Anlayabilmek kurulmakta olanı, o bir müthiş bahtiyarlık

Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.

(Beş Satırla / Nazım Hikmet)

Dönemin teknik imkanlarına, hayallerine ve bu ikisinin kesişiminin mahsulü olan teknolojiye her zaman merak duydum. Dolayısıyla hayatım hep teknolojik cihazlarla iç içe geçti. Bir dönem radyoydu, sonraları başka şeyler. Bu sürecin çeyrek asra yakın bir zamanını da Teknoloji Editörü / Yazarı sıfatıyla yaşadım. Bu sayede bu alanın Türkiye ve dünyadaki her kademesinden temsilcisiyle bizzat konuşma, onları dinleme fırsatı buldum. Sayısız gelişmeye şahit olan bu kısacık sürece birinci elden şahitlik ettim.

1996 sonrası odağım değişmeye başladı. Rakamlardan öte artık bütün bu ‘işin’ ardında yatan felsefeye daha fazla ilgi duyuyordum. Falanca markanın bilmemkaç megaHertz işlemcili ürünü giderek daha az heyecan vermeye başladı. Onların ne olduğundan çok onlarla ne amaçlandığı, ne yapıldığı ve neler yapılabileceği çok daha ilgi çekici geliyordu (cep telefonu kameralarının flaş ışıklarının konserlerdeki seyirci çakmak gösterilerindeki rolü gibi. Niyet ve akıbet salınımı).

Continue reading →

Acil değil ama çabuk çabuk olmalı

Teknolojiyle haşır neşir olanın kendine has değer yargıları vardır. Din gibi, milliyet gibi dogmatiktir, tartışılmaz. Android ve iPhone cephesini düşünün mesela. Siyasi kutuplaşmalardan farkı sandığınızdan çok daha azdır. Hepsi kendi tarafının misyoneri, tebliğcisi. Ötekinin en öteki, en münafık, en kafir olduğu mücadele.

Sürekli yenilenen, güncellenen oyuncaklarına inat şaşırtıcı derecede tutucudurlar.

Değer yargıları gibi ölçekleri de kendine hastır. Örneğin bir antropolog ya da evrim biyoloğunun zaman ölçeği yıllar; hatta yüzyıllardır. Teknoloji tutkunu milisaniyelerle uğraşır. Gözünün, zihninin algılayamayacağı kadar küçük farklarla sevinir, hüzünlenir.

iphone-palo-alto-1811_lawrence_610x407

Daha geçen gün bir arkadaşım yeni telefonuyla fotoğraf çekmek için tıkladıktan sonra kaydetmesinin 2 saniye sürmesine galiz küfürlerle isyan ediyordu.

Oysa düşününce biz (fotoğraf tutkunu o arkadaşım dahil) filmli fotoğraf makineleriyle büyüdük. Çektiğimiz fotoğrafı görebilmek için içindeki filmi bitirip makarayı fotoğraf stüdyosuna götürmek, yıkatmak ve karta bastırmak şeklinde özetleyebileceğim en az 2-3 günlük bir süreç. Üstelik neredeyse iki yüz yıl süreç aşağı yukarı böyle işledi (Polaroid‘i kapsam dışı bırakayorum). Bugünkü çocuğa anlatsan anlamaz. Yine de -bence- bugünkü kuşağın fotoğraftan aldığı keyiften çok daha fazlası alınıyordu her karede.

Keyif ile çile arasındaki bağ

Çocukluğumda en büyük eğlencem mahalledeki apartmanları dolaşıp kapıya bırakılan okunmuş dergileri toplamaktı. Harçlıktan artanı da okunmuş yabancı dergi satan dükkanlara aktarıyordum. Kimi zaman seneler öncesinin, dilini bile anlamadığım dergileri için.

Continue reading →

Yeni yıl için teknolojik tavsiyeler

Yazının başlığı ‘şunu alın, bunu satın, buna yatırım yapın’ tarzı bir anlam ifade ediyor olabilir. Uyarayım: bu o türden bir yazı değil.

Pazartesi günleri göbek ve basenler için ne ifade ediyorsa hayatlarımız için de 1 Ocaklar aynı anlama geliyor. Başarıya ulaşmak için hedef, odaklanma, niyet, azim fazlasıyla yeterli. Gel gelelim bu hisler çoğumuzda Şubat’a kadar bile dayanamıyor. Bir de bahane bulma hastalığımız var. Dünü tekrar etmek hayatta yapabileceğimiz en rahatlatıcı teslimiyet.

Diyor ki: eğer hayattan sıkıldıysan, eğer her sabah bir şeyler yapmak için ateşli bir tutkuyla uyanmıyorsan yeterince hedefin yok demektir.

Diyor ki: eğer hayattan sıkıldıysan, eğer her sabah bir şeyler yapmak için ateşli bir tutkuyla uyanmıyorsan yeterince hedefin yok demektir.

Sabah gazetesi yeni yıla yönelik teknoloji odaklı tavsiyeler isteyince aklıma gelenleri sıraladım. Bir kopyası da burada bulunsun dedim (uzman ağızlardan diğer konulardaki tavsiyeler de ilginizi çekebilir belki):

  • Envanter çıkarın: Çoğumuz anlık heveslerle, biraz da maymun iştahıyla teknolojik cihaz ve aksesuarlara saldırıp duruyoruz. Fakat bunların ne kadar işimize yaradığı bir yana; neye sahip olduğumuzu bile çoğu zaman unutuyoruz. Yeni yıl bir ‘depo sayımı’ yapıp envanteri çıkartmak ve dramımızla yüzleşmek için iyi bir zaman olabilir. Kaç USB kablosuna ve telefon kılıfına sahip olduğunuzu fark edince eminim şaşıracaksınız. Çekmecedeki kutudan çıkan telefonu da annenize vermeyi unutmayın. Kiminin duası, kiminin telefonu. (Bu sayım 2015’teki harcamalarınızı düzenlemek için de iyi olabilir.)

Continue reading →

2 dakika rahat dur be kardeşim!

Arkadaşınla sohbettesin. Gerçi sadece adı sohbet; yüzüne bakıp refleks şeklinde kafanı sallıyorsun. Gözlerin sürekli sağa-sola kaçıyor. Telefon elinde tespih gibi dönüyor. Ne arkadaş, ne sohbet; aklın telefonunda. Instagram’a yolladığın son şaheserin performansı ne oldu acaba? Facebook’takiler ne yapıyor? Twitter’a bakmak lazım; mazallah kopup gitmek var. Beklenen o eposta gelmiş midir? Check-in olmuş muydun, başka kimler olmuş? Arkadaşlar ne yapıyor bir bakalım. Birkaç saniye önceki Whatsapp bildirimi neyin müjdecisiydi kimbilir?

Arkadaş nasıl olsa konuşuyor bir yandan bakalım şunlara. Hem demin sen konuşurken o da aynısını yapmamış mıydı?

Webde gezinirken bile tarayıcında 20 sekme açık. Çoğu zaman ‘aslında’ ne yaptığını (saatler sonra) diğer sekmeleri binbir zorlukla kapatıp ilk baştakiyle yüzyüze geldiğinde hatırlıyorsun. Mesaj kutunda okunmamışlar üç haneli rakamları zorluyor. Onlarca dizi / film indirdin, yüzlerce e-kitap bulup çektin ama onlara artık tatilde bakarsın (BAKAMADI).

Telefonun da şarjı bitmek üzere; bir yerlerden adaptör bulmalı. Allahın cezası kablolar biraz daha uzun olsa ne olurdu sanki? Pili dolarken şu son oyundan iki bölüm geçebilirsen harika!

Kulübümüze hoş geldin.

Yapacak çok şeyin olduğundan dertlisin ama aslında çok daha büyük bir sorunun var: hiçbir şey yapmadan 2 dakika durabilir misin?

donothing

Panzehirin zehrin kendisinden imal edilmesi misali bununla ilgili de düzinelerce web sitesi; hatta (mobil terapi için) uygulamalar dahi var. Ve bilmeniz gerekiyor ki bu zannettiğinizden çok daha zor bir görev.

Continue reading →

Asla yalnız yeme. Hiç yoktan paylaş!

Ben sokakta oynayarak büyüyen kuşaktanım. Bugünlerde ‘piranha havuzunda yüzerdim’ demek gibi algılanıyor. Sokakta oynamaya has ayrıntılardan biri de öğlen ya da akşam saatlerinde pencerede beliren anne, anneanne ya da babaanne bağırtısıydı. Çocuklar feryat-figan yemeğe çağrılırdı.

misket

“Serdaaaaaar! Yemeğe gel!”
Aşağıdan bağırarak verilen cevap da soru kadar standarttı.
“Yemekte ne var?”

Sanki başka seçeneğimiz varmış da kafamıza yatmazsa gidip orada yiyecekmiş gibi sorduğumuz bu soruya asla cevap alamazdık. Penceredeki kadın işaret parmağını ağzına götürüp ‘sus’ işareti yapardı. Ne yendiğinin etrafa duyrulmasının ayıplandığı dönemlerdi. Hatta et pişeceği zaman komşuya kokusu gitmesin, canı çekmesin, görgüsüz demesin diye mutfak pencereleri kapatılırdı.

Continue reading →