Analog müziğin son kalesi: plak

Müzik konusunda çok seçici biri değilim. Konuya ait kültürüm ortalamanın biraz üstünde sayılır. ‘Müzik olmadan yapamam, çalışamam’ tiplerinden hiç değilim. Ama müzik dinlemeyi hep sevdim. İnternetle hayatımıza giren MP3 formatının koca bir sektör ve tüketicisini nasıl değiştirdiğine  şahitlik ettim. Napster ile başlayan müzik paylaşımının tetiklediklerini iTunes ile albüm kavramının çöküşünü yakından takip ettim.

DynPicWaterMark_ImageViewer

Çocukluk yıllarımda plakçılar ve 8 kanallı teyplerle yürüyen müzik konusu kaset ile apayrı bir noktaya taşındı. (Fonografı saymazsık) kaset yaygın anlamda sahip olunabilen, ucuz ve en önemlisi kayıt yapılabilir ilk medyaydı. O yılların çocuklarının çoğunda anne-babasıyla yapılmış kayıtlar hala duruyordur eminim. Aynı dönemde  ‘kasetçi’ denen esnaf grubuyla tanıştık.  Albüm de satıyorlardı evet ama esas işleri nereden buldukları bilinmeyen kaynaklardan yaptıkları derlemelerdi. Duyduğumuz, sevdiğimiz ama çoğu zaman ismini bile bilmediğimiz şarkıları onlara mırıldanırdık. Onlar da büyük bir ciddiyetle dinler, teşhisi koyar, “tamam” deyip listeye yazardı. Ertesi gün karışık kasetimizi alır, dinlemeye başlardık. Sanıyorum bugünkü anlamda korsan kopyalar, kayıtlar da o yıllara denk geliyor. Mesele internetle başlamış değil anlayacağınız.

Dijitalleşmenin getirdikleri, götürdükleri

Özel radyoların erken dönemlerinde birçok (gece) radyo programı albümleri baştan sona hiç kesmeden çalardı. Hatta kasetin arka yüzü çevrileceği zaman programcı bir şeyler konuşur ve kayıt edenlere fırsat tanırdı. Çoğumuz asla ulaşamayacağımız nice albümü o programlardan kaydettik. Walkman meselesine girmiyorum bile.

İnternetle beraber hızla bütün dünya müzik arşivi kollektifleşti. Artık her şarkı ulaşılabilir haldeydi. Bu sayede dönemin popçularının ezgilerini kimlerden arakladığını da öğrenir olduk. Artık albüm değil, şarkılar vardı.

Bugüne geldiğimizdeyse artık müzik dinlemek yerli-yabancı yüzlerce siteden birinin arama kutusuna bir şey yazmaktan ibaret. Bulma, indirme derdi bile yok. Fakat ne yazık ki bütün bu gelişmeler müzik dinleme konusunu da harcıalem bir noktaya getirdi. Kendi içinde bir bütünlüğü olan albümler hayatımızdan çıktı. Artık dinlediğimiz şarkıların albümlerinin ismini dahi bilmiyoruz. Sözünü kim yazmış, kemanını kim çalmış, bestesini kim yapmış muamma…

Aklıma nereden yer etti hatırlamıyorum ama birkaç sene önce bir pikap sahibi olmayı kafama koymuştum. Amacım hem albüm keyfini tekrar yaşamak hem de doğası gereği sıkıştırılmış ve kalite açısından kayba uğramış dijital müziğin unutturduğu gerçek sese ulaşmaktı. Çok uzun zaman araştırdım, modellere baktım, fiyatları inceledim, piyasasını yokladım ve sonunda Nisan ayında bir tane edinerek plak dünyasına adımımı attım. Kendi zevklerime göre küçük de bir arşiv oluşturdum. Hala büyük bir zevk ve keyifle dinlemeye devam ediyorum.

Plağın öyküsü

Plağın esprisi analog oluşu. Bu kategoride dünyada kalan, öldü derken küllerinden yeniden doğan son yaygın medya. Plakta ses yüzeyindeki izlere fiziki olarak işleniyor. Özel bir iğne üzerinde gezinirken oluşan titreşimlerden topladığı sesi yükselterek hoparlörlere veriyor. Bu yapısından dolayı son derece hassas. Toza, çizilmeye, eğilmeye, bükülmeye karşı korunaksız (Bu yüzden CD 1980’lerde hayatımıza girerken çizilmeye karşı dayanıklı doğasıyla ön plana çıkarılmıştı). Plağın verdiği ses ise tarif edilebilir türden değil. Hele ki iyi bir sisteme sahipseniz gerçekten apayrı bir müzikaliteyle, bambaşka bir boyuta geçiyorsunuz.

Tam bu noktada bir albümü plağa basmanın ne denli zahmetli bir işlem olduğuna bakalım isterseniz. Kötü bir kayıt ama olayı gayet güzel anlatıyor. Önce master denilen albümün stüdyodaki ana kaydının yapılacağı plakanın hazırlanışı, ardından albümün master diske basılışını ve ardından plaklara kopyalanışını göreceksiniz. Neredeyse tamamen insan eliyle ilerleyen, kesinlikle ilginç bir süreç.

Plağın üretimini böyle göstermek mümkün. Ama ses kalitesine paylaşmak imkansız. Çünkü dijitalleştiği anda herhangi bir MP3 ya da FLAC formatlı kaliteye dönüşüyor. Bir odyofil asla değilim ama benim için bile ciddi bir farktan söz ediyoruz. Elbette burada çok önemli bir ayrımdan da söz etmekte fayda var. Plaktan gerçekten keyif alabilmek için aslında albümün stüdyo ortamında analog kaydedilmiş olması gerekiyor. Oysa bugünün stüdyolarında hemen her safha daha kolay ve ekonomik olduğundan dolayı dijitalleşmiş durumda.

Stüdyoların analogdan dijitale dönmesi apayrı bir hikaye. Çok derin bir konu olduğundan burada girmeyeceğim. Ama konuyla ilgiliyseniz Sound City adlı belgeseli izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

Sound City, 1969’da ABD California’da kurulan bir müzik kayıt stüdyosu. Pisliği ve düzensizliğiyle ünlü. Ancak içinde dünyada sadece 4 emsali bulunan özel yapım bir (analog) Neve 8028 konsolu var. Kayıtlardaki kalitesiyle bir efsane. Ve dijital devrime yenik düşene kadar aklınıza gelen neredeyse bütün büyük albümler orada, o konsolda kaydedilmiş. Sound City yakın geçmişte kapanmak zorunda kaldı. Konsolu (Nevermind albümünü onunla kaydeden) Nirvana’nın davulcusu Dave Grohl satın alarak kendi stüdyosuna yerleştirdi.

Analog ve dijital farkına bakış

Konumuza dönersek; analog ve dijital ses arasındaki farkı şöyle görselleştirebiliriz:

anadigi

Görmüş olduğunuz gibi orijinal ses dalgası analog olarak kaydedildiğinde aynı formu korurken dijitalleştirme sırasında kırılımlar ve kayıplar oluşuyor. Aradaki ses zenginliği sıkıştırma adına yok oluyor. MP3, FLAC gibi dijital formatlarda gördüğümüz 96, 128, 192, 320kbps gibi değerler yukarıdaki kırılımların sıklığıyla da değişebiliyor. Örneğin 320kbps, MP3 formatının destekleyebildiği en yüksek değer. CD ses kalitesi genellikle 160kbps oranında yakalanabiliyor. DolbyDigital+ formatında 6.144 mbps (megabit) daha da ötesi (kayıpsız) Meridian formatında 18mbps oranına ulaşmak mümkün (başka bir deyişle bu formattaki bir sesin 60 saniyesi 135 megabayt!).

Teorik olarak dijital bir ses dosyasının kalitesi saniyede yapılan ses örneklemesini temsil eden kbps değeriyle doğru orantılı olarak yükseliyor. Fakat pratikte kaydın yapıldığı kalite her şeyin belirleyicisi. İşte bu yüzden plak ya da DVD; ne formatta gelirse gelsin dijital olarak kaydedilmiş bir albümün ses derinliğini analog bir kayıt gibi almamız mümkün değil. (Diğer bir tartışma 320kbps kalitesinde sıkıştırılmış bir ses dosyasının normal insanlar tarafından analog kayıttan ayırd edilemeyeceği üstüne ki bu tartışmaya hiç girmeyeceğim. Kendiniz tecrübe etseniz daha iyi olur). Analog-dijital farkıyla iglili daha da teknik bilgiler isterseniz, buyrun.

Plak dinlemeye başladığımdan beri albüm dinleme keyfini de yeniden yakaladım. Şarkıların belirli bir sırada ilerlemesi, plağı alıp dinlediğin şeyle ilgili detaylı bilgilere ulaşma, dev kapaklardaki resimlere, fotoğrafları, illüstrasyonlara bakma apayrı keyifler. Lüks mü? Bir bakıma evet. Ama zevkli mi? Kesinlikle!

Tek derdime gelirsek; bir şey dinlemek isteyince kalkıp plağı bulmak, yerleştirmek, bir yüzü bitince diğerini çevirmek ya da bir şarkıyı yeniden dinlemek isteyince başına geçip, kolu kaldırıp, iğneyi tam yerine denk getirmek her şeyi tıklayarak yapmaya alışınca kolay gelmiyor. Ama bu kadar dijitalleşen bir ortamda hayatımızda analog bir şeyler de yer almalı, değil mi?

Nereden alırım diye bir derdiniz varsa, onun yazısı ayrı.

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

10 Responses to Analog müziğin son kalesi: plak

  1. timur akkurt 27/08/2013 at 23:34 #

    Analog müzik meraklıları için Rock FM 94.5 Tekno Safari programında PİKAPHANE bölümü hazırladık. İzleyin, https://www.facebook.com/pikaphane Kemal sahibi, pikap tamiri, satışı, bakımı vs. harika sohbet.

  2. Gökçe Ergin 27/08/2013 at 23:53 #

    Ses formatlarıyla ilgili kısımda bazı teknik yanlışlar var.

    Dijital ses formatlarında 96, 128, 192, 320kbps gibi değerler kırılımların sıklığını ifade etmez, bunlar ses verisinin saniye başına ne kadar veri içerdiğini gösteren değerlerdir ve ses verisinin sıkıştırma oranı hakkında fikir verirler (tabi eğer orijinal verinin bitrate’ini biliyorsak!). Kırılımların sıklığını ifade eden değer Hz ile ifade edilir ve bir saniye içinde yapılan toplam örnekleme sayısını verir. Standard CD’lerde bu değer 44.100 Hz’dir. Ayrıca her bir örneklemenin (sample) ne kadar ince hassasiyetle dijitale çevirildiği de bit değeriyle ifade edilir. Yine standart CD’lerde bu değer 16 bit’tir. Bu da demek oluyor ki standart CD kalitesinde saniye başına her biri 16 bit büyüklüğünde 44.100 adet veri mevcuttur. Bu iki değeri birbiriyle çarptığımızda da yaklaşık 1.400kbps gibi bir değer elde ederiz ki sıkıştırılmamış CD kalitesindeki sesin bitrate değeri budur; 160kbps değil (sanırım 1x okuma hızı olan 150KB/s değeri ile karışmış).

  3. aliismailkorkmaz 28/08/2013 at 01:27 #

    abi o sıla albümünün ne işi var orda ya asdawdadas

    • MserdarK 28/08/2013 at 01:43 #

      Yazıda da değindiğim gibi dijital albüm kaydının plakta nasıl tınladığına bakmak için almıştım. Fakat Sıla’yı gerçekten çok severek dinliyorum. O albüm de ayrıca çok çok iyi. Aklınızda olsun.

  4. Ohyes 28/08/2013 at 14:52 #

    Bilgi eksikleriyle bezeli, nesnellikten uzak, romantik bir yazi olmus. Yakistiramadim. “Ben ses kalitesinde degilim, plak resimleri, rituelleri ile bambaska bir tecrube; bunu seviyorum, oneriyorum.” derseniz tabi ki kabul ederim. Ama daha iyi ses kalitesi oldugu onermesini surup, insan kulaginin ayirt edemeyecegi tartismasina girmemek, tum tecrubede asil kritik noktalar olan kaydin kalitesi ve ses duzenine deginmemek malesef kabul edilemez.

    • MserdarK 29/08/2013 at 01:05 #

      Öncelikle yorumunuz için teşekkürler. Ancak bir blog yazısından bir konu hakkında her şeyi beklemek haksızlık olur. Böyle bir iddiada da bulunmamıştım zaten. Ses üstüne kurulu bir kavramı dinlemeden yazıyla anlatmak ne kadar mümkün takdirinize bırakıyorum. Kayıt kalitesi ve ses düzeninin önemini yazıda vurguladığımı hatırlatmak isterim sadece.

    • uarpak 30/08/2013 at 23:59 #

      Merhaba,

      Yazıda bahsi geçen insan kulağının algılamaması konusunda bir iki söz söyleyeyim istedim. Bizim dinlediğimiz tüm mecralar (plak, MP3, CD, benim gibi eskiler için kaset, vs.) mevcut kayıt kalitesinin yansımasıdır. Ancak, aynı kaydı (ana kaydın analog olduğunu var sayarak söylüyorum, digital re-mastering CD’ler üzerinden örnekleyeceğim) CD’den ve plaktan dinlediğinizde bu farkı algılarsınız. Kaydın kaç kanal ve hangi hassasiyette yapıldığı bizim dinlediğimiz medya açısından kayıt kaynı masterdan çıkmaysa önemli olmaz.

      Durumu şöyle anlatmak mümkün. Bir şarkıyı plaktan dinlerken notalar arası geçen zamanlamalarda orjinal durumdan farklı bir kısalma ya da uzama olmaz. Bunu, absolut kulaklı (yani sesi nota nota duyabilen ve nota nota tanımlayabilen) bir insan değilseniz duymanız plaktan dinleseniz bile pek mümkün değildir. Ancak, dijital medyada bu zamanlamalarda kırılmalar olur. Bu da sesler arasındaki zamanlamaları orjinalinden farklı hale getirerek sampling sırasında kimisi uzar kimisi kısalır ki çoğunlukla kayıt kanalları arasında geçişler yapılarak sıkıştırmak için bu süreler kısalır. Bu nedenle bir şarkıyı ya da albümü plaktan dinlediğinizde gelen sesleri daha derinlikli duyarsınız. bu pek tanımlanacak bir şey değildir (ki Serdar Bey’de bunu belirtiyor). Sadece, aynı şeyi CD’den dinlediğinizde daha yavan geldi ama sesleri daha net duydum gibi kişisel bir hisse kapılırsınız. Bu nedenle plak albüm nostaljisi, vinyetler vs.nin dışında bir dinleme hissi nedeniyle hala tercih ediliyor.

      Bu biraz dijital fotoğraf analog fotoğraf gibi. Alaog fotoğrafta elde edilen görüntü ve renk hassasiyetini bugün kullanılan prof. dijital makinalardan çekilen fotolara baktığınızda ilk etapta anlayamazsınız. Ancak, aynı fotoyu, aynı ışıkta hem analog hem dijitalle (tabii ki aynı tür özellikli ve objektifli makinalar ile) çektiğinizde farkı algılarsınız (görürsünüz diyemiyorum zira bugün prof. dijital makinaların analogla farkını anlamanız için iyi bir agrandizör büyüteci ile fiziki pixel yakınlaştırması yapmanız gerek.

      Nesye, durum bu. Konu ses ile ilgili ve yazıda anlatmak zor, ama konu gerçekten görsel bir şey değil ses ile ilgili…

      Umarım ukalalık olarak algılanmaz. Yorumları görünce dayanamadım…))

  5. Mehmet 28/08/2013 at 22:24 #

    Güzel yazı Teşekkür ederim. blogunuzu her zaman takip ediyorum.

  6. tarık 14/01/2014 at 22:43 #

    Merhaba Serdar Bey;

    Yazınızı sonuna kadar okudum ve çok beğendim benim merak ettiğim bir konu plak üzerine ses kaydını nasıl yapabiliriz. Türkiye’de bu iş ile uğraşan varmıdır. Ben plak üzerine ses kaydı yaptırmak istiyorum. Konu hakkında yardımcı olabilirmisiniz?

  7. Umut İnce 15/05/2016 at 19:31 #

    Yazıda hissiyat, anlatım ve amaç çok güzel. Ancak teknik yanlışlar, yanlış bilgilendirmeler var. Bunları düzeltmek adına ve bazı konulara açıklık getirmek adına bir şeyler karalayayım. Bu konular her ne kadar tartışılsa da sürekli; aslında çok basit bir tanımı ve anlatımı var benim dilimde. Kısaca basitleştirerek özetleyeceğim. Dijital müzik, dijital kayıt, gerçek ses dalgalarının belli aralıklarla yakalanarak belli bir değer atanarak, 0 ve 1 lere çevrilerek saklanması hadisesidir. Bu yakalama işlemine örneklem(sample) alma diyebiliriz. Bir ses dalgasından belli birim zamanda belli birim sayısında belli birim derinliğinde bir örneklem alırsınız ve saklarsınız. Bu sıklık ne kadar artarsa ses kalitesi o kadar artar. İşte “Sample Rate” 44 – 48 – 96 – 192 khz bu örneklemlerin hangi sıklıkta alındığını gösterir. 16 bit 24 bit ise bu her bir örneğin derinliğinin boyutunun ne kadar büyük olabileceğini gösterir. Şuan da evimizde dijital cihazlarımız 192 khz 24 bit oynatabiliyorlar. Elimizdeki maksimumun bu olduğunu düşünelim. Ancak şunu da belirtelim CD kalitesindeki müzik, yani bildiğimiz CD’lerdeki data 44khz 16 bit’tir. 192/24 e göre bile ne kadar düşük değil mi ? Peki şimdi plağa gelelim. Plakta ses dalgası olduğu gibi plağın üzerine analog olarak kaydedilmiştir. Plak tarafında gerçek ses dalgasının izdüşümü diyebileceğimiz bir kayıt. Dijitalin tarafında ize ses dalgasından kesit kesit alınmış matematiksel karşılıklar vardır. Plağı dijital ile karşılaştırırken sadece bu iki veriyi göz önüne alırsanız bile aradaki farkın plak lehine aslında uçurum boyutunda olduğunu görürsünüz. Bir tarafta ses dalgası bire bir bulunmaktayken, dijital bunun içinden kendi çapında örneklemleri almış, 0-1 lere dönüştürmüş ve saklamıştır. Tekrar oynatımda ise cihazımız bu 0 ve 1 leri sırasıyla tekrar ses dalgasına dönüştürür. Bunu da tamamen suni bir şekilde DAC denilen (digital to analog) chip sayesinde gerçekleştirir. Ortada ses verisine dair hiç bir şey yokken; ses dalgası, belli bir matematik diziminden hareketle suni olarak tekrar oluşturulur. Bu suniliğin yanında alınan örneklem her ne kadar sıklaştırılmış olsa da sonuçta arada boşluklar vardır değil mi ? Ve bu boşluklara denk gelen “ses”leri kayıt anında kaybetmişizdir. Yani oralar tamamen boş, dijital kayıtta karşılığı yok. Diğer tarafta analog medyamızda plağımızda sesin kendisi bire bir bulunmakta. Ses dalgasının Plağın üzerindeki izlerde nasıl saklandığını çok basit bir şekilde anlatmak gerekirse, şu şekilde yapılır. Basitleştirilmiş bir düzenekle tarif edeceğim: Bir mikrofona bağlı amfinin çıkışındaki hoparlörün diyaframını bir düzenekle hassas bir şekilde plağın üzerinde iz açabilecek bir iğneye mekanik olarak bağladığınızı düşünün, iğne hoparlörün hareketliye titreşimiyle hareket ediyor ve bu titreşimin hareketini bire bir plağın üzerine kazımak suretiyle işliyor. Amfiye gönderdiğiniz ses dalgası analog olarak titreşim neticesinde o sırada plağın üzerindeki kanallara iz olarak geçiyor. Daha sonra tekrar oynatım sırasında pikabımızın iğnesi aynı kanal içerisinden geçerken kanalın şekline göre titreştiğini ve titreşimle sesin tekrar ortaya çıktığını görüyoruz. Ses dalgaları zaten özünde titreşimlerden oluşmaktadır. Yine bizzat kendi deneyimlerimden bir örnek vereyim; çok ok basit bir deney yapabilirsiniz: Bir taş plak dönerken bir a4 kağıttan bir huni yapınız, ucunu sivriltebildiğiniz kadar sivriltiniz. Daha sonra huninin ucunu plağın üzerindeki kanala bastırdığınızda huninin geniş ağzından kağıda aktarılan titreşimle müziği duyabilirsiniz. Burada bahsettiğim sıkıştırılmamış wav formatında dijital sesler idi. Dijital sesin sıkıştırılması mp3 vb. sıkıştırma formatları bunların sıkıştırma yöntemleri ve boyutları bambaşka bir yazının konusu olabilir. Talep gelirse onları da anlatabilirim. Bir üçüncü konu da, plak, pikap, iğne, kartuş, amfi, hoparlör sistemlerimizin plaktaki sesi yeniden üretmede önemi, anlamı ve kaliteye etkisi olabilir.

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim