Tag Archives | yeni medya

Haftanın Özeti: 34

Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Genel Gündem

  • Türkiye Cumhuriyeti siyaset tarihinin en önemli siyasi oyuncularından Süleyman Demirel böbrek, kalp ve solunum yetmezliği sebebiyle tedavi gördüğü hastanede 91 yaşında hayata gözlerini yumdu. Demirel bugünün gençlerinin mutlaka tanıması gereken bir figürdü. Sağcılara cinayet işliyor demedi (binaenaleyh) dünü dün; bugünü bugün saydı ve her sorunun çözüm anahtarını hediye etti. Unutulmaz tespiti sizin de kulağınıza küpe olsun: meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz (hoşluk olsun diye bir videosunu ekleyeyim derken aklıma geldi. Bu ülke eskiden böylesi yabani değildi. Siyasetçisi de futbol taraftarı da rakibiyle yan yana gelir, uygarca üstüne düşen rolü yerine getirirdi. Değişmeyenler de yok değil; dertler bitmiyor, konular değişmiyor! İzleyin, görün).

  • Asker uğurlama kadar garip bir diğer huyumuz da gerdek öncesi damat sopalamak. Kocaeli’ndeki bir düğünün 10 kişilik uğurlama heyeti gerdek öncesi olaya kendini öyle bir kaptırdı ki damat yediği dayaktan ötürü baygın halde hastaneye kaldırıldı.

Continue Reading →

Bu yazıya 17 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 7

Haftaların özeti peşinde koşarken yavaş yavaş bir seneyi daha kapatıyoruz. Özetlerin yapısı ve sunumu konusunda her hafta yeni bir tecrübe, fikir daha katmaya çalışıyorum. Bu seferki denemem kategorilere ayırma oldu. Belki böylesi bazıları için daha kolay olabilir. Bence hepsine en azından bir göz gezdirin (bu özetlere yönelik bir hevese girdim ama ‘hayırlısı’ diyelim).

Gelelim 8-14 Aralık 2014 arasında ekranımdan geçen yüzlerce, binlerce şey arasından kenara not alıp paylaşmaya değer bulduklarıma.

Genel Yaşam

  • Bana en çok sorulan sorulardan biri “bu kadar farklı şeyi yapmaya, bakmaya, yetişmeye nasıl zaman buluyorsun?”. Kendime ait adını koymadığım bir düzen var, toparlayabilirsem mutlaka yazacağım. O zamana kadar Forbes’taki şu güzel makale aklınızda bulunsun (bunu galiba ilk yayınlandığında Twitter’da paylaşmıştım, bazılarınıza tekrar olabilir).
  • Ukrayna merkezli Kofta, insan bedenini kimi zaman taklit eden, kimi zaman tamamlayan ürünler tasarlıyor. Hayli enteresan. Biraz da ürpertici.
  • Seattle merkezli dijital ajans The Cut, 1910-2010 yılları arasındaki 100 yıl süresince kadın saçlarına yönelik akımları 1 dakikalık videoya sığdırdı. Bu sayede 15 milyonun üstünde izlenmeye ulaştı. Kişisel favorim 70’ler.

  • İnternette yanlış bilgi nasıl yayılıyor? Mehmet Atakan Foça yazmış.

Continue Reading →

Bu yazıya 39 yorum yapıldı.

Apple TV ile bittorrent film izlemek

İçinde izleyecek şey bulmak zor olsa da televizyonlar yaygınlığı ve büyük ekranlarıyla hala hayatın demirbaşları arasında. Bence daha önemli ayrıntılarından biri -her ne kadar akıllı / internete bağlı örnekleriyle durum değişmeye başladıysa da- hala sadece tek bir şey yapabildiğimiz ender elektronik cihazlardan oluşu. Yani diğer elektronik ekranlarımızın aksine TV ekranında hala sadece yayını izliyoruz (o yüzden bir elimizde sürekli cep telefonu, dizüstü PC ya da tabletler var. FOMO!).

Televizyonu daha akıllı ve faydalı hale getirmek için bulduğum çözümleri fırsat buldukça paylaşıyorum ve yorumlardan anladığım kadarıyla birçok kişinin de işine yarıyor. Bu yazıda da benzer şekilde ‘filmsever’ Apple TV sahiplerini sevindireceğini düşündüğüm TorrenTV adlı yeni bir yazılımdan söz edeceğim.

Apple'ın sunduğu dünya sizin için yeterliyse Apple TV harika. Ama bir adım öteye gitmek isteyince işler değişiyor.

Apple’ın sunduğu dünya sizin için yeterliyse Apple TV harika. Ama bir adım öteye gitmek isteyince işler değişiyor.

Bir hevesle aldığım yeni nesil Apple TV’nin jailbreak işlemine uygun olmaması ve beni iTunes evreninin içine kıstırması (Apple felsefesi ekseninde) sürpriz olmamış ama yine de keyfimi kaçırmıştı. 2010 yılında aldığım ve hala keyifle kullandığım iMac‘im kablosuz ağlar üstünden görüntü aktarımı yapan Airplay standardını desteklemediği için Apple TV gözümde iyice manasızlaşmıştı.

Continue Reading →

Bu yazıya 27 yorum yapıldı.

Gazeteler dijitalleşebilir. Peki ya kafalar?

Birkaç defa dile getirdim; yine tekrarlayayım. Hayatımda bu blog kadar özendiğim ve emek verdiğim pek az şey var. Gördüğü ilgi ve sayesinde tanıştığım insanlara bakınca karşılığını fazlasıyla aldığımı düşünüyorum.

Geçenlerde arşivi didiklerken başlıklarımın çoğunun soru işaretleriyle bittiğini farkettim. Aynen kafamın içi gibi. “Çünkü insanlar yıllar boyunca hiç soru sormadan durur” diyen o şarkıya inat sürekli sorular soruyorum. Bazen cevaplarını bulduğum oluyor. Bazen yanlış yanıtlara ulaştığımı fark ediyorum. Yeni sorularla yeniden dalıyorum içine.

Bu su hiç durmaz

Bugün hayatımın en renkli, dolu ve yorucu 18 yılını verdiğim Radikal gazetesinin basılı son sayısını satın aldım. “21 Haziran 2014 günü son sayımızı basacağız” denmişti ve ben de mürekkepe bulanmış bir fırsat daha yakalayamayacağımı sanıp vedamı Çarşamba günkü yazımda etmiştim. (İtiraf edeyim sonradan okurken en sinirlendiğim yazılarımdan biri de o oldu. Anlatmak istediğim onca şeyi bir yazıya sıkıştırınca ritm bozuklukları, anlam kaymalarıyla dolu bir şey çıkmış. Yetmez gibi editörümüz tarihte ilk defa başlığıma müdahale edip başına ‘Kağıda’ kelimesini ekleyivermiş; esprisi kaçırmış. Yen içindeki son kırıklar olarak kalsın hepsi)

Bugün Radikal’in basılı son sayısını aldım, çalışma masamda satır satır okudum (bir itiraf daha; son birkaç yıldır aldığım kağıda basılı ilk gazeteydi sanıyorum). Kendi vedamı neden bu özel veda sayıda yazmadığımı düşünüp hayıflandım. 18 yıl boyu çalıştığımız yayın yönetmelerimiz başta olmak üzere muhabir, editör, şef; nice arkadaşın buruk (ve aslen demek istediklerini sadece şanslı -ya da şanssız- küçük bir azınlığın anladığı) yazılarını taradım. Ve dürüst olayım, benim bile unuttuğum bazı başarılarımızı hatırladım.

Ve ne şanslı olduğumuzu düşündüm. Hem bir arada çalıştığımız kişiler hem de dünya basın tarihinde çok çok az yayına kısmet olan ‘son sayı’ hazırlama şansı yakaladığımız için. Genellikle destursuz alınır bu kararlar. Çalışanın vedası kursağında, okurun merakı aklında kalır.

Bu yazıyı yazıldığı gün okuyanlardansanız, bir bayiye gidip Radikal alın derim. Gerçekten tarihi ve (özellikle koleksiyonerler için) değerli bir sayı olmuş.

Continue Reading →

Bu yazıya 16 yorum yapıldı.

Bedava film ve müzik mümkün (mü?)

Bugün herkesin koşarak uzaklaşmaya çalıştığı Flash video formatı codec bulmayla uğraşmadan, ek bir yazılım yüklemeye gerek kalmadan web sitesinde video izleyebilmeyi sağladı. Eğer Flash video olmasaydı Youtube diye bir şey de hayatımızda olmayacaktı.

Benzer bir ilişki MP3 ses formatıyla Napster arasında da yaşandı. O zamana kadar WAV formatında her biri 250-300 MB yer kaplayan dijital şarkı dosyaları bir anda 2-3MB seviyesine gerilemiş, hatta paylaşılabilir hale gelmişti. Tam o sırada (1999 yılında) o dönem daha 19 yaşında olan Shawn Fanning adlı bir Amerikalı üniversiteyi bırakıp Napster adlı bir uygulamayı hayata geçirdi. Son derece basit bir temele dayanan yazılımı internet tarihini değiştiren en büyük adım olarak tarihe geçti.

Napster

Ücretsiz dağıtılan Napster, bilgisayarınızdaki bir klasörü paylaşıma açıyor, içindeki MP3 dosyalarınızın listesini merkezi sunucusuna aktarıyor ve o dosyaları (şarkıları) çekmek isteyenleri size yönlendiriyordu. Birkaç hafta içinde internet en popüler uygulaması haline gelen Napster aynı hızla müzik şirketlerinin avukatlarının da mıknatıs gibi kendine çekti. En yoğun protesto Metallica (daha doğrusu davulcusu Lars Ulrich) ve Madonna’dan geldi.

Açılan dizi dizi davalar sonucu Napster 2001 yılında kapandı. Ve şarkı paylaşım bir anda durdu. Çünkü sistem merkezi bir sunucuya bağlı çalışıyordu.

Napster bir mahkeme kararıyla tarihe gömüldü ama bu kısa maceradan alınan ilhamla bugün internet trafiğinin hala büyük bir bölümünü oluşturan Bittorrent protokolü ortaya çıktı. Yaratıcısı Bram Cohen herhangi bir merkeze sahip olmadan dosyaları bireyler arasında paylaştırmayı mümkün kulan uygulamasını 2001’de tanıttığında ilk başta pek ilgi görmedi.

Bugün geldiği noktaysa ortada.

Continue Reading →

Bu yazıya 54 yorum yapıldı.

Podcast nedir, yapmak için ne gerekir?

Radyoyu oldum olası sevdim. Hala çalışma masamdan banyoma kadar her yerde radyom var. Yatarken de Tunein hesabımla internetten dinlemeye devam ediyorum. Radyodan müzik dinlemeyi oldum olası sevmedim. Benim meseles talk radio. Bu alanın alimleriyse ABD (NPR yayınları) ve İngiltere (BBC). Bağımsız örnekler de az değil.

Bıraktığı ilk izlenimin aksine talk radio birinin sürekli konuştuğu tarzı tanımlamıyor. Talk radio aslen bir moderatör sunucu eşliğinde isteyen herkesin bağlanıp fikrini söylediği (hani şu NTV Radyo’daki Halkın Sesi tarzı) yayınlara verilen isim. Birçok ülkede gün boyu bu şekilde yayın yapan radyolar var. Keşke bizde de olsaydı. Ama (konuşmaya bu kadar meraklı bir millet olmamıza rağmen) Türkiye’de nedense böyle bir radyo kurulamadı.

otr

Sohbet ağırlıklı radyolarda ilkokul çağlarımdan beri dinlemeyi bırakamadığım radyoysa beraber büyüdüğüm TRT Radyo 1. Ne var ki son dönemde neredeyse tamamen dini programlarla doldu ve heyecanını kaybetti. Yine de özellikle gündüz kuşağında gayet keyifli yapımlar devam ediyor. Kaçırdıkça podcast aralığıyla takip ediyorum.

Nedir bu podcast?

Podcast, isminin ortaya çıkışını dahi takip ettiğim bir mesele. iPod’un salgın gibi yayıldığı, pıtrak gibi taklitlerinin çıktığı, cep telefonlarınn henüz müzik dinleme konusunda çok iddialı olmadığı yıllarda iPod ve Broadcast (yayın) terimlerinin harmanından doğdu. MTV’nin en popüler VJ’lerinden Adam Curry‘nin fikrini Dave Winer‘ın RSS ortamına uyarlamasıyla o zamana kadar var olmayan, ilginç bir şekilde kimsenin aklına gelmemiş bir şey ortaya çıkmıştı.

Continue Reading →

Bu yazıya 19 yorum yapıldı.

Gazetelerin internetle sınavı

Biraz mesleki ilgi, biraz da bu dönüşümün içinde fazlaca yer almış biri olmamdan dolayı bu blogda ağırlıklı olarak yeni medyadan bahsediyorum. Umarım bir doz aşımı olmuyordur.

Öncelikle ilgili eski yazıları ekleyelim ki birazdan değineceğim fikri neyin üstüne kurduğum belli olsun.

Bu yazının perçinleyeceği konuysa birkaç gün önce 20 ulusal gazetenin (Akşam, Bugün, Cumhuriyet, Fanatik, Fotomaç, Güneş, Habertürk, Hürriyet, Daily News, Milliyet, Posta, Radikal, Sabah, Star, Takvim, Today’s Zaman, Türkiye, Vatan, Yeni Şafak ve Zaman) yayınladığı ortak bildiri ve alt metni. Önce aynen alıntılayalım (bunu da kullanmak suç değil diye ümit ederek).

Gazetelerin ortak bildirgesi

Medya sektörü, internet ve mobil teknolojilerinin baş döndürücü gelişimiyle, büyük bir değişim sürecindedir. Gazete, televizyon, radyo gibi geleneksel araçların, internetle ve mobil iletişim araçlarıyla birlikte yeniden tanımlandığı yepyeni ve heyecan verici bir süreç yaşıyoruz.

Bu gelişimin sonucu olarak; bizler de gazetenin yanı sıra, sahip olduğumuz internet siteleri, haber portalları ve benzeri iletişim enstrümanlarıyla okurlarımıza hizmet sunmaktayız.

Ancak, bugüne kadar bazı internet sitelerinin, gazete içeriklerimizi fikir ve emek hırsızlığı yaparak, pervasızca kullanmakta olduğu kamuoyunca da gözlemlenmektedir. Takdir edileceği üzere; bu durum ciddi emek ve maliyetlerle çıkartılan gazeteler ve gazetelerin internet siteleri aleyhine açık bir haksız rekabet oluşturmaktadır. Bu, aynı zamanda hukuka ve kanunlarımıza aykırı bir durumun ortaya çıkmasına da sebebiyet vermektedir.

Gazetelerin içerikleri; yani, haberler, yorumlar, köşe yazıları, yazı dizileri, fotoğraflar, çizgi, grafik, sayfa tasarımı ve benzeri bütün unsurların tek sahibi gazetelerdir.

Bu unsurların şimdiye kadar gazetelerin izni olmaksızın, fikir ve emek hırsızlığı yapılarak bazı internet siteleri tarafından çalınması eylemi “gazetecilik” olarak nitelendirilemez.

Hem gerçek anlamda emek ve bilgi sonucu ortaya çıkartılan gazetelerin içeriklerini korumak ve hem de sağlıklı bir internet haber medyası düzeni için fikir ve emek hırsızlığına karşıyız.

Bu itibarla, ürettiğimiz ve bütün hakları bize ait olan; haber, yorum, köşe yazısı, fotoğraf, karikatür, grafik, çizgi ve sayfa dizaynı gibi materyallerin hiçbir şekil ve hacimde kullanılmasına izin vermeyeceğiz. 1 Ekim 2012 tarihinden itibaren, hiçbir televizyon kanalı, internet sitesi ve haber portalı, aşağıda imzası bulunan gazetelerin içeriklerini kaynak göstererek dahi kullanamayacaklardır.

Elbette, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da okurlarımız, gazetelerimizin içeriklerine internet sitelerimiz aracılığıyla ulaşmaya devam edeceklerdir.

Fikir ve emek hırsızlığına karşı duracağımızı ve bu eylemi gerçekleştiren kişiler ve kurumlar aleyhine her türlü hukukî ve meslekî takipte bulunacağımızı, kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Elbette bu duyurunun ardından internet siteleri ayaklandı, büyük bölümünü gazete okuyarak geçiren kimi sabah programları sıkıntıya düştü, gazeteler tartıştı, üniversitelerin iletişim bölümleri yorumladı…

Continue Reading →

Bu yazıya 1 yorum yapıldı.

E-kitap okuyuculara giriş ve tercih rehberi

Okumayı sökmeden önce etrafımdaki her şeyi bilenlere okuturdum. Banklardaki banka isimlerini, tabelalardakileri, gazete başlıklarını… Bu sayede çok erken yaşta okumayı-yazmayı öğrendim. İyi mi oldu bilemiyorum. Zamanından önce öğrenilenler insani akranlarından koparıyor. Bu zaman kaymasının sıkıntısını ilerleyen yıllarda çok çektim.

Eski ofisimden bir kesit. Kütüphane için tıklayıp büyütmek gerekebilir.

Yine de okuma-yazmayı hep sevdim. Hayatımın her anında en çok yaptığım şey okumak oldu. Bana haz verenin okuma eylemi mi yoksa okuduklarımdan öğrendiklerim mi olduğunu tam anlayamadım. Büyük ihtimalle ikincisi. Kendimi bildim bileli sahip olduğum doymayan merakımı ve yeni bir şey öğrenmenin bana verdiği hazzı size tarif etmem mümkün değil. Bunun psikolojik bir sorun olup olmadığını anlamak için tanıdığım uzmanlara bile danışmıştım (ve tahmin ettiğim gibi benimki bir sorun / saplantı olarak tanımlanıyordu).

Continue Reading →

Bu yazıya 49 yorum yapıldı.

Sakıp Ağa’nın not defteri

Geçtiğimiz hafta Sakıp Sabancı Müzesi’nden bir davet aldım. Atlı Köşk’e gitmeyeli seneler olmuştu.

Bu bina 1927 yılında Mısır’ın meşhur Hidiv ailesinden Prens Mehmed Ali Hasan için İtalyan mimar Edouard De Nari tarafından tasarlanmış son derece zarif bir yapı (Hidiv ailesinin bir diğer mekanı da bildiğiniz gibi bugün Anadolu yakasında Hidiv Kasrı adıyla hizmet veriyor).

Bir dönem Sakıp ve Türkan Sabancı’nın ev olarak kullandığı bu köşk 1998’de Sakıp Bey’in kararıyla Sabancı Üniversitesi’ne müzeye dönüştürülmek üzere bağışlanmıştı.

Emirgan’ın meşhur Atlı Köşk’ü 1998’den bu yana Sakıp Sabancı Müzesi olarak hizmet veriyor. Atlı Köşk olarak anılmasının sebebi yola bakan kısmında görülen değil; bu resimde camekanlı kapının hemen önünde yer alan at heykeli.

O günden bu yana Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) adıyla hizmet veren kurumda ailenin yaşam alanı Sakıp Bey’in kişisel merak alanlarından biri olan hat sanatıyla desteklenerek ilginç bir dijital ruha kavuşturulmuş.

Yeni düzenlemede müzeye girişte size verilen iPad’lerde yüklü özel bir Augmented Reality (AR) uygulaması yardımıyla ‘Aile Salonları’ olarak adlandırılan odalarda gerçekle sanal arası yeni bir katmanı daha iPad ekranı üstünden gözlemleme fırsatı buluyorsunuz.

Continue Reading →

Bu yazıya 2 yorum yapıldı.

Televizyonun ‘yeni’ mecraları

Türkiye’de internet kullanımı kelimenin tam anlamıyla ‘başdöndürücü’ bir hızla artıyorsa da araştırmalara göre ‘aptal kutusu’ diye yerden yere vurduğumuz televizyon hala öncelikli mecra (2 yıldır düzenli televizyon programı yapan biri olarak buna bizzat şahidim. Televizyon gibi kitlesel bir mecra YOK).

Bu ilginin kökeni elbette televizyon tarafında içeriğin hala çok daha düzenli ve zengin oluşu. Mobil cihazların artması, daha yetenekli hale gelmesi ve mobil erişim seçeneklerinin yaygınlaşmasıyla televizyon izleme alışkanlıklarının mobil cihazlara ve diğer ekranlara sıçraması da kaçınılmaz.

Bu alanda sunulan 3 hizmeti duyrulduğu ilk günden beri kullanıyorum: TTNET tivibu, Turkcell TV+ ve Digiturk Play. Bana da sıkça sorulan sorulardan olduğu için burada genel bir bilgilendirme ve karşılaştırma yapmak istedim.

Continue Reading →

Bu yazıya 10 yorum yapıldı.