Elleşmeden oynaşma sanatı

İnsan-araç ilişkisini ateşin icadına kadar götürmek mümkün. Bu noktadan sonraki kilometre taşlarını da kabaca da olsa okuyabiliyoruz. Peki nerede sonlanıyor dersiniz?

2011 yılındaki SAP Forum etkinliğinin açılış konuşmacısı ve moderatörüydüm. Sahneye heyecanla çağırdığım konuşmacılardan biri de ünlü satranç oyuncusu (Dünya Şampiyonu) Garry Kasparov‘du. Kasparov ben dahil pek çok katılımcının beklemediği tarzda (ve gayet ilgiyle takip ettiğimiz) bir konuşma yaptı. Sunumunun bir bölümünde 1900’lerin başından 2000’li yıllara kadar uzayan görsel bir zaman çizgisi üstüne ilginç bir tespit yaptı:

Garry Kasparov

Garry Kasparov

Yaşadığımız son teknolojik devrim 1977’de satışa sunulan Apple II’dir. iPad’in bile teknolojisi 1960’lara dayanır. Ürettiğimiz ‘yeni’ bir şey yok.

Fazlasıyla provokatif bu söylemi uzun bir gerekçelendirme ve belgeler dizisiyle destekledi. Burada toparlayabileceğim tarzdan değil. Özetle  iPhone, iPad ve benzeri teknolojik ürünler piyasaya çıktığı dönemde her ayrıntısıyla bambaşka bir kulvarı aralayan Apple II gibi bir devrim değildi ona göre.

İşlemciden dokunmatik ekrana, görsel kullanıcı arabiriminden bileşen teknolojilerine kadar kimileri için çağın icadı iPad, Kasparov (ve beraberinde birçok sektör uzmanının gözünde) mevcut teknolojilerin farklı bir formda birleştirilmesinden ibaretti (ve bu bir cihazı asla küçük, önemsiz bir şey yapmaz. Evrim özünde böyle işler).

Kasparov’un dikkat çektiği Apple II hakkında pek çok yerde pek çok şey yazdım. Elbette ilk sözü Apple evreninin Ulu Mimar’ı Steve Jobs’a vermekte fayda var. Bu blogun en çok okunan yazılarından birinde, yıllar sonra ortaya çıkan röportajında Jobs teknoloji ve insan ilişkisini şöyle özetliyordu:

Steve Jobs, Steve Wozniak

Steve Jobs, Steve Wozniak.

Biz insanlar araç üreterek doğuştan gelen yetenek ve sınırlarımızı aşarız. Tarihe baktığımızda bilgisayarlar en büyük, en etkileyici aracımız olarak hatırlanacak. Bu yüzden bu icat şekillenirken doğru zamanda, doğru yerde doğup büyüdüğüm için kendimi çok şanslı hissediyorum. Üstelik daha yolun başındayız.

Bugünün Jobs ve Apple tutkunlarının çoğunu yokladığımda neredeyse hiçbirinin Jobs ve Apple’ın geçmişi ve o dönemdeki teknoloji dünyası hakkında fikri olmadığını görüyorum. En iyi durumdaki ölümünden sonra biyografisini okumuş ve bir kutsal kitap gibi hatasızlığından emin (o kitap benim için Jobs’un ömür boyu bırakmadığı PR çalışmasının son ayağı).

Bu hayran kitlesinin neredeyse tamamının ilişkisi iPhone ya da iPad ile başlamış. Bu yüzden Jobs’un (dolayısıyla Apple’ın) tarihinden bugüne yaşadığı eksen kaymasından haberdar değiller ve mevcut durum onlara gayet normal geliyor.

Kasparov’a dönelim.

Teknoloji tarihinin son devrimi olarak nitelendirdiği Apple II için Steve Jobs’un röportajındaki alıntı dikkate değer:

Apple II’yi tasarlıyorduk ve hedeflerimiz yükselmişti. Woz kafayı renkli grafiklere takmıştı. Bense programlamaya kafası basmayan ama bilgisayar sahibi olmak isteyenleri düşünüyordum. Kutusundan çıkarır çıkarmaz, programlama yapmadan bir işe yarayan, bir şeyler yapılabilen bir bilgisayar üretmek istiyordum. Bu iki hayali birleştirmemiz gerekiyordu.

Jobs bu tespitiyle bilgisayar dünyasının kutsal kasesini bulmuştu. O dönem satın alındığında montajı bile apayrı bir uzmanlık gerektiren bilgisayarları ‘tak-çalıştır’ mantığına dönüştürmek istiyordu. Apple II bu hayali mükemmel bir şekilde gerçeğe dönüştürdü ve adını tarihe altın harflerle yazdı. Ama (Kasrapov’a göre) ondan da öteye gidemedi. Bu sürecin devamı aynı şeylerin biraz daha küçüğü, hızlısı, ucuzu, cafcaflısı şeklinde devam etti. Yani bir devrimden değil; üretilenin üstüne gerçekleştirilen bir türetimden söz ediyoruz.

Teknoloji dertleri çözebilir. Ama nasıl?

Kasparov bu yüzden kendini teknolojinin Kabe’si olarak gören ABD’yi bir ‘optimizasyon kültürü‘ olarak etiketliyor. Ona göre bu dev özünde yeni bir şey icat etmek yerine mevcudu daha işlevsel (karlı) hale getirme derdine düşen ve bunun illüzyonuna kendini kaptırmış durumda (tezindeki en büyük destekçilerinden biri, internetin ilk ve en büyük ödeme sistemi PayPal‘ın kurucusu Peter Thiel)

Bu karamsarlığına rağmen Kasparov dünya sorunlarının teknolojiyle çözüleceğine yürekten inanıyor. Kızgınlığının sebebi kendi deyimiyle ‘son birkaç yüzyılın en yavaş teknolojik gelişim çağında yaşıyor olmamız’. Silkinip kendimize gelmemizi istiyor. İstiyor ama bu sanıldığı kadar kolay değil. Çünkü yeni oyunun kuralı (Radikal’deki köşemde ayrıntılarını paylaştığım) hiçbir şey üretmeden, üretilerinin içini kurcalamadan, çizgilerin ötesine geçmeden kullandığımız cihazları satın almak, bıkmak ve değiştirmek. Bu teknolojileri geliştiren insanlar varlıklarını (ve servetlerini) mevcudun sınırlarını zorlamaya, değiştirmeye; yani hack etmeye borçluyken hem de!

Yani dün ulusal telefon ağının açığını bulup sömüren, bunun sırtından haksız kazanç elde edip sermaye yapan, “biz insanlar araç üreterek doğuştan gelen yetenek ve sınırlarımızı aşarız.” diyen kişi(ler) bugün cihazlarının içi açılmasın diye endüstri standartları dışında vida kullanan, değişmeyen pillere sahip cihazlar üreten, sonradan yükseltilmesin diye anakarta lehimli belleklere sahip dizüstü bilgisayarlar satan, uygulama geliştiricileri küçük bir alana hapsedip cihazın pek çok özelliğine erişimi kısıtlayan kişilere dönüşmüş durumda.

Mahallenizde hiç tamirci kaldı mı mesela? Bozulan ütünüzü, saç kurutma makinanızı tamir ettiriyor musunuz? Ettirmek istediğinizde yetkili servis dışında bir seçenek gözünüze çarpıyor mu? Ben oturduğum mahallede bulmakta çok zorlandım. Motorumla gezindiğim her mahallede sorduğum sorulardan biri ‘tamirci var mı?’ oluyor. Bir de siz sorun bakalım ne cevaplar alacaksınız.

Küçükken bir otomobil motorunu neredeyse bütün ayrıntılarıyla kağıda ezbere çizebilirdim. Yağını değiştirebilir, buji başlarına bakabilirdim. Babam tamirci falan da değildi. Otomobil sahibi olmanın doğal uzantılarıydı bunlar. Keyifliydi. Bugün kullandığım ultra modern aracın kaputunu açınca karşıma sadece silecek ve motor suyu kapağı çıkıyor. Geri kalan bütün parçalar dev bir plakayla örtülmüş. ‘Elleşme’ diyorlar kibarca. ‘Bize gel, biz yaparız. İcabına bakarız. Sen anlamazsın bu işlerden.

Hayat oynaşınca güzel

Doğamıza karşı çıkan bu dayatmalar kendini kullanıcı sözleşmesi, garanti kapsamı, hizmet anlaşması, patent, telif gibi birçok farklı maskeyle karşımıza çıkıyor. Çoğuna mecburen uyuyoruz. (yine de jailbreak diye bir oluşum varlığını koruyor ve Apple’ın Kurucu Ortağı bile bunu anlayışla karşılıyor).

Peki ama internet kültürüyle altın çağına giren (tam Türkçeleşemeyen) crowdsourcing, mesh, crowdfunding, remix, re-design gibi akımların yükselişini nasıl engelleyecekler? Bunlar insan fıtrat ve zekasının temel gösterge ve doğal uzantıları değil midir? Kirby Ferguson’a kulak verelim:

80’lere geri baktığımızda, hiçbir yazılım patenti yoktu, ve Xerox grafiksel kullanıcı arayüzüne öncelik etti. Eğer pop-up menüleri, kaydırma çubuklarını, dosyaya ve kağıt yaprağına benzeyen ikonlarla dolu masaüstünü patentlemiş olsa ne olurdu? Genç ve deneyimsiz Apple, Xerox gibi çok daha olgun ve büyük bir şirketin yasal suçlamasından sağ çıkabilir miydi?

Bugün bütün bu koruma duvarlarının bahanesi olarak karşımıza genellikle korsan çıkıyor. Bense senelerdir (yaratıcı değil!) üretici ve dağıtıcı kartellerin bugünkü anlamıyla tanımladığı korsanın çok kolay yöntemlerle çözüleceğini iddia ediyorum. Bunun için bir teorim bile var. Gerçeğe dönüştüğünü göreceğime eminim.

Geri dönüşü olmayan bir yoldayız. Diş macunu tüpünden çıkmış. Geri sokmaya çalışmak fanteziden öte değil. ‘El elden üstündür’ mantığıyla oyuna dışarıdan dahil olanların çok daha işlevsel, tercih edilir şeyler türettiğine nice örnekle şahit oluyorum. Yazılım alanındaki yansımalarına açık kaynak / özgür yazılım dünyasına bakarak şahit olabilirsiniz. Ama konu yazılımla sınırlı değil asla.

Mehmet Gözetlik‘e bakalım mesela. Apple’ın Baş Tasarımcısı Jonathan Ive’ın fikirlerinden yola çıkarak popüler ticari ürünlerin ambalajlarını sadeleştirdiği çalışması dünyanın bütün saygın tasarım çevrelerinde ses getirdi. (Gözetlik bence Türkiye’nin saklamayı başardığı en büyük sırlardan biri).

Polo

Picture 1 of 20

Bu yüzden zamanla patent, telif gibi engellerin gevşeyeceğini; düzenleyici yasal yaptırımlarla cihazları, araçları yeniden kurcalayabilir hale geleceğimizi düşünüyorum. Yıllar önce değindiğim 3 boyutlu yazıcılar çağının küresel bir devrimi; hatta yeni bir çağı tetikleyeceğine adım gibi eminim. İstanbul Tasarım Bienali kapsamındaki Adhokrasi sergisi bu savlarımı perçinleyen ümit verici örneklere evsahipliği yaptı (ilk fırsatta bu gözlemlerimi yazacağım).

Bu yazıyı neden yazdım?

Bazen bir şeyler okurken aklıma ‘Acaba bunu neden yazdı? Aklına bunları ne getirdi?’ gibi sorular geliyor. Belki her yazının sonuna böyle bir şey eklemeliyiz. Ben bu yazının ilhamını tesadüfen rastladığım, Android platformu için yazılımış Saywhat adlı bir mobil uygulamadan aldım. Aynen Mehmet Gözetlik ve benzerleri gibi gündelik hayatımızdaki en popüler konulardan birine yepyeni bir yaklaşım getiriyor.

Uygulamanın çıkış noktası akıllı cep telefonlarıyla yaptığımız çağrıların akıldan fazlasıyla mahrum kalmış olması. Normalde birini ararken yapabileceğimiz tek şey numarayı tuşlamak (ya da ilgili kişinin ismini tıklamak). Karşı tarafta yaşanacak senaryo da aşağı yukarı belli: arayanın numarasını ya da rehberde kayıtlıysa ismini görmek. Kimi telefonlarda arayan kişinin (eklediysek) sosyal medya hesaplarından güncel paylaşımları da görünebiliyor (ve böylece paylaşımına göre onun son hislerini, yerini ya da derdini kestirebiliyoruz).

Saywhat, her iki tarafın da yüklemesi durumunda birini ararken hangi amaçla aradığınızı, çağrının önem derecesini, iş mi eğlence için mi olduğunu, konuşacağınız konunun özünü karşı tarafın ekranına yansıtmanızı sağlıyor. Hatta karşı tarafa seçenekler de sunabiliyorsunuz.

Bu muhteşem bir şey değil mi sizce de? İzleyelim:

Bu müthiş fikir şimdilik sadece Android platformunda var. Sitesinde iOS ve WP platformunda da yer alacakları söyleniyor. Belki yakın gelecekte arama fonksiyonu böyle bir formu standart hale getirecek. Buna şahit olan kullanıcılar kendi platformları için de aynısını isteyecek (Instagram, WhatsApp, Angry Birds gibi örneklerde bunu yaşadık). Gelişim sürecini sistemin sahiplerine bırakırsak aynı teraneyle bir ömür geçirebiliriz (çıktığı günden beri iOS’in arayüzünde ne değişti?).

Yazının özeti: El elden, akıl akıldan üstün. Ve biz elleşe elleşe, oynaşa oynaşa gelişen, ilerleyen bir canlı türüyüz. Bunu her an hatırlayıp hayatımızın her ayrıntısına yansıtmakta fayda var.

, , , , , , , , , , , , , , , ,

23 Responses to Elleşmeden oynaşma sanatı

  1. ismail tellioğlu 10/01/2013 at 04:11 #

    Bu konuyu Levent Pekcan’ın konuk olduğu proğramınızda ele alsaydınız keşke.

  2. Sinan 10/01/2013 at 05:04 #

    Yine harika bir yazı. Yeni şeyler öğrenmek ne kadar heyecanlı.

  3. Ahmet 10/01/2013 at 09:29 #

    Özgür yazılım ve açık kaynak felsefesini bu kelimeleri kullanmadan ele almışsınız ve çok güzel özetlemişsiniz. Daha önce yapılanın üstüne yeni birşey ekleyerek ancak teknolojide bahsettiğiniz evrim gerçekleşebilir ve bunun temel şartı da daha önce yapılanı istediğimiz gibi kurcalayabilmekten geçer sanırım.

  4. Mehmet Ortaç 10/01/2013 at 10:37 #

    Genelde bütün yazılarınızı sonuna kadar okuyorum. Ancak bu yazı oldukça uzun olmuş. Yarısından itibaren okumadığımı itiraf edeyim. Bunu yazma nedenim belli. Bugün sabah Twitter’da bu konuyu paylaşmıştınız. Ben de aynı hataya düşüp uzun yazıyorum. Sanırım okunmuyoruz.

  5. Emre Macit 10/01/2013 at 11:00 #

    Aslında herkesin bolca lifehacker cılık yapması gerektiğini belirtmişsiniz. Ben de bunu yazmadan duramayacağım. Yazının, linklerle birlikte bir kaç defa okunmasını tavsiye ederim.

  6. ayb 10/01/2013 at 11:10 #

    “elleme”nin, “kurcalama, bozarsın”ın anavatanında çok radikal söylemler bunlar :p

  7. Muharrem 10/01/2013 at 11:57 #

    Yaziniz yine dopdolu ve tam okunasi olmus. Son zamanlarda elektronik cihazlarimla tamircilerde rezil oldum. Yeteri kadar tamirci sayisi olmamasi, olanlarin buyuk cogunlugunun kalifiye olmamasi, tamir edilen cihazin dusuk performans gostermesi ve kisa zaman sonra sikintiyi tekrarlamasi, ozellikle tamir maliyetinin satis fiyatina bir hayli yakin olmasi ; beni canimdan bezdirdi ve tamirden soguttu ve kullan bozulunca servise yolla olmazsa kaldir at yoluna yoneltti artik.

  8. piskalya 10/01/2013 at 12:32 #

    Brand new, hiç düşünülmemiş, hiç yapılmamış, safi yaratı herhangi bir eser, icat, fikir ancak başka bir boyuta ait başka bir düşünce sistemi içinde mümkün geliyor bana. Her alanda varyasyonlarla yenilik ortaya koymaya çalışıyoruz, uyarlama, ilham, fikir alma, gönderme bunlarsız üretim yok, olmaz da zaten. Mesela Sherlock Holmes, elli tane filmi dizisi var, esinlenen bir sürü dizi karakteri var ki bizim Behzat Ç dahil S.H.den esintiler taşıyor. Ki S.H.ninde vardır ataları. Şimdi Behzat Ç’ye BBC Sherlock’a yaratıcı değil diyebilir miyiz, tabii ki hayır, ama problem şu ki,sürekli bir şeylerle elleşen oynaşan ama bu kadar input a rağmen ortaya hiç bir şey koymayan milyarlar var. Say what ın varsayımı da aynı anladığım kadarıyla, sosyal medyada aktif kullanıcıların paylaşımlarımdan çıkarıma varmak, ama bu kadar paylaşım, çıkarım, aktarım vs ye gerek var mı üretim olmadan, en azından kullanan kişi GERÇEKTEN deli gibi “yoğun” değilse?

  9. Mezzomorto 10/01/2013 at 12:39 #

    Yazı güzel, mesaj güzel. Teşekkürler

  10. E. Caniksiz 10/01/2013 at 12:59 #

    Ben bütün yazılarınızı sonuna kadar okuyorum Serdar Bey. Gayet güzel bir yazı olmuş uzun olduğunu düşünmüyorum.

  11. Ozlem 10/01/2013 at 13:42 #

    Düşünmek,keşfetmek ve hayal etmek gibi özelliklerimizi gittikçe yoksunlaştıran teknolojik dünya başlangıcındayız şu an

    Birbirinin aynısı konuşan, aynı düşünen etten robotların çoğalması bu yüzden

    Yazılarınız etkileyici, müthiş farkındalıklar yaratıyorsunuz çok teşekkürler

  12. Muammer 10/01/2013 at 16:18 #

    Gerçekten çok güzel ve başarılı bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Dikkat edilmesi, önemsenmesi gereken bir konu. Çok haklısınız.

    Gerek yorumlarda gördüğüm, gerek de Twitter’ınızda okuduğum kadarıyla; yazının uzun olmasından şikayet edilmiş bol bol. Ancak ben tam tersi düşüncesindeyim. Belki bu uzun yazılar bir çok takipçinizi kaybetmenize, yazıyı okumadan geçmelerine sebep olabilir. Ama ben kendi adıma konuşmam gerekirse; sizin bu yazılarınızı olduğu gibi seviyorum. Hatta o kadar güzel bir atmosfer oluşturuyorsunuz ki yazılarınızda, özellikle bu yazı hiç bitmesin istedim. Okurken bir çok şey öğrenmemin yanında, okumaktan da çok zevk aldım.

    Nice uzun yazılarınızı görmek, sizi yakından takip etmek dileğiyle..

  13. lag 10/01/2013 at 16:46 #

    Kişi kendinin doktoru olamayacağı gibi gelişmiş cihazların tamiratı amatörlere bırakılamaz. Herkesin iyi olduğu işi yapması verimliliği her zaman arttırmakla birlikte içinde bulunduğumuz çağın gelişmiş yaşam tarzını doğurmuştur.

  14. wime77 10/01/2013 at 23:09 #

    Ben birisini aramadan önce neden aramalıyıı düşünüyorum ve aramalarımın hemen hemen %70 ‘ ini gereksiz ve acele olarak görüyorum ve not alıyorum. Birikiyor ve sonra arıyorum.

    Bu şekilde telefon faturam çok düştü ve insanlar gerçekten söyleyeceğim birşeyler olduğunu düşündüğü için o an açamasalar da mutlaka dönüyorlar dı. Sorun şuki döndüklerinde ne söyleyeceğimi unutup notlarıma bakmaya ihtiyaç duyabildiğim zamanlarda oldu.

    Bu yazılım çevremdeki insnalara yardımcı olacağına inaıyorum ve şuna eminim google calendar bunu da bünyesine ekleyecek ve telefonların temel fonksiyonu haline gelecek.

    Teşekkürler.

  15. Fırat Öçal 10/01/2013 at 23:13 #

    Fikrinize sağlık, yazınız bilgilendirici ve ilham verici olmuş, teşekkürler…

  16. Mehmet Deveci 10/01/2013 at 23:41 #

    Kasparov, dilimize plesenk olmuş ‘inovasyon’ kelimesinden biraz bihaber kalmış olmalı. Çünkü teknolojinin ilerlemesi, yeni icadların bulunup onların piyasaya sürülmesinden ibaret değil. İnsanların da o yeniliğe hazır olmaları gerekli. Bu yüzden bu yeni düzene geçişte inovasyonlar önemli bir basamağı teşkil ediyor.
    ‘Elleşememe’ olayını ise; günümüzde Çin’in başta olduğu taklitçiler ordusundan ve kapitalizmin, kullanıcıdaki muhtaçlık duygusunu kamçılamak için üreticilerin tercih ettiğini düşünüyorum.

    • MserdarK 11/01/2013 at 00:00 #

      Mehmet Bey, üretme ve türetme ilişkisinden bahsediyorsunuz gibime geliyor. İnovasyon özünde zaten Kasparov’un örnekleyip hasretini çektiği şey zaten. Yani Apple II bir inovasyon ama iPad değil. iPad üretilenlerden doğmuş bir ‘türetim’ (türev).

  17. Adil Hindistan 11/01/2013 at 06:07 #

    Serdar Bey – Innovation Turkce’ye yanlis mi cevrildi, yanlis mi anlasildi diye dusundurdu yaziniz ve yukaridaki yorumunuz.

    Merriam-Webster’a gore inovasyon(yenilesim) tanimina bakalim:
    Definition of INNOVATION
    1: the introduction of something new – Yeni bir seyin tanitimi
    2: a new idea, method, or device – Yeni bir fikir, metot veya cihaz

    Yani iPad “inovation” tanimina sip diye oturuyor.

    Ustelik Apple II’nin pek cok ozelliginin daha onceki Apple I’de de oldugunu biliyorsunuz. Oncesinde olmayan bir marketi yaratan iPad’e turev derseniz Apple II’yi de o kategoriye koymaniz gerekir.

    Yazidaki sorun su: Garry Kasparov alintiladiginiz Forbes’daki 2010 tarihli yazida inovasyon yok demiyor (US has become complacent when it comes to innovation), sadece bu yenilesimler “revolutionary” degil diyor.

    Bunun isiginda bir daha bakalim: Apple II’ye revolutionary demesinin sebebi pek cok insana erisebildigi, kullanilabilir ilk bilgisayar olmasi, yoksa Apple I’e gore inanilmaz yenilikler getirmesi degil.

    Ilk ciktigindan pek cok insanin iPad’e :iPhone’un buyugu” diye burun kivirdigi dogrudur, ve daha onceki “optimizasyon kulturu haline geldiler” elestirisi isigindan bakinca “turev” denmesi anlasilabilir, ancak iPad inovasyon taniminin kendisidir.

    Bu arada kucuk bir duzeltme, “Johnatan Ive” degil “Jonathan Ive” olacak.
    Selamlar…

    • MserdarK 11/01/2013 at 11:34 #

      Adil Bey öncelikle Jonathan Ive düzeltmesini yaptım, uyarı için teşekkürler. Yazıda yer verdiğim Kasparov’un siteminin kökeni iPad ve iPhone’un bir araya getirdiği teknolojinin ‘yeni’ bir şey olmadığıydı. Yazıda yeterince vurgulayamadıysam benim hatam. Ancak linkini verdiğim yazı ve demeçlerinde bunu üstüne basa basa tekrarlıyor.

      Apple II’nin ilk Apple’ın devamı olduğunu söylerseniz bu iki platform hakkında yeterince bilginiz olmadığını düşüneceğim çünkü gerçekten bambaşka iki yapıdan söz ediyoruz.

      Katkınız için tekrar teşekkürler.

      • Adil Hindistan 11/01/2013 at 18:26 #

        Apple I/II iphone/ipad benzetmesi iletmeye calistigim algi farkini bulandirmis sanki. Soyle anlatmaya calisayim hocam…

        Benim Kasporov’un soyleminden anladigim sikayette sizinkinden biraz farkli: ‘Yenilik yok’ demiyor da, ‘devrimci bir yenilik’ (revolutionary innovation) yok diyor.

        Hos, bence iPad/iPhone teknolojisi de devrimci bir yenilik. Cunku mobil telefonlar olsun, form faktor olsun, uzerinde kullanilan cekirdek olsun pek cok teknolojinin temelleri eski, ama sonucta ortaya cikan yepyeni bir ‘mobil platform’. Kasparov buna sadece ‘optimizasyon’ diye bakiyor ama goruyoruz ki bu yeni platform Apple II gibi ‘distruptive’.

        Ayrica bu iki urunun urettigi deger (is gucu, ticaret, kazanc), sebep oldugu yikim (blackberry) dusunuldugunde, basit bir optimizasyonun cok otesinde Apple II ile ayni kategoride denilebilir gibi geliyor bana…

        Selamlar…

Trackbacks/Pingbacks

  1. Saywhat – Telefon aramalarında yeni bir anlam | İsmail Köse - 11/01/2013

    […] Kaynak: M. Serdar Kuzuloğlu […]

  2. iPad Air'in hatırlattığı keriz vergisi - M. Serdar Kuzuloğlu - 16/11/2013

    […] kullandım. Sonrasında düğmesine basıp açmadım bile (sebebi belleğinin sadece 2GB olması ve değiştirilememesi. Allah seni bildiği gibi etsin […]

  3. Bit pazarında aklıma düşenler - M. Serdar Kuzuloğlu - 29/12/2013

    […] olmak için parça toplayıp birleştiren bir kuşaktan geliyorum. Artık üreticiler dahi bunu istemiyor. Bugün bir cihazın içini sadece (varsa) pilini değiştirmek için açıyoruz. Bu da bizi […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim