Tag Archives | eğitim

Dijital çağda hayatta kalma rehberi

İnternet algısındaki en yaygın hata onu teknolojik tanımına kıstırmak. Otomobilleri ulaşım aracı olarak kabul etmek, futbolu sadece futboldan ibaret sanmak gibi. Oysa her şeyin kendi ana işlevi ve tanımının ötesinde bir değer yargısı, algısı ve etki alanı var.

Benzer şekilde teknolojinin de insani yüzünü; onun bizi, bizim onu dönüştürme gücü ve şeklini görmezden geliyoruz.

The School of Life

Başka bir fırsatla değindiğim The School of Life, tam da bu tip ‘arada kaynayan’ temel konuları hatırlatıp rutin gündemle büzüşen zihinlerimizi esnetmeyi hedefliyor. 2008 yılında Londra’da başlayan bu heves kısa sürede Hollanda, Avustralya, Fransa, Brezilya ve Sırbistan’a yayıldı.

Sonunda İstanbul’da da hayata geçti, ben de eğitmenlerinden biri oldum.

Continue Reading →

Bu yazıya 15 yorum yapıldı.

Bir çorabın düşündürdükleri

Çoraplara meraklıyım. Bunun bir psikolojik kökeni var mı bilmiyorum. Zorlasak bir yere illa bağlanır. Kadın çoraplarına ayrı bir hastayım. Çaktırmadan epey koleksiyon takip ediyorum.

Eşim dün bana bir çorap almış. Paketini incelerken logosu dikkatimi çekti (dikkat çeken çorap logosu yok denecek kadar azdır). Tekniğine, mantığına bakarken İsveç’te tasarlandığını da öğrenmiş oldum.

rich-vibrant01

Ürün ve sunum tasarımı açısından özenli çoraplar hakkında hafızamda kalan son güzel örnek ABD’nin meşhur giyim zinciri Urban Outfitters (sanki Türkiye’de de -Norveç kökenli- Jack&Jones’ta ilginç şeylere denk geldim gibi hatırlıyorum ama tekrar bakacağım. Nasıl gariban bir markaysa Türkiye’de link verebileceğim bir online dükkanı yok. Gerçi dünya politikasına bakınca anlaşılan onlar değil de; onların gözünde Türkiye gariban).

Paketin diğer yüzünü çevirince daha çarpıcı bir detay ortaya çıktı.

rich-vibrant02

Organik (yetiştirilen) pamuktan üretilmiş; eyvallah. Fabrikası ekolojikmiş; gübre, zirai ilaç ya da ağartıcı kullanılmamış, güzel. Tasarımı kendine hasmış (çakma değilmiş) ve uzun süre kullanılabilmesi için çaba sarfedilmiş. Helal olsun. Daha altlara inince -daha küçük yazılarda- içinde naylon da olduğunu öğreniyoruz. Biraz daha alttaysa bu yazının ilham kaynağı karşılıyor bizi: Responsibly Made in Turkey. Yani güveni hak edecek bir şekilde Türkiye’de üretilmiş.

Continue Reading →

Bu yazıya 52 yorum yapıldı.

Sosyal medyadan iş bulunur mu?

Uygarlık tarihinin toplamı boyunca son birkaç yıldaki kadar ‘sosyal’ kelimesi kullanılmamıştır eminim. Bunun ana sebebi olan ‘sosyal medya’ ve ‘sosyal ağ’ terimlerinin tam anlamı bile üstünde anlaşabildiğimiz türden değil. Fakat hepimiz gayet farkındayız ki başka türden, görülmedik internet araçlarımız var ve hepimizin hayatının kesitleri birileri için enteresan (ya da öyle olması için gayret gösteriyoruz).

sosyal alem

İnternetin bir alt kümesi olan sosyal medyanın çeperi öyle genişledi ki yüz milyonlarca kullanıcı için internetin ta kendisi haline geldi. İnternete giriyorum diyerek sabahtan akşama kadar Facebook’ta gezinenler işten bile değil artık (7 milyar doları geride bırakan gelir de Facebook için sürpriz değil dolayısıyla).

Hangi ara oldu, beratını kim verdi kaçırdım ama uzmanları bile var sosyal medyanın.

Sosyalleşmenin özünde birliktelik, beşerilik var. İnternet tarihinden ayrıştırılması çok zor bir kavram. Ve sanılanın aksine yeni nesil internet insanlardan çok makinaların sosyalleşmesi için çabalıyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 9 yorum yapıldı.

Çok cahilsin keşke ölsen!

ilberbeyABD’de bulunan Cornell Üniversitesi’nden David Dunning ve Justin Kruger’in soyadlarını taşıyan ünlü bir teori var. Bugün bir vesileyle aklıma düşünce bloga da eklemek istedim.

Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dunning ve Kruger’ın 1999’da yayımladığı bu çalışma 2000 yılında Ig Nobel Ödülü getirdi. Yetersiz, ehil olmayan (ben cahil diye özetledim) kişilere yönelik teşhisleri içeren uzun bir çalışmanın sonucunu 5 maddeyle özetlemek mümkün (bizim meşhur ‘el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış’ atasözünün bilimselleştirilmiş hali gibi de düşünebilirsiniz).

  1. Gerçek bilginin aksine cehalet kişinin kendine güvenini artırır.
  2. Cahiller ne kadar cahil olduğunu anlayamaz, bilemez.
  3. Cahiller kendi bilgi ve becerilerini abartma eğilimindedir.
  4. Cahiller bilgili olanları ayırd edemez, anlayamaz.
  5. Cahiller ancak belli bir eğitimden sonra kendi niteliksizliklerinin farkına varmaya başlar.

Etrafınızda tahammül edemediğiniz, anlam veremediğiniz, aklınızın almadığı şeyler, kişiler görünce bu teori aklınıza gelsin. Ama onlara bu etiketi yapıştırmadan önce yukarıda linkini verdiğim çalışmanın aslını da okuyun ki aynı 5 maddenin içine sıkışıp kalmayasınız.

İlber Hoca‘ya saygı ve sevgilerle.

Bu yazıya 20 yorum yapıldı.

Öğrenimde yeni bir seçenek: Khan Academy

Eğitim meselesi bu blogda ve gazetede -uzmanı olmadığım halde- sıkça değindiğim konulardan biri. Hayatımın önemli bir bölümü eğitim kurumlarında öğrenci olarak geçti. Bir süre sonra okullarda davetli olarak uzmanlık alanlarımda eğitmenlik yapmaya başladım. 2 senedir Next Akademi kapsamında İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki yüksek lisans dersleri sayesinde de eğitim dünyasına yönelik düzenli tespitler yapma fırsatı buldum.

Eğitime dair sorunların en büyüğü eğitimin sebebinin unutulmuş ya da çarpıtılmış olması. Benim de birkaç yılımı öğrenci olarak geçirdiğim ve şu an eğitim verdiğim İstanbul Bilgi Üniversitesi‘nin mottosunu oluşturan bir Latin alıntısı var:

Non scholae sed vitae discimus (Okul için değil, yaşam için öğrenmeliyiz).

urfa-sinif

Eğitim için çocuklarımızı kalabalık sınıflara doldurmaktan başka seçeneklerimiz de var.

Hayatımızın en güzel yıllarını verdiğimiz okullara daha yüksek not almak, ailemizi – öğretmenimizi tatmin etmek ya da iyi bir işe sahip olabilmek için gittiğimizi sanıyoruz. Çarpık sistemin zihnimizde bıraktığı tortu bu çünkü. Oysa okul için neden üniforma giymek zorunda olduğumuzdan neden belirli bir saatte, (zihni seviye ve kapasitelerine bakmazsızın) belirli bir yaş grubuyla, belirli bir binaya gitmek zorunda kaldığımıza kadar her şeyi cesurca sorgulayabilmeliyiz.

Ama yapmıyoruz. Yaptırmıyorlar.

Çünkü bu servisinden kantinine, özel dersinden dershanesine, bakanlığından müteahhitine kadar boyutlarını tahmin etmekte bile zorlanacağınız dev bir sektör. Ve her birinin eğitim-öğretim derken anladığı, odaklandığı, umursadığı şey farklı. Garip ama böyle. Mevcut düzen herkesin bir şekilde işine geliyor.

Fakat dokunduğu pek çok şeyi kökünden değiştiren internet bu alanda da (bizim bir şeyleri değiştirmemizi beklemeden) kendine has birçok cesur deney ve hizmeti hayatımıza sokuyor. Bunlardan biri de Khan Academy. Öyküsünü eski bir yazımın ilgili parçasından alıntılıyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 22 yorum yapıldı.

Apple Türkiye ziyaretinde neler konuşuldu?

Çankaya Sofrası toplantısında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün laf arasında geçirdiği resmi Apple ziyareti bugün gerçekleşti ve birkaç dakika önce bitti. Önceki yazımda detaylarını vereceğimi söylemiştim; buyrun ajanslardan bile önce ilk defa da benden duymuş olun ;)

Kimi haber kaynaklarında Steve Jobs sonrası CEO koltuğuna oturan Tim Cook’un geleceği söylendiyse de Çankaya Köşkü’nün ziyaretçisi Eğitimden Sorumlu Başkan Yardımcısı John Couch‘tı.

Fatih Projesi’nin heyecanı

Ziyaretin sebebi elbette toplam bütçesi 8 milyar dolara ulaşan eğitim odaklı Fatih Projesi. Apple bu ihalede şartname gereği dışarıda kaldı ancak hala süreçten umutlu. Zira iPad ve iTunes ile dünyanın en büyük tablet donanım ve içerik sahibi. Öğrencilere ücretsiz dağıtılacak tablet bilgisayarlar ve eğitim içeriği de ister istemez bu dünya devinin iştahını kabartıyor.

ABD ziyareti sırasında Abdullah Gül Apple CEO'su Tim Cook ile görüşmüştü.

ABD ziyareti sırasında Abdullah Gül Apple CEO’su Tim Cook ile görüşmüştü.

Geçen sene kurulan ve uzun zamandır sessizce eleman alımı yapan Apple Türkiye ofisi de burada kritik bir öneme sahip. iTunes Türkiye ile heyecan yaratan ve 2013’te atağa geçmesi beklenen yapılanmada öncelikli ilgi alanlarından birinin Fatih Projesi olacağına şüphe yok.

Continue Reading →

Bu yazıya 20 yorum yapıldı.

Üniformanın sonu, felaketin başlangıcı

Ben sıkıntılarla büyümüş, zor şartlarda yetişmiş, sonradan orta düzey bir yaşam seviyesine kavuşmuş bir memur ailesinin çocuğuyum. Ve bittiği için istisnasız her gün şükrettiğim çalkantılı eğitim hayatım hep üniformayla geçti.

Çok iyi okullarda da okudum, çok kötü okullarda da. Vasat okullarda aşağı yukarı herkesin hali meydanda olduğundan farklılaşma olmazdı. Ama zengin ailelerin çocuklarının okuduğu okullarda bazen bir çorap, ayakkabı, kravat ya da mont gibi detaylar kendini hemen belli eder; ötekini berikinden ayırırdı.

Üniforma adı üstünde; tek tip kıyafet demek. Şimdiye kadar öğrencilerin kıyafeti Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği çerçevede, okulların aldığı kararla seçilen bir kombinasyondan oluşuyordu. İstismar edilmiyor da değildi. Örneğin kimi okul yöneticileri belirli üniforma üreticileriyle anlaşıp neredeyse her sezon üniforma değiştirtiyordu.

Yeni bir dönemin başlangıcı

Dün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni kılık kıyafet yönetmeliği  ilkokul, ortaokul ve liselerden üniformayı kaldırdı. Ana hatlarına Milliyet gazetesinin ilgili haberinden bakalım (koyulaştırılmış kısım benim yorumum, yazının konusunu da bu oluşturacak):

Continue Reading →

Bu yazıya 85 yorum yapıldı.

Külyutmaz kafasında eğitim

En başta bir itiraf: okul hayatım boyunca hiç kopya çekmedim. Bunu bir küçülme olarak gördüm. Bildiğim ile sınanmayı tercih ettim. İşin özünde sınavlara inanmadım. Önem vermediğim bir şey uğruna alavere dalavere yapmayı kendime yediremedim. Kim bilir; belki de kopya çektiğimin anlaşılması durumunda düşeceğim durumdan endişe ettim.

Çok başarılı bir öğrenci değildim belki ama başarısız da değildim asla. ‘Vasat’ dediklerinden anlayacağınız… Doğru dürüst ders çalıştığımı hatırlamıyorum ama bir şekilde hep notlarım iyiydi.

Öğrenciliğim süresince her gün eğitim sistemini sorguladım. Okullarımı hiç sevmedim (esas sebebini başka bir vesileyle yazarım).

Ama ilginç bir şekilde okulu da hiç aksatmadım. Devamsızlığım yoktu. Sadece bir gün okulu kırdım. Onda da çok canım sıkıldı. Dışarıda üniformamla ne yapacağımı bilemedim. Gün geçmedi.

Continue Reading →

Bu yazıya 19 yorum yapıldı.

Eğitim sistemini kim eğitecek?

(Bu yazıyı ilk olarak 5 Nisan 2012 tarihinde Radikal gazetesi için yazdım)

Eğitim hakkında fikir yürütmek cesaret işi. Modern yaşamın her köşesinde belirleyici olan bu yapı hakkında ilginç bir şekilde bu süreçten geçenlere hiçbir söz hakkı yok. ‘Eğitim sistemi’ dediğimiz şey aslen kim olduğunu bile bilmediğimiz birileri tarafından ÇOK önceden tasarlanmış ve içinden geçen öğrenci ve velilerine hiç danışılmamış bir dogmadan ibaret.

Yeni umudumuz Fatih Projesi.

Öğretilen şeylerden öğretim şekline, binasından eğitmenine kadar hiçbir müdahale ya da talep hakkımız olmayan bu dev sistemin içinde yol bulmaya çalışıyoruz. Geçen haftaki yazımda değindiğim gibi ‘okuyup adam alma’ gibi büyük vaatler sunan eğitim sistemine yönelik doğal olarak yükselen beklentimiz genellikle boşa çıkıyor. Nice emek, para ve zaman harcadığımız eğitim kurumları bize artık ne iş, ne gelecek garantisi veriyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Gelişimin önündeki en büyük engel: Eğitim!

(Bu yazıyı aslen 28 Mart 2012 tarihinde Radikal gazetesi için yazdım)

Başbakan Erdoğan geçen hafta dershaneleri de sınavları da kaldıracaklarını vaat etti. Eğitim sistemimizin 4+4+4 adlı bir başlıkla kim bilir kaçıncı defa değiştirilmesinin telaşında sarf edildi bu sözler. Yıllık 710 bin öğrenci kapasitesine rağmen 1 milyon 700 bin öğrencinin sınava girdiği bir ülkede kimsenin kayıtsız kalamayacağı bir iddiaydı bu. Üstelik sayısı 5 bini geçmiş dershanelerde 1.5 milyondan fazla öğrenci okuyor, özel okullar yüzde 42 kapasiteyle hizmet veriyorken.

Konforu, dekoru ve içeriği değişse de dünyanın neredeyse tamamına yakını için eğitim bu ortamlarla özdeşleşmiş durumda.

Aslında bu Erdoğan’ın dershanelerle ilgili ilk çıkışı değil. 2008’de dönemin Milli Eğitim Bakanı’nı da muhatap alarak “Dershanesiz olmuyorsa bu okullar ne işe yarıyor?” minvalinde çok daha sert bir açıklama da yapmıştı. Elimizi vicdanımıza koyduğumuzda bir şeylerin ters gittiği ortada. Milyonlarca aile kelime anlamıyla yemiyor, içmiyor, çocuğunu o okuldan bu kursa, o özel dersten bu dershaneye taşıyıp duruyor. Okulların sahiden neden tek başına yeterli olmadığını sorgulayan yok. Dahası kapısından girme uğruna nice emek verilen okul ve üniversitelerin sonucunda ne olduğunun da.

Continue Reading →

Bu yazıya 4 yorum yapıldı.