İçeriğe geç

Etiket: italya

#CoronaVirus hakkında birkaç faydalı bilgi

Bu yazıda birkaç ay içinde dünyanın her yerinde gündemin ilk sırasına oturan; dolayısıyla çok konuşulan ancak gözlemlediğim kadarıyla birçok bilgi eksikliği veya tutarsızlığına da sahne olan salgın hastalık COVID-19 hakkında öğrendiklerimi derleyeceğim. Bunu yaparken mümkün olduğunca (güvenilir olduğunu düşündüğüm) kaynaklarımı da bağlantılarda paylaşacağım. Kolayca tahmin edeceğiniz sebeplerden ötürü bu kaynakların büyük bölümü Türkçe olMAyacak. Şahsen yapabileceğim o yazılardan kesitler, anafikirler sunmakla kısıtlı. Aynen de öyle yapacağım.

https://www.youtube.com/watch?v=seyE11IpIjw

Ben de pek çoğunuz gibi bu konularda herhangi bir uzmanlığa sahip değilim. Ancak hayatımı() bu kadar etkileyen bir konuda kendimi bilgiye her zamankinden daha aç hissediyor ve doyamıyorum.

Uzun lafın kısası: Bu yazının bir iddiası yok. Bir bilgi paylaşımı olarak okuyun lütfen.

CoronaVirus, COVID-19, Corona…

Öncelikle terimleri kafamızda yerli yerine oturtalım:

‘Corona’, Latincede ‘taç’ anlamına geliyor. Hani şu kralların, kraliçelerin taktıklarından. Ancak daha çok Güneş ve benzeri yıldızların etrafındaki ışık huzmelerini (hareleri) tanımlamak için kullanılıyor. Hristiyan sanatında İsa Peygamber ve havarilerinin başlarının üstünde resmedilen çemberler de ‘corona’ olarak anılıyor.

Salerno merkezli bir tatilden seyahat notları

Bulundukları coğrafyada Milattan Önce 700 yıllarına dayanan mazilerine rağmen İtalyanlar’ın (Türkçeye ‘Yeniden Yükseliş’ şeklinde çevirebileceğimiz) ‘Risorgimento‘ adını verdikleri süreç ile tek çatı altında birleşmeleri ancak 1861 yılına denk geliyor. İtalya Krallığı’nın başkent olarak Roma’yı seçmesi ise 1871. O dönem de bugünkü demografik ve coğrafi bölgelere benzer fakat birbirinden bağımsız şehir (bölge) devletleri şeklinde parçalı bir yapıya sahipmiş. Ülke şu an bildiğimiz halini ve ismini 1948 yılında alıyor. Yani İtalya derken aslında Türkiye Cumhuriyeti’nden dahi genç bir devletten söz ediyoruz.

Yüzölçümü olarak Türkiye’nin yarısından az bir alana yayılmakla birlikte İtalya’nın 60 milyonu aşan nüfusu var. Yine de (ne hikmetse?) bizden çok daha fazla yeşil alana, yaşanabilir ortamlara ve şehirlere sahip. Bazılarınız için gereksiz bir hatırlatma olacaksa da değinmeden etmeyelim; müzikten heykele, resimden sinemaya sanatın neredeyse her türünden modaya, mimariden tasarıma, otomotivden ağır sanayiye aklınıza gelen her konuda dünyanın en iyi marka ve ürünlerini ortaya çıkartmış bir kültürden söz ediyoruz. Yemeğiyle, içeceğiyle, insanıyla, şehirleriyle kendine has, sıcak bir coğrafya. Kadim bir tarihe ve kültüre sahip.

Bütün bunların ışığında bakınca mantıken bugün Almanya ne ise İtalya da o olmalıymış. Ama olamamış (İtalya’nın kendisi Almanya olmak istemiş mi ondan da emin değilim gerçi). Sebepleri tartışılır. Dürüst olmam gerekirse bence olmaması çok da hayırlı olmuş.

İtalya tam da bu haliyle, tam da böyle olduğu için güzel.

Sağlıklı ve uzun yaşamın sırrı

40’tan fazla ülke gezdim. Afrika hariç hemen her kültürün pek çok türevini gözlemleme fırsatım oldu. Son İtalya ziyaretimde ne zamandır yazmak istediğim bir konu depreşti. Hevesim küllenmeden yazayım dedim.

Birçok yazımda bahsi geçti. Ben zayıflıktan kemikleri kırılan bir çocukken “yeter yavrum, yeme” denen, doktor teşhisiyle sabitlenen bir obeze dönüştüm. Bu hastalık hayatımdan çok şey götürdü, götürmeye de devam ediyor.

Şişman olmayla ilgili bir derdim yok ama sağlıklı yaşam ile var. Dolayısıyla zaman zaman fena halde kafama taktığım bir mesele bu.

Yaşam ve yeme tarzıma bakınca neden aşırı kilolu olduğum konusunda çok fikir edinemiyorum. Örneğin şeker kullanmam, tatlı sevmem, tuz hiç bilmem, ekmek yemem. Hamur işine düşkün değilimdir, nadiren gazlı içecek tüketirim. Fast-food denen şeyler ayda en fazla 1 hadi bilemediniz 2 defa mahalleme uğrar.

Hiç bir şey yemem de demiyorum elbette. Aksine güzel şeylerin hepsinin sırrına vakıf olmak gibi bir niyetim var ve Yemek de bu arayışta bir istisna değil.

Bu ön bilginin ardından sağlıklı ve uzun yaşama ekseninde bütün ezberleri bozan 3 ülkeye bakacağım. Aynı zamanda ziyaret etmekten en zevk aldığım 3 ülkeye. İspanya, İtalya ve Yunanistan.

Akdeniz’in bu 3 güzel ülkesi, birbirine oldukça benzer yaşam ve yemek tarzına sahip. Kuzey Avrupa’nın çelik iradesi ve katı disiplininin hiç uğramadığı bu topraklar geç yatan, geç kalkan, çok yiyen, çok içen, az hareket eden (ve çok konuşan) insanların diyarı.

Vespa ile Roma turundan kalanlar

Roma (malum) 60 milyonu biraz geçen nüfuslu İtalya’nın 2 milyon 700 bin nüfuslu başkenti. Tarihi İtalya’dan da eski. 2 bin 500 yılı aşan tarihinde son olarak Roma İmparatorluğu’nun başkenti olmuş. Rönesans akımının merkezlerinden biri olan şehir karışık bir sisteme sahip ‘küresel şehir’ sisteminde beta+ unvanına sahip (İstanbul alpha-).

Dünyanın en çok turist toplayan 10 şehrinden biri olan Roma, Avrupa Birliği’nde ilk 3’te. İtalya’nınsa tahmin edeceğiniz gibi en çok ziyaret edilen şehri. Turist kafasıyla gezerek bitirmenin mümkün olmadığı noktalardan biri. 1000’den fazla çeşme (her biri cidden sanat eseri), 400 kilise, 13 dikilitaş ve 1 piramide sahip. Restoranlar bir ömür boyu yeseniz bitiremeyeceğiniz kadar çok. Müzeler de cabası.

Ben işim gereği birçok defa Roma’yı ziyaret ettim. Ancak bunların hiçbirinde şehri tanıma fırsatı yakalayamadım. Eşimle birkaç sene önceki ziyaretimizdeyse güzel bir rehber sayesinde altını üstüne getirip neredeyse bütün önemli turistik mekanlarını gezmiş, hakkında epey şey öğrenmiştik.

Benim tatilime denk gelen bir fırsatı eşimle beraber apayrı bir maceraya dönüştürmek istedik: Vespa ile Roma turu!