Tag Archives | Seyahat

Bodrum Rixos Premium izlenimlerim

Tatil eskiden keşfetmekle ilgili bir kavramdı; artık değil. Bugün üstünde en az iş kadar plan, program, ön çalışma yapılan strateji kurulan bir mesele. Kalınacak otellerin, yemek yenecek mekanların, alışveriş yapılacak yerlerin; hatta alınacakların dahi önceden belirlendiği bir süreç (Türklerin tatile dair kendine has karakteristik bazı enteresan özellikleri var ki epey gözlem yaptığım bu konuyu -kimileri kırma pahasına- ayrıca yazmayı planlıyorum.

Küçükleri Paris ile tanıştırdıktan sonra Ramazan Bayramı öncesi kendimize ait bir rutini tekrarladık. Son 4 senedir bu dönemde (yazlığa geçmeden önce) 1 hafta Bodrum Rixos‘ta tatil yapıyoruz. Bu yazım da (sanıyorum artık hakkında bir şeyler yazacak kadar tecrübe ettiğim) bu mekana dair gözlem ve izlenimlerimi içerecek. İlgi duymayan burada vedalaşabilir.

IMG_20150715_210029

Continue Reading →

Bu yazıya 28 yorum yapıldı.

Çocuklar için Paris

Fransa’nın başkenti Paris dünyanın en çok turist çeken şehri. (Sadece 2014 yılında 22,4 milyon gezgin ağırlamış. Karşılaştırma açısından; aynı sene Türkiye ülke toplamında 36 milyon 800 bin turist çekmiş).

Merkezi açısından düşünürsek yürüyerek bile gezebilecek kadar küçük bir şehir olmasına rağmen Paris her ziyaretinizde size bambaşka keşifler sunacak kadar bereketli. Müzeleri, katedralleri, kafeleri, mağazaları, birbirinden seçkin -ve uygun fiyatlı- restoran ve otelleriyle ziyaretçilerinin bekleyeceği her şeye fazlasıyla sahip.

paris-sun

İşim gereği Paris’e defalarca gittim. Bulduğum her boşlukta -sıkışık zamanlarda da olsa- Eiffel Kulesi, Louvre, Orsay ve diğer birkaç popüler müzeyi Champs-Élysées (ya da ‘Türkçesiyle’ Şanzelize), Notre Dame  gibi klasik rotalarının neredeyse tamamını ziyaret etme fırsatı buldum. Ama bu yaz bambaşka bir senaryo vardı: çocuklarla Paris (aynı zamanda Ali ve Zeynep’in ilk yurtdışı seyahati).

Çocukla yurtdışına seyahatte ilk adım pasaport. Eski düzenlemede 15 yaşına kadar çocuklar anne ya da babalarının pasaportuna kaydedilebiliyor, dolayısıyla ayrı bir pasaport almaya gerek kalmıyordu (ama o durumda esas pasaport sahibi olmadan çocuklar giriş-çıkış yapamıyordu). Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nin yeni düzenlemesi gereği yaşından bağımsız her birey pasaport sahibi olmak zorunda. Hatta 7 yaşından büyükler parmakizi de veriyor. Özetle çocuklarınızın pasaportu yoksa, paraları hazır edip başvurun. Biz bu konuyu daha önce halletmiştik, vize almak yeterli oldu (vizeyle ilgili anlatacak çok özel bir şey yok. Detaylar ve çilesi malum).

Continue Reading →

Bu yazıya 18 yorum yapıldı.

Küçük ayrıntılar, büyük farklar

Seyahat işimin bir parçası. 2008 yılından beri temposunu epey hafiflettim ama hala her ay en az bir iki yurtiçi ya da yurtdışı seyahatim oluyor (öncesinde eve uğrayıp yeni iç çamaşırı alıp devam eder bir tempodaydım). Her şeyin ilk duyulduğu ya da yaşandığı dönemdeki gibi seyahat de başlarda inanılmaz keyifli. Ama bir noktadan sonra her şeyin Fight Club’daki ‘tek sunumluk’ bir illüzyon olduğunu anlıyorsunuz.

Vize belgeleri, güvenlik kontrolleri, havaalanı check-in işlemleri, pasaport kuyrukları, stratejik kararlar, transferler, birbirinin neredeyse aynısı oteller, odalar, toplantılar, salonlar… İş seyahatinde gittiğiniz yeri gözlemleme fırsatınız bile olmaz çoğu zaman. Uçaktan iner otele geçer, bir yemek yer, ertesi gün sabahtan akşama toplantılara katılıp akşam uçağıyla dönersiniz. Rüyanızda bile o yer hakkında daha fazlasını görebilirsiniz .

Tekrarlar, sıradanlaşma ve farklılaşma

Bu sürecin otel, ulaşım, konaklama, yeme-içme gibi birçok bileşeniyle ilgili fazlasıyla bilgi biriktirmiş olmama rağmen blogun Seyahat kategorisinde ne azını paylaştığımı görünce şaşırdım. Ve bu yazıdan itibaren bu tip gözlemlere daha çok yer vermeye karar verdim. Yeme-içmenin, seyahat etmenin, tatile çıkmanın bir serüvenden çıkıp sürprize yer bırakmayan planlara dönüştüğü bu dönemde tavsiyelere ihtiyaç duyanlara bilgi esirgemeyelim. (Tam bu noktada bir yazıda da insanların seyahat ve tatilde neden bu kadar mükemmeliyetçi olduğunu sorgulayalım. Bu konuda Radikal’de yaptığımız bir yazı dizisinde cidden şaşırtıcı beklentilere ve uyanık işletmecilerin dehşet verici çözümlerine tanık olmuştuk).

Continue Reading →

Bu yazıya 11 yorum yapıldı.

Beyaz giyme toz olur, ağaç deme suç olur

Durum böyle olunca geriye doğal dünyayı yok edip, yerine yapay bir dünya koymaktan başka yapacak iş kalmıyor. Bizi hiç kimseye hesap vermek zorunda bırakmayacak, gerçeğiyle hiçbir benzerliğe sahip olmayan bir dünya istedik. Böylelikle doğal dünyaya özgü bütün görünümlere son veren devasa bir teknolojik girişim başlattık. Doğal dünyanın yerine zorla yapay bir dünya koyma girişimi uzun vadede doğal olan her şeyi yadsımamıza yol açabilir. (Jean Baudrillard / Şeytana Satılan Ruh)

Sosyal medyaya giderek daha az bakmaya başladığımı fark ettim. Gündeme kapılmak diye nitelendirdiğim bir hastalığın pençesine itiyor hepimizi. O an takip ettiğimiz kişilerin konuştuğu şeylerin dünyanın en önemli meselesi olduğuna inanıyoruz. Hatta o kadar inanıyoruz ki, başka bir konuya tahammülümüz kalmıyor. Belki en acı verici yanı da bu. Hiçbir toplantı ya da görüşmenin yer almadığı Perşembe günüm ajandamda çürük diş gibi sırıtıyordu. 1 Mayıs tatilini bu sayede hatırladım. Bizimkiler Salı günü  tatil için Ağva‘ya gitmişti. Onları ziyaret etmek için gayet uygun bir gün gibi görünüyordu (bilmeyenler için Ağva, İstanbul’a 100 km uzaklıkta, doğal ortamını ‘nispeten’ korumuş -o klasik tanımla- şirin bir tatil beldesi).

Ağva güzergahı gayet keyifli bir yola sahip. Ama takvimler 1 Mayıs’ı gösterdiğinde ‘keyfin’ beklentisi bile abes kaçıyor (sebebini merak ediyorsanız aşağıdaki bölüme göz atın. Yoksa kafayı dağıtmadan doğrudan devam edin derim).
Continue Reading →

Bu yazıya 16 yorum yapıldı.

Google ile hayatın ürpertici tarafı

Bir iş seyahati sebebiyle bu haftamın 2 günü İzmir’de geçti. 1 gecelik konaklama için bana yardımcı olan kişi Wyndham Özdilek adlı bir oteli tercih etmiş. Sitesinden güzel bir otele benziyordu ama haritada şehre biraz uzak görünüyordu. İzmir’i pek bilmediğimden işi sürprize bırakmak istemedim. Bir günlük de olsa odada epey çalışmam gerekeceğinden (ki öyle de oldu) rezervasyonumu yerini ve odalarını daha önce tecrübe ettiğim Swissotel‘e kaydırdım.

Merkezi konumu sayesinde bir akşam kaçamağı yapıp tesadüfen orada bulunan eski bir dostumla, otele yürüme mesafesindeki Balıkçı Hasan‘da muhabbet fırsatı yakaladım. Her şey leziz, fiyatlar makul, ortam ve hizmet gayet iyiydi. Ziyaret ederseniz, aklınızda olsun. (Hepsi bir yana, girip çıkarken bir Botero eseriyle karşılaşma fırsatı bile Swissotel’i tercih etmem için yeterliydi).

Konumuza dönelim.

Elimin altında bir sürü akıllı telefon var. Sürekli de yenisi geliyor denemem için. Bu karmaşadaki tek kurtarıcım Google. E-posta, takvim, belge, sunum, telefon rehberi, fotoğraf albümü, şarkılar, videolar, yapılacaklar listesi, bookmarklar, uygulama ayarları, şifreler ve benzeri neyim varsa Google Apps hizmetlerinde. Kullanıcı adı / şifremi girer girmez elimdeki her cihaz her şeyiyle benim oluyor. Alışma derdi, sıkıntısı kalmıyor.

Bu aralar telefon olarak LG G2 kullanıyorum (her açıdan şu ana kadar kullandığım en iyi telefon diyebilirim. Hiç şarj etmeden yatana kadar idare etmesi bile benim için yeterli. malum dertler) iPhone dahil her cihazımda olduğu gibi onda da ilk yüklediğim şey Google Now oldu. Bu hizmet hiç ummadığım anlarda ve yerlerde hiç ummadığım şekillerde sunduğu desteklerle hayatımı kolaylaştırıyor.

Bu yüzden LG G2’nin ana ekranımda da en büyük yeri ona ayırdım.

Fakat bu İzmir seyahatinde Google Now’ın umulmadık desteğinin EN umulmadık örneğine şahit oldum.

Continue Reading →

Bu yazıya 54 yorum yapıldı.

Alaçatı-Kuşadası seyahatinin ardından

Ailece çıktığımız Bodrum tatili ertesi çocukları anneannenin Kuşadası’ndaki yazlığına bırakmıştık. 1 aya yakın bir süre göremeyince çocuklar burnunuzda tütüyor. Ramazan bayramını fırsat bilip görelim dedik.

Giderken ‘otomobille mi gidelim, motorla mı?’ diye düşündük. Yazın ortasında konforun her türüne sahip (ve yaz-kış otoparkta yatan) otomobilimizle gitmek hiç fena fikir değildi. Ama son tercih Vecihi‘den yana oldu. Yazın en sıcak döneminde, Kazdağları ve Roma seferinden de uzun bir rota yapacak olmamıza rağmen hem de.

Bu yazı, bu yolculuğu ve gördüklerimizi anlatacak. Hazırsanız başlıyoruz.

Continue Reading →

Bu yazıya 11 yorum yapıldı.

Vespa ile Roma turundan kalanlar

Roma (malum) 60 milyonu biraz geçen nüfuslu İtalya’nın 2 milyon 700 bin nüfuslu başkenti. Tarihi İtalya’dan da eski. 2 bin 500 yılı aşan tarihinde son olarak Roma İmparatorluğu’nun başkenti olmuş. Rönesans akımının merkezlerinden biri olan şehir karışık bir sisteme sahip ‘küresel şehir’ sisteminde beta+ unvanına sahip (İstanbul alpha-).

Dünyanın en çok turist toplayan 10 şehrinden biri olan Roma, Avrupa Birliği’nde ilk 3’te. İtalya’nınsa tahmin edeceğiniz gibi en çok ziyaret edilen şehri. Turist kafasıyla gezerek bitirmenin mümkün olmadığı noktalardan biri. 1000’den fazla çeşme (her biri cidden sanat eseri), 400 kilise, 13 dikilitaş ve 1 piramide sahip. Restoranlar bir ömür boyu yeseniz bitiremeyeceğiniz kadar çok. Müzeler de cabası.

Ben işim gereği birçok defa Roma’yı ziyaret ettim. Ancak bunların hiçbirinde şehri tanıma fırsatı yakalayamadım. Eşimle birkaç sene önceki ziyaretimizdeyse güzel bir rehber sayesinde altını üstüne getirip neredeyse bütün önemli turistik mekanlarını gezmiş, hakkında epey şey öğrenmiştik.

Benim tatilime denk gelen bir fırsatı eşimle beraber apayrı bir maceraya dönüştürmek istedik: Vespa ile Roma turu!

Continue Reading →

Bu yazıya 23 yorum yapıldı.

Cumhurbaşkanı seyahatinden notlar – 2

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ABD teknoloji şirketlerine ziyaretlerimiz sürüyor. İlk kısmını önceki bir blog yazımda paylaşmıştım; bu yazıda Apple, Google, Facebook ve Microsoft ayaklarını aktaracağım.

Her şeyden önce bir ara bilgiyi sıkıştırmak istiyorum. Teoride (yani bize verilen brifingde) bu şirketlere yönelik ziyaretlerimizde benim de arasında bulunduğum küçük bir grup bütün toplantıları bizzat Sayın Gül ile takip edecekti. Ancak pratikte nedense (Microsoft haricindeki) şirketler sadece Cumhurbaşkanı ve yanındaki küçük bir gruba bu sunumları yapmayı tercih etti ve bizi dışarıda bıraktı. Biz toplantılar sırasında kampüs turuyla yetinmek zorunda kaldık (ve bolca sitemlerimizi ilettik hepsine ayrı ayrı).  Dolayısıyla aktaracağım bilgilerin bir kısmı dolaylı olarak edindiğim bilgilerdir.

Continue Reading →

Bu yazıya 6 yorum yapıldı.

Cumhurbaşkanı seyahatinden notlar – 1

Geçen hafta duyurduğum gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ABD’deyim. Kendisi yine geçtiğimiz hafta Chicago’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin ardından San Fransisco’daki Apple, Google, Facebook, Twitter ve Microsoft gibi teknoloji şirketlerini ve Stanford Üniversitesi’ni kapsayan bir özel tur organize etmiş. Ben de bu ayağı takip ediyorum. Chicago’daki Zirve’nin son gününe denk geldiğimden işin o tarafına dair pek bir gözlemim olmadı. Ben vardığımda bütün liderler heyetleriyle beraber evlerine doğru yola koyulma sürecindeydi.

Bu benim bir Cumhurbaşkanı heyetiyle beraber ilk seyahatim. Dolayısıyla benim için her şey yeni ve ilginç. Eminim bu satırları okuyan çok az kişi bu tip bir etkinliğin parçası olmuştur; dolayısıyla sizler için de ilginç olabileceğini düşünerek ‘erken’ gözlemlerimi taze taze paylaşıyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.

Vecihi ile bir yol hikayesi

Bilen bilir uzun zaman motor aradım. Daha doğrusu beyaz bir Vespa GT peşinde koştum (aslında hayalim krem bir GTV idi ama ondan Türkiye’de sadece bir tane gördüm ve sahibini ikna edemedim ;). O modelin aradığım rengi çok az ithal edilmişti ve kullanan da satmıyordu. Sabrım senelere yenik düştü ve sonunda 27 Mayıs 2011 Cuma günü 60. yıl özel serisi yeşil bir Vespa GTV aldım. İsmini de öyküsünü hep buruklukla okuduğum, bazı yanlarını kendime benzettiğim ve birçok sunumumda bahsini geçirdiğim Vecihi Hürkuş anısına Vecihi koydum.

Vecihi kesinlikle hayatımdaki en güzel şeylerden biri. Geçirdiğim kazaya ve bende bıraktığı sakatlığa rağmen kış boyu üstüne binebilmek için gün saydım ve sürdüğüm her an biraz daha keyif alıyorum (ilk kazam değildi gerçi). Sağ kolumu hala tam olarak kullanamadığım için Vecihi ile ilişkimiz hala biraz mesafeli. Hala her binişimde kazam gözümün önüne geliyor, kendimi ve Vecihi’yi yerde yatarken görüyorum. Ama keyfi, endişesini bastırıyor her zaman.

‘Uzak’ derken?

Motorla en sık yaptığım şey Boğaziçi güzergahında dolanmak. Bazen Karadeniz’e kadar sürdüğüm oluyor. Tesadüfen denk geldiğim bir blog yazısı bende Vecihi daha da uzaklara gitme isteği uyandırdı. Vespa tutkunu bir baba-oğul İstanbul’dan 94 ve 99 model iki Vespa PX ile yola çıkıp Yunanistan üstünden feribot ile İtalya’ya varmış ve Doğu sahilinin en keyifli rotasını baştan aşağı kat edip dönmüştü. (Bir gün oğlum ve kızımla aynı turu yapmak kısmet olur mu acaba?)

Uzaklara gitmenin bir sınırı yok. Vespa ile bile çıta çok yükselmiş durumda. Ve motor ile seyahat başka şeye benzemiyor. İki teker üstünde, küçücük bagaj ve minimum eşyayla, rüzgara karşı güneş veya yağmur altında seyahat etmek sanıldığı kadar kolay  değil. Üstelik bir arıza halinde derdinizden anlayan bir usta ya da yedek parça bulmak da mucize.

İlk niyetim Avrupa yakasında bir yerlere gitmekti. Çatalca, Çanakkale, Edirne ya da Çorlu nispeten makul geliyordu. Hatta Çanakkale için şöyle bir rota bile çıkarmıştım:

Continue Reading →

Bu yazıya 35 yorum yapıldı.