Türküm, doğruyum, çalışkanım

Yazıya net bir tespitle başlayayım: Türküm, doğruyum, çalışkanım.

Yalan değil; öylesine de demiyorum. Kendimi böyle görüyorum. Doğruluk ve çalışkanlık kantara çıkarak ölçülebilen bir şey değil elbet ama öyle olabilme adına samimi bir gayret gösterdiğimi söyleyebilirim.

Okul yıllarım 8 Ekim 2013’ten itibaren tarih olan o meşhur andı okuyarak geçti. Bir kuşak sonra hafızalarda bile yeri kalmaz. Buraya da eklemiş olayım:

Türküm, doğruyum, çalışkanım!
Yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!

Biz her sabah bu kısa metni haykırarak güne (okula) başladık (bizim zamanımızda aradaki ‘Ey büyük Atatürk’ kısmı yoktu. Yasam kısmı da ilkem olarak okundu bir dönem). Hiçbirimiz ne dendiğine dikkat bile etmezdik. Zil çalınca bahçeye koşmak gibi otomatikleşen bir süreçti. Üstelik Türk olmak denen mesele nedir, Türk olmayan var mıdır, değilse yarım mıdır, zarar mıdır düşünmedik. O zamanlar dertlerimiz pek başkaydı.

Küçük dünyaların küçük hatıraları

Şu an yaşadığımız semt de çok farklı değil ama çocukluğumun geçtiği Yeşilköy’de o kadar karma bir ortamda büyüdüm ki farklar dikkatimi bile çekmedi. Sınıfımdaki Nubar, Antuan, Aleks, Herman, Sami, Sara gibi isimlere sahip arkadaşlarımın başka sıfatlarla adlandırılması gerektiği -ne mutlu ki- öğretilmedi bize.

mahalle

Paskalya dönemi mahallede dağıtılan yumurtalardan da nasiplendik, Noel zamanı süslenen ağaçları da seyrettik, 13 yaş hazırlıklarına da şahit olduk. İftar sofralarına da beraber oturduk. Sonradan fark ettim ki Hamursuz da Ramazan da herkes tarafından gözetilirmiş sessizce.

Ermeni, Yahudi, Alevi, Süryani deyince tüyleri diken diken olanların aksine benim aklıma hep çocukluğumun o güzel anıları gelir. Uskumrudan zehirlenip kesik solucan gibi kıvrandığım o gece alt komşumuz Madam Eleni o karışımı yapmasa halim ne olurdu? Üst katında kafasını şişirdiğim için beni sevmez sanırdım ama Atina’ya göç ederken ömrünü verdiği sigara paketi koleksiyonunu bana hediye etmişti.

Yeşilköy koylarında yüzerken denk geldiğimiz Ta Fota bayramında denizden haçı bizim çıkarmamamız için çocuk gibi yalvaran eden Rahip’i nasıl unutabilirim? O rahiplerden birine seneler sonra inanılmaz bir tesadüf eseri Los Angeles’taki bir kilisede rastladım. Gözleri doldu. Tam konuşurken korkuyla elini ağzına götürdü: O enteresan aksanıyla “Türkçe konuştuğumuzu duymasınlar” dedi.

Düşmanlık mesafe gerektirir

Ermeni cemaatinin son derece güçlü olduğu Los Angeles’ta diaspora diye adlandırılan kesim seneler boyu Türk düşmanlığıyla bilendiğinden Türk’e dair hiçbir şeye tahammülü yoktu (geçen sene Los Angeles’ta bir Türk etkinliğini ziyaret ettim. Orada şahit olduğum  acı bir örnekle hıncın katlanarak çoğaldığını üzülerek gördüm).

Türkiye’ye adımını bile atmamış, bir Türk ile sohbet bile edememiş yüz binlerce insan zihinlerine yüklenen nefret yüzünden bir dönem ekmeğini, toprağını paylaştığı insanlara kan düşmanı olmuştu. Haklıdır, haksızdır buna girmiyorum. Ama ilginçtir, bir dönem Türkiye’de yaşayıp sonra oralara göçmüş dedeleri, anneanneleri onlar kadar acımasız değildi. Çocukların, torunlarınsa hıncı DEV gibiydi.

Zihninden, çevrenden uzaklaştırdığın insanlara, kavramlara düşman olman daha kolaylaşıyordu çünkü.

Üstelik bu sadece onların sorunu değil. Biz de aynısını yapıyoruz. Bahçeşehir Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen Radikalizm ve Aşırıcılık araştırmasının komşulukla ilgili sonuçlarından birkaçını hatırlayalım. Türkiye’nin zihnen nasıl parçalandığını özetleyecek bize:

  • Yahudi komşu istemem (Yüzde 64)
  • Hırıstiyan komşu istemem (Yüzde 52)
  • Amerikalı komşu istemem (Yüzde 43)
  • Başka bir ırk ve renkten komşu istemem (Yüzde 26)

Bu ‘arınma’ telaşı yaşanmış şeylere değil; algılara dayalı elbette. Hayatında bir Yahudi, Hristiyan ya da Amerikalı görmemiş, oturup sohbet etmemiş, gözünün içine bakmamış insanlar kafalarındaki algı tortularıyla kendilerine aşılmaz hapishane duvarları örmüş. Aynen Los Angeles’ta karşılaştığım Ermeni diasporası gibi.

Birbirimizi tanıma fırsatı bile bulamadan düşmanlaşıyoruz. Bir süre sonra bu tavır bir reflekse dönüşüyor. Yahudi mi? Uzak dur! Ermeni mi? Ondan hayır gelmez! Süryani? Aman aman aman…

Bir sen kal, bir de ben

Mesele bununla da bitmiyor elbette. Bu arayış alevi olmasın, Kürt olmasın, çingene olmasın, kör olmasın, topal olmasın şeklinde sonsuza kadar ilerliyor. Elde olsa sadece kendimizden ibaret bir dünya kuracağız. Oysa vatan dediğin şey başka bir düşünce sistemine muhtaç.

Birinden Rum olduğu için nefret etmek, Türk olduğu için sevmek kadar saçma oysa ki. Sevmediğim Türkler de var, Museviler de. Birini sevip sevmemem onun ırkı ya da diniyle değil; iyi bir insan olup olmamasıyla ilgili. Tercihim iyi bir Kürt mü yoksa kötü bir Türk müdür diye sorarsanız cevabım bellidir.

Bana esas garip gelen bunları 2013 yılında tartışıyor oluşumuz.

Bütün bu garabetin sebebi andımız mıydı bilmiyorum ama o meşhur tören artık hayatımızda yok. Çocuklarımız her sabah Türk olduğunu haykıramayacak dünyaya. Ama eminim kendilerini Eskimo da sanmayacaklar. Her şeye rağmen -umarım- bileceğiz ki her birimiz bu toprakların renk tonlarından biriyiz. Ve bu güzelliğin içinde istisnasız hepimizin bir parçası var.

Andımız ile ilgili tartışma yaratan bir diğer ayrıntı da ‘varlığın Türk varlığına armağan olma’ meselesiydi (bu cümlelerin anlamını sadece biz mi bilmiyorduk çocukken sahi?). Bunları tekrar ede ede kendini Türk varlığına adayan kaç ilkokul çocuğu vardı acaba? Tekrar ettirme amacı oydu çünkü.

Ahmed Arif Vay Kurban adlı şiirinde bu armağan olma meselesine enteresan bir yaklaşım getirir.

Dağlarının, dağlarının ardı
Nasıl anlatsam…
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
Vay kurban
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda.”
Yiğitlik, sen cehennem olsan bile
Fedayı kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.

chp-andimizdan-vazgecemiyor-1

Odaklanmamız gereken asıl mesele de bu galiba. Yoksa ne andımız sayesinde geldik bu günlere ne de yokluğuyla biteceğiz.

, , , , , , , , , ,

27 Responses to Türküm, doğruyum, çalışkanım

  1. recep yakar 17/11/2013 at 14:08 #

    pek gözel olmuş. bunu okuyan bunu da okudu:
    http://cemsezgin.com/2013/10/05/is-it-nice-to-be-a-turk-or-is-it-hard-to-be-a-turk/

    • Salim Kadıbeşegil 18/11/2013 at 12:56 #

      Bu konu ancak bu kadar güzel yazılabilirdi. Eline ve aklına sağlık

  2. ahmed 17/11/2013 at 14:13 #

    İstiklal Marşı sayesinde de gelmedik bu günlere. Nabak kaldırak mı?

    • M. Serdar Kuzuloğlu 17/11/2013 at 14:16 #

      Marş, bayrak, anayasa gibi evrensel normlarda devleti tanımlayan, temsil eden kavramlarla sabahları okullarda tekrar ettirilen şiirleri karıştırmayın. Bunca yazıdan bu kadar kolaycı, düz mantık bir sonuç mu çıkardınız sahi? Nohutlu pilavla da gelmedik mesela bugünlere. Onu da kaldırabiliriz sizin bakış açınızla.

  3. Uygar 17/11/2013 at 14:42 #

    Yazıyı okurken birden farkettim ki Türklük kavramı altında diğer toplum isimlerinin (Ermeni, Rum, Musevi, Kürt, vs.) ayrışmayı önlemek için söylenmemesini sağlama güdüsü varmış. En azından yazı bunu siz belki de hiç bu açıdan düşünmeseniz, yazmsanız da bana bunu hissettirdi. O kadar saçma ve şekilci yönetilmişiz ki bugüne kadar belki de bu kendince iyi niyetli, naif yaklaşım başka taraflardan konuşulamayan baskıların patlama noktası haline getirilip koca bir örtü haline gelmiş.

    En azından bana bu açıdan da konuya bakabilme imkanı yarattığınız için teşekkürler…))

  4. Hakan Ceylan 17/11/2013 at 15:31 #

    Ne derler bilirsiniz; “Su akar yolunu bulur” biz tartıştığımızla kalırız. Neyin ne olduğunu tecrübe etmeden, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi gibi görünerek hiç bir yere varamadık. Şimdi geçmişi geçmişte bırakalım, biz geleceğe odaklanalım. Elinize sağlık.

  5. C.V. 17/11/2013 at 15:55 #

    Ben Türk bir Hristiyanım. Kilisede de çalışıyorum. Hoşgörüsüzlük büyük bir kesimde mevcut. Kısa dönem yaptığım askerlik hizmetimde de günlük yaşantımda da buna çok kez şahit oldum. Askerde kısa dönem arkadaşlarımdan birisi ilahiyat hocasıydı ve ona gelip “senin hristiyan arkadaşını öldürsek bu günah olur mu?” diye soran bir çok kişi vardı. Neyseki o arkadaşım aklı başındaydı.

    Bunun dışında ev kiralarken eğer ev sahibi hristiyan olduğunuzu öğrenirse evi vermiyor. Hoşgörülü olup evi verecek olan ise “ya evimi yakarlarsa içinde sen oturuyorsun diye, o zaman ne olacak?” diyerek reddediyor.

    Gerisini siz düşünün. :)

  6. Aydin 17/11/2013 at 16:53 #

    Andın tarih olduğunu sanmıyorum. Bilakis, yasaklama girişimi yüzünden daha çok duyacaksınız gibime geliyor. Ben çocukluğumdan bu yana andın okullar dışında bir yerde okunduğunu görmemiştim. Artık sağda solda okunuyor. Ve eskiden gerçekten hiçbir anlamı yoktu ama bugün, ona bağlanan kimlikleri katılaştırıyor, keskinleştiriyor.

    Korkarım bu ülke, modern toplumunun post-modern asimilasyon yöntemlerine karşı dirençli olduğu gerçeğini acı tecrübelerle öğrenmek zorunda kalacak. O zamana kadar atılan adımların özgürlük getirdiğini ve getireceğini zannettiren düş dünyasında dolaşmaya devam.

    • kosum 20/11/2013 at 19:48 #

      yasaklama yok ki isteyen çocuğuna okutsun sabahları.
      sizin kafanız çok karışmış kuzum..

  7. mhmmtg 17/11/2013 at 16:58 #

    Andımızı bir gün bile sevmedim.. İlkokul yıllarımda dahi manasız bulurdum..

  8. İlker 17/11/2013 at 17:39 #

    Gayet güzel ve anlamlı bir yazı olmuş. İzah edilebilir hiçbir insanî yanı olmayan bir metnin ne ladar anlamsız olduğu, daha iyi anlatılamazdı.

  9. Ufuk Yasin Yurtbil 17/11/2013 at 19:02 #

    Kaldırmak yerine zorunluluğunu iptal etsek olmaz mıydı? Farklı dinden olanların din dersinden muaf olduğu gibi, etnik kökeni farklı olanlar andımızı okumasalardı mesela. Bana bu da bir çözümmüş gibi geliyor.

  10. wime77 17/11/2013 at 19:31 #

    Mikrofonu tutup insanlara ‘sizden olmayan bir çocuğa babalık yaparmısınız’ sorusunu sorarsanız büyük bir çoğunluk HAYIR diyecektir.

    Buna hayır diyecek olanların büyük çoğunluğu EVLİ ve ÇOCUK sahibi e EĞİTİM seviyesi DÜŞÜK olacaktır.
    Evet diyenler ya ikinci eşlerinin çocuklarına babalık yapıyor olanlar olacaktır ya da nispeten daha eğitimli olanlar olacaktır.

    Sizde söylemişsiniz çocukluğunuz da Hristiyan ve Musevi komşularınızla geçinmişsiniz ve kimse kimsenin inanışına karışmamış.

    Malesef ki Türkiye gerçekten dünya da her konuda çok avantajlı bir coğrafi konuma sahiptir.Buna iki kıta arası köprü olmasından tutun, iklim, maden, toprak verimi, temiz su kaynakları say say bitmez.

    Komşu Müslüman ve Türk olan kaç kişi tanıyordur onu ? Kaç kere yardımına koşmuştur ? Kaç kere komşusu istemeden ona yardım etmiştir ? Bu sorular hangi yerleşim birimlerindeki insanlara sorulmuştur ?

    Bunlar eğitim eksikliği ve bu eksiklikten doğan boşluğun BAĞNAZLIKLA doldurularak yeşertilmesinden kaynaklanmasından başka bişrey değildir.

    Tabi çok gelişmiş Almanya gibi ülkelerin refahlarına ortak olan ve nufuslarının neredeyse %10 ‘ luk kısmını oluşturan Türklerin ( ki büyük çocğunluğu düşük bir eğitime sahip) ülkelerinden gitmelerini istemeleri ne diyelim ? Aşırı milliyetçi Almanların devlet eliyle gizlice desteklenerek öldürülen Türkler için de aynı anket yapılabilinir mi ?

    Türkiye de insanlar kutuplaştırılarak ayrıştırılmaya çalışılıyor ve buna HÜKÜMETİN KENDİSİ yapıyor. Benim çocukluğum dahil her zaman kendisine KÜRT denilen insanlarla geçti. Aynı okula giderken hiç andımızın bizi ayrıştırdığını düşünmedik. Ulusal bayramlarda hiç Türk bayrağından nefret ettiklerini görmedim. Onlar Kürtçe biliyorlardı ama bu bizi ayıran bir konu olduğunu ne biz ne onlar düşünmüyorduk. Kürtçe konuşmalarına kızmıyor aksine o dili öğrenmek için bazı kelimelerin kürtçe karşılığını öğrenmeye çalışıyorduk ve buna ailem dahil kimse AMAN demiyordu.
    Yalnız AİLEM başka birşeye daha çok dikkat ediyordu. CEMAATİN zehirli kollarının üzerimize doğru gelip sarmasına AMAN diyorlardı. O zaman kızıyordum ama şimdi anlıyorum neden AMAN dediklerine.

    Kısaca bu topraklar yüzler değil BİNLERCE yıl farklılıklarla birlikte yaşamasını öğrenmiş insanlarla dolu. Bu nedenle bu anket ancak Türkiye deki insan kalitesinin ne kadar düştüğünü gösterir.Başka birşeyi değil.

  11. Gökalp 17/11/2013 at 19:50 #

    Ufak bir anektot;
    Durumu, biraz da kendimiz abartıyoruz; hala anımsarım; İlkokuldayken “Ülküm küçüklerimi DÖVMEK büyüklerime SAYMAK:-)” gibi geyiklerle söylerdik andımızı. Şimdiki gençlik ne gibi dalgasını geçiyordur acaba merak ediyorum. Daha da madara olmadan kaldırmanın isabetli olduğunu düşünüyorum.
    Ayrıca mantıklı bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.

  12. Can Aydoğan 17/11/2013 at 20:40 #

    Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye söylediği “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” bir hanedan üyesine yani devletin sahibine söylendiğinde anlamlı. Ancak, halktan birine söylediğinde bir o kadar anlamsız. Devletin -günümüzde vatanın- amaç olduğu insanların araç olduğu bir yaklaşım sadece devletin bekasını hedefler. İnsan ise gerektiğinde harcanabilecek bir akçeden öteye geçmiyor. Her ne kadar bu söz insan yaşamını vurgulasa da.

    Günümüzdeki her şeyimizi vatana feda etme kültürünün Osmanlı’dan kalan bir miras olarak görüyorum. Eskinin devleti artık vatan, bize verilen amaç ise canımız pahasına da olsa vatanı ayakta tutmak. Ben bunun tam tersi olması gerektiğini düşünüyorum. Amacın insanı yaşatmak, bunu da araç olan vatan ile yapmak. Bu durumda da canımızın feda etmemiz gerekecek durumlar olacaktır ama bunu vatanın için değil sevdiklerimin yaşamı için veya kendimize ait başka bir sebep için. Vatanı kutsallaştırmak yerine insan yaşamını kutsallaştırmak bence çok daha iyi olacaktır.

    Belki bu sayede cephanelik patladığında ölenlerin yakınları “Vatan sağolsun” yerine benim oğlum neden öldü, bunun suçlusu kim sorularını sorar.

  13. abdullah4372 17/11/2013 at 22:33 #

    Ermeni Diasporasının sizin dediğiniz gibi Türklerde de aynı etki ile karşılık bulmasının iki tane sebebi var. İlk sebep bizi soykırım ile suçlamaları. İkincisi de, Atatürkçülüğün, Türk Faşist Irkçılığına dönüşmüş ismiyle Kemalizm. Bu iki sebep arasında da fark var. Birinci sebep doğal tepkimiz, ikinci sebep Kemalizmin getirdiği ırkçı zihniyet.

    Yoksa, ben Komşusu Hristiyan, Yahudi, Ermeni, Rum diye tepki gösterecek pek fazla insan olduğuna inanmıyorum. Bu ankettekiler de, herhangi bir sebepten dolayı başka ırktan birileriyle komşu olmuş olsaydı sizin gibi düşünürlerdi. Ramazana onların saygısı, Paskalyaya bizim saygımız insani bir norm. Diğerleri suni algılar. Suni olanlar da birileri tarafından oluşturulmuş oluyor doğal olarak.

  14. Ömer Narcıoğlu 17/11/2013 at 22:52 #

    Andımızın okunuşu benim okul yıllarımda iki yeri değişmişti.
    yasam olan kısım ilkemdi. O zamanlarda eskisi daha iyi diye tepkide göstermiştim.
    Kimsede dinlememişti zaten.

  15. yigitak 17/11/2013 at 23:48 #

    Elinize sağlık amirim, harika bir derleme/toplama yazısı yine.
    Ancak şunu da eklemek lazım belki: “afedersiniz rum” söz(fikir) öbeğine sahip bir otorite kararı ile kalkmış olması, kararı yazınızdaki bahsedilen masumiyetten uzaklaştırıyor sanki.. Bu noktada da andımızın kaldırılmasından rahatsızlık duyanları anlıyorum.
    Saygılar

  16. ssb 20/11/2013 at 07:22 #

    “Ey bugünümüzü sağlayan ulu Atatürk” şeklinde okunurdu ben ilkokuldayken (79-84).

  17. Sevda Suner 04/12/2013 at 13:51 #

    Ermeni, Rum, Kürt, Yahudi, Alevi, Süryani deyince tüyleri diken diken olanlar

    ATAMIZ TÜRK DEĞİL, DİLİMİZ, VATANIMIZ ve BAYRAĞIMIZ’IN TC DEVLETİ İLE BİR ALAKASI YOKTUR.

    Atatürkçülerin ve AKP lilerin idda ettikleri Türk İslam kardeşliği, neden Azeri veya Arap’lara uygulanmıyor? Peki bu Azeri ve Araplar acaba Türk islam düşmanları kategorisine mi giriyor?

    İngilizler’ce Anadolu’ya memur olarak gönderilen, M. Kemal’in ilk başvurduğu propoganda yöntemi İslami kardeşlik yalanları olmuştur…Atatürk’ün başta  Kürtleri ve diğer halkları sistem içinde eritmeye yönelik uyduruk Türk İslam kardeşliği, misakı milli, sınırların değişmezliği doktirini, Kürtleri kandırıp kendi safına çekmek içindir.

    TC’ yi kuran kadrolar, kimi tarihçilerin ifade ettiği gibi kuruluşundan itibaren iddiaların aksine çağdaş, özgür bir toplumu değil halkını ezen, adaletsiz, ülke kaynaklarını bir avuç azınlığa peşkeş çeken despot bir devletin tarihini yazmışlardır… Bu despotizmin en yakıcı etkileri, Ermeni-Rum ve Kürt halkları üzerinden olmuştur. Ermeni, Rumlar, ve diğer Karadeniz halkları yokedilmiş, Laz ve Kürtlerin kimlikleri inkâr edilmiş, “Kürt yoktur” denilmiş, “kart-kurt” hokkabazlığı ile bu halk aşağılanmıştır. Keza Alevilik ve Aleviler görmezden gelinmiş, ciddiye alınmamış, en ufak bir insani talepleri bile zorbalıkla karşılık bulmuştur. Geriye kalan Gayrimüslimlere ise ülkeden kaçırtmak için her türlü baskı ve yıldırma uygulanmış, mallarına el konulmuştur.  90 yıl sonra artık Kuzey Kürdistan halkı Türk dilinde eğitim görmektedir, dünyada eşi benzeri zor görülecek baskı ve piskolojik yöntemler sayesinde 10 milyona yakın Kürt tamamıyla asimile edilmiş, kendi kimliklerine düşman yapılmışlardır…Son yetmiş yılda doğan Kuzeyli Kürdün yüzde doksan dokuzunun ismi Kürtçe değildir, yüzde yüzünün soy ismi Türkçedir.
    KÜRTLERİN ASİMİLASYONU PSİKOLOJİK İŞKENCE ŞEKLİNDE GEÇTİ.
    Osmanlı’ca yerine yeni, yapmacık bir dil koymaya çalışan Türkler, yerleşik stabil bir kültür ve dil’e sahip olmadıkları için, asimile etmeye şalıştıkları Kürtler’e, eğitim adı altında adeta işkence yaptılar. Kendileri için yarattıkları dil yapmacık idi: Farsça, Arapça, Fransızca ve Orta Asya’da konuşulan eski bir Türkmen lehçesini çorba edip Güneş dili diye yutturan, Kemalist kadrolar, pratikteki işlevi gereği, onu anlayamayan halklara terör uyguladılar. Kürtlerin dil ve lehçeleri uzun bir tarihe sahiptir, bin yıllar boyunca evrimleşen bir dilin yerine, rakı masalarında, tasarlanan uyduruk bir dili koymak tabii ki kolay olmayacaktı!
    Zevk sefa alemlerinde Kürtçe ile dalga geçen Kemalist kadrolar, uyduracakları dilin hangi kelimesinin, hangi dilden bir karşılığı ile değiştirileceği tartışmasını kafa bularak yapmışlardır. Dalga geçerek dil kültür oluşturma, barbar dedikleri Kürtleri bu yapay dil ile kandırıp kimliklerini yoketme, Kemalizmin başlıca karakteristiklerinden biridir.
    TC’nin baskı ve zulmü sonucu milyonlarca Kürt gündelik hayatında, işte, alışverişinde, dost -ahbap diyaloglarında iletişim dili olarak Türkçe’yi kullanmaya başlamıştır.
    Irkçı,yayılmacı,etnik tasfiyeci,gaspçı,despotik ve darbeci yönleriyle belirginleşen bu zihniyet yıkıcı rolünü AKP sistemi altındada devam ediyor..
    R. T. Erdoğan ısrarla, Mustafa Kemal Gazinin yolundayım diyor, yani onun bütün yıkım ve asimilasyon yöntemleri aynen devam ettirilecektir. Bu sahiplenmeye bakılırsa, Erdoğan’ın Kemalist diktatörlükten farkı nedir?.

    • Mahmut Yağıx 05/12/2013 at 00:22 #

      Kardeş sen ne içtin, kafan güzelmiş..

    • abdullah4372 13/12/2013 at 14:32 #

      AKP Kürtlere asimilasyon yapıyorsa benimde adım Abdullah değil. Sen işi sadece iktidar olmakla bitiyor sanıyorsun herhalde. Sistemi Kemalistler kurmuş. Onun çatırtıları şu an var. Bugün Başbakan çıkıp Kemal Paşaya darbeci, hain, Kürtleri ezdi diyebilir mi? Bol keseden atıyorsunuz anca.

      Mesela Yusuf Halaçoğlu çok değerli bir tarihçimiz. Ama MHP ideolojisi yüzünden neredeyse Anadolu’da Kürt yok diyecek kıvamda. Zaten Kürdistan a da karşı.

      Demek istediğim şey taraflısın. Kemalizmin bu topluma verdiği zararı ninem de bilir. Ama iş iktidar olmakla bitseydi emin ol ki RTE Şeriat getirirdi. Ama iş öyle olmuyor.

      Kürtler ile kardeşlik vurgusu doğal bir sürecin ürünüdür. Kürtler Türkler ile ittifakını zorla mı yaptı? Kendi rızasıyla mı? Ayrımcı konuşarak Kürtlerin aleyhine iş tutuyorsun. Kürtlerin Türkiye’den başka rahatça yaşayabilecekleri başka bir devlet yok. Türklerin de. Bu devletin ismi Türkiye ama sistemi değil.

      Azeriler ile aynı şey vurgulanmıyor, Araplar ile aynı şey yapılmıyor çünkü onlarla aramızda pkk sorunu yok. pkk yı Kürtlerin hakkını savunan bir örgüt olarak görüyorsanız tamam ayrılın gidin. Teröristlerle işimiz yok. Ama ne pkk ne kck ne de bdp Kürtlerin TEMSİLCİSİ FİLAN DEĞİL!

      Kürtler ile kardeşliğimiz vurgulanıyor çünkü pkk gibi bir illet var.

      • Degidi 22/12/2013 at 01:15 #

        Çok garip. 2014’e gireceğiz ve sen Türkiye’deki tüm sorunların 1923-45 yılları arasında yaşamış Kemalizm’den kaynaklandığını söylüyorsun! Araplarla niye tartışmıyoruz diyorsun; farkında değilsin, Arapların devletten ‘bize Arap kimliği verin’ gibi bir talepleri yok! Üstelik, Araplar Türk kimliğini taşımaktan rahatsız değil, çünkü Türk vatandaşlarından oluşan Türk Milleti kavramının bir etnik kökeni yansıtmadığını, kimlikte herkesi eşit varsayarak birbirine niteleyen bir çatı olduğunu çok iyi biliyorlar!

        • abdullah4372 10/01/2014 at 00:45 #

          2014 girmekle bir akımın ne alakası var? 1938 yılında Mustafa Kemal Paşa öldü diye, Kemalizm bitmiş mi oluyor? Bu nasıl bir mantıktır arkadaş?

          Türkiye’de ki tüm sorunların kaynağı Kemalizmdir demiyorum. En büyük malzeme Kemalizmdir. Bu akıma mensup işlerden birisi, Türk milliyetçiliğini, ırkçı ve faşist şekle sokmasıdır. Bununla da kalmayıp, İslam’ı yok saymasıdır. Bu açıdan Kürtlere karşı kullanılarak, aramızı açmaya çalışıyorlar. Araplar hakkında söylediğiniz kimlik şuuru ve bilgisi Kürtlerde de var. Ama Kürt kitlenin içerisinde, kandırılmış veya zorla inandırılmış insanlar var. Bunlardan gelen bir de nesil olunca kabuk bağladı.

          Bundan dolayı Türk-Kürt kardeştir açıklaması yapılıyor. Araplar ile Kürtlerin nüfus ve tarihi yerleşke olarak hangi konumda olduklarını araştırırsanız bunun da sebeplerini görürsünüz.

    • abdullah4372 13/12/2013 at 14:35 #

      Blogunuza baktığım zaman boşa kürek salladığımı anladım. Zaten Türkiye Cumhuriyeti bayrağını kanlı mendil olarak görüyorsan Kürtlüğünden ŞÜPHE EDERİM..

  18. kurkenadisian 28/04/2015 at 08:17 #

    Soykırım, “tek bayrak, tek din, tek devlet, tek marş, tek millet, tek dil”(Adolf Hitler- 1934,  R.T Erdoğan-2015) kompleksini taşımanın bir ürünüdür.
    24 Nisan bir soykırımdır.

    Tepeden, devşirme kalıntılarından oluşturulan Türk ulusu, varlığını; Ermeniler’in, Rumlar’ın, Kürtler’in, Süryaniler’in, yokluğu üzerine inşa etmiştir. II. Abdülhamit döneminde ortaya atılan Pan-İslamizm doktrinine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eklediği ve bugün TC yöneticilerinin de her adımda tekrarladığı ‘tekçi’ Pan-Türkizm doktrini, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Müslüman olmayan ulus ve azınlıkların yok edilmesi sonucunu doğurmuştur!

    Bu ideoloji temelinde kurulan Türk devleti, bunun bir devamı olarak Türkiye’de yaşayan hiçbir ulus ve azınlığa hayat hakkı tanımamaktadır. Şimdiki yöneticiler de, soykırımları geçerli kılan ve Hitler tarafından da kullanılan ‘tekçi’ söylemleri terk etmemektedirler.

    Bu bir soy kırımıdır. Ermeniler ırk olarak, millet olarak yok edilmek istenmiştir. Sadece onlar mı? Hayır, Anadolu’nun gerçek yerlileri, Anadolu coğrafyası topraklarını yaşama ilk kez açan, onu gerçek bir vatanı haline dönüştüren ve uygarlıkları tüm insanlığa ışık saçan milletler yok edilmek istenmiştir. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Suryaniler ve diğer ulusal topluluklar, insafsız, pervasız ve gayri ahlaki tarzda varlıkları yok edilmek istenmiştir.

    24 Nisanı bu açıdan kavramadıkça bu topraklarda kimse huzur beklemesin. Bu topraklara sonradan gelmiş ama bir türlü ortak yaşam arzusunu gösterecek uygarlığa ulaşamamış olanlar var. Sorun, bilinçaltında anavatansızlık takıntısında gerçek yerlileri yok ederek bu toprakları anavatan edinebilme histerisidir.
    Soykırımcı tek boyutlu yaklaşımların da kökeni buradadır; tek bayrak, tek devlet, tek marş, tek dil bu kompleksin onarılması güç tecellisidir.

    Hitler, ‘tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek dil’ sloganı ile harekete geçirdiği kitlelere yahudi soykırımını yaptırtmıştır. Ne yazık ki Anadolu yerli halklarının soykırımına yol açan bu türden Jön Türk sloganlarını, şimdiki yöneticiler de aynen tekrarlamaya devam ediyorlar…(Bakınız R.T Erdoğan’ın propoganda gösterileri..)

    Bugün Türkiye denilen bu alanda bundan bin yıl önce kimler yaşıyormuş iyice öğrenmeli. Gerçek tarihe ulaştıklarında görecekler ki bu ülkenin en eski sahipleri, soykırım yaşayan halklardır. Ve kadim halkların ana yurdudur bu ülke… Onlar misafir değildir bu topraklarda. Bir zamanlar 944 yıl ( Türkler 26 Ağustos 1071’de Orta Asya’dan o zaman Batı Ermenistan denilen  Muş ovasına geldi) evvel Küçük Asya diye tabir edilen Smyrina ( İzmir)’dan Kars’a, Hıristiyanlığın ilk merkezi olan Antakya’dan, Pontus Rum (Karadeniz)’a kadar olan bölge tamamen Hıristiyan coğrafyasıydı…
    Bu gün kadim Hıristiyan halklar, yaşatılan soykırım ve baskılar yüzünden ne yazık ki nüfusları sıfırın altındadır. 1915’de katledildiği sayı kadar bile olmayışları, bu ülkede Müslüman olmayan halklara acımasız bakış açısının göstergesidir aynı zamanda.

    Ermeniler, kendi uygarlık katkılarıyla Anadolu’ya renk katan, bölgemizin en eski uluslarından olup, katli vaciptir denilerek yurtları yakılmış, eski çağların bile tanık olmadığı bir vahşetle toptan sürgüne mecbur edilerek, 1,5 milyon insanı katledilmiştir; sürgünde ayakları telef olan uygar insanlar, Aziz Paşadan ayakkabı talep edince, Rahat yürüsünler diye bunlara ayakkabı giydirin diyerek verdiği emirle, ayaklarına at nalı çakılmıştır. Aç çocuklara, yüksekten sarkıtılmış ipe bağlı ekmekle, tavşan kaç tazı tut oyunu oynayarak işkence yapan, su içerken yılan bile dokunmaz erdemini ayaklar altına alarak, susuzluktan yerdeki su birikintisine yüzü koyun uzanıp su içen insanları topluca kurşuna dizen bir vahşet yaşanmıştır. Dünya kamuoyunca tüm çirkefliğiyle bilinen bu katliamın Osmanlı sorumluluğunda olmasına karşın, TC. dahi bu kirli mirası reddetmeye yanaşmamış, Osmanlıyı savunmuştur; Maktulleri, katil ilan ederek saldırıya geçmiştir. Gerçekler sürekli inkar edilerek, yadsımaya dayalı bir düşünce sistematiği kurulmuştur. Resmi tarih diye ünlenen tezler, inkarların tarihi olarak topluma dayatılmıştır.

    19. yy sonlarından başlayarak, Katolik ve Gregoryan (Ortodoks) diyerek birbirlerine kırdırılan, tenkil ve sürgünlerle, mal mülklerine el konularak baskı altında tutulan Ermenilere yönelik soy kırımı, I Dünya savaşının, malum bol bahaneleri altında girişilmiştir (24 Nisan 1915). Savaş sırasında, önce Ermeni gençlerinin Askere alınarak silahsız bırakılması ve ardından toplu tasfiyelerin yapılması, geride kalan Ermeni halkının Tenkil ve sürgünlerine geçilmesi. Bu konuda talimatların dakik bir biçimde, en yetkili resmi merciler tarafından istenip, izlenmesi.

    O dönemin Sadrazamı (Başbakanı) Talat Paşanın, başından itibaren olayları, dikkatlice takibi, emirler vermesi, istatistik tutması (iskan edecekleri yerde dahi nüfusa göre oranlarının %5 geçmeyecek düzeyde tutulmaları talimatları da dahil) ve bunun en ince ayrıntısına kadar yazılı özel notlarla tescili, Ermenilere reva görülen her şeyin, planlı bir tarzda icra edildiğini göstermeye yeterlidir (Ermeni tehciriyle ilgili Talat Paşanın tutanakları için bkz. Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesi,…yayınlanan dizi) Bu, Ermenilere ilişkin, adına ne konulursa konulsun, yapılacak olanların önceden planlanmış eylemler olduğunu gösterir.

    Bundan sonra, sonuçlara bakılarak, yapılanlara verilecek ad, tanımlamaya geçilir.
    1915, Osmanlı Devleti tarafından, Ermeni, Asuri-Süryani, Rum gibi Doğu’nun yerleşik bütün Hıristiyan halklarını kendi topraklarından çıkarmak, azaltmak, yok etmek için düşünülmüş, bu coğrafyayı her bakımdan Türkleştirerek ulus devletin önündeki engelleri “temizlemeyi” hedefleyen, uzun vadeli planlanmış, acımasızca da uygulanmış olan çağın en kapsamlı bir “etnik temizlik harekatı”dır, bir SOYKIRIM’dır.

    Tehcir sadece bir bahanedir, Bu, Almanya’da Yahudileri evden çıkarmak icin de uygulanmıştır. Yahudi’lere, siz gaz odasına gidiyorsunuz diye durum açıkça söylenmemiş ve evleri yağmalanmadan bunlar sanki geri gelecekmiş imajı verilmiştir. 
    Ermeniler’in evleri hemen yağma edilmistir, fark budur. Ama yerlerinde koparmak icin göç, emniyet,savaş gibi bahaneler uydurulmuştur. 
    Yahudiler getolardan toplanmış, Ermeniler ise köy ve şehirlerinden toplanmıştır. 

    Tehcir-Soykırım, Anadolu’nun gayri Müslüm unsurlarından arınması için kullanılan bir araçtan baska bir şey değildir. Bu eylemi Teskilat-i Mahsusa adina organize eden, Bahaddin Sakir Adana murahhasi Cemal Beye 25 Subat 1915te yazdığı bir mektupta söyle der; “Cemiyet vatanı bu melun kavmin (Ermenilerin) ihtizasindan kurturmaya dâi hazirdir. Osmanli tarihine sürülecek lekenin mesuliyetini düsulhamiyetine almaya karar vermistir”. Amaç soğukkanlı bir bilinçle Anadoluyu Hiristiyan unsurlarindan arındırarak bir Türk devleti kurmaktır.
    Böylesine planlı ve en ince ayrıntısına kadar takip edilmiş ve bir etnik topluluğa yönelen, sonuçta en iyimser tahminlerle, el yazması tutanaklardaki rakamlarla bir milyon üzerinde Ermenin ölümüne yol açan, kimi şehirlerde nüfusu yüz binlerden sıfıra indiren, çoluk çocuk on binlerce canın etnik yapısını değiştirmek için farklı etnik toplumlara dağıtan, topraklara el koyan, binalarını yıkan, her türden maddi ve canlı servetine el koyup katleden girişimlere, soy kırımından başka bir ad verilemeyeceği görülür.
    Ermeni soykırımı olmamışsa, Yahudi soykırımı da olmamıştır ve bunun mantıksal bir ürünü olarak, bugünkü Cihatçıların eylemlerinde haklı oldukları sonucu çıkmaktadır!
    Son yıllarda El Kaide, IŞİD, El Nusra ile Selefi ve Müslüman Kardeşler örgütleri aynı tekçi soykırımcı zihniyeti devam ettirerek, farklı din ve halklara karşı soykırım yapmaya çalışmaktadırlar. Türkiye desteğinde ki bu örgütler, insanlık dışı yöntemlerle, estirdikleri terörle Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmişlerdir. Bu örgütler, Ermeni,Asuri soykırımına, kalınan yerden devam etmektedirler.
    Ermeni Soykırımı’ndan, şimdiki Jihatçılara uzanan zihniyetle hesaplaşmadan, kirli tarihle yüzleşmeden, ”tekçiliği’ bırakmadan, ırkçı şöven düşmanlık atmosferinden, Müslüman olmayanlara karşı kin ve nefret söyleminden kurtulamadan, sorun çözülemez.

    Bu bir soykırımdır!

    CİWAN KURKEN A.
    Hanna Hekimyan

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim