Tag Archives | azkuzuloglu

Küçük oğlum Ali

Neynep’e mektubumun sonunda sana da bir şeyler yazacağımı söyleyeli 4 sene olmuş. Hayat işte böyle rüzgarda savrulan yaprak gibi geçiyor oğlum. Bu koşuşturmacada en zor mesele ise neyin gerçekten önemli olduğunu bulmak. Bulsan da yetmiyor üstelik; ona hak ettiği zamanı ayırabilmelisin. Benim sizden daha önemli bir şeyim yok. Ama zamandan yana bendeki hakkınızı çalan da bitmeyen işlerimdir Aliciğim. Affet (ama her özrümü de hemen kabul etme. Çünkü insanoğlu bahane üretme konusunda kainattaki en başarılı varlıktır).

Ben hayatı çok dolu yaşadım, çok olay ve insan görüp – geçirdim. Hepsini süzüp sana tavsiyeler vermek; saatlerce, günlerce anılarımı anlatmak isterdim. Ama elimden geldiğince yapmayacağım.

Hatta tavsiye için tek bir hakkım olsa hiçbir tavsiyeye kulak asmamanı salık verirdim.

ali-01

Yaşamın kendisi en büyük çelişkidir Aliciğim. İnsan düşündükçe kahrolur. Çoğu zaman kendini hayatın akışına bırakıp yuvarlanmak daha kolay ve emniyetli gelecektir. Ama bu sana verilen akla ihanettir oğlum. Canın acıyana kadar düşünmediğin her gün ömründen kayıp gitmiş bir yıldızdır.

Continue Reading →

Bu yazıya 75 yorum yapıldı.

Çocuklar için Paris

Fransa’nın başkenti Paris dünyanın en çok turist çeken şehri. (Sadece 2014 yılında 22,4 milyon gezgin ağırlamış. Karşılaştırma açısından; aynı sene Türkiye ülke toplamında 36 milyon 800 bin turist çekmiş).

Merkezi açısından düşünürsek yürüyerek bile gezebilecek kadar küçük bir şehir olmasına rağmen Paris her ziyaretinizde size bambaşka keşifler sunacak kadar bereketli. Müzeleri, katedralleri, kafeleri, mağazaları, birbirinden seçkin -ve uygun fiyatlı- restoran ve otelleriyle ziyaretçilerinin bekleyeceği her şeye fazlasıyla sahip.

paris-sun

İşim gereği Paris’e defalarca gittim. Bulduğum her boşlukta -sıkışık zamanlarda da olsa- Eiffel Kulesi, Louvre, Orsay ve diğer birkaç popüler müzeyi Champs-Élysées (ya da ‘Türkçesiyle’ Şanzelize), Notre Dame  gibi klasik rotalarının neredeyse tamamını ziyaret etme fırsatı buldum. Ama bu yaz bambaşka bir senaryo vardı: çocuklarla Paris (aynı zamanda Ali ve Zeynep’in ilk yurtdışı seyahati).

Çocukla yurtdışına seyahatte ilk adım pasaport. Eski düzenlemede 15 yaşına kadar çocuklar anne ya da babalarının pasaportuna kaydedilebiliyor, dolayısıyla ayrı bir pasaport almaya gerek kalmıyordu (ama o durumda esas pasaport sahibi olmadan çocuklar giriş-çıkış yapamıyordu). Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nin yeni düzenlemesi gereği yaşından bağımsız her birey pasaport sahibi olmak zorunda. Hatta 7 yaşından büyükler parmakizi de veriyor. Özetle çocuklarınızın pasaportu yoksa, paraları hazır edip başvurun. Biz bu konuyu daha önce halletmiştik, vize almak yeterli oldu (vizeyle ilgili anlatacak çok özel bir şey yok. Detaylar ve çilesi malum).

Continue Reading →

Bu yazıya 18 yorum yapıldı.

Uzun bir tatilin hatırlattıkları

Neredeyse kesintisiz çalışmayla geçirdiğim son 24 yılda ilk defa 1 ay tatil yaptım. Hala da sürüyor gerçi. 1 haftasını ufaklıkların sevdiği otellerden birinde geçirdik. Ardından senelerce çivi çakılmayan ve bu yıl baştan ayağa yenilediğimiz yazlığımıza geçtik.

Yazlıklar üvey evlat gibi. Terliğin yırtığı, nevresimin çamaşır suyu değmişi, tencerenin çiziği, demliğin kararmışı, televizyon-radyonun eskisi… Bir şeyi çöpe atmaktansa ölmeyi tercih eden (yokluk görmüş) kuşağın sahte bollukla sarhoşa dönmüş yeni kuşağa karşı son kalesi: “Anne bunu atalım mı? Yok, yok; koy kenara. Ben onu yazlığa götürürüm. Orada ihtiyaç oluyor.”

Zamanın yavaşladığı zaman

Bu kara büyüyü bozma fikri bize neredeyse bir ev parasına mal oldu. Ama sonuçta gerçek bir ev kadar sıcak, keyifli ve konforlu bir alan çıktı ortaya (ustalarla yaşadığımız kabusları başka bir yazıya malzeme olarak saklıyorum).
Köhneliğinden dolayı her gelişimde kaçmak için bahane aradığım bu mekan şimdi yeniden keşfettiğim, içinden çıkmak istemediğim bir yere dönüştü. Kendimce bir rutinim bile oluştu.

20140806_122504

Ali ve Zeynep’in düzenli sabah kavgaları sayesinde 10 gibi uyanıp 11’e kadar yatakta bir şeyler okuyor ve aşağı inip bahçeyle uğraşıyorum. Ardından bir soğuk duş ya da deniz. 2 gündür şortumu giymeyi unutup bakkala külotla gittiğimi fark etim. Bakkal bu garip duruma değil de neden her gün 7-8 gazete aldığıma şaşıyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 42 yorum yapıldı.

iPad Air’in hatırlattığı keriz vergisi

Hayatıma dair pek çok şey elektronik cihaz ve hizmetlerde kayıtlı. Bazen onları kurup yönettiğim hissine kapılıyorum ama aslında onların beni yönettiğinin gayet farkındayım.

İşimin ve günlük akışımın kontrolü neredeyse tamamen Google hizmetlerinin elinde. Google olmasaydı yaptığım işin yarısını bile yapamazdım. Kendisiyle belgelerim, sunumlarım, ajandam, rehberim, epostalarım şeklinde uzayıp giden bir ilişki ağımız var. Bazen sunduklarıyla şaşırtmıyor, ürkütmüyor desem yalan olur ama yine de beraberliğimizden memnunum.

Gün boyu en çok baktığım şey Google Chrome ekranı. Sunumlarımı hazırladığım Keynote‘u hariç tutarsak başka hiçbir uygulama kullanmıyorum  diyebilirim. Dolayısıyla işletim sistemi giderek şeffaf bir katmana dönüşüyor benim için. Ne olduğu çok önemli değil; tarayıcımı açsın yeter. Fakat geçenlerde denediğim Windows tabanlı bir Dell tablette çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. Bir ürün ya masaüstü ya da mobil sisteme sahip olmalı. Yoksa ne deve ne de kuş olabilen bir devekuşu çıkıyor ortaya.

Continue Reading →

Bu yazıya 44 yorum yapıldı.

Kilitli…

Küçük Ali hayattaki en iyi dostum. Onunla sohbet ederken aldığım keyfi çok az şeyde buluyorum. 5 yaşına girdiği için bazen iş toplantılarına da yanımda götürüyorum. Şimdiden epey bir ajans tecrübesi oldu. Kim olduklarından haberi olmadığı bir sürü önemli insanla tanıştı. Yaşından beklenmedik esprileriyle canımın en sıkıntılı anlarda bile bana yaşama sevinci, neşe saçıyor.

ailbeyefendiEn büyük derdim ev-ofis düzeninde çalışmama rağmen kimi zaman işlerin yoğunluğundan dolayı onlara bir türlü vakit ayıramıyor olmam. Geçen haftaki tatilimiz ise hem Ali, hem de Neynep ile epey zaman geçirmeye fırsat tanıdı. Bitmeyen enerjilerine yetişmem yine mümkün olmadı ama yine de kendi adıma 2013’ün en iyi haftasını geçirdim sayelerinde.

Şimdilerde herkesin diline pelesenk olan ‘Y Kuşağı’, ‘Dijital Doğanlar’ gibi kavramlarının benim için anlamı birçok kişiden farklı. Teknolojiye göbeğinden bağlı biri olarak bizzat kendi çocuklarımda bu kavramları gözlemleme şansına sahibim. Bu haydutların büyüdüğü evi tahmin edersiniz. Her köşesinden teknolojik bir alet, aygıt fırlıyor. Onlar da haliyle küçük yaşlarından itibaren hepsiyle haşır neşir.

Continue Reading →

Bu yazıya 27 yorum yapıldı.

Karpuz ağacından düşen çocuklar

Biz iki kardeşiz. Küçükken hep anneme – babama “beni mi çok seviyorsunuz, kardeşimi mi?” diye sorardım. Hep de o bildiğimiz yanıtı alır; inanmazdım. İkiz olduklarından mıdır bilmiyorum ama şimdi bizim haydutlara bakınca birini diğerinden nasıl daha fazla sevebilirim çıkaramıyorum. İnsanın sevgisini eşit olarak dağıtabileceği tek şey çocukları olmalı. Kimi birini, diğerlerine tercih edebilir ya hiçbirini sevmeyebilir ama hakça bir sevgi dağılım olasılığı sadece çocuklara has. Bunu baba olunca anladım.

Neynep ve Ali canımın yarısı. Dünya güzeli iki melek. Hayatta her şeyden öteler. Çok daha fazlasını hak ediyorlar. Doğal olarak onlarla ilgili her tatsız mesele beni biraz daha fazla örseliyor, içimi burkuyor.

Dün televizyon programımın ardından sabaha karşı (sabah desek daha doğru) 8 gibi eve geldiğimde Neynep fena öksürüyordu. Kardeşiyle birlikte çok uzun süredir hastalar. Tarifsiz öksürük nöbetleri, ciğer-burun dolu, dönem dönem ateş ve halsizlik, kimi zaman bulantı ve kusma, iştahsızlık…

Çocuğunuzu görmek istemeyeceğiniz haller.

Continue Reading →

Bu yazıya 10 yorum yapıldı.

Üniformanın sonu, felaketin başlangıcı

Ben sıkıntılarla büyümüş, zor şartlarda yetişmiş, sonradan orta düzey bir yaşam seviyesine kavuşmuş bir memur ailesinin çocuğuyum. Ve bittiği için istisnasız her gün şükrettiğim çalkantılı eğitim hayatım hep üniformayla geçti.

Çok iyi okullarda da okudum, çok kötü okullarda da. Vasat okullarda aşağı yukarı herkesin hali meydanda olduğundan farklılaşma olmazdı. Ama zengin ailelerin çocuklarının okuduğu okullarda bazen bir çorap, ayakkabı, kravat ya da mont gibi detaylar kendini hemen belli eder; ötekini berikinden ayırırdı.

Üniforma adı üstünde; tek tip kıyafet demek. Şimdiye kadar öğrencilerin kıyafeti Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği çerçevede, okulların aldığı kararla seçilen bir kombinasyondan oluşuyordu. İstismar edilmiyor da değildi. Örneğin kimi okul yöneticileri belirli üniforma üreticileriyle anlaşıp neredeyse her sezon üniforma değiştirtiyordu.

Yeni bir dönemin başlangıcı

Dün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni kılık kıyafet yönetmeliği  ilkokul, ortaokul ve liselerden üniformayı kaldırdı. Ana hatlarına Milliyet gazetesinin ilgili haberinden bakalım (koyulaştırılmış kısım benim yorumum, yazının konusunu da bu oluşturacak):

Continue Reading →

Bu yazıya 85 yorum yapıldı.

Hayat fazlasıyla acımasız. Peki ya biz?

Hayatınızı değiştiren anlar, anılar, durumlar olur. Bir örneğini iki hafta önce yaşadım ve hep hatırlamak için bu blogda da yer almasını istedim.

Her Cumartesi akşamı gibi o akşam da televizyon programımı sunmak üzere evden çıkmaya hazırlanıyordum. Ve her seferinde olduğu gibi küçüklerimle vedalaşmak istedim. 4,5 yaşın getirdiği bir hal midir bilmiyorum ama bizimkiler kendilerini ufaktan naza çekmeye başladı. Bu huyları, onlara her gün giderek daha fazla bağlandığım bir döneme denk geldiği için benim için fazlasıyla zor hale geliyor.

Ali’yi öptüm vedalaştım. N(Z)eynep‘e ulaşmaya çalıştığımda ise hiç oralı olmadı; yüzüme bile bakmadı. Gideceğimi ve o gün bir daha görüşemeyeceğimizi söyleyip rica etmeme rağmen fayda etmedi. Ben de yarı şaka – yarı ciddi “O zaman ben de gidiyorum, Neynep’i de öpmüyorum” diyerek kapıya yöneldim.

Bu taktik (kendi mantığı içinde) işe yaramış gibiydi. Neynep arkamdan ağlamaya başladı. Ama ben planımda kararlıydım; dönmeyecektim.

Eşim kapıda “Çok acımasız davranıyorsun, içine dert olacak” dedi. O an bile içime yeterince dert olan bu tavrımı haklı çıkarabilmek için “Alışsın. Hayat da böyle acımasız” dedim.

Aldığım cevap her şeyi daha beter etti: “Sen öyle olma bari”.

Sahiden; şikayetçi olduğumuz bütün hallerin içindeki payımız yabana atılacak gibi değil.

İçim diretmeye elvermedi. Neynep ile sarıldık, öpüştük ve ayrıldık. Yapamasaydık eminim yayın boyunca bu aklımı kemirecek; daha da ötesi ikimizde de belki unutulmaz bir burukluk / soğukluk kalacaktı.

Çocuk yetiştirmek dünyanın kesinlikle en zor işi. Yöntem ve seçenekler sonsuz. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kestirmek acemi ebeveynler için fazlasıyla çetrefilli.

Büyüklerin kararlarının küçük dünyalardaki etkilerini gündelik yaşamın telaşında öngörmek kolay değil. Ama kesinlikle gerekli ve tahminlerimizin ötesinde önemli.

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.

Küçük kızım ‘Neynep’

Bir gün dijital bir kıyamet kopup internet dediğimiz bu gayya kuyusuna tıkıştırdığımız anıları da buharlaştırabilir elbet ama sanki kıyıda köşede kağıtlara karaladıklarım daha hassas, kırılgan geliyor bana. Onun için ilerde çekmecelerin birinde daha ayrıntılı halini görebileceğin satırların küçük bir kesitini de buraya ekleyeyim dedim.

Continue Reading →

Bu yazıya 49 yorum yapıldı.

Çocuklar bizim çocuklarımız değil

Ben hep çocuk sahibi olmayı hayal ettim. Bunu gerçekten istedim. Eğer eşime saygımın bir ispatı gerekiyorsa bu arzumu 9 sene bastırmış olmam yeterlidir sanıyorum.

İkizlerimiz Ali ve Zeynep önümüzdeki ay 2 yaşına girecekler.

Gül Deriş Bayram’ın objektifinden Ali Bey ve Zeynep Hanımın prova kareleri.

Babalığa dair 2 yıllık süreçte anlatacak çok şey birikti. Fakat aynı sürede anneliğe dair biriken gözlemleri hatırlayınca susmayı tercih ediyorum.

Babalık dünyanın en yalandan unvanı. Erkeklerin kendi kendine biçtiği içi boş bir kaftan.

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.