Tag Archives | tasarım

Haftanın Özeti: 19

2 haftadır özetleri konu başlıklarına göre sayfalara bölmek için pek çok yöntem ve araç denedim. En makul ve kullanışlı olanı şu anki gibime geliyor. Herkesi memnun etmek elbette mümkün değil. Ama daha iyi (bütün platformlarda çalışan ve mevcutta olmayan bir fayda sağlayan ) her tavsiyeyi (yani WordPress eklentisini) denemeye varım.

Özetler konusundaki eleştirel yorumlarda değişen pek bir şey yok. Kimi uzun, kimi kısa diye dert yanıyor. Kimi tek parça olsun istiyor, kimi sayfalı. Açıkçası -darılmazsanız- bunları ‘kapris’ olarak okuyorum.

Çocukken okuyacak bir şeyler bulmak için sokağımızdaki bütün apartmanları tek tek gezip; kitap, dergi, gazete atmışlar mı diye kapılara baktığımı hatırlıyorum.

Okumak, öğrenmek biraz çile istiyor.

Genel Gündem

  • Instagram’ın zengin çocuklarını tanımıştık. Peki ya zengin köpeklerini? Onları da ihmal etmeyin.
  • Rusya’da Vladimir Putin’in en güçlü rakibi olarak gösterilen muhalif lider Boris Nemstov’un öldürülmesiyle ilgili komplo teorileri bitmiyor.
  • 1984 yılında İngiltere’de ortaya çıkan ve içinde ülkenin en önemli politikacılarının da bulunduğu bir pedofil (sübyancı) çetenin tecavüz ve işkence ettiği onca çocuğa rağmen bizzat ‘Demir Leydi’ lakaplı İngiltere Başbakanı Margret Thatcher tarafından örtbas edildiği ortaya çıktı. Dosya 30 yıl sonra yeniden açıldı.

1425688641409.cached

  • Bir İngiltere haberi de arşivlerden gelsin. 1960’larda bir Avustralyalı sporcu İngiltere’den ülkesine dönecek parayı bulamayınca daha ucuz bir yöntemi denemeye karar vermiş: Kendini tahta bir kutuya kapatıp ülkesine kargoyla göndermek!
  • Duranord Veillard ve eşi Jeanne Veillard’ı tanıyor musunuz? New York’ta yaşıyorlar. Gündeme gelme sebebiyse yaşları. Onlar yaşayan en yaşlı çift. Duranord 108, karısı Jeanne 105 yaşında! Bu hafta 82. evlilik yıldönümlerini kutladılar. Nice yıllara!

  • Pitbull cinsinin medar-ı iftiharı Hulk isimli köpek henüz 17 aylık ve 78 kilo! Evlerden ırak…

  • Sansarın biri ağaçkakanı avlamak için tepesine çullanır. Korkuyla kaçmaya (uçmaya) başlayan ağaçkakan sırtında sansarın kaldığını epey sonra fark eder. Sonuçta ikisi de hayatta kalır. Bizim bu olaydan haberdar olmamız ise vahşi doğa fotoğrafçısı Martin Le-May’in bu sıradışı olayı tesadüfen kaydetmesiyle olur.

  • Bu garip karenin devamında -tahmin edileceği gibi- herkes kendi yorumunu ortaya koydu. Favorim aşağıdaki.

  • Forbes dergisi geleneksel ‘Dünyanın en Zenginleri‘ listesini yayımladı (dolar milyarderi sayısı 2 bin kişiye yaklaşıyor!). Liderlik hala Microsoft’un Kurucusu Bill Gates’te. Bense esas adı-sanı duyulmayan, anılmayan ‘gerçek zenginlerin’ listesini merak ediyorum (Rockefeller, Rothschild aile üyeleri gibi).
  • 48 ülkede gerçekleştirilen bir araştırmaya göre 1950’den bu yana IQ’muz 20 puan yükselmiş. Bunda iş ve yaşamın zekaya daha bağlı hale gelmesinin payına dikkat çekiliyor. Flynn Etkisi denen bu teoriyi bizzat teorisyeni James Flynn’in ağzından dinlemek isterseniz buyrun.

  • IŞİD yeni hedefini belirledi: Twitter Kurucu ve Yöneticileri.
  • Girişimcilik tarihinin en büyük tartıması: Edison mu Tesla mı? Artık bunu kazanan belirleyecek. Çünkü bir masa oyununa ilham kaynağı oldu.

Continue Reading →

Bu yazıya 32 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 13

Yeni yıl derken Ocak’ın sonuna gelmişiz bile.

Şahsen zamanı ölçmek için kullandığım yöntemlerden biri sevdiğim şeylerden kerteriz almak. Mesela sulu, ekşi yeşil erik hastası olduğum şeylerin başında geliyor (dediğine göre annem bana hamileyken erik aşerip durmuş). Her Mayıs ayında eriğin en güzel halinden ilk lokmayı aldığımda hep aynı soru aklıma geliyor: acaba kaç defa daha erik yiyebileceğim? (çocuklarım doğduktan sonra onların kaç doğumgününü görebileceğimi de düşünmeye başladım).

Türkiye’nin ortalama ömür beklentisine bakınca ortaya çıkan rakam aileme ve yeşil eriğe hep daha bir hevesle sarılmama yol açıyor. Siz de düşünsenize ömrünüzde kaç defa daha kartopu oynayabilecek, Ramazan pidesi yiyebilecek ya da denize girebileceksiniz?

Hayat sandığımızdan çok daha çabuk geçiyor (bunun bir sebebi var). Üstelik bir Rus ruletinden farksız; en beklenmedik anda da bitebiliyor. Bir bakıma her nefeste tetiği bir kere daha çekiyoruz. Bu yüzden günleri, haftaları dolu dolu yaşamak ve iyi değerlendirmek gerek.

Bakalım yine dopdolu geçen 19-25 Ocak 2015 haftasında neler olmuş, neler değerlendirmeye girmeye hak kazanmış.

Genel Yaşam

Freedom House İnternet Özgürlüğü Haritası

  • Freedom House geleneksel internet özgürlükleri raporunu yayımladı. Türkiye olarak 2013’te 49. sıradaydık 2014’te 55. sıraya düşmüşüz. EYYY FREEDOM HOUSE!
  • İstanbul, Jakarta’dan sonra dünyanın trafikte en çok dur-kalk yapılan ikinci şehri. Can dost Vecihi ile olan aşkım daha da pekişti.
  • Uzun süredir tedavi gören Suudi Arabistan Kralı Abdullah (bin Abdülaziz) bu hafta hayatını kaybetti. 45 erkek, 50 kız çocuktan oluşan bir kardeşler ordusundan geliyordu. Ülkesinin en yenilikçi krallarından biriydi (hakkında çok ilginç belgeseller var, göz gezdirmenizi tavsiye ederim). Yeni Kral Salman Bin Abdülaziz de enteresan bir karakter. Üstelik Alzheimer (bunama) hastası olduğu iddia ediliyor.
  • İran, eski Başkan Muhammet Hatemi döneminde başlattığı (Ruslarla ortak yürütülen) uzay programını iptal ettiğini duyurdu. Böylece İmam Humeyni Uzay Merkezi’nde 2002 yılından bu yana yapılan her çalışma rafa kaldırdı.
  • Uzaya savaş / savunma odaklı ilgi Ronald Reagan’ın Uzay Kalkanı döneminde kaldı. Uzayın bugün ‘yeni yaşam alanı‘ olarak algılanıyor (bu gezegenden ümit çok önce kesildi). Mücadelenin bugünkü tanımıysa ‘siber savaş’. Fakat ABD’nin o konudaki kalkanı ve yumruğu NSA’in planı hazır bile.
  • Siber savaş konusu ülkelerin ilkelerini, dengelerini sarsan konuların başında geliyor.
  • Wikipedia’dan 22 garip makale.
  • The New York Times gazetesi sosyal medya tecrübelerini paylaştı. Medya sektöründe çalışan ya da içerik üreten herkesin okuması gereken bir rehber olmuş.
  • Drone dediğimiz insansız hava araçları ile pizza ve e-ticaret siparişlerimiz bile teslim ediliyor biliyorsunuz. Tam burada unuttuğumuz bir altın kuralı hatırlayalım. Her yeni teknolojiyi ordudan sonra iki sektör kullanır: pornografi ve mafya. Drone’ların pornografide nasıl kullanıldığından birkaç hafta önce bahsetmiştim. Bu hafta mafya nasıl kullanıyor bakalım: yeni nesil torbacıların çağına hoşgeldiniz.
  • Yeni bir ürün piyasaya çıkacağı zaman markasını (ismini) kim, neye göre belirliyor hiç merak ettiniz mi? Oysa arkasında büyük bir bilgi birikimi, çaba ve bilim var. The New York Times güzel bir makalede derlemiş.
  • Bill Gates pratikte olmasa da teoride (yani kağıt üstünde) dünyanın en zengin insanı. Ancak son dönemde adını ona servetini kazandıran şeylerin çok dışındaki şeylerle duyuruyor. WIRED dergisine gelecek 15 yıl için planlarını anlatmış. Okunası.

Continue Reading →

Bu yazıya 37 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 8

Senenin sonuna yaklaşırken haftanın özeti biraz da yılın özetini içeriyor. 15-21 Aralık 2014 tarihleri arasında elimden geçen binlerce şey arasından kenara not alıp paylaşmaya değer bulduklarım şöyle sıralanıyor.

Genel Yaşam

  • Avustralya’da silahlı bir eylemci 30 kişiyi kafede rehin aldı. Etraftakiler ne yaptı dersiniz? Bilemediyseniz ayıp size.

la-me-ln-white-rhino-dies-safari-park-20141214-001

  • Dünyada sadece 6 tane kalan beyaz gergedanlardan biri ABD’deki San Diego Hayvanat Bahçesi’nde hayatını kaybetti.
  • Teknoloji tarih boyunca pek çok kişiye yeni uzmanlıklar doğrultusunda yeni iş fırsatları doğurdu. Ama çok daha fazla kişiyi de işinden etti. Önceki yazılarımdan birinde de değindiğim bu ‘yok olacak meslekler’ konusuna yönelik Mashable’da güzel bir makaleye denk geldim. Özetle yakın gelecekte robotların devralacağı işler şöyleymiş: temizlikçi, öğretmen, atlet, hastabakıcı / hemşire, satış elemanı, otel concierge, oyuncu (!), uçak pilotu. İnanması biraz zor geliyor ama son hükmü vermeden yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

RtC6c01

  • Japonya’da ‘en pis sızan kedi’ unvanını taşıyan mahlukla tanışın.
  • National Geographic’in geleneksel fotoğraf yarışmasının kazananları açıklandı.

s_n13_00290178

  • Playboy dergisi gelmiş geçmiş BÜTÜN Star Trek bölümlerini izleyip özetlemiş, yorumlamış (695 bölümden söz ediyoruz!).
  • McDonald’s’ın sadece reklam çekimi için kullandığı bir restoranı varmış.
  • Obama’nın giderayak en büyük icraatı ABD – Küba arasındaki buzları eritmek olacak gibi. Benim gibi puro müptelalarının kulaklarını diken bu gelişmede de sevindirici ayrıntılar yok değil. Genel anlamda bu buz eritme sürecinin henüz internet ile tam tanışmamış Küba’ya pek hayır getireceğini düşünmüyorum.
  • Sosyalizm ve internet deyince Kuzey Kore’nin zihni sinir internet poroceleri aklıma geldi.
  • Pakistan, son terör saldırısının ardından idam cezasını yeniden gündeme alıyor.
  • Aile işletmesi kavramının kafasını gözünü Japonya’da yarmışlar. Tam BİN ÜÇ YÜZ (1.300) yıldır aynı aile tarafından işletilen lokantayla tanışın.

  • Bu hafta dolar ve euro resmen hopladı. En büyük zararı gören Rusya’nın milyarderlerinde hasar büyük. Bloomberg Businessweek’in gayet güzel özetlediği bu dalgalanma o kadar etkili oldu ki Apple ülkede online telefon satışlarını durdurmak zorunda kaldı. Bir el verseniz ne güzel olur.
  • Kahve içince uykusu kaçanlardan mısınız? O zaman kahve için.
  • Princeton Üniversitesi ünlü Bilimci Albert Einstein’ın not defterlerini dijitalleştirmiş. Üstelik aranabilir yapmış. Şöyle bir baktım; ilk fırsatta kurcalayacağım.
  • Hayatı kolaylaştırmak için 101 tavsiye yeterli olur mu?
  • 2014’te Google’da ne aramışız biliyor musunuz?

  • Yukarıdaki videoyu temel alan bir kampanya bana resmen şapka çıkarttırdı. Bunama olarak da bilinen Alzheimer hastalığına yönelik bilinç uyandırmayı amaçlayan bir film. Kesinlikle takdir edilesi bir yaratıcılık.

  • TED, 2014’ün en iyi konuşmalarını derlemiş. Nasıl da leziz olmuş!

Continue Reading →

Bu yazıya 24 yorum yapıldı.

Bir çorabın düşündürdükleri

Çoraplara meraklıyım. Bunun bir psikolojik kökeni var mı bilmiyorum. Zorlasak bir yere illa bağlanır. Kadın çoraplarına ayrı bir hastayım. Çaktırmadan epey koleksiyon takip ediyorum.

Eşim dün bana bir çorap almış. Paketini incelerken logosu dikkatimi çekti (dikkat çeken çorap logosu yok denecek kadar azdır). Tekniğine, mantığına bakarken İsveç’te tasarlandığını da öğrenmiş oldum.

rich-vibrant01

Ürün ve sunum tasarımı açısından özenli çoraplar hakkında hafızamda kalan son güzel örnek ABD’nin meşhur giyim zinciri Urban Outfitters (sanki Türkiye’de de -Norveç kökenli- Jack&Jones’ta ilginç şeylere denk geldim gibi hatırlıyorum ama tekrar bakacağım. Nasıl gariban bir markaysa Türkiye’de link verebileceğim bir online dükkanı yok. Gerçi dünya politikasına bakınca anlaşılan onlar değil de; onların gözünde Türkiye gariban).

Paketin diğer yüzünü çevirince daha çarpıcı bir detay ortaya çıktı.

rich-vibrant02

Organik (yetiştirilen) pamuktan üretilmiş; eyvallah. Fabrikası ekolojikmiş; gübre, zirai ilaç ya da ağartıcı kullanılmamış, güzel. Tasarımı kendine hasmış (çakma değilmiş) ve uzun süre kullanılabilmesi için çaba sarfedilmiş. Helal olsun. Daha altlara inince -daha küçük yazılarda- içinde naylon da olduğunu öğreniyoruz. Biraz daha alttaysa bu yazının ilham kaynağı karşılıyor bizi: Responsibly Made in Turkey. Yani güveni hak edecek bir şekilde Türkiye’de üretilmiş.

Continue Reading →

Bu yazıya 52 yorum yapıldı.

Daha güzel bir dünya için ‘tasarım’

Tasarıma kendimi bildim bileli meraklıyım. Ama bu merakım daha çok gözlem ve tercihlerimle sınırlı kaldı. Kendi anlayışımı yansıtacağım ya da uygulayacağım çok fazla fırsatım olmadı. Yine de bir sorunu çözme, ihtiyacı giderme adına işlev (fonksiyon) ve estetiği dengeleyebilen insan yapısı (beşeri) her şeye ezelden tutkunum.

Üstelik bu konuda ilham alacak ne çok örneğimiz var. İlahi tasarımın kusursuzluğu, işlevselliği ve en önemlisi bütün bunların üstesinden gelirken hayran bıraktırıcı estetiğini gözlemleyip etkilenmemek mümkün değil. Doğanın renkleri, kelebeğin desenleri, kuşların kanatlarının kalkarken, uçarken, süzülürken ve konarken aldığı şekiller, gagalarının doğadaki beslenme (avlanma) şekillerine göre çeşitliliği, kar tanelerinin geometrik yapısı, dağların heybeti, yılanın derisinin kıvrımları gibi sonu gelmeyen bir listede gözümüzü çevirdiğimiz her ayrıntıda hayran olası bir tasarımın zenginliği içindeyiz.

Peki bütün bu referans noktalarına rağmen neden hala bu kadar estetikten yoksun bir ortamda yaşıyoruz gerçekten aklım almıyor. Bugün Beyoğlu’ndaki İstanbul Design Week sergisini gezerken kafamı kaldırdığımda yine bu aklıma düştü. Pera Müzesi ve hizasındaki her detayına özenilmiş binaların arasında iltihaplı çürük diş gibi bitivermiş o iğrenç Turkcell binasına bakarken. Tasarıma yönelik bir etkinliğin tasarım facialarının göbeğinde bitivermiş olması manidar geldi. Güzelliklerden feyz almak yerine anlık, bencil taleplerimizin olabilecek en kötü formlarına meyletmemizin bir açıklaması olmalı (ben sahiden bulamıyorum).

Tasarımcı derman olacak dert arar

Tasarımının bir yanıyla ‘arayış’ olduğunu da unutmamak gerek. Daha güzelini yapma hevesinin sonu yok. Gary Hustwit imzalı (defalarca seyrettiğim) Objectified adlı belgeselde ünlü tasarımcı Kareem Rasheed‘in bu konuya ilginç bir yaklaşımı var. “Yüzyıllardır her çeşidini denemiş olmamıza rağmen hala rahat ve estetik bir koltuk yapamadık” diye dert yanıyor. Bir Eames Lounge tutkunu olarak muhalefet şerhimi koyuyorum ama haksız da sayılmaz hani.

Bahsi geçmişken Objectified’ın fragmanına bir bakalım mı?

Tutkunu olduğum bir diğer tasarım dehası ünlü İspanyol (pardon Katalan) Mimar Antoni Gaudi. Bir gün yolunuz Barcelona’ya düşerse kendi imzasını taşıyan Güell Parkı, La Sagrada Familia kilisesi ve Casa Mila adlı apartmanını görmenizi çok isterim (aslında görmenizi istediğim başka mekanlar da var).

UNESCO’nun Dünya Mirasları listesine giren Casa Mila’nın içindeki müzede Gaudi’nin doğadan ne çok etkilendiğinin şaşkınlık verici örneklerine rastlarsınız. Böceklerin kabukları, sürüngenlerin formları eserlerinin genlerini oluşturur.

Yapılarının maketleri bile bir mucize gibidir. Ucuna ağırlık bağladığı ipleri tavandan sarkıtarak ters olarak tasarlar. Aşağıdaki örnekte meşhur La Sagrada Familia kilisesinin tersten maketini görebilirsiniz. Bu teknik bile başlı başına bir hayranlık kaynağı değil mi sizce de?

Bunu gözlerinizle görebilmenizi gerçekten çok isterdim.

Bunu gözlerinizle görebilmenizi gerçekten çok isterdim.

Gaudi geometriyle dansın üstadıdır. İslami cenahta Mimar Sinan, rönesansta Michalengelo neyse; mimaride (en azından benim için) Gaudi odur.

Continue Reading →

Bu yazıya 4 yorum yapıldı.

Elleşmeden oynaşma sanatı

İnsan-araç ilişkisini ateşin icadına kadar götürmek mümkün. Bu noktadan sonraki kilometre taşlarını da kabaca da olsa okuyabiliyoruz. Peki nerede sonlanıyor dersiniz?

2011 yılındaki SAP Forum etkinliğinin açılış konuşmacısı ve moderatörüydüm. Sahneye heyecanla çağırdığım konuşmacılardan biri de ünlü satranç oyuncusu (Dünya Şampiyonu) Garry Kasparov‘du. Kasparov ben dahil pek çok katılımcının beklemediği tarzda (ve gayet ilgiyle takip ettiğimiz) bir konuşma yaptı. Sunumunun bir bölümünde 1900’lerin başından 2000’li yıllara kadar uzayan görsel bir zaman çizgisi üstüne ilginç bir tespit yaptı:

Garry Kasparov

Garry Kasparov

Yaşadığımız son teknolojik devrim 1977’de satışa sunulan Apple II’dir. iPad’in bile teknolojisi 1960’lara dayanır. Ürettiğimiz ‘yeni’ bir şey yok.

Continue Reading →

Bu yazıya 23 yorum yapıldı.

Muji artık İstanbul’da

Uzun zamandır beklediğim Muji, İstanbul’da açıldı. Bu vesileyle birkaç satır yazayım dedim.

Muji / İstanbul - Nişantaşı

Muji / İstanbul – Nişantaşı (Fotoğraf: Julien Aksoy)

Japon tarzına aşina olmayanlar için Muji oldukça iyi bir başlangıç noktası. Sade, minimalist, doğaya saygılı, geri dönüştürülebilir ve markasız ürünler konusunda Japonya’dan çıkıp birçok ülkeye yayılmış bir tasarım şirketi. Markanın kökeni Japonca’da ‘markası olmayan’ anlamına gelen Mujirushi Ryōhin kelimelerinden geliyor.

Sitesinde de değindiği gibi moda için değil, marka olmak için değil, gerekli olduğu için ve yeterli olduğu kadarıyla üretiyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 3 yorum yapıldı.

Optimus Tactus ve klavye sanatı

Art Lebedev Stüdyosu yıllardır ibret ve hevesle takip ettiğim bir tasarım ofisi. Moskova’daki keyifli ortamlarından istikrarlı bir şekilde dünyanın ağzının sularını akıtan şeyler yaratıyorlar.

Bunlardan birisi de Optimus klavye. Çıkış mantığı benim de zamanında hep düşündüğüm bir şeydi. (şaka gibi ama ‘şerefsizim aklıma geldiydi’). Ama benim çıkış noktam OLED’li klavye değil Alman kökenli Das Keyboard idi. Das Keyboard’un mantığı tuşlarının üstünde hiçbir işaret olmaması (129 dolar).

Continue Reading →

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.