Uzun bir tatilin hatırlattıkları

Neredeyse kesintisiz çalışmayla geçirdiğim son 24 yılda ilk defa 1 ay tatil yaptım. Hala da sürüyor gerçi. 1 haftasını ufaklıkların sevdiği otellerden birinde geçirdik. Ardından senelerce çivi çakılmayan ve bu yıl baştan ayağa yenilediğimiz yazlığımıza geçtik.

Yazlıklar üvey evlat gibi. Terliğin yırtığı, nevresimin çamaşır suyu değmişi, tencerenin çiziği, demliğin kararmışı, televizyon-radyonun eskisi… Bir şeyi çöpe atmaktansa ölmeyi tercih eden (yokluk görmüş) kuşağın sahte bollukla sarhoşa dönmüş yeni kuşağa karşı son kalesi: “Anne bunu atalım mı? Yok, yok; koy kenara. Ben onu yazlığa götürürüm. Orada ihtiyaç oluyor.”

Zamanın yavaşladığı zaman

Bu kara büyüyü bozma fikri bize neredeyse bir ev parasına mal oldu. Ama sonuçta gerçek bir ev kadar sıcak, keyifli ve konforlu bir alan çıktı ortaya (ustalarla yaşadığımız kabusları başka bir yazıya malzeme olarak saklıyorum).
Köhneliğinden dolayı her gelişimde kaçmak için bahane aradığım bu mekan şimdi yeniden keşfettiğim, içinden çıkmak istemediğim bir yere dönüştü. Kendimce bir rutinim bile oluştu.

20140806_122504

Ali ve Zeynep’in düzenli sabah kavgaları sayesinde 10 gibi uyanıp 11’e kadar yatakta bir şeyler okuyor ve aşağı inip bahçeyle uğraşıyorum. Ardından bir soğuk duş ya da deniz. 2 gündür şortumu giymeyi unutup bakkala külotla gittiğimi fark etim. Bakkal bu garip duruma değil de neden her gün 7-8 gazete aldığıma şaşıyor.

Gazeteler eşliğinde haddinden fazla çay ve hafif bir kahvaltı ardından biraz tamirat, veranda yıkama gibi işlerle uğraşıp ufaklıklarla zaman geçiriyorum. Bir iki saat de sosyal medya turu ve eposta eritmeyle geçiyor. Akşamüstü hafif bir atıştırmanın ardından ufaklıkları ikna edebilrsem sahilde yürüyoruz. Yoksa bahçedeki şezlogna uzanıp ağaçlarımızın gölgesinde, cırcır böceklerinin o bilindik repertuarı eşliğinde okumaya koyuluyorum,

Burada kitap okuma tempom günde 150 sayfaya çıktı. Yanımda getirdiğim bir çanta dolusu kitap ilk hafta bitti. Okunacak şey çok ama civarımızda hiç kitapçı yok. Süpermarketlerde dolanırken ilgimi çeken birkaç başlığa denk geldi; aldım. Ama onlar da bitti. Neyse ki yürüme mesafesinde bir korsan kitapçı var. Her şey 8 lira.

20140803_221053

Baskı ve ciltler felaket. Kimi sayfalar resmen bulanık ve çevirdikçe elde kalıyor. Ama bu yoklukta hiç de derdim değil bunlar açıkçası.

Kitap seansı sonrası purom bitene kadar bir iki dergi okuyup kafa dağıtayım derken saat gece 3’ü vurmuş oluyor. 4-5 gibi de uykuya geçiyorum.

20140802_204744

Harika bir sahilimiz var. En hoşuma giden tarafıysa mütevazılğı. Mekanlar sıradanlıkla salaşlık arasında gidip geliyor. 2 liraya tost, 50 kuruşa çay var (Çırağan’da 65 liraya içtiği çayın uygun fiyatlı olduğunu savunan ve fırçaladığımda beni cimrilikle suçlayan İstanbul’daki dostlarıma burayı göstermek isterdim).

Plajımızda magazin eklerinde bahsedilmeye layık birine rastlamanız mümkün değil. Yılın mayo ve bikini modasını takip eden de, göbeğinden mahçubiyet duyan da yok. Duymamak için haftalar boyu ölüm diyetleri yapanlar da. Mazbutluktan, orta hallilikten rahatsız olmayan o seksenler ruhu burada bir Alacakaranlık Kuşağı parodisi gibi yaşıyor.

20140804_162532

Dedeler, nineler, anneler, torunlar…

Yaşla gelen bilgelik

Evimizin hemen karşısında civarın en eski mekanı var. Emekli bir öğretmen tarafından işletilen bu açıkhava kahvesinin bir kısmı okey salonu. Devamında akşam canlı müzik çalınan bir bara dönüşen bölüm yer alıyor. Gösterişten uzak, ölçülü ve özenli. İnternet bağlantısı sayesinde arada bilgisayarla gittiğim de oluyor.

Kafemizin (ya da gündüz formatıyla ‘kahvemizin’ diyelim) yaş ortalaması aynen plajımız gibi 142. Beleş wi-fi yüzünden çimenlere yayılan tablet bağımlısı çocukları saymazsak en genç müdavimi benim.

Dedeler her gün tam 13’te okey için toplanmaya başlıyor. 20 masa birden kaşla göz arasında taş şakırtılarına boğuluyor. Hangi ara, neye göre eşleşiyorlar hala çözemedim. Teyzeler ise yan taraftaki localarında konkene dalıyor.

Her gün koca bir balya gazeteyle geldiğim için gözlerinde Noel Baba gibiyim (bu kadar aşk ve sabırla gazete okuyan bir grup görmeyeli gerçekten çok uzun zaman olmuştu). İlk günler Aydınlık, Birgün, Zaman, Sözcü, Sabah gibi birbiriyle alakasız şeyler okuduğumu görünce kafaları karışmadı değil. Sonra yavaştan onlar da çözdü beni.

Sunumlarımda kimi zaman değindiğim bir teze burada daha çok bağlandım. Teknolojik araç ve hizmetlerin bireyselliğe zorlayan yapısı bizi yaşlıların tecrübelerinden koparttı. Sosyal medya denen şey bile çoğu kişi için sosyalleşmeden çok kendini cilalama ortamı. Büyüklerimizden almamız gereken aklı, fikri, tavsiyeyi artık Google’da arıyoruz. Karşımıza çıkanların çoğu temel hayat tecrübesine bile sahip değil. İnternetin baskın kullanıcı grubunun yaş ortalamasına bakınca büyük bir tecrübe birikiminden mahrum kaldığımız ortada.

Rahmetli anneannemden bu yana kendimden yaşlı insanlarla oturup sohbet etme fırsatı pek yakalayamıyordum. Burada kulakları okey taşı şakırtısandan iyice zayıflamış ama konuşmaya hasret dev bir grubun içine düştüm.

Seneler boyu birikmiş irili-ufaklı anılar, hikayeler dinliyorum. Kiminin sohbeti keçiboynuzu gibi; bir iki cümle ancak çıkıyor. Kimisi derya-deniz. Konular muhtelif ama siyaset hiçbir zaman eksik değil. Üstelik dünyayı Türkiye’den, Türkiye’yi siyasetten, siyaseti de 3 tane parti liderinden sanma kolaycılığına düşmeden. Tepkiyi Twitter’da retwteet kovalamak, Facebook’ta yazı paylaşmaktan ibaret sanmadan.

İpotekli hayatlar

Gündeme kapılmak çağın vebası. İnsanları, liderleri, iktidarları ölümsüz, mutlak ve fazlasıyla önemli gösteriyor bize. Dünyanın en önemli zamanının şu an, en önemli konularının bizim öyle olduğunu sandığımız şeyler olduğunu düşünüyoruz. Zihnimiz geçmişi unutarak kendini avutuyor. Türkiye’nin kaçıncı cumhurbaşkanı seçilecek mesela, biliyor musunuz? Peki kaç tane Cumhurbaşkanı ismi sayabilirsiniz?

Kahvenin sahibiyle sohbet ederken personelin yarısının sigortasız olduğunu söyledi. Vergi maliyetinden dolayı sandım ama durum başkaymış. Daha sakalları yeni terlemiş bu gençlerin geliri kredi borçlarından dolayı bankalara hacizliymiş. Bu yüzden maaşlarını elden almak istiyorlarmış. Mekan sahibi ödemek zorunda kalabileceği ceza yüzünden epey endişeliydi.

Çay getirirken lafa tuttuğum garsonlardan biri krediyi cep telefonunu yenilemek için aldığını ama bir türlü kapatamadığını söyledi (ve haklılığını ispat etme hevesiyle hemen çıkarıp telefonunu gösterdi). Sonra bizim (siyasi) sohbetimize daldı.

En önemli konu ekonomik istikrarmış (güler misin, ağlar mısın). Masadakilerden azarı işitince işine (çaresizliğine) döndü. Bir cep telefonu için geleceğine haciz konan bu çocuklar diyetlerini ‘istikrar beklentisiyle’ ödeyecek. Oysa hiçbir istikrar onların deliğini kapayamayacak. Büyüyünce kendilerini ev / araba borcu yüzünden benzer hallere düşmüş gençlere nasihat verirken bulacaklar. Fayda etmeyecek elbette.

En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız

Kendimize hapsolmuşuz. Dünyada olup bitenlerden, öteki hayatlardan habersiz, kısır gündemimize kısılıp kalmışız. Etrafımızdakileri lacivertin en güzel tonunun bizim tercih ettiğimiz olduğuna ikna etmeye çalışıyoruz.

Bu günler geçecek. Çocuklarınız bugün duymaktan usandığınız isimleri bilmeyecek bile. Siz de ölüm yıldönümlerinde anıt mezarlarını ne kadar az kişinin ziyaret ettiğinden bahseden haberler sayesinde hatırlayacaksınız onları. Siyaset, siyasetçiler ve çevrelerindeki bir avuç parazit dışında kimseye bir şey kazandırmayacak.

Kabullenmesi zor gelse de bu hep böyle oldu. Olmaya da devam edecek.

Hayat akıp gidecek.

Yaşlılarla sohbet edin. Size yaşama sevinci, umudu verecek. Her fırsatta bir şeyler okuyun. Hayatta çok daha önemli, değerli şeyler olduğunu gösterecek.

Bu uzun tatilin bana bir kere daha hatırlattığı bunlar oldu.

, , , ,

42 Responses to Uzun bir tatilin hatırlattıkları

  1. Mert Bulan 08/08/2014 at 02:43 #

    Kitap azlığından bahsetmişsiniz de, Kindle Paperwhite’a sahip olduğunuzu biliyorum. Artık kullanmıyor musunuz?

    • mserdark 08/08/2014 at 09:39 #

      Bu tatilde yanima almadim.

      • Ehliman 08/08/2014 at 13:27 #

        O zaman M.Serdar Bey Kindle Paperwhite kullanıcısı olarak Kobo için yorumunuz. Nedir?

  2. Şehnaz Rizeli 08/08/2014 at 02:52 #

    Şâhâne bi yazı… İçime sevinç doldu durup dururken…. ve ruhum kararmışken saçma sapan gündem şaklabanlıklarından aydım resmen :)))))

    Evet başka bi dünya da var. Olmasa da yaratabiliriz kendimizce belki :)

    Çok teşekkürler M. Serdar Kuzuloğlu… Gönlünüze ve o güzel, sıcacık kaleminize sağlık… İyi tatiller :) 

  3. Hasan 08/08/2014 at 03:05 #

    eline sağlık serdar usta

  4. bluebluesband 08/08/2014 at 07:31 #

    Yazlığın nerede olduğunu merak ettim amirim?

  5. Beyhan Budak 08/08/2014 at 07:37 #

    Tatil size çok iyi gelmiş Serdar Bey, yazılarınızdaki o telaş ve koşturmaca hissi bile kendini sükunete ve sakinliğe bırakmış. Üslubunuz çok keyifli, okumak zevk veriyor sizi.

  6. Orhan 08/08/2014 at 08:07 #

    Merhaba, güzel bir çalışma. Yazınızın sonuna imzamı atarım. :)

  7. ahmetturankoksal 08/08/2014 at 08:29 #

    Ekmek yoksa pasta yesinler der gibi okuyacak bir şey yoksa Ustura, onu okudum dersen ikinci cildi bitti onu göndereyim.

    Şaka yapıyorum zorlama yok. Yazlığınızı kullandığınıza sevindim. Benim de çok büyük ölçekli olmayan bir şantiye var. Çalıştıracağım işçiler bana “Sigorta yapacaksan ve maaşı bankaya yatıracaksan çalışmayız” diye pazarlık ediyor. Evet. İki kişinin işine son verdim. Çay bahçesinde sigortasız çalıştırırsın ama şantiyede olmaz.

    Ha bir de kötü bir huyum vardır, ailecek yazlığa yatılı geliriz ha. Bunları yazında bahsetmemişsin. Bir ritüledir.

    Çocukları öp.

  8. Rıfat Atasoy 08/08/2014 at 09:05 #

    “Bir şeyi çöpe atmaktansa ölmeyi tercih eden (yokluk görmüş) kuşağın sahte bollukla sarhoşa dönmüş yeni kuşağa karşı son kalesi….” Kısa kısa not alarak okuduğum yazılarından bir tanesi daha… Süpersin amirim…

  9. Ramiz TAYFUR 08/08/2014 at 09:09 #

    Gerçekten hayat kokan bir yazı olmuş hocam. Geleceğimize ipotek koyduğumuz gibi aslında geçmişte yaşadığımız sorunlardan ve sıkıntılardan da ders çıkarmıyoruz kendimize. Battı balık yan gider diyerek yine bildiğimizi okuyoruz. Bu yüzden evet haklısınız, en güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız..

  10. mustafa iren 08/08/2014 at 10:40 #

    Serdar abi, çok güzel yazmışsınız. Öğrenmemiz gereken o kadar çok şey var ki, hayattan, yaşlılardan, paçalarından tecrübe akan insanlardan… Böyle 1 aylık tatil için 24 yıl çalışmak istemiyorum [ hemen istiyorum (: ]. Ailenizle keyifle bol anılı bir tatil geçirmeniz dileğiyle.

  11. Bora Özkut 08/08/2014 at 10:52 #

    Kindle’i neden denemiyorsunuz, yada neden kullanmayı bıraktınız…

    • mserdark 08/08/2014 at 12:00 #

      Kindle’i denemedigimi ya da kullanmayi biraktigimi nerden cikardiniz?

  12. Hiphop evi 08/08/2014 at 11:01 #

    yazlıklar üvey evlat gibi kısmına kesinlikle katılıyorum, süper benzetme olmuş ahahah :)

  13. Baris 08/08/2014 at 11:11 #

    Okurken birisi beni izleyip gördüklerini yazmış hissine kapıldım. Tek farkla, her tatilde daha önceden okuduğum fantastik kitap serilerini tekrar okurum(bu sene dune Serisi). Serdar bey bu kahve günde ne kadar kazanır diye hesap yapmadinizmi

  14. Can Pulat Öğün 08/08/2014 at 12:15 #

    Ne kadar çok yorulduk değil mi? Kavgadan gürültüden mücadeleden savaşlardan…

    Bu sene herkesin pilinin bittiğini, hayatı boyunca doğru düzgün tatil yapmayan bir çok insanın “bu sene çok yoruldum”, “tatile ihtiyacım var” dediğini duyuyorum.

    Zamanın durduğu hayatın yarışına değil, mucizelerini gözlemleyebilmeye vakit ayırabilmek çok az insana nasip oluyor.

    Harika bir yazı olmuş. Bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederim.

  15. gamze b 08/08/2014 at 13:04 #

    Bu kadar “internet ekipler amiri” (sanırım böyleydi) olup da, neden gazete alırsınız ya da internet üzerinden kitap siparişi neden yapmıyorsunuz anlamadım.. tadilat sırasında internet bağlantısı eksik kaldı sanırım yazlıkta ki bunu sizin için düşünemiyorum bile :) Bu arada sizi kitap okurken görmek, veya kitap okurken düşünmek çok güzel bir motivasyon kaynağı oluyor benim için de.. Etrafımda çoğu insan sizi bilmiyor, köşe yazarlığınızdan bile bihaber olan insanlar var, kim bu adam diye bana sorduklarında, bol bol kitap okuyan biri diye cevap veriyorum..
    Yazlığınızda bol kitaplı tatiller dilerim..

  16. İpek 08/08/2014 at 13:51 #

    Neresi neresi.Gerci cok vardir boyle tatil yerleri. Simdilik calismiyorum, benim hayatim tatil

  17. asil 08/08/2014 at 16:07 #

    Güzel anlatmışsınız.

  18. asil 08/08/2014 at 16:37 #

    O değilde hocam Kindle’i bırakmışsınız :):).

  19. twitman 08/08/2014 at 20:21 #

    Bence baslik “uzun bir tatilin hatirlattiklari” degil de “uzun bir tatilden kisa kesitler” olabilirdi.ozlemistik yazilarinizi, dort gozle yeni tatil gozlemlerinizi ve yazilarinizi bekliyoruz.Kitap beklemeyi biraktik.

  20. Çağrı Mustafa ALKAN 08/08/2014 at 23:40 #

    Serdar Ağabey, Ne kadar güzel anlatmışsın eskilerin ve geçmişin tadındaki farkı. Geçtiğimiz Çarşamba babannem, babam, annem, 2 halam ve kardeşlerimle yeğenlerimin yanından döndüm ama şimdiden özledim. Vatandaşlık vazifesinden sonra tekrar döneceğim. Yolunuz düşerse Karasu’ya beklerim :)

  21. febahadir 08/08/2014 at 23:43 #

    Yazı için teşekkür ederim. Sanki siz bunları yaşarken biz de yanınızdaydık. Güzel tatil anılarınızla hem hayat dersi hem de güzel tecrübelerinizi aktardınız.

  22. Serdar 09/08/2014 at 02:32 #

    Burnumuza tost koktu, çay koktu, kitap kağıdı koktu, yazlık koktu, yaşlı koktu, deniz koktu, burnumuzun koku almadığı bu günlerde, teşekkürler.

  23. muhsaf 10/08/2014 at 06:27 #

    Elinize sağlık, yanlız 1 bardak çay için 65tl uygun diyen kişiyi merak etmiyor değilim. Hayırlı tatiller. :)

  24. Kaan 11/08/2014 at 18:03 #

    Blogunuzdaki en güzel ve samimi yazılarınız tatil, seyahat yazılarınız. Ya da benim en beğenerek okuduklarım onlar oluyor genelde. Elinize sağlık amirim..

  25. Murat 12/08/2014 at 17:22 #

    Amirim “Seninde iş zor bee” (yorumları okuduktan sonra)

  26. Binali 13/08/2014 at 03:21 #

    Gunde 150 sf okumayla o kitaplarin bitmesi mumkun degil. Gunde 500 sf okudunuzu dusunuyorum (kagit) neden yanlis soylediniz?

  27. umutumu 14/08/2014 at 14:45 #

    bende berak ettim amirim bu zamanda bu kadar sakin kalan yazlığınız nerede?
    Merak etmeyin İstanbul da degilim ve butun sosyeteye haber vermeyecegim:)

  28. Ahmet Kara (@kahmet) 01/09/2014 at 07:32 #

    Elinize sağlık, paylaştığınız için teşekkürler.

  29. Nur 11/09/2014 at 11:19 #

    Yazı şahane. Ve bence buranın neresi olduğunun hiç önemi yok, önemli olan içinizdeki yaşamdan tad alma arzusu, ve rekabetsiz bir ortam. Yazıktır ki çoğu insan, senede 15 gün sağlam bir tatil için 11,5 ay söylene söylene çalışır, sonunda yaptığı tatilde yemeğe, snacktime’a, havuzbaşında şezlong kapma yarışına yetişmekle geçer gider, tatilden yorulmuş dönülür hayde sil baştan. Ne için yaşadığımızı iyi tahlil edip, azla yetinenlerin ruhudur dingin olan. Kaleminize sağlık.

  30. elif 21/09/2014 at 02:18 #

    Cok zevkle okudugum bir yazi olmus.Aslinda bizler icin zevkle okudugumuz sizin icin keyifle yasanilmis bir tatil …ne yalan soyliyim kiskandim ve orda olmak istedim…o kadar yasanilasi anlatmissiniz..emeginize saglik..

  31. Arzum 05/11/2014 at 12:02 #

    neresi burası acep?

  32. Cem 26/07/2015 at 13:09 #

    Yazlığın olduğu yeri merak ettim. Türkiye Sahillerinde çok nadir bir durumdur , sahil olacak ve çay 50 kuruş, genelde karşı komşumuz Yunanistan’da sık sık rastladığım bir durumdur.

  33. Nrs 27/07/2015 at 10:51 #

    Dikili olabilir.

  34. Rıza 29/07/2015 at 16:32 #

    “Teknolojik araç ve hizmetlerin bireyselliğe zorlayan yapısı bizi yaşlıların tecrübelerinden koparttı. ”
    Bunun sebebi yaşlıların öğüt vermek istemesi değil nutuk çekmesi.

  35. Gün 13/08/2015 at 13:42 #

    Amirm saygılar, burası Güzelçamlı olabilir mi?

Trackbacks/Pingbacks

  1. Calibro e-kitap okuyucu incelemesi - M. Serdar Kuzuloğlu - 31/10/2014

    […] Tatilimin uzun bir bölümünü geçirdiğim yazlığımızda en büyük sıkıntım kitaplar olmuştu. İstanbul’da yaşamak zihni resmen zehirliyor. Her tarafta karşıma çıkan dev kitapçıların nasıl bir nimet olduğunu yeni bir şey okumak için süpermarket raflarını didiklediğimde anlamıştım (marketlerde satılan kitapları ve yazarları küçümseyenlerden asla olmadım ama taşrada bu kadar önemli bir görev üstlendiklerini de bilmiyordum). Hayatımı kurtaransa keşfettiğim korsan kitap tezgahı olmuştu. […]

  2. Haftanın Özeti: 39 - Dünya Halleri - 06/08/2015

    […] balkonsuz evimizin ukdelerinden dolayı yazlığımızın balkon ve bahçesi ana yaşam alanım. Geçen gün verandada döke- saça yenen öğle yemeklerimizden birinde Ali […]

  3. Küçücük bir bahçenin öğrettikleri - M. Serdar Kuzuloğlu - 30/08/2016

    […] itibarıyla sona eriyor. Son birkaç yıldır hayatıma benzersiz keyif katan dede yadigarı bu mütevazı ortamın en sevdiğim yeri bahçesi. Bizi ağırladığı kısa zaman diliminde bana şehrin küstah, […]

  4. Hayatımı değiştiren mektup - M. Serdar Kuzuloğlu - 03/09/2016

    […] evlatlarını okutup iş, ev sahibi yaptı. Daha geçen hafta yazlarını geçirdiği (bize komşu) yazlığında görüştük. Eski günleri yad ettik; güldük, hüzünlendik. Kendisine bu […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim