Haftanın Özeti: 13

Yeni yıl derken Ocak’ın sonuna gelmişiz bile.

Şahsen zamanı ölçmek için kullandığım yöntemlerden biri sevdiğim şeylerden kerteriz almak. Mesela sulu, ekşi yeşil erik hastası olduğum şeylerin başında geliyor (dediğine göre annem bana hamileyken erik aşerip durmuş). Her Mayıs ayında eriğin en güzel halinden ilk lokmayı aldığımda hep aynı soru aklıma geliyor: acaba kaç defa daha erik yiyebileceğim? (çocuklarım doğduktan sonra onların kaç doğumgününü görebileceğimi de düşünmeye başladım).

Türkiye’nin ortalama ömür beklentisine bakınca ortaya çıkan rakam aileme ve yeşil eriğe hep daha bir hevesle sarılmama yol açıyor. Siz de düşünsenize ömrünüzde kaç defa daha kartopu oynayabilecek, Ramazan pidesi yiyebilecek ya da denize girebileceksiniz?

Hayat sandığımızdan çok daha çabuk geçiyor (bunun bir sebebi var). Üstelik bir Rus ruletinden farksız; en beklenmedik anda da bitebiliyor. Bir bakıma her nefeste tetiği bir kere daha çekiyoruz. Bu yüzden günleri, haftaları dolu dolu yaşamak ve iyi değerlendirmek gerek.

Bakalım yine dopdolu geçen 19-25 Ocak 2015 haftasında neler olmuş, neler değerlendirmeye girmeye hak kazanmış.

Genel Yaşam

Freedom House İnternet Özgürlüğü Haritası

  • Freedom House geleneksel internet özgürlükleri raporunu yayımladı. Türkiye olarak 2013’te 49. sıradaydık 2014’te 55. sıraya düşmüşüz. EYYY FREEDOM HOUSE!
  • İstanbul, Jakarta’dan sonra dünyanın trafikte en çok dur-kalk yapılan ikinci şehri. Can dost Vecihi ile olan aşkım daha da pekişti.
  • Uzun süredir tedavi gören Suudi Arabistan Kralı Abdullah (bin Abdülaziz) bu hafta hayatını kaybetti. 45 erkek, 50 kız çocuktan oluşan bir kardeşler ordusundan geliyordu. Ülkesinin en yenilikçi krallarından biriydi (hakkında çok ilginç belgeseller var, göz gezdirmenizi tavsiye ederim). Yeni Kral Salman Bin Abdülaziz de enteresan bir karakter. Üstelik Alzheimer (bunama) hastası olduğu iddia ediliyor.
  • İran, eski Başkan Muhammet Hatemi döneminde başlattığı (Ruslarla ortak yürütülen) uzay programını iptal ettiğini duyurdu. Böylece İmam Humeyni Uzay Merkezi’nde 2002 yılından bu yana yapılan her çalışma rafa kaldırdı.
  • Uzaya savaş / savunma odaklı ilgi Ronald Reagan’ın Uzay Kalkanı döneminde kaldı. Uzayın bugün ‘yeni yaşam alanı‘ olarak algılanıyor (bu gezegenden ümit çok önce kesildi). Mücadelenin bugünkü tanımıysa ‘siber savaş’. Fakat ABD’nin o konudaki kalkanı ve yumruğu NSA’in planı hazır bile.
  • Siber savaş konusu ülkelerin ilkelerini, dengelerini sarsan konuların başında geliyor.
  • Wikipedia’dan 22 garip makale.
  • The New York Times gazetesi sosyal medya tecrübelerini paylaştı. Medya sektöründe çalışan ya da içerik üreten herkesin okuması gereken bir rehber olmuş.
  • Drone dediğimiz insansız hava araçları ile pizza ve e-ticaret siparişlerimiz bile teslim ediliyor biliyorsunuz. Tam burada unuttuğumuz bir altın kuralı hatırlayalım. Her yeni teknolojiyi ordudan sonra iki sektör kullanır: pornografi ve mafya. Drone’ların pornografide nasıl kullanıldığından birkaç hafta önce bahsetmiştim. Bu hafta mafya nasıl kullanıyor bakalım: yeni nesil torbacıların çağına hoşgeldiniz.
  • Yeni bir ürün piyasaya çıkacağı zaman markasını (ismini) kim, neye göre belirliyor hiç merak ettiniz mi? Oysa arkasında büyük bir bilgi birikimi, çaba ve bilim var. The New York Times güzel bir makalede derlemiş.
  • Bill Gates pratikte olmasa da teoride (yani kağıt üstünde) dünyanın en zengin insanı. Ancak son dönemde adını ona servetini kazandıran şeylerin çok dışındaki şeylerle duyuruyor. WIRED dergisine gelecek 15 yıl için planlarını anlatmış. Okunası.

Bilim / Teknoloji / Yazılım / Donanım

  • Muhtemelen şu ana kadar gördüğüm EN ama EN garip, ilginç ve şaşırtıcı icattan söz edeceğim. İsmi Project Nourished. Hemen her hafta bahsettiğim sanal gerçeklik kasklarını temel alan bu hizmet gözünüze yemek istediğiniz şeyleri yansıtırken ağzınızdan sağlıklı besinlerin geçmesini sağlıyor. Böylece mesela tabağınızda bir hamburger görürken, avcunuzda onu tuttuğunuzu sanırken aslında tadı ve kokusu ona benzeyen ve çok daha az kalorili, sağlıklı başka bir şey yiyorsunuz. Göz doyması denen şeyin teknolojik yorumu. Çok garip değil mi? İlham kaynağı aşağıdaki film kesitiymiş:

  • Motorlu araçların o iç titreten motor sesi meğer mühendislikle yaratılan koca bir yalanmış.
  • Dijital dünyaya dair Türkiye’yi de kapsayan tonla, taze, güncel bilgi.
  • Yeni tüketim bahanesi 4K televizyonların bu yıl 5 milyar dolarlık bir pazar yaratması bekleniyor. Ne var ki her markada yer almaya başlayan bu standart bölünmeye başladığı için kafa karıştırmaya da başladı (HD ve Full HD dönemini hatırlayın). Almayın, bekleyin diyorlar (bir şeyden de geri kalın yahu).
  • Intel cihazların bizimle benzer hislere sahip olması için çalışıyor. RealSense adlı bu yapı elektronik aletlerin çevresini, bizi hissedebilmesi ve uyumlu çalışmasını hedefliyor. Şeylerin interneti (Internet of Things) çağında kesinlikle gerekecek bir meziyet.

  • SplashData geleneksel ‘yılın en kötü şifreler listesi’ni yayımladı. 2013’ün ilk sırısandaki ‘123456’ 2014’te de ilk sırayı korumuş görünüyor.
  • Şu anda iğne ile kan örneği alarak yapılan kan şekeri ölçme işlemini artık teninize yapıştırdığınız bir devreyle (dövme diyelim) yapmanız mümkün. California Üniversitesi’nden Amay Bandodkar’ın sayesinde.

lead

  • Bu hafta satışa sunulan dünyanın ilk hayalet avlama cihazı GhostArk kısa bir süre için 250 dolar yerine 199 dolara! Cidden.

horizontal

  • Cep telefonunuza bağlayacağınız kalem benzeri küçük bir aksesuarı vücudunuzun ekranda size gösterilen yerlerine dokundurarak vitamin ve mineral oranını tespit etmek nasıl olurdu? Vitastiq bunu mümkün kılıyor (merakımdan aldım, gelince izlenimlerimi paylaşırım). O zamana kadar tanıtım videosuyla idare edebiliriz.

  • Facebook çatısı altında istikrarlı yükselişini sürdüren Whatsapp da artık (Telegram gibi) masaüstü uygulamasından kullanılabilecek. Ben yine de güvenlik sebeplerinden ötürü Telegram’da kalmaya devam edeceğim.
  • Bir sonraki mobil operatörünüz Google olabilir.
  • Son dönemde beni en heyecanlandıran teknoloji Magic Leap. Özetlerde de birkaç defa değindiğim bu yapı doğrudan beyne, göz algısına etki ederek arttırılmış gerçeklik platformu sunmayı hedefliyor. 542 milyon dolar aktaran dev yatırımcılarına ve flaş transferlerine rağmen üstündeki sır perdesi hala aralanmadı. Fakat bu hafta ABD Patent Bürosu’na kalın bir başvuru yaparak bazı ipuçlarını sızdırdı.
google-magic-leap-patents-0057.0

Yapay gerçeklikte yeni bir dönemin ipucu böyle.

  • Microsoft, yeni Yönetim Kurulu Başkanı Satya Nadella liderliğindeki ilk işletim sistemi Windows 10’u bu hafta tanıttı. Start menüsüne yönelik hasret bitti (bu vesileyle öğrendik ki bilgisayarların yüzde 18’inde hala Windows XP kullanılıyormuş). En önemli ayrıntılardan biri Windows 10’un Windows 7 ve 8 kullanıcılarına bedava sunulacak olması (Apple kullanıcıları vurmaya başlayabilir).

HoloLens.

  • Microsoft’un bu lansmanda tanıttığı ilginç girişimlerden biri de holografik gözlük HoloLens oldu. Ona ait ayrıca bir yazı yazdım; okumanızda fayda var. Gücünü Intel’in henüz piyasaya sürmediği bir Atom işlemcisinden alıyor.
  • Bir fareye enjekte edilen nano boyutta robot midesine ulaştığında taşıdığı ilacı zerk etti. Bu, bilim tarihinde bu alandaki ilk canlı denek kullanımı.
  • 2018’de 10 milyar dolarlık pazara ulaşması beklenen akıllı saatler İsviçreli devleri ürkütmeye başladı. Swatch’ın bile hissesi son üç haftada yüzde 19 geriledi. Apple Watch duyrulduğunda olacakları hesap edin. Fakat elbette herkes durumun farkında ve çıkış yolları arıyor.
  • Sosyal ağlar ve yazılımlar bizi ailemizden, arkadaşlarımızdan daha iyi tanıyormuş. Araştırmalar böyle diyor.
  • Terörle mücadele ‘ayağına’ Avrupa internet özgürlüklerini bir bir ayıklamaya başladı. Avrupa Birliği’nin Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles de Kerchove teknoloji şirketlerinin dükkanın yedek anahtarını vermesi gerektiğini söylüyor.
  • Çinli telekomünikasyon şirketi Huawei’nin Kurucusu Ren Zhengfei bu hafta gerçekleştirdiği röportajında “vallahi de billahi de casusluk yapmıyoruz, yeter artık üstümüze geldiğiniz; illallah dedik” şeklinde konuştu.
  • Bağlantılı bir ayrıntı olarak Çin de Apple (ya da ABD’nin) casusluk yapmadığından emin olmak için iPhone’un yazılım ve donanımında inceleme şartı koştu. Apple da kabul etti. Para her kapıyı açıyor.

İnternet / Web Siteleri / Girişimler

  • En işe yarayacak 15 programlama dilinin listesi. Ben sadece 5 tanesini biliyorum. Benim derdim bana yeter.
  • Uygulamanızın Google Appstore’da silinmemesi / yasaklanmaması için 20 altın kural.
  • Apple Store’da bir uygulamanın listeye nasıl girdiğini inceleyen uzun fakat çok önemli bir makale.
  • İlginç bir fikir: Packnada. Sık seyahat ettiğiniz şehirlerd giysilerinizi tercih ettiğiniz otelde saklayan, siz döndükten sonra temizleyip, ütüleyip hazır tutan bir hizmet. Bavul taşıma derdi yok. Ne büyük bir yük kaldırdığını çok seyahat edenler bilir.

  • iPhone mu kırılacak? Sevgilinizin Facebook mesajlarına mı sızılacak? Kiralayın bir hacker, halletsin.
  • Twitter bu hafta 60 milyondan fazla kullanıcıya sahip Hindistanlı ZipDial‘ı satın aldı. Patent onay sürecindeki teknolojisiyle ZipDial sıkça görmeye başladığımız ‘çaldır kapat, biz arayalım’ modelini ‘çaldır kapat, gelen SMS’e bak’ modeline oturtuyor (indirim kuponu, mobil ödeme, bilgilendirme gibi birçok konuda kullanılabiliyor). Twitter ile işbirliği tahmin edeceğiniz gibi buradaki SMS’i Twitter’a entegre edecek.
  • Kurduğu MegaUpload’un sunucularına el konarak kapatılan, evine filmleri aratmayacak bir baskın yapılarak tutuklanan ve ardından serbest bırakılan Kim Dotcom yoluna Mega sitesiyle devam ediyor. Dotcom’un son girişimi hiçbir uygulama yüklemeye gerek kalmadan sadece web tarayıcı içinde çalışan ve uçta uca şifreli MegaChat adlı görüntülü iletişim hizmeti (o kadar da güvenli olmadığını savunanlar da var).
  • Yıllarca Google’ın İcra Kurulu Başkanı olarak görev yapan Eric Schmidt çok değerli bilgiler içeren bir makale yayımladı (danısı bizdeki emsallerinin başına). Diyor ki “Birileri bir garajda silahını bize doğrultmuş bekliyor. 2015 harekete geçtikleri yıl olabilir. Biliyorum çünkü bir süre önce biz de öyle bir garajdaydık. Ve biliyorum ki bir sonraki Google şu anki Google’ın yaptığını yapmayacak. Google’ın (o dönemki) AOL’in yaptığını yapmadığı gibi”. Mutlaka göz gezdirin.
  • İçerik üreticilere yönelik yeni bir video sitesi geri sayımda: Vessel.
  • Selfie çektiniz, baktınız, beğenileri, yorumları topladınız, içinizin yağlarını erittiniz. Bitti mi? HAYIR! Bir de geçici dövme yaptırmak gerek onlardan. Picattoo imdadınıza yetişti.

10919649_781123068604041_236748326_n

  • Twitter mobil uygulamalarda kimlik onayı için kullanıcı adı ve şifre girme zorunluluğunu kaldıran Digits desteğini webe taşıyor.
  • Twitter’ın bir diğer yeniliğiyse bakmadığınız sırada paylaşılanlara dair sizi haberdar eden ‘sen yokken’ gibi çevirebileceğimiz hizmeti. Kimileri bunun Twitter’ın genetiğini bozacağını iddia ediyor.
  • Facebook hurafe dediğimiz türden asılsız haberlerin, evhamların küresel ölçekte dağılması için en uygun şartları sunuyor. Sunuyordu desek daha doğru olur zira bundan böyle bu tip içerikler akışta yer almayacak. Kulağa ilk başta güzel gelse de şunu da sormak gerek: neyi okuyup okuyamacağımıza birilerinin bir sebeple karar vermesi sosyalleşme adına korkutucu değil mi? Bu bir sansür sayılmaz mı? Ya da bizi bir filtre balonu içine sokmaz mı?
  • Toplanzi: İlgi gruplarınıza göre kafa dengi kişileri ya da uygun etkinlikleri oluşturup takip edebileceğiniz bir platform.
  • Aykut Bal diyor ki Türkiye’de dijital girişimcilik konusunda güzel şeyler oluyor. Buyrun derlemesine.
  • Haftanın en taze ve ses getiren girişimlerinden biri Gemini oldu. Facebook’un kuruluşu sırasında Mark Zuckerberg’in çalımını yiyen ikiz kardeşler (girişimin ismi de manidar bu yüzden) Cameron ve Tyler Winklevoss tarafından hayata geçirildi. Bitcoin için bir takas borsası olarak özetleyebiliriz. Hedeflerini bloglarında özetlemişler.
  • Jobscribe: İnternet girişimlerinin iş ilanlarını e-postayla haber veren hizmet.

Tasarım / İnovasyon

Europa City silüeti böyle (olacak).

Europa City silüeti böyle (olacak).

  • (Bugün inanması zor gelse de) Anadolu, şehir tasarımı konusunda Göbekli Tepe‘den başlayarak yüzyıllar boyu nice farklı uygarlıkla kendine has örnekler vermiş. Örneğin şu an dünyanın pek çok modern şehrinde kullanılan ızgara şehir tasarımı ilhamını bugünkü Aydın şehri sınırları içinde kalan antik Yunan şehir devleti Milet‘ten alır (M.Ö. 6. yüzyıl). Şehrin formunu tasarımcı Hippodamus icat etmiştir (kendisi aslında şehir tasarımı kavramının babasıdır). Bir de Paris var elbette. Üstünde ÇOK titizlikle çalışılmış ve her kıvrımının bir anlamı olan; kendine has forma sahip bir örnek (bu akım sömürgelerine bile yansımıştır). Izgara formunun aksine Paris bir daire formunu benimser ve  şehri merkez noktanın çevresine serper. Paris şu aralar Europa City (Avrupa Şehri) adı altında, yepyeni bir Paris yaratma peşinde. Uluslararası yeteneklere açık bu projede Danimarkalı dahi Mimar Bjarke Ingels kendi yaklaşımını bir videoyla özetliyor. Yaşama ve insana yönelik çaba ne güzel, ne umut verici bir şey.

  • Bu kadar adını anmışken bir de Europa City’nin videosuna bakalım. Güzel şeyleri görürsek kendimiz için de güzel şeyler talep etme ihtimalimiz oluşur (şehircilik ile ilgililerin Paris’in stratejisini yakından takip etmesi gerekiyor).

  • Japon çikolata üreticisi Nendo (Oki Sato) kendine ait 8 mm’lik alüminyum şırıngalı makinalarıyla 26mm’lik küplerden oluşan’chocolatexture’ adını verdiği çikolatalar üretiyor. Sadece 400 kutu. İnsan yemeye kıyamaz. Biz seyretmekle yetinelim.

nendo02

  • Hiç yemek pişirmesem de hep hayal ettiğim bir şey gerçeğe dönüşmüş: tamamen camdan oluşan tencere! 200 dolarlık fiyatı uygun mudur bilmiyorum ama pişmekte olan yemeği her an görebilmek çok önemli bir ayrıntı olmalı.

Glass Pot

  • The Future People (Gelecek İnsanları) adlı proje grubu kendisini ‘ya olsaydı’ ve ‘neden olmasın’ sorularını soranlar olarak tanımlıyor. Şehir hayatında kullanılabilecek farklı araç tasarımlarını deniyorlar. Son ürünlerinin ismi Zeppelin (yani zeplin). Biz de soralım o zaman: ya olsaydı? Neden olmasın?

  • Çamaşır makinasina ihtiyaç duymadan, dolayısıyla yıpratmadan, deforme etmeden, kırıştırmadan 30 dakikada giysilerinizi temizleyen avuç içi kadar bir cihaz: Dolfi. Ultrasonik ses dalgalarıyla çamaşır yüzeyine mikroskobik su dalgaları çarparak kirleri söküyor. Gerçekten ilginç. İzleyelim:

  • Japonya’da yayımlanan Robi isimli bir dergi var. Her sayısında aynı adı taşıyan mini robotun bir parçasını veriyor. Dergide o hafta dağıtılan parça ve robot tamamlandığında yapılabileceklerle ilgili bilgiler yer alıyor. 70 sayı sonunda robotunuz da tamamlanıyor ve kullanmaya başlıyorsunuz (bu bence robotun kendisi kadar başarılı bir pazarlama modeli). Bu hafta Robi’nin 3. kuşak robotlarının tanıtım töreninde 100 adedi bir araya gelerek bir dans gösterisi gerçekleştirdi. İzlerken düşündüm; (izlerken) dansta bizi keyiflendiren ahenk içinde müziğe uygun ritmik hareketler me yoksa onların insan olması mı? Bu robotlar da az ilgimi çekmedi hani?

  • Vakt-i zamanında bir Türk karı-koca tarafından tasarlanıp Türkiye’de üretilen mıknatıslı tahta oyuncak seti Logy‘yi tanıtmış ve kullananlardan son derece olumlu izlenimler almıştım. Tegu adlı benzer bir başka yabancı girişim de bu hafta hayata geçti. İlk setleri Magnetron Solar System adını taşıyor (100 dolar). Tablet ve telefona parmak sürtmekten ellerini kullanmayı unutan çocuklara birebir.

Kültür / Sanat

  • İngiltere’de yaşayan Pakistan göçmeni bir aileye mensup Maajid Nawaz, 16 yaşında (teröre başvurmayan İslam hareketi) Hizb ut-Tahrir‘e katılır. 2002’de Mısır’da üye devşirme çalışmaları sırasında tutuklanır ve 4 senesini hapiste geçirir. Bu sırada George Orwell’in Animal Farm (Hayvan Çiftliği) kitabı eline geçer ve okumaya başlar. Kitabı bitirdiğinde Hizb ut-Tahrir defterini kapatır. Çünkü olacakları görmüştür. Ben de çocukken okumuştum (siz de en azından özetine göz gezdirin derim). Keşke böyle temel eserler belirlense ve herkes bir kere okuyabilse, seyredebilse, dinleyebilse.
  • Bilim-kurgu şaheserlerinden Ghost in the Shell (Kabuktaki Hayalet) filminin Amerikan versiyonu için hazırlıklar tamamlandı gibi. Başrolde (adını en son Lucy adlı faciayla duyuran) Scarlett Johansson yer alacak. Filmin 2017’de vizyona girmesi planlanıyor (Gerçi düşündüm de Lucy bir film olarak Under the Skin‘den daha kötü değildi).
  • Son birkaç haftaki özetlerde plaklarla ilgili gelişmelerden söz ediyorum. Bu konudaki her haber plak satışlarının artış gösterdiğinden, mevcut plak fabrikalarının bu kadar talebe yetişemeyeceğinden dem vuruyor. Birileri oturmuş 1973’ten bugüne plak satışlarını grafikleştirmiş. Ne diyeyim bilemedim :)

vinylunits

  • Sanat eserlerinde hırsızlık her zaman taklit şeklinde olmuyor. Birçok eser, birçok şekilde kelime anlamıyla çalınıyor ve dolayısıyla sergilenemediği için hayattan da çıkmış oluyor. The Museum of Stolen Art (Çalıntı Eserler Müzesi) adlı bir proje yapay gerçeklik gözlükleriyle tamamı çalıntı eserlerden oluşan sanal bir müzede gezebilmemizi sağlıyor. Böylece onlara hem bir kez daha bakma şansı buluyor hem de bir yerde rastlarsak tanıyıp ihbar etme (topluma yeniden kazandırma) fırsatı buluyoruz.
  • Türkçe içerik üretimi konusundaki azimli ve istikrarlı isimlerden Salih Seçkin Sevinç‘in son kitabı Her Şeyin Başı Blog, Optimist Yayınları’ndan çıktı.
  • Yenilikçi yazar denince akla gelen ilk isimlerden James Patterson‘ın son kitabı yazım tarzından çok sunum tarzıyla konuşulacağa benzer. Çünkü kitap okunmaya başlandıktan 24 saat sonra ‘kendini imha ediyor!’. Muhteşem de bir sitesi var. Snapchat çağında yeni medya, yeni edebiyat başka nasıl olacaktı? (Patterson’ın çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmaya odaklı sitesini de tavsiye ederim)

  • Teknoloji okuma eylemiyle yukarıdaki gibi birleşiyor. Peki yazmaya bir faydası oluyor mu? Bu konuda çok ilginç bir girişimvar: Elegy for a  Dead World. Bu bir bilgisayar oyunu gibi görünmekle beraber aslında yaratıcı yazma tekniklerini geliştiren bir sistem. Oyun aracı arıza yaptığı için indiği bir gezecende karşısına çıkan 3 kayıp uygarlığa yönelik gözlemler yapan bir uzay seyyahı üstüne kurulu. İlerledikçe okuyarak ve dinleyerek detaylarını öğrendiğiniz dünyayı yazıyorsunuz. Sürekli bir rehberlik olduğu ve anlatıcının tasvirleriyle zihniniz beslendiği için yazım tekniğiniz de sürekli gelişiyor. Çok hoşuma gitti.

Bu derleme hoşunuza gittiyse ilgilenebilecek dostlarınızı hemen altta yer alan sosyal medya düğmeleri aracılığıyla paylaşarak haberdar edebilirsiniz. ‘Yeni yazılardan ilk sen haberdar ol’ bölümüne e-posta adresinizi girerek ise yeni yazılardan öncelikli haberdar olabilirsiniz.

Fikirlerinizi, katkılarınızı ve gözümden kaçan gelişmeleri yorum bölümünde beklerim.

Hepinize iyi (ve daha nice erik yiyebileceğiniz) Pazarlar dilerim.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

37 Responses to Haftanın Özeti: 13

  1. Mac User 25/01/2015 at 10:58 #

    4K TV’yi bilemem ama 4K monitorler, hele hele Retina bi mac’e baglandiginda epey harika oluyor acikcasi….

  2. yskiyak 25/01/2015 at 12:05 #

    Amirim, eline sağlık, yine çok güzel bir derleme olmuş.

    Ancak, şu erik meselesiyle ilgili diyeceklerim var. Senin gibi akıllı bir adamın bu gerçeği gözden kaçırması bana çok garip geliyor. Nedir o? Ya şimdi, “ölünce erik yiyemeyeceğim veya bazı şeyleri yapamayacağım o yüzden şimdi eriğin iyice tadını çıkarayım” mantığı çok sorunlu.

    Mesela, 10 gün sonra hiç yemek yiyemeyeceksin diyelim. Yani hayatının sonraki kısmında hiç ama hiç yemek yiyemeyeceksin, sadece 10 günün var yemek için. Böyle bir durumda şunu der misin; “ya madem 10 günümüz kaldı sadece, o zaman tadını çıkarayım, tıka basa yemek yiyeyim”? Bence aptalca olur. Oysa bunun yerine 10 günden sonrasıyla ilgili bir şeyler düşünmek gerekli, tıka basa yiyip kendini kandırmak değil.

    Bunu senin duruma uyarlarsak, ölünce her şeyden ve sevdiklerimizden ayrı kalacağız ön kabulüyle yola çıktığımızda bugünü dolu dolu değerlendirme düşüncesi sadece ve sadece “kendini uyuşturma”dan ibaret olur. Dolu dolu değerlendirilmesin demiyorum, ona karşı değilim. Karşı olduğum şey ölüm gerçeğini unutmak için bu tip “uyuşturucular”a başvurmak. Senin uyuşturucun “erik” kimininki kar topu, ramazan pidesi, sevgilisi vs. bu durumda.

    “Eee… Ne yapalım yani, oturup ağlayalım mı?” diyebilirsin bu durumda. Çözümü de sunuyorum. İnsan “erik”ten ayrılamaz, o yüzden öldükten sonra da erik yiyebilmenin imkânı var mıymış, onu araştırmalı. Zaten öyle bir imkân yoksa ve aklımız başımızdaysa kendimizi “erik”le uyuşturmak yerine intihar etmemiz lazım. Başka seçenek yok. Çünkü insan sonsuzu istiyor, biten şeyler tatmin etmiyor.

    • mserdark 25/01/2015 at 13:15 #

      Bana ait bir fikri ‘niyet okumayla’ yöntemiyle tamamlamışsınız ama tam karşılığımı bulmamış. Açıklayayım.

      Hayatımda kesinlikle emin olduğum tek şey öleceğim gerçeği. Dolayısıyla bunu kabullenmek ile ilgili bir sorunum yok. Endişe, evham, plan, önlem gibi şeyler seçenek içeren konular için gündeme gelir. O klasik deyimle ‘korkunun ecele faydası yok’.

      Bu yüzden erik mevsiminde “aman bir daha belki yiyemem” diye tıka basa erik yediğim falan yok (bu izlenime nereden kapıldınız bilemedim). Bu tip şeyler yaşadığım anın ne kadar kıymetli ve tekrarlanmayabilecek olduğunu hatırlatıyor ve tadını çıkartma hissi veriyor sadece.

      Öyle de yapıyorum.

      • yskiyak 25/01/2015 at 16:31 #

        Amirim yanlış anlaşıldım, “tıka basa yiyorsun” demedim. Anın tadını çıkarmanın pek mantıklı omadığını söylemek istedim.

        • mserdark 25/01/2015 at 18:08 #

          Ben de tam aksine şu andan daha öte ve önemli hiçbir şey olmadığını düşünüyorum. Emin olduğum tek şey şu an. Dünü unuttum, yarın meçhul.

  3. Mete Yıldız 25/01/2015 at 12:58 #

    Ghost ark cihazının paranormal olayı önleme özelliği de var mı? Radyo yayınlarını da dinleyebiliyor musunuz? Mete Yıldız

  4. Ahmet 25/01/2015 at 13:30 #

    Bjarke Ingels’in Europa City’sini gelişmiş bir alışveriş merkezinden başka şeye benzetemedim. Gerçekten senin ve diğer izleyenlerin fikirlerini merak ettim.

    • keremchaos 25/01/2015 at 15:33 #

      Aynı fikirdeyim. Sadece gelişmiş bir AVM ve her durumda çirkin…

      Şu süpersonik dalgalarla çamaşır yıkamayı normal çamaşır makinelerine yerleştirseler çok güzel olur bence. Bakalım İsviçreli bilim insnaları patentlerini satacaklar mı?

  5. Cihan 25/01/2015 at 14:12 #

    Elinize sağlık, her zamanki gibi güzel bir derleme olmuş.

    Az önce sözlük’te çok güzel bir yazı okudum (https://eksisozluk.com/entry/48667282) sonra buraya geldim sizin yazınızı okurken hayvan çiftliğini okuyan pakistanlı maddesinde “Keşke böyle temel eserler belirlense ve herkes bir kere okuyabilse, seyredebilse, dinleyebilse” ifadeniz dikkatimi çekti ve az önce okuduğum entry ile şu şekilde çağrışım yaptı :

    Birileri biraraya gelip bu “temel” okunacakları, seyredilecekleri, dinlenecekleri, yiyecekleri, içecekleri, vb.. “sebepleriyle” belirlese de bir sitede yayınlasa, biz de birçok şeyi ıskalamasak şu kısa ömrümüzde.

    The School of Life türevi bir proje olabilir..

  6. Emre Dağdeviren 25/01/2015 at 15:08 #

    amirim indiegogo türkiyeye gönderi yapıyor mu?(vergi vs. gümrükte takılma durumu var mı?)

    • Enis 25/01/2015 at 23:38 #

      Selam,
      Indiegogo ve Kickstarter siteleri kitlesel fonlamaya aracılık ediyor, gönderimi onlar yapmıyor. Fonladığınız kişi/firma gönderimi yapıyor. Ürünler genel manada gümrük mevzuatına tabi, 75 avro’dan düşükse, yasaklı bir ürün olmadığı müddetçe sorun olmuyor. Ürünü fonlamadan önce gümrük mevzuatını incelemeniz iyi olacaktır.
      Bu arada kickstarter’dan fonladığım bir ürün için kargolamadan önce değerine kaç dolar yazalım gibi bir soru sormuşlardı, belirttiğim rakam üzerinden beyanda bulundular. Değeri 75 avroyu geçiyorsa fonlamadan önce site üzerinde böyle bir işleme yanaşıp yanaşmayacaklarını da sorabilirsiniz.

      • mserdark 26/01/2015 at 01:17 #

        Bu sitelerden sürekli ürün alıyorum. Hiçbir tutarda hiçbir sorun yaşamadım.

  7. Ufuk 25/01/2015 at 15:23 #

    İyi ki senin gibi insanlar var. Ya da sizin mi demeliydim bilmiyorum Serdar abi. Fakat dünya görüşünüz benimkiyle ufak tefek ayrılıklar yaşasa da sizinle ilerde bir çift laf etmek isterim. Gerçekten yaptıklarınız, ortaya çıkardığınız eserler internet insanı için bulunmaz bir nimet. Yıllardır beğenerek takip ediyorum. Umarım bir çift laf etme şansına ulaşırım. Sevgiler, saygılar…

  8. keremchaos 25/01/2015 at 15:34 #

    Bu arada yazı için teşekkür ederim. Her hafta ilgiyle bekliyorum gerçekten.

  9. WebSeyyahi 25/01/2015 at 15:55 #

    Elinize sağlık,
    Uzun zamandır blogunuzu takip edip yazılarınızı okumaktayım, üslübunuzu çok beğendiğimi söylemek isterim.
    Çok fazla mesaj atan birisi olmadığımdan , daha doğrusu insanların değişebileceğine olan inancım kalmadığından çok az etkileşimde bulunduğumdan çok az mesaj atıyorum.
    Bir gün M. Serdar Kuzuloğlu bu hafta neler yazmış diye düşününce , dedim en azından iyi bir şeyler yaptığından haberi olsun ki devam etsin.
    Başarılarınızın devamını dilerim.

  10. mustafa 25/01/2015 at 16:09 #

    İngilizce bilmemenin eksikliğini her hafta hissediyorum.

    • Ayhan 26/01/2015 at 00:40 #

      Al benden de o kadar, 35 yaşındayım, çok denedim olmadı ama bu sefer olacak inşallah. İngilizce sen mi büyüksün ben mi ? :)

    • onur çetinkaya 26/01/2015 at 22:17 #

      aynen bende:(((

    • Eflatun Plato 27/01/2015 at 00:49 #

      Katılıyorum dostum

  11. Nevzat Yadigar 25/01/2015 at 16:22 #

    “Keşke böyle temel eserler belirlense ve herkes bir kere okuyabilse, seyredebilse, dinleyebilse.” Söylediğinize benzer listeler oluşturduğum reklamsız bir blogum var. Buradan inceleyebilirsiniz: http://nevzatyadigar.weebly.com/

  12. Serden Ozakar 25/01/2015 at 20:12 #

    Elinize sağlık, her haftaki gibi yine pazar günümüze değer kattınız.

  13. Xkxksk 25/01/2015 at 22:40 #

    5 programlama dili he? Hmm… Hello World yazan dil biliyor sayılıyor galiba..

  14. Çağrı 25/01/2015 at 23:08 #

    İlk özetleri okuduğumda hafta boyunca çoğunu gördüğüm şeyleri sizin yorumunuzla tekrar okuyordum. Ama artık sayenizde sosyal medyada geçirdiğim zamanı %70 oranında azalttım. Hafta boyunca takip etmiyorum ve bir şeyler kaçırıyormuşum gibi hissetmiyorum. Nasıl olsa pazar günü mserdark’da okurum diyorum. Çok daha keyifli ve verimli oluyor :) Bir ara haberini duyurduğunuz wordpress ücretli blog aboneliğini denemek isterseniz ben varım :)

  15. ibrahim 26/01/2015 at 00:37 #

    amirim drone dan bahsederken söylediğiniz gibi teknoloji ile ilgili yeni buluşların kullandığı alanlardan sonra Project Nourished ile ilgili benim aklıma gelen sizin aklınıza da geldi mi :)

  16. Ahmet Can Aykut 26/01/2015 at 08:03 #

    Hastasıyız amirim.

  17. Bora 26/01/2015 at 08:45 #

    Her pazartesi ilk yaptığım şey yazınızı okumak emeğinize sağlık

  18. Fatih Güneş 26/01/2015 at 15:54 #

    Bu blogun müdavimlerinin çok hoşuna gidecek bir tavsiyem var.
    Dün sömestr tatiline giren oğlumu alıp 6 Big Hero animasyon filmine gittim. Çocuğu olan olmayan tüm teknoloji meraklılarına tavsiye ederim.
    http://www.imdb.com/title/tt2245084/
    Küçük bir robotik meraklısı çocuğun başrolde olduğu mükemmel bir film.
    Film, teknoloji dünyasındaki son dönem popüler ve bu blogda çokça bahsi geçen birçok konuyu barındırıyor: Robotics, Augmented Reality, Sensors, Transhumanism, vb.
    Bu filmi seyredince sanat, teknoloji ve kültürel yaşamın ne kadar başabaş olduğunu tekrar farkettim.
    Bu gündemin bize ve toplumumuza da sirayet etmesi dileklerimle,

  19. Eflatun Plato 27/01/2015 at 00:51 #

    Teşekkürler.

  20. Ömer 27/01/2015 at 12:09 #

    Amirim 5 adet programlama dili bildiğinizi söylemişsiniz,merakımı mazur görün hangileri acaba ? Belki junior olarak size rakip bir senior developer yetişiyordur :) Bu arada kaleminize sağlık

    • mserdark 27/01/2015 at 23:23 #

      O yazıdaki sıralamadan gidersek JavaScript, PHP, SQL, Ruby ve Perl. Fakat son sitemi 2009’da kodladığıma göre artık bu konuda bir iddiam kalmadığını da belirtmekte fayda var.

  21. atilla oğuzhan 27/01/2015 at 14:11 #

    Serdar Ağabey,
    Eline sağlık. Hep bir teşekkürler kalıyorum, mahcup oluyorum, çok teşekkürler. :)

  22. Onur 27/01/2015 at 23:19 #

    -Bu gezegenden ümit çok önce kesildi.
    Merak ettim bu satırla ilgili bir kaynak var mı acaba?

  23. Şahin KORKUTAN (@sahinkorkutan) 29/01/2015 at 23:26 #

    Benim merak ettiğim bir konu var. Mesela deniyor ki Türkiye’den büyük teknoloji şirketleri çıkmaz. Sebepleri arasında eğitim sistemi, sizin de bahsettiğiniz gibi mutfaktaki bulaşıkları kim yıkayacak problemleri ve de galiba siz bahsetmiştiniz girişimcinin birçok alana hakim olması(muhasebe,hukuk) vs. bir de bahsedilen şey mesela Google kuruluyor ardından bir süre sonra 1 milyon dolar yatırım alıyor(Türkiye’de kimse yatırım yapmaz da deniyor.), benim merak ettiğim de kuruluş aşamasındaki şirketler aldıkları bu yatırımları ilk aşamada nasıl planlayarak harcıyor? 250.000$ sunucu, 50.000$ ofis, $100,000 reklam gibi mi oluyor yoksa başka bir yolu/şekli/jargonu var mı?

    • mserdark 30/01/2015 at 19:34 #

      İş planı (business plan) dediğimiz şey tam da bunun için kullanılıyor. Girişimci yatırımcıya istediği bedeli ne karşılığında talep ettiğinizi sıralıyor. Ardından pazarlıklar başlıyor (yatırımcı işi nasıl daha ucuza kotarabileceğine bakıyor). Sonuçta üstünde anlaşılan plana uygun şekilde yatırım alınıyor ve ona uygun harcanıyor.

      Denetmenler paranın neye harcadığını sürekli takip ederek karşılığında konulan hedeflerin tutturulup tutturulamadığına bakıyor.

      Tuttuysa ne ala, tutmuyorsa yatırımcı girişimciyi kapının önüne koyup yerine yapabilecek yeni birisini getiriyor.

  24. akino 30/01/2015 at 19:17 #

    Project Nourished bildiğin brokoliye kese kağıdı geçirmeye benziyor.
    Siz tüyoyu aldınız. Esas kullanım yeri çok daha tutacağa benziyor. Yalnız yaşayanlar için de evliler içinde farklı bir deneyim olabilir. Basit bir isimle ilk “3d genelev” fikrini de ortaya atıp kaçıyorum.

    Şu anda askeriyenin internetinden, yüzlerce erkeğin arasından yazıyorum. Şafak 125 :)

  25. film lobisi 17/07/2015 at 23:12 #

    Ghost in the Shell haberi oldukça sevindirdi, hele o başrol. bu arada lucy’e nazaran under the skin oldukça ilgi çekiciydi, şimdiden bir kaç listede 2014’ün en iyi filmleri arasında gösteriliyor. karanlık sinema sevenlere selam olsun. mükemmel bir hafta özeti.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Haftanın Özeti: 15 - M. Serdar Kuzuloğlu - 08/02/2015

    […] İki hafta önceki özette yaklaşan Apple Watch lansmanı yüzünden Swatch’un yüzde 20 düşen hisselerinden söz etmiştim. Bu hafta kokusu çıktı ki Swatch da bu alanda bir ürün tanıtmaya hazırlanıyor. En büyük iddiası asla şarj etmek zorunda kalmayacak oluşumuz! Bence bu tek başına yeterli. […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim