Bedava film ve müzik mümkün (mü?)

Bugün herkesin koşarak uzaklaşmaya çalıştığı Flash video formatı codec bulmayla uğraşmadan, ek bir yazılım yüklemeye gerek kalmadan web sitesinde video izleyebilmeyi sağladı. Eğer Flash video olmasaydı Youtube diye bir şey de hayatımızda olmayacaktı.

Benzer bir ilişki MP3 ses formatıyla Napster arasında da yaşandı. O zamana kadar WAV formatında her biri 250-300 MB yer kaplayan dijital şarkı dosyaları bir anda 2-3MB seviyesine gerilemiş, hatta paylaşılabilir hale gelmişti. Tam o sırada (1999 yılında) o dönem daha 19 yaşında olan Shawn Fanning adlı bir Amerikalı üniversiteyi bırakıp Napster adlı bir uygulamayı hayata geçirdi. Son derece basit bir temele dayanan yazılımı internet tarihini değiştiren en büyük adım olarak tarihe geçti.

Napster

Ücretsiz dağıtılan Napster, bilgisayarınızdaki bir klasörü paylaşıma açıyor, içindeki MP3 dosyalarınızın listesini merkezi sunucusuna aktarıyor ve o dosyaları (şarkıları) çekmek isteyenleri size yönlendiriyordu. Birkaç hafta içinde internet en popüler uygulaması haline gelen Napster aynı hızla müzik şirketlerinin avukatlarının da mıknatıs gibi kendine çekti. En yoğun protesto Metallica (daha doğrusu davulcusu Lars Ulrich) ve Madonna’dan geldi.

Açılan dizi dizi davalar sonucu Napster 2001 yılında kapandı. Ve şarkı paylaşım bir anda durdu. Çünkü sistem merkezi bir sunucuya bağlı çalışıyordu.

Napster bir mahkeme kararıyla tarihe gömüldü ama bu kısa maceradan alınan ilhamla bugün internet trafiğinin hala büyük bir bölümünü oluşturan Bittorrent protokolü ortaya çıktı. Yaratıcısı Bram Cohen herhangi bir merkeze sahip olmadan dosyaları bireyler arasında paylaştırmayı mümkün kulan uygulamasını 2001’de tanıttığında ilk başta pek ilgi görmedi.

Bugün geldiği noktaysa ortada.

Bittorrent çocukları

Bittorrent protokolü çoğu kişinin kafasına korsan içerikle kazındıysa da onun temellerinden doğan JoostBittorrent Sync gibi pek çok ilginç uygulama hayata geçti. Bram Cohen bugün hala Bittorrent’in başında, lisansladığı teknolojisiyle gayet iyi kazanıyor ve internetin en iyi gizlenen başarı öykülerinden biri.

Müzik ve film sektörüyse bir türlü bu hevesli, inovatörlerin, mucitlerin, girişimcilerin ruhuna kavuşamadı. Aksine yeşeren bütün fikirlerin gırtlağına çöktü, davalarla susturdu, cezalarla hareket edemez hale getirdi. Onlardan ders çıkarmayı, model kapmayı akıl edemedi. Steve Jobs sektörü iTunes üstünden müzik (ve sonra video) satış fikrine ikna edemeseydi bugün muhtemelen ne Netflix ne de başka bir hizmet hayatımızda olacaktı.

Peki sonuçta ne oldu?

Hem müzik hem de film sektörü kaybetti. Zaman kaybetti, para kaybetti, müşteri kaybetti. Dahası, zihniyetleri aslında hala değişmiş değil (ve ben Spotify gibi örnekler hayata bile geçmemişken ortaya attığım paylaşım bedeli fikrimi hala savunuyorum. Adını anmışken; Spotify’ın bile devasa zarar yazdığı bir dönemde o fikrimi daha da cesur savunuyorum).

Popcorn ile özgürleşen (?) videolar

Ve ne güzel ki geliştiriciler hala fikirlerini yeşertmeye devam ediyor. En güncel örneği Popcorn olmuştu.

İnternete bomba gibi düşen bu uygulama farklı kaynaklardan topladığı film bilgilerini (açıklama, poster, altyazı, vs) listeleme için kullanıyor, tıklayıp seyretmek istediğinizde Bittorrent paylaşımları üstünden doğrudan stream olarak izlettiriyordu (dizi paylaşım sitelerinde olduğu gibi). Bu küçük ve basit uygulama Napster günlerindeki gibi resmen patladı. Ve üstüne çullanan avukatlarla aynı hızla kapandı.

Fakat yine aynen Napster’da olduğu gibi zehir verilmişti bir kere.

Tıklayıp büyütebilirsiniz.

Tıklayıp büyütebilirsiniz.

Uygulamayı devralan gönüllüler açık kaynaklı olarak devam kararı aldılar. Resmi bir muhatabı kalmadığından engellemek de imkansız hale geldi. Bugün yeni sitesinden hemen her platformda çalışan örneğini tıklayıp indirmek; Türkçe arayüz ve altyazı desteğiyle tek tıklamayla binlerce film ve diziyi izlemek mümkün (paralel yapılanmalar da var elbet). Alternatifi var mı? Elbette! Binbir takla atarak, VPN kullanarak Netflix’e ulaşmak (ya da hiçbir heyecan vermeyen kısıtlı arşive sahip yerel seçeneklere mahkum kalmak).

Şarkılar için Popcorn: HipHop

Şarkılarla başlayıp tüm dosya türlerinin paylaşılmasını tetikleyen Napster gibi filmler için başlayan Popcorn, müzik sektörü için de nurtopu gibi bir klon proje tetikledi: HipHop.

Windows, Mac ve Linux platformlarında çalışabilen minik uygulamasını yükledikten sonra yerli, yabancı 45 milyon şarkı (iTunes arşivi 23 milyon) tek tıkla, limitsiz, coğrafi sınırsız ve tamamen bedava parmaklarınızın ucunda. Geri dönüşü var mı? Hayır!

hiphop-app

GÜNCELLEME: Ben bu yazıyı yazdıktan bir gün sonra HipHop uygulaması hukuki yolla kapatıldı. Fakat aynen Popcorn’da olduğu gibi projeyi bir açık kaynak grubu devraldı ve Atraci ismiyle geliştirmeye devam ediyor.

Seneler önceki bir yazımda değinidğim gibi (ne yazık ki) internet sektörün keyfini beklemiyor. Makul seçenekler sunmadıkça bu gidişin nereye doğru ilerlediği de gayet açık.

Siz ne dersiniz?

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

54 Responses to Bedava film ve müzik mümkün (mü?)

  1. Ergin Önayak 10/06/2014 at 20:55 #

    yazi ingilizce olunca anlayamadim… ama spotify nasil olur da zarar eder… kücük bir makeleyi hak ediyor gibi bu durum, sayin amirim…

  2. Mesut Turan 10/06/2014 at 21:14 #

    Güzel bir yazı olmuş keyifle okudum.

  3. Yusuf Güzel 10/06/2014 at 21:41 #

    “Piracy is not a people problem. It’s a service problem. A problem created by an industry that portrays innovation as a threat to their antique recipe to collect value. It seems to everyone that they just don’t care.”

    ne güzel özetlemiş popcorncular.

  4. Okan 10/06/2014 at 22:20 #

    Popcorn benzeri bir mantıkla çalışan put.io sitesi var, ama bir üyelik bedeli mevzu bahis.

    • hakan 06/05/2015 at 19:45 #

      ne alaka be put.io tamamen farklı bişey,
      torrentleri serverlarına indiriyorlar. onun olayı o. tek benzerlik stream yapılabilmesi o da bütün cloud’larda vardır heralde

  5. Özgür 10/06/2014 at 22:53 #

    Sitenizin bana en çok faydası dokunan yazılarından biri. Popcorn’u da Hiphop’ı da bilmiyordum. Eşe dosta haber saldım şimdi öğrensinler diye.

    Elinize sağlık.

  6. Erol 11/06/2014 at 00:15 #

    Bu Napster’i Sean Parker mi kurdu Shawn Fanning mi kurdu anlamadim ki arkadas.

    • M. Serdar Kuzuloğlu 11/06/2014 at 09:10 #

      Sean Parker yatirimci olarak destek verdi. Napster tarihini yazida verdigim linkten inceleyebilirsiniz.

  7. Can Dirgen 11/06/2014 at 01:05 #

    Başlarda anlatım limewire tarzı programlara çıkacak sanıyordum. Daha farklı noktaya değinilmiş.

  8. onur çetinkaya 11/06/2014 at 10:46 #

    amirim paylaşım bedeli fikrinize bende katılıyorum ama başıma gelen bir olayı anlatmak istiyorum. Geçmiş zaman sınırsız müzik dinlemek için ayda 2-3 lira ödenen yasal hizmetlerden sözde emeğe ve emekçiye saygılı yakın arkadaşlarıma bahsettiğimde gelen tepkiler;

    * Enayi misin bedava zaten nette hepsi.
    * 5 kuruş bile vermem filme müziğe, torrent de akıyorum.
    * konserlerine gidenler yeter ne parası
    *tv de yayınlanınca parayı kaldırıyorlar zaten boşver vb

    Korsan sevdasına son örneğimde bir teknoloji markette başıma geldi. Arkadaşıma doğum günü hediyesi için diablo 3 oyununu sorduğumda, ağbi xxxx ( yaşadığım kentte korsan oyun ve film satanların toplandığı işhanı) de vardır alsana oradan.
    Kafanızı şişirdim ama kısacası orjinali 15 olsun bizim millet gider 10 tl ye korsanını tüketir.Kimsede fakir edebiyatı yapmasın bu konuda en eli sıkılar durumu gayet iyi olanlar.

  9. ünal yüksel 11/06/2014 at 11:20 #

    küçük bir düzeltme; wav. veya AIFF ve sıkıştırılmamış formatların büyüklüğü 30-40 mb dır ( 44.1 khz, 16 bit) 250-300 mb değil. mp3 formatının mucidi karlheinz brandenburg sony müziğin kapısını çaldığında ona deli diyerek kapıdan kovan yetkililer bugün ne düşünüyorlardır diye düşündüm bu yazıyı okuyunca :-)

  10. evren 11/06/2014 at 12:05 #

    Haha aynen dediğiniz gibi. Sektör kaybediyor ve de kaybedecek. Game of Thrones ile ilgili olarak yapımcılar piracy’ye karşı ilk başlarda mücadele edelim demişler ama sonra bakmışlar ki korsan ile diziye ilgi çok daha üst seviyelere çıkmış. İlk sezon ortalarında vazgeçmişler ciddi mücadeleden. Şimdi epic bir dizi oldu. Her sezon izleyici sayısı artıyor…

  11. Aydın 11/06/2014 at 12:55 #

    Amirim sende mi var birşey ben de mi anlayamadım. Uygulamayı pc’ ye indrip kurdum. iki şarkı dinledim. Şimdi sistem hata veriyor ! :)

  12. Kurt Demir 11/06/2014 at 13:23 #

    Ortaya bir fikir atarken iyice araştırıp, altı dolu yazılar yazmanızı beklerdim. Sinema endüstrisi durma noktasında, iyi film üretmez oldu, box office output sayıları artık para kazanamadıkları için her yıl düşüyor. Netflix’in de hala zarar ettiğini eklemek isterim.

    • M. Serdar Kuzuloğlu 11/06/2014 at 13:50 #

      İyi film kriterini harcanan ya da kazanılan parayla açıklamaya çalışmak çok endüstriyel bir yaklaşım. Ben bu fikirde değilim. Örneğin Blair Witch Project 5 haneli bir bütçeyle yola çıkan kendi kulvarında çok iyi bir filmdir. Çok da iyi gişe yapmıştır. Bazen tersi de olabilir. Yani çok para harcanıp hiç gişe yapmaması gibi.

      Filmleri prodüksiyon bütçeleri ve gişe gelirleriyle değerlendirmeyi bir kenara bırakmalıyız. Bu sektörün kolaycılığını gösterir sadece.

      İzleyici sayısındaki azalmaysa filmlerin muhtevasından çok evlerin içindeki teknolojinin yükselmesi ve sinema salonlarının film değil, reklam seyrettirmek için insanları toplayan yerlere dönüşmesinden. Kimse evinde rahat koltuğunda dev ekranında 7.1 ses sistemiyle 4K kalitesinde izleyebileceği film için salona gitmek istemiyor.

      Ben IMAX harici filmler için salonlara gitmeyi bıraktım mesela.

      Son olarak; Netflix’in borsaya sunduğu finansallarına tekrar bakmanızı tavsiye ederim.

      • Kurt Demir 11/06/2014 at 15:11 #

        “Film endüstrisi” bir endüstri, stüdyolar kar amaçlı kurumlar, haliyle endüstriyel bir bakış açısı ile yaşananları analiz etmek gerekiyor. Blair witch project benzeri maliyet / başarı dengesine sahip filmler bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu örnek (Bir başarı hikayesi de olsa) üzerinden genelleme yapmamak lazım. Türkiye’de en çok izlenen tür aksiyon, maliyetli prodüksiyonlar gerektiriyor.

        Evinizde kurduğunuz düzeni kurabilen sinema izleyicisi sayısı çok kısıtlı, minimum 6-7k’lik bir yatırımdan bahsediyorsunuz, izleyici sayısının düşüşündeki payı ihmal edilebilir seviyede olmalı.

        Ama Diasa’da 59 TL’ye satılan mediaplayerlarla ya da yeni LCD’sinin mediaplayer’ından korsan MKV izleyenler daha büyük tehdit oluşturuyor. HDD’ye film atan mağazalar, LCD kurarken film dolu HDD satmaya çalışan teknisyenler var.

        Tüketici artık korsan içeriğe bedavaya ulaşıp evinde izliyor. Sürekli gelir kaybeden endüstri kaliteli ve zengin içerikler üretemiyor. Gişeden ve DVD’den gelir elde elde edemedikleri için stüdyolar dizilere, yani reklam üzerinden gelir elde etme yoluna gidiyorlar. Son 7-8 yılda artan dizi kalitesi ve özellikle son dönemlerde Kevin Spacey, Kevin Bacon, Matthew McConaughey gibi isimleri dizilerde görmeye başlamamızın sebebi de bu.

        Son yıllarda artan internet hızları, %15’lerden %60’lara fırlayan limitsiz internet sahipliğini illegal izlemenin boyutunu gösteriyor. İlk 100’deki siteler içinde 3 film/dizi streaming sitesi bulunduğunu biliyor muydunuz?

        Bedava korsanla ile rekabet edemeyen sinema endüstrisini iyi anlamak gerek.

        • M. Serdar Kuzuloğlu 11/06/2014 at 16:52 #

          Bir noktaya kadar katılıyorum ancak kaliteli içeriğe ulaşmak için makul bedeller ödemeye hazır ciddi bir kitle var ancak sektörün inadı ve kibiri yüzünden hala seçeneklerden mahrum kalıyorlar.

          Yazıda linkini verdiğim Netflix yazıma bakarsanız bu hizmete ulaşabilmek için aylık VPN bedeli ve Netflix abonelik ücreti verdiğimi görebilirsiniz. Hepsine bittorrent üstünden ulaşabileceğim içerikler olmasına rağmen üstelik. Derdim bir şekilde ulaşmak değil, doğru dürüst bir şekilde ulaşmak. Sayımız da hiç az değil.
          Sektör bedavayla yarışamaz ama bedava hizmetlerin sunduğu seçenek bolluğu ve hizmet kalitesini (evet hepsinden daha kaliteli ve hızlılar) iyi incelemeli, ders çıkarmalılar.
          DVD / Bluray bölge kodunun hala kullanımda olduğu bir sektör her şeyi göze almış demektir. Sonuçlarına da katlansınlar. Bu durum sitem ederek, hayıflanarak, ucuna ‘ama’ ile başlayan cümleler koyarak değiştirilebilecek bir hal değil.

          • Barış B. 13/06/2014 at 10:47 #

            Evet böyle bir kitle kesinlikle var. Kendinden örnek verme denir ama yeri gelmişken benim de netten ücretsiz olarak ulaşabileceğim fakat makul ücretleri sebebiyle para ödeyerek satın almayı tercih ettiğim birkaç örnek;

            ligtv ve digiturk’ümü kapattırarak yerine aldığım digitürkwebtv üyeliğim,
            web tabanlı bir muhasebe yazılımı,
            netflix üyeliğim,
            kirala modeli ile sahip olduğum birkaç sunucu yönetimi yazılımı,
            firmamız için kirala modeli ile kullandığımız bir helpdesk yazılımı,
            Itunes üzerinden yüzlerce (belki binlerce?) müzik ve aplikasyon…

            Yukarıdakilerin pek çoğu konu ile alaksız ancak mantık aynı değil mi… Makul fiyat ve kiralama modeli olmasaydı, bunların hiçbirini almayı aklımdan bile geçirmezdim. Fakat ben şu anda bu ürünlerin hepsine sahibim ve üreticiler de benden aldıkları paraya… Halbuki bu paranın bir kuruşunu bile benden alamayacaklardı…

            Kısacası yanlız değilsiniz :) Bizim gibi milyonlarca insan olduğuna eminim. Hala neyin inadını/pazarlığını yapıyolar, anlaşılır gibi değil.

        • Emre 12/06/2014 at 22:20 #

          Film endustrisinin artik bir donusume girmesi ve artik internet ile barismasi gerekiyor. Sinemanin onlarca yilda olusturdugu birikime ihanet eden yonetmenler, yapimcilar 40 milyon USD gibi rakamlara oyuncularla anlasma yapip dort duvar arasinda, CGI’dan gecilmeyen filmler cekerek milyonlarca dolar kar ediyorlar ve bunun da sonsuza kadar boyle devam etmesi icin yapmadiklari kalmiyor. Canlarinin tek istedigi cektikleri kalitesiz filmlere once sinemada seyirci cekmek, sonra da o filmlerin dvd’lerini satmak.(Daha soundtrack satmak, tutan filmlerin muzikalini yapmak gibi olaylar var ama onlara girmiyorum bile). Cekilen filmlerin cogunda ne bir anlatim var ne de baska bir sey.

          Simdi siz korsan yuzunden endustrinin kaliteli ve zengin icerikler uretemiyor oldugunu iddia ediyorsunuz. Fakat yaniliyorsunuz. Film endustrisinin kuculmesi, sinemanin kurtulusu icin tek sanstir. Zamaninda, pahali kameralara, agir isiklandirmalara butceleri yetmeyen yonetmenler portatif ekipmanla, gercek ortamlarda cektikleri filmlerle devrim yaptilar. Ileri bir zamanda da, sinemayi daha ust seviyelere, yine dusuk butceli yapimlarin tasiyacagindan suphem yok. Iste ben bu sebepten dolayi elimden film endustrisinin kuculmesini saglayacak ne geliyorsa yaparim.

          Ulkemizdeki sinema sektorunde de bu durum cok da farkli degil. Yapimcilar bu anlayis ile giderlerse, sinemadan ellerini cekip dizi sektorune yonelmek zorunda kalacaklar. Hatta buna ek olarak ulkemizde, dizi sektoru ile sinema sektorunun yollarinin kesin olarak ayrilmasi kacinilmaz. Bunun sonunda hangisi ihya olur bilemem. Bildigim tek gercek guzellik yarismasindan oyuncu secerek kaliteli ve zengin icerik uretilemeyecegidir. Bunun haricinde kisi basina dusen gelirin 10k USD oldugu bir ulkede insanlari bir filmi izlemesi icin 40-50 lira vermeye kolay kolay ikna edemezsiniz. Son kez sinemaya gittigimde tam 50 TL harcadim. Bunun karsiliginda film tam 45 dakika gec basladi (30 dakika reklam izlettiler ve 15 dakika da salonun temizlenmesini bekledik). Bu arada gittigim sinemanin CEO’sunun internetten film indirenlerin internetini kesmekle tehdit ettigini ogrendim. Yani ne yapsak ne Isa’ya ne Musa’ya yaranabiliyoruz. Sektoru elinde tutanlarin kafalarinda bir pazar tanimi var ve bu pazarin disindaki her seyi yok etmeyi amacliyorlar. Kimi zaman buna internet de dahil oluyor. Butun bunlarin haricinde ulkemde internetten yasal olarak film izlemenin yollari hemen hemen hic yok. Olanlari kullanmak icin de bin bir yontem denemeniz gerekiyor. Her sey boyle olunca ben de indirdigim filmleri televizyonuma takip evde izliyorum.

  13. Salih Dursuntaş 11/06/2014 at 13:26 #

    Yazınızda da belirtmişsiniz zaten; yapımcılar, dağıtımcılar ve müzisyenlerden oluşan grup internet ve bunun getirdiği yeniliklerin üstüne ellerindeki tek silah olan “Telif Hakları” ile gitmekten başka bir şey yapmıyor. İşin garip ve bir o kadar da komik yanı bu kişiler piratebay vb. gibi siteleri kapatırmak için yaptıkları beyhude uğraşlar için harcadıkları kaynak ve enerjiyi yeni kar modelleri kurmak için harcasalardı zaten temel sorunları çözümlenecekti. Ancak bana göre geldiğimiz noktada olay biraz daha farklılaştı ve sinema-müzik sektörü şu anda onları mağdur eden “canavarı” kendi yarattı, Hem geniş bant internet bağlantısının ucuzlaması ve yaygınlaşması, hem sürekli artan baskılara da tepki olarak yasal olmayan film-müzik paylaşım “sektörüne” (Bence bu da bir sektör zira özellikle reklam ve üyelik ücreti kaynaklı ciddi büyüklükte bir ekonomisi olduğunu düşünüyorum) yapılan yardım ve yatırımlar sayesinde hem sunumların çeşidi, hem kalitesi, hem de ulaşılabilirliği inanılmaz arttı. Tek satırlık basit bir google sorgusuyla hemen her istediğiniz dizi ya da filmin online olarak izlenebildiği bir internet sitesine ya da bu yapımların farklı farklı kalite ve boyutlarda indirilebileceği bir torrent trackerına ulaşmanız mümkün. Yani artık yasal olmayan bu sektör bir taraftan ilgili ve bilgili kişilere neredeyse sınırsız seçenek sunarken diğer taraftan da bazı özel uygulamaları (Örn. Torrent) kullanabilen kişilerin değil; yediden yetmişe, bir internet sitesine girebilen herkesin emrine amade hale geldi. Açıkçası benim şahsi görüşüm bu aşamadan sonra telif hakkı sahipleri ve bunların temsilcilerinin bu süreci tersine çevirmesinin özellikle de ülkemizdeki gibi yazılım ve herhangi bir medyaya bağlı olmayan film-müzik gibi ürünlerin “Bedava” şeyler olarak algılandığı ülkelerde imkansız olduğu yönünde.

    • M. Serdar Kuzuloğlu 11/06/2014 at 13:52 #

      Çok teşekkür ederim. Son dönemlerde böyle lezzetli, bilgi ve emek dolu yorumlar nimetten sayılıyor.

    • Barış B. 11/06/2014 at 18:35 #

      Harika bir yazıya harika bir yorum. Her ikinizin de ellerine sağlık. Yıllardır müzik ile uğraşan ve yurtdışında albümleri satılan bir müzisyenim. Özellikle müzik ve sinema gibi sanat dallarıyla uğraşan ve her zaman faklı ve özel olduğuna inandığım bu beyinlerin, telif konusuna/problemine karşı sergiledikleri “klasik” bakış açıları beni her zaman çok şaşırtmıştır. Çözüm çok basit ve bu yazıda net şekilde açıklanıyor. Dünya değişti. Artık “sat-kazan” yok, “paylaş/kirala-kazan” var. Sanatçıların bile bunu göremiyor, bunu kabul edemiyor ve bir de üzerine savaş açıyor olması inanılır gibi değil. Tekrar elinize sağlık.

  14. Soru 11/06/2014 at 15:26 #

    Peki programı kullanarak film izleyenler (torrentdaki gibi) seeder oluyorlar mı?

  15. Nida Öğütveren 11/06/2014 at 15:31 #

    Hiphop’u yükledim ama Mac çalıştırmaya izin vermedi, AppStore’da da çıkmıyor, nerde yanlış yaptım acaba?

    • M. Serdar Kuzuloğlu 11/06/2014 at 16:45 #

      Uygulamayı ctrl tuşuna basılı tutarak açarsanız onay ekranının ardından kullanabilirsiniz. Güvenlik sebebiyle Apple kendi uygulama merkezinden yüklenmeyen şeylere karşı alerjik reaksiyon gösteriyor.

  16. Duygu 11/06/2014 at 22:29 #

    Popcorn’da birçok filmin Türkçe alt yazısı yok, bu filmleri Türkçe alt yazı ile izlemek için ne yapmak lazım amirim?

    • yusu 20/06/2014 at 00:33 #

      divxplanetten çekebilirsiniz altyazıları. biraz deneme yanılma olacak ama eh o kadar da olsun.

  17. mre 12/06/2014 at 16:12 #

    Evimde apple tv var. Filmleri 3-4 liraya kiralayıp baya da kaliteli olarak evimde izliyorum ama diziler (büyük ihtimalle Türkiye’deki hak sahiplerinin uzlaşmaz tavırları yüzünden) hiç bir platformda doğru dürüst yok. Önce torrent sonra xbmc şimdi de popcorn sayesinde dizi zevkimi ücretsiz tatmin ediyorum. Hem de çok daha kaliteli görüntü ve ses eşliğinde. Film sektörüne gelirsek, belki bu sayede 2 görsel efekt ve isimli oyuncularla gişe yapmak yerine senaryoya kafa yorup oyunculara daha mantıklı ücretler ödeyerek giderleri kısabilirler.
    Mesela ayda 9,99 gibi bir ücrete sd kalitesinde, 14,99’a da full hd DİZİ izletebilen. Kaliteli altyazılarla dizi yayınlandıktan hemen sonra sunum yapan bir servis olsa ben seve seve bu paraları veririm. Lakin yok ben de hiç içim acımadan dünyadan dostlarımla (!) paylaşım yapıyorum. Paylaşmaya da devam edeceğim.
    Aynı şey spor yayınları yapan platformlar için de geçerli. Dsmart yılda 300-400 lira gibi rakamları takımızın 3-4 bilemedin 10 maçını izlemek için sizden istiyor. Digiturk desen lig tv paketi alabilmek için 2 ayrı paket dayatıyor. Web yayıncılığı zaten sıfır. Aylık 100 lira verdiğim digiturk hizmetinin çok daha kalitesini xbmc’den alıyorum. Niye para veriyorum? Futbol delisiyim ve yayında sıkıntı olursa sinirlerim bozulacak diye üyeliğe devam ediyorum ama bu yıl onu da vermeyeceğim. Nasıl olsa başımın çaresine bakabilecek kadar anlıyorum bu işten.
    Sözün özü çağın çok gerisinde politikalar ve sunumlarla tüketiciyi yolunacak kaz olarak gören zihniyete karşı bu tür oluşumlara hep destek, tam destek. Çıkış yolunu bulmakta çok geç kalan film ve müzik endüstirisi treni kaçırmadan hamle yapmaları gerekecek. Yoksa bizden sonraki nesil herhangi bir içeriğe ödeme yapmayı kafalarında anlamlandıramayacak.

    • Barış B. 13/06/2014 at 10:34 #

      Elinize sağlık

  18. Siha 13/06/2014 at 08:02 #

    Bence güzel bir yöntem var: Çok satan ürüne ters orantılı olarak ödeme. Bir ürünün belirlenen temel fiyatı, satış arttıkça alıcı sayısı ile orantılı olarak düşer. Kredi kartına benzer, para çekme ve iade etmeye imkan veren bir araç kullanılmalı elbette. Bu yöntemle bir milyon satan ürün 1 kuruş olur, 1000 satan da 10 lira olur. Bu adil bir yöntem. Adalet getirir emeğin değerini bulması noktasında, hem satan hem alan için. Lakin dünyanın yularını tutanlar bırakmak istemeyecektir.

    • Barış B. 13/06/2014 at 10:32 #

      Kominist misiniz ? :) Şaka bir yana bence de doğru bir düşünce. Zaten mal/eser sahibi basit bir indirim ile bahsettiğiniz sürümden kazanma yöntemini kolayca kendisi de uygulayabilir. Ama haklısınız, telif sahipleri ceplerini düşünmekten bu kadar kolay bir matematiği bile yapamaz hale gelmişler. Yular hikayesi yani :)

  19. 2kere2beseder 13/06/2014 at 16:55 #

    Film sektörü gerçekten de çok karışık bir sektör. Content is the King mantığında olduğu için üreticilerin dedikleri oluyor. Onlar sektörün dinamiklerini belirliyor. İstediğiniz kadar torrent kullanın bir süre sonra insanlar kolaylık arıyor. Böyle bir servis te tam olarak sunulmadığı için yok üreticiler kötü yok memlekette korsan zihniyeti var yok sinemalar çok pahalı..

    Bir girişmci olarak bunun acısını çok çektim. İstediğiniz kadar iyi teknoloji veya servis yapın içerik üreticilerini bunun için ikna etmek çok zor. En son hiç bir üyelik gerektirmeden sadece SMS’le ödeme yaparak izlenen film platformu yapmaya çalışmıştım ama elimde patlamıştı. (smsfilm.tv)

    Ve daha nice film siteleri ve projeler böyle battı. Temel sorun ise kibirli üreticileri yeni nesil servislere ikna edememek. Senaryo eğitim aldım, oyunculuk eğitimi aldım ve sonunda Universal Studio’ya oyuncu seçmelerine bile gittim, hemen hemen Los Angeles’taki pek çok ajans ile görüştüm. Sektörün büyük oyuncularının patronlarının halen çok yaşlı insanlardan oluştuğunu müşahede ettim. Yani eski toprağın yeni teknolojilere ve servislerine neden ısınamadığını bizzat gördüm. Hollywood’da bile halen geleneksel metodlar uygulanıyor.

    Mesela şu an Leonardo De Caprio’nun The Wolve of Wall Street filmini Amazon’da izleyemiyorum. Netflix’ten önce Amazon’a geliyor normalde. Ancak şu an Hollywood’un yaşlı patronları halen DVD satmak peşinde. Amazon’da onu hemen tüketecek bir kitlenin varlığını bilseler de yeni nesil paylaşım servislerine güvenleri yok. Mesela en beğendiğim Once Upon a Time dizisizin sadece 2 sezonu Netflix’te var. Amazon’da ise biraz daha pahalı olarak 3. sezon da vardı. Bir ay sonra baktım onu da oradan kaldırmışlar. Anlaşılan yine DVD olayına girmiş bizim yaşlı kurtlar. Hangi filmi nereden ve ne zaman izlemem gerektiği konusunda kafam karışık. Netflix’e ne zaman düşer hesabı yapıyoruz. O zamana kadar da işin zevki kaçıyor.

    Bir kaç sene önce Amerika’da İnternet sansürüne onay veren bir yasa çıkacaktı ve yine bu yasanın arkasında Hollywood’un yaşlı patronları baş rol oyuncusuydu. Amerika’da yaşayan biri olarak şunu söyleyeyim. Burada kıyamet koptu, Facebook, Google ve Twitter gibi devler büyük tepkiler verdi. Medyada sadece bu konuşuluyordu. Godaddy sansürden yana tavır alınca on binlerce müşterisini kaybetti. Daha neler neler oldu.

    Sözüm o ki film sektörünün kendisi zaten çok karışık. Patronlar arası kavgada bizler arada kalıyoruz.

  20. ofaruksah 16/06/2014 at 07:35 #

    Nazardır nazar…

    “HipHop started as a technical challenge between friends. The recent success wasn’t expected, and we took the entire project down this morning.

    We are all users of paid music services and we do believe in artists getting paid for their creations.

    If you do like music, there is a lot of amazing services out there: Deezer, Spotify, Rdio, …”

  21. can ekener 18/06/2014 at 08:18 #

    Amirim sizi takip etmek bir zevk. Ben daha çok sizin yazılarınızı, gösterirken hava atmaya çalışmadan, sonra okunacaklar listesine eklenecek (ve kendi adıma itiraf edeyim çoğunu asla keşfedemeyeceğim) pek çok yazıyı ve medyayı referans verdiğiniz için seviyorum. Sizi takip edenin içinde de kıvılcımlar yaktığınız, konuyu düşünmeye sevk ettiğiniz için seviyorum.
    VPN den bahsettiğiniz yazılarda nette viral hızla dağılıyordu, ama bu sefer bir başka oldu. Reytingi yüksek bütün platformlarda ve forumlarda “Bedava film ve müzik izlemek mümkün (mü?) yazınızı yakalayıp duruyorum :) Her yerde siz varsınız. Üstelik bu sefer hemen hemen bütün yazılarda sizi de kaynak göstererek alıntılamışlar. Yazının ilgi görmesi ötesinde başka bir etik değer olan alıntılama kültürüne de katkınız büyük :)
    “Bildiklerinizi toprağa gömmeyin” felsefesi bir kez daha kazandı.

    Teşekkür ederim.

  22. Muharrem Derinkök 22/06/2014 at 13:13 #

    HipHop started as a technical challenge between friends. The recent success wasn’t expected, and we took the entire project down this morning.

    We are all users of paid music services and we do believe in artists getting paid for their creations.

    If you do like music, there is a lot of amazing services out there: Deezer, Spotify, Rdio, …

  23. armaganbayrak 24/06/2014 at 00:46 #

    Bunu beğendim amirim. Benim merak ettiğim bir şey daha var ama, mobilden radyo yayını yapabilecek hale gelebilecek miyiz ? Araştırdım böyle bir girişim yok (şu an üzerinde çalışıyor olabilirler ama). Çok fazla mobil veri harcayabileceği için talep olmayacağını düşündüklerinden mi dersiniz ? Çünkü bu alanda yapılan hiç bir çalışma bulamadım ? Eğer siz de böyle bir şey yok ama iyi fikir derseniz. Şirketi kuruyorum amirim :) Gerçek bir sosyal radyoyu mümkün kılmak teknik olarak ne kadar mümkündür dersiniz ? Teşekkür ederim.

  24. mustafahazirci 26/06/2014 at 13:56 #

    Güzel yazıydı amirim :)

  25. Hüseyin Ş. 02/07/2014 at 04:44 #

    Bence bu korsan içerik ya da yasal platform olayının en makul şekli, fatura ve platform işbirlikleri. Kredi kartı , sms görünürde çok pratik ve kullanışlı ödeme yöntemleri ama realitesi ne yazık ki öyle olmuyor.

    Mesela ben yıllarca mp3 arşivledim, last fm ve bilimum blog / siteden keşfettiğim envahi çeşit şarkıya albüme kolay ve düzenli şekilde erişmek için bu yolu tercih ettim. Ama bi kaç ay önce Deezer’ın 15 günlük bedava deneme sürümünü kullanmaya başladım, bi süre sonra kendi arşivimi açmaz oldum çünkü Deezer bana daha pratik ve düzenli gelmeye başladı. Dinleme listeleri, yan uygulamalar gibi mevzularla bu pratiklik aynı zamanda oldukça işlevsel ve basit bi hal aldı. Mesela yeni çıkan bi albümü normalde benim indirip arşivime eklemem lazımdı ama Deezer bunu benim yerime yapmaya başladı. Şansıma premium üyelik kampanyası vardı ve 4.99’a üye oldum ve yaklaşık 4 aydır Deezer kullanıyorum. Çok da memnunum, cuzi bi ücrete gayet iyi bi hizmet alıyorum. Ama 4.99 değilde 10 lira üstü bi rakam olsaydı muhtemelen almazdım. Ama burada şöyle de bi nüans var, ben Deezer’ı babamın kredi kartına çektirdim, çünkü -muhtemelen yaştaşlarım gibi- kendi kredi kartım benim tercih edebileceğim sağlıklı ve devamlı taahütlü bi ödeme aracı değil.

    İş bu noktada en başta bahsettiğim fatura ve platform işbirliklerine geliyor. Malum korsan içeriğin alıcı kitleri büyük oranda genç yaş kesimi, özellikle torrent vs. paylaşım sistemlerinde. Ve dediğim gibi bu kitle için Sms ya da kredi artı sağlıklı ve devamlı bi ödeme aracı değil. Tam bu noktada Ttnet Playstore imdadıma yetişen şey oldu. İnternet gibi elektrik su ihtiyacında bi hizmetin bana böyle bi seçenek sunması benim için çok çok büyük kolaylık. Kredi kartı vb. bir şeye ihtiyaç duymadan internet faturama aylık 3-5 lira ekleyerek orijinal oyun alabiliyorum. Misal ttnet bana böyle bi seçenek sunmasaydı, aldığım oyunların hiç birini orijinal alamazdım. Hatta şu Steam summer sale indirimlerini gördükçe keşke Steam’in de böyle bi işbirliği olsa da bu indirimlerden faydalansam diyorum. Misal yeni çıkacak GTA 5 ve Far Cry 4 ve FM 2015i de yine bu yolla edinecem, tıpkı yakın zamanda çıkan Watch Dogs’u edindiğim gibi. Bu ürünlerin cuzi taksitlerle sürekli alınan bi hizmetin faturasına dahil olması bence olabilecek en en makul yol.

    Misal yine D-smart, Digitürk, Turkcell, Avea vs. hatta abes gelecek ama Ayedaş, Bedaş vs. gibi özel sermayeye ait, genel hizmetleri sunan şirketler böyle işbirlikleri için biçilmiş kaftan. Ha D-Smart ya da Digitürk vb.nin digital içerik platformlarına aracı olması biraz zor ama kendileri tıpkı Play Store ya da TTnet müzik gibi sistemler oluştursalar bence bu işten en fazla kar elde edecek işletmelerin başında geliyorlar.

    Mesela öyle bi platform olmalı ki steam fiyatında aldığım bi oyunu Tc kimlik no’mu ve Elektrik abone kodumu girerek oyunun ücretini aylık olarak elektirik faturama yansıtabilmeliyim.

    Ama önemli bi husus da şu ki, oyun ve müzik içeriği tabiatı gereği sunulduğu andan itibaren dünyanın her yerinden aynı anda erişime olanak veren ürünler. Misal dün çıkan bi albüm Deezer’da da torrente de hemen hemen aynı anda yerini alıyor. Ya da eylülde çıkacak bi oyuna ben daha şimdiden ön siparişle erişiyorum ve genel kullanıma sunulduğu anda amerikadaki bi kullanıcıyla aynı anda bu ürüne sahip olabiliyorum. Bu yüzden oyun ve müzik ürünleri üzerinden bu tarz platformlar sinema ve dizi üzerine kurulanlara göre daha avantajlı.

    Ama sinemada sektörün yapısı gereği ne yazık ki böyle değil, atıyorum digitürk ayda 5 liraya netflix tarzı vizyon filmlerini oynatan bi platform kursa bile türkiye’de yeni vizyona girmiş bi yabancı filmi ben zaten aylar öncesinden 1080p olarak izlemiş oluyorum. Yani 3 ay önceden en kaliteli şekilde erişebileceğim bi içeriğe 3 ay bekleyip para vererek erişmek akıl karı değil. Kaldı ki hoolywood’un ettiği zarar da umrumda değil :) Keza diziler de öyle, bi gün sonra 1080p şekilde altyazılı olarak izleyebildiğim diziye para vermek mantıklı gelmiyor bana.

    Burada bence temel anlamda kilit noktalar şunlar,

    1- Bana bu içeriği, bu üründen en hızlı faydalanan adamla minimum bi zaman farkıyla
    2- Genel internet ortamında erişimi ya da kaliteli erişimi sıkıntılı olan içeriği düzenli ve makul bi şekilde ( misal torrenti zor bulunan ya da bulunmayan filmler) sunmalılar.

    ki bunlar sadece genel hususlar, işin biraz daha teferruatına girdiğiniz zaman makul yol bulmak daha da zorlaşıyor.

    Burada özellikle amerika menşeili sinema sektörü bu “vizyon” olayını biraz kırıp yeni bi dijital dağıtım stratejisi belirlemeli bence. Ama hoolywood’un böyle bi atılım yapması hem imkansız hem de tercih edilmesi zor bi hamle.

    Müzik ve oyun sektörü bunu bi nebze olsun azaltabilir ama sinema sektörü için “sinema salonu” ve “vizyon” olayındn fedakarlık edilmediği sürece – ki bu işi imkansız yapan da bu zaten- korsanın önünü almak ya da makul yasal platformlar oluşturmak çok mümkün değil bence.

    Popcorn iyidir, kullanın :P

  26. Mustafa GÜNEY 03/07/2014 at 21:36 #

    Güzel hareket..
    “HipHop started as a technical challenge between friends. The recent success wasn’t expected, and we took the entire project down this morning.

    We are all users of paid music services and we do believe in artists getting paid for their creations.

    If you do like music, there is a lot of amazing services out there: Deezer, Spotify, Rdio, …”

  27. aytacesmebasi 19/11/2014 at 19:56 #

    selamlar bu yazınızdan varlığını öğrendiğim popcorntime uygulamasının farklı klonları da varmış, ilgilenenler için bağlantı https://www.reddit.com/r/PopCornTime/comments/232xmf/a_list_of_popcorn_time_clones_and_android/

  28. serkanbulutnet 28/12/2014 at 20:49 #

    alternatif seçenekleri sürekli rahat bir şekilde kullandığım için bu tarz uygulamaları pek araştırmamıştım. bu haftaki haftanın özeti yazınızda denk geldim ve okudum.

    film sektörü çok farklı bir noktaya gidiyor bu bir gerçek, mesela artık bazı kaliteli yapımlar internet üzerinden yayınlanması için çekiliyorlar. Türkiye’de de bu tarz girişimler youtube üzerinden yapılarak sektör geliştirilmeye çalışılıyor ama youtube’dan kazanılacak para Türkiye şartlarında yeterli olmadğı için bu tarz girişimlerin artışını pek göremiyoruz. Sektörü farklı şekillerde incelemek ve reklam dünyasının da bu yeni sektöre daha hızlı adım atmasını sağlayarak daha kaliteli işlerin çıkması sağlanmalı bence.

    sadece adsense reklamları ile bu işi yapan insanlar da piyasaya girmekten vazgeçiyorlar.

    belki de alternatif bir reklam piyasasını oluşturmak gerekiyor.

  29. ali 19/04/2015 at 19:12 #

    atraci çok kötü, daha iyisi var: meridianvk.com
    vk.com sosyal ağından aldığı için bence dünyanın en büyük müzik arşivi olabilir.

  30. ydl 19/05/2015 at 13:30 #

    ben de bu sanatçı arkadaşa katılamayacağım.
    çalma çalmadır.
    bedava paylaşımı sözümona kabul edilebilir gösteren;
    kenarlardaki spam reklamlardan gelen paradan payına düşen.
    bu da bize kazık ve sinir bozucu.
    3-5 lira da olsa, ücretli üyelik üzerinden hizmet almak-satmak daha etik ve daha akli.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Apple TV ile bittorrent film izlemek - M. Serdar Kuzuloğlu - 10/09/2014

    […] izleme heyecanımı seksen beşe katlayan Popcorn uygulamasının içine iyice düşmüşken neredeyse aynı tekniği kullanan Pulsar […]

  2. Anladık, beğeniyorsun. Ama ne kadar? - M. Serdar Kuzuloğlu - 22/11/2014

    […] Bunu bana hatırlatan yakın geçmişte kullanmaya başladığım Trakt adlı hizmet oldu. Popcorn ve XBMC‘ye tanımladığım Trakt hesabım sayesinde izlediğim her şeyin sonunda bana onu […]

  3. Haftanın Özeti: 9 - M. Serdar Kuzuloğlu - 28/12/2014

    […] demişken; Popcorn Time‘ın yeni sürümü taze […]

  4. Haftanın Özeti: 12 - M. Serdar Kuzuloğlu - 18/01/2015

    […] üstünden -korsan- film izleme konusunu kusursuz bir hizmete dönüştüren Popcorn‘un 3,7 sürümü çıktı. Bu arada biliyorsunuz artık Android telefon ve tabletlerde de […]

  5. Haftanın özeti: 1 - M. Serdar Kuzuloğlu - 17/03/2015

    […] Keşfettiğim günden bu yana tutkunu olduğum Popcorn türevi bir ücretsiz uygulama daha (bittorrent ile ilgili olanların bakmasında fayda olan bir […]

  6. Haftanın Özeti: 9 - Dünya Halleri - 06/08/2015

    […] demişken; Popcorn Time‘ın yeni sürümü taze […]

  7. The Pirate Bay film ve dizi izletecek - Dünya Halleri - 11/02/2016

    […] çıkan ‘Stream It’ linkine tıklayarak indirmeye gerek kalmadan içeriği (Popcorn Time‘da olduğu gibi) doğrudan izleyebiliyorsunuz. Torrents Time’ı yüklediğinizde […]

  8. Haftanın özeti: 1 - Dünya Halleri - 19/02/2016

    […] Keşfettiğim günden bu yana tutkunu olduğum Popcorn türevi bir ücretsiz uygulama daha (bittorrent ile ilgili olanların bakmasında fayda olan bir […]

  9. Haftanın Özeti: 12 - Dünya Halleri - 24/02/2016

    […] üstünden -korsan- film izleme konusunu kusursuz bir hizmete dönüştüren Popcorn‘un 3,7 sürümü çıktı. Bu arada biliyorsunuz artık Android telefon ve tabletlerde de […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim