Tag Archives | eğitim sistemi

Bir çorabın düşündürdükleri

Çoraplara meraklıyım. Bunun bir psikolojik kökeni var mı bilmiyorum. Zorlasak bir yere illa bağlanır. Kadın çoraplarına ayrı bir hastayım. Çaktırmadan epey koleksiyon takip ediyorum.

Eşim dün bana bir çorap almış. Paketini incelerken logosu dikkatimi çekti (dikkat çeken çorap logosu yok denecek kadar azdır). Tekniğine, mantığına bakarken İsveç’te tasarlandığını da öğrenmiş oldum.

rich-vibrant01

Ürün ve sunum tasarımı açısından özenli çoraplar hakkında hafızamda kalan son güzel örnek ABD’nin meşhur giyim zinciri Urban Outfitters (sanki Türkiye’de de -Norveç kökenli- Jack&Jones’ta ilginç şeylere denk geldim gibi hatırlıyorum ama tekrar bakacağım. Nasıl gariban bir markaysa Türkiye’de link verebileceğim bir online dükkanı yok. Gerçi dünya politikasına bakınca anlaşılan onlar değil de; onların gözünde Türkiye gariban).

Paketin diğer yüzünü çevirince daha çarpıcı bir detay ortaya çıktı.

rich-vibrant02

Organik (yetiştirilen) pamuktan üretilmiş; eyvallah. Fabrikası ekolojikmiş; gübre, zirai ilaç ya da ağartıcı kullanılmamış, güzel. Tasarımı kendine hasmış (çakma değilmiş) ve uzun süre kullanılabilmesi için çaba sarfedilmiş. Helal olsun. Daha altlara inince -daha küçük yazılarda- içinde naylon da olduğunu öğreniyoruz. Biraz daha alttaysa bu yazının ilham kaynağı karşılıyor bizi: Responsibly Made in Turkey. Yani güveni hak edecek bir şekilde Türkiye’de üretilmiş.

Continue Reading →

Bu yazıya 52 yorum yapıldı.

Öğrenimde yeni bir seçenek: Khan Academy

Eğitim meselesi bu blogda ve gazetede -uzmanı olmadığım halde- sıkça değindiğim konulardan biri. Hayatımın önemli bir bölümü eğitim kurumlarında öğrenci olarak geçti. Bir süre sonra okullarda davetli olarak uzmanlık alanlarımda eğitmenlik yapmaya başladım. 2 senedir Next Akademi kapsamında İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki yüksek lisans dersleri sayesinde de eğitim dünyasına yönelik düzenli tespitler yapma fırsatı buldum.

Eğitime dair sorunların en büyüğü eğitimin sebebinin unutulmuş ya da çarpıtılmış olması. Benim de birkaç yılımı öğrenci olarak geçirdiğim ve şu an eğitim verdiğim İstanbul Bilgi Üniversitesi‘nin mottosunu oluşturan bir Latin alıntısı var:

Non scholae sed vitae discimus (Okul için değil, yaşam için öğrenmeliyiz).

urfa-sinif

Eğitim için çocuklarımızı kalabalık sınıflara doldurmaktan başka seçeneklerimiz de var.

Hayatımızın en güzel yıllarını verdiğimiz okullara daha yüksek not almak, ailemizi – öğretmenimizi tatmin etmek ya da iyi bir işe sahip olabilmek için gittiğimizi sanıyoruz. Çarpık sistemin zihnimizde bıraktığı tortu bu çünkü. Oysa okul için neden üniforma giymek zorunda olduğumuzdan neden belirli bir saatte, (zihni seviye ve kapasitelerine bakmazsızın) belirli bir yaş grubuyla, belirli bir binaya gitmek zorunda kaldığımıza kadar her şeyi cesurca sorgulayabilmeliyiz.

Ama yapmıyoruz. Yaptırmıyorlar.

Çünkü bu servisinden kantinine, özel dersinden dershanesine, bakanlığından müteahhitine kadar boyutlarını tahmin etmekte bile zorlanacağınız dev bir sektör. Ve her birinin eğitim-öğretim derken anladığı, odaklandığı, umursadığı şey farklı. Garip ama böyle. Mevcut düzen herkesin bir şekilde işine geliyor.

Fakat dokunduğu pek çok şeyi kökünden değiştiren internet bu alanda da (bizim bir şeyleri değiştirmemizi beklemeden) kendine has birçok cesur deney ve hizmeti hayatımıza sokuyor. Bunlardan biri de Khan Academy. Öyküsünü eski bir yazımın ilgili parçasından alıntılıyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 22 yorum yapıldı.

Türküm, doğruyum, çalışkanım

Yazıya net bir tespitle başlayayım: Türküm, doğruyum, çalışkanım.

Yalan değil; öylesine de demiyorum. Kendimi böyle görüyorum. Doğruluk ve çalışkanlık kantara çıkarak ölçülebilen bir şey değil elbet ama öyle olabilme adına samimi bir gayret gösterdiğimi söyleyebilirim.

Okul yıllarım 8 Ekim 2013’ten itibaren tarih olan o meşhur andı okuyarak geçti. Bir kuşak sonra hafızalarda bile yeri kalmaz. Buraya da eklemiş olayım:

Türküm, doğruyum, çalışkanım!
Yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!

Biz her sabah bu kısa metni haykırarak güne (okula) başladık (bizim zamanımızda aradaki ‘Ey büyük Atatürk’ kısmı yoktu. Yasam kısmı da ilkem olarak okundu bir dönem). Hiçbirimiz ne dendiğine dikkat bile etmezdik. Zil çalınca bahçeye koşmak gibi otomatikleşen bir süreçti. Üstelik Türk olmak denen mesele nedir, Türk olmayan var mıdır, değilse yarım mıdır, zarar mıdır düşünmedik. O zamanlar dertlerimiz pek başkaydı.

Continue Reading →

Bu yazıya 27 yorum yapıldı.

Külyutmaz kafasında eğitim

En başta bir itiraf: okul hayatım boyunca hiç kopya çekmedim. Bunu bir küçülme olarak gördüm. Bildiğim ile sınanmayı tercih ettim. İşin özünde sınavlara inanmadım. Önem vermediğim bir şey uğruna alavere dalavere yapmayı kendime yediremedim. Kim bilir; belki de kopya çektiğimin anlaşılması durumunda düşeceğim durumdan endişe ettim.

Çok başarılı bir öğrenci değildim belki ama başarısız da değildim asla. ‘Vasat’ dediklerinden anlayacağınız… Doğru dürüst ders çalıştığımı hatırlamıyorum ama bir şekilde hep notlarım iyiydi.

Öğrenciliğim süresince her gün eğitim sistemini sorguladım. Okullarımı hiç sevmedim (esas sebebini başka bir vesileyle yazarım).

Ama ilginç bir şekilde okulu da hiç aksatmadım. Devamsızlığım yoktu. Sadece bir gün okulu kırdım. Onda da çok canım sıkıldı. Dışarıda üniformamla ne yapacağımı bilemedim. Gün geçmedi.

Continue Reading →

Bu yazıya 19 yorum yapıldı.

Eğitim sistemini kim eğitecek?

(Bu yazıyı ilk olarak 5 Nisan 2012 tarihinde Radikal gazetesi için yazdım)

Eğitim hakkında fikir yürütmek cesaret işi. Modern yaşamın her köşesinde belirleyici olan bu yapı hakkında ilginç bir şekilde bu süreçten geçenlere hiçbir söz hakkı yok. ‘Eğitim sistemi’ dediğimiz şey aslen kim olduğunu bile bilmediğimiz birileri tarafından ÇOK önceden tasarlanmış ve içinden geçen öğrenci ve velilerine hiç danışılmamış bir dogmadan ibaret.

Yeni umudumuz Fatih Projesi.

Öğretilen şeylerden öğretim şekline, binasından eğitmenine kadar hiçbir müdahale ya da talep hakkımız olmayan bu dev sistemin içinde yol bulmaya çalışıyoruz. Geçen haftaki yazımda değindiğim gibi ‘okuyup adam alma’ gibi büyük vaatler sunan eğitim sistemine yönelik doğal olarak yükselen beklentimiz genellikle boşa çıkıyor. Nice emek, para ve zaman harcadığımız eğitim kurumları bize artık ne iş, ne gelecek garantisi veriyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Gelişimin önündeki en büyük engel: Eğitim!

(Bu yazıyı aslen 28 Mart 2012 tarihinde Radikal gazetesi için yazdım)

Başbakan Erdoğan geçen hafta dershaneleri de sınavları da kaldıracaklarını vaat etti. Eğitim sistemimizin 4+4+4 adlı bir başlıkla kim bilir kaçıncı defa değiştirilmesinin telaşında sarf edildi bu sözler. Yıllık 710 bin öğrenci kapasitesine rağmen 1 milyon 700 bin öğrencinin sınava girdiği bir ülkede kimsenin kayıtsız kalamayacağı bir iddiaydı bu. Üstelik sayısı 5 bini geçmiş dershanelerde 1.5 milyondan fazla öğrenci okuyor, özel okullar yüzde 42 kapasiteyle hizmet veriyorken.

Konforu, dekoru ve içeriği değişse de dünyanın neredeyse tamamına yakını için eğitim bu ortamlarla özdeşleşmiş durumda.

Aslında bu Erdoğan’ın dershanelerle ilgili ilk çıkışı değil. 2008’de dönemin Milli Eğitim Bakanı’nı da muhatap alarak “Dershanesiz olmuyorsa bu okullar ne işe yarıyor?” minvalinde çok daha sert bir açıklama da yapmıştı. Elimizi vicdanımıza koyduğumuzda bir şeylerin ters gittiği ortada. Milyonlarca aile kelime anlamıyla yemiyor, içmiyor, çocuğunu o okuldan bu kursa, o özel dersten bu dershaneye taşıyıp duruyor. Okulların sahiden neden tek başına yeterli olmadığını sorgulayan yok. Dahası kapısından girme uğruna nice emek verilen okul ve üniversitelerin sonucunda ne olduğunun da.

Continue Reading →

Bu yazıya 4 yorum yapıldı.