.) kimlerle iletişim halinde olmak zorundayız gibi sorular artık zihnimi çok yoruyor. 40 lı yaşların başındayım ve beyaz yakalı olarak çalışıyorum. Ancak bu enflasyon şartları en çok biz bordrolu kesimi etkiledi ve sürekli bunları düşünmekten gelişim kısmı zihinsel olarak zorlayıcı gelmekte. Tekrar çok teşekkür ederim.
    Zihnimin kıvrımları serisi şimdiye kadar sosyal medyada en fazla faydalandığım seri olmuştur diyebilirim.
    Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

  69. Özlem Özlem

    Ben Türkiye’nin bir türlü kendi kısır döngüsünden çıkamaması, gazetelerde/televizyonlarda sürekli aynı tip haberlere maruz kaldığımızdan, yeni bir ufuk açması ve ‘dünya nereye gidiyor’ sorusuna cevap almak için sizi takip etmeye başladım. Çok fazla elektronik ileti almak kesinlikle tüm kullanıcılar için bir sorun. Podcastlerinizi de çok severek dinliyordum ancak ara verdiniz. Merakla ve ilgiyle sizi takip ediyorum. Sevgiler

  70. Zihnimin Kıvrımları gerçekten o dönemde en iyi gelen şeydi. Bazen Spotify da tekrar dinlediğim oluyor. Ama birşey farkettim ve bana özgü de olabilir, aynı konuyu podcastden dinlediğimde ve Youtube dan izleyerek dinlediğimde fark oluyor. Video içerikli kısımda odaklanma sorunu yaşamıyorum. Podcast da ara ara geriye alıyorum. Naçizane talebim şu ki; devamı yine video içerikli olsun. Sevgiler,

  71. Fadıl Fadıl

    ”Merhaba Serdar bey, saat şuan sabah 05.44 güne yazınızı okuyarak güzel bir başlangıç yaptım. Yazınızda değişim ve dönüşümün heycan uyandırması gerekirken aksine insanların moralini bozan öfkelendiren bir yanı olduğunu gördüm. Fakat beni pek şaşırtmadı 21. yüzyılda dahi geçmişten gelen izleri taşıyoruz. Bu bilinmeyen ve anlaşılamayana olan korku ve öfke bize atalarımızdan miras kaldı bu yüzdendir ki karanlıktan korkarız çünkü bilinmeyen ve anlaşılamayan bize en kötü senaryoları çağrıştırır. Bu konu özelinde ise yazınızda yer alan haberleri görünce bunlardan bi haber olmanın belkide anlamamanın yarattığı bir etki olduğunu düşünüyorum. En basit çözüm ”O tarafa bakmazsam onu da görmem” düşüncesiyle yola çıkıp haberleri okumamak olacaktır. Bunlar için elbette onları suçlayamayız. Bu bir savunma mekanizması. Üzücü olan bu savunma mekanizmasına ihtiyacımız olması.

    Değerli vaktinizi ayırıp içerik ürettiğiniz için teşekkür ederim.

  72. Gülistan Gülistan

    Merakla bekliyoruz 🙏

  73. Erhan Erhan

    Merhaba, Yazilarinizi, haftalik yayinlarinizi zevkle ve buyuk bir dikkatle takip ediyorum. Bilgiye erisimin kolayligi ile aciklanamayacak ve cok kiymetli bir disiplin sunuyorsunuz. Bu durumu “bilgi yuku” olarak da gormek isteyenler olabilir ama ben bu anlamli yuku degerli buluyorum ve size emekleriniz icin cok tesekkur ediyorum. Selam ve saygilarimla…

  74. Salih Doğan Salih Doğan

    Günaydın Serdar Bey,
    Bir vesile ile sizi tanıdığım için çok mutluyum. Zira araştırıyor, öğreniyor ve -okuyucu açısından bakıldığında güzel olanı- paylaşıyorsunuz. Bunu yaparken insanların hangi ruh haliyle bunları okuyacaklarını, kafalarında ne oluşacağını düşünmenize gerek var mı? Ben zamanım oldukça yayınlarınızı takip ediyorum ve sadece ilham alıyorum. İlham aldığım şeyleri akademik hayatımda kullanmaya çalışıyorum.
    Diğer türlü bir instagram fenomeni olsanız, her mutlu an paylaşımınıza aynı şekilde eşlik edemediğim için kendimi pasif, geride kalmış hissederek kıskançlık duygusu ile takip etmeyi bırakabilirdim. Çünkü sosyal medyada yaşanan tam olarakta bu.
    Ez cümle, dünyamız duyguları ile yaşayan değil, aklıyla sizin gibi insanları takip eden insanların dünyası. Bu nedenle geri dönüşler üzerinde yapmış olduğunuz sorgulamanın sonucuna hiç şaşırmadım.
    Emeğiniz ve paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim.

  75. Fatih Arslan Fatih Arslan

    Tüm öğrenim ve eğitim ( okul + iş + sosyal ) hayatımız boyunca bilgi sahibi olmayı, ezberlemeyi bir maharet olarak öğrendiğimiz Türkiye’mizde aslında yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu fark etmemizi sağlamaya çalışmanız bile kör kuyudan ses gelmesini beklemek kadar cesurca. Cesaretinizi saygıyla selamlıyorum.

  76. 46 yaşındayım hatta 47 bile olmuşumdur belki hatırlamıyorum. Bu bataklığa batmış çocukları olan birisi olarak yazılarınızı ve Dünya Halleri’ni hiç ummadıkları anda çok ilginç bir bilgi veririm de çocuklarımın aklında belki bir ışık yakabilirim diye okuyorum. Çünkü ne bizim zamanımızdaki eğitim var ne de medya organları faydalı maalesef. Okuyunca karamsar olmuyor muyum? hem de çok oluyorum. Hatta bazen cinnet geçirecekmiş gibi hissediyorum. Benden 2-3 saat uzaklıkta yaşayan, benimle aynı gökyüzüne bakan, aynı havayı soluyan ve aslında benden çok daha zor ve kısıtlı şartlarda yaşayan kişiler nasıl bu kadar müreffeh yaşayıp geleceğe dair bu kadar güzel planlar ve projeler hayata geçiriyorlar da ben ve beraberimdeki milyonlarca kişi bu bataklıkta nasıl sıkışıp kalıyoruz…………

  77. Bumin Zafer Genç Bumin Zafer Genç

    Merhaba. Bazen bana da “Dünya halleri” okuduktan sonra “yahu memleket’te neler oluyor,bu adam başka bir dünya’da mı yaşıyor” dediğim anlar olmuyor değil! İşte tam o anda “Memleket ve dünya dertlerini siz çözün. Ben küçük meselelerin adamıyım. Bunlarla da birileri ilgilenmeli nihayetinde.” dediğinizi hatırlıyorum. Ama yine de sizin bakışınızla dünya’ya bakmak ,görmek,okumak büyük bir keyif. Emeğinize sağlık,sağolun varolun.

  78. Yeşim TATLI Yeşim TATLI

    ‘Vay bee, vay bee…’ nidalarıyla takip ettiğim bir seri. Emeğinize, nöronlarınıza sağlık.

  79. ilhan ilhan

    Biliyorum, herkes her güzel şeyi yazacak. Bir tanesi noksan kalırsa boynum bükük kalır. Ve,

    “Bir yer var, biliyorum;
    Her şeyi söylemek mümkün;
    Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
    Anlatamıyorum.”

    Der gibi, hissediyorum umudunuzu.

    Her hafta başında yeniden dolup taşan bir akarsu oluyorum, şimşek oluyor kıvılcımlar benle akıp giden.

    Eksik olmayın efenim. Tukenin efenim, kendinizi sonsuzluğa taşıyın. Ama gitmeyin..

  80. Veysel Veysel

    Merhaba. Bületni değil ama sizi yakından takip ediyorum. Zihnimin Kıvrımlarının bazı bölümlerini 2 defa dinledim. Son zamanlarad dijital dünyada yabancılaşmak üzerine okumalar yapıyorum ve okudukça gelecek nesiller adına endişe duyuyorum. Yapılan küçük işlerin ve çabaların azımsanmayacak ölçüde önemli olduğunuda belirtmek istiyorum. Fakat farkında olmadan bu işleri çözemeyiz, mesafe alamayız. Eğitim sistemini sil baştan değitirmezsek gelecek bizi yutacak.
    Kayseriden selamlar.

  81. Daha sonra okumak için planla butonu olsa çok güzel olurmuş 🙂 Çok teknik bir ayrıntı ama bence insanları zaman yönetimi konusunda da yönlendirmek için güzel bir hareket başlatabilirsiniz belki 🙂

    Okumak için takvimime ekledim.

  82. YAVUZ AKTURK YAVUZ AKTURK

    Hazine olarak goruyorum sizi ve paylasımlarınızı , eksik olmayın.Cok isterdim 1 gun 10 dk da olsa puro eslıgınde konusak…Saygılarımla.

  83. Cihan Özgören Cihan Özgören

    Ben sizi (yanlış hatırlamıyorsam) 2007 yılından beri takip ediyorum. İlgi alanlarımız çakışıyor fakat ben işin içine sizin kadar giremiyorum. Sosyal medyada sizi olabildiğince takip ediyorum. Bu sayede kaçırmamam gereken gelişmeleri sayenizde kaçırmıyorum : ) Bunun için çok teşekkür ederim.
    Takibe devam

  84. Arzu Arzu

    Serdar Bey,
    Career Boost adlı bir çalışma yapıyorum üniversite öğrencileri ile uzun zamandır. Türkiye’nin dört yanından farklı bölümlerde öğrenim gören öğrencilerim var. Formal eğitimin kapsayamadığı ya da elinin ulaşmadığı yerlere dokunmak için farklı bir kariyer koçluk programı. Onlara bahsettiğim ve takip etmelerini önerdiğim isimlerin başındasınız çünkü yaptığınız iş çok önemli. Bir hafta içinde olan biteni takip edebiliyor ve dünyadan haberdar olabiliyorlar. Tüm eğitimcilerede şiddetle tavsiye ediyorum. Dünya bunları yaparken sen kendin için ne yapıyorusun? Hangi becerileri ekleyebilirsin diye beyin fırtınası yapıyoruz 🙂 Tüm emekleriniz için çok teşekkürler ( Sizi bir kerede olsa aramızda görmek muazzam olmaz mıydı?)

  85. Yorum yazmak için yorumların sonuna gelmek epey vaktimi aldı. Kendimi kötü ve geç kalmış hissettim ama yine de yazacağım: sizin sayenizde aralıklı oruçla tanıştım ve hayatım değişti.. ama geceleri uyuyor, sabah erken kalkıyorum.
    Velhasılkelam takipteyiz efendim.

  86. Ben de okurken çok şeyin değişmesine duyduğum mahçubiyet,öfkemin önüne geçiyor.Yalın olarak alabileceğime yöneliyorum,bu yazıları yok saymak ,herşeye hakimiyet zaten mümkün değil.En azından birileri bunları özümseyip,bana lazım olanı önüme koyuyor.Vazgeçmek değil de takip te kalmak daha çok işe yarıyor.
    teşekkürler m.serdar kuzuloğlu ve buna zemin hazırlayan ailesi.(pazar aynı saat kolay değil)
    eyvallah.

  87. Serkan Serkan

    Okuyucular için nice zahmetler ile hazırlanmış ve bir alıntı ile “petekten bal süzer gibi” bizlere ulaşan şu bülten size çok teşekkür ederim. Hem beşeri sermayemi hem de çevremi sizin yazılarınız ile geliştirmeyi, birbirimizi şekillendirmeyi çok seviyorum. Bazı güzel şeyler bitmesin. Umarım toplumumuz bu kötü algıdan güzel günlere kavuşur. Hep birlikte inşa ederiz.

  88. Murat Sami Murat Sami

    Ben sizi herhalde 9-10 yıldır takip ediyorum, gerek bu sayfadan gerekse diğer mecralardan.
    Takip ettiğim tek süreli yayın diyebilirim. Genelde bahsettiğiniz gelişmelerin detayına iniyorum, bazen de detay sonrası araştırmaya devam ediyorum.
    Bu bilgi çöplüğü internet içerisinde kayda değer gelişmelerin en azından bir kısmını sayenizde takip ediyorum. Kararınız ne olursa olsun teşekkürler.

  89. Ahmet Tataroğlu Ahmet Tataroğlu

    Zihnimin kıvrımlarını heyecanla bekliyoruz,bizi bundan mahrum bırakmayın lütfen☺️

  90. Ahmet Bora Ahmet Bora

    Bu günlerde o kadar fazla içerik üretiliyor ya da zamanında üretilmiş kaliteli içerikler o kadar ulaşılabilir ki bir yandan çalışıp bir yandan bunları tüketmek imkânsız. Üstelik sosyal medyanın olanakları sayesinde sizin gibi takip edilmeye, okunmaya değer diğer içerik üreticileri de daha fazla üretim yapmaya başladı. Bu yüzden bir seçki oluşturmak zorlaşıyor. İşimden arta kalan zamanlarda hepsini sıraya koyup tüketmeye çalışıyorum.

  91. Bu günlerde o kadar fazla içerik üretiliyor ya da zamanında üretilmiş kaliteli içerikler o kadar ulaşılabilir ki bir yandan çalışıp bir yandan bunları tüketmek imkânsız. Üstelik sosyal medyanın olanakları sayesinde sizin gibi takip edilmeye, okunmaya değer diğer içerik üreticileri de daha fazla üretim yapmaya başladı. Bu yüzden bir seçki oluşturmak zorlaşıyor. İşimden arta kalan zamanlarda hepsini sıraya koyup tüketmeye çalışıyorum.

  92. İnternette de olsa insanlara temas etmek gerektiğini düşünüyorum. Yorumunuzu okudum ve baş sağlığı dilemek istedim. Allah sabır versin. Umarım çıktığınız yol size başarı getirir. Sağlıklı günler dilerim. Sevgiler.

  93. Dünya Halleri beni acayip gaza getiriyor , motive ediyor . Kızlarımla paylaşmak , keşfedilecek daha ne kadar çok şeyin olduğunu onlara anlatma isteği duyuyorum . emeğinize teşekkür ederim .

  94. Serdar Bey merhabalar, yazılarınız epostama düştüğünde üstümde bir stres oluşmuyor değil. Üyelikten ayrılmayı hiç düşünmedim, “okundu yap geç” hislerimi hep yendim, yanlışlıkla epostanın içine girdiğimde ve “okundu” olduğunda “hayır hayır, okunmadı” yaparak öteledim ve hep okudum. Her seferinde de “iyi ki okudum” dedim lakin sizi heyecanlandıran ve size şu cümleyi (“Mesleğim adına hala öğrenecek bunca şey olması benim için şüphesiz ayrı bir umut ve heves.”) kurdurtan duygu bende çok cılız.

    Bilişim sektöründe çalışan birisi olarak her gün yeni bir yeni ile karşılaşmak (yeni teknoloji, yeni dil, yeni disiplin, yeni cihaz, yeni kurallar, yeni sosyal medyalar vs.) çok yorucu oluyor. Eskiden bir marangoz, bir öğretmen, bir doktor sanki daha az bilgiye maruz kalıp ve bu azlık nedeniyle aç kalıp kendileri hür iradeleriyle yeni bir şeyler arayışına girerken bize iletilen bu kadar fazla yeniliği (belki de özellikle “Türkiye konumundan”) alıyor olmak bünyemizi yoruyor gibi…

    Çalışmalarınız ve değerli çabalarınız için teşekkürler, keyifle ve stresle takip ediyoruz. 🙂

  95. Mert Mert

    Bu konu sizin bültenlerinize özel değil. Bu tepki yüzünden insanlar Trump’a oy verdi, İskenderiye de kütüphane yaktı. Tırnak içinde “düzen” koruma çabası insanları beklemediğimiz tepkilere yönlendirebiliyor. Bugün özellikle bilişim alanında üniversite eğitimi gören bir genç okula başladığında öğrendiği bilgilerin mezun olduğunda geçerliliğini yitirdiğini görüyor. En güncel örnek MRNA teknolojisi yıllardır biliniyor ama uygulamada ağırdan alınıyordu. Ne zaman COVID19 salgını yüzünden aşı ihtiyacı öne çıktı. Hazırda olan bu teknoloji sayesinde aşıyı hızlıca piyasaya sürülebildi. Yine de mrna teknolojisine tepkiler halen devam ediyor. Bu gibi yeni teknolojilerin tepkiler yüzünden bekletildiği okuyucu halimle en az bir düzine örnek çıkarabilirim. Acilen toplumun bu konu ile barışması gerekiyor. Artık kendi haline bırakılması gereken noktayı geçtik.

  96. Melih Melih

    İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliğini tamamladıktan sonra orta-büyük ölçekli bir inşaat firmasında çalışmaya başladım aynı anda yüksek lisans eğitimimi de tamamladım. Firmada 2 yıl çalıştıktan sonra hem mesleğin hem sektörün değişime yeniliklere ne kadar uzak olduğunu farkettim. Çevreden önce kendimi değiştirmekle başlamam gerektiğine karar verdim. Bütün emeklerimi çöpe atıp tamamen farklı bir alan olan dijitale yazılıma yönlenmeye karar verdim. Akabinde bir IT firmasında aktif görev almaya başladım. Üniversiteden arkadaşlarım hala inşaat sektörünün zorluklarından, mesai saatlerinden, üstlerinin insancıl olmayan hödük tavırlarından dem vuruyorlar ve durdukları yerden bunları değişmesini umuyorlar. Dünyayı değiştirmeye çalışan papazın mezar taşına yazdığı gibi dünyayı değiştirmeye insan önce kendisinden başlaması gerekiyor. Şimdi kendimi değiştirdim sıra aileme geldi onun için de memleketime döndüm ve aile şirketimde aktif görev alıyorum. Şunu söylemeliyim ki kendimi değiştirmekten daha zor olacak. Çünkü etrafım değişime kapalı insanlarla dolu.

  97. Hakan Hakan

    Zihnimin kıvrımlarını takip edenlerden biri olarak devamını dilerim. Youtube’da özellikle videolarınızı izledim.

  98. Ferhat Mamuk Ferhat Mamuk

    babalatv’nin, dezenformasyon yasası bölümünün tanıtımını izlerken değil de, bölüm yayınlanınca izlemeye başlar başlamaz aklıma geldin! çok merak ediyorum ya. gözlerim çok aradı yeminle söylüyorum. abimmmmmm :'(

  99. Bay C Bay C

    Amirim, hocam, abim ya da hiç oturup kahve içmeye fırsat bulamadığım, belki bu sefer denk gelirim diye Avrupa Yakasında her metroda gözümün aradığı beni hiç tanımayan dostum. İlk gençliğimde tanıştığım, yıllar içinde defaten tüm yorumları ve mailleri okuduğunu söylemene rağmen “olur da okuduğu vakte değecek bir şey bulamaz” diye her defasında kendimi frenlediğim şeyi ilk kez yapacağım. Çünkü bu sefer bilmesem de hissediyorum; canhıraş bir halde uğraştığın amacın ‘bazı durumlarda’ tam aksine sebep olduğunda yürekte nasıl bir his bıraktığını. Öncelikle son 2 yılda bıkkınlık, yorgunluk ve ‘maruz’ kalma sebebiyle tüm sosyal ağların hepsinden uzaklaştım. Yaşımın küçüklüğünden dolayı denk gelmediğim web 1.0 dünyasına döndüm. Sadece belirli aralıklarla, kaydettiğim linklerdeki güncellemelere baktım. Bir cümlenin başından bilmemem gereken bir şey olduğunu fark ettiğim an onda yüz çevirdim. Tam bu süreçte Mail bültenleri başladı. O bültenle beraber yok olan bir gezegenden son anda uzaklaşan bir uzay gemisindeymiş gibi hissettim kendimi. 80 milyon arasından bir avuç insan. Başta pazarıma sonra da ruhuma ilaç gibi geldi. Çünkü internette/sosyal ağlarda en ufak bir aramada bile rasyonel bir geri dönüş kalmadı. Arama kutucuğuna yazdığımızda karşımıza çıkan sonuçlar bile, sorduğumuza değil, o an trend olan düşünce ne ise ona bağlı olarak karşımıza çıkıyor. Yalın bir şekilde bir haber dahi okuyamıyoruz. Yazılan bir twitten paylaşılan görsele kadar tek bir amaç var: virali damarlarında hisset ! Okuyup gördüklerimizde bile düşünme payı bize bırakılmıyor, her şey paket halinde bize sunuluyor. Böyle olunca da durup kendi zihnimizde bir şeyi düşünemez oluyoruz. Sıcak bir yaz günü şehirler arası otobüste mide bulantısı için elimize verilen siyah, sıcaktan kokmuş poşet gibi sunuluyor her şey. Doğal olaraktan bizde zihnimizde kusuyoruz her şeyi. Ne düşündüğümüzün ne hissettiğimizin bile farkında olmadan ambale olmuş bir şekilde devam etmeye uğraşıyoruz yolumuza.

    Çenemi daha fazla düşürmeden toparlamak istiyorum. Sana bakınca: yağmurlu havada paçalarını ıslatmadan, ayakkabısına çamur bulaştırmadan, her zaman nasıl yürüyorsa aynı şekilde yürüyerek bunu başaran o insanı görüyorum. Milyonlar sonsuz döngülü ‘timeline’ içinde sıkışmışken “KAZ TÜYÜ” ile uğraşan birinin olması bana bir umut olarak yetiyor. Daha fazlasına ihtiyaç duymuyorum devam etmek için. Serdar K. olamasam bile bir gün onun sohbetinde bulunmak ya da bir sohbetinde laf arasında bile olsa bahsimin geçmesi umuduyla her seferinde çalışmaya koyuluyorum.

    Not: ‘Siz’ yerine ‘Sen’ kalıbı ile yazmam tamamen Yusuf Atılgan sebebiyledir. Çünkü Aylak Adam’da der: “….Siz sevilmez, sen sevilir….” Ve ben seni bir dost olarak hiç karşılaşmasam da seviyorum amirim. Elbet bir gün bir sahnede denk gelip doya doya sana sarılacağım amirim. Zihnin keskin, bahtın açık ve gönlünde hep ferah olması dileğiyle.

Görüşlerinizi paylaşın: