Sağlıklı ve uzun yaşamın sırrı

40’tan fazla ülke gezdim. Afrika hariç hemen her kültürün pek çok türevini gözlemleme fırsatım oldu. Son İtalya ziyaretimde ne zamandır yazmak istediğim bir konu depreşti. Hevesim küllenmeden yazayım dedim.

Birçok yazımda bahsi geçti. Ben zayıflıktan kemikleri kırılan bir çocukken “yeter yavrum, yeme” denen, doktor teşhisiyle sabitlenen bir obeze dönüştüm. Bu hastalık hayatımdan çok şey götürdü, götürmeye de devam ediyor.

Şişman olmayla ilgili bir derdim yok ama sağlıklı yaşam ile var. Dolayısıyla zaman zaman fena halde kafama taktığım bir mesele bu.

Yaşam ve yeme tarzıma bakınca neden aşırı kilolu olduğum konusunda çok fikir edinemiyorum. Örneğin şeker kullanmam, tatlı sevmem, tuz hiç bilmem, ekmek yemem. Hamur işine düşkün değilimdir, nadiren gazlı içecek tüketirim. Fast-food denen şeyler ayda en fazla 1 hadi bilemediniz 2 defa mahalleme uğrar.

Hiç bir şey yemem de demiyorum elbette. Aksine güzel şeylerin hepsinin sırrına vakıf olmak gibi bir niyetim var ve Yemek de bu arayışta bir istisna değil.

Bu ön bilginin ardından sağlıklı ve uzun yaşama ekseninde bütün ezberleri bozan 3 ülkeye bakacağım. Aynı zamanda ziyaret etmekten en zevk aldığım 3 ülkeye. İspanya, İtalya ve Yunanistan.

Akdeniz’in bu 3 güzel ülkesi, birbirine oldukça benzer yaşam ve yemek tarzına sahip. Kuzey Avrupa’nın çelik iradesi ve katı disiplininin hiç uğramadığı bu topraklar geç yatan, geç kalkan, çok yiyen, çok içen, az hareket eden (ve çok konuşan) insanların diyarı.

Ekmek, hamur işi, zeytinyağı, şarap ve kızartma gibi uzatıp gidebileceğim; her beslenme uzmanının ‘aman uzak dur, aman dikkatli tüket’ dediği HER ŞEYİN gırla gittiği bu kültür nedense Türkiye’den çok daha düşük şişmanlık oranına ve yüksek mutluluk katsayısına sahip. Daha güzel hayatları daha uzun yaşıyorlar.

Italian Job

Güne 10:00 gibi başlayan, öğlen 2-3 saat mola veren, akşam yemeğine en erken 20:00 ya da 22:00’de oturan, gece 01:00’e kadar masadan kalkmayan ve hiçbir öğününü hafif geçirmeyen bir rutinden söz ediyoruz.

İspanya’dan sonra en çok ziyaret ettiğim ve an itibariyle en taze gözlemlere sahip olduğum İtalya’dan bir kesit vereyim. Döneceğim günkü öğle yemeğimde karşı masamda 3 ‘dede’ oturuyordu. Her İtalyan / İspanyol / Yunan gibi durmak bilmeden (bazen üçü birden aynı anda) konuşuyorlardı. Bir yandan da yiyorlardı. Burnumun dibinde olduklarından ben de hayranlıkla anlamadığım sohbetlerini dinliyor, ara sıra da yediklerine bakıyordum.

Mekanla beraber amcaların fotoğrafını da çekmişim. Üçüncü üye kareye girememiş ama arkada.

Geleneksel bir İtalyan öğle yemeği yiyorlardı. Ben aklımda kalanları sıralayayım, gerisini siz düşünün.

  • Başlangıçta bir iki kadeh kırmızı şarap. Yanında jambonlu kavun tabağı.
  • Zeytinyağı kasesine bata çıka demledikleri harika mayalı ekmek dilimleri (zeytinyağının tereyağı ve benzeri katı yağlar kadar hatta daha fazla kalorili olduğunu biliyor muydunuz? Evet katı yağlara göre daha sağlıklı ama daha az kalorili değil!).
  • Ana yemek öncesi bol soslu ve malzemeli bir makarna (İtalya’da makarna genellikle ana yemek öncesi ‘altlık’ olarak yenir)
  • Beyaz şarap eşliğinde ana yemek. (Biri soslu et, diğer ikisi balık yedi).
  • Paylaşmak için ortaya bir pizza.
  • Tatlı olarak ikisi tiramisu, diğeri cheesecake söyledi.
  • Tatlının ardından dev tabakta bir karpuz.
  • Kahve olarak birer espresso.
  • Dijestif olarak iki kadeh grappa.

3 kafadarın binbir sohbetle süslediği bu görkemli masa onlar için sıradan bir öğle yemeğiydi. Bunun daha akşamı vardı. (Kahvaltıyı siz hayal edin). Hiçbirinde sağlıksız, mutsuz, çirkin bir hal de yoktu. Hatta pek çok açıdan benden daha iyi durumdaydılar.

Üstelik İtalyanlar öyle deli gibi spor yapan; sporu geçtim yürüyen bir toplum bile değil. Otomobil ve motosiklet cenneti bu diyarda sokaklarda turistler dışında birilerini görmeniz pek olası değildir.

Bu durum Akdeniz çeperindeki ülkelerin sıradan hali.

Peki bizim günahımız ne?

Fransız gibi yaşayıp incecik kalmak ABD başta olmak üzere pek çok kişinin hayallerini süslüyor. Bir dönem çok popülerleşen ‘French women don’t get fat‘ (Fransız kadınları şişmanlamaz) kitabı da bu paradoksu masaya yatırıyordu. İlginizi çektiyse Türkçeye de ‘Fransız Kadınlar Niçin Kilo Almaz? (Keyif İçin Yemenin Sırrı)’ ismiyle çevrildi. Keyifli kitaptır.

Eminim etrafınızda mutlaka yediği-içtiğine rağmen nasıl incecik kaldığına akıl sır erdiremediğiniz kişiler vardır. Kabul edelim ki Tanrı bazı konularda, bazılarına iltimas geçmiş. Kabullenmek dışında yapacak bir şey yok (bu olayı genlere bağlayanlara not: araştırmalar genlerin uzun ve sağlıklı yaşamda sadece yüzde 20’lik payı olduğunu gösteriyor). Ya da “su içsem yarıyor” cümlesi kulağınıza hiç yabancı değildir. Ve üzgünüm; suyun kalorisi yoktur ;)

Yediklerinizi dikkatle seçerek, bol hareket ederek, sistemli bir hayat yaşayarak kilo verebilirsiniz. Bu her zaman mümkün. Ben bir dönem buna benzer bir yöntemle 1,5 sene uğraşarak (kendi kendime kurduğum bir sistemle) 42 (yazıyla kırk iki) kilo verdim.

Ama bu şeklide yaptığınızın aslında size ait olmayan bir hayatı yaşamaya çalışmak olduğunu unutmayın. Dolayısıyla önünde sonunda eski, ait olduğunuz, gerçek hayatınıza dönecek ve eski halinize ‘kavuşacaksınız’. Hatta vücudunuz ona çektirdiğiniz eziyetten dolayı sizden intikamını da fena alacak. Bir daha yaşanabilecek böyle bir duruma hazırlıklı olmak için çok daha fazla yağ depolayacak. Bu kısır döngü sürüp gidecek.

Bu asla kazanamayacağınız bir savaş.

Ben yaşama dair kutsanan sağlıklı olma ve benzeri hallerin hepsinin öncelikle ‘mutlu olma’ ile doğru orantılı olduğuna inanıyorum. Mutlulukla, huzurla, keyifle, sakince yenen bir yemeğin tam aksi şartlarda yenen yemekle çok farklı etki ve sonuca sahip olduğuna eminim.

Bilirsiniz; yemek yeme sadece açlıkla ilgili değil. Hatta bence yeme eylemenin açlıktan çok psikolojik kökenleri var. Mutlu ya da mutsuz olduğu için kendini yemeye verenler de az değil.

Yukarıda bahsettiğim sebeplerle şişmanlamak da sadece yenilen şeylerle ilgili değil. Fazla düşünmenin bile şişmanlattığına inanabiliyor musunuz? (ya da farklı günlerde oruç tutmanın kilo verme ve beyin fonksiyonlarını geliştirmeye yardımcı olduğunu?)

“I know what it is to be young…”

Walter Breuning

114 yıllık yaşamıyla ‘dünyanın en uzun hayata sahip insanı’ unvanıyla geçen yıl aramızdan ayrılan 1896 doğumlu Walter Breuning, kendisiyle yapılan bir röportajda uzun yaşamın sırrını 3 maddeyle özetliyordu:

  • Az yemek (günde 2 öğün yiyordu),
  • Çok çalışmak (67 yaşında emekli oldu)
  • Değişime açık olmak.

Gayet mantıklı, değil mi? Keşke hala hayatta olan emsallerine de tek tek sorsa birileri. (Breuning demişken hep ideal kiloda yaşadığını, 64 yaşında yakalandığı kolon kanserini atlattığını, 108 yaşında kırılan kalçasının 21 günde iyileştiğini ve 14 Nisan 2011 tarihinde uykusunda huzur içinde öldüğünü de hatırlatmış olayım)

Hatta bu kadar anmışken internetten ona yollanan sorulara verdiği cevapları içeren şu keyifli videoyu da izleyelim. Berrak zihninde hala tazeliğini koruyan anılarının bir ksımına da şahitlik etmiş oluruz:

Benim derdim Breuning tarzı uzun bir yaşam değil. Ama bunu epey ciddiye alan; hatta hayatın merkezine oturtanlar var.

Bütün kitaplarını okuduğum, sunumlarını takip ettiğim, gazetedeki birçok köşe yazımda andığım (ve son derece ilginç öngörülere sahip) Ray Kurzweil olayı daha da ileri götürüyor. Kısa süre sonra ölümsüzlüğün sırrına erişileceğine inanıyor. Bu yüzden garip bir hap, vitamin ve beslenme düzeninde ‘ölmeden o zamanı yaşamak ve sonsuza kadar hayatta kalmak için’ kendini paralıyor. Günde 210 vitamin hapı içiyor desem? Bu o kadar büyük bir sorumluluk ki hapları taşıması ve sırayla vermesi için özel bir görevlisi bile var. (bu hallerinin fazlasıyla garip geldiğini itiraf edeyim).

Ben ise kimseye muhtaç kalmadan, huzurlu bir ölümün ben dahil ‘herkesin’ hakkı olduğunu düşünüyorum. Uzun yaşamak marifet değil. Güzel, dolu ve huzurlu bir yaşamın yerini hiçbir şey tutamaz. Sıradanlaşmadan, sıkıcılaşmadan eyvallahı çekmek gerek.

Eleğin üstünde kalanlar

Şimdiye kadar uzun ve sağlıklı yaşama konusunda yaptığım araştırmalar ve topladığım notlardan oluşan bir derlemeyi paylaşayım. Bir şeyin reçetesi ya da garantisi değil, sizin görüşlerinizle de çelişebilir ama yine de aklınızda bulunsun.

  • İyi bir seks hayatı.
  • Mutlu olmak.
  • Evlenmek (garip gelebilir ama evli olanlar ortalama 10 yıl daha uzun yaşıyor)
  • Çikolata (yaşadınız!).
  • Şarap.
  • Daha fazla hareket (vücudumuzun her bileşeni hareket etmek için programlanmış. Aynen makineler gibi hareketsizlik öldürüyor).
  • İdeal kiloyu korumak.
  • Daha az yemek. (fazla beslenmenin en büyük sorunu bin bela içeren serbest radikalleri coşturması)
  • Soğan ve sarımsak.
  • Deniz ürünleri.
  • Gülmek, kahkaha atmak.
  • Daha az uyumak (evet).
  • İyi arkadaşlıklar.
  • Evcil hayvan (stresi yok etmenin en sağlıklı yolu).
  • Amaç sahibi olmak (öylesine geçen günler yıkımı tetikliyor).
  • Şükretmek (hayatınızda şükredecek ne kadar çok şey olduğunu çoğu zaman düşünmezsiniz. Her zaman beterin beteri olduğunu da.)

Hepinize uzun, mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir hayat dilerim.

, , , , , , , ,

15 Responses to Sağlıklı ve uzun yaşamın sırrı

  1. ahmet 10/08/2012 at 15:26 #

    ilk yorumu yapan yine ben olayım; güzel yazı olmuş eyvallah bileğine kuvvet üstad…

  2. Ekrem Hk. 10/08/2012 at 16:17 #

    Ellerinize sağlık, güzel bir yazı olmuş. Yazı bana ‘outliers’da geçen Roseta’ların hikayesini hatırlattı. Kısaca; onların hayatını uzatan şey birarada, paylaşarak mutlu yaşayabilmeleriydi..

  3. Armag 10/08/2012 at 17:56 #

    Mutluluk, zihinsel doyumla alakali. iyi bir evlilik, iyi sevismek, iyi arkadasliklar, isinde para kazanmak, hepsi, dunyayla iletisim kurmada basariyi ve doyuma ulasmayi saglar. Bu da denge demek ve denge bozulmassa, fazla yemek gereksiz olur, diger asiriliklar da gider. Stres vucudu kemirmez.

  4. Sena İsin 10/08/2012 at 18:19 #

    Yazınızın sonundaki listede yer alan “evlilik” maddesi yerine “mutlu bir aile hayatı” demek daha doğru olur diye düşünüyorum, ne dersiniz?

  5. Eren Erduran 10/08/2012 at 21:42 #

    Şimdi bir başlığa baktım, sonra resme. Biraz çelişkili geldi bana..

    • ahmed 11/08/2012 at 15:46 #

      Çünkü sadece bi yazının başlığını okuyup resmine bakan mallardansın.

  6. mahmut 11/08/2012 at 15:56 #

    Kahvaltıyı es geçmemek ve en ufak ağrıda ilaçlara sarılmamak da eklenebilir listeye.

  7. AhmeD 12/08/2012 at 22:02 #

    Gerçekten ciddiye aLınması gereken tavsiyeLer. Umarım hepimiz bunLarı tam anLamıyLa oLmasada bir kısmını hayaTımıza uyguLarız..

  8. kahraman 08/10/2012 at 18:23 #

    İtalyanca’da “chi vapiano, va sano e va lontano” deyiminin anlamı özetliyor sanırım, “hayatı hafife al, yavaşla ve uzun yaşa”

  9. Sağlıklı Yaşam 18/07/2014 at 09:44 #

    Benimde eklemek istediklerim var :) Doğa ile mümkün mertebe buluşmak ve meditasyon ile içsel stresimizi en aza indirmek bence en elzem olanların başında gelmelidir. Kalemine sağlık hocam.

  10. vajinal enfeksiyon 23/06/2015 at 01:05 #

    Yazınızı tek nefeste okudum desem yeridir. Yeme içme kültürünün ciddi etkisi olduğu kesin uzun yaşama fakat bence en önemlisi genetik ne yazıkki. Elimizde olmadan sahip olduğumuz genler hayatımıza yön veriyor. Saygılar Hatice.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Sertaç Şipka » Blog Archive » Walter Breuning’in 114 yıllık yaşamı - 10/08/2012

    […] Kuzuloğlu‘nun son yazısını okurken, çok güzel bir videoyu görme şansım oldu. Ben hemen bunu kendi bloguma koymak istedim […]

  2. Information & Innovation « Sağlıklı ve uzun yaşamın sırrı ( Bu yazı www.mserdak.com adresinden alınmıştır ) - 02/09/2012

    […] orjinaline http://www.mserdark.com/genel/saglikli-ve-uzun-yasamin-sirri ’den […]

  3. 114 yıllık yaşam öyküsü | Sertaç Şipka - 18/10/2012

    […] Kuzuloğlu‘nun son yazısını okurken, çok güzel bir videoyu görme şansım oldu. Ben hemen bunu kendi bloguma koymak istedim […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim