Beyaz giyme toz olur, ağaç deme suç olur

Durum böyle olunca geriye doğal dünyayı yok edip, yerine yapay bir dünya koymaktan başka yapacak iş kalmıyor. Bizi hiç kimseye hesap vermek zorunda bırakmayacak, gerçeğiyle hiçbir benzerliğe sahip olmayan bir dünya istedik. Böylelikle doğal dünyaya özgü bütün görünümlere son veren devasa bir teknolojik girişim başlattık. Doğal dünyanın yerine zorla yapay bir dünya koyma girişimi uzun vadede doğal olan her şeyi yadsımamıza yol açabilir. (Jean Baudrillard / Şeytana Satılan Ruh)

Sosyal medyaya giderek daha az bakmaya başladığımı fark ettim. Gündeme kapılmak diye nitelendirdiğim bir hastalığın pençesine itiyor hepimizi. O an takip ettiğimiz kişilerin konuştuğu şeylerin dünyanın en önemli meselesi olduğuna inanıyoruz. Hatta o kadar inanıyoruz ki, başka bir konuya tahammülümüz kalmıyor. Belki en acı verici yanı da bu. Hiçbir toplantı ya da görüşmenin yer almadığı Perşembe günüm ajandamda çürük diş gibi sırıtıyordu. 1 Mayıs tatilini bu sayede hatırladım. Bizimkiler Salı günü  tatil için Ağva‘ya gitmişti. Onları ziyaret etmek için gayet uygun bir gün gibi görünüyordu (bilmeyenler için Ağva, İstanbul’a 100 km uzaklıkta, doğal ortamını ‘nispeten’ korumuş -o klasik tanımla- şirin bir tatil beldesi).

Ağva güzergahı gayet keyifli bir yola sahip. Ama takvimler 1 Mayıs’ı gösterdiğinde ‘keyfin’ beklentisi bile abes kaçıyor (sebebini merak ediyorsanız aşağıdaki bölüme göz atın. Yoksa kafayı dağıtmadan doğrudan devam edin derim).
Continue reading →

Kuyrukluyıldızın izinden çıkanlar

Thomas Hine’ın alışveriş çılgınlığımızın kökenlerini araştırdığı I Want That! adlı (harika) kitabında şöyle bir cümle vardır:

İnsan, doğada hayatta kalabilmek için üstüne bir şey giymek zorunda olan tek canlıdır.

İsmini unuttuğum bir TED sunumundan şöyle bir cümle hatırlıyorum:

Doğada soyu tükenme tehlikesi altında pek çok canlıya dair bir şeyler duyuyor, okuyoruz. Oysa gerçekte doğada soyu tükenme tehlikesi altındaki tek canlı türü insan.

Cennetten sürgün edilip yaşamaya mahkum kaldığımız bu gezegende yok olmamak uğruna doğayla amansız bir mücadele içindeyiz. Medeniyet denen şey insanın doğa içinde kendine ait başka bir doğa yaratmasıyla bağlantılı. Yaşadığımız birçok sorunun kökeninde de bu yatıyor.

İki hafta önceki kısa tatilde kaldığım küçük kıyı köyünde geceleri sahilde şezloga kurulup kitap okurken şehir hayatında aklıma bile gelmeyen bir ayrıntıyla yüzyüze gelmiştim: gökyüzü! Şehrin (uygarlığın) aydınlattığı yaşam alanlarının parlaklığı göğümüze de vurduğundan yıldızlar çıplak gözle seçilemez olmuştu. Yıldızı olmayan bir göğe de kafayı kaldırıp bakmaya gerek kalmıyordu.

gece

Continue reading →

Vespa’ya USB portu takmak

Bulduğum her fırsatta Vecihi ile uzun turlar atıyorum. Hayatta en keyif aldığım şeylerin başında geliyor. Fakat büyük bir sıkıntının da kaynağı. Navigasyondan mesajlaşmaya, video / fotoğraf çekmeden konuşmaya kadar her derdime koşan cep telefonumunun şarjı bu uzun seyahatlerde yeterli olmuyor. Bir yerde durup priz bulup şarj etmek de her zaman mümkün olmuyor. Bazen seyahatlerimden kesitleri videoya çekmek istiyorum ancak bu şarjı en tüketen şeylerden biri olduğu için onu da yapamıyorum. Cep telefonu bir anlamda motosikletçinin can simidi. Ne zaman ne olacağını, nerede ihtiyaç duyacağınızı bilemezsiniz. Çoğu yerde sizi hayata bağlayan tek şey.

LARGE_vespa_gtspp-bkBu derdi çözmek için bir süredir arayışlardaydım. En akla yatkın çözüm Vespa’ların sol üst tarafına denk gelen parçanın yerine takılan aksesuardı (sağdaki fotoğraf). Fakat hepi topu bir USB portu için 50 dolar ve nakliye ücreti vermeye gönlüm razı gelmiyordu. Aramaların devamında tam aradığım şeyi (elbette yine) DealExtreme’de buldum. 20264 (9 buçuk lira) ve 20872 (8,5 lira) kodlu iki çakmak soketi aynı işi çok daha ekonomik bir bedele görüyordu (bunlar aslında motosiklet değil, tekneler için üretilen hava, toz ve serpinti suya dirençli marin tipi yuvalar. Ama bizim de derdimizi çözüyor sonuçta).

Hemen siparişi verip getirttim. Fakat tam olarak nereye yerleştireceğim konusunu kafamda netleştiremiştim.

Biraz daha iyi gibi görünen 20872 kodlu ürünü alıp Beşiktaş’taki Genç Moto‘un yolunu tuttum. Montaja dair iki fikrim vardı. Fotoğrafını paylaştığım üründeki gibi eldiven gözünün üstüne ya da (bana daha mantıklı gelen) torpido gözünün içine yerleştirmek.

Torpido gözünün içinde hem meraklıların kurcalamasını engelleyecek hem de yağmur-çamurda dahi kapalı, güvenli bir ortamda telefonu şarj edebilecektim. Genç’in de aklına bu ikinci fikir yattı ve vidaları gevşetmeye başladık (fotoğrafların üstüne tıklayarak büyük hallerini görebilirsiniz).

Takmayı planladığımız çakmak yuvası buydu. Görünen parçalar içinden çıkan standart bileşenler. İhtiyaç duyulan her şey de bundan ibaret zaten.

Takmayı planladığımız çakmak yuvası buydu. Görünen parçalar içinden çıkan standart bileşenler. İhtiyaç duyulan her şey de bundan ibaret zaten.

Şarj cihazına elektriği alarm ya da ısıtmalı elcik için ayrılan boş yuvalardan almaya karar verdik. Bunlar sol üstteki kapakçığın altında yer alıyor. Kapağı söküp hazırlıklara başladık.

Bu port aynı zamanda servis bilgisayarına bağlantı yapmak için de kullanılıyor.

Bu port aynı zamanda servis bilgisayarına bağlantı yapmak için de kullanılıyor.

Sarsıntılarda şarjdan çıkma sorunu yaşamamak için torpido gözünün alt kısmını seçtik. Her şey çok basit ilerleyecek gibi görünüyordu.

Continue reading →

Canımın içi Vecihi.

Çaylak motorculara tavsiyeler

Vecihi hayatıma giren en güzel şey. İş için, keyif için ne amaçla olursa olsun onunla dolaşmak tarifsiz, benzersiz bir keyif. Ailem ve arkadaşlarım malum kazadan sonra bir daha asla üstüne çıkmayacağımı düşünüyordu ama aksine daha da çok bağlandım.

Canımın içi Vecihi.

Hala çaylaklık döneminde olsam da her gün yeni bir şey öğrendiğim bu süreçte motosiklet kullanmaya yeni başlayacaklara, benim gibi çaylaklara edindiğim tecrübeleri aktarmak istedim.

Continue reading →

Alaçatı-Kuşadası seyahatinin ardından

Ailece çıktığımız Bodrum tatili ertesi çocukları anneannenin Kuşadası’ndaki yazlığına bırakmıştık. 1 aya yakın bir süre göremeyince çocuklar burnunuzda tütüyor. Ramazan bayramını fırsat bilip görelim dedik.

Giderken ‘otomobille mi gidelim, motorla mı?’ diye düşündük. Yazın ortasında konforun her türüne sahip (ve yaz-kış otoparkta yatan) otomobilimizle gitmek hiç fena fikir değildi. Ama son tercih Vecihi‘den yana oldu. Yazın en sıcak döneminde, Kazdağları ve Roma seferinden de uzun bir rota yapacak olmamıza rağmen hem de.

Bu yazı, bu yolculuğu ve gördüklerimizi anlatacak. Hazırsanız başlıyoruz.

Continue reading →