Tag Archives | tatil

Bodrum Rixos Premium izlenimlerim

Tatil eskiden keşfetmekle ilgili bir kavramdı; artık değil. Bugün üstünde en az iş kadar plan, program, ön çalışma yapılan strateji kurulan bir mesele. Kalınacak otellerin, yemek yenecek mekanların, alışveriş yapılacak yerlerin; hatta alınacakların dahi önceden belirlendiği bir süreç (Türklerin tatile dair kendine has karakteristik bazı enteresan özellikleri var ki epey gözlem yaptığım bu konuyu -kimileri kırma pahasına- ayrıca yazmayı planlıyorum.

Küçükleri Paris ile tanıştırdıktan sonra Ramazan Bayramı öncesi kendimize ait bir rutini tekrarladık. Son 4 senedir bu dönemde (yazlığa geçmeden önce) 1 hafta Bodrum Rixos‘ta tatil yapıyoruz. Bu yazım da (sanıyorum artık hakkında bir şeyler yazacak kadar tecrübe ettiğim) bu mekana dair gözlem ve izlenimlerimi içerecek. İlgi duymayan burada vedalaşabilir.

IMG_20150715_210029

Continue Reading →

Bu yazıya 28 yorum yapıldı.

Uzun bir tatilin hatırlattıkları

Neredeyse kesintisiz çalışmayla geçirdiğim son 24 yılda ilk defa 1 ay tatil yaptım. Hala da sürüyor gerçi. 1 haftasını ufaklıkların sevdiği otellerden birinde geçirdik. Ardından senelerce çivi çakılmayan ve bu yıl baştan ayağa yenilediğimiz yazlığımıza geçtik.

Yazlıklar üvey evlat gibi. Terliğin yırtığı, nevresimin çamaşır suyu değmişi, tencerenin çiziği, demliğin kararmışı, televizyon-radyonun eskisi… Bir şeyi çöpe atmaktansa ölmeyi tercih eden (yokluk görmüş) kuşağın sahte bollukla sarhoşa dönmüş yeni kuşağa karşı son kalesi: “Anne bunu atalım mı? Yok, yok; koy kenara. Ben onu yazlığa götürürüm. Orada ihtiyaç oluyor.”

Zamanın yavaşladığı zaman

Bu kara büyüyü bozma fikri bize neredeyse bir ev parasına mal oldu. Ama sonuçta gerçek bir ev kadar sıcak, keyifli ve konforlu bir alan çıktı ortaya (ustalarla yaşadığımız kabusları başka bir yazıya malzeme olarak saklıyorum).
Köhneliğinden dolayı her gelişimde kaçmak için bahane aradığım bu mekan şimdi yeniden keşfettiğim, içinden çıkmak istemediğim bir yere dönüştü. Kendimce bir rutinim bile oluştu.

20140806_122504

Ali ve Zeynep’in düzenli sabah kavgaları sayesinde 10 gibi uyanıp 11’e kadar yatakta bir şeyler okuyor ve aşağı inip bahçeyle uğraşıyorum. Ardından bir soğuk duş ya da deniz. 2 gündür şortumu giymeyi unutup bakkala külotla gittiğimi fark etim. Bakkal bu garip duruma değil de neden her gün 7-8 gazete aldığıma şaşıyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 42 yorum yapıldı.

Göz, gönül ve gündemden uzakta

Geçen hafta ailece tatile çıktık.

Bir ofis çalışanı olmadığım için tatil kavramı benim için daha çok rutinlerden kurtulma anlamı taşıyor (yerini yeni rutinlerle doldurmak şartıyla elbet). Bronzlaşma telaşı, yüzme, sabahlara kadar eğlenme -tatilde bile- yorucu geliyor.

Bu tatil için hedeflerimi Pocket ve Evernote defterlerime okumak için eklediğim yazıları eritme, yine Evernote içinde iyice karışmış notlarımı derleme ve bir türlü okumaya başlayamadığım 3 kitabı bitirme şeklinde koydum (ve başardım!). Hatta kalan zamanda telefonumdan Paulo Cohello‘nun Simyacı kitabının sesli sürümünü dinleme ve tam da üstüne yoğunlaştığım bir konuya ait notlar çıkarma fırsatı buldum (Simyacı bu açıdan tam bir bereket abidesi).

Tatil sırasında bir gün bu ‘yersiz’ çabamı gözlemleyen bir başka tatilciyle sohbete koyulduk. İzmir’den gelmiş. Tatilde neden bunlarla uğraştığımı sordu. Bana delicesine keyif veren şeyler ona zulüm geliyordu. Sonra “sen okumuş bir çocuğa benziyorsun” edasıyla Gezi Parkı eylemlerindeki son durumu sordu. Bu sayede şaşırtıcı bir şey fark ettim: tatile başladığımız andan itibaren güncel durum hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim!

Tatil kafası

Yazının başında sıraladığım hedefleri tutturmak için sosyal medyaya; özellikle de Twitter’a hiç bakmamaya, en fazla Instagram’a hoşuma giden birkaç fotoğraf yüklemeye ve epostaları da bir sabah, bir akşam olmak üzere günde sadece 2 kere kontrol etmeye karar vermiştim (bu basit taktikle verimim en az 4 kat arttı diyebilirim. Olayı bir ölüm orucuna çevirmeye gerek yokmuş meğer).

Televizyonu normalde sadece bilgisayarda çalışırken göz ucuyla açık küçük bir pencerede (nadiren) izliyorum. Tatile bilgisayar götürmediğim için hiç izleyememiştim. Böylece (güncel gelişmeler adına) sadece İstanbul ya da Türkiye ile değil; dünyayla da bağım kopmuştu.

140720130201138395311_4

Oysa bu süreçte ABD’de bir uçak havacılık tarihine geçecek bir şekilde düşmüş, merhum Ali İsmail Korkmaz’ı Antakya’da ananlara yapılan müdahalelerde şehir karışmış, Taksim / Talimhane’de Gezi Eylemleri’nden mağdur olduğunu iddia eden bir ‘bir grup esnaf’ (dertlerini çözecekmiş gibi) palaları, silahları kapıp sokaktakilere saldırmış (sonra Fas’a kaçmış), İstanbul’da Taksim Gezi Parkı tekrar açılmış, birkaç saat sonra (şaka gibi) tekrar kapanmış ve aynı alan TOMAlı polis barikatıyla ayrılan iki (tezat) iftar sofrasına sahne olmuştu. Aynı günün akşamı Taksim ve civarı eylemlerin ilk günündeki kadar şiddetli bir polis müdahalesi yaşamıştı. Bu arada iyice ‘ayakbağı’ haline gelen TMMOB‘a karşı TBMM’de bir hareketlenme olmuş, bir kısım esnaf da milis gücü olmaya soyunmuştu.

Kimbilir arada daha gözden kaçırdığım neler vardı…

Continue Reading →

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.