Düşük fiyatın yüksek bedeli

Babamdan bana sirayet eden en belirgin özellik belgesel izleme tutkusu olmalı. Yakın zamana kadar Afrika ormanları ile mercan kayalıkları arasına sıkışan belgeseller yeni yayıncılık anlayışı çerçevesinde beni bile şaşırtan konu zenginliğine ulaştı. Ve ne mutlu ki internetten ulaşabileceğimiz kaynaklar sayesinde bu açlığı doyurmak için epey seçeneğimiz var.

20391357_BG3

Lafı geçmişken kullandığım kaynaklar arasında eli yüzü düzgün olan birkaç tanesini paylaşayım.

Online belgesel kaynakları

  • Youtube resmi belgesel kanalı: Online video konusundaki temel küresel kaynağımız Youtube’da lisanssız / korsan yüklenmiş binlerce belgesel var. Ama sitenen resmi belgesel kanalından bunlara ulaşamıyorsunuz. Yine de birçok güncel (ve yasal) belgesele  buradan ulaşabilmeniz mümkün.
  • One Big Torrent: Belgesel ağırlıklı videolara odaklı bir bittorrent sitesi.
  • Free Documentaries: Çoğunluğu bağımsız ve ücretsiz belgesellerden oluşan bir arşiv.
  • Free Documentaries Online: Yine kategorik bir belgesel dizini.
  • Kick Ass Torrents: The Pirate Bay’den sonraki en büyük bittorrent sitesi KAT’nin belgesel kategorisi her dem taze.

Bu yazıyı yazmadan önce arka arkaya iki belgesel izledim. İkisi de insanın içini karartan türdendi. İlki uzun zaman önce Mehmet Tez‘in blogunda denk geldiğim ve bir kenara not ettiğim 2008 yapımı The Story of Anvil adlı yapımdı.

1978’de Kanada’da kurulan ve heavy metal müziğin genlerini oluşturan, bugün aklınıza gelen hemen her metal / rock müzik grubunun ilham kaynağı olan ve yıllarca konserleri, festivalleri yıkıp geçiren Anvil grubunun kefeni bir türlü yırtamama ama umudunu korumasının hikayesiydi. Zamanında müzisyenlik yaptığım ve benzer çileler çektiğim için midir nedir, izlerken bazen ağlayasım geldi.

Bu yazının konusu olmadığı için detaya girmiyorum ama bence MUTLAKA çekin, izleyin.

Sıradan bir kapitalizm öyküsü

Esas etkilendiğimse hemen ardından izlediğim Wal-Mart: The high cost of low price adlı 2005 yapımı belgesel oldu.

Bu belgeselden çıkardığım birkaç notu kısaca da olsa paylaşmak istedim. Ama önce bizim pek aşina olmadığımız ‘Tasarruf Et, Daha İyi Yaşa’ (Save Money, Live Better) sloganıyla meşhur Walmart‘ın ne olduğuna bakalım.

Halkla ilişkiler makinalarının kafamıza kafamıza vurduğu verilere bakınca Walmart dünyanın en yaygın, en çok çalışana sahip ve en çok kazanan market zinciri. 4 gün önce İnterneticaret blogunda paylaşılan verilerden birkaç alıntı yapmak gerekirse:

  • Gelirinin yüzde 95’inden fazlası internet dışında gerçekleşiyor.
  • Kar açısından dünyanın en büyük perakendecileri sıralamasında 4 milyar 900 milyon dolar ile Amazon, Staples ve Apple’dan sonra 4. sırada.
  • 2011’de 446 milyar dolar ciro yaptı.
  • Dünya çapında 10 binden fazla mağaza ve 2 milyondan fazla çalışanı var.

Biraz da genel kültür bilgisi paylaşayım.

Walmart’ın hikayesi Sam Walton ile başlıyor.

1918’de doğan Walton, katıldığı ABD Ordusu’ndan 1945’te ayrılır. Orduda biriktirdiği 5 bin doların üstüne kayınpederinden borç olarak aldığı 20 bin dolarlı da ekler ve  26 yaşında bayiliğini aldığı bir Amerikan markasının ürünlerini satan ilk dükkanını açar.

Sam Walton

Sam Walton

İşler alabildiğince iyi gider, Walton esnaflıkta pişer ve 1962 yılında Arkansas eyaletinde bugünkü imparatorluğun temelini oluşturan ilk Wal-Mart indirim mağazasını açar (o zaman ismi bu şekilde yazılmaktadır). Kurucusu Sam Walton 1992’de kan kanserinden öldüğünde şirketin 380 bin çalışanı, 2 bine yakın mağazası ve 50 milyar dolar cirosu bulunmaktadır. Ardından yönetimi aile devralır.

‘Aile’ demişken neyden bahsettiğimizi açmakta fayda var. Waltongiller 92 milyar doları aşan servetleriyle dünyanın en zengin ailesi. Servet dağılımıysa şöyle:

  • Christy Walton: 24,5 milyar dolar  (dünyanın en zengin kadını).
  • Jim Walton: 21,1 milyar dolar.
  • Alice Walton: 20,9 milyar dolar.
  • Robson Walton: 20,5 milyar dolar.
  • Ann Walton: 3,3 milyar dolar.
  • Nancy Walton: 2,7 milyar dolar.

Özetle aile dünyanın en zenginleri listesinin ilk 20’sinde 4 üyeyle yer alıyor. Walmart 2012’yi 446 milyar dolar ciro ve 26,5 milyar dolar işletme karıyla kapadı. Türkçesi: Walmart ÇOK büyük ve işleri tıkırında.

Çakallık market işinin genlerinde var. Ama en tepeye oturmak asla tesadüflerle açıklanamaz. Titiz, toleranssız ve acımasız bir yönetim şart. Walmart da bir istisna değil.

Her şeyin bir bedeli var

Dünyanın 15 ülkesinde 55 farklı isim altında faaliyet gösteren Walmart henüz Türkiye’de yok. Yine de öncü birlik olarak konfeksiyon markası George’u sokmuştu. Bugünlerde Migros’u satın alarak ülkeye girmek için sessizce görüşmeler yürütüyor (Migros ise -elbette- piyasayı bulandırmamak için top çeviriyor).

Belgeselin çekilmesinin üstünden 7 sene geçmiş olsa da değişmeyen bazı şeyler var. Örneğin tedarikçilere yönelik baskılar. Walmart bu konuda silmeye hevesli olmadığı kötü bir şöhrete sahip.

Gelelim izlerken tuttuğum notlara:

  • Herhangi bir şehirde Walmart açılması bölgedeki bütün küçük esnafın birkaç ay içinde batışına sebep oluyor. Fiyat rekabetini yürütemeyen yerel esnaf kepenkleri kapatıyor. Belgeselde bunun çok acıklı örneklerine yer verilmiş.
  • İlginç bir ironi olarak Walmart açılacağı (kurutacağı) şehirlerde belediyelerden teşvik, hibe ve vergi indirimi alıyor.
  • Walmart’ın ucuzluğuyla meşhur ürünlerinin çoğu kuruma özel çalışan Çin’deki fabrikalarda üretiliyor. Bu fabrikalarda işçiler  düşük maliyetli üretim için haftanın 7 günü, günde 12 saatten fazla çalışıyor. Aylık maaşları ortalama 90 dolar.
  • Fabrikalara gelen denetim ekiplerine söyleyecekleri yalanlar için özel eğitim alıyorlar. İyi yalan söyleyen terfi ediyor (uçan kuştan haberdar firmalar ne hikmetse bu insanlık dışı şartları hiç bilmiyor, fark edemiyor. Yersen).
  • Çin’deki fabrikalarda işçiler özel lojmanlarda yatıp kalkıyor (bu ülkede sıkça görülen genel bir prosedür). Tıklım tıkış, rutubetli odalarda, tek bir vantilatör hakkına sahipler. Lojmanda kalmasalar dahi kira bedeli ödüyorlar. Ayrıca tükettikleri su, ısıtma ve elektrik için de ayrıca ödeme yapıyorlar.
  • Walmart’ta satılan giysilerin çoğu Bangladeş’te üretiliyor (yerini bilir misin?). Ülkede 189 bin kadın Walmart adına dikiş atölyelerinde çalışıyor. Bu kadınlar diş fırçası ve macunu alacak parası olmadığı için külleri parmaklarıyla dişlerine sürerek diş fırçalıyor. 05:30’da kalkıp 8’de işbaşı yapıyorlar. Paydos akşam 22:00’de. Yani haftada 7 gün, günde 14 saat çalışıyorlar. Saatte kazandıkları para 13-17 cent arasında değişiyor.
  • Özetle Walmart dünyanın her yerine yoksulluk yayıyor.
  • Walmart, sendika alerjisi konusunda dünyanın en meşhur şirketi. Kurum içinde sendikalaşma çalışmalarını takip etmek için özel ve gizli bir istihbarat ağı çalışıyor. İzinsiz telefon dinleme, takip, kamera gözetimi, profilleme, muhbirlik, yemleme gibi birçok metod kullanılıyor.
  • Bir mağazada sendikalaşma başladığı anlaşıldığı anda Genel Merkez’den özel jetle gelen bir ekip yönetimi devralıp ‘temizliği’ başlatıyor.
  • Walmart çalışanlara fazla mesai vermeden çalıştırıyor. Mağazalarında birçok sigortasız kaçak göçmen işçi çalıştırdığı ortaya çıkmış. Maaşlı çalışanların neredeyse hiçbir sosyal hakkı yok. Şikayet edenler üstü kapalı olalrak işten çıkarılmayla tehdit ediliyor.
  • Belgeselin başını yediği Walmart CEO’su Lee Scott, (belgeselin çekildiği yıl olan) 2005’te toplam 27 milyon 207 bin 799 dolar maaş almış. Aynı yıl saatli çalışan bir Walmart personeli ise sadece 13 bin 861 dolar kazanmış.
  • Şirketin özel jet filosunun maliyeti 125 milyon 350 bin dolar.
  • Walmart’ın sabihi Walton ailesi servetinin 10 milyar dolarından vazgeçse durumunda bütün çalışanlarının sağlık, konut yardımı ve adil maaş haklarını sağlayabilir.
  • Walmart çalışanlarının iş arkadaşlarının zor günleri için para topladığı fonda 2004’te 5 milyon dolardan fazla para toplandı. Bu fona Walton ailesinin katkısı 6 bin dolar oldu! (Ama aile aynı dönemde siyasi partilere 3,2 milyon dolar bağış yaptı)
  • Bill Gates servetinin yüzde 58’ini bağışlar için kullandı. Walton ailesinde bu oran yüzde 1 (ki aslında Gates servetinin yüzde 58’ini değil; 95’ini kurduğu hayır vakfına bağışladı).
  • Şirket içinde hırsızlık ve sendikaya karşı kamera sistemi var ancak dışarıda hiçbir kamera / güvenlik memuru yok. Birçok kişi Walmart otoparklarında soyuldu, tecavüze uğradı, öldürüldü.
  • Bütün bu yaşananların ışığında Walmart mağaza açmak istediği birçok ABD şehrinde halktan gelen protestolar sonucu çekilmek zorunda kaldı.

GeorgeMillerWalmartBlackFriday01-2012Optimized

Aklımda iki şey kaldı: İlki belgesel boyu araya serpiştirilen haberlerdi. Türkiye’de bunu yapabilir miydik? Yani atıyorum Migros, Macrocenter, Şok, BİM gibi bir market zincirinde böyle şeyler olsa medyamız bunları ABD’de olduğu gibi haber yapabilir miydi? En büyük reklamverenine resti çekebilir miydi? Davaları göze alabilir miydi? Bir belgesel olarak karşımıza çıkabilir miydi? Emin değilim.

Zihnime yapışan ikinci ayrıntı ise Çin’deki fabrikada işçilerinin sözleri oldu:

Pahalı kıyafetlerinizi giyerken, çocuklarınız yüksek kaliteli oyuncaklarla oynarken Çin’i ve Uzakdoğu’yu aklınıza getirin. Sahip olduklarınızı ve harika hayatlarınızı Çinli işçilerin gözyaşı ve terine borçlusunuz.

Gelelim işin güzel kısmına. Türkçe altyazısı ne yazık ki yok ama bu belgeseli online olarak da buldum. Anlayabiliyorsanız, mutlaka izleyin. Bir süpermarket zinciri ekseninde vahşi kapitalizm, amansız yönetim tarzı, sürekli daha ucuza bir şeyler bekleyen tüketiciler ve kara karşı tükenmez bir iştaha sahip yatırımcıların birleşmesi nelere yol açıyor görün. Bu mesele Walmart’a has değil elbet. Türkiye’deki emsallerinin de farklı olmadığını tahmin etmek güç değil. Sorsak hepsinin bir dizi ‘haklı’ gerekçesi vardır elbet.

Belgeselin tam sürümü aşağıda. ‘Keyifli’ seyirler.

Bir de şu var:

(Keşke birileri Türkiye’deki indirim market zincirlerinin belgeselini çekse de kendi halimizi görsek)

, , , , , , , , , , ,

33 Responses to Düşük fiyatın yüksek bedeli

  1. hasan baskirt 24/01/2013 at 13:43 #

    kirmizi isikta durunca elinde 1 kasa misir veya 1 kasa nar satan cocuk ile o bolgeye manav dukkanii acan insan arasindaki fark aslinda wall mart ile wall mart’ta satilan lacoste’un lacoste magazasinda satilmasi arasindaki fark ayni midir? yani lacoste’u lacoste’dan almak ile wall marttan almak arasinda cok fark yokmus gibi geliyor ama ilkinde cok fark var!

    sirketlerin kendi hukumetlerinden daha zengin oldugu donemlerde kamu hizmeti olan seylerin ortadan kalktigi donemlerde insanoglu uyanip kapitalizm cokecektir diye tahmin ediyorum tabii biz gormeyiz o donemleri

  2. Çağrı 24/01/2013 at 13:45 #

    Sizin gibi önemli birinin böyle önemli bir konuya değinmesi çok güzel. Teşekkür ederiz.

  3. ali coskun 24/01/2013 at 13:53 #

    olayin temeli kendimize en uygun disiyi bulmak. geri kalan hersey bunun icin bir arac. Ve bu sorunu insanoglunun hala cozememis olmasinin en buyuk sebebi icin 7milyar insanin birbirinden farkli olmasi.

    kapitalizm sonsuza kadar devam eder maalsef bu boyle dogamiz boyle

  4. halilkupeli 24/01/2013 at 14:03 #

    http://tvunderground.org.ru/ unutmamak gerek ayrica bir belgesel kategorisi altinda toplanmamis ama bbc nat.geo ya discovery ye buyuk belgesel yapimcililarinin pek cok belgeselini bu sitede bulmak ve indirmek mumkun…

  5. Cantürk 24/01/2013 at 14:12 #

    Bu farkındalığın oluşturulması yönünde, İnsanımızı bilinçlendirmek adına sağladığınız katkı ve samimiyetiniz için teşekkürler.
    Değerlendirmeme gelecek olursak…

    1- Walton ailesinin çalışanlar için ayrılan fona katkısını geri iade edip, bence ona ekstra 6 bin dolar katkı yapmak gerekir… O şerefe nail etmemek lazım bu tip insanları, gazını çıkarmasına izin vermemek gerekir… Bırakacaksın içinde patlasın!

    Birinin acılarından beslenip mutlu olmaya çalışan zavallılar… Bu Kölelik sistemi değilde nedir?

    2- Bir kaç kişinin bütün pastayı yemesi yerine, milyonlarca kişinin yemesi arasında dağlarca fark var. Bu gibi büyüme modellerine gururlanarak efendim işte 1000 tane magazamız var, efendim 100.000 kişiye istihdam sağlıyoruz diye egosunu şişiren dümbükler…
    Aslında sen o 1000 mağazayı açarken, belkide 1000 mağazanın kapanmasına sebep oldun, çalışanların daha önce belkide kendi iş yerleri ve meslekleri vardı… Kendine çalışıyordu… Ama sen elindeki güç nedeniyle hepsini yok ettin ve sistemi kendine çalışır hale getirdin. Bütün bunları yaparken başta çalışanlarını sömürülecek kaynak, müşterilerini de İnsan yerine koymayarak TÜKETİCİ diye sınıfladın. Sen Kralsın zaten!

    3- Servetinin bir miktarını paylaşması durumunda bütün çalışanlarının sağlık, konut yardımı ve adil maaş haklarını sağlayabilir!!!
    Bu ne aç gözlülük, bu nasıl bir hırs, bu nasıl bir gözü dönmüşlük?

    İnsanın midesi bulanıyor gerçekten…

    4- Birileri dünyayı alğıları istediği yönde yönetilmesini sağlayarak kendini güzel iyi göstererek sömürebilir… Birileride çıksın ve gerçeği anlatsın, göstersin, daha fazla kandırılmayalım!

    5- Son olarak Fatoş Karahasan hanımın paylaştığı şu yazısıyla bitirmek istiyorum.

    Küçük işletmelerden satın aldığınızda, paranız bir CEO’nun 3üncü tatil evini satın alması için kullanılmaz..
    bir ailenin mutlu bir sofrada yemek yemesi, bir çocuğun okul masrafları veya küçük bir kızın dans derslerine gider..
    küçük işletmelerden satın alın, bu mutlulukta sizin de payınız olsun.

    Sevgiler

  6. Huseyin Karahasan 24/01/2013 at 14:14 #

    Konuyla dogrudan ilgisi yok ama yine de paylasmak isterim. Muhtemelen izlediniz amirim ama ben yine de bu iki belgeselin ismini yazmak istiyorum, izlemek isteyenler olabilir:
    1. Blood in the Mobile
    2. Why Poverty? Stealing Africa

  7. Uğur 24/01/2013 at 15:29 #

    Buradaki indirim marketlerinin yaptığı çok farklı değil. (Bkz. http://ekonomi.haber7.com/ozel-haber/haber/962058-turkiyede-indirim-marketler) Bim, A101, Şok, DiaSa gibi marketler taşeron firmaları kullanır. Taşeron firmalardaki haftanın 7 günü minumum 12-13 saatlik çalışma koşullarını herkes bilir. Çine gitmeye de gerek yok, yanıbaşımızdaki çorlu, çerkezköy gibi yerlere göz atmak yeterli. İşin acıklı tarafı bu acımasızlık bu kadar yaygın olduğu halde herkes üç maymunu oynar. Daha da kötüsü bunun halk tarafından içselleştirilmesi. Öğrenciler, çalışanlar ucuz diye diye bunların açılmasını hararetle savunur. Bir yere yeni bir tane açılmaya görsün, yerel gazetelerin köşe yazarları bunların çığırtkanlığını yapar.

    Yukarıda saydığım bir indirim marketinde çalışırken duvarlarda sürekli AnKaSiBeSa yazısı asılıydı. Açılımı şu: Anlamak, Kabullenmek, Sindirmek, Benimsemek, Savunmak.

  8. Ramazan 24/01/2013 at 15:50 #

    Bakkalların ya da küçük esnafın kaybolması sadece wallmartla ilişkili değil… Bakkaldan aldığınız ürünlerin kalitesini, son kullanma sürelerini, bakkalda istediğiniz çeşitlilikte ürün bulup bulamayacağınızı ya da ürünü beğenmediğinizde geri götürüp götüremeyeceğinizi de düşünün… İkinci tespitim ise, sanki Uzakdoğudaki ucuz işten ya da sömürüden tek Walmart yararlanıyor gibi gösteriliyor ama bugün kullandığımız bir çok ürün Uzakdoğu’da sömürüyle yapılıyor… Onlara dikkat çekmeyip Walmart’a saldırmak bana banal ve ilkesiz geliyor…

    • MserdarK 24/01/2013 at 15:53 #

      Ramazan Bey,

      Bu belgesel Walmart ile ilgili. Dolayısıyla o firmanın yaptıkları ve yapmadıklarına odaklanıyor. Yoksa ne yazının ne de belgeselin içinde bunu sadece Walmart’ın yaptığı gibi bir iddia yok. Bahsettiğiniz (neredeyse bütün marka ve kurumların Uzakdoğu ve Asya’da benzer şartlarda üretim yaptırdığı) konusunu sokaktaki çocuğa kadar herkes biliyor zaten.

      • Ramazan 25/01/2013 at 10:58 #

        Benim tepkim yazıya değil… Tepkim daha çok Amerikada Amerikanın Çin’e olan borcunun büyüklüğüne rağmen sadece WallMartın belgeselinin çekilmiş olması… Sanki Apple, Dell, Amazon Wallmarttan çok daha etkisiz ya da onlar uzakdoğudaki sömürü düzenine alet olmamışcasına Wallmart konuşuluyor… Bana bir bakıma amiyane tabirle “gaz alma” gibi geliyor… Bir de tabi işin işine Wallmart gibi bazı zincirleri eleştirme adına alternatif formları kutsama ya da fantazileştirme girince wallmart sadece bir vahşi kapitalizm eleştirisinden daha farklı bir durum haline dönüşüyor.

        • Alper 14/03/2013 at 12:05 #

          Ramazan Bey, walmart’ın diğer saydığınız firmalardan şöyle bir farkı var… Walmart’ta herşeyi (altını çiziyorum herşeyi) bulabilirsiniz…Apple, dell vs.. (Amazon sanal bir firma olduğu ve yerel işletmelerle direkt olarak ilişkisi olmadığı için o firma ile ilgili konuşmayacağım) bir konuda uzmanlaşmış firmalar diğer bir ifade ile bir ürünün nasıl yapılması gerektiği ile ilgili bilgiye (know-how) sahip fakat Walmart farklı tedarikçilerden her türlü ürünü bulunduran bir işletmedir. Belki diğer firmalardan önce Walmart’ın belgeselinin çekilmiş olması, gittiği yerdeki (herşeyi bulduğunuz için) tüm yerel işletmeleri zedelediğinden olabilir…

    • Nese 24/01/2013 at 17:56 #

      Bir bakkal, mahalle esnafıdır.. mahalleler, kendi esnaflarına sahip çıkarlarsa, o esnaf doğal olarak mahallenin parçası olur, komşu olur, eş-dost olur.. dolayısıyla son kullanma tarihi gibi meseleler olmaz.. bakkal dediğin yer “veresiye” alışveriş yapabildiğin yerdir, “paran yoksa sonra verirsin”dir.. bizim mahalledeki bakkal dükkanı devredene değin neredeyse 20 yıl çalıştı.. veresiyeyi geçtim, para çekmeyi unutmuşsam, borç alırdım bakkaldan.. beğenmediğin ürünü elbette geri götürürsün, aradığın şey yoksa, söylersin getirtir.. hayatınızda bakkalınız olmamış gibi yazmışsınız Ramazan Bey.. süpermarketlerin size “ürün çeşitliliği” altında pazarladıkları ilüzyon, o marketin anlaşması olduğu markalarla sınırlı.. mesela bugüne kadar yediğim en güzel paketlenmiş pastırma “Şahin” marka, ama o bayıldığınız Migros’larda, Carrefour’larda filan maalesef yok, bizim mahalledeki nispeten ufak markette birkaç kez gördüm, orada da artık bulunmuyor.. buna benzer birçok örnek var.. büyük zincirlerde yalnızca büyük markaların uygun gördüklerini bulma şansımız var.. yersen.. oysa ben bugüne kadar yediğim en güzel peynirleri Beşiktaş Çarşı’daki, Kadıköy Çarşı’daki birkaç peynirciden alıyorum.. her bakkal, her küçük esnaf dünya harikası insanlar değil elbette ama ürünleri kalitesiz, çeşitliliği az ve geri götürülemez demek için bakkal ve küçük esnaf kavramından tamamen habersiz olmak lazım diye düşünüyorum..

      • TekeBeyi 24/01/2013 at 23:48 #

        ” Alışverişimizi marketten yaparız ama cenazemize mahallenin bakkalı gelir.”

      • Ramazan 25/01/2013 at 10:51 #

        Benim kanaatimce bir küçük esnaf ve bakkal romantizmi var… Ama gerçek hayatta müşterilerin alışveriş yapma davranışlarına bakarsak bu marketlerin genişlemesi sadece finansal güçleri ya da örneğin geniş ölçekte mal alıp daha uzun vade veya daha ucuza almaları değil. eğer bakkallar ya da küçük esnaf rekabetçi özelliklerini koruyabilecek şeyler geliştirebilse (sadece müşteri lokasyonuna yakın olmak ya da küçücük bir müşteri kitlesini tanımak dışında {klasik CRM geyiğidir} ) zaten ayakta kalırlardı… demek istediğimi Doğubankta elektronik eşya satan esnafla teknosa benzeri firmaları karşılaştırarak da daha iyi anlayabilirsiniz…

  9. Mithat AKTEL 24/01/2013 at 16:10 #

    Serdar bey çok güzel ama bir o kadarda çeşitlendirilecek bir yazı;
    Bizdeki zincir mağazaların işleyişide kendi çaplarında farklı değil,bir mağaza açtıklarında,o magaza teşfik promosyon ürünler ile doluyor,yani bir kuruş dahi ödemeden koskoca mağazayı firmaların ürünleri ile beleşe dolduruyorlar,
    Üretici firmalardan aldıkları ürünlere 115 gün vade, %15,18 iskonto,ve üzerinde promosyon ürünler.
    Bu mevcut mağazaların çalışanına verdiği ücretler değer,yaşam standartı nedir ?
    Ve bu gibi sorunlar sadece bu sektörlerdemi,yabancı sermayenin aldığı fakrikalar,öncesinde çalışanlara bir umut ışığı oluyor,yabancı yatırımcı titizlikle ülkenin kanunlarına uymak için tüm hakları tanıyor çalışanına,fakat o sermayenin altındaki kolduk derdinde olan bizim vatandaşımız amir memur takımı,işçiyi alt tabakayı,kanını emer gibi sömürüyor,Patron gelişim bekliyor kar bekliyor,değişim bekliyor,yurdum amiri memuru ise ilk durağı işçinin emekçinin üç kuruşluk maaşı zam yapmamaz,fazla çalıştırıp hak edişini vermemek,kırk türlü ali cengiz oyunları ile sömürmek garibanı,sonuçta patrona sunulan kar.Ama çalışan evinde kirasını diğer giderlerini kıt kanaat ödediği için sesini çıkaramaması,devletin bir suçumudur,büyük şehirlerde yaşam standarlarının zorlaştırılması,yoğunluğu engellemekmi ? yoksa başka düşüncelermi bilemiyorum.
    Halk burda ne yapsın? Rekabetin yüksek olduğu her ürün bizde kalitesini artırıp güçlü kalmayı deneyeceğine,rekabete ayak uydurmak için kalitesini düşürüp kalitesiz ürünleri sarıyorlar millete.neler neler neler…

    Saygılarımla,

  10. Salih Seckin Sevinc 24/01/2013 at 23:19 #

    Bu konuyla paralel olarak Wal-Mart üzerine yazılmış ve oldukça başarılı bulduğum bir kitap var: “Wal Mart Etkisi” – Charles Fishman, Martı Kitabevi – İlgi duyanlar için Idefix linki burada: http://bit.ly/VvFmVI

  11. Ekrem 25/01/2013 at 10:39 #

    Amirim merhabalar, güzel yazılarınız ufkumuzu açıyor bunun için teşekkürü borç bilirim.

    Fakat yukarıda bahsi geçen aylık 90 Dolar’a haftanın 7 günü günde 12 saat çalışan olduğuna inanmıyorum. Biz de tekstil(pamuk ipliği) imalatçısıyız. Şayet Dünya’nın herhangi bir yerinde böyle bir üretim olsa inanın bizler şuan ki maliyetler ile ayakta kalamayız.

    Türkiye şuan tekstilde Avrupa’nın üreticisi konumunda. Böyle birşey varsa şayet neden bildiğimiz büyük firmalar (Nike, Adidas, superdry bunlardan bazıları) 90 dolarlık işçi maliyeti ile ürün üretmek yerine bizim minimum yaklaşık 1140 liraçalışan maliyeti olan üretimimizden satın almayı tercih etsinler?

    Tekrar teşekkürler, iyi çalışmalar..

  12. Işıl Yılmaz Sümer 25/01/2013 at 12:14 #

    National Geographic’in tabu belgeselini izlemelisiniz. http://www.imdb.com/title/tt1001256/

  13. murat 25/01/2013 at 12:31 #

    her zaman bakkalı savundum.ama sürekli bakkaldan kazık yiyorum.en son yediğim kazıklar : beyaz tahsildaroğlu ezine peyniri 350 gram : bakkalımda 14.50 tl migros : 7.5 tl şok:6.5 tl
    elit 150 gram çikolata : bakkalım 10.50 tl migro : 5.60 tl a101:4.50tl
    chuca pops benzeri isim düdüklü şeker : bakkalım : 0.75 tl migros : 0.35 tl karşı tekel bayi : 0.25 tl
    yine manav ürünlerini manavdan almaya çalışıyorum her seferinde %35 den fazla ödüyorum
    kıyafet vs yide yine yerel mağazadan alayım diyorum maalesef pahalı hep
    sonuçta büyük marketlere insanlar ucuz olduğu için gidiyor
    bakkalım migrosdan 5.6 tl ye alıp bana 6 tl ye satsa tamam ama tamamı ile benim güvenimi evime çok yakın olmasını gece 2 ye kadar servis yapmasını fırsat bilip fiyatları şişiriyor
    küçük esnaf kazansın diye biz küçük geliri olanlar kazığı yiyoruz
    bu arada walmart da satılanlar nerede nasıl üretiliyor ise mahalle bakkalındakiler de aynı yerde aynı şekilde üretiliyor.
    eğer çin hükümeti bangladeş hükümeti kendini ve insanlarını bu şekilde kullandırıyor ise sorumluluğun büyüğü onlarda.
    Türkiye de bir zamanlar aşırı ucuz iş gücü nedeni ile tekstilin gözdesi idi.ne zamanki hayat kalitesi ve sosyal kültürel beklentiler arttı o zaman iş gücü fiyatları yükselmeye başladı
    yukarılarda bir yorumda bir arkadaş çorlu ve çerkezköy de ki ucuz uzun süreli çalışan işgücünden bahsetmiş.ucuz işgücünü son zamanlarda trakya bölgesinde bulmak her zaman mümkün olmayabiliyor.artık insanlar asgari ücret ile aşırı beden gücü gerektiren iş kolunda çalışmak istemiyor.

  14. Özmen Adıbelli 25/01/2013 at 14:43 #

    Yazının sonunda, “Türkiye’de olsa neler yaşanırdı” diye yazmışsınız. Aklıma bir tanıdığımın “ucuzcu” bir markette çalışırken anlattığı bir anısı geldi :

    Tavukların son kullanma tarihinin son günü, kasiyer müşteriye “%50 indirimli alır mısınız” diye tavukları sunmak zorunda imiş. Eğer gün sonunda bu “kampanyalı” tavuklar satılamaz ise, o şubenin çalışanları kendileri satın almak zorunda bırakılıyorlarmış.

    Bunun gibi birçok örnek tahmin ediyorum ki ülkemizde yaşanıyordur. Bu yüzden “Türkiye’de olsa neler yaşanırdı” sorusunun yanıtını çoktan almış durumdayız; hiçbir şey.

  15. Ali Rıza Kurt 26/01/2013 at 12:32 #

    Öğrencilik yıllarımda yarı zamanlı olarak Migros’ta çalışmıştım ve diyebilirim ki Walmart Türkiyede Migros’u satın almak istiyorsa kendine daha uygun bir şirket bulamaz. Bu yazılanlardan farklı olarak sadece sendikalaşmaya izin veriyor Migros. O da firma Koç Holding’in elindeyken. Şimdi ne durumda bilmiyorum.

    Aslında genel olarak bakıldığında “sömürü” politikasını Türkiyedeki hemen her market zinciri yapıyor. Çalışanları ezerek, aşağılayarak, “sen gidersen başkası gelir bu şekilde çalışmaya mecbursun” diyerek sürekli ücretsiz mesai yapmaya zorlanıyor. Ve bu tür baskıları çalışanlara yapamayan mağaza yöneticileri başarısız sayılıyor.

    Mesela, ucuzluk marketlerinde mağaza personelinin hiç sabit kalmadığını farketmiş olmalısınız. Çalışanlar sürekli olarak mağaza değiştirirler. Bu da mağazaları çalışandan bağımsız bir sisteme dönüştürür. Çalışanın yerini benimsememesi, birbirleri ve sürekli müşteriler ile olan ilişkilerin derinleşmemesi birinci öncelik.

    En önemlisi de bu insanların maaşı… Çalışanlarla dalga geçmek, onları ezmek, aşağılamak ve özel olmadığını yüzüne vurmanın başka yolu da maaş olsa gerek. Çünkü çok az.

  16. wime77 27/01/2013 at 17:08 #

    Serdar Bey

    Türkiye deki tüm Gıda sektörü cemaatin tekelinde değilmi ? . Sabah, Yeni Şafak, Kanal7, Yeni Şafak gazeteleri bu konuda da feryad etmelerinin tek sebebi Wall-Mart’ ın Cemaatten olmaması ve olamayacağıdır. YOKSA EMPERYAL İŞGALİN BİRFİİL YAŞANDIĞI ÜLKEMİZDE HALKI YALAN HABERLERLE MEŞGUL ETMEK ONLARI HİÇ AMA HİÇ RAHATSIZ ETMİYORDU .Düşmanlarımızla işbirliği yapanlarda sadece kendi canlarını ve ceplerini düşünüyorlardı. Sanırım artık sıra kazandıkları paraya geldi ve rahatsız oldular.

    Güzel örnek verdiniz. BİM de durum nasıl dır acaba ? BİM de inanç denetimi vardır Serdar bey. .5 yıllda onlarca şubenin doğru noktalara açılmasını sağlayan bir müdürü neden bir günde kapının önüne koysunlar ki ? Namaz saatlerinde tüm personel camiye ya da namaz kılarlar ve bu personelin her biri birer ajandır birbirlerini journellerler.

    Malum gazetelerde bilinçli tüketiciler ile Almanya da olduğu gibi WallMart’ı kovabiliriz diye yazıp avutmuşlar kendilerini.
    Almanya dediğimiz ülke dünyadaki tüm üretim bandlarında bir teknolojiye sahip bir ülke. Her vatandaş potansiyel yazar, siyasetçi, ekonomist, vergi memuru, belediyeci, öğretmen, dış işleri bakanı, mühendis, doktor, bilim adamı, sanat sever ve en önemlisi çok iyi öğrenci. AMA HİÇ BİRİ ALLAH ile KULU ARASINA GİRMEYE ÇALIŞAN ŞARLATAN, HİÇ BİRİ İNSANLARIN AHLAK POLİSİ, BASKIYA BOYUN EĞEN İNSAN DEĞİL. YÜZ YILIN DOLANDIRICILIĞINIDA AKLAMAYA ÇALIŞANLAR DA DEĞİL.

    Konu buraya nasıl geldi ? Malum gazeteler ve yaptıkları haberlerden. Savundukları doğrulardan.Demekki bu gazetelerin ve onları okuyanların bildiği birşey yok.

    Wall Mart ‘ın geleceğini biz zaten biliyorduk onlarda öğrenecekler. Paranın dili, dini, imanı, rengi olmaz diyen kim ? Cemaatin tüm para babaları artık bir bir gidecek. Elinde 3 kuruş parası olan cemaat patronları hadlerini bir bir bilecekler.
    Onların sahip oldukları KAFA ile bu adamlara rakip olup yürüyebilmeleri SÖZ KONUSU değil ve emin olun bunca yaşanılandan sonra VIZ gelir Serdar Bey.

    Wall Mart cemaate iki şeyi öğretecek Serdar Bey.
    1- Emperyalizmin ne olduğunu. Kendisine cemaattenim diyenler boyunlarındaki tasmayı çıkartıp ayağa kalkacak ya da sahibinin baktığı yöne bakmayı daha iyi öğenecekler.

    2- Atatürk ‘ün yaptıklarını bozmaya çalışarak ne bu dünya da nede diğer dünya da cennet hayali kurarak yaşamamayı öğrenecekler.

    • tayyar 29/01/2013 at 22:03 #

      Ha ha ha çok güldüm yazdığına yau… İlahi, çok yaşa e mi… Biraz fazla bozmuşun kafayı cemaatle üstat!

  17. mehmet dogan 28/01/2013 at 10:35 #

    Merhaba. Yazi gercekten guzel. Ben de belgesel hayrani oldugum icin, yazi daha da keyifli hale geldi. Bu belgeseli yillar once calistigim universitenin film klubunde seyretmistim. Seyrettikten sonra yaptigim ilk sey, Walmart’i kisisel olarak cezalandirmak: ben ve esim artik Walmart’dan alisveris yapmayacaktik. Walmart’a uyguladigimiz ambargo 2 ay surdu. Kucuk bir kasabada yasadigim icin, zorunlu bir hale geldi oradan alisveris yapmak. Sonra, daha bilincli tuketici olmaya basladik. Belirli ulkelerde uretilmis urunleri satin almayacaktik ama bu bilinc de Walmart’daki urunlerin yuzde 90’inin dis ulkelerden geldigini ogrenmekle son buldu.

    Bunlari anlatmamin nedeni, Walmart’i biraz olsun tanidigimi ve belgesel icinde anlatilanlarin farkinda oldugumu ortaya koymak. Bircok sosya-ekonomik belgeselin belirli bir gundemi vardir. Onlar, kamerayi belirli bir aciyla tutup, sizin onlarin soylemek istedikleri gundemin bir parcasi olmasini saglar… cogu belgesel boyle. Walmart belgeseli de cok farkli degil.

    Walmart, melek mi? Tabi ki degil. Ama, aforoz edilecek bir sirket de degil:

    1- Kuzey Amerika’da, is dunyasinda inanilmaz bir rekabet var. Bu rekabet icinde, kalifeye eleman olmak maddi gucu gerektiyor. Boyle bir ortamda, 2 milyon kisinin tek geliri olan Walmart, parakende sektoru icinde maas olarak diger sirketlerden cok farkli degil
    2- Walmart’in kucuk esnafi zorladigi dogru fakat bu Walmart’in sucu degil. Walmart’a bir hafta icinde 100 milyon kisi geliyor alisveris icin. 100 milyon kisi! Bu kadar insan, kucuk esnaf onlarin evine yakinken, neden arabaya binip, Walmart’in kalabalik kasiyer sirasinda bekler. Nedeni fiyat. Eger o kucuk esnaflar, ayni fiyati, hizmeti ve cesiti saglayabilse, boyle bir sorun olmayacakti. Bu arada Walmart’in suclu secilmesinin tek nedeni boyutu. Amazon.com cok mu farkli o kucuk, ozledigimiz kitapevleri icin. Ya Craigslist, gazete ilanlari icin…
    3- Walmart’in fiyatlandirmasi, yoksulluk sinirinda yasayan bircok ailenin tek umudu. Bu insanlar, ne isci (blue collar), ne de iyi bir ise sahip (white collar). Bu gruba verilen isim no-collar. Bu ailelerin okul malzemeleri, yiyecekleri ve giysileri cogu zaman Walmart’dan (direk) geliyor ya da Walmart’in sehirlerde bulunan corba-mutfaklarina duzenli bir sekilde verdikleri yiyecek ve giyecekler sayesinde geliyor.
    4- Walmart, bircok parakende sirketi gibi, Cin (ve diger ulkelerdeki) calisma standartlarini daha iyi bir hale getirmek icin 2005 yilindan beri buyuk bir caba icinde. GAP ve Nike sirketleri bu konuda en kotu notlari alan sirketler olmasina ragmen, cogu zaman konusulmuyor.
    5- Yukarida konuya baska bir sey daha eklemek gerekirse, global bir ekonominin dunyanin her kosesine yayildigi bir donemde, bir ulke icinde bulunan kisilerin sagligi, calisma standartlari, o ulkenin vatandaslari, hukumeti tarafindan mi, yoksa, o ulkeye doviz getiren dis ulkenin sirketi tarafindan mi yapilmali? Bence her ikisi ama tum sucu Walmart’a yuklemek de sorunu goz ardi etmek olur.
    6- Walmart, 2 milyon kisiye is vermenin yaninda, Amerika gibi bir yerde, saglik garantisinin parayla dogru iliskisi oldugu bir ulkede, calisanlarinin yuzde 90’i bir saglik sigortasi sahibi. Bu, buyuk bir rakam.
    7- Walmart, bulundugu sehir icinde sosyal calismalara yardim eden en buyuk kurum. Kanada’da cocuk hastanelerine en buyuk bagislardan biri Walmart’dan geliyor. Bu tip ornekler cok. Her sehir icin farkli olabilir. Ornegin, Walmart’da alisveris yaparsaniz ve odemeniz gereken para 19.80 ise, kariyer 20 cent’i bagislamak isteyip istemediginizi soruyor. Haftada 100 milyon kisinin alisveris yaptigi bir sirketin topladigi bagis parasini dusunun!
    8- Walmart, bircok emekli ama calismak zorunda olan yasliya is veriyor. Acaba kac sirket, 65 yasini gecmis bir kisiyi ise alir?

    Liste uzar gider. Demek istedigim, bazen, madalyonun diger yuzune de bakmak gerekiyor. Bizler, basarili kimseleri/sirketleri cezanlandirmak konusunda cok cabuk davraniyoruz bazen.

  18. wime77 28/01/2013 at 21:29 #

    Mehmet Bey

    Madalyanun diğer yüzü yok bu işte. Bu iki yüzü emperyalist olan bir madolyonun iki yüzü. 65 yaşında bir adam neden çalışmak zorunda kalsın ? Sistem bu mu ?

    Biz Türkiye de yabancı bir markanın gelmesini istemiyoruz. Var olanların da Türkiye de var olan bir markayı ezecek bir ürünü getirmesini istemiyoruz. Türkiye de var olan markanında kalitesini ve çalışma koşullarını yükseltmesini istiyoruz.

    Bu isteklerimizi verdiğimiz oylar ile dile getirebiliyoruz. Türkiye de küçük amerika olma yolunda istekli istekli yürürken kazın ayağının öyle olmadığını anladığında emin olun dönecek. Bunun için sanayicilerin ve cemaatin rahatının bozulması gerekiyordu ve bozuldu.
    Bu Türkiye için umut verici bir durumdur. Anladılar emperyalizmin adam, din, dil, ırk ayırmadığını. Emperyalizmin yakıtı insandır.

    Bu ve bunun gibi şirketlerin büyümesine asla izin verilmemelidir. Bu başarı değildir. Bu sömürüye ortak olmaktır.
    Başarı çalışanlarının kendilerine küfür ettirmeyen şirketlerdir. Binlerce çalışanı olmasına gerek yok bir şirketin. Binlerce insana daha az iş verip çalıştıran şirketler başarılıdır.
    İnsanların sağlıklarını bozan zaten bu şirketlerdir. AIDS ‘i hangi ilaç şirketleri icad etti sizce ? Kaç tane okula yardım etti peki bu şirketler ?

    Bu düzeni Türkiye değiştirebilecek güçte. Emperyal güç olmak bizim ne dinimize ne de tarihimize insanlarımıza yakışmıyor yakışmayacakta. Bize bu elbiyesi giydirenlerin kefeni olacağını anladılar.

    Almanya gibi insanca yaşanılan fabrikalar kuralım. Okullar kuralım bilimsel eğitim veren. Fikir insanları yetiştirelim. Sanatı destekleyelim.
    Devletin yapacağı işleri şrketler yapmasınlar hadlerini bilsinler yeter.

  19. Rıdvan 30/01/2013 at 02:26 #

    Serdar bey yazılarınızı sürekli takip ediyorum çok başarılı buluyorum sizi doğru şekilde yönlendiriyorsunuz sizin gibi insanlar olduğu sürece daha şevkle blog yazmaya devam edicem iyi çalışmalar

  20. Cenk 01/02/2013 at 02:45 #

    Bu konuda southpark’da da bir bölüm vardı

Trackbacks/Pingbacks

  1. Tüketim toplumunun en büyük sırrı - M. Serdar Kuzuloğlu - 06/06/2014

    […] bu noktada Walmart belgeselindeki Çinli fabrika işçisinin dediğini […]

  2. Haftanın Özeti: 8 - M. Serdar Kuzuloğlu - 21/12/2014

    […] söylemeye başladı (Sanki bizim de çok umurumuzdaydı. iPhone 6’larımız gecikmesin de Çinliler geberse de olur. Dünyada onlardan daha bol ne […]

  3. Eskiyen cep telefonları nereye gider? - M. Serdar Kuzuloğlu - 24/05/2015

    […] Bu cihazların çoğu, gelişmemiş ülkelerde, yok pahasına çalışan işçilerin elinden çıkıyor. (ve sürekli daha ucuzunu istediğimiz için şartları her geçen gün daha da bozuluyor) […]

  4. Haftanın Özeti: 8 - Dünya Halleri - 06/08/2015

    […] söylemeye başladı (Sanki bizim de çok umurumuzdaydı. iPhone 6’larımız gecikmesin de Çinliler geberse de olur. Dünyada onlardan daha bol ne […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim