Tag Archives | cenaze

Çocuklar öldürülmesin

Kızım Neynep Haziran’da 6 yaşına girecek. İkizi Ali ile konuşmayı öğrendikleri günden bu yana zihinlerinde oluşan tükenmez merakı, her gün sordukları yüzlerce soruyla gidermeye çalışıyorlar. Her birine anlamlı cevaplar vermeye çalışıyoruz. Her cevapla bir insanın zihnini kodladığımızın bilinciyle.

Ve bu bazen çok zor bir işe dönüşebiliyor.

Zeynep’in ölüm kavramına anlam veremediğim, takıntı ölçüsünde bir ilgisi var. Tam olarak ne olduğunu anlayabildi mi bilemiyorum. Ama kısacık hayatında ölümüne üzüldüğü iki kişi var: doğumundan önce kaybettiğimiz Barış Manço ve 4 yıl önce kaybettiği dedesi.

Barış Manço şarkıları duyunca gözleri yaşarıyor. Bir kenara kıvrılıp kalıyor. Teyzesiyle izlediği adını hatırlayamadığım bir yarışmada gözünü kırpmadan izlediği (oğlu) Doğukan’a aşık. Dedesiyle anıları hala taze olduğu için tepkileri daha farklı elbet.

Beyazlayan saç ve sakallarımdan ya da yaşlılıktan konu açıldığında bana hep “sen de ölecek misin?” diyor. “Evet, ben de öleceğim” diyorum. Hayata yönelik en kesin beklentim bu. O meşhur Yunan deyişinde olduğu gibi ‘babalar evlatlarını gömmemeli‘. Sıralı ölüm denen bir şey var. Ona katlanmak daha kolay oluyor. Sıra bozuldu mu zihnin isyanı da büyüyor.

berkin02Dün Berkin Elvan hayata gözlerini yumdu. Seneler sonra internet gayyasında birileri bu yazıya denk gelir de kimmiş diye merak eder diye söylüyorum: Berkin, 1999 doğumlu İstanbullu bir çocuktu. Yanlış bir zamanda, yanlış bir yerde, yanlış işlerin, yanlış çözüm yolları sırasında, yok yere canından oldu.

Continue Reading →

Bu yazıya 35 yorum yapıldı.

Hayatımın en zor, en acılı 3 günü

(Kimi konuşarak, kimi yalnız kalarak, kimi düşünerek, kimileri de başka şeyler yaparak rahatlar. Ben sıkıntılı anlarımda yazarak rahatlıyorum. Bu yazının da amacı bu. Okursanız aklınızın bir köşesinde bulunsun)

Kanser bize hep uzaktı.

Kutuplarda can veren foklar, okyanusta sızan petrol, Adana-Pozantı karayolunun 16. kilometresindeki trafik kazası, Japonya’daki deprem gibi.

Ne beter bir illet olduğunu, ne canlar yaktığını, ne ocaklar söndürdüğünü bilirdik de bilmezdik. Acısını hisseder ama tam olarak nedir, ne değildir kestiremezdik.

Meğer yaşayarak öğrenmemiz gerekiyormuş.

Continue Reading →

Bu yazıya 249 yorum yapıldı.

Ömür çiçek kadar narin, bir gün kadar kısa…

Benim için çok ilginç iki olayın yaşandığı bir hafta oldu. Birincisi hayatımda ilk defa kendi sahibi olduğumuz bir eve taşındık. İkincisi hayatta ‘arkadaşım’ dediğim birkaç insandan biri gencecik yaştaki eşini bir sağlık sorunu nedeniyle kaybetti…

İkincisi daha önemli geldiği için ondan başlamak isterim.

Ölüm denince aklıma gelen iki cümle var: ‘mezarlıklar yeri doldurulamaz insanlarla doludur’ ve ‘hiçbir ölüm vakitli değildir’. Aklıma yer etmiş olsalar da ikisi de alabildiğince pragmatist, duygudan yoksun ve ölümün ne demek olduğunu anlatmaktan çok uzak…

Eşini kaybeden arkadaşımın çocukluğu Heybeliada’da geçtiği için eşinin mezarının da orada olmasını istemiş. Biz de son görevimizi yerine getirmek için sabah vapura atlayıp adanın yolunu tuttuk…

Ada enteresan bir kavram. Anakara denilen yerden uzakta, kendine has ulaşım şekilleri ve saatleri olan, ayrı bir yaşamın farklı bir frekansta yaşandığı bir yer. İnsanları farklı, esnafı farklı, evleri; hatta kedileri bile farklı.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Bilgi çağında unutulan bilgi

Aşağıdaki yazı Radikal gazetesinde 8 Ocak 2007 tarihinde yer alan köşe yazımın kopyasıdır. Burada da bulunmasını istedim.

Teknolojide ulaşılan noktanın uzayda kat edilen mesafelere endeksli olduğu yıllarda Bütün Dünya dergisinde ‘Fezadan önce aklımızı keşfedelim’ başlıklı bir yazı okumuştum. İnsanlığı aradığı şeye ulaştıracak sırrın uzayda değil zihinde olduğunu anlatıyordu. Son yıllarda sıkça kulağımıza çalınan kuantum fiziği ve çevremizi algılamamıza yönelik teorilerin ipuçlarını taşıyordu.

Her geçen gün sınırları ve kalıpları zorlayan belgeselleri seyrettikçe de insanın varlığının mucizenin ta kendisi olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ve nedense bu denklemde kadınlara ‘doğurganlık’ denilen bir üstünlük de sunulmuş.

Bir insanın içinde yeni bir insanın oluşup şekillenmesi, kanından, canından, aşından, hormonlarından beslenmesi, dünyaya geldikten sonra hiçbir memeli canlının muhtaç olmadığı kadar uzunca bir süre ona muhtaç kalması her zaman ilgimi çekmiştir.

Continue Reading →

Bu yazıya 7 yorum yapıldı.