Kategoriler
Genel

Külyutmaz kafasında eğitim

Sınavlarda kopya çekmenin neden suç olduğu hakkında bir fikriniz var mı? Peki sorgulamaya var mısınız?

En başta bir itiraf: okul hayatım boyunca hiç kopya çekmedim. Bunu bir küçülme olarak gördüm. Bildiğim ile sınanmayı tercih ettim. İşin özünde sınavlara inanmadım. Önem vermediğim bir şey uğruna alavere dalavere yapmayı kendime yediremedim. Kim bilir; belki de kopya çektiğimin anlaşılması durumunda düşeceğim durumdan endişe ettim.

Çok başarılı bir öğrenci değildim belki ama başarısız da değildim asla. Hani şu ‘vasat’ dediklerinden… Doğru dürüst ders çalıştığımı hatırlamıyorum ama notlarım beni hep idare etti.

Öğrenciliğim süresince her gün eğitim sistemini sorguladım. Okullarımı hiç sevmedim (esas sebebini başka bir vesileyle yazarım).

Ama ilginç bir şekilde okulu da hiç aksatmadım. Devamsızlığım yoktu. Sadece bir gün okulu kırdım. Onda da çok canım sıkıldı. Dışarıda üniformamla ne yapacağımı bilemedim. Gün geçmek bilmedi.

İsyanla bezeli ÇOK dertli bir eğitim sürecim oldu. İyi okullarda, kötü günlerim geçti. Kötü okullarda daha da kötü günler yaşadım. Kazanmamın mümkün olmadığı savaşlarda debelenip durdum. Lisede (sınıfta kaldığım yıl) okulu bırakmaya karar verdim. Ailemin zoruyla dişimi sıktım. Dereceyle kazandığım ve burslu okuduğum üniversitede ise dayanamadım, ceketi alıp çıktım (zerre pişman değilim).

Çünkü insanlar yıllar boyunca hiç soru sormadan durur

Hayata atıldığımda da eğitim sistemini sorgulamaya devam ettim (ki bu sorgulamalardan biri yüzünden lise son sınıfta bir okuldan ‘daha’ atılmıştım). Hiçbir okulda fazla tutunamadığım için hiçbir yıllıkta da izim, ismim yok. Kimse benim hakkımda bir şey yazacak kadar uzun süre arkadaşım olamadı. Hiçbir mezuniyet töreni görmedim, mezunlar günlerine davet edilmedim. Sistemin içinde bir ‘yokluktan’ ibarettim.

Ben mezun olduktan sonra eğitim (ve sınav) sistemi galiba yüz elli defa daha değişti ama özünde hala aynı çarpık sistemin kurbanı nice insan, ne için olduğunu tam anlayamadığı süreçlerde, yeteneklerini körelterek, hayatını erteleyerek, hayallerinden vazgeçerek hayat söndürmeye devam ediyor. Sonuçta bir şey olabilen de toplamın içinde bir zerreden ibaret. Geri dönüp hesap soracağımız kimse de yok üstelik.

Eğitim konusunda fikirlerimi özetlediğim Radikal gazetesindeki iki yazımı okumanızı tavsiye ederim. Zira tekrar etmemek adına burada değinmeyeceğim ancak tamamlayıcı bütün bilgiler o satırlarda:

Okullara veda ettikten seneler sonra bir TED konferansında hayatını eğitim sistemini sorgulamaya adamış bir akademisyenle tanıştım: Sir Ken Robinson. İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim (Türkçe altyazılı).

Sir Robinson’a biraz daha vakit ayırmak isterseniz şunu da kaçırmayın derim:

Bütün bu bilgi yumağı ardından bu yazıyı yazma sebebime gelelim. Eğitimi sorgulayıp üstünde kafa yorarken akla gelen milyonlarca ayrıntıdan sadece birine odaklanalım: okulda neden kopya çekemiyoruz?

İlk duyduğunuzda garip gelebilir ama bunun hakkında ciddi olarak kafa yormamız gerektiğini düşünüyorum.

Eğitim sistemi bizi hayata hazırlama iddiasında. Hazırlandığımız o hayatta üstlendiğimiz her görevi kaynaklardan inceleyip, araştırıp, uzmanlarına danışıp sonuca varıyoruz. Peki okulda neden her şeyi ezberlememiz isteniyor?

Öğrenmemiz gereken şey formüller, tarihler, isimler midir yoksa hangi durumda hangisini kullanacağımız mıdır? Bir şeyi uygulama kabiliyetimiz yerine ezberleme, akılda tutma yeteneğimizin ölçülüyor olması düşününce sahiden size de garip gelmiyor mu?

Bilginin her türünün birkaç tık uzağımızda olduğu, bilgisayar yazılımları ve akıllı cihazlarımızla pek çok şeyi yapabildiğimiz dönemde (mümkün olmadığı halde) her şeyi ezberde tutmayı ve hatırlamayı dayatan eğitim sistemini sorgulayamıyor olmamızı nasıl açıklarız?

Tencere dibin kara…

Çünkü aslında bizim de boynumuz bükük. Günün sonunda bu sistemin dağıttığı payelerle, unvanlarla şekillenen hayatlarımızı yaşıyoruz.

Eğitim gibi eğitmenleri de sorgulayamıyoruz. Herkesi değerlendiren bu iş kolunun yetkinlikleri hakkında bir derecelendirme yok. İyisini, kötüsünü anlıyoruz ama seçemiyoruz.

Şu bloga yazdığım bazı yazılar dahi günler sonra anlamını yitirirken, yıllar önce duvara asılmış diplomalarımızın ekmeğini yiyoruz. Eminim çoğu mezunu okuduğu bölümün sınavına soksak o mezuniyet belgelerini ellerinden almak zorunda kalırdık. Bu da ayrı bir mesele.

Bütün bu sorgulamaların da boşa olduğunu biliyoruz bir yandan. Adı konmamış bir ruhban sınıfının kurbanlarıyız. Yukarıda linkini verdiğim yazımdan bir bölümü eklemek isterim:

Eğitim hakkında fikir yürütmek cesaret işi. Modern yaşamın her köşesinde belirleyici olan bu yapı hakkında ilginç bir şekilde bu süreçten geçenlere hiçbir söz hakkı yok. ‘Eğitim sistemi’ dediğimiz şey aslen kim olduğunu bile bilmediğimiz birileri tarafından ÇOK önceden tasarlanmış ve içinden geçen öğrenci ve velilerine hiç danışılmamış bir dogmadan ibaret.

Eğitim hakkında hiçbir şey yapamasak da en azından kafa yormalı, sorgulamalı, düşünmeli, seslendirmeliyiz. Çocuklarını bu yıl ilk defa okula yazdıran bir baba olarak ben öyle yapıyorum.

Size de tavsiye ederim.

“Külyutmaz kafasında eğitim” için 21 yanıt

Doğru bi noktaya değinmişsin abi ama yazının sonunda “çocuklarını bu yıl ilk defa okula yazdıran” cümlesini okuyunca bütün yazdığın yazıyla çeliştiğini fark ettim. Neden çocuklarını okula yazdırmak zorundasın ki? Okulda neler öğretildiğini hepimiz biliyoruz. Ki çoğu gereksiz bilgiler. Belki ilerde senin çektiğin sıkıntıları çocuklarında çekecek. Bunun gerçekten böyle olmasını ister misin? Ben kendi kendime hep diyorum, çocuğum olursa onu asla okula göndermem diye. Peki biz neden buna alternatif bir eğitim sistemi oluşturmak için çalışmıyoruz.

Mesela senin çocukların gibi ilk defa okula başlayan bir insan ne öğrenir? Çevresindeki eşyaların isimlerini, renkleri, sayıları daha sonra okumayı yazmayı ve matematikte dört işlemi öğrenir. E bunları öğrenmesi için okula gitmesine gerek var mı? Sen bunları öğretemez misin? Senden kastettiğim bizzat gidip öğretmen değil. Okula gitmeden öğrenmesi.

Şöyle düşün abi bir çocuk hiç okula gitmesin demin söylediğim gibi basit şeyler videolu eğitimler ve uygulamalar ile öğrensin daha sonra kendisine meslekler tanıtılsın kendisinin ilgisini çektiği meslek konusunda yine aynı şekilde tamamen online ortamda eğitimler verilsin. Her şeyi öğrendikten sonra da e-belge gibi bir şey verilsin. Bitti. Kendisi de iş başvurusunda bu belgeyi kullansın. Yani illa üniversite belgesi vermek zorunda mı? Böyle bir sistemi hayata geçirmek çok mu zor abi? Bence sen bunu başarabilecek insanlardan birisin. Çevrendeki insanlar da eminim buna büyük destek verecektir. Bunun sonucunda da insanlar çocuklarını okula ve üniversiteye göndermek yerine bu eğitim sistemine kaydettirecektir. Haliyle de şirketler artık bu belgeye sahip çalışanları yanlarında çalıştırmak isteyecektir.

Bunu gerçekleştirirsen eminim tüm aileler senin arkanda olacaktır. Çünkü kimse çocuğunun sevmediği bir işte çalışmasını ve mutsuz bir hayat geçirmesini istemez eminim. Böyle bir şeyi eğer yapmak istersen ben hiçbir karşılık beklemeden elimden geldiğince destek vermek isterim. Çünkü ben bu sayede çocuğumun geleceği için bir nevi yatırım yapmış olacağım. Ki eminim benim gibi herkes de bu işte senin arkanda olur.

Söylediklerinize katılıyorum. Hatta eğitimi dar kafalı ailesi tarafından yarıda kesildiği için aileme kızgın biri olarak, şimdi dönüp bakınca kaybeden miyim, kazanan mıyım hiç bilmiyorum. Ama her zaman da okutulmadığım için, hep daha çok çalışmak ve kendimi geliştirmek zorunda hissedip, daha çok çalıştım, çırpındım, yırtındım.

Aileme kızmasam kendimi geliştirip önüme her çıkan şeyi okur muydum, her şeyi merak edip ilgilenir miydim onu da bimiyorum. Ama şimdi “iyiki de kızmışım” diyorum ve buna rağmen aslında hala kızgınım. Yada kızgınlıktan çok kırgınım.

Bir de sanırım, kendimi geliştirmek zorunda hissetmemin nedenlerinden biri de eşcinsel olmamdı. Çünkü sürekli ezikleniyorsun ve bi çıkış yolu arıyorsun. Yol ararken de işte böyle böyle kendini biraz da olsa geliştirmiş oluyorsun falan filan.

Peki çocuklarınızın eğitimi hakkındaki planlarınız ne?
Üniversiteye göndermemeyimi planlıyorsunuz, yada özel okula göndermeyimi?
Bu konuda ki düşüncelerinizi merak ediyorum.

İyi bir iş bulsun, evi olsun, arabası olsun diye çocuğu 20 yaşına kadar özel okullarda okutmanın maliyeti 750.000 TL.

Bir ev, bir araba ve iş kurmak ne kadara mal olur?

kopyanın ötesinde eğitim sistemini her yönüyle sorgulamak çok önemli. En önemli özellikleri kuralları ve cezaları olan eğitim sistemi esas amacından ve gerçekten uzaklaşmış durumda. bu konuya 2 çocuk babası ve çocuklarınızın geleceğini şekillendirecek olan baba olarak neler söyleyeceksiniz?

Bir solukta okudum yazıyı, yıllarca sizi takip eden biriyim bu arada Serdar Bey. Ben çok iyi bir dereceyle çok iyi bir okula girmiş biriyim. Ortaokulda da böyleydi ancak fizik dersine ısınamadım pek. Sıra arkadaşım ise fizik olimpiyatlarında derece yapan biriydi. Haliyle orta 3 ü ondan beslenerek geçirdim. Ne oldu nasıl oldu bilemiyorum fiziği bir türlü doğrultamadım. Neticede öss sınavında fizik hariç diğer branşlardaki soruları full’e yakın yaptım.Fizikten ise 3 doğru ancak yapabildim. Yine ben bir şekilde kendimi kurtardım ama hayal ettiğim yere bus ebeple giremedim. Ara ara düşünürüm acaba kopya çekmeseydim, kendim çalışsaydım hayatım farklı olur muydu diye. Yazınızdan sonra tekrar düşündüm, yine bir cevap bulamadım 🙂

Genel olarak yazıyı değerlendirmeyeceğim. Güzeldi. Benim dikkat çekmek istediğim nokta şu. Yorumlarda da yazınızda da sürekli olarak kullanılan bir sözcük var. “Köreltme” İşte buna kesinlikle, sonuna kadar katılıyorum !
Hani şöyle hayatımızdan bir örnek vereyim. Kpss.. Bunu hepimiz biliyoruz artık. Amacı sadece “eleme yapmak” olan bir sınavya hani. Bunun gibi sanırım. Dayatılan eğitim sisteminin amacı kesinlikle bizleri iş güç sahibi mutlu insanlar yapmak değil. Amaç sadece KÖRELTMEK. Belki de direncine göre insanları elemek.
Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenciyim. Haliyle bu konuda Ken Robinson kadar olmasa da çok fazla düşünmüşümdür. Kimi zaman basit bir şekilde tüm konuyu “parayı veren düdüğü çalar” sözüyle özetlemeye çalışıyorum. Ya da kendimi bu şekilde tatmin ediyorum. Bilemiyorum.. Bu kadar basit olmasa gerek.

Klasik eğitim sistemini sorgulayan akademisyenlerden Ken Robinson en popüler olanı. TED de birçok konuşmasını bulabileceğiniz Sugata Mitra, tüm hayatını klasik eğitimin boş ve gereksiz olduğunu bilimsel metodlarla araştıran ve ispatlayan bir Hintli bilim adamı. 2013 Ted ödülü sahibi Mitra’nın, ödül konuşması konuya ilgi duyanların mutlaka izlemesi gereken bir şaheser.
http://www.ted.com/talks/sugata_mitra_build_a_school_in_the_cloud

“‘Eğitim sistemi’ dediğimiz şey aslen kim olduğunu bile bilmediğimiz birileri tarafından ÇOK önceden tasarlanmış ve içinden geçen öğrenci ve velilerine hiç danışılmamış bir dogmadan ibaret.”
Aynı zamanda öğretmenlere de hiç danışılmamış sistemden ibaret amirim…

Görüşlerinizi paylaşın: