Kategoriler
Seyahat

İki haftalık bir Küba ziyaretinin ardından

Küba: Gerçeğe dönüşmesi mutluluk verecek bir hayal uğruna turistiyle ve halkıyla yaşatılan romantik bir ilüzyon.

Rengarenk binalarla bezeli, her daim puro kokan sokaklarda ağır ağır ilerleyen klasik Amerikan arabaları… Her köşede canlı müzik yapan ve her fırsatta dans eden; fakir fakat gururlu, mutlu insanların memleketi: Küba!

Yazıya böyle başlamayı samimiyetle isterdim. Gitmeden önce okuyup dinlediklerimden kafamda tam da böyle bir tablo canlanmıştı. Ama durumun pek böyle olmadığını, bir ülkeyi ve insanlarını okumanın da bu kadar basit ve indirgemeci olamayacağını Küba’nın başkenti Havana’da geçirdiğim iki haftanın sonunda anladım.

İki hafta gibi kısa bir sürede ve sadece tek bir şehirden ibaret bir izlenim, 500 yılı geride bırakan bir ülkeyi anlamak ve anlatabilmek için elbette yeterli olamaz. Ancak nasıl ki sağlık durumuna yönelik teşhis yapmak için koca bedenden alınan bir damla kan örneği yeterli oluyorsa, bu gözlemlerin de fikir vermesi açısından faydalı olabileceğini düşünüyorum.

Kendi adıma bu yazıyı ÇOK uzatmam mümkünse de yine de elimden geldiğince kısa tutmaya çalışacağım. Mutfağından purosuna, yaşamından tarihine bahsetmek istediğim o kadar çok şey var ki, nereden başlamalı onu bile kestiremiyorum. Uzunluğu gözünüzü korkutmasın; bol kısmı fotoğraftan ibaret olacak.

Önce Küba’ya gidiş sebebime değineyim.

23 senedir puro içiyorum (lafı geçmişken; doğru yazılışı sıkça gördüğüm şekliyle ‘pro’ değil; ‘puro’). Sigara içtiğim dönemde başlamıştım. Zamanla hayatımın en önemli parçası haline geldi. İnsanları, mekanları ve zamanları dahi ona göre tayin ediyorum. Yanında puro içebileceğim insanlar, puro içilebilen mekanlar, güzel bir puro içtiğim gün…

Tütün dünyasının bu kısmı kabaca ‘Küba purosu’ ve ‘diğerleri’ (ağırlıklı olarak Dominik, Nikaragua gibi diğer komşu Latin Amerika ülkeleri) olarak ikiye ayrılır. Benim tercihim Küba purolarından yana. Dolayısıyla yarım yamalak bilgilere sahip olduğum Küba tarihi bir yana, her gün ülkenin akla gelen ilk sembolüyle haşır neşir olmaktan dolayı Küba, aklımın bir kenarında diriliğini hep korur. Fakat nedense bir türlü ziyaret etme fırsatı yaratamadım.

2018 yılında mahallemizde Türkiye’nin tek resmi (yasal) Küba purocusu La Casa del Habano dükkanı açıldı (ve ilk gününden itibaren resmi kurumların filmlere konu olacak yıldırma politikalarına dayanamayarak birkaç ay önce kapandı; kaçak purocuların hepsi ‘elbette’ dimdik ayakta). Evimin yakınında olması sebebiyle sıkça ziyaret edip tüttürüyordum. Geçen yıl oradaki bir sohbette Habano Festivali‘nden bahsedildi. Adını bile duymamıştım. 2020’de 22. defa düzenlenecekmiş meğer. Gözümü kararttım, işlerimin oldukça yoğun olduğu Şubat-Mart dönemine denk gelmesine rağmen biletimi aldım. Katılmak istediğim etkinliklerin parasını yatırdım ve ilk Küba seyahatim için gün saymaya başladım.

Yani bu seyahat aslen bir puroseverin bir puro festivaline ziyareti amacını taşıyor. İzlenimler de o ağırlığa sahip olabilir. Siz hangi niyetle okur; hangi kısmından nasiplenirsiniz bilemem.

Bu noktadan itibaren benzer şekilde Havana’yı ziyaret etmek isteyecekler için aldığım ürün ve hizmetlerin ücretlerinden de bahsedeceğim. Lütfen bunları başka niyetlerle okumayın. Bu ayrıntıların birçokları için çok önemli olduğunu (ve benim keyfine fazlasıyla düşkün biri olduğumu) akılda tutarak devam edin.

Habano Festival dahilinde katılabileceğiniz farklı etkinlikler var (PDF). Her birinin de fiyatı ayrı. Benim tercih ettiklerim işaretli olanlardı (fiyatları USD gibi düşünün).

En önemli ayrıntı: Türk Hava Yolları’nın İstanbul’dan Küba’nın başkenti (ve festivalin gerçekleştiği) Havana şehrine doğrudan uçuşu var. Bu, kıtalar arası, okyanuslar aşılan uzun seyahatler için nimet değerinde. Business Class (BC) kabini, özellikle böylesi uzun uçuşlar için her ayrıntısıyla tarifsiz farklar yaratıyor. Bu yüzden biletimi BC olarak aldım. Ekim 2019’da satın alırken (o dönem USD=5,70TL, Euro=6,35TL ortalamasındaydı) bedeli şöyleydi.

Uçağımız Airbus 330’un (şu yazıda bahsi geçen) kabiniydi. Yatağa dönüşebilen koltuklar 13 saatlik uçuşta nimetten öte oldu. Personel şimdiye kadar gördüğüm en ilgili ve kusursuz ekipten oluşuyordu. Yolculuk boyunca biriken neredeyse bütün okumalarımı bitirdim, uçak içi ücretsiz internet erişimi sayesinde yarım kalan birkaç işimi dahi tamamladım. Yemekten sonra kabin memurları yatak örtülerimizi serdi, deliksiz bir uykuya daldım (jetlag derdinin tek ilacı). NOT: BC’de uçuş boyunca bolca yeme-içme seçeneği var, benim kişisel tercihlerim aşağıdaki gibi oldu. Geçen sene başladığım (ve hayatım boyunca sürdüreceğim) aralıklı oruç sebebiyle diğer ara öğünleri yemedim. Fakat onlar da gayet güzel görünüyordu.

Uçuşa dair son detay olarak BC yolcularına dağıtılan seyahat kitini de ekleyeyim. Kişisel ürünlerimi alt bagaja verdiğimden kabinde hepsi gayet iş gördü.

Losyon, dudak kremi, el kremi, diş seti, göz bandı, çorap ve birkaç şey daha.

Gelelim kalacak yer konusuna. Küba’da turist olarak seçenekleriniz (diğer pek çok turistik yerdeki gibi) oteller, airbnb ve ‘Casa Particular’ (‘Kasa Partikülar’ olarak okunuyor) olarak geçen pansiyonlar şeklinde (halka evini pansiyon olarak işletme izni 1997’de verilmiş). Çok yakın zamanda hizmete giren airbnb’de hayli güzel evler olsa da içgüdüsel olarak ilk ziyaretimin daha garantili olması adına tercihimi otellerden yana yaptım (Bir dahakine mutlaka casa particular deneyeceğim. Çoğunda internet var, evsahibi dilediğiniz yemeği pişiriyor, çamaşırınızı yıkıyor, evinizi topluyor, vs. Fiyatları da otele kıyasla ÇOK daha uygun).

Komünizm ile yönetilen Küba’da aslında sistem gereği özel girişimler yasak. Ancak zamanla (bunlara ileride ayrıca değineceğim) yüzde 50 devlet ortaklığı olmak kaydıyla turizmde yabancı yatırımlara ve mevcut tesisleri işletme hakkına izin verilmiş.

Festival etkinliklerinin yapılacağı Pabexpo ve şehrin en turistik bölgesi Eski Havana’nın ortasındaki Vedado bölgesinde yer alan, 1994 yılında inşa edilen ve Malecon adlı şehrin en meşhur sahil yolunun yanındaki Melia Cohiba Hotel mantıklı geldi ve rezervasyonumu yaptım (Melia Cohiba, festival otelleri arasında IB Parque Central‘dan sonraki en pahalı seçeneklerden biriydi. En ucuz olan 4 yıldızlı Palco Hotel’di). Classic olarak geçen standart odam şöyleydi.

Yukarıdaki odanın 13 günlük bedeli de aşağıdaki gibi oldu.

Önceden de değindiğim gibi aralıklı oruç sebebiyle kahvaltı yapmıyorum. Dolayısıyla yukarıdaki fiyata kahvaltı dahil değil. Sitesinde yazsa da bu otelde kalacaklar için birkaç ek bilgi vereyim:

  • Başkent Havana, okyanus kıyısında ancak plajı yok. Plajlar şehrin birkaç kilometre dışında (hatta bir tanesinin girişi 50 CUC gibi akılalmaz bir bedele sahip). Dolayısıyla bu otelin havuzu kavurucu sıcakta gayet iyi geliyor (Küba genelde yaz mevsimi yaşıyor).
  • Otelin The Level olarak adlandırılan yüksek katlardaki odaların kendine özel bir alanı var. Burada gün boyu atıştıracak ve içecek bir şeyler ve puro içilecek rahat koltukların olduğu bir salon yer alıyor. Manzarası da gayet iyi. (İleride değineceğim sebeplerden ötürü ‘yemek’ ancak özellikle ‘içecek’ Küba’da sürpriz bir masraf kalemi. Dolayısıyla bu ayrıntı önemli).
  • Otelin içinde yer alan La Casa del Habano puro dükkanı ve salonu gezdiğim birçok emsali arasında en iyi seçeneklere ve ortama sahip. Bu otelde kalmasanız dahi mutlaka ziyaret edin derim. Aşağıda birkaç kare paylaşıyorum.
  • Yine otel dahilinde güzel restoranlar yer alıyor. Çoğunu tecrübe etme fırsatım bile olmadı ancak denediklerim gayet tatminkardı.
  • Otel müşterilerine tesis içinde ücretsiz ve kablosuz internet hizmeti var (çoğunuz “ne olacaktı başka?” diyebilir, geleceğiz hepsine…)
  • Haftanın 7 günü saat 10:00 ile 21:30 arasında otelden şehrin turistik merkezine ücretsiz 6 otobüs seferi var. Gayet konforlu araçlarla gerçekleşiyor. (taksiyle gidip gelseniz yaklaşık 20-30 Euro arası tutuyor).

Bütçeye dair ara bir güncelleme yapmak gerekirse gidiş-dönüş BC uçak bileti, 13 günlük 5 yıldızlı otel rezervasyonu ve Habano (Puro) Festivali biletleri için toplamda 7 bin USD kadar bir ön harcamam oldu. İki öğün yemek ve içeceğim puro için de günlük en fazla 100 Euro gideceği söylenmişti. Ona göre de yanıma 2 bin Euro kadar nakit aldım (fakat -sanıyorum- toplamda yemekler, orada içtiğim ve yanımda getirdiğim purolar da dahil her şey için ekstra toplam bin Euro harcadım). Havana’da öğün başı maliyetiniz 5 ile 50 Euro aralığında olacak. Her şey size kalmış.

Bavul listesi

  • Pasaport, sağlık sigortası (ve fotokopileri).
  • İnternette tuttuğunuz ve ihtiyacınız olacak dosya ve belgelerin yerel kopyası (Küba’da internet yok gibi düşünün)
  • Nakit olarak Euro.
  • Okuyacağınız kitap ve dergiler.
  • Anti-bakteriyel temizleyici.
  • Sabun, şampuan (otelde kalmıyorsanız).
  • Düzenli kullandığınız ilaçlar, ağrı kesici, yara bandı.
  • ABD tarzı priz dönüştürücü.
  • Google Translate için offline İspanyolca ve İngilizce (ayrıca anlatacağım).
  • Google Map için offline Havana harita (ayrıca anlatacağım).
  • İç çamaşır, tshirt, şort, mayo, güneş kremi, terlik, gözlük, şapka..
  • Sırt çantası.
  • Termos.

Havana ziyaretimden önce bildiklerim buraya kadar yazdıklarımdan ibaretti. Kafamda bolca puro içmek ve güzel deniz mahsulleri yemek dışında hiçbir şey yoktu. Hiçbir plan, program yapmadım. Dolayısıyla pek çok şeyi yaşayarak öğrendim. Bu süreçte keşfettiğim bazı detayları kronolojiyi korumaya çalışarak paylaşayım:

  • Küba için vize gerekiyor. Fakat gözünüz korkmasın; bir formaliteden ibaret. Pasaportunuzun fotokopisi, sağlık sigortası ve başvuru ücretinin dekontu yeterli. Kendi vizemi (aynı zamanda İzmir’in Küba Fahri Konsolosu olan) Ali Hepşen’e yolladığım bir e-posta ile aldım. İki gün içinde kuryeyle kapıma geldi. Tavsiye ederim.
  • Bir zaman yolculuğu yaptığınızı Havana Jose Marti Havaalanı’na indiğinizde anlıyorsunuz. Burada çok sıra bekleyen olduğunu okumuştum ama bizde neredeyse hiç sıra yoktu.
  • Pasaport kontrolü sonrası yanınızda (kabin içinde) getirdiğiniz bütün bagajlar ayrıca aranıyor. Bu da hızlı akan bir sıra sayılır. Küba’ya pornografik materyal, uyuşturucu, her türden silah ve mühimmat, devrim karşıtı herhangi bir belge, drone, GPS türevi antenli her türden cihaz, birden fazla bilgisayar, ikiden fazla kamera ya da termos gibi şeyler sokmak yasak. Bunlar gerçekten titizlikle inceleniyor.
  • Dönüşte Business Class uçanlar ve Miles & Smiles’da Elite ve Elite Plus statüsünde olanlar için özel bir salon (CIP Lounge) var. Fakat biraz gülümseten cinsten. İçinde neredeyse hiçbir şey yok. Ama Küba’nın yokluğu sonrası suyun varlığı bile nimet gibi geliyor.
  • Dönüşte havaalanındaki duty free mağazasından bir şeyler alma niyetinde olan varsa bunu unutsun. Çünkü Küba’nın free shop’u hiç alışkın olmadığınız bir ürün gamına sahip: gofret, çikolata, bisküvi, meyve suyu ve su… Alkollü içki, sigara ve puro da var ancak marketlerden çok daha ucuza alabilirsiniz (İlginç bir detay olarak havaalanında ilaç satan bir ‘dükkan’ da var).
  • Küba’da iki farklı para birimi var: CUP (Cuban Peso) ve CUC (Cuban Convertible Peso). Halkın kullandığı Peso (CUP) ülkenin her yerinde geçerli. Ancak turistlerin havaalanında iner inmez paralarını CUC birimine çevirmesi gerekiyor (bunun için özel ATM’ler ve başında görevliler bulunuyor). Konunun tarihçesi de kısaca şöyle: 1994 yılına dek 1 USD (ABD Doları) 1 CUC olarak sabitlenmiş. Sonraları halkın USD ile işlem yapması yasaklanarak tamamen CUC kullanımına geçilmiş. Kuru devlet belirlediğinden akıl almaz bir oranı var. Zaten bu sebeple Peso dünyasının en değerli para birimi durumunda. CUC dönüşümünü sadece bankalar ve otellerde yapabiliyorsunuz. Benim son işlemimden yola çıkarsak; 200 Euro karşılığında 214 CUC veriyorlar. Bu yüzden siz bundan sonra yazıda CUC olarak göreceğiniz her şeyi Euro olarak aklınızda çevirin, daha kolay olur.
Havaalanı çıkışındaki CUC ATM cihazları. Bunların başında birer görevli size mutlaka yardımcı oluyor. Karışık değil ancak yine de faydalı. Dilerseniz bankadan da aynı işlemleri yapabilirsiniz.
  • Havaalanından (Havana’da) kalacağınız her otele ulaşım bedeli sabit: 25 CUC. Bunun için dışarıda bekleyen sarı taksileri tercih etmeniz gerekiyor. Klasik Amerikan arabaları her zaman daha pahalı (ve kötü).
  • Araba kiralama gibi bir şeye asla yeltenmeyin. Çok pahalı, şartları ağır, araçlar kötü ve yollar felaket. Yapmayın.
  • Küba kesinlikle ucuz bir yer değil. Özellikle turistler için. Avrupa’nın anlı şanlı turizm merkezlerindekilerle kapışacak; hatta bazen onları geride bırakacak bedeller ödemek zorunda kalacaksınız. Ve en acısı çoğunlukla kaliteleri adına değil; Ülkenin kendine has koşullarından dolayı.
  • Küba yüzölçümü adına büyük bir ülke. Ada diye küçümsemeyin; 110 bin kilometrekarelik bir alana yayılıyor. Yani “gidelim de dere-tepe gezelim” diye bir hevese önceden plan yapmadan kapılmayın. Yoksa bu hayal size epey pahalıya patlayabilir.
  • Küba’da kredi kartı geçmiyor desem yeridir. Resmi puro dükkanları (La Casa del Habano) ve oteller haricinde yanınızda taşımayın bile. ABD bankalarının kredi kartı zaten (ekonomik ambargo nedeniyle) provizyon dahi vermiyor. Yani: Harcayacağınız kadar parayı nakit olarak getirin ve ihtiyaç duydukça parça parça bozdurun. Tercihinizi Euro’dan yana yapın. USD ile kur farkından zarar ediyorsunuz.
  • Hayatım boyunca beceremediğim pazarlık meselesi burada bir yaşam biçimi. Taksiler dahi pazarlık usulüyle çalışıyor. En garantili yöntem, otellerin önünden taksiye binmek ve öncesinde otel görevlilerinden gideceğiniz yerin ne kadar tutacağını öğrenerek teklif yapmaya başlamak.
  • Küba’da internet yok diye kabul edebiliriz. Bu konuda uzun süredir girişimler ve olumlu gelişmeler var elbet ancak bu hala dünyanın geri kalanı için 20 yıl öncesini aratan seviyede. Yiyip-içtiğiniz mekanların hiçbirinde internet olmayacak. Telefon hattını turistler alamıyor. Dolayısıyla otele dönünceye kadar sabretmeniz gerekiyor. Ülkede internet çoğunluğu devlete ait ETECSA şirketi tarafından veriliyor. Şehrin çeşitli noktalarındaki satış noktalarından (kimi zaman epey sıra bekleyerek) internet kartı alabiliyorsunuz. Bununla bazı meydanlarda kablosuz (ve yavaş) internete bağlanabilirsiniz. Bedeliyse 1 saat için 1 CUC. Google’ın internet girişiminin neden bu kadar önemli olduğunu orada daha iyi anladım. Yerel halk da bu konuda hayli heyecanlı bir bekleyiş içinde. (ÖNEMLİ: Bu kartlarla internete bağlandığınızda işiniz bitince erişimi kesmeyi / Logout unutmayın, yoksa arka planda çalışarak saatinizi bitiriyor!!!)
1 saatlik internet erişim kartı. Kullanıcı adınızın altındaki ‘Raspe con cuidado’ yazan bölgeyi kazıdığınızda şifreniz çıkıyor.
  • Bağlantılı bir detay olarak: internetin kıtlığı ve yavaşlığı yüzünden yerel halk bir dönemki video dükkanlarını andıran ‘Media Shop’ adlı dükkanlarda USB belleklerine popüler dizileri kaydettiriyor. Bu gayet yaygın bir dizi / film izleme metoduna dönüşmüş.
  • ABD ambargosu yüzünden neredeyse tamamı ABD kökenli teknoloji şirketlerinin donanım ve yazılımları Küba’da hizmet vermiyor (örneğin Apple cihazınıza AppStore’dan yeni bir uygulama yükleyemiyorsunuz. Android cihazlarda bir kısıtlamaya denk gelmedim ancak Google hizmetinin bir kısmı uyarı veriyor.) Hatta ben gelen bildirimler yüzünden açmak zorunda kaldığım bazı uygulamalardaki hesabım donduruldu! Özetle, elinizin altında bir VPN hizmeti bulundurun. Türkiye’de internet kullanıp da VPN hizmetine sahip olmayan var mıdır bilemiyorum (umarım yoktur / kalmaz).
  • Halkın çoğunluğu İngilizce bilmiyor. Dolayısıyla kendinizi idare edecek kadar İspanyolca kelime öğrenin (sipariş, yön sorma, rakamlar, vs). Bu hayat kurtarıcı oluyor. Ayrıca gitmeden mutlaka Google Haritalar’dan ülkenin offline haritasını indirin. İnternetsiz ortamda yol bulma konusunda eşsiz. Bir de tavsiyem Google Çeviri hizmetinden Türkçe, İngilizce ve İspanyolca dillerini indirin. İspanyolca bir yemek menüsüne kamerayı tutarak anında Türkçe haliyle okumak için sihirli bir güzellik.
  • Küba genel anlamda güvenli bir ülke. En kalabalık ve karışık şehri olan Havana da öyle. Yine de şansınızı fazla zorlamamakta fayda var. Muhtemelen senede en fazla bir defa yaşanabilecek ve tesadüf eseri önümde gerçekleşen bir olayı aktarayım: Otelimizin hemen karşısındaki restoranlardan birinde öğle yemeği yerken bağırışmalar duyduk. Hiç oralı olmadım. Sesler kesilmeyince baktım; kavga eden iki Kübalı (çok garip). Sonunda biri öbürünü yere yatırıp ‘etkisiz hale getirdi’. Bir yandan da polis diye bağırıyor. Polisin olay yerine intikal etmesi neredeyse 15 dakika sürdü. Bu sayede anladık ki yere serilen aslında bir kapkaççıymış. Yaşlı turist bir kadın çiftin cüzdanını kapıp kaçarken başka bir Kübalı yiğit olayı fark edip onu yakalamış ve döverek yere sermiş. Bir kısmını kaydettim, aşağıda izleyebilirsiniz.
  • Kahvaltıcı tiplerdenseniz otellere uğrayın derim. Küba’da bildiğiniz anlamda bir kahvaltı kültürü yok. Yemek kültürleri de -ileride değineceğim- ‘Özel Dönem’ (Período Especial) dedikleri kıtlık yıllarında epey yara almış.
  • Turistlere özel mekanlar kendini hemen belli ediyor. Google Haritalar ve Foursquare tavsiyeleri gayet işe yarar. Buralarda dünya mutfaklarından gayet leziz örneklere de rastlamak mümkün (Türk restoranı var mı bilemiyorum. Hiç aramadım. Fakat otelimizin yakınında Beirut adlı bir mekanda yediklerimiz geleneksel Ortadoğu mutfağıydı. Fena da sayılmazdı.)
  • Küba mutfağında et pahalı bir seçenek (fiyatlar kuzudan domuza doğru ucuzluyor). Sebebi hayvancılığın giderek azalması ve etin ithal edilmeye başlanması. Tavuk ise yaygın ve şaşırtıcı derecede lezzetli. Doyamadım desem yeridir. EN garip çelişkiyse okyanus ortasında bir ada olmasına rağmen Küba’da balığın ve deniz ürünlerinin lüks sayılması. Balıkçılar sadece turistlere özel restoranlar için balık tutuyor. Hatta halk bazı politik liderleri “sofralarında balık var” diye suçluyormuş! Kendi yediklerimden bazı örnekler paylaşayım:
  • İçki son derece ucuz. Hele de marketlerde. Şeker kamışından yapılan ve bizim ‘rom’ dediğimiz ‘ron’, ülkenin yerli ve milli içkisi. Her çeşidi ve girdiği her şekil harika. Mohito, Daiquri ve diğerleri… Hepsini deneyin derim. İthal şarap ve viskiler de hiç fena sayılmaz.
  • Ülkenin en büyük lüksü ‘içme suyu’. Halkın tamamı içecek su ihtiyacını şehir şebekesinden karşılıyor. Fakat bu yöntem turistlere pek tavsiye edilmiyor. Çünkü Küba’nın su şebekesi son derece eski ve sızıntılara sahip. Biz yabancılar bu bölgenin bakterilere alışkın değiliz. Dolayısıyla en güvenli yol, şişe su. Fakat onu bulmak da içmek de başlı başına bir mesele. Örneğin benim otelin minibarında bir küçük şişe su 2 CUC, barında ise 3 CUC’tu. Daha pahalısını görmedim ancak sonra bazı mekanlarda 70 sente dahi bulduk. Normalde marketlerde su satılmıyor. Fakat Eski Havana’da bir markette 1 litrelik şişeyi 0,50 CUC’a bulduk. Küba’ya giderken yanınıza termos alın ve ucuza su bulduğunuzda stoklayın.
  • Küba’da puro ‘daha’ ucuz değil. Ancak bolca, her çeşidiyle bulup; her yerde keyifle içebiliyorsunuz. Dahası, uzman ve meşhur sarıcılardan gayet güzel özel sarım purolar alıp tüttürebiliyorsunuz. Sokakta size puro satmaya çalışanların yüzde 99,9999’u sahte ve leş kalitede şeyler iteklemeye çalışıyor. Özetle: sokaktan puro satın almayın. “Abim fabrikada çalışıyor, bunlar onun” tarzı basit turist tokatlama tuzaklarına düşmeyin. (Küba’dan bana hediye niyetine sahte puro getiren nice arkadaşımı gülümseyerek hatırladım.) Aşağıda birkaç resmi dükkandan fiyat etiketli hallerini paylaşıyorum. Fiyatlar bütün dükkanlarda aynı. Açık kutuların üstünde gördüğünüz fiyatlar 1 puronun CUC cinsinden bedeli oluyor. Fotoğraflara tıklayarak büyütebilirsiniz. Bazıları bulanık çıkmış, özür.
  • Hemen her yerde, her çeşit puroyu bulabilmek ve açık / kapalı neredeyse HER YERDE rahatça puro içebilmek harika bir duygu! Sanıyorum en çok bunu özleyeceğim. Bunu en iyi puroseverler anlar. Her birine onca para döktüğümüz şeyleri açık havada -hatta kimi zaman soğukta titreyerek- havaya savurmak ne büyük bir israf oysa. İktidarımda puroculara özel kapalı mekanların açılmasına izin verilecek!
Küba’nın en meşhur puro sarıcılarından biri Reynaldo Gonzales Alfonso. Hotel Conde de Villaneueva’nın içindeki Casa del Habano’da bulabilirsiniz. 6 ile 10 CUC arasında Küba’nın en iyi tütünlerinin yetiştiği Pinar del Rio bölgesinin yapraklarıyla MUHTEŞEM purolar sarıyor. Fotoğrafta içtiğimiz 56 ring’lik canavar sadece 10 CUC’tu (gerçi bu görüneni ikram etti sağolsun :).

Bu kadar bahsetmişken gelelim puro festivali detaylarına. Benim için bu kapsamdaki en önemli kısmı La Corona ve Partagas puro fabrikalarını kapsayan turdu. Bu sayede her gün elimde tüttürdüğüm puroların nerede, kimler tarafından ve nasıl imal edildiğini gözlemledim. Youtube’dan ve izlediğim belgesellerden aşinaydım ancak aralarında durup, o ses ve kokular eşliğinde şahitlik etmek çok daha heyecan vericiydi.

Ne acıdır ki şu blogda bir tane dahi puro yazısı yazamadım. En azından kabaca imalat sürecine ve genel detaylarına değineyim:

  • Tarladan toplandıktan sonra tütünün dükkanda puro olarak satışa sunulabilmesi en az 2 sene alıyor (Küba puroları için elbette). Bu sürenin bir kısmı çiftlikteki depolarda geçiyor. Ardından fabrikada (farklı markalara dönüşeceği için) kalitesine göre ayrıştırılıp bekletiliyor. Sarılıp kutulara girdikten sonra da ayrı bir dinlenme süreci var. Toplam süre kimi markalarda 5 – 10 yıla kadar uzuyor (fiyatı da ona göre yükseliyor).
  • Tütün uzmanları hasadı iki defa ayrıştırıyor. Bunların biri marka ve boyutlar için. Uzun ve kalın bir puro için kullanılacak tütün yaprağı ile kısa ve kalın bir puronun yaprağı farklı oluyor. İçimi sert ve hafif olanlar için de öyle. Bir diğer ayrımsa puronun anatomisini oluşturan 3 farklı yaprak çeşidi için: dolgu (filler), bağlayıcı (binder) ve dış yüzey (wrapper). Puronun içi dolgu yaprağından oluşur. Bu katman damarlı yapraklardan oluşabilir. Bağlayıcı tütünler biraz daha pürüzsüzdür. Bu iki katman puronun tadı ve kokusunun yüzde 95’ini verir. Hepsini kaplayan ve tek bir yapraktan oluşan dış yüzeyse mümkün olduğunca damarsız ve lekesiz bir yapraktan oluşur ve daha çok kozmetik unsurdur. (Puroda sigaradaki gibi kağıt ve süngerden zıvana kullanılmaz. Küba puroları ise tamamen ve sadece organik tütünden imal edilir). Aşağıda bu ayrıştırma işlemi sırasında çektiğim birkaç kare fikir verebilir.
  • Ardından (başka bir bölümde) sarım işlemi başlıyor. Bunun da uzmanları ayrı. Hatta her markanın sarıcısı ayrı. En deneyimliler en üst düzey markaları sarıyor. Suşi şefi kültürü gibi düşünebilirsiniz. Oradan da birkaç kare paylaşalım (şu ‘kadın bacağında puro sarma efsanesi nereden çıkmış bilmiyorum ama öyle bir şey ELBETTE Kİ yok! Her şey gördüğünüz tezgahlarda gerçekleşiyor. Belki yukarıdaki dizde tütün ayrıştırma süreci bazılarının öyle sanmasına yol açmıştır, bilemiyorum).
  • Bu işlemin ardından başka bir departman, puroları dış yaprak renklerine göre ayrıştırıyor. Purolar genellikle 5, 10 ve 25’lik kutularda satılır. Tercihen bir kutu içindeki puroların mümkün olduğunca aynı renk ve kalitede olması beklenir.
  • Ve son olarak kutulama işlemi geliyor. Açıkçası bu kısma dair hiçbir fikrim yoktu. Meğer onlar da tamamen elle imal ediliyormuş. Puroları tek tek etiketleme, kurdeleler geçirme, iç kağıtlarını yerleştirme, kutuların dış yüzeyine etiketleri yapıştırma gibi hiç de azımsanmayacak bir emek.

Festivale dair hiçbir fikrim olmayan fakat seyahat boyunca EN keyif aldığım etkinlik kapanış yemeği (gala dinner) oldu. Fuar alanı Pabexpo’nun devasa salonu kırmızı halılarla kaplanmış ve enlemesine doğru sanıyorum 70-80 metre uzunluğuyla hayatımda gördüğüm en büyük sahne kurulmuştu.

Bu yılki açılış yemeği Bolivar markasının Reserva Cosecha 2016 serisine, kapanış yemeğiyse Romeo y Julieta’nın yeni Linea de Oro (‘Altın Seri’ anlamına geliyor) purolarına adanmıştı. (Açılış yemeği sonrası hediye edilen 2 adet Reserva Cosecha içeren Bolivar’ın fiyatı şimdiden 650 Euro seviyesini görmüş. Gala yemeği sonrası hediye ettikleri Romeo y Julieta’nın Dianas, Nobles ve Hidalgos adlı 3 yeni purosunu içeren Linea de Oro serisinin fiyatlarına bakmadım bile. Sonuçta satıcı değil; içiciyiz, değil mi?)

Kutularımız şöyleydi:

Gala yemeğini tarif etmekte epey zorlanıyorum. Hayatımda bu kadar çok puro içen insanı bir arada görmemiştim. Kuveyt’ten ABD’ye, Çin’den Danimarka’ya; kelime anlamıyla dünyanın dört bir yanından gelen binden fazla puro tutkunu, kusursuz hazırlanmış canlı müzik, dans ve kabare gösterileri ve enfes yemek ve içecekler eşliğinde saatler boyunca eğlendi.

İçmek derken içkiden DE söz ediyorum ama esas mesele elbette puroydu. Örneğin kapanış yemeğindeki 4 yemek, Romeo y Julieta’nın 4 yeni purosuyla servis edildi. Ben ancak üç tanesini içebildim.

Yemekler ayrı, ortam ayrı, purolar ayrı güzeldi. Asla unutamayacağım bir akşam oldu. Biz bir şeyler yerken yılın en iyi tütün hasadı sahibi çiftçi, en iyi satıcısı gibi bazı ödüller de verildi. Kapanış partisi öncesindeyse Küba Sağlık Bakanlığı hayrına bir açık arttırma düzenlendi. Burada maddi ve manevi değeri olan 3 hümidor (puro kutusu) satışa çıktı. 50 adetlik ilk hümidor 50 bin Euro’dan açıldı ve 300 bin Euro‘dan alıcı buldu. En büyük ve en pahalı olanıysa Çinli bir purosever aldı. Puro dünyasının Rolls-Royce’u sayılan Cohiba’nın Behike, Esplendidos ve Majestuosos gibi özel serilerinden 550 adet içeren 1,5 metre boyundaki hümidor 2,4 milyon Euro karşılığında Li Thet adlı bir tiryakiye gitti (iki masa ötemde oturuyordu).

Yemek öncesi kokteylde farklı ülkelerden çok ilginç insanlar tanıdım. Bir dahakine daha girişken davranacağım. Madem o kadar lafını ettik; birkaç kare paylaşalım.

Buraya kadar atlayıp-zıplamadan okuduysanız aşağı-yukarı benimle aynı ruh haline gelmiş olmalısınız: Bütün bu şatafat, lüks; hatta hedonizm, komünizmle yönetilen, kişi başı ortalama gelirin ayda 40 USD olduğu Küba’da mı yaşanıyor? Garip ama evet. İşte tam bu noktada esas meseleye gelmek istiyorum. Ama önce bu durumu ve ülkeyi daha iyi anlayabilmek adına -yine gelimden geldiğince kısa tutmaya çalışarak- Küba tarihinden birkaç kesit paylaşmam gerek (Her bir madde ayrı bir tartışma konusu. Ben özetleme adına mümkün olduğunca yüzeyselleştireceğim):

Hızlandırılmış Küba tarihi

  • Christopher Columbus 12 Ekim 1492’de Hindistan’a ulaştığını sanarak bugün Küba dediğimiz adaya ayak bastığında (ve dolayısıyla Amerika kıtasını keşfettiğinde) esas ismi Guananhani olan bu adayı İspanyol toprağı ilan etmiş. 1511’de İspanyol yerleşimi başlamış. Avrupa’dan gelen hastalıklara karşı bağışıklık kazanamayan yerli halk tamamen yok olmuş. Yani bugün Küba halkı dediğimiz insanlar işgalci İspanyollar, onların çalıştırmak için getirdiği Afrikalı köleler, Çinli işçiler ve bunların melez torunlarından ibaret. Başka bir deyişle: bu ada lanetli, kanlı; haset bir geçmişe sahip.
  • Bugün başkent olan Havana, 1519 yılında yine İspanyollar tarafından kurulmuş. 1592 yılında şehir ilan edilmiş.
  • Amerika’nın fetih döneminde bu yeni kıtadan ganimetleriyle İspanya’ya yola çıkacak bütün gemilerin son durağı, Amerika’ya gelen gemilerinse ilk durağı hep Havana olmuş. Bu yüzden önemli bir limancılık geçmişine sahip. Aynı sebeple tarih boyunca sürekli korsanların ve açgözlü devletlerin saldırılarına uğramış. Hatta bir Fransız korsan işi şehri toptan yakmaya kadar götürmüş. Bu yüzden dev, görkemli kalelere sahip.
  • Köleliğin 1961’e kadar yasal olması yüzünden ülkede tarım hiç hız kaybetmemiş (Fidel Castro’nun babası da çok sayıda köle sahibi bir toprak ağasıymış). Tarıma bağlı ticaretin yarattığı zenginleşme sayesinde sanat ve mimaride de büyük gelişim sağlanmış.
  • 1837’de dünyanın demiryoluna sahip beşinci şehri olmuş.
  • 18. yüzyılda Amerika kıtasının en büyük üçüncü şehriymiş. (1925’te Paris’in kent planlayıcısı Jean-Claude Nicolas Forestier gelerek 5 yıl boyunca şehrin her detayını tasarlamış. Ancak 1929’daki ekonomik kriz ‘Büyük Buhran’ birçok hedefin önünü kesmiş.)
  • Gelir dağılımındaki adaletsizlik ilk olarak 1800’lü yıllarda belirginleşmeye başlamış..
  • 1898’de Küba bir ABD savaş gemisini batırmış. Karşılığında ABD tarafından işgal edilmiş. 20. yüzyılda ticari ve siyasi olarak iyice ABD egemenliğine girmiş ve 1902’deki bağımsızlığına kadar öyle kalmış.
  • Bu tam bir bağımsızlık olmamış. Zira 1930’larda ABD’deki içki yasağının (1920-1933) da etkisiyle kumar, fuhuş, alkol ve eğlence sektörü hızla Küba’yı (özellikle Havana’yı) ele geçirmiş. Ülkenin her yanında ABD’li şirket ve girişimler hüküm sürmeye başlamış. 1959’da ülkede kumarhaneler yasaklanana dek Küba’nın turizm geliri Las Vegas’tan fazlaymış. Las Vegas Hilton yapılana dek (kaldığım otelin hemen yanındaki) Riviera Hotel, dünyanın kumarhane amacıyla yapılmış en büyük oteliymiş (Sahibiyse Amerikan Mafya Babası Lucky Luciano).
  • Devrim öncesinde nüfusun yüzde 8’i, toprakların yüzde 80’inin sahibi hale gelmiş. Yine de gelişmişlik ve ekonomik göstergeleri gayet iyiymiş.
  • ABD, bir askeri darbe ile başa geçmesine ön ayak olduğu Fulgencio Batista’dan rahatsız olmaya başlayınca işler gerilmiş. Batista kozunu Küba’daki ABD’li petrol şirketlerini millileştirerek oynuyor ve ABD’nin ilk ekonomik ambargosu başlıyor. ABD’li mafya üyeleri ve yatırımcılar bu süreçte Batista’ya desteğini -elbette- sürdürüyor. (Çok ilginç bir detay: Küba’ya yönelik ekonomik ambargo, ABD tarihinin değişmeden süren en uzun süreli dış politika stratejisi.)
  • Hukuk öğrencisi Fidel Castro’nun Başkan Batista’ya ilk muhalefeti 1952’de başlıyor. Batista’nın görevden alınması için yazdığı dilekçe mahkeme tarafından reddedilince Castro silahlı mücadeleye karar veriyor. Bu süreçte CIA ile bağlantılı bazı asker kökenlilerden dahi destek alıyor.
  • Castro, Batista’ya karşı birkaç başarısız eylemden sonra yanına 82 yoldaş alarak -ABD yapımı- Granma teknesiyle Meksika’dan yola çıkıyor. Küba’ya ayak basar basmaz dağlara çıkıyor. Ancak ordu ile girilen çatışmalarda bu gruptan sadece 20 kişi hayatta kalıyor.
  • Hepi topu 200 askeriyle Batista emrindeki 37 bin kişilik Küba Ordusu’nu dize getirmesinde ABD ekonomik ve silah ambargosunun payı büyük. Çünkü resmi ordu yedek parça ve mühimmattan mahrum. O dönem özellikle hava kuvvetleri neredeyse etkisiz hale gelmiş durumda.
  • Batista’yı 1959’da büyük bir halk desteğiyle devirerek devrim yapan Castro, ülkenin tüm topraklarını ve şirketlerini kamulaştırıyor. Karşılığında ABD ambargo yaptırımlarını arttırıyor. Küba da böylece çaresiz (ve aslında pek de istemeyerek) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) yani komünizme yanaşıyor. Bu sürecin izlerini Castro’nun notlarında da görmek mümkün.
  • 1991 yılında SSCB’nin dağılmasıyla ‘Período Especial’ (Özel Dönem) dedikleri oldukça zorlu yıllar başlıyor. Yaşanan birkaç gelişme şöyle:
    • Şeker kıtlığı yüzünden ithalat ve ihracat yüzde 80 küçülüyor. (Bu dönemde en büyük destekçileri Venezuela Başkanı Hugo Chavez oluyor.)
    • Gıda ve ilaç sevkiyatı durma noktasına geliyor.
    • Halka sunulan gıda desteği beşte birine düşünce her Kübalı ortalama 9 kilo kaybediyor.
    • Rus Federasyonu adaya artık garantili petrol vermeyeceğini açıklayınca endüstriyel ekonomi; özellikle tarım olumsuz etkileniyor. Traktörler ve modern tarım araçları çalışamaz hale geliyor. Gübre ve tarım kimyasalları temin edilemiyor.
    • 3 saatte bir çalışan otobüsler, günde 16 saate varan elektrik kesintileri normalleşiyor.
    • 1993’e kadar ABD’den gelen insani yardım talepleri kabul edilmiyor.
    • 1996’daki yeni ABD ambargo kararlarıyla hammadde ithalatı da durduğu için ülke çapındaki bütün fabrikalar kapanıyor. Milyonlarca kişi işsiz kalıyor.
    • Rusya’ya petrol karşılığı şeker kamışı üretme zorunluluğu kalmadığı için meyve ekimi başlıyor. Et üretiminin yüksek maliyetli sebebiyle halk sebze ağırlıklı bir beslenme düzenine geçiyor.
    • Açlık yüzünden sokaklardaki; hatta hayvanat bahçesindeki hayvanlar çalınarak yeniyor. Bu sebeple inek öldürüp yemeye 10 yıl hapis cezası konuyor (insan öldürmenin cezasından fazla). Devletten izinsiz et satana 8 yıl, yasadışı et yiyene de 1 yıl hapis cezası getiriliyor.
    • Hane içi tarım kendiliğinden gelişmeye başlıyor. Ardından devlet de destekliyor.
    • Avustralyalı çiftçiler yardıma gelerek Kübalı meslektaşlarına modern tarım tekniklerini öğretiyorlar.
    • Bu dönemin ilginç bir sonucu olarak halk daha az kalori alımı ve daha çok hareket sebebiyle daha sağlıklı hale geliyor.
  • Período Especial, o dönemleri yaşamış halk için hala en büyük korku.

Bugünün Havana’sına bakış

  • Ülke nüfusunun yüzde 20’si bu şehirde yaşıyor.
  • Yılda 1 milyonu aşkın turist ülkeyi ziyaret ediyor. Bu sayı ABD Başkanı Barack Obama döneminde artmış ancak Donald Trump döneminde tekrar gerilemiş.
  • Havana’nın ilk yapılarının bulunduğu La Habana Vieja bölgesi UNESCO Dünya Kültür Mirası kapsamında.
  • Havana’nın restorasyonu oldukça zor ve kıt kaynaklar ile İspanyol tarihçi Eusebio Leal Spengler öncülüğünde yürütülüyor.
  • Havana, Ankara ve Eskişehir ile kardeş şehir.

Çelişkiler İmparatorluğu

Bu başlık altında yepyeni bir yazı yazmak isterdim ancak bağlamdan kopmasın istedim. En kısa ve öz haliyle derlemeye çalışayım:

  • Küba yaşam şartları adına gurur duyulası bir ülke değil. Fakat bunun sorumlusu komünizm mi, Küba Komünist Partisi mi yoksa ABD ekonomik ambargosu mu o da muamma. SSCB’nin yanlış kaynak planlaması sebebiyle ülkeyi sadece şeker kamışı ve tütün tarımına mahkum etmesi günahların en büyüğü. Oysa ülke, dünyanın en kıymetli bazı madenlerinde en bereketli topraklar arasında. Yani bugün Küba’nın bir Vietnam olması pekala mümkündü.
  • Ülkede sağlık, eğitim, barınma, otomobil, iş gibi ihtiyaçların hepsi devlet tarafından karşılanıyor. Ancak bunca ekonomik sıkıntı içinde herkese her şeyi sunmak için her şeyi en basit halinde yaşamak gerekiyor. Örneğin hastaneler ücretsiz fakat 80’lerin Türkiye devlet hastanelerini andırıyor. Ambargo şartları ve etken madde yokluğundan eczanelerde birçok ilaç bulunamıyor.
Havana’da bir ilköğretim okulu. Fotoğrafı çekerken dahi detaylara saplanıp kaldım.
  • Devletin size verdiği ev, 16 yıl oturduktan sonra mülkünüz haline geliyor. Konut sayısı sınırlı, yeni inşaat sayısı az iken nüfus çoğaldığı için yeni bir ev çoğu kişi için hayal. Dolayısıyla aileler birkaç kuşak aynı evde yaşıyor. Evleri yenileyecek malzeme bulmak imkansıza yakın olduğundan derme çatma çözümler ile tamamen koyuvermek arasında gidip-gelen haller söz konusu.
  • Bir yabancı yatırımcı ile sohbet ederken ülkenin resmi ekonomisinin 5 katı kayıt dışı ekonomi / karaborsa olduğunu öğrendim.
  • Her alanda büyük yolsuzluk ve usulsüzlükler gözlemlenebiliyor ancak vatandaşlar bunu “devlete ait her şey nasıl olsa bizim” gibi (tanıdık) bir mantıkla normalleştirmiş. Gemisini yürüten kaptan misali.
  • Marketler 80’li yıllardaki Doğu Avrupa ülkelerini hatırlatıyor. Uzun ve boş raflar. Sadece tek bir markadan ibaret ürünler. Gereksiz ihtiyaçlarının peşinde koşmaktan aptala dönmüş biz yabancılar adına hazmı güç. Fakat fazlasıyla öğretici.
  • Bahsi geçmişken bir süre sonra fark edeceğiniz en garip ayrıntı: Küba’da reklam yok! Ne televizyonda, ne sokakta ne de başka bir yerde. Halka bir şeyin pazarlanması gerekmiyor. Dolayısıyla reklamının yapılması da anlamsız. Aynı sebepten dolayı mağazalarda teşhir ürünü de yok. Her şey kutusunda. Karşılaştırma gibi dertler olmayınca…
  • Turistler ve turizmin getirdiği serbestleşmeyle birlikte halk içinde KORKUNÇ bir gelir adaletsizliği doğmuş. Örneğin ayda ortalama 100 USD gelire sahip bir doktora karşılık arabasını ve yakıtını devletten alan (ve turist taşıyan) bir Havanalı taksicinin GÜNLÜK kazancı 600 USD civarında. Restoran ve otel sahiplerinin de aşağı kalır yanı yok. Sıradan bir Küba vatandaşının hayal bile edemeyeceği şartlar ve hizmetler her gün gözüne çarpıp duruyor. Bu bana tarifsiz bir rahatsızlık verdi. Baskıya, zulme ve adaletsizliğe karşı başkaldırmış ve canı pahasına savaşmış bir halkın dönüp dolaşıp daha beter şartlara mahkum oluşunu görmek acı verici bir deneyim.
  • Karne ile gıda sistemi hala geçerli. Ancak aylık verilebilen gıda, bir kişinin sadece bir haftalık ihtiyacına yetiyor. Örneğin kişi başı aylık yumurta hakkı 5 adet.
  • Küba yönetiminin resmi bir fakirlik tanımı yok. Dolayısıyla ülkede kayıtlı fakir de yok. Sadece uluslararası tanımlardaki fakir kalıbına yakın şartlarda bir azınlığın varlığını kabul ediyorlar.
  • Halkın en büyük gizli geliri ABD’de yaşayan akrabaları. İddialara göre bu akrabalar her sene ABD’den Küba’ya 5 milyar USD gönderiyor.
  • Ülkede yaşayan yabancılar (diplomatlar, şirket temsilcileri, vs) için yaşam korkunç pahalı. Bu grup için Lada’ların fiyatı 30 bin USD seviyesinden başlıyor. Toyota’nın temel modelleri 80 bin USD’ye kadar çıkıyor. Ev kiraları 3 bin USD ve üstü şeklinde gidiyor.
  • ABD’nin yeni yaptırımları Küba’da faaliyet gösteren şirketlerin ABD’deki mal varlıklarına el koyma hakkını getirdiği için birçok akaryakıt şirketi el çekmeye başlamış. Bu da ciddi bir petrol krizi tetiklemiş. Ben oradayken devlet 6 milyon USD borcu yüzünden Venezuela petrolünü ülkesine taşıtmakta zorlanıyordu. Küba’da elektrik ve su santralleri petrol ile çalıştığı için yakıt sıkıntısında elektrik ve su da kesiliyor.
  • Birkaç turistik nokta dışında sokaklarda müzik yapanlar kalmamış. Herkesin elinde akıllı telefonu ve bluetooth hoparlörü var. Gürültülü Latin Pop şarkıları çalıp duruyorlar. Ve neredeyse her mekanda Amerikan pop şarkıları çalıyor. Her açıdan zulüm.
  • Havana’ya ait her fotoğraf karesine sızan eski ABD otomobillerinin birçoğunda Hyundai ve Toyota motoru var. Olmayanları da öylesine yağ yakıyor ki yanında nefes bile alamıyorsunuz. Karbon emisyon meselesinde Küba’nın Amerikan hurdaları ve SSCB dönemi araçlarının karnesi yerlerde. Sokaklarda yürürken eski araçların egzost kokusundan nefes almakta dahi zorlanıyorsunuz.
  • Görkemli günlerden kalma muhteşem mimari eserlerin parasızlık yüzünden düştüğü köhne, metruk halleri yürek burkuyor. Bir dönem yaşanan ihtişamlı zenginlikten izler taşıyan bu ev ve binaların bugün ağırladığı fakirlik çok ilginç bir tezat.
  • Havana’da birçok saray ve saraycık var. Ve her biri, her saray gibi ülkesine alabildiğine yabancı, aykırı ve sakil. Liderler pencerelerden gördüklerine karşı bakarak o saraylarda nasıl oturmuş aklım almıyor. Hemen her zamanki gibi bir ülkenin fukaralığını ve çaresizliğini saraylarının görkeminden anlayabiliyorsunuz.

Sonuç Raporu

Bu yazıyı aslında birazdan aktaracağım fikirlerim için derledim. Ayaklarının yere basması adına bütün bu detayları paylaşmak zorundaydım. Ancak öylesine uzamış ki bu kısmı en özet haliyle aktarmam gerek:

Küba bir ütopya. Başka bir dünyanın mümkün olabileceğini hayal edenlerin; devlerin karşısına dikilip kafa tutanların adası. Köklü tarihinin her döneminde hep daha büyük başka bir şeylerin parçası ya da vesilesi olmuş. Halısının altında Afrikalı kölelerin kanı, korsanların ve sömürgecilerin ganimetleri, bugün hiçbir temsilcisi kalmamış gerçek yerli halkının ahı var. Duvarlarında Amerikan mafyasının fuhuş, kumar ve içki üçgeninin eserleri asılı hala. Yine de yüzlerce yıllık tarihinde bir gün dahi tam anlamıyla bağımsızlığı yaşayamamış; hala türlü çeşit siyaset oyunularının kozu ya da cezası durumunda.

sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem gayrının
resmini yapabilir misin üstat
yazık yazık Havana’da bu sabah doğmak varmışın resmini yapabilir misin

Saman Sarısı / Nazım Hikmet Ran / 1961

Küba’nın geleceği turizme; dolayısıyla turistlere bağlı. Bu yüzden her şey dev bir Truman Show platosunu andırıyor. Gülümsemeler sahte, eğlenceler göstermelik, hizmetler ve mekanlar coğrafyanın gerçeklerinden alabildiğine kopuk. Ellerindeki telefon ve kameralarla bu kadim kültürü bir ‘insanat bahçesi’ gezercesine ‘avlamaya’ çalışan turistler ise halkın gözünde sağılmak üzere gönüllü gelmiş inekler misali.

Yeni seçenekleri keşfetme uğruna çıkılan bir yolda, seçeneksizliğin sahte, sınırlayıcı ve buyurgan tavrını hazmetmek, mazur görmek kolay değil.

Peki Küba halkı bunlardan ötürü mutsuz mu? Ziyaretim boyunca her gün, her an bu sorunun yanıtını aradım. ABD’li akrabalarının yolladığı (ve ellerinden asla düşürmedikleri) akıllı telefonlarında takip ettiklerine, çanak antenlere bağlı TV’lerinde izledikleri ışıltılı dünyaya ya da ülkelerini ziyarete gelen turistlerin paralarıyla yaşadıklarına bakarak mevcut hallerinden gurur duymaları zor olmalı. Fakirlik ile zenginliğin bu kadar iç içe yaşandığı çok az ülke gördüm (genellikle bu tip sosyo-ekonomik sınıflar birbirinden mahalleler; hatta bazen şehirler ile ayrılır).

Mutsuz olduklarını söyleyecek bir dayanağım yok. Ama şurası kesin: mutlu da sayılmazlar. Bunu sohbete koyulduğunuz her Kübalı’da görüyorsunuz. Kulağınıza yaklaşarak, kısık seslerle dile getirilenlerde duyuyorsunuz. Ve işin acı tarafı, Küba’nın gelecek projeksiyonunda umut veren bir şey de yok. Gerçeğe dönüşmesi mutluluk verecek bir hayali diri tutmak uğruna; turisti ve halkıyla yaşatılan romantik bir ilüzyon gibi Küba.

Caracas aktarmalı dönüş yolunda insanların açlıktan kelime anlamıyla birbirini yemeye başladığı Venezuela’da inmek üzere Havana’dan uçağımıza binen Business Class yolcularına baktım. Kimdi onlar acaba? Ne iş yapıyorlardı? Nasıl yaşıyorlardı?

Türk Hava Yolları uçuş ekibi bizi Havana’dan alıp Caracas’a geçtiğinde havacılık kuralları gereği bizi yeni bir ekibe devredip 3 gün bu şehirde dinleniyor. Polis korumalı transfer aracıyla ulaştıkları otelden çıkmaları güvenlik sebebiyle yasak. Çünkü dışarı çıktıklarında sağ salim dönme ihtimalleri yok denecek kadar az. Küba neyse ki tarihi boyunca en büyük desteği aldığı Venezuela kadar korkunç bir halde değil. Umarım hiçbir zaman da olmaz.

Birkaç saatlik bekleme sonrası Caracas’tan havalanıp İstanbul’a doğru ilerlerken deniz ürünlerinden oluşan bir yemek sipariş ettim. Yanına en sevdiğim Rioja şaraplarından birini söyledim. Atıştırırken de bunları düşünüp durdum. Şükretmemiz gereken Türkiye’nin çelişkileri miydi acaba? Sahi hangimiz daha fena durumdaydık?

Hepsi bir yana; bunca kasvet ve mutsuzluğun içinde yaşadığım benzersiz mutluluk, utanılası bir şey miydi? Pürüzsüz ergen cildinde arsızca çıkıveren sivilce türünden bir şey miydi bu yaşadıklarım?

Marketlerinde binlerce ürüne sahip, reklam kuşaklarında pazarlanan şeylerin bıkkınlık ve sarhoşluğunda, kağıt üstünde dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip Türkiye mutlu muydu örneğin? Başka bir açıdan bakarsak; bir Kübalı bir Türk’ten daha mı mutsuzdu? Belki de bu mutluluk denen meselenin sahiden maddiyat ile doğrudan ilişkisi yoktu. Belki de varlık mutluluğun, yokluk mutsuzluğun garantisi değildi.

Belki de…

Ön hazırlığı hariç, derleyip yazması dahi 12 saatten fazla süren şu yazı metrelerce uzadı ama Havana’da nereye gidilir, neresi gezilir, nerede / ne yenir bahsetmemişim bile.

Onları da 2021 ziyaretimden sonra yazarım artık.

“İki haftalık bir Küba ziyaretinin ardından” için 66 yanıt

amirim, kitap gibi okudum valla. sırf okumam bile 1 saat sürdü, bütün linklere tek tek tıkladım. küba’yı yaşattınız bana, size müteşekkirim. bir de herkesin fazlasıyla romantize ettiği bu yerin aslında çelişkiler diyarı olduğunu, ve büyük ihtimalle “mutsuz insanların ülkesi” olduğunu belirtmeniz de takdire şayan. değme bir gezi bloguna taş çıkaracak bir anlatım.
yalnız bir ricam var. Havana’da nereye gidilir, neresi gezilir, nerede / ne yenir notlarını da bekliyoruz. 2021’e bırakmayın lütfen. hemen olması gerekmiyor ama bir-iki ay sonra bir toparlayıp yazın gözünüzü seveyim:))
Ali ve Zeynep’in de gözlerinden öperim. İyi ki varsınız:))

Guzel bir yazi olmus. Ellerinize saglik.
Puro fabrikasindaki duvalarda Che’nin fotosunun yanina yoresine asilmis renkli yazicidan cikarilmis Turk artislerin fotolarindan hic bahsetmeminiz garip geldi. Ya dikkat etmediniz, ya da dikkate deger bulmadiniz.

Siz söyleyince baktım ama TV izlemediğim için hiçbirini tanıyamadım. Fakat Latin Amerika’da Türk dizilerinin popüler olduğunu söylemeliyim. Otel odamı temizleyen görevli kadın bana İspanyol kanallarından izlediği bir sürü Türk dizisi ve oyuncu adı sayd (hiçbirini bilmediğimi anlayınca da biraz bozuldu). 1980’lerde Brezilya dizileri Türkiye’de neyse, 2000’lerin Latin Amerika’sında da Türk dizileri o anlaşılan.

Elinize emeğinize sağlık ama sadece Havana yı görüp, otelde kalıp Küba yı anlamaya çalışmak zor bence. İki hafta Havana dan Santa Clara ya bir loop çizerek gezmeye çalışmış, la casa larda kalmış, onların pişirdiklerini onlarla yemiş, bindiği at arabasının tekerleği kırılınca Vinales de bir çiftlikte 5 saat mahsur kalmış biri olarak deneyimlerin bakış açısını ve fikirleri şekillendirdiğini düşünüyorum. Ilave olarak seyretmesiyseniz cuba and the cameraman belgeselini seyretmenizi tavsiye ederim. Seyrettiyseniz bile Küba yı gördükten sonra daha iyi anlaşılabilir bir belgesel. Yorumlamam bu kadar:) sevgiler saygılar

18-27 Ocak 2020 tarihlerinde ziyaret ettim .
Dolar elden kabul ediliyor . Devlete ait işletme biraz zor ama diğer herkes elden alıyor 1 Amerikan doları 1 cuc kabul ediyorlar
+53 53508023 Emre yeşil timsah çok iyi bir rehber 12 yıldır Havana’da pek çok konuda yardımcı oluyor 1 dolar 1 cuc çeviriyor sağolsun
En iyisi Kanada doları alıp gitmek . Kur farkından dolayı epey karlı
Marketlerde büyük su 0,33 cuc
Eskiden ıstakoz çok ve güzel deniyordu biz de tavuk bulduk yiyecek olarak sadece

İnstagram’dan geldim sonuna kadar okudum. Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Dünyanın farklı ülkelerini, şehirlerini ve kültürlerini incelemeyi seviyorum. Geçenlerde de genç bir gezginimiz olan Emre DURMUŞ’un Küba deneyimlerini izlemiştim YouTube’dan. Küba hakkında kafamda birçok şey canlandı. Ama burdan o insanlara karşı hissettiğim temel duygu hüzün oldu maalesef.

Merhaba, “1991 yılında SSCB’nin dağılmasıyla” başlayan paragraf mükerrer olmuş. Elinize, kaleminize sağlık. Uzun blog yazılarınızı özlemişiz

Fena bir yazı olmamış, Küba ve puro hakkında verdiğiniz bilgiler çok güzel ancak Küba’daki gerçeği tam olarak yansıtıyor mu? Orası kuşkulu.

Yazınızda halkın mutluluğu için daha çok kapitalizmin çizdiği çerçeveden bir görüş elde edilmeye çalışılmış gibi: Varlık ve yokluk üzerinden. Yoksa Küba’nın gelecekle ilgili umut verip vermediğini sadece tıp alanında Dünya’ya örnek olacak çalışmalarına bakmak yeterli olurdu.

Öte yandan halkın mutluluğunun kriterleri çok net ve belli aslında. Kapitalizmin ilüzyonunda sunduğu gibi elinizdeki cep telefonuna ya da internete bağlı falan değil.

Mesela şu soruların cevaplarını ben yazınızda bulamadım.

Sokakta yaşayan, evsiz, var mı? (Sadece ABD’de, Küba’nın nüfusu kadar evsiz var mesela.)
Yazınızda gelir adaletsizliğinden bahsediliyor, ülkenin gayrisafi milli hasılasından kim ne kadar faydalanıyor? Örnek olması açısından Türkiye’de en zengin yüzde 20’si,gelirin yüzde 50’sini alıyor. ABD’de zaten korkunç boyutta.
Kadın erkek eşitsizliği var mı?
Kadın cinayetleri ne oranda?
Çocuk ölümleri ne oranda? (1000de 4,ABD’de 1000’de 6)
İnsanlar sağlık hizmetlerine direkt ulaşabiliyor mu? Ne kadar doktor var? (100,000 -> Her 100 kişiye 1 doktor, Türkiye’de her 500 kişiye 1 doktor)
Okuma yazma oranı nedir? (100%)
Ortalama yaşam nedir? (Ortalama beklenen yaş 80 ki bu Almanya ile aynı)
İnsanlar gelecek kaygısı yaşıyor mu?
İnsanlar istedikleri herhangi bir işi yapabiliyorlar mı?
Üretim tüketim dengesi nedir? (Dünya’da ürettiği kadar tüketen tek ülke)
Toplamda çevreye saldığı sera gazı miktarı nedir?

Sevgilerle,
Can

Bu istatistiklerin çoğundan haberdarım. Ancak rakamların göstermediği gerçekler için gidip gözünüzle görmeniz ve gözlemlemeniz gerekiyor. Yaşam ve yaşamak herkes için çok farklı anlamlar taşıyor.

Mutluluğun maddiyatla alakası var mı bilmiyorum ama elinde telefonla dünyada neler olduğunu görüp, markette alacak ürün bulamamak çok garip olsa gerek.

Bu arada bavul listenizde termos olduğunu, termos muhakkak alınması gereken bir şey olduğunu ama girerken termosun yasak olduğunu yazmışsınız.

Yazıyı okurken gezmiş kadar oldum, elinize sağlık.

Sonunda Küba’nın abartılmış bir balon olduğunu itiraf eden bir yazı. Kalemine sağlık amirim.

Öncelikle teşekkürler diliyorum. Küba ile alakalı usta işi bir gezi rehberi olmuş diyebilirim, çok fazla gezi yazısı okuyan biri olarak. Ayrıca 10 yıldır blog yazıyorum ve sizin yazınızı okuduktan sonra 1 adet buna yaklaşabilecek bir şey yazmadığımı farkettim. Bu konu için ve sürünmekte olan blogculuk için de ayrıca teşekkür ediyorum. Hayretler içinde takip etmeye devam ediyoruz. İyi ki varsınız ne diyeyim.

Amirim elinize sağlık ☺️ çok güzel olmuş gerçekten sigara bile içmeme rağmen , varsa bir dal puronuz alabilir miyim demek geldi içimden var mı demek geldi okurken içimden ☺️ Tekrardan çok teşekkürler bu güzel yazınız emeğiniz için☺️

Kaleminize sağlık. Oraya gitmiş kadar oldum. Objektif davranmaya çalıştığınız için de teşekkür ederim. Gerçekten keyifli bir yazı olmuş.

Emeğinize sağlık,

Öncelikle yazının sonuç raporu dışındaki kısımlarına ruh halinizi eklememiş olmanız ve bilgi edinme şeklinde yazmış olmanız açısından teşekkür ediyorum.

Sonuç raporu kısmında ise çok geniş ve güçlü bir konuyu Küba ile ilişkilendirmek bana biraz konuyu daraltmak gibi geldi.

Zira yaşam, hayat, mutluluk, tatmin olma gibi birçok konu birşekilde o yer ile ilişkilenince ister istemez diğer birçok bağlı etken sıfır çarpanı ile sonuç kısmından elenmiş. Bu da “benzersiz mutluluk” olarak yaşadığınız duygunun anlatımında tam karşıya ulaşmıyor. Sanki bu kısmı başka bir blog yazısında bir kübalı gibi düşünerek psikoloji, aile, yaşam, iş, para gibi konularla harmanlayıp daha geniş çerçevede ele alsanız, tezlerinizi orada etraflıca ifade etseniz daha verimli olur gibi.

Tekrardan böyle bir yazı için teşekkürler ve tebrikler.

Bu yazıyı her yerde yayacağım, bir insan bir yazıya bu kadar mı özenir, helal olsun demekten başka bir şey bulamıyorum…

Uzun yazı okumayı sevmem, hayatımda hiç puro içmedim, Küba’ya da herhangi bir özel ilgi ya da merakım yok. Ve başından sonuna kadar soluksuz okudum.

Yazdığınız her konu hakkında müthiş bir özet sunuyorsunuz amirim, elinize sağlık.

Cok kisa bir zaman diliminde bu kadar detay güzel bir gezi izlenimi
Havana da birlikte bir puro icmeyi isterdim sizinle
Ellerinize saglik
Viyana dan Ercan Hazar

Amirim, soluksuz okudum, 2 senede 3 kere Havana’da bulundum toplamda 30 güne yakın geçirdim orada tamamen keyif için, her gidip geldiğimden sonra benzer şeyleri burada insanlara anlattım ama anladıklarını çok az gördüm, sizin yazdıklarınız da benim ispatım olacak. Puro çeşitliliğinden bahsetmişsiniz, bunun temel sebebi festival zamanı Havana’da olmanız, eğer başka bir zamanda giderseniz hiç bir LCDH’da 6-7 çeşitten fazla puro görmezsiniz, hatta Miramar bölgesinde çok methedilen LCDH’da tek satışa açık sadece 2 puro vardı ben gittiğimde ( 2018 Ağustos )

çok güzel bir oteli tercih etmişsiniz ama casa particular tabiki çok daha keyifli oluyor, kalmak için Vedado bölgesi de diğer heryerden daha az turistik ve daha çok kübalı bir yer, tavsiye ederim.

yazınız ve gözlemleriniz için tekrar çok teşekkürler, gözlerimin gördüğü ama aklımın görmediği bir çok şeyi farkettim sayenizde, daha da gitmem diyordum ama Havana’yı özlediğimi farkettim. belki bir gün karşılıklı tellendirmek de nasip olur.

Çelişkiler yumağı büyüdükçe çekirdekteki öz yani insanın kişiliği ve buna bağlı toplumların silueti belirsizleşir. Çelişkiler virüs gibidir girer vücut yok edici güçleriyle saldırır yok eder. Âmâ vücut zayıf düşmüşse virüsün yok edici üstünlüğü başlar. algı atmosferinde illüzyonla bir yere kadar beslenecek sürdürülebilir medeniyet vizyonu olmayan toplumların da canlı kalmaya indirgenmiş amaçları olan insan topluluğuna dönüşmesi an meselesidir. gelir dağılımı bütün dünyanın ideolojilerini etkiliyor. güç odakları bu konuda evrensel güdülere yenik düşmekte; maalesef hep bana anaforuna bir müddet sonra kapıldıklarını anlamıyorlar ama onlara göre ihtiyat akçesi bu anaforun adı.ya da “devletin ali menfaatleri” bizim gibi Ortadoğu toplumlarında. lafa gelince herkes bireyi yaşat ki devlet yaşasın der. oysa herkeste musluk akarken depoyu doldur bilinçaltında saat gibi işlemekte. Ancak sorun herkes ana vanayı ele geçirdiğinde neden olmasın diyor muslukların tıslaması işin fıtratına dönüşmekte. bu tekelleşme kapitalizmi kapitalizmin gayri memnunlarını oyalamak için bu evrensel güdüleri inkar eden bu tür illizyon ideolojileri yine kendi üretti.kısacası kominizm, kapitalizmin aynı soyadı taşımayan çocuğu sayabiliriz. Bunu orta asyadaki Türk cumhuriyetleriyle Rusya’nın ekonomik gücünü kıyasladığımızda kominizmin de SSCB döneminde bir sömürü aracı olduğunu görürüz. Hangi Türk cumhuriyetinin nükleer enerjisi var gelişmiş silah ya da sanayisi var Rusya kadar. Hani kominizm kardeşlikti.ekonomik paylaşımdı. Demek ki vanayı elinde bulunduranla musluğa muhtaç olan arasında en az kapitalizm kadar fark varsa kominizm de bir gayri memnunları oyalama illizyonundan başka şey değildi.
çelişkiler yumağı Küba yazınız benim yukarıdaki tezimi doğruladı. Dahası vaz geçilmez rutinlerin arasında USA düşmanlığıyla halka şekil veren Kübada antik Amerikan arabasından geçilmiyor Amerika’daki akrabaların desteğiyle beslenen gerçekler. Tıpkı bizdeki gavur icadı deyip mikrofon kullanmayan yobaz hocaların son model Alman arabasıyla fink atması gibi. Samimiyet testini halkın nazarında adaletle geçen lider olabilir. Liderini yitirmiş aileler şirketler toplumlar devletler bir müddet daha algı atmosferinde illizyonla devam eder ki komaya girene kadar uyanmasın. Sömürgecilerin parselizasyonuna direnme ihtimali olan toplumlara acı reçete böyle sunulmakta. Sonunda masa kazanıyor maalesef. Böyle uzun yazıya böyle uzun yorum yakışır. Sabırla okuyabilene aşk olsun.

Her şeyin ulaşılabilir ve çok seçenekli olmasına o kadar alışmışız ki oradaki sınırlamaları görünce haliyle garipsiyoruz. Bizim gibi kapitalist sistemin göbeğinde doğup bu sistemin bize dayattırdıklarını, ihtiyaç belleyip bağımlı hale geldiğimiz bir yere kıyasla, böyle bir yerde yaşamak zül gelecektir. Fakat orada doğup büyüyenler için böyle bir bağımlılık olmadığından dolayı onlar açısından olağan bir yaşam olarak görülebilir. Öte taraftan internet ile dünyanın diğer ucunda meydana gelen bir olayı avucunun içindeki küçük ekranda izleyebiliyorken, Kübalılar açısından kendilerinin yaşamından daha farklı yaşamların olduğunu görmek de mevcut durumdan rahatsızlık duymalarını hızlandıracaktır.(Şimdilik kısıtlı internet ile bu durum biraz daha yavaşlatılıyor olsa da nihayetinde çok da uzun sürmeyecektir diye düşünüyorum.)
Ülkelerinin ciddi gelir kaynağı sağladığı turizmle gelir dağılımındaki eşitliği bozsalar da eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçların ücretsiz olması ve sokakta yaşayan insanların bulunmaması Küba sempatisi için yeterli olabiliyor. Ancak kaçımız böyle bir ülkede yaşamak isteriz burası tartışılır?
Güzel tespitlerin olduğu ve Küba ile ilgili zihnimizdeki pembe tabloyu sorguladığımız bir yazı olmuş.
Emeğiniz için teşekkürler.

Bir Cihangir liberal elitistinin esintisi gibi olmuş. Olsun.
Yazmak, içmek, gezmek, yemek bunlar güzel şeyler.
Görgü, iç görü, empati bunlar da güzel.
Rahatsız edici bir şeyler var, görüyorum ama anlatamıyorum.
Orhan Veli’den gelsin;

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

Hayatımın bir döneminde mutlaka görmek istediğim bir ülke olan Küba’yı en az gitmiş, görmüş, gelmiş kadar oldum sayenizde. Sadece yazınızın son bölümlerinde yaptığınız tasvirleri deneyimleyebilmek için bile istek konumundan çıkarıp, kesinlikle gidilecek olarak güncelliyorum Küba’yı rotamda. Son olarak lütfen uzunca yazın hep. Güzel bir yemeğin sonunda yenilen tatlının damakta kalan lezzeti gibi, okuması ayrı bir tat veriyor.

Sevgi ve selamlarımla

Amirim öncelikle dünyamı genişlettiğiniz için çok teşekkür ederim. Daha önce giden bir arkadaşımdan her okulun çatısında bir güneş paneli ve içeride sürekli çalışabilen bilgisayarlar olduğunu duymuştum. Fotoğraftaki durum pek öyle değil gibi. Böyle bir şey dikkatinizi çekti mi hiç?

Elinize sağlık çok sürükleyici şekilde okudum. Ülkeye girişi yasak ürünleri sayar iken ‘termos’ u da eklemişsiniz. Yazınız başka bir paragrafında ise su için termos alın yazmışsınız. Burada başka bir şey mi kastettiniz.
Kolaylıklar

Mutluluğu ölçmek zor, kapitalist ülkelerde ortalama bir Kübalının ancak USB diskle satın aldığı Amerikan dizilerinde görebildiği hayat yaşayan insan o Kübalıdan daha mutludur diyebilmek zor. Ancak diğer yandan bazı gerçekler var; insanların doğru dürüst beslenemediği, istediği şeyi okuyamadığı, istediği yere gidemediği bir ülkeye de “Ama tıpta çok iyiler” gibi ne anlama geldiği belli olmayan bir ölçüt üzerinden methiyeler düzmenin pek bir anlamı yok zira devlet “Halkın refahı pahasına AR-GE yapmak” gibi bir amaçla kurulmaz. Tabi bu sadece Komünist Küba ile alakalı değil, Komünist Çin için de, Kapitalist Hindistan için de hatta Türkiye için de aynı şeyler tartışılıyor. Halkın büyük çoğunluğu o ya da bu şekilde bir sürü temel ihtiyaç maddesine muhtaç yaşarken ülkenin servetini küçük bir azınlığa bahşedip “Ekonomimiz bu kadar büyüdü, kişi başı gelir şu kadar arttı, dünyanın bilmem kaçıncı ekonomisiyiz” demek de o ülkelerde yaşayan halk için pek bir anlam ifade etmiyor.

Hocam yazı fevkalade güzeldi ve zevk alarak okudum, siz değerli insanlar bu ülkeden hiç eksik olmasınlar.
Merak ettiğim konu fotoğraflarınız çok kaliteli çıkmış ve benimde fotoğrafa merakım olduğu için makinenizin ve lensinizin özelliklerini öğrenebilir miyim?

Amirim daha gitmeden sokaklarında gezdik dolaştık sevmesem de puronun kokusuna kadar çektik 🙂 fotolarda bizim popüler mankenlere olan ilgi bizim yalan rüzgarına olan ilgimiz gibi. Bir daha ki sene farklı ülkelere, illere gidin de bizde gitmeden gören evliya çelebi okuyucularından olalım. Böyle uzun yazıları daha çok bekliyoruz. Sağlıcakla kalın vesselam.

“Küba nin abartılmış bir balon” olduğunu ifade eden sonuçlara sebep olmuş bir yazı yazmak için onca masrafa ve busines class da yapılan seyehatlere hiç gerek yoktu.
Hayata ve sınıflar mücadelesine kapitalistlerin kucağından bakanlar için Küba; anlaşılmazdir.
Küba yi anlamanızı hiç beklemiyoruz da, biraz empati lütfen.
En altta olanların,ezilenlerin gözünden bakmayı; adalet-esitlik ve özgürlük adına bı deneyin.

Okudugum en guzel en bilgilendirici yazilardan biriydi . Kubayi gezme hayalimden vazgecme noktasina getirirken bir anda Turkiyede ki mutluluk konusuna gelince aniden dikkatimi dagitan Turkiye de ki mutluluk detayi beni alip uzaklara goturdu

Içimi kemiren puro arzusunu zor zaptettim ama çok başarılı bir yazı olmuş. Keşke iyi bir puro bulabilsem. Belki gönderirsiniz, ha?

Yazı uzun değil hatta kısa bile olduğunu söyleyebilirim, akıllardaki Küba algısının da gerçekçi cümlelerle değerlendirilmesi, cımbızlanmadan sunulması gerektiğini düşünenlerdenim. Puronun yapımı ile ilgili kısmı detaylı okuduğumu, hatta okuyanların olduğunu düşünüyorum 🙂 Emeğinize sağlık, sevgiler…

Blogunuzda 15. sırada bulunan yazı-cevap- yoruma bakın.
Yarattığıniz sonucu göreceksiniz.
Daha iyi bir dünya yaratma konusundaki emekçilerin uzun ve gel-gitli yürüyüşü önünde saygı göstermenizi, yine de ve ısrarla bekliyorum.
Bütün dünyanın, Küba nin güvenlik konusunda, en iyilerinden olduğu hemfikir iken bile, bir kavga videosu ( ki nerede olduğu belirsiz) yayınlamak neyin nesi..? Bu ne yaman gazetecilik..?
Bravo size.. Küba nin Dominik ten, puerto Rico dan bir farkı yokmuş ki..!
Küba düşüncesi ve gerçeği; bilmem kaç bin dolar ile yapılan bir turistik gezi ile anlaşılamaz beyefendi..Dava adamı olmak, idealleri olmak,cennete ve cehenneme inanmak- bilmekle olur.

Can Bey siz bu istatistiklere haizseniz paylaşmanızı dilerim çünkü sayenizde merak ettim.

Serdar, emeğine sağlık gitmeyi hayal eden biri olarak “nasıl bir beklentide olmalıyım” için etkin ve farklı bir gerçeklik sunan rehber bir yazı! Teşekkürler.

Sürükleyici güzel bir yazı lmuş teşekkürler. Merak ettiğim şey , sağlık sistemi için 80’ler Türkiyesi seviyesinde olduğunu belirtmişsiniz. Türkiyedeki bir algı da şu; Kanserin ilaci Küba’da abi, adamlar kanserin çaresini bulmuş.. gibi atıfları sizde duymuşsunuzdur. Bu minvalde bakınca bunun sebebi şehir efsanesi olması mı yada halkın az yiyerek çok çalışması sonucu sağlıklı kalmasının sonucu olarak kanser oranlarının az görülmesi midir ? Yada gerçekten buldukları bir yöntem var mıdır ? Bilginiz varsa paylaşmanızı rica ederim.

Küba çok iyi bir tıp eğitimine sahip. Ayrıca doktorlarını yurtdışındaki saygın eğitim ve araştırma kurumlarında da eğitiyor. Ülkedeki kaynak kısıtlarını doktorlara sunduğu ayrıcalıklı internet erişimiyle aşmaya çalışıyor.
Genetik tıp ülkenin iddialı olduğu alanlardan biri. Genel anlamda değil ancak özellikle akciğer kanseri gibi belirli türlerde kanser tedavisi konusunda geliştirdikleri aşı terapisi de olumlu sonuçlar veriyor. Bunu (çok yüksek bedeller karşılığında) gelen yabancılara da sunuyorlar.
Yazıda bahsettiğim konu, sağlık hizmetlerinin sunulduğu ortam ve cihazların ağırlıklı olarak eski Sovyet teknolojisine ait olmasıydı.

Amirim harika bir yazı olmuş, buna 12 saatinizi ayırıp böyle güzel derleyip yayınladığınız için teşekkür ederim. Hiç sigara içmemiş biri olarak puroyla ilgili tüm detayları merakla okudum, ayrıca Küba hakkında tespitleriniz de çok değerli. Yazınızda tek katılmadığım nokta; bir paragrafta Küba tarihinden bahsederken yerli halkın yok olması, yerine gelen sömürücü İspanyolların ve korsanların tarihi ile sonraki yüzyıllarda fuhuş-kumar merkezi olmasının sanki bugün yaşananlarda etkisi varmış gibi, sanki koca ülke ve yaşayan son nesil geçmişin lanetini üstünde taşıyormuş gibi bir anlatım olmuş. (ya da ben öyle anladım) Her doğan insanın masum doğduğuna inanan biri olarak geçmişte yaşanan felaketlerin gelecek nesillere etkisi olmadığını düşünüyorum. Sizi yıllardır takip eden biri olarak sizin de bunu savunduğunuzu sanmıyorum ama o paragrafta öyle bir duygu var.

Bahsetmek istediğim şuydu: Emperyalizmin (tarih sırasıyla İspanya, İngiltere ve ABD) mazlumu Latin Amerika halkları, yerleştiği topraklarda savaş, zulüm ve sistematik soykırımla yok ettiği halkların kanının üstünde yükselmiş. Amerika kıtasında İnka, Maya, Aztek, Taíno halklarının bahsinin geçmediği her tespit bizi hikmeti kendinden menkul sonuçlara götürür.
Her doğan elbette masumdur ancak sorun bellediğimiz vakaların kökenlerini ararken miladı nereye koyduğumuz çok önemli. Bir tarlayı fare bastığı zaman; o fareleri yiyen yılanları yesin diye getirilen tilkiden sorumlu çiftçiyi de sorgulamak gerek.

Eline, emeğine, vaktine sağlık amirim.
Dinlene dinlene, bir çay üstüne bir çay daha ekleyerek keyifli bir akşam okuması yaptım. Bazı yerlerde düşündüm, daldım gittim.
Yazı içindeki linklerden birine tıkladığımda Dünya Halleri sayfasına yaptığı yönlendirme ve artık olmayacağını tekrar hatırlamakta bir miktar üzdü 🙂
Saygılar, sevgiler.

Ben de 2016 mayısında gittim Küba’ya. Balık ürünlerinin sınırlı olmasının sebebi halkın tekne sahibi olmasının yasak olması ve açık deniz balıkçılığının yapılamaması. Bir teknesi olanın ilk yaptığı iş Amerika’ya kaçmakmış çünkü.
Ayrıca ticaret yapmayan halkın yurtdışına çıkışı yasak. Yine halkın euro ve dolar sahibi olması yasak. CUC’un amacı turistin elindeki dövizi direk devletin alması. Mesela taksiciler 600 dolar kazanıyor dediniz olay tam olarak öyle değil. Taksicinin eline 600 CUC geçiyor ama gidip onu 600 dolar gibi kullanamıyor. CUC’u gidip yok pahasına CUP yapıyor. Yani CUC yerel halk için işlevsiz, CUP turist için işlevsiz. Yerel halk yemeğe ve ulaşıma sizin ödediğiniz bedelin çok daha altında bir bedelle sahip oluyor aslında. Sizden dolar almak isterler, biriktirip amerikaya kaçabilmek için, ama güvenemiyorlar kontrol var bu konuda. Devlet turist ile gelen tüm dövize el koymuş durumda ya da şöyle diyelim bizzat devlet turisti soyuyor. O dönem bloglarda okumuştum yeterince vakit geçirip tecrübelenirseniz dolarınızı yerel halktan direk CUP yapabilirsiniz. Ama tabi CUP’u turistin kullanması yasak. Bu yüzden belli başlı yerlerden alış veriş yapıyor ve karşılıklı bir güven oluşturmuş olmanız gerekiyor.
O dönemde edindiğim bilgiler bu yönde idi, yanlış olabilir, yanlış hatırlıyor olabilirim.

Bu CUP / CUC değişim konusu benim de aklıma takıldı ve ziyaretim sırasında işletme sahibi 2 kişiye sordum. Onların aktardığına göre aklımıza ilk gelen gibi düşük bir kura sahip değiller. Örneğin 1 CUC = 25 CUP iken yerel halk turistlerden kazandığı 1 CUC’u 24 CUP’a dönüştürüyor. Yani kayıp çok az. Fakat yine de bir şüpheye sahibim. Ben anlatamamış olabilirim ya da onlar anlamamış olabilir.

Amirim, her şeye rağmen harika olmuş geziniz. Ne mutlu. Ama yalvarırım ‘adına’ kullanımınıza dikkat edin. Bunların hemen hepsi yerine ‘için’ kullanmanız gerekiyor. Benden söylemesi. Haluk MEsci

Duraksamaksızın ve keyifle okudum yazınızı. Bir o kadar da kıskanmadım desem yalan olur 🙂 Çok doğal, sarih bir özet olmuş. Puro içicileri için ise ‘Puro Tarihçesi ve Temellerine Giriş 101’ dersi için bir resimli el kitapçığı gibi olmuş. Kaleminize sağlık.

Tanrı kaleminize(klavyenize) ve onları tutan(basan) parmaklarınıza zeval vermesin. En az gitmiş gelmiş kadar oldum. Dilerim bu enerjiniz hiç bitmez.

Kalın sağlıcakla.

Blogunuzu her zaman büyük keyifle okumaya devam edeceğim. Ufak bir eleştiri yapmak istedim.

“Türkiye’de internet kullanıp da VPN hizmetine sahip olmayan var mıdır bilemiyorum (umarım yoktur / kalmaz).”

Bu söyleminizi doğru bulmuyorum. Samimiyetle söylemem gerekirse ben vpn hizmetine sahip değilim ve etrafımda bir tane adam da tanımıyorum:-) Sanki biraz önyargılı bir söylem bu.

Başarılı yazılarınızın devamını dilerim.

VPN kullanmıyorsanız aralarında haber sitelerinin de bulunduğu ve sayısı on binlere varan sayıdaki kaynaktan mahrum kalıyor ve her adımınızda önce erişim şirketi sonra da devlet tarafından takip ediliyorsunuz demektir (devletimiz bir süre önce sansürlü siteleri listeleyen siteyi de sansürledi, yoksa bağlantısını verirdim). İnterneti Youtube, Instagram, Twitter, Facebook için kullanıyorsanız sorun yok. Benim (gibiler) için durum öyle değil. Yakın zamana kadar dünyanın en büyük bilgi kaynağı Wikipedia dahi sansürlüydü malum. Sizin için bunlar sorun olmayabilir. Benim kabul etmem imkansız. Aynı sebepten olacak, etrafımda VPN kullanmayan yok gibi.
Elimde olsa Türkiye’de herkesin VPN üstünden (sansürsüz) internete erişmesini sağlardım.

İnsanlar insaları modern köle haline getirirken, bir virüs bu modern hayatı yaşayan insanları kölesi haline getiriyor.

Dünya hiç güzel bir yere gitmiyor eşitlik ve paylaşım olmadığı için.

İnsanı insan insan yapar!.

Bir #EVDEKAL gününde bir solukta okunacak yazı ve evin içinde Havana’yı gezdirecek fotoğraf serisi için ne kadar teşekkür etsem azdır. Emeğinize sağlık

[…] İki Haftalık Bir Küba Ziyaretinin Ardından: Küba ziyareti hakkında Serdar Kuzuloğlu detaylı bir yazı kaleme almış, verilen linkleri de okumadığınızı farz edersek, uzun mu uzun ama bir o kadar da keyifli bir yazı olmuş üstelik yazının sonunda belirttiği gibi bir çok konuya da değinmeye sıra bile gelmemişken. […]

Kuba ile ilgili okudugum en dolu dolu ve icten yazilardan birisi. Cok tesekkurler emeginiz, vaktiniz icin.

Blog gibi blog, yazı gibi yazı olmuş. Hissettiklerim de kısaca şöyle: Pahalı ve biraz hayal kırıklığı bir seyahat olmuş. Festival havasında geçecek derken tekdüze yaşanmak zorunda kalınmış. Ancak tecrübe, tecrübedir. Güzel yazı ve fotoğraflar için teşekkürler.

Siz de görüşlerinizi paylaşın: