Bu zenginler size ne etti?

Meşhur Amerikan gangsteri Al Capone’un bir sözüyle başlayalım.

alcapone

Küçükken her gece Tanrı’ya bana bir bisiklet versin diye dua ettim. Sonra Tanrı’nın yönteminin bu olmadığını anladım. Ertesi gün bir bisiklet çaldım ve her gece Tanrı’ya beni affetmesi için yalvardım.

Para çoğu kişi için hayatın anlamı. Amaç ile araç kavramının birbirine en karıştığı konu. Parayı ne için kazandığımıza dair yazılan-çizileni uç uca eklesek dünyayı kaplardık herhalde. Söze gelince herkes sağlık, namus gibi kavramları en başa koysa da çoğunun en büyük hedefi, önceliği ve çabası para. Açıklaması zor hallerimiz de var. Zengin olmak için çabalayıp zenginlerden nefret etmek gibi. Olmak istediğimize yönelik o anlaşılmaz nefret.

Fakirliğimizde zenginlerin payına yönelik lafımız bol. Ama özgür irademizin bu halimizdeki payının hak ettiği eleştiriyi çok azımız yapabiliyor. Fakir az kazandığı için mi fakir çok harcadığından mı, çoğu zaman bilemiyoruz. Cep telefonu bayisi arkadaşımın en pahalı telefonları alan kitleye yönelik tespitlerini burada yazabilmek isterdim. Tefe konma korkusuyla vazgeçiyorum. Az-çok tahmin ediyorsunuzdur özünü eminim.

Continue reading →

Zenginlerin başarı sırları

Her gün Vimeo ve Youtube’dan bir – iki belgesel izlemeye çalışıyorum. Hatta bunun için özel bir listem dahi var. Çoğu zaman denk geldiklerim yüzünden o listeye bakmaya fırsat bile kalmıyor gerçi.

Bugün denk geldiğim BBC belgeseli (bir dönem bizde de yayınlanan) girişimci – yatırımcı temalı ünlü şov programı Dragon’s Den‘in Birleşik Krallık sürümünden Peter Jones‘un imzasını taşıyordu. Jones, tam bir mavi kanlı İngiliz zengini. Yani bizim ‘Sakıp Ağa‘ formatından çok farklı. Belgesel ülkenin yeni nesil zenginlerinin başarı sırlarına odaklanıyor. Daha özetle köşeyi nasıl dönüp, kefeni nasıl yırttıklarına bakıyor.

Yapıma konu olan Richard Reed ve Michelle Mone orta halli ailelerden, sıkıntılı şartlardan ve neredeyse yok denecek kadar az sermayeden bugünlere gelmiş. Fakat birbirleriyle taban tabana zıt iki kişilik.

Richard Reed

Richard Reed

Reed, kısa sürede Birleşik Krallık’ın taze sıkılmış meyve suyu pazarının yüzde 75’ini ele geçiren, 165 milyon paund cirolu Innocent adlı bir içecek şirketinin kurucusu. Mone ise Ultimo adlı bir kadın iç çamaşır markasının yaratıcısı.

Continue reading →

Ne güzel şey şu zenginlik

Soğuk algınlığının en büyük şifası hiçbir şey yapmadan yatıp dinlenmek diyorlar. Ben yapamıyorum. Benim için hastalık biriken kitap ve videoları eritme fırsatı anlamına geliyor. Üşenmezsem bazılarını buraya aktarmaya çalışıyorum. Bu yazı da onlardan biri.

Youtube’da denk geldiğim belgesellerden biri şimdiye kadar hiç duymadığım ABD’li zengin bir aileyle ilgiliydi. Koch soyadını taşıyan bu aile zenginliğini Sovyetler Birliği zamanında Stalin’in el vermesiyle petrolden elde ediyor. Daha sonra bu bilgi birikimini ABD’ye taşıyarak servetini inanılmaz bir boyuta ulaştırıyor. Klasik ‘Amerikan rüyası’ hikayesi anlayacağınız. Fakat devamı biraz ilginç.

gold-bars

Koch kardeşler bizzat kurduğu ya da bağışlarıyla desteklediği vakıf, dernek, araştırma merkezi gibi kurumlarla kendi fikirlerine yönelik lobi faaliyetleri yürütüyor. Okulların yönetim kurullarına nüfuz ederek zengin mahallelerindeki okullarda fakirlerin okumasını engellemeye çalışıyor. Üniversitelere yaptığı büyük bağışlarla akademik kadroların liberallerden oluşması için baskı kuruyor. Sosyal sağlık sisteminin kaldırılması ve emeklilik yaşının arttırılması için çalışmalar yürütüyor. ABD’de gayet etkin bir sistem olan doğrudan ve dolaylı politik bağışları kullanarak kendi çıkarlarını (endüstriyel kirliliğin daha az ceza alması gibi) savunan yasalar çıkartmalarını sağlıyor. Akademisyenler, medya mensupları, iş dünyası ve politikacılardan oluşan dev bir propaganda ordusu var.

Continue reading →

Üniformanın sonu, felaketin başlangıcı

Ben sıkıntılarla büyümüş, zor şartlarda yetişmiş, sonradan orta düzey bir yaşam seviyesine kavuşmuş bir memur ailesinin çocuğuyum. Ve bittiği için istisnasız her gün şükrettiğim çalkantılı eğitim hayatım hep üniformayla geçti.

Çok iyi okullarda da okudum, çok kötü okullarda da. Vasat okullarda aşağı yukarı herkesin hali meydanda olduğundan farklılaşma olmazdı. Ama zengin ailelerin çocuklarının okuduğu okullarda bazen bir çorap, ayakkabı, kravat ya da mont gibi detaylar kendini hemen belli eder; ötekini berikinden ayırırdı.

Üniforma adı üstünde; tek tip kıyafet demek. Şimdiye kadar öğrencilerin kıyafeti Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği çerçevede, okulların aldığı kararla seçilen bir kombinasyondan oluşuyordu. İstismar edilmiyor da değildi. Örneğin kimi okul yöneticileri belirli üniforma üreticileriyle anlaşıp neredeyse her sezon üniforma değiştirtiyordu.

Yeni bir dönemin başlangıcı

Dün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni kılık kıyafet yönetmeliği  ilkokul, ortaokul ve liselerden üniformayı kaldırdı. Ana hatlarına Milliyet gazetesinin ilgili haberinden bakalım (koyulaştırılmış kısım benim yorumum, yazının konusunu da bu oluşturacak):

Continue reading →

Çocuk dünyasına dair

Popüler konuları çok tazeyken yazmayı çok tercih etmiyorum ama son günlerde hakkında epey konuşulan şu video bana Rıfat Ilgaz’ın bir şiirini hatırlattı.

Önce videoyu izleyelim:

Ve bana hatırlattığı şiir:

Continue reading →