Yaşam, beklenti ve tercihlerimiz

En keyifle yaptığım ve içeriğini en sık güncellediğim konuşmalarımdan biri ‘Karar Verme Denen Mesele‘ adını taşıyor. Konusu (tahmin edileceği gibi) tercihlerimiz.

Tercih dediğimiz şey bakış açımıza göre bazen karmaşık bazen de son derece basittir. Değişkenleri iyi okursanız kestirilebilir; hatta yönlendirilebilir. Tercihlerimiz farklı alanlarda dahi paralellik gösterir. Ev tercih ederken kullandığınız kriterlerle kıyafet alırkenkiler arasında temelde çok fark yoktur.

Tercihlerimize yönelik açıklamaları bazen zihnimize ‘alışkanlık’ olarak kodlarız. Çoğunun otomatikleşmiş, şartlanılmış davranışlar olduğunu fark etmeyiz bile (bu konulara yeni meraklıysanız yeni bitirdiğim ve not almak için tekrar okumaya başladığım The Power of Habbit kitabını şiddetle tavsiye ederim).

Dün öğlen bir arkadaşımla lezzetli bir sohbet yemeğindeydim. Hastalığın arefesinde olmama rağmen dayanamayıp Boğaz’a indim, bir banka oturdum, denizi seyretmeye ve düşünmeye başladım. Önümdeki muhteşem silüete periyodik olarak iki grup bulaşıyordu: seyyar satıcılar ve koşucular.

Sonra düşünmeye başladım. Bu insanlar niye koşuyordu? Koşmanın motivasyonlarını elbette biliyorum. Merak ettiğim işin daha başka bir boyutuydu aslen.

Sağlıklı yaşama dair bu tutkunun ve uğruna vazgeçilenlerin, katlandığımız eziyetlerin açıklaması neydi? Daha da ileri götürerek zihnimden bir türlü çıkaramadığım onlarca Dan Ariely anektoduyla iyice karmaşık düşüncelerin içine daldım (bütün bunları düşünürken güzelce de bir soğuk yiyerek iyice şifayı kapmışım).

Her şey basit, her şey karışık

Sağlıklı bir hayat sürmek için yapılanlar akşam belirli bir saatte yemeyi bırakmaktan kıçına hortum sokup lavman yapmaya kadar gidiyor (Ki bu detoks akımına uyanan bir arkadaşım kurduğu şirketle yetmiş beş köşe oldu. Milletin bokunda boncuk ara dur). Yatma-kalkma saati, yenecek-yenmeyecek şeyler gibi uzayıp giden bir listeye endeksli yaşamlar var etrafımda.

Olaya mümkün olduğunca düz mantıkla bakarak birkaz konuya bakalım:

  • Latin Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre sağlık harcamalarının çoğu yaşlıların ölüm öncesi 24 aylık sürecinde gerçekleşiyor.
  • Ve ne yazık ki bütün bu çabaların çoğu son 24 ayı (göreceli olarak) acı ve ağrıdan uzak geçirerek ölmesine yardımcı olmak dışında bir işe yaramıyor.
  • İnsanoğlunun hayatındaki mutlak olan tek şey ölüm. Ve ölüm Steve Jobs’un bir konuşmasında da değindiği gibi ‘yaşamın en büyük icadı’.
  • İnsan hayatını uzaması dünya kaynakları ve buna bağlı pek çok mesele için ciddi bir tehdit oluşturuyor. İnsanlar ölmesi gerektiği zaman ölmeli.
  • Ölümsüzlük (ya da çok uzun yaşama) arayışı korkutucu ve pratikte sürdürülemez bir talep.
  • Ne kadar hedonist, bencil, dünyevi görünse de sonuçta bu dünya ve nimetleri bizim tecrübe edip, yaşayıp, keyif almamız için var.

Rahmetli kayınpederim etrafımda sağlığına, yediğine, içtiğine en çok dikkat eden insandı. Her gün kilometrelerce yürür, arada jimnastik yapardı. Sigara, alkol, kızartma, vs ağzına sürmezdi. En beklenmedik anında, erken sayılabilecek bir yaşta pankreas kanseri teşhisi konuldu ve 20 gün içinde aramızdan ayrıldı. Sağlıklı yaşam ve beslenme konusunda dünyada akla gelen ilk isimlerden Mehmet Öz‘ün kolon kanseri olmasına denkti bu olay benim için. Etrafımızda olup duymadığımız, böyle popüler olmayan nice örneklerle liste uzayabilir.

Özetle; sağlıklı yaşam adına yapılanların (içimizi rahatlatma dışında) bir garantisi yok.

Dahası sağlıksız beslenme ve yaşam adına her şeyi harfiyen yaparak uzun, sağlıklı bir hayat sürüp aramızdan ayrılan yüz milyonlarca insan da var (tam tersi de doğru).

Cevaplaması zor bir soru

Daha da detaya girip canınızı sıkmadan bu bilgi kırıntılarını sağlıklı ve uzun yaşama beklentisine yönelik olgularla harmanladıktan sonra şunu sormak istiyorum:

Ölümün kaçınılmazlığını göz önünde tutarak, sağlıklı bir yaşam adına hiçbir garantisi olmamasına rağmen hayat boyu birçok nimetten, güzel şeyden mahrum kalıp, nice eziyetler çekmek nedendir?

Doyasıya yemek, içmek, hayattan keyif almak varken hayatı bir garnizon disiplininde, yoğun bir kurallar silsilesinde yaşamak sonuca yönelik ne sunmaktadır?

Sağlıklı, düzenli yaşam uğruna bazı yiyecek-içecekleri ağzına sürmemiş, gününü uyandığın andan yatana kadar programlamış, ipin ucunu kaçırma neymiş bilmemiş, bir gün bile sabahlamamış nice tanıdıklarım var. Çoğuna içimden, samimi olduğum bir kısmına da sesli olarak soruyorum: değiyor mu?

Hayatın her zerresinden keyif almaya çalışan biri olarak şunu biliyorum: bugün ölürsem, mutlu öleceğim. İçimde bir ukte kalmadan. Elbette zamansız, beklenmedik olacak, elbette “keşke biraz daha geç olsaydı” diyeceğim, yarım kalan nice işlerim olacak ama kısa bir zamana sığdırdığım; birçoklarının hayatı boyunca yaşayamayacaklarını yaşadığım güzel bir ömrü geride bırakacağım.

Özetle diyeceğim şu: çoğu zaman ezberletilen dert ve çarelerle klişelerden ibaret hale gelen tekdüze hallerimiz hayatın, her biri ayrı değer taşıyan günlerin, fırsatların israfı olabilir mi? Hikayenin sonu herkes için belliyken hele?

Şu iki önemli argümanı da baştan eleyelim:

  1. “Biz bu dünya için yaşamıyoruz, öteki dünyayı düşünüyoruz”. Peki. Ama bu yazının konusu bu değil. Bambaşka bir meseleden söz ediyorum.
  2. “İki hayatı birden yaşamak da mümkün?”. Değil efendim. Kendimizi kandırmayalım. İbre hep bir tarafa yatıyor ister istemez.

Ne diyorsunuz şimdi hanımlar, beyler?

, , , , , , ,

35 Responses to Yaşam, beklenti ve tercihlerimiz

  1. murat 30/11/2012 at 14:48 #

    http://ducanecundioglusimurggrubu.blogspot.com/2012/11/sana-benden-kalan-ne.html
    yaşam sevinci
    amirim not olarak : önceden biz ölünce dijital verilerimize ne olacak ile başladık
    bugün yaşam ile devam ediyoruz
    sigmund freud insanı iki bölüme ayırır: libido ve thanatos (dead drive )
    yaş ilerledikçe dead drive a kıvrılır bütün direksiyonlar

  2. Atınç Atav 30/11/2012 at 14:58 #

    Aslında yaptığımız çoğu şey gibi bu da hissetmekle alakalı,yıllardır spor yapan birisi olarak söylüyorum ki ben kendimi iyi hissetmek ve dilediğim herşeyi yiyebilmelk ve içibilmek için spor yapıyorum yoksa çekilecek dert değil.Bunu paylaştığım spor hocalarımı tepkilerine rağmen ben kendim için en doğru yere konumlandırdığımı söyleyebilirim.Ama şunu da eklemem gerekir ki iyi bir spor sonrası alınan keyif pek az şeyde var.Hepimiz öleceğiz ve bu gerçeğin karşısına daha uzun yaşamak niyetiyle yapılıyor gerekçesi bence biraz hafif kalıyor bu savunma spor yapan takıntılı insanlar için geçerli olabilir;kaldı ki onlar spor yapmasa da yerine koyacak başka bir aktivite bulacak tiplerdir genelde.Neyse Amirim kal sağlıcakla evdekilere selam …

  3. Koray Tugay 30/11/2012 at 15:07 #

    Evet değiyor. Sizin açıkça bir önyargınız var “Ben ciğer sevdiğime göre yüzel bir şeydir. Yemeyen çok şey kaybeder.”

    Siz ciğerden keyif alıyorsunuz, bazı insnlar da spor yapmaktan, disiplinli yaşamaktan, haraket etmekten, ciğer yemeMEkten keyif alıyor.

    Bende size soruyorum, ciğer yiyeceğim diye, mis gibi uyumamaya, erkenden zinde kalkmamaya, spor yaptıktan sonra alınan o keyfi almamaya değer mi ?

    Sabahlamak sanki ne ki, hiç yapmamış arkadaşlarım var diyorsunuz? Size göre keyif verici bir haraketin genel – geçer bir keyif verici haraket olduğunu mu düşünüyorsunuz?

    Her gün Big Mac yiyen adam va, ona göre de “farklı şeyler yiyen insanlar var, ne kadar yazık..”

    Kıt bir şekilde yaklaşmışsınız olaya.

    Siz nasıl orada oturup manzarayı seyrediyorsunuz, keyif alıyorsunuz. Ben de koşarken aynı keyfi alıyorum. Almasam zaten yapmam. Ben de içimden “Böyle yaşanır mı olduğu yerde oturarak?” diye mi düşüneyim?

    Açıkçası ben sizi uzun zamandır takip ediyorum ve bilinç altında kilolarınızla ilgili ciddi problem olduğunu, bu tarz yazılarla sürekli kendinizi avuttuğunuzu düşünmeye başladım.

    Selametle..

    • Levent 30/11/2012 at 18:08 #

      bravo!

    • MserdarK 01/12/2012 at 14:30 #

      Koray Bey, yorumunuz için teşekkür ederim ama okurken kıt bir şekilde yaklaşan sahiden ben miyim diye düşündüm ister istemez. Ben niye insanlar “Big Mac yemiyor?” gibi bir şey demedim ki? Sorduğum soru çok açık; tekrarlayayım:

      “Ölümün kaçınılmazlığını göz önünde tutarak, sağlıklı bir yaşam adına hiçbir garantisi olmamasına rağmen hayat boyu birçok nimetten, güzel şeyden mahrum kalıp, nice eziyetler çekmek nedendir?”

      Bu kadar basit bir sorunun cevabını arıyorum. Yoksa isteyen bizon yer, isteyen marul. İsteyen koşar, isteyen zıplar ya da yatar. Amaç keyif almaktan öte doğru olduğu dayatılan ancak hiçbir garanti sunulmayan kitle psikolojisine yönelik yatkınlığımız.

      Ben müzmin bir bireyci olarak bu sorunun peşindeyim. Ama siz beni kafanızdaki başka bir prototiple karıştırdığınız için biraz tepkilisiniz sanıyorum.

      • hort 01/12/2012 at 14:49 #

        Phorm yazından dolayı senden tiksindim serdark! Şu andan itibaren ocak dışındasın!

      • Emrah Kırımlı (@EMRAHKIRIMLI) 01/12/2012 at 18:44 #

        Güzel soru. Bir aile hekimi olarak her gün bu motivasyonu olmuşturmaya çalışıyorum kimi zaman oluyor kimi zaman olmuyor. Zehir ile ilacın farkı dozu derler. Sizin dozunuz hangisine yakın.

      • Ahmet Kara (@kahmet) 02/12/2012 at 01:16 #

        Serdar Bey merhaba, “hiç bir garantisi yokken” diyorsunuz ya, bu garanti hayatın pek çok alanında yok ki. Bu “doğal” belirsizliği tarifleyebilmek için bilim dünyası istatistiği kullanıyor. İstatistikler de malum çoğu zaman spor yaparak somut faydalar edinildiğine vurgu yapıyor. Sizin yazınız bu “realiteyle” tezat oluşturuyor gibi.

        Paylaşımınız için teşekkürler, ancak sizi uzun süredir takip eden biri olarak bu yazınızı yeterince başarılı bulmadığım geribildirimini vermek isterim. Saygı ve sevgiler.

  4. tgrl 30/11/2012 at 15:22 #

    Ben olaya bu bakış açısı ile bakıyorum :
    “..Arslan gibi hayvanların diş ve pençelerine bakılırsa, parçalamak için yaratılmış oldukları anlaşılır. Ve kavunun, mesela özelliklerine dikkat edilirse, yemek için yaratılmış olduğu hissedilir. İnsanın da istidadına bakılırsa, vazife-i fıtriyesinin ubudiyet olduğu anlaşıldığı gibi, ruhani ulviyyetine ve ebediyete olan iştiyakına da dikkat edilirse, en evvel insan bu alemden daha latif bir alemde ruhen yaratılmış da teçhizat almak üzere geçici bir süre için bu aleme gönderilmiş olduğu anlaşılır. ….”

    • mfelat 03/12/2012 at 12:05 #

      Yazıyı okurken benimde kafamdan benzer düşünceler geçti, Kainattaki her varlık gibi insanın da sebepsiz yaratılmadığını, bu nedenlede yaratılış amacına uygun yaşamaya gayret etmesi gerektiğini düşünüyorum. Mutluluğun dünyevi zevklerle elde edileceğini düşünenler ve huzuru bu yolda arayanlar için elbette ruhun terbiye edilmesi pek bir anlam ifade etmiyor olabilir ama dünyevi zevkleri gelecek veya sağlık kaygısı olmadan tadanlarında son kertede huzura ulaşamayacaklarını, hayatlarında hep birşeylerin eksikliğini hissedecekerini düşünüyorum. Üstüne yaşamaları muhtemel fiziksel hasarlar ve hastalıklar da cabası. Nefis terbiyesi ile ulaşılabilecek ruhani formun kamil insana aklınıza gelebilecek bütün dünyevi zevklerden daha üstün bir iç huzur ve mutluluk ortamını sunacağını inanıyorum.

  5. yasharch 30/11/2012 at 15:34 #

    Özellikle kendi yaşam tarzımız ve alışkanlıklarımızın toplumun bizi etkilemesinden ibaret olduğunu düşünüyorum. Toplumun doğru kabul ettiği değer-yargılar artık bir kural, kanun haline geliyor. Neden koşuyor? Ona koşmanın

    Kaybedenler Kulübü filmindeki şu sahne aslında hayatı ve yaşadığımız toplumu özetliyor: http://www.youtube.com/watch?v=MTogquZ4Aos

  6. brn 30/11/2012 at 15:46 #

    Sevdiğim bir laf var, bu yazıya da uyduğunu düşünüyorum, burada da paylaşayım; “Mutluluğumuzu hedeflerimizin gelecekteki gerçekleşme anlarına ertelemek yerine, her anımızın tadını ve keyfini çıkarmalıyız.” sanırım bu kadar basit…

  7. Simto ALEV 30/11/2012 at 15:46 #

    Yapacak o kadar çok şey var ve hiçbiri bitmiyorken uzun yaşamayı pekala ister insan. Ben dahi. Ama bana uzuuun yaşamak, erken ölmekten daha korkutucu geliyor. Bu yüzden yapacaklarımın en azından bir kısmı yarım kalmasın (hoş, yarım kalsa ne olacak?), vakitli öleyim. Olması gerektiği gibi.

    Bir ölüm sonrası inancım olmadığı için, ancak bilincimin açık olduğu son ana kadar yaşayacağım. Daha fazla değil. Yaşamımı da birçok konuda buna göre düzenliyorum.

    Bu blog konusu özeline inince, ben aradaki dengeyi seviyorum. Zevk almak uğruna beni kısa sürede öldürecek bir şeyi denemem bile. Uzun vadede, yatağa bağlanıp, acı çekerek ölmek istemiyorum. (Aslında yaşadığım süre içinde büyük acılar çekmek istemiyorum.)

    Buna karşın, uzun yaşamak uğruna ot gibi yaşamayı sevmiyorum. Yaşamak, nefes alarak geçirdiğin süre değil, o süreyi iyi doldurup doldurmadığınla ilgilidir. Buraya yazacaklarım, blog yazısının bir benzeri olacağı için geçiyorum.

    Örnekse, keyifle yemeyi severim. Yediğim şeylerin çoğu sağlıksızdır. Ancak ortalama bir yeme düzenim var. 4 Ana öğün, bazen birkaç ara öğün yerim ama hepsi “doyana kadar”dır ve “doymaz” değilim.

    Ya da fiziksel şartlarım itibariyle, daha boktan bir hal almamak için sıfır alkol tüketmem gerekiyor. Ancak en azından haftada bir içilen iki kadeh bir şey çok özeldir. Bazen daha sık, bazen daha seyrek içerim lakin hiçbir zaman “alkolik” bir tavrım olmaz.

    Ne ömrümü uzatmaya çalışıyorum, ne de çok kısaltacak bir şey yapıyorum. Zaten 5 yıl fazla olsa, 5 yıl eksik olsa ne olur? Hem neyden fazla/eksik. Mutlak olan öleceğim bilgisi.

  8. pin 30/11/2012 at 15:48 #

    mehmet öz kolon kanseri olmadı ki… kolonoskopi yaptırarak kansere dönüşme ihtimali olan bir dokuyu erkenden görmüş önlemini almış oldu.

    yazdıklarına katılıyorum.. abartmadan içimizden geldiği gibi yaşamak gerektiğine inanıyorum.

    bir beslenme danışmanı olarak bu konudaki fikrim ise özetle şöyle…

    mutsuzken, ağlarken brokoli yemenin bize bir yararı yok.. çok mutluyken, güle oynaya lahmacun yiyip, koyu bir kahve bile daha çok yarar sağlar….

  9. Â (@ALPERDURUKAN) 30/11/2012 at 16:09 #

    merhaba amirim,
    galiba tam üstüne denk geldi, geçtiğimiz cuma sabahı bir porselen fincanı kırılmaktan korumaya çalıştığım için sağ bileğimde 2 tendon ve 1 adet sinir kesiği meydana geldi. doğruca hastaneye koştum, ameliyat oldum ve şimdi dinleniyorum. önümde yaklaşık 1 sene sürecek bir fizik tedavi süreci var ve sağ kolum olduğu gibi alçı ve sargıda.
    bunu neden yazdım, ben hergün 1 saat koşu yapan, kahvaltıda 3 haşlanmış yumurtayı kafadan miğdeye indiren, şeker kullanmayan, kısacası sağlığıma düşkün olmasam da dikkat eden biriyim. sigara kullanmıyorum, çok nadir alkol alıyorum ve 19 yaşımdayım.
    ha onca koşu, sağlıklı beslenmek beni bu kazadan kurtarmadı, daha erken iyileşmemi de sağlayacak mı, orası meçhul. ancak insana aşıladığı güven ve “ben demir gibiyim” hissiyatı bile iyileşme sürecime katkıda bulunur diye düşünüyorum. zaten film mutlaka bir yerde kopacak elbet, ama umarım yakın bir tarihte bu söylediğim gerçekleşmez :) eğer imla hatası yaptıysam affola, 10 parmaktan 5 parmağa düşünce insan biraz afallıyor :) yazı için teşekkürler.

  10. Mithat AKTEL 30/11/2012 at 16:09 #

    Amirim neşteri vurmuşsun;

    Bende 9 yıl profesyonel spor yaptım,etil kullandım,tütün gillerdende vaz geçmiyorum,çünkü bünyemi beyinmi bilmiyorum ama yemekten vargeçemeyip şükür istediğimizi tüketiyoruz,

    İnsanlardaki ibre hep bu taraf için gösteriyor çoğu zaman, o nedenle hayatlarına sınırlar koymayı kendilelerine eziyet etmeyi benimsiyorlar bence,birde toplum olarak birileri için,iyi eleştiriler almak iyi görünmek ,şu şöyle desin bu böyle görsün amacıdır bence,gidin bakalım bir kaç büyük şehrin dışına , insanlar bu tarz kısıtlamalarla kendilerini boğuyorlar mı ? Çünkü kendilerini beğendirme düşünceleride yok kimseye karşı,Sağlık sorunları yüzünden bu sıkıntılara karşı mücadele edenlere saygı ve iyi temennilerimi iletiyorum gönülden ama diğerleri boşuna kasıyor kendini,

    Gözün arkada kalmasın diyorsan tadacaksın herşeyi :)

  11. Doğan Yetiş (@doganyetis) 30/11/2012 at 17:19 #

    “Bu insanlar neden koşuyor” dan başlayayım, umarım vaktiniz olur da okursunuz.
    Koşmak mükemmel bir şey. Hayatımın yarısından fazlasını aktif olarak spor yaparak geçirdim, ve özellikle istanbulda, boğazın kıyısında koşabilmek, gerçekten harika bir şans. Bisiklet sürmek de öyle.
    Onun dışında, spor yapmanın insan hayatını düzenlemede etkisi çok büyük. Yemek saatleriniz düzenlenir, uykusuzluk problemleriniz çözülür ve dinçleşirsiniz. Her sabah 5 te kalkıp 15 kilometre koşan insanlar var etrafımda. Almanya’dayım, ve bazı sabahlar -20 derecenin altında koşuyorlar. Ben o kadar yapamam, ama onlar bundan çok mutlu oluyorlar.
    Aynı sizin Vecihi’nizle sahil turu yapmanız gibi aslında. Tek fark, bedava olması ve -kansere çare olmasa da- vücudunuzu sağlıklı tutması.
    Bence, kanserden hayatını kaybeden insanları düşünerek, spor sağlıklı kalmayı garantilemiyor demek, kask takıp motorsiklet kazasında ölenlere bakıp “kask hayat kurtarmıyor” demek gibi bir şey. Ama kask takıyorsunuz. O kaskı taşıması etmesi ve ona verdiğiniz para da cabası. Hem rüzgarı saçlarınızda hissetmekten daha güzel ne olabilir?
    Ama yine de, tütün ürünleri kullanmayıp sağlıklı yaşamaya çalışan bir insan olarak, sigaradır, purodur, diğer yan ürünlerdir denemeden ölmek istemem. Belki bağımlısı bile olurum, bu ürünlere aşık olurum, keyif alırım. Bilmiyorum. Ama şu an, vücudumla henüz işim bitmemişken (genç olmam nedeniyle) böyle şeylerde gözüm yok.
    Yani kısaca, hayatın nimetleri ve bunların bizim kullanmamız için oluşundan bahsetmişsiniz. Koşmak da, spor yapmak da hayatın bir nimeti. Günün en güzel anları, spordan sonra -özellikle rekabet ve takımların olduğu bir spordan sonra- hissettiğim o yorgunluk, o bitkinlik, o mışıl mışıl uyku benim için.

  12. Sedat 30/11/2012 at 18:01 #

    En guzeli o ibreyi ortada tutmak,ama en zoru da o :)

  13. Ahmet Yanak 30/11/2012 at 21:21 #

    “Tercihlerimize yönelik açıklamaları bazen zihnimize ‘alışkanlık’ olarak kodlarız. Alışkanlık dediğimiz şeyin çoğunun otomatize dünyasını bilmeden (bu konulara yeni meraklıysanız yeni bitirdiğim ve not almak için tekrar okumaya başladığım The Power of Habbit kitabını şiddetle tavsiye ederim).”

    Cümlenin sonu yok :D O kadar kişi gitmiş sonunu mu okumuş anlamadım.

  14. mert 01/12/2012 at 10:53 #

    Dr. Oz, Kolon temizliği yerine, oral temizliğe dikkat çekiyor. Düzgün yemek ye, bol su iç diyor.. http://www.youtube.com/watch?v=JLQNRmtBzgI&NR=1&feature=endscreen

  15. Kerim 01/12/2012 at 13:57 #

    Tebrik ederim, bir konu bu kadar sığ ele alınabilir… Hangi fikri çürüteceğimi şaşırdım. Ama sorunuza gelince, bu konunun bilmediğiniz çok yönü var. Size Irvin Yalom’un “Varoluşcu Psikoterapi” ve Arthur Shoppenhauer’in “İsteme ve Tasarım Olarak Dünya”sını tavsiye edeyim. İyi bir başlangıç olur.

  16. ılgaz kuruyazıcı 01/12/2012 at 14:51 #

    Hah sonunda biz koşarken bankta yayılıp bakanlardan biri dile döküldü, demek tahminlerimizin büyük kısmı doğruymuş. Yeni başlayanlar hariç koşan kime sorsanız size koşunun sağlık açısında faydasını savunmaz. Ciddi anlamda koşanların hepsi üç evreden geçer, ilki sizinki gibi dışardan bakıp anlam verememe ve anlam arama, ikincisi bir anlam bulma sevdası ile sağlık, motivasyon,enerji gibi klasik açıklamalara sarılma, üçüncü evre bunların anlamsızlığını fark edip aslında sevdiği bir şeye anlam yüklemek gerekmediğini anlayıp sadece koşma. Yoksa kimse haftada 4-5 gün kilometrelerce yol koşmayı, sabah ezanından önce kalkıp yollara düşmeyi, yağmurda çamurda koşmaya ormana dalmayı mantıkla açıklayamaz. Birinci evreye hoş geldiniz, ikiden geçip üçe varmayı isterseniz buyrun yollar sizin. Sizi bekleyen milyonlarda dost var içiniz rahat olsun. “Kim ulan bu???” diyenler için dip not: http://www.kosturmaca.com http://www.uzunmesafe.com ve http://www.kosugazetesi.com

  17. Soner Görpeli 01/12/2012 at 20:50 #

    Güzel bir açıdan değerlendirmişsiniz. İnsanların, para ve daha fazlasını kazanmak için harcadığı çabayı; diğer canlıların yaşamına saygı ve onların yaşamını kolaylaştırmak için gösterselerdi, sonrasında hiç kimsenin öldükten sonra cennetti hayal etmesine gerek kalmazdı, tebrikler

  18. BLC 03/12/2012 at 15:57 #

    Kararlarımızı alırken tek tek örneklere değil total istatistiklere dikkat edersek daha akıllıca bir iş yapmış oluruz sanırım.

    Motor kullanırken kask bile takmayan, trafik ışıklarına dikkat etmeyen, hız yapıp, tehlikeli makaslara giren ama hiç kaza geçirmemiş insanlar da mevcut, bütün trafik kurallarına uyup, her tür korumayı kullanan ama bir gün, uykulu bir sürücünün geç fren yapması yüzünden hayatını kaybeden insanlar da.

    Ama kimse bu iki örnek üzerinden hiç bir garantisi yokken neden insanlar şu yaz sıcağında kask takıyor, neden bu fedakarlıkları yapıyoruz demez sanırım.

  19. onur 04/12/2012 at 15:54 #

    bir bakıma haklısında, abi şimdi ben üniversite okuyan bir öğrenciyim, onlarca dersim var geçmem için okadar çalışmam ve bunun içinde zaman harcamam gerekiyor. Tamam ben buna kendimi zorunlu hissetmeyebilirim ama sistem derki; eğer çalışmazsan, ömründen şu kadar ve daha fazla zamanı buna harcamazsan hayatta yaşam süremezsin. Ki bunun birde iş hayatı versiyonu vardır ki, insanların geneli paranın köölesi olmuştur. Bu hayatın ister istemez kaçınılmaz problemidir ve kapitalist düzen kurulduğundan beride devam etmektedir. Şimdi abi bana hem bu sistem içinde yaşaıı süreceğim hemde hayatımı yaşayacağım bir çözüm sun, ibre illa bir tarafa yatıyor ve ne tarafa yatarsa diğer taraftan bazı şeyleri kaybetmek zorunda kalıyorsun.

    • MserdarK 04/12/2012 at 18:39 #

      Söylediklerinize genel anlamda katılıyorum.

      Ancak kişisel bir örnek vermem gerekirse ben üniversite hayatımdan çok sıkılıp bıraktım ve hayatımda hiçbir kaosa, boşluğa sebep olmadı (Memur çocuğu olmak başlıklı yazımda öyküsünü okuyabilirsiniz).

      Eğitim kurumları her konuda her şeyi sunmuyor. Her zaman alternatifler de var. Bende işe yaradı, başkasında yaramamış olabilir. Ama yazının temel mantığında da olduğu gibi üniversiteyi kazanıp, okuyup hiçbir şey yapamayan da niceleri var. Üstelik bazıları gayet başarılı, azimli ve donanımlı. Yani hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. Ama biz genellikle garantili gibi görünen ya da şansımızın daha fazla olduğunu düşündüğümüz yollara meylederek içimizi (ve çevremizi) rahatlatmayı tercih ediyoruz.

      Ben şu an terk ettiğim üniversitede yüksek lisans dersleri veriyorum. Böyle şeyler bana hep farklı düşünme gücü veriyor.

      Umarım siz de hayallerinize ulaşma, hedeflerinizi gerçekleştirme fırsatı yakalarsınız.

  20. Mehmet Ortaç 04/12/2012 at 19:12 #

    Ben de son zamanlarda ciddi anlamda bunu düşünüyorum. Sağlıklı yaşamak için ne yaparsak yapalım neticede kaderimizi yaşıyoruz ve tanrının bize çizmiş olduğu hayat yolculuğunu tamamlayıp, göçüyoruz. Sağlıklı yaşamak için bir şey yapmasak bile o tarihte öleceğimiz kesin. O halde bu kadar eziyete gerek var mı? hala daha cevabını bulabilmiş değilim.

  21. Efe 06/12/2012 at 20:50 #

    Koşunun amacının sadece sağlık olmadığını düşünüyorum. Bununla ilgili bir mili dört dakika altında koşan ilk insan olan Roger Bannister’in güzel bir sözü var.

    “We run, not because we think it is doing us good, but because we enjoy it and cannot help ourselves. The more restricted our society and work become, the more necessary it will be to find some outlet for this craving for freedom. No one can say, ‘You must not run faster than this, or jump higher than that.’ The human spirit is indomitable.”

  22. Mert Ak 12/12/2012 at 11:55 #

    Serdar bey bütün yazılarınızı takip ediyor ve okuyorum. Bir çok yazınızdaki düşüncelerinize katılıyorum ama bu yazı hariç. Nedenine gelirsek:
    Öncelikle ben düzenli spor (koşu, fitness) yapan, sağlıklı beslenmeye çalışan bir uzman doktorum. Spor yapmadığım dönemler de oldu ama az. Yazıdaki konu ile ilgili düşüncelerimi madde madde yazarsam daha kolay olacak:
    Özellikle üzerine basarak belirttiğiniz şu cümlenizdeki durumu açıklamaya çalışacağım..
    “Ölümün kaçınılmazlığını göz önünde tutarak, sağlıklı bir yaşam adına hiçbir garantisi olmamasına rağmen hayat boyu birçok nimetten, güzel şeyden mahrum kalıp, nice eziyetler çekmek nedendir?”
    1– Şu kesinlikle tartışılmaz bir gerçek ki düzenli spor yapan insanlar bunun BİRÇOK KONUDA FAYDASINI GÖRÜR. Bu faydalar fiziksel, bazı hastalıklara daha az yakalanma, daha sağlıklı bir hayat sürme, psikolojik olarak daha iyi olma, daha mutlu hissetme, hayata bir bakış açısı daha katma gibi çok çeşitli faydalar olabilir. Hepsi tartışmasız ve bilimsel kanıtlanmış faydalardır. Burada saydığım ve sayamadığım bir çok faydanın içerisinde belki en önemsiz olanı daha uzun yaşamaktır.
    2– Düzenli spor yapan insanlar eziyetler çekmemektedir. Tam tersine yaptıkları spor aktiviteleri, egzersizler onları çok mutlu eder. Spor yapmayan insanlar bunu dışarıdan eziyet gibi görebilir bu doğaldır, spora yeni başlayanlara da öyle gelebilir. Ama sonrasında vazgeçilmez bir keyife, zevke dönüşür bu, spor yapan insanlar peryodik olarak bu keyfi yaşamaya bağımlı hale gelirler hatta. İlk başlama dönemini atlatmış spor yapan hiçbir insan bunun eziyet gibi geldiğini düşünmez.
    3– Hiçbir şeyin garantisi yok evet ama bu sadece sağlık, yaşam, ömür, ölüm, uzun yaşama gibi konular için değil her konu için geçerli. Böyle bir mantıkla yaşanamaz. Yani o zaman sigara, alkol, uyuşturucu, zararlı ne kadar şey varsa hepsini yapmak gerekebilir. Ama insanoğlunun yapısı gereği ve hayatın anlamı gereği faydalı şeyleri mümkün olduğunca yapmak zararlı şeylerden de mümkün olduğunda kaçınmak gerekiyor işte. Siz (veya biz) mesela neden bu kadar çok çalışıyorsunuz ki bunun yarısı kadar da çalışsanız aynı hayatı aynı imkanları yaşarsınız.
    4– Yazıdaki en önemli yanlışlardan birisi: Düzenli spor yapan veya sağlıklı yaşam adına beslenmesine dikkat eden bir insan eğer bunu ayarında yapabiliyorsa dünyadaki hiçbir zevkten mahrum kalmış olmaz, hatta bir çok zevki daha ayarında tattığı için daha mutlu olur. Düzenli spor yapmak insanlara eziyet vermez, başlarda öyle gelir sonra insanın hayatına çok olumlu getirileri olur. Aynı şey sağlıklı beslenmek daha doğrusu zararlı besinlerden uzak durmak için de geçerli.
    5– Bir de şöyle bir durum var ki, dünyadaki insana zevk veren, tat veren herşeyden (yiyecek veya başka şey) mümkün olduğu kadar fazla tatmak gibi bir hayat felsefesi olamaz. Bu insan hayatına dair, hatta bütün canlıların hayatına dair hiçbir felsefe ile bağdaşmaz. Elbette zevk için bir çok şey yaparız ama bunların sınırını bilmek hatta bazılarından bilerek mahrum kalmak da bir anlam ifade eder bence. Bu da insana artı bazı duygular ve huzur katar.
    6– Çok güzel iki çocuğunuz var biliyorum, onların hayatlarında sporun az veya çok bir yeri olmasını sağlarsanız çok büyük iyilik etmiş olursunuz. Hayatlarına onlarca olumlu anlam katmış olursunuz.
    7– Zararlı diye herşeyden çok mahrum kalmak da doğru değil. Boşver diyerek her canının istediğini yapmak da doğru değil. Sadece zevke, keyife, günleri olabildiğince mutlu geçirmeye hedeflenmiş bir hayat felsefesi de olamaz zaten. Optimum ayarı olabildiğince yapabilmek lazım…

  23. Ayhan 12/12/2012 at 15:14 #

    Dün gitti, bugün yaşıyoruz, yarın ne olacak bilmiyoruz (Ali bin Ebu Talib – Hz. Ali)! Kalite ile mi, kaliteli mi?

  24. halilturkmen 13/12/2012 at 14:23 #

    Koşan biri değilim, ama koşmayı ve nefes aldığımı hissetmeyi, güzel bir yemek kadar çok seviyorum . 5 senede bir aldığım 5 kilolarla, zorunlu olarak yürümeye veya kenarda oturmaya kaldım. ibre 100 olanlardanım. Dizlerimi zorlayıp koşmak artık zor ve tehlikeli hissediyorum. ama sorarsanız oturup seyretmek mi, yürümek mi, koşmak mı ?.

    Oturmak isterim, ama boş boş değil, koşmak isterim ama kendime zarar verecek kadar değil, yürümek isterim ama tek değil. Sağlıklı yaşamak için uğraşanları, dikkat edenleri abartmadığı sürece takdir ediyor ve kıskanıyorum, Yinede yapamadığım içinde mutluluğumu bozmuyorum. eee güzel bir yemek üzüntümü alıyor. Güzel bir film tüm acıları unutturuyor.

    Yüzüncü yaş gününde Eubil Blake
    “Bu kadar uzun yaşayacağımı bilseydim, kendime daha iyi bakardım” demiş.
    ne kadar yaşacağımıza biz karar vermiyoruz. Nasıl yaşayacağımızı seçiyoruz. oturarak yürüyerek veya koşarak, biri doğrudur yanlıştır diye iddia etmek biraz fazla kaçıyor, ama ilgilenip araştırıyorsa, yardımcı olmalıyız, “nerde güzel yemek var”, “nerde güzel sohbet” veya “nerde oksijen”.

  25. hakan 14/12/2012 at 00:52 #

    Dünya, ahiretin tarlasıdır ve biz Allah’ ın isimlerinin öyle ya da böyle tecellisine vazifeliyiz. Onun istediği tarzda yaşarsak parlak bir ayine olmanın mükafatını hem burada hem Orada alacağınız.Tersi de vice verse.

  26. Güngör 24/12/2012 at 03:52 #

    Yazınızı okudum ve birşeyler buldum. Sizi takip falan eden bir birey değilim ancak anladığım kadarıyla yorum yazan çoğu birey sizi oldukça sıkı takip ediyorlar. Benim ilgimi sizi takip eden bireylerin sizi anlamadan nasıl takip edebildikleri çekti. Yazınız çok basit şekilde ve herkesin anlayacağı saf ve berraklık içeriğiyle dile getirilmiş bunun için neden bu kadar yorum yazan bireyler sizi eleştirmiş ve ben bunları yapıyorum ne olacak şimdi şeklinde yaklaşımlara girmişler ben gerçekten bunu anlamış değilim. Sizi bundan sonraki süreçte takip edeceğim nedeni ise sizi anlamadan nasıl takip ediyor bu bireyler sırf bunu çözmek için, hayat hoş bir Seda değildir, asıl hoş olan hayatın herkese ödül olara ölümü veriyor olmasıdır…

  27. arman 26/12/2012 at 19:30 #

    bu güzel yazının bence tek bir fikri var; başkasına zararı olmayacaksa, seni mutlu eden şeyleri yap.
    sizi takip etmeye çalışıyorum ve bu yazı sizde satır aralarında zaten gördüğüm fakat uzun süredir kafa yorduğunuzu da düşündüğüm özetlemiş. vecihiyi alma ve mutluluk yazılarını hatırlıyorum.
    büyük ihtimalle spor ile ilgili baskılar hissettiğinizde bunu yazdınız. yanlış anlaşılmazsam sizin vücut tipinizin zaten ritmik sporlara uygun olduğu konusunda değilim. yaşam şekliniz de öyle sanıyorum. bence size en uygunu yoga ya da bildiğimiz namaz hareketleri. yani namazı hızl iıca günde 5 kez tekrarlasanız kan akışını düzenlese ve eklemleri düzenlese size daha uygun. ben de tam tersiyim, hareket edemeden duramıyorum. eğer vücudu yormassam hiç birşeye odaklanamıyorum gün içi. yani herkesin vücudu, genleri, ortamı zamanı vs farklı ve nasıl mutlu hissediyorsa öyle davranmalı. bunun tek istisnası yemek. normal yemek ve su hayatınızdan çıkarsa işiniz zor.

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim