İçeriğe geç

Kategori: Donanım

Paramızı nelere harcayacağız, bilelim, öğrenelim.

Seagate GoFlex izlenimlerim

Bilgisayarında dosyalar tutanlardan değilim; bilen bilir. Seneler önce içinde her şeyi tuttuğum bilgisayarımı (daha doğrusu bilgisayar, cep telefonu, PDA gibi dönemin her türlü cihazını taşıyan çantamı) çaldırdıktan ve her şeyi kaybettikten beri mümkün olduğu kadar her şeyi internet hizmetlerinde tutmaya çalışıyorum.

Bir dönem işyerleri için kullanılan bu şemalar artık evleri temsil ediyor.

Merak edenler için: danışmanlık hizmetlerime yönelik senkronize olması gereken dosyalarım ve şifrelerimi bilgisayarlarım arasında ‘keychain‘ dosyasıyla eşleştirmek için Dropbox, belgeler, sunumlar, takvim, kontakt listem, epostalarım ve daha pek çok şey için için Google Apps, notlarım için Evernote, proje yönetimi için Basecamp, ilişki ve iş yönetimi için Highrise, yine şifre, lisans ve kredi kartı bilgilerini saklayan 1password, müzik dosyalarım için Google Play, sabit diskimi yedeklemek için Mozy gibi uzayıp giden irili ufaklı pek çok hizmet çoğunlukla hiçbir ücret almadan her işimi kusursuz şekilde yapmamı ve bilgisayarımda bir şey saklama derdinden kurtulmamı sağlıyor (ek tedbirlerim de yok değil).

Köprüden önceki son çıkış: Nokia N9

Cep telefonu pazarında uzun yıllar en sağlam kale sektörün lideri Nokia’nındı. Öncülük ettiği Symbian işletim sistemi platformu o dönemdeki bazı girişimleriyle neredeyse bugünkü Google Android gibi farklı markaların ortak platformu haline gelecekti. Ama markalar lideri daha da güçlendirmek istemedi, Nokia da liderlik kibriyle soğuk davrandı ve o tren kaçtı.

Blackberry, Apple, Android gibi rakipleriyle karşılaştırıldığında Symbian hala en yaygın işletim sistemi platformu ancak bu eriyen bir buzulun heybetinden öte bir şey değil.

Nokia girdiği bunalımda (hala kibrini koruyan) safraları döküp, tarihinde ilk defa Finlandiyalı olmayan birini başa getirdi. Uğruna çok çaba verdiği Symbian’ı ise sessizce ölüme terk etti. Ama bunu engellemek için hiçbir şey yapmadı dersek de yalan olur. Şimdiki ortağı Microsoft. Yani cep telefonu dünyasında senelerdir dikiş tutturamamış dev.

Yeni stratejilerinde Windows’un cep telefonu versiyonuyla Nokia’nın arayüz ve dış form tasarım yeteneğini birleştirerek Samsung, HTC ve Apple rekabetini göğüslemek, eski güzel günlere dönmek var.

İşleri kolay değil.

İki farklı firma, iki farklı kültür ve denenmemiş bir birliktelikte ortaya bir şeyler çıkartmak zorundalar. Çuvallama durumunda Nokia için tehlike çanları çalacak. Microsoft’un böbürlenecek başka şeyleri var nasıl olsa. Nokia’nın yok.

Son çeyrek raporuna göre Nokia akıllı telefon pazarında yüzde 38 satış düşüşü yaşadı. Gelirindeki kayıp yıl bazlı yüzde 13. Bunda ortalama (Nokia) telefon satış fiyatının 89 dolardan 70 dolara düşmesinin payını da unutmayalım. Dönem bilançosu markanın son üç ayda 68 milyon avro zarar ettiğini gösteriyor.

Diğer yandan uzun vadeli stratejide yine de ışık var. Kişisel gözlemime göre Windows Phone da oldukça vaatkar. Bir LG E-900 ile yaptığım uzun süreli deneme sürüşünden oldukça memnun kaldığımısöylemeliyim. Nokia etkisi çok daha cazip şeyler ortaya çıkaracaktır. Android’e geçseler sıradan bir marka olarak kalacaklardı oysa.

İşin bu taraflarıyla ilgili yazılabilecek çok şey var. Ama bu yazının konusu, başlıkta da gördüğünüz gibi başka. Konuya geçelim.

1998’den bir belgesel ve hatırlattıkları

Sitesini ve yaptıklarını imrenerek takip ettiğim ABD’li Teknoloji Yazarı Robert Cringely, PBS’te harika işler çıkarmaya devam ediyor.

Robert Cringely

Geçen bir arkadaşa Cringely’nin imzasını taşıyan teknoloji belgesellerinden (1996 yapımı) Triumph of the Nerds belgeselini tavsiye ettim. Beğendiğini görünce 1998’de çektiği 3 bölümlük devamını; ‘Nerds 2.0.01‘i verdim.

Andından düşündüm; bugün kendini internet çalışanı, web girişimcisi gibi payelerle taçlandıranların kaçı acaba ‘ekmek yedikleri’ bu sektörün önünü – ardını biliyor? Kuşaklar değiştikçe bu bilinirliğin giderek daha da soluklaşacağına eminim. Oysa bu heyecan verici dünyanın ne heveslerle ortaya çıktığını, bugünlere nasıl geldiğini anlamak, geleceğin nelere gebe olduğunu kestirebilmek için oldukça yardımcı.

Bugün ceplere girecek kadar küçülen bilgisayarlar nereden çıktı? Kimler sayesinde gelişti, aradan sıyrılanların sırrı neydi?

İnternet Facebook ve Twitter ile başlamadı elbet. İşin sıfır noktasını iyi bellemek gerek.

Oyun tarihini değiştiren adam

Gunpei Yokoi ismini hiç duymamış olabilirsiniz. Ben size biraz tanıtayım…

Yokoi, 1941 doğumlu bir Japon. 4 Ekim 1997’de geçirdiği bir trafik kazası sonucunda aramızdan ayrıldı. Hayatının büyük bir bölümünde kökeni 1883 yılına dayanan Japon oyun şirketi Nintendo’da çalıştı.

1964 Tokyo Olimpiyatları sonrasında Nintendo’nun ana işi olan oyun kağıtları sektörü yok olmaya yüz tutunca dönemin Başkanı Hiroshi Yamauchi çarkları döndürebilme adına taksi hizmetinden ‘aşk oteli’ adı altında genelev işletmeye kadar pek çok şeye el atsa da bir türlü dikiş tutturamaz.

Çocukluğu Nintendo oyun kartlarıyla içiçe geçmiş Yokoi de bu yıllarda Nintendo’nun meşhur Hanufada destelerinin üretiminde çalışmaya başlar. Boş vakitlerindeyse hobi olarak çocuklara yönelik çeşitli oyuncaklar tasarlar; hatta kimini üretip fabrikada bir kenara dizer.

Başkan Yamauchi iflasın eşiğine gelen şirketin tek para kazanan iş dalının çocuk oyuncağı birimi olmasından dolayı buraya yoğunlaşma kararı alır. Ama yeni bir ürüne ihtiyaç vardır. Bu alandaki yaratıcılığını duyduğu Yokoi’yi çağırarak işe yarayacak herhangi bir ‘şey’ geliştirmesini ister. Yokoi de bunu fırsat bilip boş zamanında geliştirdiği Ultra Hand adlı oyuncağı üretme fikrini Başkan’a kabul ettirir.

Ultra Hand, parmaklarınızı geçirip makas hareketini yaptığınızda uzayan bir kol düzeneği. 2 milyona yakın satmış olması ilginç, değil mi?

Oyuncak o kadar ilgi görür ki 1970 yılı Noel’inde (yılbaşı değil!) 1 milyon 600 bin tane satarak hem Nintendo’nun kasasını doldurur, hem de yaratıcısı Gunpei Yokoi’yi şirketin Araştırma ve Geliştirme bölümünün lideri konumuna getirir. Yokoi bu terfiden sonra daha da hırslanarak birbirinden ilginç ve başarılı şeyler geliştirerek başarıdan başarıya koşar.

Yaratıcı geliştirme nimetleri

Google’ın mobil cihazlara doğru yolculuğunu anlamak mümkün. Elindeki kaynak ve hizmetlerin büyük bir bölümü zaten mobilde daha anlamlı hale geliyor. Bunu ilk farkedip Google’ın kapısını çalan Andy Rubin’e de ne kadar teşekkür etsek az…

Ben ilk Android tabanlı telefonu (HTC G1) Televidyon‘da Kafa Kafaya programından tanıdığınız Burak Bayburtlu sayesinde kurcalama fırsatı buldum (Kendi incelemesini de seyretmenizi tavsiye ederim). Form olarak çok heyecan verici değildi. Apple iPhone’un en hararetli günlerine denk gelmişti ve açıkçası teknoloji camiası dahil kimse pek odaklanamamıştı. Ben de dahil…

TA ya da Traffic Announcement

Küçüklüğüm evimizin altındaki taksi durağında, devasa Amerikan arabalarının içinde geçti. Taksimetre denen şeyin sağ tekerleğin üstüne doğru kaputun üstünde yer aldığı, analog rakamlardan oluştuğu yıllardı.

Aşağıdaki resimlere tıklayarak daha iyi görebilirsiniz.

[slideshow id=7]

Diğer bir ilgi alanım da elektrikli / elektronik eşyalardı. O zaman bu kategoriye giren sadece siyah-beyaz televizyon, Almanya’dan teyzemin yolladığı kaset teyp kaydedici ve dev dolaplı, pikap-radyo vardı.

Televizyonun içini açmama izin vermezlerdi. Ama radyo benim oyun alanımdı. Arkasındaki vidaları söker içindeki dev bobinlere, kondansatörlere, dirençlere bakar kurcalar dururdum. Elektrik çarpması denen şeyin ne olduğunu da o sayede öğrendim.

iPhone alacaklara tavsiyeler

Uzun ama gerekli bir giriş yapacağım; hazır olun.

Kişisel teknoloji ürünleri adı üstünde ‘kişisel’ bir şey olmakla birlikte tüketim alışkanlıkları açısından bakıldığında aslında karar aşamasında ‘kitlesel’ davranılan bir kategori. Yaptığımız seçimlerde asla kişisel kararlarımız doğrultusunda hareket ettiğimizi söyleyemeyiz. 15 seneye yakın bir zamandır gazetelerde, dergilerde, televizyonda, radyoda teknoloji yazan, incelemeler yapan biri olarak bunda tuzum olmadığını söyleyemem. Ama şahsen satın aldığım (satın alma konusuna döneceğiz) hiçbir ürünü bir şeyin etkisinde kalarak almadım.

Teknoloji tüketicisi azınlık olmaktan genellikle korkar. Bir kısım da sürüden ayrılma hıncıyla gölgede sessiz sedasız ilerler. Ama biliriz ki insanlar genelde popülerden yana olmak ister. Tuttuğu takımın bile başa güreşenlerden olmasını ister. Bir futbol takımına gönül verirken bile hissi davranmaktan öte (örneğin Türkiye’de) o bilindik 3-4 takımdan birine yazılır.

Bunun altında yatan biraz da yalnız kalmama dürtüsüdür bence. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u tutmak cesaret ister. Ama Fenerbahçe’yi, Beşiktaş’ı, Galatasaray’ı tutmak kolaydır. Çok da zorlanmazsınız. Fazla sorgulanmazsınız. Ama Belediyespor’da alaycı tavırları göğüslemeniz gerekir. Sizi aptal yerine koyanlar bile olacaktır. (futbolu severim ama herhangi bir takım ile zerre kadar ilgim yoktur bilmiş olun)

Teknoloji de böyledir işte. Herkesin yaptığı şeyleri yapmak istersiniz. Herkesin satın aldığını almak, kullandığını kullanmak istersiniz. Hepsine de bahaneler bulursunuz. Aynen takımınız yenildiğinde, sarpa sardığında evladına toz konduramayan anne-baba gibi olan olaya hiçbir etkisi olmayan eski olayları ısıtıp muhabbete sokarak o hali unutmaya (ve unutturmaya) çalışmak gibi. O sizin takımınızdır ve laf yiyen bir anlamda sizsinizdir.

Dönelim iPhone’a şimdi…