Alaçatı-Kuşadası seyahatinin ardından

Ailece çıktığımız Bodrum tatili ertesi çocukları anneannenin Kuşadası’ndaki yazlığına bırakmıştık. 1 aya yakın bir süre göremeyince çocuklar burnunuzda tütüyor. Ramazan bayramını fırsat bilip görelim dedik.

Giderken ‘otomobille mi gidelim, motorla mı?’ diye düşündük. Yazın ortasında konforun her türüne sahip (ve yaz-kış otoparkta yatan) otomobilimizle gitmek hiç fena fikir değildi. Ama son tercih Vecihi‘den yana oldu. Yazın en sıcak döneminde, Kazdağları ve Roma seferinden de uzun bir rota yapacak olmamıza rağmen hem de.

Bu yazı, bu yolculuğu ve gördüklerimizi anlatacak. Hazırsanız başlıyoruz.

Önce elimizdekine bakalım:

  • Vespa GTV250.
  • Kapalı arka bagaj, sele altı saklama gözü, açık ön taşıma rafı.

Türkçesiyle 2 büyük, 1 de küçük sırt çantası için hakkınız olan bir seyahat düşünün. Bu bizim için fazlasıyla yeterli. Elbette unutmamanız gereken şey: tatile çıkıyorsunuz. Yani ev taşımıyorsunuz. Benim klasik çanta düzenim şöyle:

  • Kalacağım gece sayısı kadar külot,
  • Kalacağım günün yarısı kadar tshirt,
  • Deodorant, diş fırçası-macunu, tırnak makası,
  • Bir terlik (o da zaten ayağımda olur ve tercihim Crocs. Her yola geliyor)
  • Her 5 gün için bir şort,
  • Yazı yazacaksam iPad ve klavyem. Her durumda kitap(lar) ya da yeni (gazi) oyuncağım Cybook.

İşte bu kadar. Terlik yüzünden çorap derdinden de kurtulmuş oluyorum. Size az gelebilir ama sürekli denize gireceğinizi (ve deniz tuzunun vücudunuzda koku yapan bakterilerin çoğunu bloke edeceğini) ve her gün en az bir kere duş alacağınızı düşünürseniz bu kadar kıyafet hiç de az değil.

Kadınların dertleri çok, onlar bu kadar tasarruflu olamıyor elbette. En azından ben dengeliyorum ;)

Bayram sürprizleri

İstanbul’dan Ege’ye doğru geçecekseniz Körfez’i dolanma gibi bir çılgınlık yapmayacaksınız mutlaka denizyolu ile Güney Marmara’ya inmek zorundasınız. Bunun için seçenekler de şöyle (Paint terk halim için kusura bakmayın):

Tıklayarak büyütebilirsiniz.

Şimdi detaylara girelim,

İstanbul çıkışlı feribot seçenekleri

  • 1 numaralı tercih pek tercih sayılmaz. Tekirdağ’a kadar gittikten sonra vapurun (çok da) kıymeti kalmıyor. Ama buradan da Bandırma’ya ulaşabildiğinizi bilmekte fayda var.
  • 2 Numaralı seçenek en mantıklı (ve en pahalısı). Yenikapı’dan feribota binip doğrudan Bandırma’da iniyorsunuz. Sefer saatleri de mantıklı. Bu Ramazan bayramında motosiklet ve 2 kişi yanlış hatırlamıyorsam 160TL civarındaydı.
  • 3 numaralı sefer özellikle Bursa ve dolaylarına gidecekseniz anlamlı.
  • 4 numaralı sefer Yenikapı-Yalova arası çalışıyor. Aynı noktaya 5 numaralı seferden Kartal İDO iskelesinden de ulaşabiliyorsunuz.
  • 6 numaralı sefer aynı zamanda en kısa olanı. Ancak Gebze’den itibaren Körfez’i dolanmaktansa Eskihisar-Topçular hattı çok daha mantıklı. Kaç KM tasarruf ettiğinizi haritaya bakarak da görebilirsiniz.

16 Ağustos sabahı hedefimiz 07:00 Yenikapı-Bandırma arabalı vapur seferinde olmaktı.

Boş depoyla başlanan uzun yol hayra alamet miydi?

İşlerimin neredeyse hepsinin sırtıma kabus gibi çöktüğü bir döneme denk geldiği için feribot meselesini çözme fırsatım olmadı. Yoksa İDO’nun sitesi senelerdir doğru düzgün hizmet veren ender kamu hizmetlerinden (özelleştiğini hatırlatırım).

Eşim de motorla gittiğimiz için yer derdi çekmeyeceğimizi söyleyerek beni yüreklendirdi.

Sabahın köründe toplanıp yola koyulduk. İDO’nun elektronik gişesine ulaştığımızda bizi güzel bir mesaj karşıladı.

Çaresiz bayram yolcu trafiğinden cinnet getirmenin (bu deyim de ayrı bir muammadır) eşiğine gelmiş gişe görevlisine yanaştık. Müjdeyi verdi: yer yok! MOTORA BİLE? Bu ilk defa başımıza gelen bir şey. Normalde illa bir yerlere sıkıştırırlardı. Üstelik her daim boş yer olan çocuk oyun alanı koltukları da varken. Ama bu sefer şans bizden yana değildi. Yenikapı-Yalova (haritada 4 numara) hattı da aklımıza gelmedi nedense.

Kartal’a geçmeye karar verdik. Haritada 5 numarayla işaretlediğim hat ile Kartal-Yalova yapacaktık. Ancak burada da 11:00’e kadar bütün seferlerin dolu olduğunu öğrendik! Aksilikler devam ediyordu. Rotayı Gebze’ye çevirdik. 6 numaralı hattı deneyecektik. Yok yere 70 kilometre ve kıymetli bir zaman tüketmiştik.

Eskihisar’da kalkmak üzere olan bir feribotun nazik kaptanının rampayı bizim için indirmesi sayesinde feribota atlayıp Topçular’a (Yalova) ulaştık (12TL).

Planımız Kuşadası’ndan önce Alaçatı’ya uğrayıp bir gece kalmak, biraz dinlenip kafa boşaltmaktı. Yani önümüzde 500KM’yi aşan uzun bir yol vardı. Eğer Bandırma feribotunda yer bulabilseydik yolumuz 130KM kısalacaktı.

Çanakkale-Bandırma arasında yaşadığımız kabus rotanın endişesiyle çıktığım yol beni mahçup etti. Yollar muhteşemdi. Ama bu kadar uzun yolda Vecihi’nin selesi kıçımıza resmen batmaya başladı. Verdiğimiz molalar sıklaştı, her mola ertesi oturmak biraz daha sancı verir hale geldi.

Ama her şeye rağmen keyifli, eğlenceli, bol gözlemli, harika dinlenme ve mola tesisleriyle tanışmalı 580 kilometrelik serüveni bitirip saat 18:00 civarı Alaçatı’ya ulaştık. 18 litre benzin harcamıştım (97 oktan kullanıyorum).

Unutamayacağım bir ayrıntı İzmir-Alaçatı otoyoluydu. Elektrik üreten yel değirmenleriyle bezeli bu yol resmen bir rüzgar tüneliydi. Motora hakim olmakta epey zorlandım.

Alaçatı izlenimleri

Alaçatı’da arkadaşlarımın otelleri var. Sosyal medya hesaplarımdan o tarafa gittiğimi öğrenince (biri hariç) sağolsunlar hepsi davet etti. Ben tercihimi gitmeden yapmıştım gerçi. Şu hayatta hayatına özendiğim tek insan Salim Kadıbeşegil‘in eşi Aysen Hanım’ın açtığı Yukarı Sokak‘ta kalacaktım.

Yukarı Sokak, yemeklerinden mimarisine kadar barındığı Alaçatı’nın ruhunu yansıtmayı aklına koymuş bir seçenek.

Bu 4 odalı küçük Alaçatı otelinin öyküsünü Salim’den kısaca dinlemiştim. Sitesindeki fotoğraflarına hayran kalmıştım. Beklentim yüksekti. Üstelik sadece 1 gece kalacağımız için sürprize tahammülümüz de yoktu.

Yukarı Sokak her anlamda beklentimizin çok ötesindeydi. Alaçatı’nın merkezinde, eğlencenin göbeğinde ama tam bittiği yerde ve hayli sessiz, sakin, huzurlu. Fotoğraflarıyla gerçeği arasında neredeyse fark bulamayacağınız bir otel olarak aklıma kazındı.

Bize verdikleri çatı katından birkaç kare paylaşayım (çok yorgun olduğum için ayrıntılara odaklanamadım ama fikir veriyordur eminim)

img_4496

Picture 1 of 7

 

İletişim kökenli kızı Pırıl’ın da profesyonel hayatı bırakıp otelcilik kökenli annesinin yanında yer atmasıyla ortaya çıkan kusursuz ve mütevazı bir aile oteli Yukarı Sokak. Oda-kahvaltı şeklinde hizmet veren otelde ekstra hiçbir şey yok. Odalarda televizyon, telefon gibi ‘lüzumsuz’ gürültü kaynakları da yok. Aşağıda istediğiniz zaman kullanabileceğiniz eksiksiz bir mutfak var. Gece sahipleri evlerine gittiğinden dolayı otelin dış kapısının anahtarını size bırakıyorlar. Bu ayrıntı sayesinde otel cidden eviniz gibi bir hal alıyor. Hatta unutmuş olma ihtimalinize karşı başucu kitaplarınız bile unutulmamış. Daha ne olsun?

Zevkime güveniyorsanız Alaçatı’ya yolunuz düştüğünde Yukarı Sokak’ı bir görün. Benden de selam söyleyin (hatta öyle bir söz almış değilim ama benim aracılığımla bir indirim isteyin; ben kefilim :).

Daha objektif fikirler için Küçük Oteller ve Foursquare yorumlarına da bakabilirsiniz.

Kısa sezonun turistten aldığı intikam

Alaçatı bir dönemin Bodrum’u. Her köşesinden ayrı bir güzellik, ilginçlik, sürpriz ve özen çıkıyor (Sonu Bodrum gibi olmaz umarım).

Bütün Çukurcuma’yı yutmuş gibi görünen bu antikacıdan çıkasım gelmedi. Meğer sahibi de televizyon programımı seyrediyormuş. Bir dahakine daha sıkı bir muhabbeti borcuna yazdım.

Ben defalarca gördüm ama eşimin ilk ziyareti olduğu için güzel bir akşam yemeği şart oldu. Geçen seneki denememde çok memnun kaldığım Barbun aklımdaki seçeneklerden biriydi. Kadıbeşegil ailesi de aynı tavsiyeyi verince kaçınılmaz hale geldi. (Aynı akşam, aynı kararı Vedat Milor da vermişti)

Kemal Demirasal‘ın açtığı bu mekan her şeyiyle tamamen bir tecrübe. Garsonların hepsi menü hakkında alabildiğince bilgili, hizmet kusursuz, İstanbul’daki pek çok mekandan daha zengin bir şarap kavına sahip. Yemeklerin tamamı yerel dokunuşlara sahip ve lezzet bombası.

Yemekleri yapan Kemal Bey’in yönetimindeki ekibi tamamen camdan duvarın ardından izleyebiliyorsunuz.

Yorgun beden, kask ile heder olmuş saçlar, rüzgardan şişmiş yüz ama güzel ortamın verdiği keyif… Barbun’da dışarıda oturmak daha akıllıca. Sakinlik / mahremiyet isterseniz terasını da deneyebilirsiniz.

Biz fikir vermesi açısından menüdeki neredeyse her şeyi içeren 20 tabaklık tadım menüsünü istedik. (Garsona da söyledim, burada da yazayım. Bu tip tadım menülerinde şefin imzaladığı bir yemek listesi vermek gerek. Tek eksiklik buydu)

Hurma, asma yaprağı, çalı fasulye, fava, taze baharatlar, Germiyan ekmeği (olağanüstüydü!), bıldırcın yumurtası, köy tereyağı, çiroz, somon, haşhaş, zeytinyağı kokyetli (çok acayipti), sardalya, patates püreli ahtapot, yeşil elmalı kuşkonmaz, barbun, Ege midyesi, mürekkebinde kalamar, konyaklı jumbo karides, salatalıklı somondan oluşan uzun listeyi çikolata tarlası, şampanyalı marşvelov ve limonlu truffle ile bitirdik. Ben hayatımda bu kadar lezzetli ve doyurucu bir tadım menüsü bilmiyorum. Genelde lezzetli ve aç kalkılan örneklerine denk gelmişimdir.

Masamıza gelip giden 20 tabağın her biri ayrı bir lezzetli ve ilgi çekiciydi. Salatalıklı fırın somon böyle geldi örneğin.

Bu menü kişi başı 160TL. Yanında yerel bir şarap denemek istedim ve Aydın bölgesinden 2010 yılı Prodom (şiraz, cabarnet franc, peti verdot üzümleri) bir kırmızı şarap seçtim. (140TL).

Yani iki kişi akşam yemeği bahşişle beraber 500TL tuttu. Alaçatı biraz böyle. Daha ucuzu da vardır kesin.

‘Sezon kısa ne yapalım?’ bahanesi ilginç cidden. Bu bahaneyle turistler işletmecilerin bir yıllık gelir hedefini iki ay içinde aralarında denkleştirebilmek için bu bedelleri gözden çıkarıyor.

Ama Barbun özelinde ‘helal olsun’. O paraları lahmacunla ayrana verenler hayıflansın bence.

Kuşadası’na doğru

Ertesi gün sıra seyahatin asıl sebebi olan Ali ve Zeynep’i görmeye gelmişti. 1 aya yakın hasret bitecekti. Öğlene doğru yola koyulduk. Bu sefer yolumuz nispeten daha kısaydı: 191KM.

Kuşadası’na doğru yanlış bir yol mu seçtik bilemiyorum ama her zamankinden farklı olarak dağların tepelerin ardından virajlarla kıvrıla kıvrıla inip çıkmalı bir yolda bulduk kendimizi. Motor için bu gayet keyifli bir yol türü. Kullanan bilir. Ama bir yere ulaşma heyecanındayken yorucu olabiliyor. Hele ki Ağustos sıcağında!

Sonunçta Kuşadası’na ulaştık. Ali ve Neynep bütün yorgunluğumuzu bir saniyede götürdü (hayattan gerçekten keyif almak istiyorsanız çocuk yapın. Yapabildiğiniz kadar çok. Bizim maddi imkanlarımız 2 taneye yetti. Yoksa niyetimiz en az 2 çocuk daha. Duygusal tarafını düşünmüyorsanız bile doğal akışı hatırlayın).

Bizi görünce havalara uçan bu iki miniği saatler boyu doya doya seyrettim. Parkta oynadık, güneşin batışını izledik, bahçe suladık, ağaç gölgesinde hikayeler okuduk, motora binip gezdik, yürüdük, resimler çizdik, yemek yedik, traşa gittik,  dakikalarca kahkahalar attık. Hayatımın en güzel anlarından biriydi kesinlikle.

“Çünkü vazife kutsaldır her bir şeyden”

Cumartesi-Pazar günleri sizde tatil heyecanı yaratır. Benimse mesleki sebeplerden dolayı 20 yıla yakındır en yoğun, en stresli günlerimi temsil ediyor. (benim ense günüm Salı).

O Cumartesi de her Cumartesi olduğu gibi televizyon programım vardı ve İstanbul’da olmalıydım. Önceden ayarladığım biletle 18 Ağustos’ta İzmir’den uçakla İstanbul’a gidecek, 19 Ağustos Pazar akşamı da İstanbul’dan tekrar İzmir’e dönecektim (223TL).

Kuşadası’ndan Adnan Menderes Havaalanı’na 106KM’lik yolum vardı ve elbette Vecihi ile gidecektim. Bayram nedeniyle nispeten kalabalık ve radar çevirmeleriyle bezeli yollardan Selçuk/Efes devamındaki otoyola kendimi atarak kurtuldum. Giderken havaalanı otoparkı konusunda kafam karışıktı. Twitter’dan sorduğumda sağlıklı bir yanıt alamadım (ilginç bir şekilde bu yazışmalar Twitter’da buhar oldu! Umarım geçici bir sorundur).

İstanbul’daki havaalanlarında motorlar için özel bölümler var ve park ücretsiz. İzmir’i de TAV işletiyor ancak bir türlü emin olamadım. Gittiğimde ücretsiz olduğunu öğrendim ve biraz içim rahatladı. Çünkü tabela fiyatları siftahı 7,5TL’den açıyordu. Park edip uçağa bindim.

İzmir Adnan Menderes Havaalanı otoparkında girişte solda motorlar için ücretsiz bir özel bölüm oluşturulmuş.

Vecihi ile bunca macerayla bezeyerek geldiğim yolu ismini bile bilmediğim bir uçakla 45 dakika içinde dönmek içimi biraz burktu. Programı yaptım, sabah eve geçtim, birkaç saat kestirip akşam 22:00 uçağıyla İzmir’e döndüm.

Esas macera dönüş yolundaydı!

Rüzgar ile hasret gidermek!

Eşim doğumgünü hediyesi olarak bana yukarıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz uzun boy siperlik almıştı (750TL). Çanakkale seyahatinde yaşadığımız ‘rüzgar sopası’ndan sonra bu ayrıntı hayatımı(zı) kurtardı. Neredeyse hiç rüzgar yemeden, hatta kaskın ön siperliğini bile hiç kapamadan bunca yolu yapmıştım. Ama Adnan Menderes dönüşü rüzgar yan taraftan öyle bir vuruyordu ki motoru ayakta tutmakta zorlandım. Özellikle Torbalı kavşağına doğru yandan vuran rüzgar şiddetini o kadar arttırdı ki resmen yana yattım.

Böyle bir durumda uzun boy siperlik bir nebze dezavantaja dönüşüyor. Neyse ki saat ilerlemişti ve dev otobanda tek tük araç vardı. Yoksa cidden tehlikeli bir parkura dönüşecekti benim için.

Kuşadası dönüşümüz doğumgünüm 22 Ağustos’a denk geliyordu. Program için İstanbul’a döndüğümde ilk işim internetten İDO dönüş seferlerine bakmaktı. Bandırma-Yenikapı seferleri yine doluydu. 19:30 Yalova-Yenikapı seferinden 2 yetişkin 1 motor için yer buldum ve 64TL karşılığında aldım (aslında 46+16TL; yani 62TL ama İDO garip bir şekilde internetten 2TL hizmet bedeli alıyor. Arkada bir memur mu çalışıyor nedir?).

Bu nimetin bir de külfeti vardı: ‘yetişme’ telaşı. Üstelik bu dönüş sürecinde bir yerlerde gecelik konaklayıp dinlenme ihtimali de yoktu çünkü eşimin ertesi gün işinin başında olması gerekiyordu.

Google’ın 498 kilometre olarak tahmin ettiği rotamız şöyleydi:

Mümkün olduğunca molasız geçirme niyetinde olduğum yolda Balıkesir-Susurluk yolu üstündeki Tellioğlu Değirmen Restaurant adlı bir yerde durup bir şeyler yedik (2 ayran, yufkalı köfte, çibörek, İzmir Köfte ve 1 lahmacundan oluşan testte her şey geçer not aldı, hesap 32TL geldi). Hatta burada check-in olduğumu gören bir takipçim sağolsun işini-gücünü bırakıp gelmiş. Çıkışta karşılaştık, ayaküstü lafladık. Çok vakit ayıramadığım için rahatsızlık hissettim doğrusu. Vapura yetişme telaşı ve kaçırma korkusu fena bir şey.

Biraz süratli mi geldim bilemedim ama (Vecihi’nin sürati de süratse artık) öğlen 11 gibi çıktığımız yolda akşamüstü 18:00 gibi Yalova İskelesi’ndeydik. Burası (özelleşme sonrası mı bilemiyorum) Caffe Nero, McDonalds, D&R gibi pek çok ‘oyalayıcı’ seçeneğe sahip bir yermiş. Biz Nero’da buzlu kahveyle serinlemeyi tercih ettik.

90 dakika süren feribot seferinin ardından Nişantaşı’ndaki evimize ulaşmak 15 dakika sürdü. Fakat Yenikapı – Laleli – Unkapanı – Şişhane – Taksim – Nişantaşı güzergahında yüzlerce kilometrenin toplamından daha zorlu bir parkur yaptım. İstanbul trafiği bir cehennem. Hatırlamak için birkaç dakika yetiyor.

İzmir otoyolu tek kelimeyle muhteşem.

Sonuçta 22 Ağustos Çarşamba akşamı saat 21:37 civarında 510KM’lik yolculuk sona erdi.

Toplam 1.471 KM tutan bu serüvende 56 litre yakıt tüketmişim (ama döndüğümde depom neredeyse 3/4 doluydu. Yani 4-5 litre daha düşebililriz bu rakamdan)

Son bir sigara içelim

Eve yorgun argın gelip bir duş aldıktan ve eşyaları boşalttıktan sonra kalan enerjimizi doğumgünümü kutlamak için harcamaya karar verdik. Arnavutköy Kuyu Balık her zamanki gibi muhteşem yemekleri, şarapları ve personeliyle günümüzü gün etti (o da 2 kişi 120TL tuttu).

Son notlara gelirsek (önceki seyahat yazılarımı zaten okuduğunuzu varsayarak)

  • Tam kask iyidir ama rüzgarın sarsıcı etkisinden sizi gerçek anlamda korumaz. Eğer bir scooter kullanıyorsanız uzun yolculuklar için uzun siparlik inanılmaz bir konfor sağlıyor. Sizi sadece rüzgardan değil toz-toprak, sinek-böcek ve kamyonların fırlattığı taşlardan da koruyor. Aerodinamiği biraz bozduğu  gerçek ama buna kesinlikle değer.
  • İzmir-Alaçatı ve Kuşadası-Selçuk arası otoyol nefes kesici, kusursuz, kaymak gibi ama resmen bir rüzgar tüneli. İzmir-Balıkesir arasında da benzer vakumlar var; hazırlıklı olun (‘rüzgarı arkaya almak’ terimi sadece denizcilere has değil anlayacağınız).
  • Uzun yollar şiddetli rüzgarların mekanı. Anlık değişecek, şiddetli rüzgarlara hazırlıklı olun. Bir diğer tehlike faktörü kamyon, otobüs gibi geniş hacimli araçlar. Özellikle de TIR kamyonları. Arkalarında yarattıkları hava akımı sizi zangır zangır titretiyor. Sollarken (ya da kimi durumda sağlarken) mümkün olduğunca açığından geçin. Yanlarındaki vakum etkisi de yabana atılır değil.
  • Amele yanığı denen olayın şahını motorla yaşıyorsunuz. Yüksek koruma faktörlü bir güneş kremi sürmeden yazın yola çıkmayın. Ancak mümkünse kendi elinizle sürmeyin ya da ellerinizi sürdükten sonra iyice temizleyin. Kremli ellerle motora hakim olmak kolay değil ve oldukça tehlikeli olaylara gebe. (Ya da uzun kıyafetler giyin. Ben terlik, şort ve tshirt ile gittim. O bile yeterince yakıcıydı)
  • Motorda tahminlerin ötesinde su kaybediyorsunuz. Ama teriniz rüzgara gittiğinden fark etmiyorsunuz. Bol bol mola verin, su için. Ben şortumun yan cebinde hep bir su taşıdım. Litrelerce su içmeme rağmen neredeyse hiç tuvaletim gelmedi. Nasıl bir kayıp siz düşünün.
  • Otoyol gişelerinde telaş etmeyin. Ben arkamdaki araçları bekletmemek için bir KGS gişesine yanaşırken kartı okuyucunun bulunduğu taraftaki elime; yani sol tarafıma aldım. Bu yüzden fren yapmak için sağ elim kalmıştı. Sağ el ön fren demekti (en tehlikeli seçenek). Gişeye yaklaşırken kaygan beton zeminde şiddetini arttırdığım ön fren nedeniyle motor kızakladı ve yana doğru yatmaya başladı (arkada eşlikçinizle, güneş kremli elleriniz, şort ve terlikle giderken beton zeminde yana yatmaya başlayan motor! İnanın o anı yaşamak istemezsiniz). Neyse ki iyice yavaşlamıştık. Eşimle beraber gişelere dayanarak yan yatmaktan kılpayı kurtulduk. Taze sürdüğüm güneş kremi nedeniyle kayganlaşan elim de tuz-biber oldu. En azından bu seneyi kazasız geçirmek istiyorum mümkünse.
  • Araçlar için gayet güzel çalışan hız radarları motorlarda işe yaramıyor.
  • Yanınızda mutlaka nakit para bulundurun. Yollarda kredi kartı çok güvenilir değil. Çalışmayan POS cihazı bile sıradanlaşıyor. Üstelik ATM bulmak da bir sorun çoğu yerde.
  • Ön hazırlık için harcadığınız zamana acımayın. Ne kadar çok hazırlık, o kadar konforlu seyahat.

Bir seyahat daha böylece sona erdi. Umarım faydalı olacak bir şeyler kalmıştır aklınızda (hücum kayıt yazdığım bu yazıyı aklıma gelenlerle güncelleyeceğim).

, , , , , , , , , ,

12 Responses to Alaçatı-Kuşadası seyahatinin ardından

  1. kul ahmet 23/08/2012 at 18:30 #

    crocs dedin beni kaybettin

  2. Şeyma 23/08/2012 at 18:47 #

    Çok keyifli bir seyahat olmuş! Alaçatı bilgilerinden faydalanacağım en çok. Yüksek SPF’li de olsa bu kadar uzun yolculuğa karşı koruyor mu güneş yanıklarından?Ayrıca mekanların Foursquare lokasyonları için de teşekkürler.

    • MserdarK 23/08/2012 at 19:17 #

      Güneşten koruyucu krem olmadan seyahatin sonu cildin yanıktan su toplaması bile olabilir. 12 saat kıpırdamadan aynı açıdan güneşlendiğinizi düşünün. Rüzgardan yanığı da hissetmiyorsunuz üstelik.

  3. ivo isaev 23/08/2012 at 19:01 #

    Yüzde 3.5 gibi bir yakıt tüketimi süpermiş

  4. Fatih Ozturk 23/08/2012 at 19:03 #

    bravo amirim tebrikler.
    alaçatıya gidiyorum selamını söyliyecem inşallah dövmezler..

  5. Kemal Kaya 23/08/2012 at 19:05 #

    Uzun bir yol hikayesi oldu bu. Hem de bu yaz sıcaklarında Vecihi ile yola düşmek!
    Umarım gelecekte yolalrda daha çok kişi/aileyi bisiklet, motosiklet kullanırken görürüz.

    Mutlu doğum günleri olsun.

  6. Batuhan Öğünlü 23/08/2012 at 20:03 #

    Amirim sizinde bu hayatta hayatına özendiğiniz biri varmış ya artık ölsem de gam yemem.

    • Salim 23/08/2012 at 23:49 #

      valla o kadar özenecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. yaşam tercihler üzerine inşa edliiyor. Bütün mesele vitesi küçültmekle ilgili. karşılığında yaşam “armağan” olarak geliyor :-)
      yanınıza Serdar gibi ömürlük dostları veriyor…
      salim

  7. uçak bileti 30/04/2014 at 17:28 #

    Hocam Çok içten bir yazı olmuş keyifle okudum teşekkürler

  8. prince of rohan 26/03/2015 at 12:13 #

    geçmiş olsun, terlik short ve tshırt ve yarım kask ile 1400 km yi size hiç yakıştıramadım açıkçası… Biraz geç oldu yorumum kusura bakmayın :)

  9. Alper Tunga 28/05/2015 at 22:35 #

    üstat türkiye de motora binmek ve bu kadar km yapmak delilik lütfen bir daha olmasın sizi erken kaybetmek istemeyiz

  10. Vatan Sever 05/12/2016 at 14:59 #

    Enfes anılar, harika paylaşımlar, çok teşekkürler!

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim