Müstakbel Cumhurbaşkanına notlar: Eğitim

Gençleri ve geleceği temel alan bir önceki yazımda da değindiğim gibi 1 hafta kalan Cumhurbaşkanlığı seçimini sonrasını dert eden bir fikir dizisinin ikinci ayağı bu. Müstakbel Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın masasındaki yapılacaklar listesinin ilk sıralarında neler olmasını isterdim, kendimce onları sıralamaya ve altını doldurmaya çalışıyorum (bir iddia ya da beklenti içinde olmadan).

Bu ülkenin eğitim sisteminden bizzat çok çektiğim için hep temkinli yaklaşmaya; hatta uzak durmaya çalışıyorum. Ben eğitim sisteminin ciğerinden söküp atmak için epey uğraştığı, sonunda duvara yapıştırdığı bir balgamım. Ama bu yazının konusu bu değil. Yine de (söylemeden edemeyeceğim) bireysel ve toplumsal gelişimin önündeki en büyük engelin -mevcut yapısıyla- eğitim bizzat kendisi olduğunu, bugünkü eğitim ve ölçme sisteminin hayatın beklentileriyle tezat oluşturduğunu ve bizzat eğitmenlerin -yeni nesil- eğitime muhtaç olduğunu düşünüyorum.

Şu yaşıma dek edindiğim en büyük ve faydalı tecrübe: insan denen varlık çok ama ÇOK nadir olarak gerçekten düşündüğünü söyler ve söylediğini yapar.

Bu mantıkta örneğin İnsan Kaynakları temsilcisinin iş görüşmesinde sorduğu “Kendini 5 yıl sonra nerede görüyorsun?” sorusu ne seninle ne de 5 sene sonrasıyla ilgilidir. 5 yıl sonra annen hayatta olacak mı bakalım, var mıdır böyle dertleri? 3 sene sonra bir öykü kitabın yayınlanacak; umrunda mı onun?

Bu soru şirkette ne kadar uslu, uyumlu olacağınla ve onlara ne kazandıracağınla ilgili ipucu toplamak içindir. Elbette ki böyle şeyler dan diye sorulmaz. Beşeri ilişkilerde her şeyin bir usulü vardır. İlk flörtte sorulan sorular gibi.

Eğitim de devletin vatandaşı yontma usulüdür. Bizi çocuk yaşta ailemizden koparır, kollarına alır ve oturmayı, kalkmayı, itaat etmeyi, bizim için belirlenen zaman ve şartlara uymayı, kurallara saygılı, düzgün bir birey, faydalı, hayırlı bir vatandaş olmayı öğretir. Kutsallarımızı belirler. Kimi sevip kimden nefret edeceğimizi o küçük aklımıza sokar.

İnsanlara belirli bilgileri empoze etmenin adı propagandadır. İnsanların hayal güçlerini büyüleyerek bilgi aktarmanın yoluysa eğitimdir. (Ahmet Şerif İzgören / Avucunuzdaki Kelebek)

Nasıl ki ordular coğrafyaları, rakipleri ve imkanları doğrultusunda asker yetiştirirse, devletler de eğitim ile hemen hemen aynı kriterler doğrultusunda ‘işgücü’ yetiştirir.

İktidarlar ise kimi zaman bunun yanında (potansiyel) ‘seçmen’ yetiştirmek ister. ‘Parti Devleti’ tabiri bu yüzden tehlikelidir. Devlet ile iktidarın ilişkisi çizgiyi geçerse, herkesin devleti sadece bir partinin seçmenlerinin devletine dönüşür. Adaletten sağlığa, eğitimden yatırıma her şey, sonsuza dek var olması hedeflenen devletin değil, varlığı seçimlerden galip çıkmasına bağlı ‘dönemsel’ bir partinin zihniyetiyle işlemeye başlar. Bir süre sonra parti ve devlet arasındaki öyle karışır ki o partisiz devlet düşünülemez hale gelir. Bunun tarihteki en popüler örneği Adolf Hitler dönemindeki Almanya’dır. Detaylarına hepimiz az-çok vakıfız sanıyorum.

Eğitim işte bu yüzden her şeyden ayrı ve önemlidir. Çünkü devletlere (ve iktidarlara) körpecik zihinleri dilediği gibi formatlama imkanı sunar. Eğitimle mümkün olanları başka araçlarla gerçekleştirmek çok güçtür.

Üstelik eğitim ‘kumarı’ oynanırken masaya atılan her fiş, bir ülkenin uzun dönemli kaderidir. Zira eğitim en az 15-20 sene sonrasına yapılan türden bir yatırımdır. Yani bugün aldığımız kararlar ışığında çocuklarımızı en erken 20 sene sonrasının Türkiye ve dünya koşullarını, dinamiklerini, ihtiyaçlarını öngörerek; kendi avantaj ve dezavantajlarımızı tartarak bulduğumuz bir yol ile eğitiyoruz.

Belki de öyle olduğunu varsayıyoruz. Nurettin Topçu aramızdan ayrılalı 43 sene oldu. Ama bir sözüyle zihnimde hala yaşıyor:

Eğitim sistemimizin iki önemli eksiği vardır: 1- Eğitim, 2- Sistem (Nurettin Topçu).

Ne olursa olsun eğitimin alan için de veren için de amacı belli: kaba tabirle ‘bir baltaya sap olmak’. Öyleyse gelecekte ne tür baltalara ihtiyaç olacak ve bizden nasıl bir sap çıkar, iyice düşünmek gerek.

Bu serinin (yazının başında da değindiğim) Gençlik temalı olanında bir ülkenin en büyük gücü olan tarım ve sanayinin bugünü ve muhtemel yakın geleceğine bakmıştım. Özetleyecek olursak:

  • İmalat sektörü insandan arınma adına görülmedik bir yarış içinde. Sanayi Devrimi çağında insanların emrinde bolluk çağını, işçi ve işveren sınıfını yaratan makinalar bugün hiçbir insana ihtiyaç duymadan fabrikaları ele geçiriyor.
  • Kamboçya, Endonezya, Filipinler, Tayland ve Vietnam’da yaşayan yaklaşık 137 milyon maaşlı işçi (toplam iş gücünün yüzde 56’sı) yüksek risk altında.
  • Bu sayede teknolojinin öncü ülkeleri doğal olarak imalatın da öncüleri olma yolunda ilerliyor.
  • Dış ülkelere imalat tesislerinde ucuz işgücü (düşük maliyet) pazarlayarak istihdam yaratan Çin, Hindistan, Türkiye ve benzeri ülkelerin ekonomik anlamda rekabetçi kalabilmesi için hızla robotik imalat süreçlerine uyum sağlaması gerekiyor. Bu konuda en şanslı ülke bu süreçte en ağır yarayı alacak olmasına rağmen eğitimli mühendis ve bilgi birikimi sayesinde oldukça yetkin olan Çin.
  • Nüfusa oranla robot işçi kullanımında liderlik Güney Kore, Singapur, Almanya, Japonya, İsveç ve Danimarka şeklinde sıralanıyor.
  • Hizmet sektöründe dahi varlığını artıran robotlar yüzünden Las Vegas’ta robot karşıtı ilk grev başladı.

Yenilikleri destekliyoruz ancak işlerimizi yok edecek otomasyonlara karşıyız. Endüstrimiz insan dokunuşunu kaybetmeden yenilikler geliştirmeli. (Geoconda Arguello-Kline / Las Vegas Yemek İşçileri Sendikası Hazine Sekreteri)

  • Hızlı gıda zinciri McDonald’s ABD’de günde 10 restoranını otomatik sipariş verebileceğiniz akıllı kiosklarla döşeyerek kasiyer ve hizmet personelini işten çıkarıyor. İstatistiklere göre kiosktan yapılan işlemlerde daha yüksek tutarlı siparişler veriliyormuş (yani bu ‘kiosklaşma’ daha da hızlanacak). Hatta kimi yerlerde sadece hamburger sunan otomatlar bile deneniyor. Dahası, ‘mutfakta da birisi var!’ (çok moral bozucu olmasın diye ‘insanla birlikte’ çalışan bir örnek seçtim, yoksa normalde bunların çoğu tamamen kendi başına çalışıyor).
  • Hızlı gıda sektörünü baştan aşağı dönüştürmesi beklenen bu yapılar hemen her hizmet sektöründe kendine karşılık bulacak. Örneğin yetkililerle son görüştüğümde Türkiye’de Migros ile başlayan (insansız) JetKasa uygulaması bulunduğu yerdeki kuyruğu yüzde 20 azaltmış ve müşterilerin yüzde 40’ı tarafından tercih edilir durumdaydı. Bugün nasıldır, kimbilir?
  • Otel çalışanları dahi yeni dönemde yeni işler aramak zorunda kalacak gibi görünüyor. Ön bürodan oda hizmetlerine kadar her bir görevin yerine göz diken bir teknolojik çözüm var. Üstelik hiç kaytarmıyor, sıkılmıyor, unutmuyor, baştan savmıyor ve yorulmuyorlar.

  • Fabrikaların insansızlaşması hızla sürerken depolama süreçleri de insandan bağımsızlaşıyor. Aşağıda bir örneğini göreceğiniz sistem Çin’in endüstri başkenti Şanghay’da faaliyet gösteriyor. Dünyanın en büyük depolarından biri. Ve içinde sadece 4 (DÖRT) insan çalışıyor. Gece-gündüz, hiçbir aydınlatmaya, ısıtma ya da soğutmaya ihtiyaç duymadan, kusursuz işliyor. Depolama tarafında dikkat edeceğiniz gibi (forklift kullanılmadığı ve koridorlar olmadığından dolayı) alanın en, boy ve yüksekliğini son milimetresine kadar kullanabildiği için alandan (hacimden) dahi tasarruf ettiriyor.

  • Yakında Türkiye’de hizmete girecek e-ticaret devi Amazon’un depolarında çalışan robot sayısı 100 bini geçti. Yeni dönemde beyaz yakalı çalışanların yerini alacak yapay zeka yazılımlarına ağırlık verdi (satın alma süreçleri şimdiden insansızlaştı bile).
  • Amazon başta olmak üzere hemen her otomotiv şirketi otonom dağıtım, sevkiyat, lojistik araçları üstünde çalışıyor. Amazon bu konuda patentler dahi aldı. Sadece ABD’de 300 binden fazla TIR kamyon sürücüsünün yakın dönemde işsiz kalması söz konusu. Sadece kamyonlar değil gemiler dahi artık kaptansız, mürettebatsız ilerliyor.
  • Sağlıkta hastalık teşhisinden cerrahi müdahaleye kadar yapay zeka ve robotlar hemen her alanda el birliğiyle ilerliyor ve doktorların üstünden büyük bir yükü, başarıyla kaldırıyor. Yakın gelecekte sağlık muayenesi için yapay zeka da bir seçenek olarak her hastaya sorulacak gibi görünüyor.
  • Bütün bu gelişmeler sonucu artık Avrupa Birliği robotlara elektronik vatandaşlık verilmesi gerekip gerekmediğini tartışıyor.

Örnekler böyle uzayıp gider. Lassie’nin bize anlatmaya çalıştığı şey ise şu: Hizmetten üretime, bilimden sanata hemen her alanda insan eliyle, insan zekasının üstünde yükselen bir kolektif bilinç / zeka formu bugünkü bütün algılarımızı, değer yargılarımızı, değişkenlerimizi, uzmanlıklarımızı (ayrıcalıklarımızı) ve süreçlerimizi yeniden tanımlıyor. Çok yakın bir gelecekte temel seviyedeki uzmanlık ve mesleklerin çoğu anlamını yitirecek. Yeni sınıflar doğuracak yeni bir çağ geliyor.

Tam bu noktada TDK sözlüğünden sanayi tanımına bakalım:

Ham maddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütünü, işleyim, uran, endüstri.

Bugünün hammaddesi de araçları değişiyor. Enerji dahil. Fosil yakıt olarak adlandırılan petrol ve türevleri -bazı parametreler değişmese dahi– yenilenebilir (temiz) enerji kaynakları karşısında giderek anlamsızlaşıyor. Hatta yasaklanıyor. Güncel birkaç gelişme paylaşayım:

  • Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın raporuna göre 2020 yılında güneş ve rüzgar gibi kaynaklardan elde edilen elektrik fosil yakıt ile elde edilenden daha ucuz olacak.
  • Güneş enerjisi verimliliğinde liderlik (yüzde 26,6 ile) Japonya’nın. Miktarda lider Çin. En büyük güneş enerji paneliyse Hindistan’da.
  • Yenilenebilir enerji alanında en büyük yatırımı sırasıyla İsveç, Norveç, İsviçre, Finlandiya, Danimarka, Hollanda (gibi fakir ve yardıma muhtaç) ülkeler yapmış durumda.
  • Britanya’nın rüzgar tarlalarında üretilen elektrik, ülkenin 8 nükleer santralinin ürettiği elektrik miktarını aştı.
  • Hollanda’nın bütün trenleri enerjisini rüzgardan alıyor.
  • Çin yenilenebilir enerji için 2017’de 126,6 milyar Dolar yatırım yaptı. İkinci sıradaki ABD ise tutar 40,5 milyar Dolar’da kaldı.
  • Petrol zengini Suudi Arabistan, Japon yatırım fonu SoftBank ile dünyanın en büyük güneş enerji santralini kurmaya hazırlanıyor.

  • Rüzgar enerjisi alanında ABD ve Çin’den sonra Dünya üçüncüsü Almanya dünyanın en yüksek türbinini üretti. Bu yapı rüzgar yokken dahi enerji üretebiliyor.
  • İskoçya dünyanın ilk yüzen rüzgar enerjisi çiftliğini kurdu.
  • Dubai 2020’ye kadar çöpünden üreteceği enerjiyle 120 bin haneye elektrik sağlayacak.
  • Bill Gates’in yeni girişimi havadan çektiği karbondioksitten yakıt üretiyor.
  • Güneş enerjisiyle denizden hidrojen üretmek dahi mümkün hale gelmiş durumda.
  • Sonsuz temiz enerji anlamına gelecek nükleer füzyon konusunda da ilerleme hızla devam ediyor. Bu alandaki liderliğe en hevesli ülke Kanada.
  • Elektrikli araçların yaygınlaşması ve verimlerinin artmasıyla Çin’den Hindistan’a, Almanya’dan İspanya’ya birçok ülke ve şehir petrol yakıtlı araçları yasaklamış durumda. Hatta Çin, Hindistan gibi ülkeler petrol yakıt kullanan araçların imalat ve ithalatını engelleme kararı aldı.
  • Fransa Meclisi, 2040’tan itibaren petrol ve doğalgaz çıkartmayı, üretmeyi yasakladı.
  • İrlanda Meclisi kömür, petrol ve doğalgaz yatırımlarını engelleme kararı aldı.
  • Norveç ev ve işyerlerinde fosil yakıt kullanarak ısınmayı dahi yasakladı.

Bu liste de ilgilisi, meraklısı için böyle uzayıp gidiyor. Tam bu noktada eğer izlemediyseniz bir videoya mutlaka vakit ayırmanız gerekiyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacak ancak sıktığınız dişler yüzünden çene ağrısıyla devam edeceksiniz.

Unutmadan; Küfeoğlu’nun çabası hala sürüyor.

Buraya kadar olan-biteni şöyle özetleyebiliriz: Dünyanın bir kısmı teknoloji sayesinde çok daha düşük maliyetli, temiz (dolayısıyla ‘insani’) enerji, hizmet, mal ve besin üretebilir hale geliyor. Petrol ve türevleri stratejik kaynak olmaktan hızla çıkıyor. İnsan (kas) gücü anlamını tamamen yitiriyor.

Dünyanın mevcut müreffeh kesimi bilim ve teknoloji marifetiyle daha da refaha boğulup makası iyice açarken; bilim, teknoloji, liyakat, ulusal strateji, demokrasi, hukuk gibi kavramlardan uzaklaşan ülkeler eski dünyanın terk ettiği artıklarla hayatta kalmaya çalışacak. Devletler üstü, gücünü teknolojiden alan bir elitler sınıfı doğacak. Dünya tam anlamıyla Eloi ve Morlockların medeniyetine sahne olacak.

Bu yeni düzende bizim safımızı belirleyecek tek şey elbette eğitim. Mevcut eğitim sisteminin ne olduğunu takip etmeyi dahi bıraktım. Ama son dönemde eğitim alanında gerçekten eğitim adına ve onun için yapılan bir şey aklıma gelmiyor. Varsa lütfen siz hatırlatın.

Elinizi vicdanınıza koyup, mevcut gidişatla kendinizi ve ülkemizi hangi cenaha yakın (ya da yaklaşmakta) görüyorsunuz, söyleyin.

“Her şeyi robotlar ve yapay zeka yapıyor, bize ne kaldı?” da demeyin. İnsanoğlu hala yaratıcılık ve çözüm geliştirmede eşsiz. Yeter ki gerekli eğitimi alsın ve şartlar sağlansın.

Bu alanda herkesin kafası karışık. Örneğin (Microsoft’un Kurucusu) Bill Gates bir yandan yeni nesil biyolojik terörün 1 yılda 30 milyon kişinin hayatına son verebileceğinden endişe ederek içimizi ürpertiyor, diğer yandan 2035’te fakir ülke kalmayacağını iddia ederek yüreklere su serpiyor.

Bugünün dünyasında herhangi bir eğitim kurumunun diplomasının yeterliliği kalmadı. Bugünün sıradışı mesleklerinin eğitimini veren kurumlar dahi yok (insanların on binlerce TL vererek izlediği TED konuşmacılarının unvanlarını tarayın bakalım, hiç duydunuz mu öyle şeyler?).

Hiçbirimizin bilgisinin raf ömrü birkaç seneden fazla değil (örneğin benim durumumda haftalar ile sınırlı). Dahası, bugün ortaokulda okuyan öğrenciler mezun olduğunda şu an var olan mesleklerin yarısından çoğu yok olacak (elbette yerine yenileri gelecek).

İnsanı dahi yeniden programlamaya heveslendiğimiz bu çağda şüphesiz yepyeni yeteneklere ve işbirliklerine ihtiyacımız olacak (Türkçe altyazıları videoda açabilirsiniz).

Neyse ki böyle bir düzende her zamankinden kritik hale gelen bilgi artık her yerde ve herkese açık. Dünyanın en büyük (ve pahalı) üniversiteleri derslerini internetten ücretsiz herkese açmış durumda. Şu yazıyı yatarken Class Central’da 824 üniversite, yüzlerce dersini herkesle paylaşır haldeydi. Biz neden okullarımıza, müfredatımıza bunları eklemiyoruz, uyarlamıyoruz mesela? Daha iyi bir sistemimiz, eğitmenlerimiz ya da müfredatımız olduğu için mi?

Coursera, Udemy, Khan Academy (Türkçesi dahi var), hackr.io ve daha niceleri binlerce ücretsiz kursu, dersiyle kapısı açık, bekliyor. Bu ülkenin gençlerinin yarısı işsiz. İstatistikler böyle söylüyor. Gözümün gördüğü daha yüksek bir orana karşılık geliyor. Bu gençlerin hepsi elinde bir telefon burnuna slime doldurma videosu izleyip müzik klipleriyle vakit geçiriyor. Büyük ve bereketli bir nesli sahipsizlik, vizyonsuzluk yüzünden heba ettik. Bari onlardan sonraki kuşaklar için bir umut besleyebilelim.

Yoğunlaşmamız gereken alanlar belli

Geleceğin parlayacak (ve insana ihtiyaç duyacak) alanları belli: Yazılım, donanım, video oyunlar, veri madenciliği, yapay zeka, genetik, temiz enerji. Ve en güzeli, bu alanlara yoğunlaşmak, yatırım yapmak için fabrikaya, araziye, güneşe, doğal kaynaklara ihtiyaç yok.

Bu alanlarda Türkiye’de yetişmiş kişilerin yanısıra farklı gerekçelerle yurtdışına gitmiş birçok değerli beyin var. Bedenleri yurdun dışına çıkmış ama kafaları, hayalleri burada kalmış. Türk dizileri izleyip, Türk gazeteleri okuyorlar. Hepimizden daha büyük coşkuyla seçimlerde kendi ülkelerinde açılan sandıklara koşuyorlar. Bu insanları yeniden kazanabiliriz. Üstelik bu topraklara dönmelerine bile ihtiyaç duymadan. Oradan da bu ülkeye yardımcı olabilirler. Belki çok daha verimli bir şekilde hatta. Yeter ki onlara samimi bir el uzansın.

Donald Trump’ın dahi yetersiz kaldığı için eleştirildiği ve kendini güncellemek için lider şirketlerin yöneticileriyle görüşmeler yaptığı bu alanlarda bizim kayıtsız kalmamız, rehavete kapılmamız düşünülemez.

Yepyeni sorularla, yepyeni bir çağa giriyoruz. Bütün geç kalmışlığa, yalpalamışlığa ve boşvermişliğe rağmen doğru rol modellerle aydınlatılan düzgün bir rotayla hedeflerimize ulaşmamak gibi bir ihtimalimiz yok gibi.

Ressam Picasso’nun İspanya İç Savaşı sırasında Nazilerin bombardımanını tasvir eden meşhur eseri Guernica.

Sayın Cumhurbaşkanım 😁, o meşhur deyişi hatırlarsak; filozoflar olayları çözümler ama çözemez. Bu yüzden dünyanın en büyük sanatçılarının harcını karan öğretmenlerinin adı dahi bilinmez. Picasso’ya fırça tutmayı öğreten hocasının bir tane eseri bile olmayabilir.

Yani özetle, benim gibiler konuşur, sizin gibiler yapar.

Hepimize kolay gelsin. En başta da size.


NOT: Kafamda tek bir yazı olarak planladığım bu konu detaylarından (ve uzunluğundan) dolayı bir yazı dizisine dönüşmek zorunda kaldı. Diğer başlıklara aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.

18 Comments

  1. Yine çok şahane bir yazı gibi duruyor, bir kısmını okudum, devamını inşallah uyumadan evvel okuyacağım.

    Benim düşüncem de ülkemizde bir idealist öğretmen birliği kurulması gerektiğidir. Bu birlik kedilerinin değil öğrencilerin çıkarlarını gözetmeli, kişisel gelişime odaklanmalı ve öğrenciler için hep en iyisini yapmak, insiyatif alarak eğitim sisteminin değişimine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalıdır. Neden bu konuda bir yazı yazmıyorum ha?

    Cevapla

  2. Eğitim denen propaganda aracı veya insanoğlunun ufkunu genişleten kavram daha çok devletlerin mi yoksa şirketlerin mi elinde olmalı? Apaçık bir biçimde görülüyor ki güç denilen şey günümüzde parayı temsil ettiğinden ve paraya da belli kişi ve kurumlar sahip olduğundan artık şirketlerin eğitimi ve eğitim kurumlarını da ele geçirdiği gözleniyor. Elbette bu zamana kadar insanoğlunun yaşamı, evrimleşmesinden itibaren mükemmel veya makul bir seviyede olmadı ki mükemmel ya da makul seviye ne olabilir? Sonuçta bunlar bizim belirlediğimiz kriterler. Sorun şu; insanoğlunun elinde daha adil ve eşit bir yaşam sunma imkanı artıyor. Yüzyıllardır belki bu imkan yoktu. Ama ironik olan böyle bir imkan olmasına rağmen tersine elit( zeki veya akıllı değil paraya hükmeden oligarklar) bir azınlık ortaya çıkıyor ve sözde her şeyi demokratik ya da adaletli gibi gösterip yeni bir tür totaliter diktatörlük kurma peşindeler veya bundan vazgeçebilirler. Kim bilir belki de dünyadaki tüm bu terör olaylarının arkasında, insanları sıkı bir yapay zeka istihbaratına razı etme güdüsü yatmaktadır. Ama durun komplo teorilerin(i)e ancak salaklar inanır veya üretir. Parayı yöneten oligarklar neden böyle bir dünya kurdular veya bunun peşindeler? Elbette onlar da nihayetinde insan ve belki çocukluk travmalarından veya gücün ve ona sahip olmanın verdiği baş döndürücü ilkel hazlardan dolayı bunları yapıyor veya yapmak istiyor olabilirler.Kim bilir? Erdem nedir derseniz, sahip olduğunuz gücü, her şeyinizi, tüm imkanlarınızı,sahip olduklarınızı kaybetme uğruna eşit nitelikte diğerlerine bırakma iradesidir derim.

    Birbirlerini sürekli öldüren,hayvanların patilerini kesen,küfreden bir insan topluluğuyla, adımınızı yola attığınızda anında durup sizin geçmenizi bekleyen bir taksi şöforünün arasındaki farkı belirleyen şey nedir? Medeniyet seviyesi mi? O taksi şoförünün Viyana’da olup klasik müzik müptelası olması mı? Yoksa üstün genetik ahlaki değerlere mi sahip olması ? Insan cenin olarak oluşmaya başladığından itibaren hem içsel hem de dışsal çeşitli faktörlerden dolayı türdeşlerinin diğer üyeleriyle farklılık gösterirler. Ama eğitim denen lanet bu farklılıkları ortadan kaldırabilir, istediğiniz davranış biçimlerini bireylere öğretebilirsiniz veya empoze edebilirsiniz veya onların hayal dünyalarını geliştirdiğinizi düşünebilirsiniz. Evet eğitim insanı birey yapan veya yapmayan başlıca unsurdur. Sizi bebekliğinizden itibaren gorillere verip 14 yaşınıza kadar onlarla bıraksaydık siz aynı siz olabilir miydiniz? Veya Hitler’i. Eğitim kapitalist dünyada insanlara öncelikle “ben” i öğretir veya bunu öğretmeseniz bile bu “ben” ve bencillik yüzyıllardır insanın davranışlarının ya da hayvanın başlıca özelliklerinden biridir diyebilirsiniz. Bunun bilimsel argümanlarını da ortaya koyabilirsiniz. Yazı dağınık gibi gözükebilir ama irdelemek istediğimi az çok anlamışsınızdır sanırım ya da anlamamışsınızdır. Böylesine çoğalan , her türlü canlıya ya da cansıza sürekli zarar veren bir yaratık, eğitimle bu sorunlarından ya da hatalarından arınıp kendini anlayıp bunlardan vazgeçebilir mi? Şu anda yaz sıcaklarında ekvatoral ve çöl bölgelerinde milyonlarca çocuk ya açlıktan ya da susuzluktan ölüyor. Bunu da Unesco paylaşıyor. Evet marifetmiş gibi paylaşıyor sizin ne kadar bencil olduğunuzu kanıtlamak istercesine. Tüm bu teknolojik ilerlemenin ve refahın amacı nedir veya biz şanslı olanlar bunlara nasıl ulaştık? Nasıl ulaştığımızın yanıtını tarih veriyor ama amacı biraz muallakta kalıyor. Siz gorillerin arasında yetişmiş kardeşim!( Rexona da kullanmayı unutmayın! Ya da durun bu değildi.) Buzdolabının artılarını o ortamda yetişseydiniz anlayabilir miydiniz? Hayır çünkü kendinizin, benliğinizin farkında olmadığınızdan anlayamazdınız. Şimdi anlıyorsunuz çünkü farkındasınız yaşadığınızın, hissettiğinizin ,kokladığınızın. Bunu elbette diğer canlılar da duyuyor ama siz ayrıca haz da duyuyorsunuz. Yine diğer canlılar da haz duyduğunun farkında ama siz alet edevat yaparak zeka seviyenizi arttırdınız ve bu sizi hisler ve hazlara sahip olma açısından diğerlerine göre daha tehlikeli ve etkin kılıyor. Denildiği gibi insanoğlunun yaşamı asla barış ve kardeşlik içinde olmadı. Yeni teknolojilerle beraber bu imkan artıyor, ancak geçmişte görüldüğü üzere yine belli bir kesim bunun keyfini sürebilecek. Yapay zeka ise burada kilit konumda. Onu güçlendirdiğiniz vakit, insanüstü bir ahlak verirseniz böylesine sadist bir canlıyı gözünü kırpmadan diğer canlıların menfaatini kollayıp “tanrı yarattı” demeden yok edecektir. Hiç ahlaki değer öğretmezseniz veya insanınki gibi bir ahlak öğretirseniz o yapay zekanın bilinci olması takdirde yine insanlığı yok edecektir. Görüldüğü üzere bu yazıda ülkemizde “eğitim sistemi nasıl olmalıdır” sorusunun cevabı asla verilmedi. Çoğunuz hiçbir anlamı olmayan kimi zaman zart diye konudan konuya atlayan bir yazı okuduğunuzu zannettiniz, kendini akıllı zanneden bir salağın ya da çok şey bildiğini zanneden bir delinin. Işte ülkenin eğitim için muhtaç olduğu sistem bu sistem. Ezberci sistemin aksine nokta atışları yapmayan, düşündürten , tezatlıkları ortaya koyan ve yeni fikirlerin doğmasına vesile olacak bir sistem… Asla gerçek olamayacak bir sistem…Şimdilik…

    Cevapla

  3. Bursa da bir arkadaşım anlatmıştı. Seçim arefesi köyleri geziyorlarmış,Uludağ ın ücra bir köyünde, aday arkadaş konuşmasını bitirmiş ve kahveyi terk ediyorlarmış. O zamana kadar bütün köylü sessizce dinlemiş. Son parti çalışanı kapı çıkışına geldiğinde, kapının önünde oturan köylü, amına koyduğumun geri zekalı komonistleri, demiş. TÜRK MİLLETİ cahil değildir susuyorsa edebinden dir.

    Cevapla

  4. HER ZAMANKİ, VİZYONUNUZ İLE GELECEĞİMİZİ AYDINLATTIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER.SİZİN GİBİ AMİRLERİN ARTMASI VE YENİ MEMURLAR YETİŞTİRMESİ DİLEĞİ İLE SEVGİLER….

    Cevapla

  5. Amirim sahane bir yazi ancak:

    “Ben eğitim sisteminin ciğerinden söküp atmak için epey uğraştığı, sonunda duvara yapıştırdığı bir balgamım. Ama bu yazının konusu bu değil.”

    Bu konu hangi yazinin konusu olacak? Artik bitsin bu gizem Amirim bir cok yazida ucurumlardan dondugunuzu dair isaretler var ama neler bunlar, neler oldu onlari da anlatin bize 🙂

    Cevapla

  6. “Ben eğitim sisteminin ciğerinden söküp atmak için epey uğraştığı, sonunda duvara yapıştırdığı bir balgamım. “
    Bu nasıl tanım amirim senin yerin başka yapma böyle. Eğitim sistemimiz hayatta başarılı insanlar için değil papağanlar ve sıradan insanlar için çalışan bir makine.

    Cevapla

  7. Amirim okuyor, okudukça doluyor, doldukça yazıyor, yazdıkça güzelleşiyor. Okunması keyifli yazılar ortaya çıkıyor. Teşekkürler.

    Cevapla

  8. Gelişen dünyayı yakalama hedefindeki bir eğitim sisteminin olmazsa olmazı: “çok ama çok iyi bir İngilizce”! Çocuklarımıza okul öncesinden başlayarak ve sürekli olarak, önce çok iyi bir Türkçe, beraberinde de çok iyi bir İngilizce eğitimi verilmesi gerekiyor.
    İngilizce artık İngilizlerin dili olma niteliğini aşmıştır. Bilgiye açılan tüm kapıların açan yegane anahtar konumuna gelmiştir. Ayrıca küresel ticaret ve turizmin de dilidir.
    Amirim, senin de bu şekilde düşündüğünü bildiğimden, belki unutmuşsundur diyerek eklemek istedim.
    Bir de bu yazıda yazanları devlet yapmazsa, ki yüzde 99 öyle olacak, biz anne-babalar bireysel olarak ne yapmalıyız, nasıl bir rota çizmeliyiz?
    Onu da seçim sonrasında bir yazıda toparlarsan çok memnun oluruz.
    Selamlar.

    Cevapla

  9. Eğitimin hep toplum için ne kadar önemli olduğu belirtilir, fakat nasıl bir eğitim ve kimin için sorunsalı hep vardır. Kapitalist düzen içerisinde eğitimin en önemli rolü sınıf, toplumsal cinsiyet ve ırk temelinde katmanların olduğu bir toplumsal düzeni yeniden üretmektir. Eğitim sisteminden beklenen temel işlev, “üretkenliği en üst düzeyde; itaatkar; eşitsizlikleri ve sömürünün üzerini örten milliyetçilik ve din gibi dogmanın hakim olduğu duygularla aşılanmış bir insan modeli” yetiştirmektir. Eğitim sisteminin işleyişi kapitalizmin genel işleyiş ilkelerine ve mantığına paralel ilerlemekte olup, kapitalizmin toplumda yarattığı ve derinleştirdiği farklılaşmaların eğitim sistemi aracılığıyla yeniden üretilmesine ve sınıfsal eşitsizliklerin sürdürülmesine olanak sağlamaktadır.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın