‘Aralıklı Oruç’ meselesinden çıkan birkaç ders, bilgi ve kelam

Bu yazı benim Türkçede ‘aralıklı oruç’ olarak geçen ‘intermittent fasting’ (IM) diyetiyle tanışmamı ve 1 aylık tecrübemi anlatıyor. Öyküsünü merak etmiyor da doğrudan meseleye girmek istiyorsanız sayfayı kaydırıp ‘Nedir bu ‘aralıklı oruç’?’ ara başlığından devam edebilirsiniz. “Meseleyi iyice bir sindireyim bakalım” diyorsanız, buyrun devam edelim.


Eski bir yazımda da değindiğim gibi ben ‘eksojen obez‘ teşhisi konulmuş bir hastayım. Bu bir hastalık mıdır emin değilim. Fakat sağlık konusuna giderek artan oranda ‘pazar’ ya da ‘potansiyel’ olarak bakan tıp (hadi yumuşalatalım; ‘ilaç’) dünyası, her şeyi bir isim altında toplayıp hastalığa dönüştürme konusunda hayli hevesli. Hastalık demek, ilaç demek, uzmanlık demek, patent demek; ilaç, terapi, danışman, klinik, kanaat önderi, kitap tirajı, televizyon şöhreti demek. Direnmek zor.

İngiltere Kralı 8. Henry (1491-1547)

Sanat tarihi pratiği adına elimden geldikçe site turları yapıyorum (nadiren de galeri / sergi geziyorum). İleride ilgili bir sunumda kullanma ümidiyle yukarıdaki tarz eski kral, kraliçe, sultan, diktatör tablolarını arşivliyorum. Zaman denen şeyin algımızı ve değerlerimizi nasıl değiştirdiğini anlamanın daha iyi bir yolu olamaz çünkü.

Bizimkilere zaten aşinasınızdır diye yabancı bir örnek vereyim dedim. Yukarıdaki 15. yüzyılın İngiltere Kralı 8. Henry. Bu yazının konusu değil fakat hikayesi en debdebeli liderlerden biri. Tablosuna dikkatle göz gezdirdiğinizde ilk fark edeceğiniz kıyafeti olacak. Bugün bir erkeğin böyle bir şey giyeceğini düşünüyor musunuz? Şapkasından kaftanına, yüzüğünden kuşağına kadar Henry’nin kuşandığı her şey bugün kadınlara has hale geldi. Hatta tam boy olarak baktığınızda (çoğu emsali gibi) külotlu çorap ve babet ayakkabı giydiğini fark edeceksiniz ki yüzyıllar boyu bunlar dönemin saygınlık sembolüydü (peruklu soylular akımına girmiyorum bile).

Bir de cüssesine bakalım. Bugünün liderlerinden beklenen standartlara göre hayli irice. Pekala 100 kilonun üstünde olduğunu söyleyebiliriz. Oysa bu o dönemlerin refah; hatta ‘sağlık’ göstergesiymiş. Bugünkü algılarımız ise çok farklı. Başka bir deyişle bugün karşımıza 15. yüzyılın kralı gelse dahi dara düşer. Bugün şişman olmak fakirlere has. Bugünün soyluları, zeginleri kendini ‘ideal’ bedenleriyle ayrıştırıyor.

Rönesans döneminden (15-16 yüzyıl arası) bir güzellik tasviri.

‘İdeal kilo’ ya da ‘fit olmak’ gibi yabancı tamlamalarla somutlaştırmaya çalıştığımız bir beden hali var. Bunu kadim ve evrensel sanıyoruz; ikisi de doğru değil oysa gördüğünüz gibi.

İdealimizdeki hayatın bedeli: ideal beden(?)

Fakat bugün (sosyal medya etkisinden moda endüstrisinin dayatmalarına kadar uzayan sebeplerden ötürü) bedenimiz artık -sadece- bize ait değil; kamunun malı. Giyimden beslenmeye, uçsuz bucaksız bir sektörün savaş alanı. Herkes bizi bedenimiz üstünden fethetmenin peşinde. Onların himayesine; hatta bazen takdirine ‘erişmek’ için çabalayanlar dahi var. Adeta bir kültürel emperyalizm gibi işleyen, buyruklarına koşulsuz itaat eden ‘tüketiciler’e muhtaç ‘beden medeniyeti’ (bir başka deyişle ‘Bedeniyet Çağı‘) bizi belirlediği kalıplara zorluyor. Bunlar başka bir yazının meselesi fakat burada da kayıt düşmüş olalım bu kadarıyla.

İdeal kilo / beden benim için kişisel bir kavram. Sizin için ideal olan benim için olmayabilir. Hepsi bir yana benim kendimi iyi hissettiğim form sağlık açısından sakıncalı dahi olabilir. Bunu her zaman aşırı kilolu olmak gibi de algılamayın.

Anoreksinin sonuçları üprertici. Pek konuşulmasa da ‘sebepleri’ de öyle.

Örneğin bugünün ‘ideal’ standartları çerçevesinde benim boy, yaş ve tip olarak 83-85 kg ağırlığında olmam gerekiyor (hatta 1970-1980 yılları standartları 72-77 kg aralığını salık veriyor!). Oysa ben seneler önce 138 kg olarak başladığım diyette 87 kg’a indiğimde (yani 51 kilogram verdiğimde) yüzümde ‘avurt’ kemiklerimi görünce rahatsız olmuş ve 90 kiloya çıkmıştım. 83’ü hayal bile edemiyorum. Özetle, benim için benim ideal ağırlığım 90 kg. Sizi bilemem.

Bedeniniz sizin değil; takipçilerinizin!

Yukarıda değindiğim (tamamen kendimce çalışarak hazırladığım ve 1,5 yıla yayılan bir beslenme düzeni içeren) diyetimde 90 kiloda bırakmıştım. Aradan geçen 15 yıldan uzun sürede 9 kilosunu geri aldım.

Dürüst olmak gerekirse bu aslında beni hiç de rahatsız etmiyordu. Sosyal olarak kendimi (fiziğimle) kabul ettirme ya da saygı görme gibi bir arayışın / yokluğun içinde değilim. Temiz ve şık olmak dışında giyim-kuşamla (moda akımlarla) çok ilgili sayılmam. Aksine kendime ait bir tarz yaratmayı tercih ederim. Fakat ne ilginçtir; sürekli sahnede ya da ekranda; yani çok sayıda kişinin gözünün önünde olmamı gerektiren işim gereği fark ettim ki benim bedenim, kılığım, kıyafetim benden çok başkalarını ilgilendiriyor. Herkes hiç olmadığı kadar başkalarıyla ilgili. Hala ki sosyal medyada herkes bir yüksek mahkeme üyesi edasında. Karşılarına çıkan her yazı, fotoğraf ya da videoyu kendi yüksek standartları doğrultusunda değerlendiriyorlar. Sakil bir yetenek yarışmasının hikmeti kendinden menkul (ve özünde en az yarışmacılar kadar vasat) jürisi gibiler.

Görsellik ve görünürlük çağında temel mesele nasıl göründüğün. Ağzının, saçının şekli, kıyafetinin rengi, oturuşun, bakışın; ne söylediğinden her zaman daha önemli. Ne söylediğin (yani ne olduğun) kimsenin umrunda değil. Mesele nasıl göründüğün.

Bütün bunları düşünürken 3-4 ay önce bir miktar kilo vermeye karar verdim. Hedefim yeniden 88-90 kg aralığına dönmekti. Ne yapayım, ne deneyeyim düşünürken bir gün Instagram’da karşıma belki de yıllardır görüşemediğim Levent Erim’in bir paylaşımı çıktı.

View this post on Instagram

Motivasyon her şeydir !! 🤟

A post shared by Levent Erim (@leventerim) on

Şahsen boy, kilo, yaş gibi şeyleri bakarak tahmin edebilenlerden asla değilim. Fakat sanıyorum Levent 180-200 kilo kadar vardı. O da benim gibi yemeği seviyor ve beslenmeyi sadece doymak değil; güzel bir şeyler ‘tecrübe etmek’ adına yapıyordu. Bu da her şeyi biraz daha zorlaştırıyor ve kısır döngüde tutuyordu.

Ancak fotoğrafta Levent’in içinden resmen birkaç insan çıkmış gibiydi (İlginç bir tesadüf olarak kendi uzun dönem diyetim de kendime ait bir fotoğrafı görmemle başlamıştı). Önce yorum yazarak tebrik ettim, sonra mesaj atarak yöntemini sordum. Cevap: Aralıklı Oruç.

O da neydi ki?

Bu sorunun peşinde epey bir şeyler okudum, izledim, dinledim. Ve en güzeli ‘denemeye başladım’. Yazının devamı bu kısa dönemli bilgi ve tecrübeleri meraklısına aktarma derdini taşıyor.

Nedir bu ‘aralıklı oruç’?

Türkiye’de -haliyle- hep dini referanslarla gündeme gelse de oruç kavramı neredeyse insanlık tarihine denk. Antik Yunan’ın meşhur filozoflarından mistik Doğu inanışlarına kadar hemen her zaman ve kültürde –farklı uygulama yöntemleriyle– kendine yer bulmuş (Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık dahil olmak üzere).

Örneğin (Pisagor olarak andığımız) Antik Yunan Filozofu ve Matematikçisi Pitagoras, Mısır’a eğitim almak için gittiğinde okula girmeden önce 40 gün oruç tutma mecburiyetini duyunca şaşırır, hayal kırıklığına uğrar (fakat isteneni yapar ve eğitimini tamamlar).

Orucun bir de eylem biçimine dönüşme hali var elbette. Açlık grevi, ölüm orucu gibi. Bu tip bir oruç pratiğinde sağlıktan söz etmek mümkün değil. Ancak diğerlerinde durum epey değişiyor. Üstelik fena halde belirleyici bir var: Düşük kalori alımına dayalı beslenme rejimleriyle oruç türleri arasında -sonuca yönelik- dağlar kadar fark var.

  • ‘Intermittent Fasting’ olarak da geçen aralıklı oruç, özetle günü belirli dilimlere bölerek beslenmeyi hedefliyor (Örneğin 12 saat yiyip, 12 saat yememek gibi). Bazı türlerde haftayı günler bazında bölüyorsunuz (Örneğin haftanın 5 günü çok az yiyip, 2 günü kafanıza göre takılarak). Ayrıca anlatacağım.
  • Burada sözü edilen oruç sadece gıdayı kapsıyor. Yani dilediğiniz kadar (ŞEKERSİZ) çay, kahve ve su içebiliyorsunuz (kendinizi aç hissettiğiz çoğu zaman aslında midenizin istediği su oluyor, bunu öğrenip uyguladığım zaman epey bir aydınlanma yaşamıştım). Vitamin ve gıda takviyelerinizi de almaya devam edebilirsiniz.
  • Geleneksel düşük kalori diyetleri gün boyu normal 3 öğün yemek düzenini devam ettirerek yenen ve içilenlerden alınan toplam kaloriyi (enerjiyi) düşürmeye dayanıyor. Bu da vücudun kıtlık tepkisine girerek hemen metabolizmayı yavaşlatmasına, dolayısıyla kilo vermenin, yağ yakmanın zorlaşmasına; dahası yağ yerine kas erimesinin başlamasına (kas kaybına) yol açıyor. Ve sanıyorum çoğunuzun tecrübe ettiği üzere düşük kalori diyetlerinde verilen kiloların büyük bölümü; hatta daha fazlası diyet sonunda (genellikle ve hızlıca) geri alınıyor.
  • Bunun aksine aralıklı oruç, 4. gününde dahi metabolizmayı yüzde 12 oranında hızlandırabiliyor. Dahası insülin seviyesi hızla düşüyor ve insülin direncini önlüyor. (Kaslarımızı destekleyen) büyüme hormonu yükseldiği için kaslarımızın yapısı ve oranı da korunuyor. Çünkü aralıklı oruçta enerji için önce karaciğerde depolanan glikojen, ardından depolanan yağlar yakıldığı için kaslara saldırmaya gerek kalmıyor.
  • İnsülin salınımı normalleştiği için glisemik değerleri de olması gereken seviyede tutmaya yardımcı oluyor.
  • Kolestrol seviyesinde de yüzde 20’lere varan düşüş kaydedilmiş. Dolayısıyla kalp ve damar rahatsızlıklarının ihtimalini düşürüyor.
  • Hücre yenilenmesi hızlanıyor. Hücrelerin kendi içlerinde oluşan işlevsiz ve eski proteinleri atması kolaylaşıyor.
  • Hastalıklara karşı direnç yükseliyor.

Bazı faydalı bilgiler

  • Açlığımızın sebebi (yani aklımıza yemeği sokan) mide ve pankreasta oluşturulan Ghrelin adlı bir hormon (Gastrik bypass denen mide küçültme ameliyatı sonrası da bu hormon azalıyor). Yapılan araştırmalar bu hormonun günlük düzenimize göre yükselip alçaldığını gösteriyor. Örneğin her öğlen 13:00’te yemek yiyen birinin ghrelin hormonu şartlanma gereği o saate doğru yükseliyor. Ve kişi acıktığını düşünerek yemek yiyor. Ancak o saati tercihen ya da mecburiyetten dolayı yemeden geçirirseniz hormon tekrar eski seviyesine iniyor. Ve beyniniz ezberlediği bir sonraki saate dek (yani akşam yemeği saatiniz) gherlin hormonunu yükseltmiyor. Yani öğün atlamak sanıldığı gibi korkunç bir durum değil. Bazen aradaki öğünü atladığınız halde açlığınızın geçmesi tesadüfi değil anlayacağınız.
  • Yemek sandığımız şekilde hayatta kalmamızı sağlamıyor. Daha doğrusu vücudumuz birçok hastalığı yediklerimizden aldığı gibi, onları vücudumuza yarayacak şekilde dönüştürürken (sindirim) o kadar kıymetli kaynaklarını harcıyor ki bu bizim ömrümüzü kısaltıyor.
  • Bir başka deyişle -diğer bütün faktörleri görmezden geldiğimizde- sağlıklı, genç görünümlü ve uzun ömrün sırrı ‘çok az yemek’. Bunu 100 yaşını devirmiş kişilerle yapılan röportajlarda çok duymuşsunuzdur.
  • Fazla yemek bizi hasta yaptığı gibi hastalık sürecindeki açlık da oldukça faydalı sonuç veriyor (hastalandığınızda iştahınızın kapanması tesadüf mü sizce?)
  • En büyük oyunbozan karbonhidrat (temelli gıdalar). Karbonhidratlı gıdalar vücudun enerji ihtiyacını çok kolay ve fazlasıyla karşıladığından metabolik dengemizi de bozuyor. Örneğin glikozun hücre içine girerek enerji ihtiyacımızı karşılaması için belirli bir seviyede insülin gerekiyor. Bu denge karbonhidratlarla bozulunca yağın yakılıp dönüştürülmesi zorlaşıyor. Vücut yağı enerjiye çevirmek yerine depolayıp sürekli karbonhidrat talep etmeye başlıyor. Hikayenin sonunun hayırlı bir noktaya gitmediğini anlamışsınızdır.
  • Ölüm orucu dışında bütün oruç türleri bir zaman gelince bir türü ve şekliyle bir şeyler yemeye dayanır. Bunun şart olmadığını bize ispatlayansa Angus Barbieri adlı bir İskoçyalı oldu. 1965 yılında 27 yaşında 207 kilo gelen Barbieri, hedeflediği kilosuna (180 pound, yani 82 kilogram) inene kadar tam 382 gün hiçbir şey yemeden oruç tuttu. Bu süreyi sadece su, çay, kahve ve günlük vitaminlerini içerek geçirdi. İşin ilginci diyetin sonunda yapılan kontrollerde hiçbir sağlık sorunu olmadığı, hatta değerlerinin ideal seviyede olduğu ortaya çıktı (5 yıl sonra verdiği kiloların sadece 7,3 kilogramını geri almıştı).
Angus Barbieri
  • 1944 yılında gerçekleştirilen Minnesota Kıtlık Deneyi ise çok farklı sonuçlar ortaya koydu. 36 erkekle yürütülen çalışmada insan vücudunun kıtlık şartlarına nasıl tepki verdiği araştırılıyordu. Deneklere (ki çok ilginç karakterler içeriyordu) 3 ay boyu günde 3.200 kalori yemek verildi (yani normalin üsünde). Ardından 6 ay boyu 1.570 kalori ile sınırlı bir beslenme düzenine geçtiler. Ancak beslenme rejimleri neredeyse hiç protein ve et içermiyordu. Karbonhidrat ağırlıklı beslenme metabolik dengelerini altüst ettiğinden Kısa süre sonra fiziki ve psikolojik sorunlar başladı. Denekler aşırı derecede halsiz ve güçsüz hissetmeye başladı. Yaz sıcağında üşüyorlardı. 2 kişi çöpleri karıştırıp artık yemekleri yemeye başlayınca deneyden çıkarıldı. En acısı denekler deney sonrası verdikleri bütün kiloları fazlasıyla ve hızlıca geri aldılar (Özetle: Minnesota Deneyi ve Angus Barbieri bize gün boyu yemek yediğimiz düşük kalori diyetler ile orucun farkını gösteriyor. Kıtlık ve açlık hissiyle -kalıcı olarak- zayıflamak mümkün değil).
  • Yemeksiz geçirdiğiniz zamanın mümkün olduğunca az kısmını uykuya denk getirmek daha mantıklı deniyor. Bana da öyle geliyor. Vücudunuz aktif olarak enerji harcarken aç kaldığında yağları daha çok eritiyor. Uykuda zaten motor rolantide çalıştığı için enerji ihtiyacı da düşüyor.

Aralıklı oruç türleri

  • Ye – Dur – Ye: Haftanın birkaç günü 24 saat boyunca hiçbir şey yenmeyen tür. Örneğin bir kahvaltıdan sonra bir sonraki günkü kahvaltıya kadar hiçbir şey yememek gibi.
  • 5 / 2: Haftanın -birbirini takip eden- 5 günü boyunca günlük toplam 500-600 kalori alıp 2 günü normal (kıtlıktan çıkmış gibi değil; NORMAL) yemek.
  • 16 / 8: Günün 8 saatini yemeğe ayırıp 16 saat hiçbir şey yenmeyen oruç türü.

Kişisel gözlemlerim ve sonuç

  • Araştırıp, okuyup öğrendiğim (kısıtlı ve yetersiz) bilgiler ışığında (uygulama kolaylığı açısından) bana en uygun olan seçeneğin 16 / 8 olduğuna karar verdim. 15 Ocak 2019 tarihinden bu yana da devam ediyorum.
  • Öğlen ve akşam iş yemeklerim olduğundan kahvaltıyı es geçmeye karar verdim. Saat 13:00 gibi öğlen yemeği, 19:00 – 20:00 gibi de akşam yemeği yiyor ve ardından ertesi gün 13:00’e kadar hiçbir şey yemiyorum. Bunu kahvaltı + öğle yemeği gibi uygulamak da mümkün. Bana uymuyor sadece.
  • Ben yemeğe ve sofraya aşırı önem verenlerdenim. Güzel bir şey yiyemeyeceksem, yemem. Güzel bir şey yiyebilene kadar aç kalmayı tercih ederim (oral dönem takıntıları mı yoksa?). Bu saplantı genellikle fazla yemeyi de tetikliyor (‘madem güzelini bulduk, doyasıya yiyelim; bir daha ele geçmeyebilir’ kafası). Fakat aralıklı oruç düzenine geçtiğimden beri herhangi bir şeyden fazla yiyebildiğimi hatırlamıyorum. Hatta neredeyse ilk birkaç lokmada doyuyorum.
  • Yukarıdaki sebepten dolayı felaket derecede acıkacağımı, zor dayanacağımı sanıyordum. Aksine -inanın- neredeyse hiçbir gün acıkmadım, açlık hissetmedim.
  • 99-100 kg aralığında başladığım aralıklı oruç serüveninde (bu yazıyı yazdığım sırada) 94 kg’ya geriledim. Hedefim yeniden 88 kg’ya inip kendime bir bakmak. Hoşuma gitmezse yeniden 90 kiloya park edeceğim.
  • Verdiğim 5-6 kg rakamsal olarak çok da fazla olmasa bile metabolik dengemin de etkisiyle kendimi ÇOK daha hafiflemiş, dinamik, enerji dolu ve ağrısız hissediyorum. 1 beden küçülmüş olmak da gayet keyif verici 😉
  • Gece çok geç saatlere kadar oturan ve çok az uyuyan biri olarak fark ettim ki gece çalışırken epey atıştırıyormuşum (yüklü miktarda peynir ve zeytin). Şimdi örneğin akşam 19:00’da yedikten sonra uykuya geçtiğim sabaha karşı 04:00 – 06:00 aralığına kadar hiçbir şey yemeyince hem çok daha verimli çalışıyor hem de kendimi çok daha zinde hissediyorum.
  • Yediklerimde hiçbir kısıtlamam yok. Bahsettiğim 8 saat içinde canım ne çekiyorsa ve ne kadar çekiyorsa yiyorum ve içiyorum.
  • Daha iyi bir seçeneğe denk gelene kadar ömrümün sonuna kadar bu düzende beslenmeyi hedefliyorum.

Kişisel avantajlar ve dezavantajlarım

  • Ekmek sevmiyor ve yemiyorum. Çocukluğumdan beri sadece kahvaltıda en fazla 1 dilim kepekli ekmek yerim. Gün içinde güzel bir çorba ya da içine daldıracağım bol sirkeli, zeytinyağlı bir salata varsa 1 dilim daha.
  • Hamurişi pek sevmem. Pilav, vs aramam. Karbonhidrat grubundan tek zaafım makarna, pizza ve -özellikle- lahmacun. Bunların her birinden ayda en fazla 1-2 defa yerdim (şu an da aynen devam ediyorum).
  • Suşi ÇOK seviyor ve yiyorum. Bazı türleri kalori bombası gibi ama dert etmiyorum.
  • Şeker ve tuz hiçbir zaman kullanmadım.
  • Tatlı, çikolata, vs sevmem. Çok güzel bir çikolata ya da sevdiğim birkaç tatlıdan birine denk gelirsem belki (senede 3-4 defadan fazla tatlı yediğimi hatırlamıyorum).
  • Düzenli alkol kullanmam. Ayda birkaç defa kırmızı şarap ya da malt viski içerim. Bunun dışında hiçbir alkollü içecekle aram yok. (Aralıklı oruçta her şey gibi alkol de serbest).
  • Spor adı altında yapılan şeyleri sevmiyorum. Dolayısıyla metabolik endeksim kadar kalori tüketebiliyorum.
  • Trafik stresini sevmediğim için arabamı sadece yazlığa giderken (senede birkaç defa) kullanıyorum. Motosikletim Vecihi‘yi de hareket imkanımı kısıtladığı için 1 senedir kullanmıyorum. Dolayısıyla gündelik işlerimdeki ulaşımı yürüyerek, dolmuş / metro / metrobüs / taksi kullanarak gerçekleştiriyorum. Normal bir ofis çalışanına göre çok daha hareketli olduğum söylenebilir. Telefonumdaki uygulamaya göre günde ortalama adımım 8 bin ile 12 bin adım arası değişiyor.

Bu yazıyı hem bir arkadaşımın Instagram paylaşımıyla heveslenip girdiğim bu yoldaki tecrübelerimi aktarmak hem de aralıklı oruç vesilesiyle beslenmeye dair bilgi vermek için yazdım. Tıp doktoru değilim. Size yarar mı yaramaz mı bilmiyorum. Ama hepsi aklınızın bir kenarında bulunsun isterim.

Kişisel tecrübelerinizi ve eksik bıraktığım konuları aşağıdaki yorum bölümünde paylaşırsanız sevinirim.

Sağlıklı bir hayat dileğiyle.

‘Aralıklı Oruç’ meselesinden çıkan birkaç ders, bilgi ve kelam” için 36 yorum

  1. Lanet olsun ki IF ile italyaya taşındıktan sonra tanıştım, benim hikaye 6-7 ayda 30 kilo oldu 🙂 bu ara makarna ve pizzadan hiçte feragat etmiyorum, sizde etmeyiniz spor yaptığım günler pasta ragu mu veya ne vars o gün afiyetle gömüyorum, cuma günlerim ise pizza günüm. tüm yorumlarınıza yüzde yüz katılıyorum, yalnız kas kaybını önlemek ve sıkılaşmak için ağırlık kaldırmayı kesinlikle öneririm sizede. 6 ay sonra tekrar görüşelim, İtalyaya bu yaz gelirseniz de beklerim 🙂

    1. Aralıklı oruç beslenme tarzinda sarkma olmuyor emin olabilirsiniz. Aç kalinan zaman diliminde vücut otofaji ile ölü hücreleri kendisine enerji sağlamak için kullanıyor

  2. Merhaba,
    Ben 21 gün boyunca sadece suyun serbest olduğu, çay, kahve vs. hiçbir sıvı veya gıdanın alınmadığı SU ORUCU diyetini yaptım. Bazı ön hazırlıklar gerekiyor, bunlar yapılmadan kimsenin yapmasını tavsiye etmem. Amaç kilo vermek değil, sindirimin durdurulması ile vücudun tüm enerjisini hücre tamiri ve yenilemeye yöneltmesi, yani sağlık kazanmak için yapılıyor. İnanın hiç açlık çekmedim. Eski kadim bir inzava yöntemi olup, bugün birçok ülkede uygulanıyor. Water fasting olarak ararsanız, birçok yazı ve bilimsel makale de bulabilirsiniz. Kilo bu süreçte doğal olarak veriliyor. Ben birçok faydasını gördüm. Araştırmanızı tavsiye ederim. Saygılar.

    1. Ben de denedim. 20 kilo kadar verdim 4 ayda. Ama saldım bu aralar. Ben de 16 saat tamamlamak için kahvaltıyı kaldırıyordum. Bu şekilde gece uykusu da 16 saate dahil olduğu için vakit çabuk geçiyordu. Bu dönemde aşırı uykum gelmiyordu ama yatağa başımı koyduğumda da uykuya rahat dalıyordum. Ama bu aralar motivasyonumu kaybettim ve buzdolabına çok sık gitmeye başladım. Ama bu yazıyı okuyunca da tekrar gaza geldim. İnşallah tekrar bu düzene geri döneceğim.

  3. 16/8 mantığını anlayamadım. Günün 8 saati nasıl yemek yenir ki? Sizin öğlen ve akşam yemekleriniz toplamda ne kadar sürüyor ve me kadar yiyorsunuz?

    1. Yazıda açıklamıştım ama tekrarlayayım. Yiyeceğiniz 2 öğünü belirlediğiniz 8 saat içinde yiyorsunuz. Ne yediğiniz ve ne kadar süreceği size kalmış.

      1. Muhabbetin en güzel yerinde rakıya elveda deyip suyla devam etmek… ama çok fena gaza geldim, sonucları ileteceğim. 10-18 arasi caizdir.

    2. Ben de obesity code okuduktan sonra rejimlere bakışım değişmişti ve oruç kavramı ile tanıştım. Okumadı iseniz şiddetle tavsiye ederim. Gerek içeriği gerek referansları ve insülin sistemini açıklaması ile şahane bir kitap. Sizi de ayrıca tebrik ederim 🙂

  4. Ben de işe bol su ile başladım, farkettim ki hiç su içmiyormuşum, üstelik kronik baş ağrım (migren değil) yok denecek kadar azaldı. Vücudumdaki şişkinlik (ödemmiş) neredeyse kayboldu. Yaktıklarıma gelince kas mı, yağ mı bilmiyorum ama az yemek mutlulukmuş 🙂

  5. Şahane bir yazı olmus yine ellerinize sağlık. Tahil Beyin isimli bir kitap var. Yazarı David Perlmutter. Sizin bahsettiğiniz beslenmeyi ve aralıklı orucu teşvikediyor Fırsatınız olursa bakmanızı tavsiye ederim.
    Saygılar, sevgiler

  6. 16-8 Mantıklı ve 16 aclık saatinin 5-6 saatini uykuya verip 10-11 saat aç kalınabilir 😉

  7. Ben de 5 aydır 16-8’i uyguluyorum.Sabah 10’akşam 18’de olmak üzere iki öğün yiyorum.10 kilo verdim bu sürede.Kendimi oldukça iyi hissediyorum.Hergün bir saat kadar da yürüyorum.Sanırım ömür boyu sürdüreceğim beslenme düzenini buldum.

    1. Sizi takip edeli 2 yıl oldu önce ytbe..şimdi burası.. sorry buralarda yoktum paşam:)..paylaşım ve sohbetlerinizle biz olgulara:) yol gösteriyorsanız… gençlere çoook şanslısınız…diyorum… gönlü bunca genişlere anadolu cevapsız kalmaz……x

  8. Atıf yaptığınız, sporla ilgili 2012 tarihli yazınızda şimdiki kendinizi eleştirmişsiniz afeta. Yok öyle değil diyeceksiniz ama öyle. İnsan değişiyor demek ki. ya da yaşlanıyor mu diyelim:)

  9. Hepimizin yaşam hikayeleri gibi kilo hikayelerimizde farklı.yemeklerle ilişkilerimiz her geçen gün değişsede temeli aileden gelen o çoçuksu alışkanlıklar.
    Aynadaki bene bakıp yaşamın geri kalanına dair kalıcı çözümler üretebilmek.
    Daha fazla hareket,nabız sorunsalı,çok daha az karbonhidrat biraz daha fazla protein.
    Güzel günler yakındır..

  10. Yıllardır Ramazan ayımda ibadet amacıyla oruç tutarız ama 10 gün sürdürdüğüm sadece sıvı (ayran cacık kahve çay vs.) beslenmeyle yaşadığım zihin açıklığını ve manevi temizliği hiç tecrübe etmemiştim. Özgürlük.
    İhtiyaç duyduğunuz pek çok şeye sigaradan
    ekmeğe uykudan alış verişe her konuda özgürlüğü yaşamak.
    İnsanın kudretini fark etmesi, kadrini anlaması için bir fırsat.
    Geçtiğimiz ay yine aralıklı diyet gibi bir şey başladım. Benimki içgüdüsel. Sıkıldım yemeyeceğim dedim.

    Aralık ayında 84 kiloydum. 9 gün evde yalnız kaldım . Markete gitmedim. Önce evde kalanları yedim. 78 oldum. Sonra yine aynı eskisi gibi yedim. Kilo korundu. 24 saatte armut portakal salata ve yumurta yedim. Ve açlık hissim yok. Öğün atlatmak çok işe yarıyor. 15 marta kadar 1 gün ye 1 gün yeme yapıp 75 olmayı hedefliyorum. ne kendimle ne çevremde kavga etmeden ufak ufak iyi oluyor.
    Adamın biri demiş ya “özgür sevilmenin tadına varın” bana bu kafayı yaşattı . Serdar Hocam, Yaşa var ol. Seni seviyorum.

  11. Tuketimin her geçen gün daha da arttığı ulkemizde bu tarz üretim adına aktif olan kişileri görmek bizi umutlandırıyor. Çok testeşekkür. Dr. Aidin Salih’in “gerçek tıp” kitabı var orada da hastalıkların ana sebebjnkn fazla yemek oldugundan bahsediyor, konu ile ilgilenenler okuyabilir.

  12. Yazı bilgilendirici ve faydalı olmuş. Sürekli yemek gerçekten de vücudun kaynaklarını sindirime yöneltiyor ve vücudu yıpratıyor, hücre yenilenmesini azaltıyor, bağışıklığı düşürüyor ve uzun vadede hasta ediyor.

    Yalnız her şey güzel de tuz konusunda bir uyarım var. Evet klasik sofra tuzu faydasız bir şey. Ancak kaya tuzu içerdiği elzem minerallerle, vücut hücrelerinin düzgün işlemesi için mutlaka alınması gereken bir madde. Bence bir miktar tüketmenizde fayda var.

  13. Serdar Bey, büyük sevap işlediniz gerçekten, teşekkürler 🙂 Umarım popülerleşmesi için başka girişimler de olur. Ben de geçmişte kıtlık yaşayan bazı toplulukların, bolluk dönemlerine göre daha sağlıklı olduklarının fark edildiğini öğrendiğimde ikna olmuştum. Kaldı ki on binlerce yıl avcı-toplayıcı olarak yaşadıysak, ne kahvaltısı? Sabahları tekrar zinde kalkmanın değeri tarif edilemez. Ayrıca bu uygulamanın çocuklar için de – özellikle fazla kilolularsa – uygun olduğunu belirtelim. Aktif, sporcu gençler için gene belli oranda besleyici katkılarla uygulanması tavsiye ediliyor. Aileler ne kadar erken alıkşanlık edinirlerse, o kadar iyi.

  14. 4 ayda 15 kilo ile IF’in en hararetli savunucularındanım. Beni IF ile tanıştıran Can Çiftçi oldu. Hayat boyu kilo vermekte başarısız olan ben ( sahiden başarısız. Glisemik indeks diyetiyle bile 3,5 ayda 1,3 kilo verebilmiş bir kimseyim ) ilk hafta su ve ödem gidişiyle , tartıda 5 kiloyu görünce bildiğiniz ağladım. ( gerçek anlamda, gözyaşlı falan )

    Daha sonrasında da hızlı gitti kilolar ve yağlar aslında ama gün geldi o şerefsiz karbonhidrat nebze de olsa kendini bana hatırlattı. O gün boğazımdan geçen karbonhidratla , bünyedeki dengeler yine şaştı ve şimdi toparlamakta zorluk çekiyorum. Normalde az da olsa karbonhidrat tüketen birinin ( günde 1 dilim kepek ekmeği dahi olsa ) bağırsak-mide gazı, ödem vs gibi sorunlardan muzdarip olduğunu gördüm. Kimi insanlara hiç zarar vermiyor olabilir ama kimi insanların kilo vermesindeki en büyük engel o 1 dilim kepek ekmeği, 2 galeta veya benzer karbonhidratlı yiyeceklermiş. Öte yandan süt ürünleri de bende çok ödem yaptı. Fakat gayet tabii yılların getirdiği vücut alışkanlıkları ha deyince terketmiyor bünyeyi. Toplamda 30 kilo hedefledim. Dediğiniz gibi lüzumundan fazla ama ideal kilo diye verilen sayılar bana rahat hissettirmiyor. 98 kilo ile başladığım IF/KETO macerasında bugün 15. kilodayım ve hedefim 70 kiloya düşmek. ( +/- 2 )

    Bu arada , Obeziteyle savaşta en büyük sorun, destek gruplarının olmayışı. Bir kaç facebook grubu var tabii fakat reeldeki destek gruplarının eksikliği motivasyon konusunda büyük sıkıntı. Ejnebi memleketlerdeki Support Group mantığı Türkiyede uygulanamıyor. Artık devlet hastanelerinde bile mide ameliyatlarının sgk kapsamına alınmış olması, obezite kliniklerinin olması, Obezite’nin bir Türkiye gerçeği olduğunu kanıtlanmıyor mu? Bunun için destek/ motivasyon grupları gerekiyor. Mahalle / İlçe / Şehir’e göre ayrılabilir. Keşke bu konuya ön ayak olsanız. “Çatır çatır gömdüm anne kekini, görüntüde pişman değilim ama içim kan ağlıyor” cümlesini , kilo vermekle cebelleşen bir arkadaşa söylemek başka, bu konuyla hiç ilgisi olmayan herhangi bir arkadaşa söylemek başka 🙂

    Yazınız tam anlamıyla IF’in korkulacak birşey olmadığını kanıtlıyor. Elinize, ruhunuza, gözünüze sağlık

    ( not: Destek grupları konusunu lütfen düşünün 🙂 )

  15. Merhaba Serdar Bey.sizi çok seviyorum öncelikle bunu söylemek istiyorum.beslenme şeklim sizinle ayni diyebilirim bende sizin gibi zayıflayacağım,aşırı kilolu değilim ama kendimi doğrum öncesi kilomda görmek de istiyorum hatta lisedeki kilomda ve öyle hayatıma devam etmek istiyorum.umarım bir gün tanışmak kısmet olur.iyi ki varsınız😀Her paylaşımınız çok değerli bizim için

  16. Verdiğiniz kilolar için tebrikler. Kilo vermenin bir çok yolu, yöntemi var, Aç kalarak, spor yaparak, atkınsın diyeti vs vs. Ama yaşam şeklini değişmediğiniz sürece verilen kilolar mutlaka geri geliyor. İki elin arasındaki lastiği sürekli gergin tutmak gibi diyet yapmak; azıcık elinizi gevşetince lastiğin yaptığı bombe gibi göbek kendini gösteri veriyor. 🙂

  17. Yazi cok faydali cunku resmen bizleri anlatmis yeme duzeniniz. Ben sadece ogle yemegi ve aksam yemegi yiyen biriyim. (Tabi bazen memlekete gidince duzen değişebiliyor. Göçebe yaşamanın zararlarını yaşıyorum biraz.) Ve inanin neden hiç acıkmıyorsun sorusuyla çok karşılaşıyorum. Tek sıkıntı beni ac hissettiren karbonhidrattan kurtulamayışım. Yani ekmek. Onunla da mücadeleye devam. Yani kesinlikle yasam tecrübesi en işlevsel bilgidir. Daima bunu iliklerime kadar hissetmiş bir bireyim. Yazi için tesekkurler. Muhabbetle kalın.

  18. Yemek olayının kan grubu ile alakalı olduğunu düşünüyorum.
    Tavuk, yumurta, ekmek, yoğurt, kahvaltılıklar, çerçevesinde olan bir beslenme alışkanlığımı sadece tek maddeyle değiştirdim. Onun ne olduğunu söylemeyeceğim. Sonra kıymete biniyor bulamıyoruz.
    Neyse Deneyim olarak doyurucu ve açlık hissini bitiriyor.
    Kabızlık, ishal gibi rahatsızlıklar olmuyor.
    Birde farkettim ki sağlıkçıların endüstriyel dedikleri yukarıdaki ürünleri tüketmeyi bıraktığımdan beri isteksizlik oluştu. Tahmin ettiğimi kadarı ile bu endüstriyel ürünlerin tamamına cinsel isteği arttırıcı maddeler katıyorlar.
    Yoksa insanlar bu yediklerinden hiçbirşey anlamayacak.
    Kuşu canlandırıyorsa iyidir gibi bir düz mantık var. Örneğin et ve diğer ürünlerde aynı etkiyi veriyor. Bir insan sürekli hazır kıta olmaz yani.
    Özetle Tavuk, yumurta ve diğer endüstriyel ürünleri bıraktıktan sonra biraz rahatladım diyebilirim.
    Sağlim kafa sağlim vucutta bulunur.
    Sağlim düşünemeyen işinden verim alamaz sonuçta.

    Beslenme açısından mümkün olduğu kadar işlenmemiş içinde şu bu maddesi olmayan ürünlerden tüketmek gerektiğine inanlardanım. Yiyecek çeşidi açısından yararlı, zararlı dokunan yiyeceklerde olacaktır.
    Yazı için teşekkürler.

  19. Yaklaşık 1,5 yıldır yapıyorum, hem zihinsel hem de fiziksel olarak kendimi çok rahat hissediyorum. Tam benim stili uyguluyorsunuz Serdar bey. Kendime benzeyen birine (destek hissettim) denk geldiğim için sevindim

  20. Mükemmel bir yazı. Gerçekten teşekkürler.

    Yaklaşık bir yıldır bu konu ile yakından ilgileniyorum. 3 ay kadar pazartesi ve perşembe oruç tuttum. İki haftadır da öğle yemeklerini hayatımdan çıkarttım. Kendimi hiç bu kadar dinç hissettiğimi hatırlamıyorum.

    Ayrıca belki birilerine de fayda olur düşüncesiyle iki tecrübemi paylaşmak istiyorum.

    Kendimi bildim bileli mide ağrım var. Ayrıca bağırsak tembelliği (ileri boyutta). Şüphe üzerine çayı kestim. Üç yıldır hiç içmiyorum ve bu süre boyunca mide ağrım hiç olmadı. Benim için inanılmaz bir durum zira yıllardır endoskopi tetkikleri ve yüzlerce ilaç derdime çare olamadı.

    İkinci konu ise bağırsak tembelliği. İleri boyutta olan bu sıkıntı ağlayarak ve dizlerim üzerinde tuvaletten çıkmama sebep oluyordu. Çözüm ise Türk kahvesinden geldi. Dört yıldır her gün 4-5 fincan tüketiyorum. Bazen günde iki kez tuvalete gittiğim oluyor. İnanın bundan büyük mutluluk olamaz. İnsan tuvaletten çıkarken güle oynaya, şükürle, dua ile çıkar mı? Çıkarmış 🙂

    Su ve kahve ve yazın komposto dışında hiçbir şey içmiyorum. Ayran., meyve suyu, kolalı içecekler hayatımda yok. Çok şükür her şey yolunda.

    Sağlıcakla kalın.

  21. İslâm hükemasının Eflatunu ve hekimlerin şeyhi ve feylesofların üstadı, dâhî-i meşhur Ebu Ali İbn-i Sina, yalnız tıb noktasında ﻛُﻠُﻮﺍ ﻭَ ﺍﺷْﺮَﺑُﻮﺍ ﻭَ ﻟﺎَ ﺗُﺴْﺮِﻓُﻮﺍ
    âyetini şöyle tefsir etmiş. “İlm-i Tıbb’ı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört-beş saat kadar daha yeme. Şifa, hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin mikdarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir.” Lemalar

  22. Serdar Bey,

    AO’yu etraflica anlatan yazininizi diger yazilarinizi oldugu gibi yine keyifle okudum. Cok tesekkurler.

    Iki aya yakin bir suredir kilolu birisi olmamama ragmen ben de haftanin 5 gunu 16\8 sitilinde oruc tutuyorum. Sizin de belirttiginiz faydalarindan benim en cok tecrube ettigim; genel enerji seviyesinin yukselmesi, dikkat ve konsantrasyondaki artis oldu. Ayrica spor yapan birisi olarak bunun anabolik sureci hizlandidigini da farkediyorum.

    Bu arada; az uyku uyudugunuzdan basetmissiniz. Benim de yapmayi arzu ettigim ama cok zorlandigim bir sey bu. Eger bunun uzerine de bir yazi yazarsaniz kendime ornek aldigim birisi olarak tesir edersiniz diye dusunuyorum:) (Bu arada daha once yazmissaniz ve ben bilmiyorsam benim kusurum, affedin.)

    Bu stildeki orucu uygulayanlara \ uygulayacak olanlara saglayacaklari faydayi maksimize etmeleri icin bir kac tavsiyede bulunmak istiyorum:

    Oruca baslamadan once (sahur desem?) yuksek lifli, yagli (zeytinyagi, tereyagi vb. gibi kaliteli yaglar) ve protein orani yuksek yiyecekleri yemek. Bunun temel amaci bagirsaklarin konforu icin. Ayrica yuksek yagli yiyecekler ve yuksek lif gun boyu tokluk hissi vereceginden yeni baslayacak olanlarda avantaj saglayacatir. Yuksek yagli yiyecekler vucuttaki yag yakan enzimleri de aktive edeceginden, gun icindeki aclikta vucudun yag yakimini hizlandirici etkisi olacaktir.
    Oruclu olunan sure boyunca vitamin ve diger besin takviye urunleri alirken dikkat edilmesi gereken bir husus; insulin salinimini tahrik edici olmamasi gerekiyor. Kahve ve cay denildigi gibi serbest ama tabii ki sutsuz, sekersiz, kremasiz ve tabii ki tereyagsiz:)
    16 saat tamamlandiktan sonra mumkunse orucun acilmasi icin acele edilemesi. Eger uzatilabilirse oructan saglanacak fayda eksponensial olacaktir. Yapabileceklere mumkunse 18-20 saate kadar uzatmayi denemeyi tavsiye ederim.
    Kritik bir konu; orucu actigimizda [karbonhidrat + protein] ya da [yag+protein] agirlikli yiyecekler yiyebiliriz.Fakat sakinilmasi gereken [karbonhidrat+yag] ikilisi. Cunku karbonhidrat, hucrelerin yaglari da absorbe etmelerini kolaylastiriyor ki istemedigimiz bir sey.
    Orucu acitigimiz ilk an en guzeli bir corba, mumkunse et-kemik suyundan(kelle-paca ornegin). Icerdigi kolajenler sindirim sisteminin uzun sure acligin ardindan ihtiyac duydugu destegi verecektir.
    Ilk oruc acildiginda yuksek lifli gidalardan, sebze-meyve gibi yiyeceklerden de uzak durulmasi siskinligin onlenmesi icin gerekli. Cunku bu gidalarin sindirimi zordur ve mide ve bagirsaklar henuz bunun icin hazir degil.
    Ilk bir saat mumkunse bir corba ile gecistirmek ve ana yemegi bir saat kadar sonra yemek yine sindirim sistemi icin iyi olacaktir.

    Sizin de yazinizda vurguladiginiz kilo, agirlik, rakamlar… Aslinda pek de bir sey ifade etmiyor. Insanin kendisini nasil gordugu daha onemli. Zira ayni boyda ve ayni agirlikta olan iki kisiden yag orani daha dusuk kisi daha zayif gorunecektir. Zira yag dokularinin kutlesi kas dokudan cok daha hafif. Yani rakamlara takilmamak lazim.

    Kolayliklar,

  23. Abi sen şeker,tuz,çikolata,hamur işi sevmeden nasıl 100 kilo oldun onu da bir ara anlatsan.Kayseri’de yaşayan biri olarak aklım almadı bu işi.

  24. Amirim merhaba,

    Ben On yıldan fazladır hafta içi sabah kahvaltısı yapmıyorum bol su tüketiyorum öğlene kadar. Öğlen ekmeksiz olarak ne varsa öğünde yerim tatlı ile sizin gibi aram yok nadiren sütlü tatlıları tercih ediyorum bazen.

    Haftasonu da saat ondan sonra kahvaltı yapıyorum artı akşam yemeği. Arada hsonu çok kaçırırsam da kilo olarak sabit durumdayım.

    Herhangi bir diyete de ihtiyaç kalmıyor böylelikle.

    Az öz yemekte fayda var!…

  25. Yazının içinden cımbızla ayıkladığım bir kısmı (13 satır) hatuna göndererek aralıklı oruç meselesine balıklama dalmış bulunuyoruz. Saygılar

    Ufuk Sayın

  26. 16-8 en mantıklı olanı bence de. 2 aydır akşam yemeklerini en geç 1900 da olacak şekilde bir çorbayla geçiyorum. Sonuçtan çok memnunum.

  27. Merhabalar. Bilmeden ben de 16-8 yapıyormuşum meğerse. Uzun yıllardır 110 ile 95 arası götürüp getiririm kilomu. Şişmeye başladığımda akşam yemeğini kesip, sağlam bir kahvaltı ve normal bir öğle yemeği ile 1-1.5 ayda istediğim kiloya inerim. İş yerindeki hareket de faydalı okuyor tabi. İçkiyi de kesmeye gerek kalmıyor.

  28. En cok yorum yapilan yazi bu olsa gerek. Tesekkur ederim Serdar bey, 1 aydir aldigim 30 kiloyu nasil vericem diye dusunuyordum… kilo vermesemde kesin atladigim yerler vardir 5-10 kez daha okurum her yazida oldugu gibi.

  29. Merhaba
    Aslında sizi uzun süredir sadece youtube’da gördüğüm cnn turk ve yine gecenlerde cok sevdigim ve gıpta ile de takip ettigim bir tarihci-yazar Yuval Noah Harrari ile ile yaptiginiz röportajlardan ötürü taniyorum.Gecenlerde yine izledigim bir videonuzda yazilar yazdiginız ve iclerinde ki bir blogdan bahstettiginiz su anda uzerinde pinekledigimiz tam da bu blogtan bahsettiniz ve bende o videoda bahsettiginiz o bloğu okumak icin gelmiştim ama acikca soylemek gerekirse bu başlıkla karsilacagimi hic de tahmin etmezdim hele ki böylesine bir bloğa böylesine bir yorum yazacağımı hiç tahmin etmezdim fakat alan tanıdık olunca ve tecrubelerle sabit olunca bir de bunlarin üzerine sizde yazının sonunda sizlerde yorum kısmına bildiklerinizi bizimle paylasin gibisine bir sey de yazinca kendimi tutamayip soluğu burda aldım.su an 21 yasindayim ve bu diyet sistemini uygulamaya basladigimda 18 yasinda 101 kilo süper obez diye tabir edilen bir sismanlik duzeyindeydim ve o genç hatta çocuk denilen yasima ragmen emekli bir baba hatta mubagala yaparak söylüyorum bir traktorden cikamayacak duzeyde sesler cikararak horluyor ve uykuma böyle devam ediyordum fakat sağımda solumda olanlarida bir o kadar uykusuz birakiyordum tabii.ama bir gün gece saat 3 sularında yine o garip sesleri cikararak uyurken annemin durtuleriyle sarsilarak uyandim anneme baktim ve bana dediği tek kelime sabah ilk isimiz diyetisyene gidiyoruz oldu.velhasıl kelam sabah uyandık diyetisyene gittik ve diyetisyen bana bu diyeti verdi 16-8 olan şekliyle ilk sekiz ayda bu diyetle 24 kilo verdim ilk dört ay 16 sonraki 4 ay 8 kilo seklinde sonrasinda 16-8 modelinden siyrilarak hafta ici hafta sonu modeline gecildi ve halen de 3.yilin sonundayiz ve devam ediyor.bugune kadar toplam 40 kilo verdim ve su an 61 kiloyum 60 kilo olduğumda bu diyeti sonlarndırıp daha farklı bir yöntemle kilomu koruyarak hayatima devam etmek istiyorum ve zayıflamak isteyen sadece zayiflamak icin de değil sağlıklı bir yasam surmek isteyen herkese öneriyorum.bende tıp doktoru veya diyetisyen değilim ama fakat lakin tecrübeyle sabittir diyerek geciriyorum.tesekurler ve basarilar dileyerek huzurlarinizdan ayriliyorum.

Bir Cevap Yazın