Üniformanın sonu, felaketin başlangıcı

Ben sıkıntılarla büyümüş, zor şartlarda yetişmiş, sonradan orta düzey bir yaşam seviyesine kavuşmuş bir memur ailesinin çocuğuyum. Ve bittiği için istisnasız her gün şükrettiğim çalkantılı eğitim hayatım hep üniformayla geçti.

Çok iyi okullarda da okudum, çok kötü okullarda da. Vasat okullarda aşağı yukarı herkesin hali meydanda olduğundan farklılaşma olmazdı. Ama zengin ailelerin çocuklarının okuduğu okullarda bazen bir çorap, ayakkabı, kravat ya da mont gibi detaylar kendini hemen belli eder; ötekini berikinden ayırırdı.

Üniforma adı üstünde; tek tip kıyafet demek. Şimdiye kadar öğrencilerin kıyafeti Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği çerçevede, okulların aldığı kararla seçilen bir kombinasyondan oluşuyordu. İstismar edilmiyor da değildi. Örneğin kimi okul yöneticileri belirli üniforma üreticileriyle anlaşıp neredeyse her sezon üniforma değiştirtiyordu.

Yeni bir dönemin başlangıcı

Dün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni kılık kıyafet yönetmeliği  ilkokul, ortaokul ve liselerden üniformayı kaldırdı. Ana hatlarına Milliyet gazetesinin ilgili haberinden bakalım (koyulaştırılmış kısım benim yorumum, yazının konusunu da bu oluşturacak):

‘… Yönetmeliğin Amacı’ kısmından, ‘Atatürk inkılap ve ilkelerine uygun, uygar, aşırılıklara kaçmayan ve sade bir kılık kıyafette olmalarını sağlamaktır. Kılık kıyafette birlik, bütünlük, uyum ve düzen sağlamaktır. Öğrencilere kılık kıyafet yönünden toplumumuzun özelliklerine uygun tavır, tutum ve alışkanlıklar kazandırmaktır’ ifadeleri çıkarıldı.

Yerine, ‘Yönetmeliğin amacı, MEB’e bağlı resmi ve özel okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin kılık ve kıyafetlerine dair usul ve esasları düzenlemektir’ ifadesi konuldu.

Yeni düzenlemede kapsam dışı kalan kurumlar:

  • Milletlerarası özel öğretim kurumları.
  • Yabancı ve azınlık okulları.
  • Asker ve polis okulları.

Üniforma nedir, ne değildir?

Zor şartlarda yetişmek insana hayata tutunma adına bir inat aşılıyor. Şükürler olsun şu an Türkiye şartlarında ortanın biraz üstünde bir yaşam standardına sahibim. İstanbul’un güzel semtlerinden birinde, güzel bir evimiz var. Çok sevdiğim işlerim, (bence mazbut) hayatımı sürdürebilmemi ve hayal ettiklerimi yapabilmemi sağlayan bir gelirim var.

Hepsinden de önemlisi Ali ve Zeynep kod adlı iki kişilik terör örgütünün ‘baba’ unvanıyla yöneticiliğini yapıyorum.

Bu ikiz kardeşler bu yıl ana okuluna başladılar. Mahallemize yakın olsun, servis stresine girmesinler (ve elbette iyi bir eğitim alsınlar) gibi ‘gayet anlaşılır’ sebeplerle yürüme mesafesindeki bir özel okula verdik (böylece ‘okul fiyatı’ denen şeyle de acı bir şekilde tanıştık).

İkiz çocuk çete gibi bir şey. Aralarındaki aşk-nefret ilişkisi bir yana, başkalarının olduğu bir ortamda yanlarına kimseyi yaklaştırmayıp kenetlenme gibi (hoşuma da giden) bir halleri var. Rehberlik öğretmenleri Neynep‘in Ali üstünde çok hakim olduğunu gözlemleyerek farklı sınıflara verilmesini istedi. Biz de uygun bulduk. Böylece hayatlarında ilk defa birbirlerinden ayrıldılar.

Bütün bu süreçte hiç hesaba katmadığımız şey ise ‘yeni arkadaşları’ oldu. Özetlemek gerekirse: Ali’nin sınıfı nispeten iyi. Ama Neynep’in sınıfı bir nevi Nişantaşı Blue Blood Society!

Bunları anlamamız yavaş yavaş ve acı tecrübelerle oldu. Bizi en çok inciten bir tanesini paylaşayım.

Bir gün Neynep yanımıza gelip “XXXX her gün simli elbiseler giyiyor, çok güzel oluyor. Siz bana hep eşofman giydiriyorsunuz!” dedi.

Şöyle bir ruh haline girdim ister istemez.

Şaka bir yana Neynep’e durumu bir türlü açıklayamadık. Rahat etsin diye giydirdiğimiz kıyafetler onun için bir mağduriyete dönüşmüştü. Neynep’in bunu söyleyiş tarzı da o kadar koymuştu ki hemen ‘hatamızı’ telafi etmeye koyulduk. O haftayı annesiyle elbise alışverişine ayırdılar.

Kadınları hiçbir zaman anlayamadım ama şunu öğrendim; genetik olarak bir garipler. 4,5 yaşındaki Neynep dünyada gördüğüm en rüküş, en kokoş kıza dönüştü. Yaşına göre normalmiş. Kalbi kırılmasın diye bir şey de diyemiyoruz ama durum gerçekten çok vahim.

Elbette fikrini aldığı ilk kişi ben oluyorum. Geçen gün yeni aldığı bir eteği altındaki taytı bile çıkarmadan bir şeylerle kombinlemiş. Çalışma odama öyle gelince gülmemek için kendimi zor tuttum. Dayanamayarak fotoğrafını çektim (kameralar olay anını saniye saniye kaydetti). Buyrun vehameti kendi gözlerinizle görün.

Hanımları eleştirmek kimsenin haddi olmadığı için ses etmiyorum ama şükürler olsun ki şimdilik en azından okula giderken annesini dinliyor kıyafet seçiminde. Garibim Ali ise üstünde Angry Birds ve (kendi deyimiyle) ‘Şişmek’ McQueen olan her şeye razı. Olmasa bile bir gün bile dert etmedi küçüğüm (canım oğlum).

Dertlerin kalkınca şaha…

Geçen haftasonu okul ‘anneler çayı’ diye bir şey düzenledi. Annelerin birbirleriyle ve öğretmenlerle kaynaşması için Taksim’de bir otelde (büyükler 50TL, küçükler 25TL) gerçekleşen etkinlikten eşim allak bullak döndü. Durum cidden düşündürücüydü.

Neynep’in sınıf arkadaşları ve annelerinin neredeyse tamamı tepeden tırnağa marka giyinen ve apayrı dünyaların insanlarıydı.

Neynep’in en çok kıskandığı kızla aynı mahallede yaşıyorduk ama bizim bir dairemiz, onlarınsa apartmanı vardı. Apartmanları restorasyona girdiği için geçici olarak Bilmemne Residence’ta kalıyorlardı. Sıkıntılarıysa kızlarının okula şöförle gidip gelmek zorunda kalmasıydı.

Neyse ki bizim hiç böyle dertlerimiz olmadı.

Öğretmenlerinin en büyük sıkıntısı süslenip püslenip sınıfa gelen çocukların üstleri kirlenecek, kırışacak diye hiçbir aktiviteye katılmak istememesiydi! Annelerden Pazartesi günü dışında böyle süslü, püslü şeyler (özellikle de tütü etekler) giydirilmemesini rica ediyordu.

Üniforma meselesine dönersek

Yazının başında değindiğim üniformadaki markalaşma sürecinin bir bölümünü çok acı tecrübelerle yaşadım. Türkiye’nin yabancı markalarların istilasına uğradığı seksenli yıllarda arkadaşlarımın giydiği kıyafetlerle nasıl kamplaştığını ve ne korkunç olaylara bulaştığını gördüm.

O dönem Yeşilköy’de oturuyorduk. Florya, Yeşilköy ve Yeşilyurt’un neredeyse tamamı aynı koleje gidiyordu. Sınıf ve dönem arkadaşlarım arasında bugün magazin ve iş dergilerinden takip ettiğiniz sosyetik, ultra-zengin tipler, Eurovision’a bile katılmış şarkıcılar, kumarhane krallarının, armatörlerin, dev holding sahiplerinin çocukları vardı. Ama inanın hiçbirimiz ailelerimizin arasındaki maddi farkları bilmezdik. Aynı kravatı, aynı ceketi giyer, aynı köhne servislerle evimize dönerdik. Hocalar farklı davranmazdı bize asla. En fazla tatillerde ayrışırdık gidilen yerlere göre.

Ama okul dışında, mahallede üstümüzdeki her şey turnusol kağıdı gibi gösterirdi halimizi. Ve en acısı, çocuk aklı vara-yoka ermezdi. Arkadaşlarımın hepsinde olan bir spor ayakkabıyı nice ağlayış-yakarıştan sonra alan babamın kendi delik ayakkabısını göstermesini son nefesime kadar unutamayacağım mesela (son görgüsüzlüğüm olmuştu bu).

Kimi arkadaşlarımın sahip olamadığı şeyler için hırsızlık ve gasp yaptıklarına şahit oldum. Kimileri bu yüzden genç yaşta hapse bile girdi (aralarından birkaçı çocuk hapishanesinde tecavüze uğradı ve hayatları kaydı. Bir ayakkabı ya da kazak uğruna!).

Bu değişime neden gerek duyuldu?

Yeni yönetmeliğin ne amaçla kılık-kıyafeti serbest bıraktığını bilmiyorum. Ama bunun zengininden fakirine herkes için çok sıkıntı yaratacağına adım gibi eminim. Çocuk aklı Versace’den, Huzur Giyim’den, Prada’dan anlamıyor ama aileleri anlıyor. Güzel ile vasat olanıysa her göz ayırd edebiliyor. En acısı, veliler  kendi akranlarıyla girdiği aptalca rekabeti çocukları üstünden yürütmeye fazlasıyla meyilli.

Bütün bunlar insanın hem acımasız hem de kırılgan olduğu çocukluk dönemi ruhuyla birleşince ister istemez örseleyici oluyor. Birileri tiril tiril kılık kıyafetlerle gelirken sınıfın en kötü giyiyenen çocuğu olmayı kim ister? Ya da o sınıfa hep aynı üç beş kıyafeti gelen olmayı hangi çocuk kabullenebilir? Hangi çocuğa bunu açıklayabilirsiniz? Ya da siz anne-baba olarak bunun yükünü vicdanen taşıyabilir misiniz? Çocukları (ve aileleri) böyle bir yükün altına sokmaya kimin, ne hakkı var?

Bu yönetmelikleri değiştirenlerin çocuk kıyafetlerinin ücretlerini bilmediğini düşünmek istemiyorum. Çocuk ruhundan anlamadıklarını ihtimal olarak bile kabul etmiyorum. Ama bunun bir açıklaması olmalı. Ve nedense bir türlü bulamıyorum.

Doğu-Batı meselesi de değil

Babam kurucusu olduğu bir kulüp üstünden topladığı bağışlarla İstanbul’un göbeğinde, zenginliğiyle meşhur Levent semti sınırları içinde bir okula bilgisayar laboratuvarı kurmuştu. Bana rahmetli anneannem bakarken Aksaray’da, Küçükçekmece’de büyüdüm. Fakir muhit nedir bilirim. Ama İstanbul’un göbeğinde neredeyse ülkenin en sefil şartlarında bir hayat sürüldüğünü babamın o hayır işi sayesinde gördüm ve dehşete düştüm.

Özetle bu ülkenin aşağı yukarı HER yerinde, HER şehrinde çok iyi ve çok kötü şartlara sahip okullarda; çok zengin ve çok fakir ailelerin çocukları okuyor. Ve eğitim kurumları (nispeten) bu insanların bir arada olabildiği nadir ortamlardan (ki orada bile nasıl bir eşitsizlik olduğu hepimizin malumu).

Bu yönetmelik değişimini yaparken sobasında yakacak tezek bile bulamadığı için hastalıktan kırılan öğrencilerine eğitim vermeye çalışan öğretmenlere danışsalardı durum belki farklı olurdu.

Dönem boyu giyilecek tek tip bir kıyafet kimilerine sosyalist zihniyetin tek tip insan idealini çağrıştırıyor olabilir. Ama ülkenin bugünkü şartları düşünüldüğünde kesinlikle makul, mantıklı ve anlaşılır.

Böyle konularda velilere neden fikri sorulmaz anlamak mümkün değil. Umarım 2013-2014 döneminde başlayacak bu uygulamayı birileri yeniden gözden geçirir.

, , , , , , ,

85 Responses to Üniformanın sonu, felaketin başlangıcı

  1. Ahmet Turan KÖKSAL 28/11/2012 at 11:26 #

    Sayın Serdar Kuzuloğlu.

    Belki de kızabilirsiniz.

    Bu yazdığınız, diğer yazılarınızın yanında parlıyor ve diğerlerini gölgede bırakıyor. Kısacası günlerce çalışıp, anketler yaptığınız bunları istatistiki verilerek dönüştürdüğünüz, grafik görsellerle desteklediğiniz, onlarce kitap, yüzlerce Internet kaynağı araştırıp, saatler vererek yazıya döktüğünüz her yazınızdan iyi.

    Şimdi gerisini siz düşünün bundan sonra ne olacak, yazılarım bu yazıyı geçebilecek mi, yoska hepsi vasat mı kalacak diye.

    Bilginize.

  2. alphaberserker 28/11/2012 at 11:32 #

    Kucuk amerika olunacakti. demiryollari komunist icadiydi. ozel sektor herseyi en iyi sekilde yapardi. demokrasi gelecekti. avrupa ulkesi olunacakti. herkes zengin olacakti. 2 anahtar. simdi keyfini surun iste.

  3. Zeynep VARLI 28/11/2012 at 11:43 #

    Amirim, yine yüreğimi dağladınız, söyleyecek söz kalmamış. İçimden her bir anlattığınızı düşünüyorum dünden bu yana, bu kadar iyi biraraya getirilemezdi herhalde… Aklınıza sağlık

  4. Uğur Özmen 28/11/2012 at 11:45 #

    Usta,

    “İdeoloji her suçu haklı kılar” (Alexander Soljenitsin).

    Bu da o çerçeveden yola çıkan bir uygulama…

  5. A. Mert Bilgili 28/11/2012 at 11:49 #

    Sevgili Serdar,
    Muhteşem bir yazı olmuş. Bu kanundan haberim olduğundan beri öfkeleniyorum. Aklımdan geçenleri çok güzel kaleme almışsın eline sağlık. Bu yöneticiler ülkeyi kendi amaçları doğrultusunda dönüştürmeye çalışırken sonunu hiç hesaplamıyorlar. Yaptıklarının faturasını şimdiye kadar tepkisiz kalarak bizler ödedik ama 4+4+4 sistemi başladığından beri artık çocuklarımız da çekecekler. Umarım senin yazın uyarıcı olur. Belki bir yerlerde birileri ne yapıyoruz yahu? der.
    Sevgilerle
    Mert Bilgili

  6. nevraa 28/11/2012 at 11:51 #

    “Dönem boyu giyilecek tek tip bir kıyafet kimilerine sosyalist zihniyetin tek tip insan idealini çağrıştırıyor olabilir. Ama ülkenin bugünkü şartları düşünüldüğünde kesinlikle makul, mantıklı ve anlaşılır.” Buraya sonuna kadar katılıyorum, bu zihniyeti yıkmak için yanlış yerden işe başlıyoruz..

  7. Mert Bulan 28/11/2012 at 11:58 #

    “Öğretmenlerinin en büyük sıkıntısı süslenip püslenip sınıfa gelen çocukların üstleri kirlenecek, kırışacak diye hiçbir aktiviteye katılmak istememesiydi!” yok artık diyorum. 5-6 yaşındaki çocuk hoplayıp zıplamayacak üstünü kirletmeyecek de kim kirletecek?

    Yalnız size de biraz kırılmadım değil. Bence Zeynep’e hemen istediği şeylere almak yerine durumu tam olarak açıklamalıydınız.

    • A. Mert Bilgili 28/11/2012 at 13:22 #

      Sanırım sizin o yaşlarda küçük kız çocuğunuz yok o yüzden Serdar Bey’in yaşadığı tecrübenin ne kadar yaygın olduğunun farkında değilsiniz. Üstünü kirletmeyi umursamayanlar genellikle erkek çocuklarıdır ama onlar da çevrelerinden etkilenirler. Doğal olarak gördüklerini isterler. Zaten asıl sorun üstünü temiz tutmak değil, arkadaşlarında gördüğünü alamayan küçük bir çocuğun yaşadığı aşağılık duygusu, yazı bunu anlatmak istiyor.

      • beyhan 28/11/2012 at 15:56 #

        benim de o yaşlarda bir zeynep’im var. ikizi de var hem. :) benimkiler de de kılık kıyafet konusunda en az neynep kadar “neynep”. bu yıl kreşe başladılar ve neyi giyip giymeyecekleri konusunda net bir şekilde yönetime el koydum. kızlarım -çoğu eşofman- bir dolu kıyafete rağmen “ben de bilmem kimin giydiğinden isterim” diye ağlasalardı amirimin yaptığını yapmazdım, daha sonra önünü nasıl alabilirim endişesiyle. bahsettiğiniz o aşağılık duygusuyla başka türlü başetmeye/başedebilmelerine çalışırdım.

        sayın amirim, çok güzel yazmışsınız ama o en son dediğiniz velilerin-öğretmenlerin fikri meselesi var ya, başka lisanda kurulmuş cümleler gibi. şu aralar bu memlekette pek bir şey ifade etmiyor.

  8. wime77 28/11/2012 at 12:05 #

    Bunun yapılma sebebi çok basit. Önce cevabı bulmak için bunu kimin yaptığına bakmanız yeterli. AKP !.

    Durun ve düşünün.
    Sizin çocuğunuz ne istiyorsa giyebilir. Eşpfman, şort liseliler mini etek vs.
    Kimiside Türbanla gönderecek çocuğunu. Türban sonuçta kıyafet değilmi ? PArdesü giyse yeter.

    Bu ve bunun gibi birçok uygulama elbette değişecek değişecek te önemli olan değiştirmeye değecek ve bunu anlama kapasitesine sahip bir halk olacak mı ?

    Ülke neredeyse savaşın eşiğinde ama dizi eleştirmenliği yapıyoruz.

  9. murat 28/11/2012 at 12:05 #

    aslında kıyafet sektörü fiyatları alınabilir seviyede.markalı olan ürünlerin orjinale çok yakın sahteleri var.LCW markası gibi pek çok marka satın alma gücüne uygun pek çok güzel kıyafet var.İnsanlar içindeki marka ve diğer hırsı genç yaşta giderir ise daha iyi olur.yoksa sonradan büyüyünce marka merakı başlıyor.

    • MserdarK 28/11/2012 at 12:09 #

      Murat Bey önerdiğiniz bu çözüm size gerçekten makul geliyorsa diyeceğim bir şey yok. Ama çocuk kafası böyle işlemiyor. Çocuğunuz var mı bilemiyorum ama olduğunda (özellikle şu yıllarda okula giderse) eminim görüşleriniz değişecektir.

      Giyinmenin bir yetişkin için anlamıyla rekabet çağındaki çocuk için anlamı çok farklı (ne yazık ki).

      • murat 28/11/2012 at 12:22 #

        Haklı olabilirsiniz ama ülkemizde tek tip o kadar çok konu var ki.askerlik gibi.okul disiplini gibi.aile içi eğitim gibi.din gibi.cami gibi.yaratıcılık için alan pek yok gibi.ayrıca insanların davranışları o kadar birbirine benzer ki.farklı yönümüz olamıyor.farklılık yaratan yenilik üreten o kadar az insan var ki ülkemizde.bilim adına da çok yavan durumdayız.tek tip insan yetiştirmeye yolaçan şeyleri kaldırmalıyız.artık okullarda zil sesi yok bu dönem.daha özgür olabilriz.çocuklar seçimini kendi yapabilir.ailesi fakir ise bunun farkında olmak da benlik bilinci açısından güzel bir şey.gerçekleri ne kadar gizleriz ki ?

        • anonim 28/11/2012 at 16:10 #

          murat bey, lütfen yorumunuzu da alın ve gidin buradan lütfen.

        • İsimsiz 28/11/2012 at 16:52 #

          Bu konuda arkadaşa katılıyorum, çocuğunu özel okula gönderip de arkadaşlarının elbiseleri şöyle böyleymiş olayından muzdarip olup alışverişe çıkmak ne kadar doğru? Çocukken başkasının elindeki şeker dahi farklı olduğu için ilgi çekici gelir. Biz bakıpta babamın parası yokki alsın mı diyorduk.. Aşağılık psikolojisi bence ailede olur, çocuk zaten parlak olan herşeyi ister. Önemli olan ona doğruları öğretebilmektir.

          Ben burs ile özel okulda okudum, etrafımda öyle insanlar vardı ki mercedes amg ile okula geliyorlardı. Hiç biri senin elbisen şöyle böyle demedi bende hiç benim niye yok demedim. Çünkü annem bana bunu öyle iyi öğrettiki.. Fakir olmanın utanılacak birşey olmadığını ve çok çalışarak doğru olarak herşeyi kazanabileceğimi.

          Şimdi son model arabama binerken okulun yanından geçtiğimde o günler aklıma geliyor ve kıymetini anlıyorum. Eğer motive etmeyi bilirseniz her bilgi işe yarar..

          Tektip’in herşeyine karşıyım. Yeğenim’in okuluna birgün derse girmiştim. Bir sınıfta 5 sınıf birden vardı. 5 sıra her sıra ayrı sınıflar. O çocukların üzerlerinde doğru dürüst elbise, okullarında yakacak odun yoktu. Şimdi o sınıftaki insanlar mühendis öğretmen oldular. Para ile olmuyor bu işler.. Herşeye muhalefet ederek te olmuyor..

          • zeyno 30/11/2012 at 19:45 #

            sayin Isimsiz,
            iste o senelerdeki bastirilmis taraflar simdilerde son model arabanizda disa vurulmus oluyor. size birazcik Guney Kore ve Japonya toplumunun sosyolojik yapisi ve aile iliskileri, genc ergen depresyonu hakkinda okumanizi oneririm.

    • Salim Guney 28/11/2012 at 22:39 #

      Mevzu da o zaten. LCW sahibi, Erdoğan’ın yakını.

  10. Seval 28/11/2012 at 12:08 #

    Üniformalar ilkokullar için değil, ortaokul ve liseler için kaldırılıyor. Kızınız ve oğlunuz o yaşa geldiklerinde bence ne giymek istediklerine daha doğru karar verebilecek kadar olgun olacaklar aynı bizim ortaokul ve lisede olduğumuz gibi. Yeterince olgun olmasalar da kocaman kızlara erkeklere üniforma dayatılması saçma. Dikkatinizi henüz çekmemiş olabilir ama çocuklarınız büyük olsaydı şunu anlayabilirdiniz, en iyi anadolu liselerinde ve fen liselerinde öğrencilere kıyafet dayatılmıyor. Ve bu çocukların neredeyse hepsi dershaneye gittiği için, dershanelerde serbest kıyafetle her hafta ders görüyorlar. Aralarında kıyafet yarışı değil, sınav yarışı var. Çünkü onların derslerinde başarılı olmaları daha önemli. Sonuç olarak da bu çocukların hepsi yüksek yerleri kazanıyorlar. Bir kere çıkıp da kimse ben de simli etek alacağım demez, derse gülerler zaten.

    Ortaokullara inersek; dediğiniz gibi şu anda sınıflarda herkes rengareng montlar, hırkalar giyebiliyor, o zaman da altına giydiğin ve görünmeyen üniformanın bir anlamı kalmıyor. Bırakalım da özgürce istediği pantolonu hırkayı giysinler, canları istemezse gömlek giymesinler. Gömlekleri ütülemek istemedikleri için sırf kırışık gömleğin üstüne kazak giyip bütün gün çıkarmadan oturuyor çocuklar, en anladık gömlekten.

    Sizin zihniyetinizle bakarsak olaya 17 yaşında bir insan botunu montunu bile standart tek tip giymeli. Biraz olaya anaokul çocukları gözünden değil liseye giden kocaman insanların gözünden bakarsanız çok şey değişir.

    • halil kupeli (@halilkupeli) 28/11/2012 at 13:48 #

      butun bu tek tiplestirmeye ragmen endemik tür mantik sahibi insan…

    • Zehra 28/11/2012 at 16:47 #

      Yazıda anlatılmak istenen kitle ile sizin verdiğiniz örnekteki kitle ne kadar uyumlu !!!
      1- En iyi anadolu liselerine ve fen liselerine giden öğrenciler belli bir kesimin üzerinde olan öğrenciler oluyor zaten. Küçüklüğünden beri dershaneye gönderilmiş, özel dersler almış, en azından orta sınıftan gelen ailelerin çocukları oluyor. YGS sıralamasında en başarısız illerin Hakkari ve Şırnak çıkması bir tesadüf değil herhalde. (Şimdi kalkıp Van’ın bilmem ne köyünden şu kişi üniversite sınavında derece yapıyor demeyin çünkü ben de onlardan biriyim, herkesten nasıl fazla fedakarlık yaptığımı ve sayımızın çok az olduğunu biliyorum, burada Türkiye’deki genel durumdan bahsediyorum)
      2- Bu öğrencilerin iyi yerleri kazanmalarının sebepleri emin olun kılık kıyafette özgür olmaları değil. Ayrıca anadolu ve fen liselerinde hala forma giyiyorlar.
      3- Formaların üzerine giyilen hırkalarla, ayakkabı, çantalarla zengin olanın kendini zaten ayırt ettiği argümanı nasıl savunulabiliyor anlayamıyorum. Evet bu yanlış, o zaman biraz daha yanlış yapılabilir mi deniyor. Bu ayrım zaten var, bırakın daha çok olsun değil mi?

      • Seval 29/11/2012 at 14:44 #

        Yorum için teşekkür ederim Zehra :) Örnek verdiğim kitle benim içinde yaşadığım kitle. Ben gömlek ütülemek yerine ders çalışmayı tercih ettiğim için okulda gömlek giymiyordum. Hocalarımız bizim başarılı olmamızı ne giydiğimizden daha çok umursuyorlardı. Ve ben inanıyorum ki düz liseler dahil hiçbir lisede fakir-zengin kavramını uniforma ortadan kaldırmıyor. Sen de kendi yaşadığın kitleden kendi örneklerini verebilirsin. Hem böylece farklı bakış açılarını okumuş olur insanlar.

  11. Mithat AKTEL 28/11/2012 at 12:14 #

    Öncelikle bu düşünceleri barındıran paylaşan yüreğinize,yazan ellerinize sağlık,virgüleri bile atlamadım,kendim yazmışcasına, Bu yazıyı Googlede arayıp okumasını tavsiye ederim okurlarınızada (Nitekim o dönemde kurulan ilk özel tv’inin adının Magic Box star 1 (Sihir/büyü kutusu).
    Geçmişte okuduğum bir yazıda ise gazeteci, Eski Bir CIA yetkilisine soruyor siz nasıl bir ülkeye savaş açtığınızda 2,3 ayda sonuç alıyorsunuz ? Bizim bildiğimiz geçmişteki savaşlar yılarca sürüyordu. Cevabı ise şu oluyor, biz bir ülkeye silahlı müdahaleyi en son başlatıyoruz,hedef ülkeye magazin ile yıllar önce savaş açılıyor demesiydi,
    Bir çoğuna demode gelsede eskiler, 80 jenerasyonu sonrası gelen yeni nesil özenti çalıntı kıskançlıklarla benci bir hayat seçiyor her zaman.
    Kılık kıyafet yönetmeliğindeki değişiklik ise gizliği ortadan kaldıracak gruplaşmaya ayrılmaya ayrıştırılmaya sebebiyet verecektir.Buda kimseye 5 kuruş fayda sağlamayacaktır,birilerine uygulama başarısından başka…

  12. Mehmet Ortaç 28/11/2012 at 12:25 #

    Yorumlar arasında okuduğum Ahmet Turan Köksal Bey’in yorumuna katılıyorum. Bugüne kadar yazdığınız yazılar arasında en iyisi bu olmuş. Hatta bana Grey İstanbul ofisinde verdiğiniz; printer’ın etrafına yaydığı radyasyon ile ilgili dersten bile etkileyici oldu. :)

    Yazınızda fikirden hareketle değil, yaşanmışlıklardan hareketle yola çıkılması bu yazıyı etkili kılmış. Paylaşılmaya, çevremizdekilere okutulmaya değer.

    Kaleminize ve yüreğinize sağlık…

  13. selim gündüzalp 28/11/2012 at 12:50 #

    Üstad. Klasını konuşturmuşsun yine. Sosyolojik ve psikolojik tahlillerin çok isabetli. Hayatımı film şeridi gibi geçirdi gözümün önünden. Öğrencilik dönemimi başından sonuna irdeledim durdum.

  14. Fatih Üstün 28/11/2012 at 12:53 #

    Bir de işin ticari yönü var; okul üniforması satan esnafın geçtiğimiz yıldan elinde kalan malların tamamı çöp oldu bir gecede. Sonraki yıllarda da satacağını düşünerek stok yapanlar ya da bu yıl satamadığı üniformaları “olsun, gelecek yıl satarım.” umuduyla bir kenarda bekletenlerin vay haline.

    Çok ani bir karar oldu. Veliler için, öğretmenler için, öğrenciler için, esnaf için çok zor bir süreci başlattı. Sanırım bu karardan artık rahat rahat türban takabilecek olan imam hatip öğrencilerinin bir kısmı ve onların velileri memnun olmuştur.

  15. DOST BESLER 28/11/2012 at 13:23 #

    eksi sozluk’te gordugum bir basligi hatirlatti bana bu okuduklarim… [ http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=iki+saattir+konusuyoruz+bir+kere+ataturk+demedik ] bunu diyen teyze ben olacagim bu sefer galiba… yonetmelikten kalkan ilk cumle kimsenin dikkatini cekmiyor mu? “…Atatürk inkılap ve ilkelerine uygun, uygar, aşırılıklara kaçmayan ve sade bir kılık kıyafette olmalarını sağlamaktır”… bu cumle artik yok. Yani amac turbani serbest kilmak. Sizin cocugunuzun giydigi ve giymedigi markalar (ya da cakmalar), esofmanlar, mcqueenler kimsenin umrunda degil. Ha, bence bu tip degisiklikler olamaz mi? Olabilir. Sen madem ki siyasi iktidarsin ve elinde bu tip degisiklikler yapacak gucun var, yaparsin. Ama bunu sinsice degil acik acik yaparsin. Ben artik okullarda turbani, serbest birakiyorum arkadas dersin. Karambole getirip aaa havada kus var, TV’de Muhtesem Yuzyil var diyip bizi enayi yerine koymazsin….

  16. Figen Ger 28/11/2012 at 13:38 #

    Bu yazıyla “level atladın” Artık başka türlü bir yazarsın. Tek eleştirim var:
    “Bu yönetmelikleri değiştirenlerin çocuk kıyafetlerinin ücretlerini bilmediğini düşünmek istemiyorum. Çocuk ruhundan anlamadıklarını ihtimal olarak bile kabul etmiyorum. Ama bunun bir açıklaması olmalı. Ve nedense bir türlü bulamıyorum.”
    Gerçekten mi Serdar?

  17. halil kupeli (@halilkupeli) 28/11/2012 at 13:39 #

    hic mi ogrenci olmadiniz siz…bu ulkede kiravat a medeniyet yulari diyen insanlarin sebebidir bu tek tip kiyafet,, ve akilalmaz bi sekilde 2012 yilinda bile tekrarlanan sacma arguman: neymis zenginle fakir arasindaki fark ortaya cikacakmis …yaw ciksin bilsin cocuk neyin ne oldugunu nedir bu el bebek gul bebek durumu,,dunya adil bi yer degil bunu ne kadar erken anlarlarsa o kadar iyi onlar icin,, anne baba olup cocuklarini yetistiremiyorsaniz ,,,suyu cikmis argumanlara basvurmayin,,annesi babasi cocugu acgozlu marka duskunu kapitast acgozluler olarak yatistiriyorsa cocugun sucu ne..turkiyede hersey cok yolunda da sanki…tek tip kiyafet olmasa ulke cokecek,,,anlamakta gercekten zorlaniyorum,,okul egitim yeriydi en son sozluk anlamina baktigimda,, okulu bitirdiginde de mi uniforma giyecek bu cocuklar,,daha cok sey soylemek istedigim,,ama,neden 2012 yilinda bunlari konusuyoruz hala anlayamiyorum,,,

    • Neşe 28/11/2012 at 16:08 #

      çocuklar dünyanın adil bir yer olmadığını anaokulunda bile öğreniyorlar, bunun konuyla ne alakası var? dünya adil bir yer değil diye, çocukların gözüne gözüne sokmak mı gerekiyor bu adaletsizliği.. e o vakit, dünyada seks var, çocuklar porno izleyebilirler, şiddet de var, o nedenle korku filmi izlemerinde bir sakınca yok.. hayatımda daha saçma bir mantık yürütme duymadım.. çocuk bu adı üstünde, ve anne babaların görevi, mümkün olduğunca o çocuğu incinmekten korumak.. gerçeklerden değil, incinmekten.. bakan beyzadem buyurmuş “kalemde silgide de görüyor farkı” diye.. iyi de kalem-silgi-kalem kutusu daha erişilebilir birşey değil mi? bir kıyafet bütününün tümüyle bir mont arasındaki fark kıyas kabul eder mi? çocuk, görüyor, istiyor, kalkıp “bak evladım çok anlamsız, marka saçma birşey” diye oturup konuşulabilir sanıyorsanız çocuk yetiştirme konusunda aslen sizin hiçbir fikriniz yok demektir..

  18. Omer 28/11/2012 at 13:40 #

    serdar bey konuyu cok guzel anlatmışsınız. benim 1,5 yaşında bir oğlum var. ve simdiden endişelenmeye başladım…

  19. mehmet 28/11/2012 at 13:41 #

    Seval hanımın söylediklerine tamamen katılıyorum.Ben de aynı formaları giydim hemde dershaneler bile yokken lakin hangi arkadaşın ne kadar zengin olduğunu herkes hocalar dahil bilirdi.Hırsızlık mevzusuna gelince bende ders aralarında her teneffüs kantinden çıkmayan arkadaşlarımı görür imrenirdim fakat tek tip kıyafet olduğu halde sizin arkadaşlarınız gibi benim arkadaşlarımdan da imrenmekle kalmayıp babalarının ceplerini aşıran arkadaşlarım vardı.Sorun serbestlik değilde kimin yaptığıysa şayet doğru nereden gelirse gelsin doğrudur.Atatürkçülüğü kılık kıyafetten ibaret görenlerin sayesinde hala daha yerli cep telefonu,silah araç uçak vs üretemedik.Var mıdır aranızda fötr şapka giyen.Zamanla dil,din,ırk bile değişirken hala daha kılık kıyafete bu kadar takmak yanlış bence.Atatürkçüyüm diyenlerin de en büyük zararı atatürk’e sanki başka bi ilerleme yolu göstermemiş gibi hala devrim diye kılık kıyafetle uğraşmak bu millete yazıktır.Birde üstüne yabancı markalar giymezler mi hepten tuz biber.

    • halil kupeli (@halilkupeli) 28/11/2012 at 13:52 #

      soylediklerinize kelimesi kelimesine katiliyorum…ama icim sizliyor,,keske bunlari konusmasak..rahmetli aziz nesin in verdigi % nin ne kadar az oldugunu her gecen gun kanitliyoruz ulke olarak…

  20. Volkan 28/11/2012 at 13:52 #

    Üniformalar kalkınca ortaya çıkacağını söylediğiniz sıkıntılar sadece okul sırasında mı var sizce? Üniformalar bu sıkıntıları ortadan kaldırıyor mu yoksa sadece üstlerini mi örtüyor? Bu sıkıntılar şimdiye kadar vicdanınızda bir sızlamaya sebep olmuyorken üniformaların kalkmasıyla mı bu vicdan azabı ortaya çıkıyor?

    • MserdarK 28/11/2012 at 13:54 #

      Volkan Bey, bu sorunların varlığından elbette bu sayede haberdar olmadım. Ama bunların yükünü küçücük çocukların zihnine erkenden sokmanın gereği nedir? Çocuğunuz var mı bilemiyorum ama bence olaya yetişkin gözüyle bakarak hata ediyorsunuz. Çocuk dünyası çok farklı işliyor.

      • Volkan 28/11/2012 at 14:28 #

        Bence mesele bunların çocukların gözüne sokulmasından ziyade büyüklerin gözüne sokulması. Tek tip elbiseyle öğrenim görmek fakirleri mi zenginlerden saklıyor yoksa zenginleri mi fakirlerden saklıyor? Sizin dediğinize göre şimdiye kadar üniformanın engel olduğu(!) felaket tam olarak ne? Fakir çocuk bu gerçekle tam olarak ne zaman yüzleşmeli? Ya da gerçekten fakir olduğundan bihaber midir?

  21. torkunc 28/11/2012 at 13:55 #

    offf … daraldım yahu…

    böyle paldır küldür yoruma girilmez belki de, ama ortaokul ve liseyi kolejde burslu okuyan biri olarak, o yıllarında iyi ki üniforma var, yoksa halim nice olurdu diyen o çocuklardan biri olarak, bu haberi ilk duyduğumda yazınızda pek de güzel ifade ettiğiniz o buruk tad kaplamıştı içimi…

    hakikaten nasıl da kıyıyorlar çocuklara bu kararla, hiç mi farkında değiller ?! vekiller bu kadar mı uzak düşer asillerinden?

    bre zındıklar demek istiyorum, hakaretamiz olur deyu susuyorum…

    sevgilerimle…

    (yazar içine kapanır, hava griye keser, dalgalar alır başını gider… )

  22. zeynep 28/11/2012 at 14:12 #

    Merhaba
    5 yıldır Ankarada özel bir okulda anaokulu ilkokul ortaokul lise eğitimi veren bir kurumda halkla ilişkiler uzmanıyım.Çocuklarda gözlemlediğim aileleri eğer buna önem veriyor devamlı konusuyor ödül sana zara dan alacağım diyorsa çocuk mesele yapıyor ama yoksa umurlarında değil serbest bile olsalar standart gibiler…ki bu öğrenciler okul dışında hiçbiryere gitmiyorlar mı avm,toplu taşıma,sinema çok yerde gözlemliyorlar ve herşeyin farkındalar…hatırlarım bayramlarda aile içinde kuzenlerde dahi kıyafet olsun harçlık herkesin bütçesine göre olurdu tabii ki farkındaydık.. travma yaşamadık yaşatmadık paylaşmaktan yana durduk hep…bilkent mühendisliği kazanıp laptop parası olmadığı için bilgisayar kasasıyla okula gidip gelen eşimde bu kadar yardımsever,şekilcilikten uzak mütevazı olmazdı…yine bu yıl bilkenti burslu kazanan kuzenim için hersey yolunda fakat yurtta kullanacağı bir tane nevresim takımı pijaması olmadığına üzülen annesi,o ise durumunu kabullenmiş bir genç…yani hep varolan bi süreç rahat olun.

  23. Barkın Kurt 28/11/2012 at 14:17 #

    Bence üniforma sosyalizmin değil tam tersi faşizmin, her türk asker doğar” mantığının bir ürünüdür, kaldırılması da hiç de öyle sancılar yaratmayacaktır emin olun…

    • wime77 28/11/2012 at 17:44 #

      Her Türk asker doğar ‘ın bir anlamı vardır.Araştırın bulun.
      Faşizim, sosyalizim ve komünizim nedir onuda okuyun önce.

      Üniforma hiçbir ideolijinin ürünü değildir ama bir ideolojiyi gösterebiir. Dışarıdan bakıldığında içindekinin ne oldğunu gösterir sadece. Sizin otomobilinizden kaç kişide var ? En farklı sizinki mi ?

      Oturduğunuz apartmanda bir ideolojinin yansımasıdır. İşe gidip gelmenizde bir ideoloji ve sistemin ürünüdür.
      http://tr.wikipedia.org/wiki/Üniforma
      tarifini okuyun.

      Doktor olunca ben doktor uniforması giymem diyin bakalım. Ya da ameliyathane uniforması. Uniforma her zmaan ve her iş için zaten var. Çocuğunuzda okula gideken giydiği bu tek tip elbise le kendisinin farklılığını kılık kıyafeti ile değil bilgileri ile olacağını bilmesini sağlar. Yakasındaki marka ile değil.

  24. dijital 28/11/2012 at 14:20 #

    Son zamanlarda okuduğum en sağlam yazı diyebilirim. Bu yönetmelik, bizim zamanımızda sadece Beden Eğitimi derslerinde yaşadığımız “kaliteli-kalitesiz giyim” saçmalığını tüm eğitim hayatına yaymaktan başka bi işe yaramayacak. Ve işin kötüsü, benim en sevmediğim ders Beden Eğitimi’ydi; şimdi binlerce çocuk aynı sebeple okulu sevmeyecek belki de.

  25. Mustafa Dokumacı 28/11/2012 at 14:20 #

    Bu yazının tezleri “bir zamanlar çocuk olmak” ve “kız çocuk babası olmak” tecrübesinden başka bir veriye dayanmıyor sanırım. İzninizle ben de kendi tecrübelerime dayanarak önermenize katılmıyorum.

    Zengin – fakir arasındaki uçurumu, tek tip üniforma ile çözmüyorsunuz, sadece gizliyorsunuz. Benim bildiğim semptomatik çözümler problemin derinleşmesine yardımcı olur. “Gelir dağılımı adaletsizliği var çözülmeli” deyin konuşalım. “Yokmuş gibi yapalım çocuklar üzülüyor” demeyin. Kimliğini ve kişiliğini giydiği markalarla değerlemeyen çocukları, gerçeklerle yüzleşmeyi geciktirerek yetiştiremeyiz bence. Bırakalım marka kıyafet alacak parası olmadığı halde kendi becerileriyle marka giyenlerden şık olmayı başarabilen kız çocuklar yaratsın çocukluk acıları.

  26. zeynep 28/11/2012 at 14:34 #

    birde kızkardeşim var ondan bahsedeyim..üniversiteye hazırlanıyor.. geçen yıl br avm de çalıştı..bol bol alışveriş yaptı.. gelecek yıl dershane de eziklenmesinler beni diye…ne denir

  27. Mithat AKTEL 28/11/2012 at 14:38 #

    Amirim tekrar yazıyorum ;

    Burada anlatılmak istenilen bir şeyleri ört pas etmek değil, o bir şeyleri karıştırdıkça kokacağıdır, aslında durum sadece çocukları mı etkileyecek ? Bunu sağlayabilecek aileleri , etkilemeyecek midir ? Birileri imkansızlıklar altında ezilirken birileri kibirlilikleri ile övünmeyecekler mi sizce ? Basit bir oyuncağı başkasında var diye isteyen çocuk , kılık kıyafete takmayacakmıdır sizce? kaç aile bunu sağlayacaktır ? bırakın onlar kendi Dünyalarında eşit olarak büyüsünler sokmayın aralarına seni beni bizi onları,

  28. dundard 28/11/2012 at 14:44 #

    Sanırım özetle “XXXX her gün simli elbiseler giyiyor, çok güzel oluyor. Siz bana hep eşofman giydiriyorsunuz!” cümlesini duyacak ebeveynler hızla artacak diyebiliriz. Bu konu hem maddi hem manevi olarak alt ve orta sınıflı aileleri sarsacaktır. “Tok açın halinden ne anlar ” tabiki evine ekmek götürme derdindeki anne-babanın böyle bir soruyla karşılaşmasının nasıl bir etki yaratacağını vekil müsvetteleri düşünecek değil.

  29. Levent 28/11/2012 at 15:07 #

    şimdiye kadar serdar beyin blogunda yazdığı yazılardan en iyilerinden birisi olmuş. Herkes olaya kendi bakış açısıyla yaklaşıyor ama yanlış bakıyorsunuz olaya. Üniforma elbette ki fakirle zengin arasındaki farkı yok etmiyor. Ama daha dünyayı yeni yeni tanıyan ve karakteri yeni oturacak bir çocuk un ailesinin durumu kötüyse ve okulda herkesin kendinden iyi giyindiğini görüyorsa ister istemez bir eziklik duygusui oluşacaktır. Çocuğun olgunluğuna göre değişebilir bu , her fakir çocukta olacak diye bir kaide de yok ama yaşanıyor bunlar görüyoruz hep.

  30. Kemalettin Tanir 28/11/2012 at 15:09 #

    Sayin Serdar Bey,
    Bence tek amac ileride lise- ortaogretim kurumlarinda da basortusu takilabilmesinin onunu acmak. Bu hir gurde arada kaynayacak soylediginiz maddi sebeplerden psikolojisi bozulacak cocuklarimizi kimse dusunmuyor.

    Saygilar

    • Mutlu Çalışkan 28/11/2012 at 16:37 #

      +1500 kesinlikle aynı fikirdeyim. Yoksa amaç öğrenciler rahat etsin, öz güvenleri gelişsin falan değil.

  31. Onlineanne 28/11/2012 at 15:31 #

    Yazınızı gerçekten çok beğendik ve söylediklerinize de katılmamak mümkün değil. Bizler biri Almanyada ikisi Amerikada çocuk yetiştiren aileler olarak belki de buraya alıştığımızdan, bu serbest kıyafet konusu bize oldukça normal geliyor. Tabii eminim TR’de olsaydık benzer tepkiler verebilirdik. Ama niyeyse kimse üstüne birşey almaya da yanaşmıyor. Bu çocukların sınıf farklılıklarını serbest kıyafet uygulamasından öğrenmediklerini, ebeveynleri ve çevrelerindeki yetişkinlerden öğrendiklerini birkez daha vurgulamak istiyoruz. Tabii benzer durumlar yaşadığımız ülkelerde de olabiliyor, ama çok daha az. Çocuklarımızı büyütürken onlara kendi değerlerimizden neleri aktardığımızın farkına varmalıyız.

  32. guri 28/11/2012 at 16:01 #

    Hocam yazınızda çok doğru ve geçerli bir taraf var, ama bu konuyla ilgili tartışmaya açık olduğunu düşündüğüm bazı noktaları da yazmak istedim…

    Ben de benzeri bir şekilde orta sınıf bir aileden gelip de, “iyi eğitim görsün” diye orta ve lisede kolejde okutulan bir öğrenciydim. Benim pek “marka” kıyafetlerim yoktu, lisede zaten “rakçı” ve solcu bir moda girince marka kıyafetler ilgi alanımdan da çıktı. Üniforma ile ilgili sıkıntılar ise üniversiteye kadar devam etti. Her sene büyüyen bir çocuğa sıfırdan okul üniforması almanın -ki kumaş pantolon ve ceket atıyorum kot pantolon ve kazak ile karşılaştırıldığında çok daha pahalıdır- zorluklarını de hepimiz biliyoruz. O pantolona ve cekete iyi bakmak zorundasındır, basket oynarken çıkarıp banka katlayıp koymak zorundasındır çünkü lekelendiğinde kuru temizleme teknolojisine ihtiyaç duyulduğundan orada da neredeyse bir kot pantolon kadar bir para velinin cebinden çıkar. Herkesin birbirine benzediği tektip giysilerin yarattığı iç sıkıntısı da cabası.

    Tüm bunlar aslında yoksul aileler için gereksiz birer masraf kalemi. Peki tüm bu masraf ve sıkıntı gerçekten devlet okullarında sınıf farklılığını örtüyor mu? Bunun cevabı bence “hayır”. Sınıf farklılığı nasıl ortaya çıkıyor söyleyeyim, biri YKM’den dandik pantolon mat ceket sentetik gömlek, kalitesiz pabuç ve çorap giyerken, diğeri tiril tiril yün pantolonlar, ipek ipek ceketler, bilmemne marka hırkalar, pamuk gömlekler, kenarında köşesinde markasını belli eden kalite pabuçlar giyer. Birisi toplu taşımayla okula varmaya çalışır, varlıklı ailelerin çocukları şöförlü lüks arabayla okula bırakılır. O zaman yeni çıkmıştı şimdi herkesin cebinde olan cep telefonları, ipadler iphonelar ipodlar bilmemneler bile bu farklılığı doğrudan hissettir. Zengin çocuğun basket topu vardır, okula getirir, sevmediği çocuğu oynatmaz. O çocuk da uzaktan bakar oyuna. Doğumgünü partileri verilir, ya da sınıf arkadaşlrıyla evde toplanılır, kiminin evini hiç göremezsin bile, kimisinin evine gidersin saray yavrusu.

    Tektip kıyafet konfeksiyonun tekstilin ucuz olmadığı, militer bir cumhuriyetin eşitlik sağlamak adına dayattığı bir zorunluluktur. O dönemde tüm giysiler terzi çıkışlı olduğundan, giyim yoksulun üzerinde büyük bir yüktü, ve mecburen böyle bir uygulamaya gidilmiş olabilir. Fakat şimdi 10 liraya kot pantolon 5 liraya kazak 3 liraya t-şört satılıyor. İşin ekonomik kısmına bakıldığında konfeksiyon yoksul aileler lehine az da olsa gelişmiş durumda.

    İşin ekonomik değil psikolojik ya da pedagojik boyutu konusunda hak veriyorum gerçekten. Bu konuda da belki de bu sınıf farklılığını görmezden gelmek ve marka giyimi ve aksesuarları değil de çocuğa başka değerleri aşılayabilecek ebeveynlere mi iş düşüyor bilmiyorum. Kanımca temelde sorun, sınıf farklılığının, zenginler ve yoksullar arasındaki bu uçurumun kendisidir, bunun üstünün örtülmesinden ziyade… Belki çocuk yaşta bu ayrımın hissedilmesi de, toplumda bir sorgulamaya yol açar. “Benim bu çocuktan neyim eksik ki ben kaliteli giysiler giyemiyorum”un, ülkedeki eşitsizliğin ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin sorgulanmasına bile yol açabilir. Yani biz hem bu eşitsizliği ve adaletsizliği gayet kanıksamış bir biçimde yaklaşıyoruz bu konuya. Belki başka bir dünya da mümkündür.

    Sevgiler saygılar…

  33. Neşe 28/11/2012 at 16:23 #

    o okullara dışardan bakmayan, içinde mebzul miktarda zaman geçiren biri olarak oldukça yanıldığınızı söylemeliyim.. çocuklar arasında son derece bariz bir kıyafet yarışı da var elbette, duyan da öğrencilerimizin hepsi zehir gibi ve hayatta en önemli kaygıları akademik yükselme ve başarıları zannedecek.. artı, yine onların bu ortaokulları liseleri bitirip gelmiş hallerini gören biri olarak hiçbir şekilde “kocaman” filan olmadıklarını da söylemem lazım, sonsuza uzayan bir ergenlik yaşanıyor.. o liseye giden ve kocaman olduğunu zannettiğiniz çocukların size eşdeğer bir algı, bir olgunluk mekanizmaları mevcut değil, dolayısıyla bir hırka farkının yaratacağı hissiyatla, total bir kıyafetin yaratacağı hissiyatın arasında oldukça büyük bir fark var, maalesef bunu anlayamıyor olduğunuzu görüyorum.. ve evet 17 yaşındaki bir insan, “okula giderken” tek tip mont giyebilir, siz de giydiniz, biz de giydik, ruhumuzda engin yaralar da açmadı bu durum.. hatta şahsen, üniforma olmasaydı daha fazla yaralı insanlar olacağımıza inancım tam..

  34. Neşe 28/11/2012 at 16:27 #

    o okullara dışardan bakmayan, içinde mebzul miktarda zaman geçiren biri olarak oldukça yanıldığınızı söylemeliyim.. çocuklar arasında son derece bariz bir kıyafet yarışı da var elbette, duyan da öğrencilerimizin hepsi zehir gibi ve hayatta en önemli kaygıları akademik yükselme ve başarıları zannedecek.. artı, yine onların bu ortaokulları liseleri bitirip gelmiş hallerini gören biri olarak hiçbir şekilde “kocaman” filan olmadıklarını da söylemem lazım, sonsuza uzayan bir ergenlik yaşanıyor.. o liseye giden ve kocaman olduğunu zannettiğiniz çocukların size eşdeğer bir algı, bir olgunluk mekanizmaları mevcut değil, dolayısıyla bir hırka farkının yaratacağı hissiyatla, total bir kıyafetin yaratacağı hissiyatın arasında oldukça büyük bir fark var, maalesef bunu anlayamıyor olduğunuzu görüyorum.. ve evet 17 yaşındaki bir insan, “okula giderken” tek tip mont giyebilir, siz de giydiniz, biz de giydik, ruhumuzda engin yaralar da açmadı bu durum.. hatta şahsen, üniforma olmasaydı daha fazla yaralı insanlar olacağımıza inancım tam..

  35. Erol Toksoy 28/11/2012 at 16:29 #

    Amaç rejimi yıkmak Atatürk’ü silme vs değil başörtüsünü erken yaşta serbest bırakmaktır gerisi hikayedir. Yok Atatürk yok İnkılap filan arkasına sığınarak yıllarca asıl sorunu görmezden gelmeye çalışmak 3.dünya burjuvalarının geçici çözümleridir. Asıl tehlike erkek egemen ideolojinin kadınları metalaştırması ve erkek vesayeti altında kendi karanlık zihinlerine uygun olarak sözde malını korumaya alma çalışmasıdır. Yurdum insanı yıllarca kemalist-gerici gibi yüzeysel sıfatlandırmalar arkasında aslen var olmayan kavgaların tarafı olmuştur. Asıl kavga kemalistlerin de pekçoğunun içinde sakladığı ama sergilemekten imtina ettiği erkek egemen dünya görüşüyle ancak gerçek batı demokrasilerinin kırabildiği insana cinsiyetiyle değil bireysel değeriyle bakabilen modern görüş arasındadır. Bazılarınız Mustafa Kemal posterleri ve Türk bayraklarına sarılıp ikonlar üzerinden ideoloji geliştirmeye çalışırken dünya çok farklı bir düşünsel seviyeye ulaştığı için bizim bugün hala taş devri ideolojileriyle olan kavgamıza gülmekte.

  36. Sumeyra Bayraktarogllu 28/11/2012 at 17:12 #

    Merhaba Serdar Bey,

    Blog mantığına direnmekte ısrar eden, twitter’daki paylaşımlarınızın hepsini detaylı inceleyemese de çoğuna göz gezdiren, Vecihi ile olan aşkınızı takdir eden, aşağı yukarı aynı derecede motor/scooter aşkına sahip olan, zekanıza ve çalışkanlığınıza hayran bir takipçinizim :)

    Bu paylaşımınızdan sonra farkettim ki sizi gözümde biraz fazla kusursuz hale getirmişim. İlkokulu devlet okulunda daha sonrasını genellikle özel okullarda ve sürekli okul değiştirerek, bir çok değişik ortamı tecrübe ederek ilk ve orta öğretimini tamamlamış, ciddi uyum problemleri yaşamış, yönetime sürekli takık, okulla sürekli aşk-nefret ilişkisi yaşadığı halde ironik bir şekilde öğretmen olmuş bir okurunuz olarak yazınızla ilgili fazla boynu bükük duran kısımları ne yazık ki görmemek mümkün değil.

    1. Marka düşkünlüğü formalarda da gayet güzel gösteriliyor. Gömlek polo, ayakkabı prada, çanta lacoste, telefonu iPhone/BB şeklinde. (Bizim zamanımızda nokia’nın kırmızı bi modeliydi :) )

    Örneğin; En son okuduğum lisede, son sınıfta kıyafetlerimiz ani bir kararla serbest oldu. Aynen kızınızın şu anda yaşadığı “güzel görünme” kaygılarını ben de bizzat yaşadım. Hatta hayatımda en çok marka düşkünlüğünü lise 1 ve 2. sınıfta yaşamışımdır. Durum öyle bir hal almıştı ki okulun bordo formasının aynısını o zaman armani’den bulup logosunu kazağın üzerine diktirmişliğim var hatta bu sonrasında öyle bir moda oldu ki önüne geçilemedi :)

    2. Çocuk sahibi değilim fakat çok donanımlı (o zamanlar çok otoriter bulduğum) melek gibi bir anneye sahibim. Bu “ergenlik dönemi komplekslerini” atlatmakta en büyük rolün anne babaya düştüğüne inanıyorum. Marka düşkünlüğümün tavan yaptığı dönemlerde annemin direktifleriyle hayatıma dair çok büyük dersler çıkarttım. Gelirimiz yüksek olduğu halde gösteriş merakının ne kadar basit bi davranış olduğunu o zaman öğrendim. Annemin asil duruşuyla var olanı azaltıp söylemeyi o zaman öğrendim. Gelirin az olduğu dönemlerde bundan “gocunmamayı” o zaman öğrendim. Kısacası giydiğin kıyafetin temiz/güzel/sana yakışan olduğu zaman asil olduğunu da o zaman öğrendim.

    Kıyafetin serbest olması kadar demokratik bir yaklaşım bile bu ülkede ayrımcılığıa ve komplekslere yol açıyorsa bunu en iyi şekilde yönetmek ailelerin görevidir. Her aile çocuğu bu tarz sıkıntılar yaşadığında durumun böyle olmadığını “düzgün” bir şekilde aktarabilirse ayrımcılıklar, ötekileştirmeler asıl böyle ortadan kaldırılabilinir kaçarak değil.

    Yazınızın çocukluk-gençlik döneminizde yaşadığınız olası komplekslerden çok fazla arınmamış olduğunu düşünüyorum. Yine de sizi takip etmekten vazgeçmeyeceğim sanırım :)

    NOT: Bana bu güzellikleri aşılayan anneye yazının sonunda fikrini sordum. Dediklerine katılıyorum ama herkes aynı kıyafeti giymeli, nizami düzen olmalı, resmi mekanlara ciddiyet saygı kapsamında forma giymeliler dedi. :)

    Saygılar, sevgiler

    Sümeyra Bayraktaroğlu

  37. ali osman 28/11/2012 at 17:15 #

    OKUL FORMALARI SINIF FARKINI KAPATMAZ ADAMIM.

    Hey adamım!
    Okullardaki sınıf farkı nedir gel bir de buradan oku.

    – Ayça yine telefonunu değiştirmiş. Ayfondan sıkılmış, samsung almış baba.
    – Alsın gülüm, biz de e-250’nin kapağını değiştiririz. Yeni gibi olur.
    ———
    – Berkeler yine yazlığa gidiecekmiş baba.
    – Gitsin gülüm biz de köye babaannene gidecez işte.
    – Pufffff
    —————-
    – Oburcan en pahalı dersaneye gidiyor baba.
    – Gitsin gülüm, zaten dersaneler bu sene kalkacak. :)
    ————————
    -Sudenazlar yeni bir ev almış dublex. Bi görsen fıstık gibi terası var baba.
    – Hayırlı olsun gülüm, ha bu arada ev sahibi geldi mi?
    ————–
    -Merve hep orijinal takılıyor baba. Geçen bi ayakkabı almış 300 TL.’ye.
    -Güle güle giysin kızım, ayakkabının altını çaktırdın mı ayakkabıcıya?
    —————-
    -Mehmet hafta sonu avm’de tam 500 tl para harcamış, bir sürü kıyafet almış baba.
    -Yakışır mehmete kızım. Sen de ablanın montunu giyersin bu sene.
    —————————-
    -Selin, yine timberland bot almış, çok pahalı baba.
    -Alsın kızım, biz de pimbirland bot alırız, çin malı, hem ucuz da.
    —————–

    Hey adamım, anlıyor musun?
    Okullarda uğraşılan şeylere bak. Bir de senin başını kuma gömüp aman kaldırılmasın eleştirdiğin, forma aşkına bak. Sana da komik gelmiyor mu?

    Stadlarda da herkes tuttuğu takımın formasını giyiyor ama birisi dünya para verip özel locasında seyrediyor maçı, diğeri kale arkasında. Hacca gidince biri 20 bin dolarlık otelde konaklıyor, öbürü mescitlerde yatıp kalkıyor ucuza gelsin diye. Biri 5 bin liralık plazmada izliyor olanı biteni, diğeri tüplü tv’de. Hangi sınıf farkı? Gelir adaletsizliğinin tavan yaptığı bir dünyada hangi paçavra forma örter bu ayıbı. Söyler misin adamım?

    İnsanlar arasındaki sınıf farkını ört bas ederek bir yere varamazsın. – Ki zaten örtbas etmeye gücün de yetmez.- “Tüh be, zengin fakir ayırımı ortaya çıkacak iyi mi?” diye hayıflanıyorsun adamım. Zengin-fakir arasındaki uçurum değil seni rahatsız eden. Seni rahatsız eden bu uçurumun gün yüzüne çıkması. -Ki zaten ayın on dördü gibi gün yüzünde değil mi?-

    Hem zaten okullardaki forma mantığının temeli de sınıf farkı değil, tek tipleştirmeydi. Tek tip, birbirine benzeyen siyah, mavi yaratıklar yetiştirmek.

    Şehrin plazalarından şehrin varoşları nasıl ayan beyan gözükmüyor, şehrin varoşlarından şehrin plazaları nasıl kabak gibi gözüküyorsa, senin o çok savunduğun üniformalara rağmen biz yine sizi görebiliyoruz adamım. Üniformanın altındakini görebiliyoruz. Sen de görebiliyor musun benim üniformamın altındaki gerçeği? Çıkart kafanı kumdan adamım. Fildişi kuleler balçıkla sıvanmaz.

    Peki ne yapabilirim? diye soruyorsan eğer.
    Pamuk eller cebe adamım.
    “Fe istebiku el hayrati”
    Ya infak, ya in fuck!
    alıntı: uğur erzincan

    • MserdarK 28/11/2012 at 17:52 #

      Bu kadar kolaycı ve düz mantık olunca her şey ne rahat, değil mi?

      • Dundar Yilmaz (@dundar_yilmaz) 11/12/2012 at 09:31 #

        Mserdark yazindaki gozden kacan noktalar:
        1- Yonetmelikler devlet okullarini kapsiyor. Isteyen ozel okullar uniforma uygulamasina devam edebilirler. Cocugunu oyle bir okula gonderebilirsin.
        2- Cocugun anaokuluna ayda -neresinden baksan 1000 lira civaridir- veriyorsun da cocugum ne giyecek derdinde misin?
        3- Formayi cocuga giydirdiginde gercekten kalkacak mi sinif farklari? Cocugun zenginlere oksunmeyi birakacak mi? Arkadasinin durumunun kendisinden iyi oldugunu farkedemeyecek mi?
        4- Bence her ana babanin cocuguna uygun bir dille arkadaslariyla arasindaki gelir farkinin nedenini anlatmali ve cocuguna elindekiyle yetinmeyi ogretmeli aksi halde her zaman elinde olmayani isteyen birisi olur cikar.

  38. Akay Doğa ADAK 28/11/2012 at 18:23 #

    Merhabalar.
    Liseyi iki sene önce bitirmiş bir genç olarak deneyimlerin, çocuk sahibi olanların, açık düşünenlerin onayladıkları; diğer yorumcu arkadaşların ise gözden kaçırdıkları bir durumu belirtmek isterim..
    Ben de güzel bir ilkokul ve anadolu lisesinde okudum ve okul kıyafeti ile büyüdüm. Diğer okulları da bildiğimden şunu söyleyebilirim ki; okullarda serbestlik değişkenlik gösteriyor. Ama hangi alanlarda? Ayakkabı, mont, kazak, çanta, okul gereçleri.. Öğrencilerin gömleğin altına giydikleri tişörtler bile büyük fark yaratıyor.
    Ailemiz orta gelirin üstünde olmasına rağmen benim her istediğimi anında almadılar. O zamanlar çok üzülmüş olsam da bu kararın beni nasıl geliştirdiğinin farkına sonradan varabildim. Ama küçük çocuklar için “dünyayı öğrensinler” demek gerçeklikten uzaktır, çocuk dünyası ve duygularını önemsememektir.
    Okurken benim de isyan ettiğin üniforma zorunluluğunun önemine şu anda varıyorum. Avrupa’da giyiyorlar evet ama bahsettiklerimiz bu uygulamayı çok yıllar öncesinden yapmış, ayrışma-ayrılma tehlikesi olmayan memleketler.
    Biz, aylık maaşının iki katı tutarında cep telefonu alan (en basit örnek olduğunu biliyoruz) bir toplumdaki vatandaşlarız. Ülkemizdeki gerilim zaten bu kadar yüksekken bu iş sadece bizi daha çok ayrıklaştıracaktır. Ayrıca çocuklar herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini -yaşadığımız hayatın tersine olsa da- anlamalıdırlar.
    Sorunu ailelerin aç gözlülük davranışını vermesi olarak da düşünemeyiz; yoksa çocukların gözlem gücünü yabana atmış oluruz.
    Her değişim iyiye yöneltmez. Karar verirken deneyimler ile fikirleri birleştirmek bence daha doğru olacaktır.
    Sevgiler

  39. jim morrison 28/11/2012 at 18:24 #

    Başörtüsü meselesi için böyle olması şart maalesef
    Son kurşun

  40. Arda 28/11/2012 at 18:36 #

    Abi yorumları okuyunca anladım herkes ne kadar bencil ve kendi “ideolojik” penceresinden olaylara bakmış yahu.. Bu kadar açık bir yazıyı bizler bile anlayamıyorsak “onlar” hiç çakozlamaz.. Zaten umurlarında da değil. Bu arada size de Allah kolaylık versin :)

  41. Kemalettin GÜNEN 28/11/2012 at 19:15 #

    Söyleyecek söz yok, kelimeler kifayetsiz kalmış. Kaleminize sağlık.. İbrahim Sadri’nin bir şiiri var, “Kırmızı Araba” isminde, babanın oğluna kırmızı araba alamayışını konu ediniyor. Yazının sonuna iyi giderdi kanısındayım.

  42. hebele gubele 28/11/2012 at 19:28 #

    Sayin mserdark;

    Sanirim, ogrencilerin ailelelerinin ekonomik durumlari arasindaki farkin sadece ogrencilerin giydigi kiyafetten anlasilabildigini dusunuyorsunuz. Eger oyle dusunuyorsaniz, uzulerek soylemek istiyorum ki yaniliyorsunuz. Benim okudugum zamanlarda, insanlarin tenefuste ne yediklerinden dahi asagi yukari ailelerinin gelir seviyeleri ile ilgili bilgi edinebilirdik. Gunumuz teknoloji devri. Kimi elinde tablet ile geliyor okula, kimi kocaman bi akilli telefon, kimisininkinin ustunde isirilmis elmalar. Ve siz bana diyorsunuz ki, kiyafet tek tip olunca insanlar arasindaki ekonomik fark belli olmaz. Guldurmeyin insani ALLAH askina, ulkede uzulecek onca sey varken. Sadece muhalefet olmak icin muhalefet olmak yerine, kafa yormak lazim. Kotunun iyisi ile kotunun kotusunu ayirt edebiliyor olmak lazim.

    Saygilarimla

  43. rakamsal 28/11/2012 at 19:29 #

    Bundan memnun olmayanlar çocuklarını Steve Jobs gibi giydirebilirler.

  44. Muammer Safa Karapinar 28/11/2012 at 19:53 #

    Her geçiş süreci sancılıdır ama sonuç olarak ne elde edeceğimize/edemeyeceğimize odaklanırsak daha isabetli bir kanıya varmış oluruz sanırım.
    Şöyle ki, aslında insanların giyim kuşamına göre kamplaşmasının, değer görmesinin ne kadar manidar ve gülünç bir vaziyet olduğunun tam olarak idrakindesiniz ama kesinlikle bu sorunun çözümünün giyim kuşam durumunun tek tipte devam edilmesinde yattığını düşünmüyorum. Bilakis, akıllarda yer etmesi gereken ve bizim de kanalize olmamız gereken düşünce aslında giyim kuşamın bir insanı diğer insandan asla ve asla daha üstün yapmayacağı gibi daha aşağılık da yapamayacağıdır. Bunu da idrak etmenin en iyi yolu uygulamaya geçmektir. Bu bilinç oturursa şayet daha az bilinen markayı veya markasız giyen çocuğun da böyle aşağılık kompleksi olmayacağı gibi giyim kuşamla karşıdakini alt etmeye çalışan insan sayısı da hızla dibe vuracak. Tabi bu zamanla oturur mu yoksa aradaki -aslında olmayan- fark daha mı belirginleşir, şimdiden kestiremiyorum (zira bahsettiğim bilincin ne kadar oturup oturmadığına göre değişecek). Ama tüm bu tabuların bir yerden kırılması gerektiğini düşünüyor ve bu kararı destekliyorum. Umarım, giyim mevzusu üzerinden insanların ayrıştırıldığını konuştuğumuzda dahi komik duruma düşeceğimiz günler bizi bekler. Aslında hayat; giyim farklılıklarına bu kadar kafa yoracak kadar uzun ve ucuz değil! Ne de olsa çıplak gelip çıplak olarak gidiyoruz.

  45. yolcu 28/11/2012 at 21:09 #

    Üniforma kalmalıydı bence. Hatta belki de önlük kalmalıydı. Hergün ne giyeceğim/giydireceğim derdi olmuyordur hiç yoktansa. Ama şimdi veliler için böyle bir dert var. Benim çocuğum yok ama çevremde gördüğüm kadarıyla çocuklar azla yetinmiyorlar. Hep birbirleriyle yarış içindeler. Anaokulundayken yeğenimin anlattıklarını dinliyorum da; Aaa sen bunu dün de giymiştin, diyen çocuklar varmış.

  46. murat 28/11/2012 at 22:07 #

    Anlamış değilim. Çocuklarımız sokakta, parkta tek tip kıyafetle gezmiyorlar. Bu sorun olmuyor hem çocuklarımız için hem de bizler için. Ama okul hayatına başlayınca, pat diye bunlar birer sorun mu oluyorlar? Ben çocuklarmızın, okullarmızda da tıpkı dışarı çıkarkenki gibi parka gönderdiğimiz gibi serbest kıyafetle olmalarnı destekliyorum savunuyorum.

  47. Murat YİLDİZ 28/11/2012 at 22:43 #

    Bütün yazılarınızı keyif alarak okusam da bu yazınız belki öğretmen olmamdan belki de konuya olan ilgimden beni farklı biryerden yakaladı. O bahsettiginiz ‘İstanbul’un göbeğinde fakat en sefil’ olmasa bile ortanın altında şartlara sahip okullarindan birinde gorevliyim. Öğrencilerim ortaokul düzeyinde olsalar bile marka tutkusu, farklı olma istegi – ergenliğin ilk sancıları sayılabilecek- ilgi çekme arzusu açıkça hissedilebiyor. Bu yönetmeliği çıkaran insanların okulları bir balkondan değil gökdelenin tepesinden izlediklerine inanıyorum. Maddi konuda uçurumların bulunduğu sınıflarda bütün ogrencilerin eşit olduklarını göstermek ve herkesin sağlıklı bir kendine guven duygusu olusturmalarinii sağlamak zaten yeterince zorken bu yönetmelik ogrenciler icin yeni aşılması çok zor duvarlar oluşturacak. Okul kıyafetleri okul-aile birliği tarafından yardimlarla sağlanan, iç çamaşırı bile olmayan ogrencilere maddi imkansızlıkları okullarda her gün her teneffüs yeniden hatirlatilacak. Önümüzdeki yıl uygulanmaya başlanacak bu yönetmelikten sonra internette de korkarım bu uçurumu gösteren fotograflar sıkça yer alacaktır

    • wime77 28/11/2012 at 23:16 #

      Murat bey artık çarşaflı öğrencileriniz olacak. Bakın Tekke ve Zaviyelerin de açışına denk gelen bu uygulamaya başka bir açıdan bakmanızı beklerdim.

      Tekke ve Zaviyelerin bu ülkenin kültürü olduğunu söyleyen bir zihniyetin hiçbir uygulaması kabul edilemez. Sizin buna karşı durmanız önemliydi.

      Artık öğretmenlerin ismi geçmeyecek. Artık Tekke ve zaviyelerden alacaklar eğitimlerini.

  48. smyrneen 28/11/2012 at 23:25 #

    Aslında bu konu velilere sorulmuştu: http://www.aksoy.gen.tr/2010/04/mebin-serbest-kyafet-anketi.html
    Ama ne derece amacına ulaşmıştır, bilemiyorum.

  49. Murat Çorlu 29/11/2012 at 00:57 #

    Her büyük değişiklikte olduğu gibi bunda da geçiş sürecinde sıkıntılar yaşanmasını makul karşılamakla birlikte, alışkanlıklarımızın ve korkularımızın doğru adımlar atmamızın önünde engel olarak durmasına müsaade etmemek gerektiğine inanıyorum. Biz üniformasız okula gitmeyi yaşamamış insanlarız. Ama bu sınıf farkından doğan gizlenmelerimizin ve korkularımızın olmadığı anlamına da gelmiyor. Sınıf farkı sıkıntısı hep vardı; bazen silgi ile, bazen sırt çantasıyla, ayakkabıyla, tetrisle vs. Ancak biz bunlarla mücadele etmede üniformamıza sığınmaya çalıştık, ezikliğimizi kamçıladık. Sonra bu kişiyle okul dışında karşılaştığımızda, halimizden utandık. Fakat şimdi öyle olmayacak; mevcut sistemin devamındakiler belki ilk başta bir tökezmele yaşayacaklar, ama buna alışılacak ve kıyafet mevzusu korktuğunuz kadar büyük sıkıntılara yol açmak şöyle dursun, bilakis çocukların bu konuda doğru yaklaşım ve bilince kavuşmalarına ve kendine güvenen, kendisi ile barışık bireylerin sayısının artmasına hizmet edecektir. Ailelerin de bunu bir fırsata dönüştürerek çocuklarına doğru mesajı vermeleri ve çocuğunun o an üzülecek bile olsa, hayır diyebilmeyi ve bu durumun bir eksiklik olmadığının anlatılmaya çalışılması gerekir.

    Not: Çocuğum yok, dolayısıyla “Çocuğun olduğunda farklı düşüneceksin” şeklindeki savunmanıza da verecek cevabım yok. Ancak bu konuda fikir beyan edebilmek için çocuk sahibi olmayı beklemeyi de pek mantıklı bulamadım.

  50. Oğuz Demirkapı 29/11/2012 at 04:11 #

    Üniformalar baskıcı kafaların ürünüdür ve gelecek nesillerde üniformalar olmasın. Ama tabi sağlıklı gelecek nesillerin yaratılışına kadar da bir regülasyon ihtiyacı gerekir ve toplumu ‘adam’ edebilmek adına zorlamalar meşrudur diye düşünülebilir bir yaklaşımla bugüne kadar olan ve bundan sonra da olacak olan yaptırımcı yaklaşımlarda kaçınılmaz bir uygulama.

    Ancak burda asıl sorun daha derin. Gözüken o ki serbest bırakıldığı ifade edilen ortamda yine farklı kıstaslarla dayatılan bir kurallar silsilesi halen varlığını korumakta. Özellikle de genelin meşru olarak görebileceği dizüstü etek boyu, saydam olmayan giysiler gibi vurgularla da uygulamanın toplamına dair bir destek kampanyası da ihmal edilmemekte. Araya sıkıştırılan uzun kol gibi diğer detaylar ise aslında gelecek olan daha vahim uygulamaların ilk sinyallerinden başka birşey değildir.
    ,
    Bugün iyiniyet ile başladığı düşünülen bu ‘açılım’ yarın kendisinin dünya görüşü ve toplumun şu an gidişine göre yapılandıran bir kültürel ortamda dolaylı/dolaysız etkilenen ailelerin dayatması ile olandan daha da geriye gideceğini görebilmek gerekli. Tabi ki kendi çocuğuna yakışana kendisi karar verebilir diye düşünüp özgürlükçü olmak gibi bir yaklaşım olsa da özellikle de ülkemiz gibi halen feodal yapılanmaların hakim olduğu bir ortamlarda mahalle baskısı gibi bir etkenden etkilenebilecek diğer aileler ve çocuklarının durumlarının ne olacağını kestirmek de çok zor olmayacaktır. Bugün kısa kolunu kapattıran kafalar, yarın başka taleplerle yaratacakları zoru özellikle kırsal ve eğitim düzeyinin yetersiz olabileceği kesimlerde nasıl bir toplumun yapıtaşları yaratılacaktır görebilmek lazım.

    İdeoloji temelli bu tarz su yolu çabalarını saf bir şekilde iyiniyetli görmeyip, olabildiğince çıplak yapılmakta olan yabancılaştırma ve ayrımcılık temelli kamplaşmalarda toplumun içine ekilen dinamitler olarak görmek ve potansiyel tehlikeleri olabildiğince teşhir etmek gerekmektedir. Bugün %50 oy alan bir siyasal oluşumun temel politikası da zaten çok bariz temel ayrışma noktalarını kullanılarak gaza getirilen bir cehalet ile yaratılan toplumsal kamplaşmalarda olduğunu da görebilmek gerekli. Cepheleşme sonucu yaratılan ayrışmalarda aptalca bile olabilecek uygulamaları sırf bu kamplaşma yüzünden sineye çekebilecek büyük de bir çoğunluk yaratılmış durumda.

    Burda yapılması gereken yoksulun ve garibanın bir arada olduğunu tekrar ve tekrar anlatıp onların geleceğinin şu ya da bu sermaye güçlerinin organizesinde palazlanmış siyasal oluşumlarda değil, bir araya gelmekte olduğunu anlatmaya her gün, her alanda, her şekliyle devam etmektir. Oynanması istenen kamplaşma sürecinde malzeme olmaktan sakınıp, gerçek sorunların teşhiri ile uğraşmak gerek.

  51. dilsad kirselioglu (@dilsadk) 30/11/2012 at 02:03 #

    Sayın Kuzuloğlu,

    Sizden yaşça küçük biri olarak yazınıza kendimce bir bakış yapmak istiyorum izninizle.

    90larda (hani şu liberalizmin alıp başını uçmaya başladığı dönemlerde) ilkokula başladım. Ben ilkokula giderken siyah önlük, orta okula giderken de mavi üniforma mevcuttu halen. Sonraları önlükler maviye, lise formaları da kolej formaları gibi etek-ceket haline getirildi. Tüm bu süreçte kıyafetlerin eş olmasının öğrencilerin maddi gelirleri arasındaki uçurumu gizlediğine hiç şahit olmadım. Bilakis; önlüğün kumaşı, şekli, ayakkabılar, ayağımıza giydiğimiz çorabın mus ya da yün oluşu, erkek arkadaşların pantolonları, saçlarının traşı ve daha da ilginci kolalı jilet gibi yaka ya da elde örülmüş ipten kötü görünen yaka mı olduğu zaten bizi ele verirdi. Bunlar vermiyorsa bile kantinde kola alabilen ya da tost yiyebilen arkadaşlarımız zaten refah düzeyi yüksek ailelere mensuptu. Zaten daha ders yılının ilk günü bize ailelerimizin ne iş yaptığı sorulmaz mıydı? hangi önlük, hangi kıyafet bu sorunun bir çocuğu bıraktığı zandan koruyabilir ki? Tüm çocuklar biliyordu zenginlik ne demek, fakirlik ne demek. Derste olmasa beden derslerindeki güzel eşofmanlardan biliyorlardı. Veli toplantılarından, pikniklere getirdikleri yiyeceklerden biliyorlardı.

    Gerçek yaşamla zaten karşı karşıya bu çocuklar. Her şeyin farkındalar. Okullar da üniforma yok ki. A kolejinin kıyafetini giyebilen çocuklar her zaman daha prestijli görünürler bir de bakın B ilköğretim okulunun mavi önlük giyenlerine… O sizin dediğiniz ayrım 90larda bitti. Yeni medya uzmanı olarak siz dünyanın dönüştüğü yeri hepimizden iyi biliyorsunuz. Çocuğunuzun pullu, renkli elbise istemesi okulda forma olmamasının bir sonucu değil. Bu zaten çocuk gelişiminde o yaşta olabileceği kabul edilen bir tutum ve tüketim odaklı olmak, çocukların suçu değil. O çocukları saçmasapan bir kumaş parçasını (o kadar da rahatsızdır ki o, yazın terletir kışın üşütür) giyin, giymelisiniz diyerek korkularımızın arkasına sığınmıyor muyuz? aman travma yaşamasınlar diye onları düşünüyoruz da aradaki gelir uçurumunu her gün daha da arttırarak, onları tüketime özendirerek asıl travmayı bizler yaratmıyor muyuz? Biraz iki yüzlü değil miyiz? Kendi değer yargılarımızı bizimle hiç ilgisi olmayan bir kuşak üzerine dikte ederek onları kendimizden soğutmuyor muyuz? Birlikte yaşamanın güzelliğini, farklılıklara rağmen mutlu olunabileceğini anlatmaya imtina ediyoruz ama bir bez parçası ile onları koruyabileceğimizi sanıyoruz; bu çok çelişkili ve işimize gelir bir tavır değil mi?

    Bir de bu yönden düşünmenizi dilerim.
    Sevgilerimle.

  52. Serhat 30/11/2012 at 03:41 #

    Serdar Bey, ben Almanya’da yaşıyorum, aynen sizin gibi benim de ikizlerim var ama daha çok küçükler, Burada büyümediğim için okullardaki durumu bizzat yaşamadım. Ancak aile içerisinde hali hazırda okula gitmekte olanların hayatlarından tespit edebildiğim kadarıyla öğrenciler neredeyse kıyafetlerinin fiyatlarına göre gruplaşıyorlar. İşin acısı fakir çocukları eğer bir de sessiz sakinlerse mobbing kurbanı oluyorlar. Bunun yanı sıra farklı ülkelerden gelen çocuklarda daha ziyade birbirleriyle takılma olayına da büyük etkisi var.

    Elbette ki öte yandan kişiliğin özgürce gelişmesinde serbest kıyafetin bir önemi var, ancak Türkiye’nin eğitim çarklarından baştan sona geçmiş biri olarak kişiliğin özgürce gelişmesi için serbest kıyafetin yürürlüğe girmesinin ne denli abest olduğunun da son derece farkındayım. Ezberleme üzerine kurulu eğitim sistemi değişip yerine katılıma, deneye dayalı bir sistem getirmedikten sonra eğitim sistemi üzerinde istenen oynama yapılsın sonuçta yine birşey değişmeyeceğinden de eminim.

    Yazınızı büyük keyifle okuduğumu ve düşüncelerinize kelimesi kelimesine katıldığımı da son olarak belirtmek isterim.

  53. ltg 30/11/2012 at 07:26 #

    Serdar Bey,

    Ben yazdiklarinizin coguna katilmiyorum. Belki de sahsi ornekler verdiginiz icin. Cunku benim yasadiklarim farkli idi. Elbette cocugunuzu, ailenizi en iyi siz bilir ve anlarsiniz. Ben de ancak yazdiginiz kadarini bilebilirim. Benim de neredeyse 5 yasinda bir kizim var ve sizin gibi kokosluk konusunda cok ama cok endiseliyim:) Ne kombinler gorduk, ne siz sorun ne ben soyleyeyim! (Bizde de kayda alindi tabii:).

    Neynepcik size benim Versace’m Gucci’m yok dememis, “bilmemkimin simli kiyafeti var, ben de istiyorum,” demis. Onun derdi Yanlis anlamazsaniz, soylemek istedigim, onun soyledigine siz anlam yukluyorsunuz gibi geliyor. Bu bilmemkim marka esofman giydiginde ne oluyor diye merak etim. Yarin Ali de “bilmemkimin uzaktan kumandali yanar donerli zimbirtisi var, ben de istiyorum,” demeyecek mi? Siz de yazmissiniz zaten, cocuklar anlamiyor, aileler yapiyor bunu diyerek. Bence o rekabetin icine girip girmemek sizin tercihiniz. Bunu kendi annemle babamin davranislarina bakarak soyluyorum.Sosyolog psikolog degilim; benim de kendimden baska verecegim bir ornek yok. Tabii herkes cocugu icin en iyisini, en guzelini, daha da iyisini, daha da guzelini ister.

    (Yeri gelmisken, bu yaziya guzide bir politikacimizin “bizde niye yok diyor!” klibini koymamis olmanizi siddetle kiniyorum!)

    Forma varken de zengin/fakir ucurumu ayan beyan ortadaydi. Benim zamanimda ilkokulda kokulu silgilerle baslayip siniflar yukseldikce beyaz gomlek yerine alinan “off-white”, ucuk pembe lacoste tisortlere, “dayk corap” yerine giyilen burlington coraplara, timberland ayakkabilara vardi. Liseye geldigimde formasini ozel diktiren kizlar vardi, kumasi hep biraz daha farkli gri, pilesi biraz daha ozenli.

    Dile getirdiginiz sorunlar forma giydigimiz icin cozulmedigi (hatta ve hatta ustu de ortulmedigi) gibi, forma gidince de cozulmeyecek. Bakin su gune kadar her nesil forma giydi. Siz ve esiniz de, cocuguna tepeden tirnaga marka giydiren o anneler (ve babalar degil mi?) de. Sizin tecrubelerinizle benimkilere kizinizinkileri de eklersek goruyoruz ki, bu ulkenin sartlari onyillardir hic degismiyor nedense:(

  54. emre ercan 30/11/2012 at 15:11 #

    Ama biz üniformayı ailelere destek olmak için, çok yüklü miktarda üniforma parası vermesinler diye kaldırmıştık !.. olmadı mı? Tüh..

  55. H 30/11/2012 at 23:47 #

    Welcome to real life, Son of Kuzul.

  56. erhan 01/12/2012 at 17:10 #

    abi kızın çok tatlı allah bağışlasın :)

  57. mustafa 01/12/2012 at 23:24 #

    Çok güzel bir yazı. Okurken bazen güldüm bazen hüzünlendim.

    Ülke olarak batıyı taklit etmeyi çok seviyoruz. Oradaki şeyleri ülkemize alırken bu bizim ülkeye uyacak mı diye düşünmeden alıyoruz. Kıyafet konusu da bunun gibi. Sen milletinin bütçe farkını bilmeden böyle bir uygulama yaparsan olmaz. Garibi zengine ezdirmiceksin. Ah dicek çok şey var da …

  58. logox 05/12/2012 at 22:55 #

    Bir Allah’ın kulu da çıkıp Öğretmene (erkek) dayatılan takım elbise, kıravat, gömlek için bir şey söylememiş. Herkesin tuzu kuru elbette, o sınıfta o dersi siz işlemiyorsunuz. En fazla giyebileceğiniz beyaz bir önlük. Kıravat, gömlek, pantalon aynı…

  59. Sait 10/12/2012 at 01:27 #

    Sayın Kuzuloğlu;
    Ben sizinle aynı görüşte olmadığımı belirtmek istiyorum.
    Her sözde aydın olduğunu söyleyen kesimdekileri aynen savunmuşsunuz. İşin ucu yine eşitlik, haksızlığa gelmiş de eşitlik sadece üniforma ile mi belirleniyor anlam veremiyorum? Örneğin 2 çocuk. Aynı renk önlükleri var diye ikisi eşit mi sayılır? ama birisi evine ders çalışmaya yürüyerek giderken, diğerini okul bahçesinde servis alıyor ve önlükleri aynı. Birisi öğretmenin haftalarca yaptığı reklam üzerine söylenen yardımcı test kitabını alırken diğeri sıra arkadaşındakine bakarak soru çöüzüyor ama önlükleri aynı. Birisi dersaneye giderken diğeri evin yolunu tutuyor ama önlükleri aynı. Birisi beslenme arasındaki süresini okul kantininde canı ne çekerse yerken diğeri annesi katık yaptıysa onu yiyor ve bir kısmı onu da yiyemiyor belki ama hepsinde önlük var. Eşit mi şimdi bunlar? Olayı sadece üniformaya bağlaamk mı eşitlik anlayışı? Yazık. Gerçekten yazık. Atatatürk’ün eşitliğinden anladığınız sadece muhalefet için muhalefet mi? Neden gelir düzey eşitsizlikleri çözülmeye çalışılmadı da bu gündem değiştirici olaylar konuşuluyor sadece? Gerçekten üzülüyorum ülkemdeki insanların ötekileşmeye karşıyız derken ki ötekiliklerine…
    Saygılar.

  60. paşa 20/11/2013 at 03:01 #

    Sene 90’ların sonu askerden yeni gelmişim, normal olarak daha çalışmıyordum. Müziği de her zaman bir merağım vardı ve Beyoğlu AkSanat Merkezinde bir konsere gitmiştim. Üzerimde iyi kötü bir ceket vardı şimdi hatırlıyorum çok da kötü değildi ama klasik müzik olduğu için mi neydi o küçük salona girdiğimde bir kaç genç kenarda oturmuş, heralde kıyafetime göre yargıladılar sanırım kimler geliyor falan diye bariz gülmüşlerdi. Askerden sudan çıkmış balık gibi olan ben 15 dakika içinde bu duruma dayanamayıp çıkmıştım, şimdi olsa o sinirle dalardım herhalde. İnsanları kıyafetine yargılamak komplekslerini bizlere de ne güzel yüklüyorlar. Bir de çocuklar bu konuda daha da acımasız. Düşün ciğerparenin okulda ezi k kalması, ebebeyinlerin çaresizliği nasıl olur? İlk önce çocuklarımızı iyi yetiştirmek gerekiyor belki de iyicene olayları net anlatmak. Ben bile bile olayı hatırladıkça sinirleniyorum ya çocuk aklıyla. Tek tip gelsin bir çocuk üzüleceğine dünyalar yıkılsın…

  61. Hhj 14/01/2014 at 07:28 #

    Okul servisinde küçük sınıflardaki çocuklardan, kendi iri cüssesine güvenip zorla para alan bir “arkadaşın” da olmuş muydu senin?

Trackbacks/Pingbacks

  1. İki konferans salonunun hikayesi | Blogcu Anne - 30/11/2012

    […] Serdar Kuzuloğlu, gerek kendi öğrenciliğinde yaşadığı, gerekse şimdi ikiz babası olarak yaşamaya başladıklarını şu yazısında çok güzel anlatmış: Üniformanın sonu, felaketin başlangıcı […]

  2. İki konferans salonunun hikayesi | Bilgi Ara Bul | haber, bilgi, teknoloji, moda, yaşam, kadın - 03/12/2012

    […] Serdar Kuzuloğlu, gerek kendi öğrenciliğinde yaşadığı, gerekse şimdi ikiz babası olarak yaşamaya başladıklarını şu yazısında çok güzel anlatmış: Üniformanın sonu, felaketin başlangıcı […]

  3. Öğrenimde yeni bir seçenek: Khan Academy - M. Serdar Kuzuloğlu - 24/05/2015

    […] sanıyoruz. Çarpık sistemin zihnimizde bıraktığı tortu bu çünkü. Oysa okul için neden üniforma giymek zorunda olduğumuzdan neden belirli bir saatte, (zihni seviye ve kapasitelerine bakmazsızın) belirli bir yaş grubuyla, […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim