Neden şişmanlıyoruz?

Doğan Novus‘u Yüce Zerey‘in kitabını yayınladıklarında tanıdım. Bu sayede tanıştığım bir diğer eser (ve yazar) Zaza Yurtsever‘in Egoist Beyin ve Kilo başlıklı kitabı oldu. Biraz şüpheyle satın aldım ama gayet ilginç bilgilerle bezeli bir çalışmayla karşılaştım.

Şişmanlığın mutlulukla bezeli güzelliğini Botero'dan gayrı gören yok mu sahi?

Şişmanlığın mutlulukla bezeli güzelliğini Botero’dan gayrı gören yok mu sahi?

Tam bu noktada iki uyarı yapmam gerekiyor.

  1. Yurtsever ilk akla geldiği gibi beslenme uzmanı, diyetisyen değil; uzman psikolog (bu vesileyle sıkça karıştırılmasına rağmen psikolog ve psikiyatristin apayrı iki uzmanlık olduğunu hatırlatayım).
  2. Ben yapı olarak beyaza siyah, doğruya eğri deme cüretini gösteren insanlara sempati besliyorum (tahmin edeceğiniz gibi bu kitap da biraz öyle yapıyor). Haklı olmak zorunda değiller ama insanlık olarak gelişme ve ilerlememizi bu tip yaklaşımlara borçluyuz. Her şeyi olduğu gibi, sorgulamadan kabul edenlerden kimseye bir hayır gelmez. Bilim ve gelişim şüphe duyma, meydan okuma ve sorgulamadan beslenir.

Obezite çocukluğumda parmakla gösterilen nadir insanlık hallerinden biriydi (o parmaklardan senelerce nasibimi fazlasıyla aldım).

Tatilimi sürdürdüğüm son iki hafta boyunca yeni normal haline geldiğini (üzülerek) gördüm. Zehirli yönlendirmelerle beslenen, yaşının gerektirdiği hareketlilikten uzak, susması (uyuşması) için eline bir telefon ya da tablet verilmiş çocuklar Wall-e neslinin yapıtaşlarını diziyor adeta.

Hayatımda bir defa diyet yaptım. Yaklaşık 2 senemi alan ve toplamda 42 kilo verdiğim (ve geçen 8 yıl içinde 10 kilosunu geri aldığım) bu süreçte onlarca kitap okuyup tamamen kendi hayat ve beklentilerime yönelik bir program çıkardım. Okuduklarım arasında hala aklımda kalan cümlelerden biri şuydu: “İdeal kilosunda olanlar acıktığı zaman yiyip doyduğu zaman duranlardır. Şişmanlarsa acıkmadan yiyip, doysa da durmayanlardır“.

İstisnaları düşününce elbette kusursuz bir özet değil ama haklılık payını da teslim etmemiz gerek (Hele ki bir de sebep yerine sonuçlara odaklanma halimiz var ki daha fena. Konumuzla doğrudan alakalı değil ama kilolu olmanın ne kadar karmaşık ve zor bir hal olduğuna dair çarpıcı detayları aşağıdaki TED sunumundan izleyebilirsiniz).

Gelelim Zaza Yurtsever’in kitabına.

Bir blog yazısında 228 sayfayı özetlemek mümkün değilse de ana hatlar şöyle:

  • Beyin vücudumuzun farkında olup olmadığımız HER fonksiyonunu kontrol ettiği için her zaman önce kendi çıkarını kolluyor. İşleyebilmesi için ihtiyaç duyduğu glikozu elde edebilmek için gerektiği her an bizi bir şeyler yemeye zorluyor. Yemek gelmeyeceğini anlayınca da vücutta biriktirdiği depolardan (yağ, kas, vs) çekmeye başlıyor.
  • Beyin hayatta kalma tutkusu en yüksek organımız. Ölüm orucu yapanlar üstündeki otopsilerde beden kütlesinin %40’ını kaybetmiş eylemcilerin beyinlerinde neredeyse hiç küçülme olmadığı görülmüş. Beyin varlığını sürdürebilme adına her organı feda etmeye hazır. Onu doyurmadan durmak, doymuş gibi kandırmak mümkün değil.
  • Beyin glikoza  ihtiyaç duyduğu anda vücutta olağanüstü hal ilan ederek bütün enerjiyi kendine yönlendiriyor. Bu süreçte pankreasa sinyal yollayarak insülin salgısını durduruyor. Böylece alınan gıda (yani beynin anladığı haliyle glikoz) vücuda değil, doğrudan beyne akıyor. İhtiyacı olanı alan beyin pankreasa “eyvallah, sen takıl” diyerek çekiliyor. Kiloyla oluşan diyabet sürecinde sıkça duyduğumuz ‘insülin direnci’ de bu ilişkiye bağlı bir dengesizlik. Beyin pankreasa “ben doyana kadar insülin salgılama” diyor ancak pankreas “yaw he, he” diyerek salgılamayı sürdürüyor. Glikozdan nasibini alamayan beyin çıldırıp bizi daha çok yemeye zorluyor. Yani mesela 2 dilim ekmeğin 1 dilimiyle beynimiz, diğer dilimiyle bedenimiz idare edecekken bu isyan sonucu beyne sadece yarım dilim gidiyor. Beyin 1 dilimlik glikozu alana kadar bizi ekmek yemeye zorluyor. Beyin doyana kadar vücuda o kadar enerji (buradaki örneğiyle ekmek) girmiş oluyor ki bu gereksiz birikim mecburen yağa dönüşüyor.
  • Başka bir deyişle doymayan beden / mide değil; beyniniz.
  • Yurtsever’in iddiasına göre beyin stres altında değilken şişmanlamak mümkün değil.
  • Şişmanlama sürecinde fazla yemek sebep değil; sonuç. Asıl sebep içinde bulunduğumuz stres. Stresli durum beynin salgıladığı sakinleştirici kortizol (kortizon değil) hormonuna karşı bedenin umursamaz bir tavır takınmasına yol açıyor.
  • Kilolu insanlar A ve B olarak iki gruba ayrılıyor. A grubu normal bir bedende emanet gibi duran göbeğe sahip. Bu grup stres altında yemekten kesiliyor. B grubuysa gelenksel tarzda şişman. Stres / depresyonda iştahı daha da çok açılıyor (şişmanlıktan bunalıma girip daha çok yiyen ve sonuçta daha çok daralan insanlar buna güzel bir örnek)
  • Araştırmalara göre (sanıldığının aksine) B tipi kilolu olanlar A tipi göbeklilerden genel anlamda daha sağlıklı. Üstelik daha uzun yaşıyorlar. Damar tıkanıklığı, yüksek tansiyon, kalp krizi, depresyon, kas kaybı, kemik erimesi gibi şişmanlıkla anılan rahatsızlıkların asıl kaynağı kilo değil; stres.
  • Beyin vücudun denge ve dengesizliği ölçüsünde vücudu gayet iyi idare edebiliyor. Diyet yapmak bu düzene başkaldırı anlamına geliyor. Bu dış müdahaleyle verilen kilolar her zaman (ve çoğu zaman fazlasıyla) geri dönüyor ve obeziteye giden yolu açıyor. Dolayısıyla şişmanlayanların yapması gereken diyet değil, kronik stresin sebeplerini bulup çözmek.
  • Spor yaptığımızda vücut ve beyin arasındaki rekabet iyice zorlaşıyor. Bu durumda beynin ihtiyaç duyduğu glikoz laktata dönüşerek kaslara yollanıyor. Aç kalmaya tahammülü olmayan beyin bu sefer kaslardan laktatı alıp yağ asidi yollayarak bedeni kandırıyor ve uzlaşma sağlanıyor. Şişman insanların daha az spor yapabilme sebebi beynin laktatı çekmekte zorlanıp yorgunluk (dur artık) sinyali yollaması.
  • Kandıramayacağınız tek organ beyniniz.
  • Hareketsizlik şişmanlığın sebebi değil. Gün boyu masa başında oturarak hayatını geçiren birçok meslek grubu kilo almadan yaşayabiliyor.
  • Cerrahi müdahalelerde zayıflamak mümkün ve gayet etkili. Ancak istatistiksel olarak bu ameliyatları olanların intihar oranı %700 artıyor (yemek yeme keyfinin boşluğunu doldurmak kolay değil).
  • Yemek yemenin ideal saati yok. Vücut saatiniz neyse ona göre bir düzen tutturmalısınız. Sabah 7’de uyananla sabah 5’te yatan kişinin düzeni aynı olamaz.
  • En önemli öğün diye bir şey yok.
  • Yemek miktarının ve yenilecek şeylerin reçeteleri yok. Bunu kendi vücudunuzun tepkilerine göre kendiniz belirlemelisiniz.

Kitabın en kaba özeti bu. Tatil telaşıyla tetiklenen diyet sezonu için de güzel bir okuma (1 günde bitirdim).

Bütün bu iddia ve teşhislerinin sonucunda sunduğu çözümse Vata stres yönetimi. Nasıl olacağını merak ediyorsanız kitabın son (ve en uzun) bölümüne bakabilirsiniz.

, , , , , , , , , ,

16 Responses to Neden şişmanlıyoruz?

  1. loopduodenalswitch 02/08/2014 at 19:14 #

    Yazınız çok faydalı olmuş. Umarım benim blogum da şişmanlığın çözümünü ameliyatta bulan ya da bulmak isteyenlere yardımcı olur. Sevgiler. https://loopduodenalswitch.wordpress.com

  2. elifsu 02/08/2014 at 19:57 #

    Keşke sonunuda alsaydık özet olarak :) Teşekkürler…

  3. Idris Kahraman 02/08/2014 at 20:27 #

    harika bir makale olmuş, çok iyi konuya deginmissiniz teşekkürler

  4. eda dilhan aydın 02/08/2014 at 21:20 #

    Harika bir yazı olmus tesekkürler:)

  5. Ipek AG 02/08/2014 at 22:31 #

    Hemen alıyorum, Vata işe yarar birşeyse güzel olacak.

  6. fethi 02/08/2014 at 22:56 #

    ‘Stresi yenersek zayıflarız’ demiş. Ben açken stresli oluyorum. Bikdiğiniz kısır döngü.

  7. meractorpili 03/08/2014 at 06:04 #

    Fazlasiyla yanlis bilgiler var yalniz. Oncelikle beyin insulinden bagimsiz bir sekilde glukozu alir. Insulin direncinin olusumu vucudun yag kitlesinin artmasina bagli olusmaktadir. Devamli alinan glukozu dusurmek icin uretilen insulin glukozu yag ve kas dokusuna tikmaya calisir fakat bir sure sonra reseptor duyarlilihi azalacagi icin panc insulin dozunu artirir bir sure idare eder fakat tekrar reseptorler duyarliligini kaybeder panc insulin dozunu artirir . Bu surup giden surec insulin direncini yaratir . Bir sure sonra yorulan pancreas insulin sentezleme yetenegini kaybetmeye baslar ve tip 2 diyabet olusur.

    Ayrica spor esnasinda laktat zaten kaslarin kendisinde olusur beyin tarafindan bir yerden bir yere gonderilmez. Aksine kaslar tarafindan karacigere glukoz sentezi icin kullanilmasi amaciyla gonderilir. Sporun ilerleyen suresi icinde kullanilacak yag asitlerini de kullanmak icin beynin dahil olmasi gerekmeden klasik feed back sistemleri ile yapilir.

    Ayrica cerrahi operasyon ile zayiflayanlarin intahar egilimi tamamen iskembeden sallama bir bilgi. Aksine hizli bir ivme ile dusen kilolalari ile daha once yapamadiklari pek cok seyi yaptiklari icin mutluluklari artiyor. Kendi ayaklarini gorebilmek bile motive ediyor bu hastalari. Ayrica bu haatalar yemekten mahrum birakilmiyor mideleri kuculdugu icin de az yemekle ciddi doyma hissi olusuyor.

    Iyi niyetli bir yazi ama tamamen iskembeden uydurma olmus.

  8. spon 03/08/2014 at 13:10 #

    Güzel bir yazı fakat ben bildigim kadariyla Laktat yani laktik asit kaslarda oluşur. Kaslara gönderilmez. Beyinde laktatı işlemez. Laktatı karaciğer işleyip glikoza çevirir.

  9. salih emiroğlu 03/08/2014 at 18:09 #

    Şu intihar eğiliminin oranı matemetiğe aykırı bu arada öyle bir oran olamaz % 70 olmasın o? Hepsi intihar etse bile oran %100 olur 700 asla.

    • Polat 04/08/2014 at 22:45 #

      Yanlış değerlendiriyorsunuz. %700 demek, 7 kat artmış demek. Yani intihar etme oranı 100 kişide 1 kişi ise, 100 kişide 7 kişi olmuş demek isteniyor.

    • merve 05/08/2014 at 09:34 #

      şöyleki arkadaşım, ameliyat olmayanlarda intihar sayısı o yıl 10 ise ameliyat olanlarda 7000 miş. yani yüzde 700 artış var demektir.bilgine…

  10. Bora Gencer 05/08/2014 at 00:34 #

    Özellikle ülkemizde zayıflamak isteyenlerin medet umduğu yegane yerler fitness salonları. Fakat bunun da bir çözümden çok yük olduğu ortada. bu konuda destek niteliğinde bir yazı da burada mevcut http://www.patates.co/fitness-gercegi/

  11. diyet 05/08/2014 at 06:28 #

    Yazınızın kilo vermek ve diyet yapmak isteyen takipçileriniz için harika bir ışık olacağıı şimdiden hissedebiliyorum. Olaylara farklı bakış açıları getirmek diyet gibi zor bir meselede de işe yarayacaktır. Bu noktada aktif bir yaşam çoğu zaman yeterli bir çözüm. Yaşamda hangi alışkanlıklarımı değiştirerek daha aktif bir hayata sahip olabilirim şeklinde kısa bir düşünce turu ve sonrasında alınan kesin kararlar hepimizi doğru hedeflere daha kısa sürede ulaştıracaktır. Yememeyi başaramıyorsan harcamayı başar…

  12. Jack Johnson 05/08/2014 at 17:34 #

    Hayatınızdan ŞEKER, EKMEK ve DOĞAL OLMAYAN YAĞları çıkarın normal yemek yiyerek, diyet yapmadan hızlıca kilo vermeye başlarsınız.

    Fazla şeker tüketimi beyinde hasara neden oluyor, şekeri kestiğiniz zaman beyin fazladan şekere ve yemeğe de ihtiyaç duymuyor. Ne kadar çok şekerli ve karbonhidratlı yiyecekler yerseniz o kadar çok acıkırsınız.

    Vücutta insülin salgılamasını durduran Leptin hormonu yemek yedikten 4 saat sonra salgılanmaya başlar ve insülini durdurur. Eğer sürekli gün içinde birşeyler yerseniz sürekli insülin ve leptin hormonları salgılacak ve yukarıda anlattığınız insülin direnci başlayacaktır. O nedenle günde en fazla üç öğün yemek yenmeli ve aralarda atıştırılmamalıdır. Leptin hormonu en fazla gece 02-05 sularında salgılanır o yüzden saat 22’den sonra yenilecek yemekler kilo vermenizi zorlaştıracaktır.

    Hayatınızdan ŞEKER içeren yiyecek, içecekleri ve EKMEĞİN her türünü çıkardığınız an zaten açıkmayacaksınız.

  13. ahmd 09/08/2014 at 20:19 #

    Son 3-4 yıldır şekeri öcü ilan edenlere okutmak lazım bu yazıyı.

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim