Tag Archives | türkiye

Bir tek dileğim var…

İnternetin özü iletişim. Birbirimizle karşılaşmamızı, konuşmamızı ve dinlememizi sağlıyor. Reklam ve pazarlamacıların eline düşünce akçeli konularda anılır oldu ama ‘etkileşim’ (interaction) denen şey tam da bu aslında. Dijital platformların bunun uğruna sunduğu araç ve seçenekler neredeyse sonsuz. Bize düşen bunları anlamlı hale getirmek için çabalamak.

sirtta-calisma

Tek kelimeyle memleket, okul, iş ve hayat başlıklı yazımda özetlediğim anket, bir akşam vakti aklıma düşen bir meraktan doğmuştu. Hiçbir iddiası yoktu ama sonuçlarıyla kendince bir durum tespiti yapıyordu.

Geçen gece bir benzeri aklıma geldi. Fakat bu sefer tek kelimeyle tanım toplama yöntemini sadece bir soruda kullandım (herkesi çok zorlamıştı). Çok geç saatte duyurup katılıma çok kısa süre açık tutmama rağmen 2 bine yakın katılım gerçekleşti.

6 soru içeren bu mini-anketin sonuçları benim için yine ilginç ve düşündürücü sonuçlar ortaya çıkardı.

Continue Reading →

Bu yazıya 39 yorum yapıldı.

Memleketini tanımak

Yazıya başlamadan önce hemen düşünün bakalım Türkiye’nin kaç şehri var? En kısa sınırımızın olduğu komşumuz kim? Kaçımız internetten faydalanabiliyor? Yıllık ortalama kaç para kazanıyoruz? Cevapları kafanızı kurcaladıysa, buyrun devam edelim.

Hayatımın yarısı konuşmalar yaparak geçiyor. Holding yöneticilerinden bayi çalışanlarına kadar belki normalde bir araya gelme fırsatı bulamayacağım kişilerle tanışma fırsatı buluyorum. Her konuşmamda gözden kaçırma ihtimali olan şeylere odaklanıp biraz kışkırtmaya; dürtmeye çalışıyorum.

İstisnasız her konuşmamın bir yerine sıkıştırdığım meseleyse memleketten manzaralar.

Ailemize yabancılaşmamız belki doğanın gereği. Halil Cibran’ın dediği gibi hepimiz anne-babalarımızın yayından çıkmış oklarız; gücümüz erdiğince ötelere ulaşmaya çalışıyoruz. Fakat yaşadığımız şehre; hatta ülkeye bu kadar kolay ve kalıcı şekilde yabancılaşmamız hazmı kolay bir şey değil.

Türkiye Turizm Haritası

Gutenberg matbaayı icat ettiğinde insanlar 30 km2 bir alanda yaşayıp ölüyordu. Daha ötesine gitmek sadece ölümü göze alan maceraperest seyyahlara, kaşiflere, tüccarlara has bir şeydi. Dolayısıyla herkesin bilgisi kendi yaşam alanının civarında gördüklerinden ve komşu ‘bilge’ dedelerin anlattıklarından ibaretti. Matbaanın hayatımıza soktuğu kitaplar bizi daha önceden sahip olmadığımız bilgiyle, ötelerde yaşayan insanlarla, kültürlerle tanıştırdı. Her şeyi yaşayarak tecrübe etmek, aynı hataları yapmak yerine okuyup doğrusunu, eğrisini öğrenme şansına sahip olduk. Ve geliştik.

Şimdilerde internet sayesinde çevremizden, ötekilerden, hatta kainattan haberdar olmak için tarihte kimseye nasip olmamış araçlarımız var ama çok azımız bu bilgilere sahibiz.

Continue Reading →

Bu yazıya 75 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 5

Geldik Kasım ayının son özetine. Şaka maka 1 ayı da geride bırakmışız bu özetler peşinde. Bakalım geçtiğimiz 7 gün boyunca ekranımdan geçip de aklımda kalan neler olmuş.

  • Jason deCaires Taylor ismini hiç duydunuz mu bilmiyorum. Kendisi dünyanın ilk sualtı heykeltraşı. Nefes kesen işlere imza atıyor. Bir kısmına bakalım.

  • İnternetin rutin gündemi siber ataklar. Her saniye yüz binlerce saldırı gerçekleşiyor. Kiminin niyeti bir sitenin işlemesini engellemek (rakiplerinin kiraladığı ‘bot ağları‘), kimininki bilgi çalma, kimisiyse sadece kişisel tatmin. IP Viking bu garip çabanın gerçek zamanlı haritasını sunuyor (bir Norse hizmeti). Türkiye listedeki yerini hep koruyor ama bunu Türk hackerlara bağlamayın. Tamamına yakını antivirüs kullanmayan ve yüklediği bir uygulama yüzünden yurtdışındaki hackerların eline düşmüş internet kullanıcıları. Hipnotize edici.
  • If this then that (ya da daha bilinen ismiyle IFTTT) blogda bazen değindiğim, farklı alanlarda kullandığım ve ÇOK takdir ettiğim bir hizmet. Giray Batıtürk adlı bir okuyucum blog yazılarıma özel bir kural yazmış. Yeni bir yazı yazdığımda Pocket hizmetine ekliyor (Pocket’tan da başka bir yazıda bahsetmiştim). Çok teşekkür ederim.
  • Hayranlıkla takip ettiğim sitelerden VICE, ilgiyle takip ettiğim ‘dijital aşk / cinsellik’ konusunda ‘The Digital Love Industry’ yarım saatlik çok güzel bir belgesel hazırlamış (UYARI: Çıplaklıkla ilgili hassasiyetlere sahip olanlar için uygun olmayabilir). Cinselliğin; dolayısıyla bütün beşeri ilişkilerin radikal bir biçimde şekil değiştirmek üzere olduğu bir dönemdeyiz. Konuyla ilgiliyseniz (böyle bir şeye nasıl ilgisiz kalabilir bilemiyorum ama?) bu bloga  yazdığım iki yazıyı hatırlatayım: Kadın nazından usananların limanı (insanların ‘cisimlerle’ ilişkisine dair) ve OS1 mi daha tatlı yoksa seks mi? (Meşhur Her filminden yola çıkan fikirlerim).
  • Sanal gerçeklik konusu Güney Kore’de gerçekleştirilen G-Star oyun etkinliğinde de yer buldu.
  • Crusie gemilerini çok merak etmeme rağmen bir türlü cesaret edemiyorum. Fakat bir tanesi epey ilgimi çekti. Dünyanın en teknolojik cruise gemisi Quantum of the Seas! Tatil planlarımıza ekleyelim. Daha mütevazı seçeneklerimiz de yok değil.

Continue Reading →

Bu yazıya 21 yorum yapıldı.

Nihat Hatipoğlu tadında ekonomiye bakış

İnternetin bu kadar yaygın olmadığı dönemde televizyon daha büyük bir ortak paydamızdı. Bugün kaç kişi hatırlar ama Ayşe Özgün’ün sabah programları efsaneydi. En hayret verici bölümler Cuma gününe denk gelirdi. Nihat Hatipoğlu öncesi -ilk- İslami TV starımız Yaşar Nuri Öztürk Cuma günlerinin sabit konuğuydu. Her zamanki huysuz, aksi, sinirli haliyle stüdyodaki kadınların çileden çıkartan sorularına sınırlarda gezen bir sabırla cevap vermeye çalışırdı.

5820131409293012012_2

Beni şaşırtan kadınların akla hayale sığmayan soruları değil; iman edip kurallarına uymak zorunda hissettikleri dinin kitabını neredeyse hiçbirinin okumamış olmasıydı.

Belki çoğu hayatlarının sonuna kadar da okumayacaktı. Ve bu durum onları hiç rahatsız etmeyecekti.

Hayatımızın en az din kadar içinde olmasına rağmen hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz bir diğer konu ise ekonomi. Dünyanın en yüksek enflasyon oranıyla en uzun süre yaşamış ülkeyiz ama daha enflasyonun anlamını bile bilmiyoruz.

Her ‘enflasyon düştü’ açıklamasından sonra fırsatçı, zalim muhabirin eline mikrofonu alıp semt pazarındaki zavallı teyzeye “enflasyon düşmüş, hissettiniz mi?” diye sorması da bu yüzden.

Muhabir bile enflasyon düşünce fiyatların düşeceğini sanıyorsa vatandaş ne yapsın?

Onun hesabı da ayrı mesele ya, neyse.

Continue Reading →

Bu yazıya 21 yorum yapıldı.

Demokrasilerde kaybeden yoktur

Türk Dil Kurumu’nun ‘halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi’ şeklinde tanımladığı demokrasi milattan önce 5. yüzyıla dayanıyor. Doğrudan ve temsili olarak iki türü var. İnternet çağı için ilk hali akla daha yatkın, gerçeğe dönüşmeye her zamankinden daha yakın geliyor ama gidişat pek öyle değil.

Ve bütün akla yatkınlığına rağmen 2 bin yıl sonra bile hala dünyanın farklı yerlerinde tartışıldığına göre ya anlamakta zorlanıyor ya da uygulamasında bazı yanlışlar yapıyoruz demektir.

The-Best-Argument-Against-Democracy

Türkiye’nin halkın oy kullandığı ilk Cumhurbaşkanlığı seçimini henüz geride bırakmışken (propaganda töhmetinden muaf kalacağı ümidiyle) demokrasinin benim için anlamına dair birkaç kelam edeğim.

  • Demokrasinin en önemli kriterlerinden biri ‘oy vermeye uygun’ herkesin eşit temsil hakkı olmasıdır. Her seçimde biraz daha cılızlayan haliyle duyduğumuz “benim oyumla çobanın oyu bir mi?” yakınmasının demokraside karşılığı yoktur. Çobanın da Nobel ödüllü fizikçinin de oyu aynı değere sahiptir. Bu tip hayıflanmaların altında yatan hayalkırıklığını çobanların dahi temel insani değerlere ve düşünme yetkinliğine sahip olduğu bir düzeni kurarak giderebilirsiniz.
  • Demokrasi aynen 3 robot yasasında olduğu gibi kendini yok etmek için kullanılamaz. Demokrasi halkın beklentilerinin, önceliklerinin zamanla değişebileceği ihtimalini asla göz ardı etmez. Dolayısıyla demokrasi (kendi mantığında) “biz artık demokrasi istemiyoruz” tarzı bir Order 66 aracısı olamaz. Kendisinin sigortasıdır.
  • (Temsili) demokrasi beklentilerinizi, fikirlerinizi, arzularınızı, hayallerinizi ve bazen de en pragmatist haliyle çıkarlarınızı koruyup temsil edeceğine inandığınız kişiler üstünden yürür. Bu kişileri belirleme kabiliyetiniz temsiliyetin de derecesini belirler. Örneğin Türkiye’deki gibi bütün adayları Genel Başkanların ve/veya delegelerin belirlediği tarzın demokrasi şerbeti azdır.

Şimdi gelelim benim için en önemli kısma.

Continue Reading →

Bu yazıya 13 yorum yapıldı.

Vecihi Hürkuş’u bilir misiniz?

Bu yazıda Türkiye’nin akıllara durgunluk veren ama yaşananlara bakınca epey tanıdık gelecek hicranla dolu havacılık tarihini özetleyen yüzlerce sayfalık kitap ve kaynaklardan süzdüğüm bir özeti okuyacaksınız. Lütfen üşenmeden okuyun.

Bir nimet gibi görülen petrolün ekono-politik eksende nasıl bir belaya dönüştüğünü son derece etkileyici bir şekilde anlatan 2005 yapımı Syriana filminin unutamadığım sahnelerden birinde ekonomist kimliği altında CIA adına çalışan Bryan Woodman (Matt Damon) ile petrol zengini ülkenin Prensi Nasır arasında şöyle bir konuşma geçer:

Prens Nasır: Oxford’da eğitim aldım. Georgetown’da doktora yaptım. Bir parlemento kurmak istiyorum. Kadınlara seçme hakkı tanımak istiyorum. Bağımsız bir yargı istiyorum. Spekülatörleri aradan çıkartacak yeni bir petrol takas borsası kurmak istiyorum. Neden en büyük petrol şirketleri New York ve Londra’da ki? Bütün enerjimi rekabetçi bir teklif yapısı kurmaya hacarayacağım. Petrolü senin önerdiğin gibi İran ve Avrupa’dan boru hatlarıyla aktaracağım. Tankerlerle Çin’e yollayacağım. Halkımın daha fazla kazanması için karı ve verimi arttıracak her şeyi yapacağım. Bu karla ülkemi yeniden kuracağım.

Bryan: Bu harika. Yapman gereken tam da bunlar.

Prens Nasır: Kesinlikle. Elbette senin başkanın babamı arayıp “Teksas, Kansas ve Washington’da işsizlik var” demediği sürece…

(Syriana filmini daha iyi anlayabilmek için Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları adlı 3 ciltlik kitap serisini mutlaka okumalısınız (1, 2, 3). Hayattaki pek çok şeye bakışınızın değişeceğine bahse girerim)

Yeni ülkenin cesur umutları

Geleceğin en etkili silahı da aracı da hiç kuşkunuz olmasın uçaklardır.
Bir gün insanoğlu uçaksız göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki de Ay’dan bizlere mesajlar yollayacaklardır.
Bu mucizenin gerçekleşmesi için 2000 yılını beklemeye gerek kalmayacaktır. Gelişen teknoloji bize daha şimdiden bunu müjdeliyor.
Bize düşen görev bu konuda Batı’dan geri kalmamayı sağlamaktır.

(Mustafa Kemal Atatürk’in 1936 yılı Eskişehir Havacılık Okulu açılış konuşmasından)

2012’de düzenlenen Başarısızlık Zirvesi‘nde konuşma yapmam istendiğinde çatıyı güncel başarı ve başarısızlık kavramlarımızın gerçek karşılıklarından ne kadar uzakta olduğunu anlatmak üzerine kurmaya karar vermiştim. Örneklerimden birisi motosikletimin isminin ilham kaynağı (ve bu ülke tarihinin en büyük ‘gerçek başarı’ öyküsü) olan Vecihi Hürkuş‘tu.

Sunumun sonunda etrafımı saranların hemen hepsi bana Hürkuş’u soruyor, böyle bir karakteri nasıl hiç duymamış olabildiklerini anlamaya çalışıyorlardı.

Vecihi Hürkuş

Vecihi Hürkuş

Size çocukluk kahramanım Vecihi Hürkuş’u kısaca anlatmaya çalışacağım. Ama önce bir özet izleyelim:

Continue Reading →

Bu yazıya 49 yorum yapıldı.

Türküm, doğruyum, çalışkanım

Yazıya net bir tespitle başlayayım: Türküm, doğruyum, çalışkanım.

Yalan değil; öylesine de demiyorum. Kendimi böyle görüyorum. Doğruluk ve çalışkanlık kantara çıkarak ölçülebilen bir şey değil elbet ama öyle olabilme adına samimi bir gayret gösterdiğimi söyleyebilirim.

Okul yıllarım 8 Ekim 2013’ten itibaren tarih olan o meşhur andı okuyarak geçti. Bir kuşak sonra hafızalarda bile yeri kalmaz. Buraya da eklemiş olayım:

Türküm, doğruyum, çalışkanım!
Yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!

Biz her sabah bu kısa metni haykırarak güne (okula) başladık (bizim zamanımızda aradaki ‘Ey büyük Atatürk’ kısmı yoktu. Yasam kısmı da ilkem olarak okundu bir dönem). Hiçbirimiz ne dendiğine dikkat bile etmezdik. Zil çalınca bahçeye koşmak gibi otomatikleşen bir süreçti. Üstelik Türk olmak denen mesele nedir, Türk olmayan var mıdır, değilse yarım mıdır, zarar mıdır düşünmedik. O zamanlar dertlerimiz pek başkaydı.

Continue Reading →

Bu yazıya 27 yorum yapıldı.

Facebook ve Markalar Anketi (2013)

Facebook’un Türkiye için anlamı herkesin malumu. Milyonlarca kişi için internete girmek Facebook’a girmekten ibaret. Bu kadar büyük bir kitleyi markaların başıboş bırakması elbette düşünülemez. 2011 yılından bu yana tekrarladığım (yani geleneksel diyebiliriz) Facebook ve Markalar başlıklı anketin 2013 ayağı da tamamlandı.

Twitter ve Facebook‘taki çağrıma ilgi gösterip anketi dolduran 1.418 kişiye buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Ve söz verdiğim gibi sonuçları 6 Kasım itibariyle derleyerek hepinizin kullanımına açıyorum. İçeriğini değiştirmediğiniz sürece kullanmakta, dağıtmakta, paylaşmakta serbestsiniz.

(Aşağıdaki kopyanın alt bandındaki en son tuşa basarak sunumu tam ekran inceleyebilirsiniz)

Olayların tarihçesine de bakmak isterseniz:

  • Facebook ve Markalar Anketi (2011)
  • Facebook ve Markalar Anketi (2012)

Faydalı olması dileğiyle.

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

2012’nin (teknolojik) özeti, 2013’e bakış

Bu yazı 26 Aralık 2012’de Radikal’de yayımlanan köşe yazımın genişletilmiş sürümüdür.

Dijital trendlerin değişim hızı ve yayıldığı satıh ‘artık’ hepimizin malumu. İnternete bağlı sistemler sarmaşık gibi yayılmaya devam ediyor. Birbirine bağlı cihaz sayısı, birbirine bağlı insan sayısını 4 yıl önce geçmişti. Dünyanın geride kalan üçte ikilik kısmını dijital aleme bağlamak artık sosyal ağların görevi.

Bu süreçte mobil cihazların kilit rol oynayacağı ortada. Henüz sadece 1 milyar kullanıcıya sahip olsa da akıllı telefon ekranları yüz milyonlarca kişinin internetle tanıştığı ilk ortam. Ve bu kitle interneti mobil hizmetler ve uygulamalar üstünden kullanmaya devam edecek. Çoğunun belki hiçbir zaman bir bilgisayarı olmayacak.

Lafı fazla uzatmadan birkaç ana başlık ekseninde 2012’nin bize gösterdiklerine bakalım.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Mazallah siperde yanına bir ateist düşse…

Marifet saydığımdan değil ama pek televizyon izlemiyorum. İnternette bunca çok şey varken aklıma bile gelmiyor. Ve evet dizileri de izleyemiyorum. Bu yüzden çoğu sohbette oyun dışı kalıyor, turist muamelesi görüyorum. Ana haber bültenlerini de izleyemiyorum (buna rağmen Türkiye ve dünyaya dair izleyenlerden daha güncel bilgilere sahibim. Haberciler için düşünülmesi gereken bir ayrıntı).

Kurtuluş Savaşı / Dursun Kaptan

Youtube’da rutin turlarımı atarken atv Haber’de yayınlanan bir videoya denk geldim. Genelkurmay Başkanlığı’nın arşivinden çıkma Kurtuluş savaşı görüntüleri. Yayına hazırlanış sırasında Türk medyasının ajitasyon ve istismar tutkusundan fazlasıyla nasibini almış ama yine de çıplak gerçeğinden bir şey yitirmemiş. Sesi kapatıp dinleseniz dahi savaşın anlamsızlığını ve insanlık dışı doğasını yansıtma açısından fazlasıyla yeterli.

O dönem nasıl olmuş da kaydedilmiş, Genelkurmay arşivi bunu hangi akla hizmet bizlerden gizlemiş ya da ellerinde böyle kimbilir daha nice şeyler var diye düşündüm izlerken. Siz de bir bakın, üstüne konuşacağız.

Continue Reading →

Bu yazıya 34 yorum yapıldı.