Kategoriler
Web Dünyası

Görevimiz Tehlike: RTÜK’e interneti anlatmak

Türkiye’de hizmet veren internet yayın platformlarının RTÜK’e bağlanmasının mantığı, anlamı ve uygulanabilirliği üzerine.

8 yıl önceki bir başka yazımda değindiğim üzere sansür meselesi hakkında gazetede, dergilerde, konuk olduğum ve hazırlayıp sunduğum televizyon ve radyo yayınlarında çok konuştum (Sadece Radikal’de yazdıklarımı arşiv adına tararken buraya da ekleyesim geldi: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19 ,20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30).

İlk başlarda Çin (hatta Afganistan / Taliban) eksenli gelişmeleri aktarırken DSP – MHP – ANAP koalisyonu döneminden itibaren Türkiye internetinin de ana gündemi haline geldi. AKP dönemindeyse kelime anlamıyla taçlandı. Sansür, baskı ve denetim adına hala (ya da henüz) bir Çin sayılmayız ancak Rusya ile atbaşı bir internet denetimi (tahakkümü) yarışındayız. Bahsi geçen ülkelerin aynı zamanda internetin devlet eliyle manipülatif kullanımı konusunda sürekli gündeme gelmesi tesadüf değil. Zira kişi kendinden biliyor işi. Dünyanın en büyük sansür karşıtı eylemi dahi irade sahiplerinin fikrini değiştirmeyi başaramadı.

Devlet eliyle sansürde tahammül edemediğim şey bireysel irademi ve rızamı hiçe sayıp, beni kendi kendi iradesi olmayan bir şey; daha da fenası kalabalıktan ibaret görmesi. “Bunlara şu uygundur”, “Şunlara bu gitmez” tarzı genellemeler içindeki ‘bunlar’ ve ‘şunlar’ değilim ben. Hiçbirimiz de değiliz.

Kişiler, tercihler ve yöntemler

Genel çerçevede muhafazakar bir bakışla dünyayı daha kısıtlı bir çerçeveden görmeyi ve yaşamayı tercih edebilirsiniz. Ve bu çerçevede internette de bazı tür içeriğe ulaşMAmayı isteyebilirsiniz. Bu da anlaşılabilir. Ancak bu sadece ve sadece sizin kendi talebinizle gerçekleşebilir. Bu durumda devlet ya da özel kuruluşlar size çeşitli kısıtlama / engelleme çözümleri sunar ve siz de kullanmayı tercih edersiniz.

Dizide eşcinsel gördüğü için kendini panik içinde duvardan duvara vuranların, sosyal medyada, forumlarda, sözlüklerde hezeyana düşen insanların (hatta aralarında her fırsatta düşünce ve ifade özgürlüklerinden dem vuran gazetecilerin) bulunduğu bir ortamda bu evrensel mantık ne kadar karşılık bulur bilemiyorum. Fakat hakikat böyle.

Dünya yuvarlak ve Güneş’in etrafında dönüyor. Siz beğenmeseniz de öyle. TV’deki film ve dizilerde eşcinsel ya da transeksüel insanlar, öpüşen karı-kocalar, sevişen gençler, içki / sigara içenler, uyuşturucu kullananlar görmüyor olabilirsiniz ama -sanıyorum- biliyorsunuz eşcinseler, transeksüeller, öpüşen karı-kocalar ve sevişen gençler var. Hep oldu. Hep olacak. Sizin ekranda görmüyor oluşunuz da bu gerçeği değiştirmeyecek. İnterneti geçtim; televizyonu dahi haram diye toptan yasaklayan köktendinci İslamcı Taliban yönetimi dahi Afganistan’da bu gerçeğin önüne geçemedi.

Bunları yeniden gündeme getirme sebebim, hala devam eden yurtdışı tatilim sırasında sosyal medya sayesinde haberdar olduğum internet yayınlarına yönelik yeni RTÜK düzenlemesi oldu. Sürpriz miydi derseniz; elbette hayır ama (hüsranla –neyse ki– asla terbiye olmayan insana has bir umutla) “Belki gündemden düşer” diye uzak gözlükle takip ettiğim bir gelişmeydi. Bugün itibarıyla gerçek oldu.

İkisi geçici, 26 maddelik yönetmelik uyarınca Netflix, PuhuTV, BluTV gibi yerli yabancı abonelik temelli video içerik hizmetleri (ve tam böyle anılmasa da sesli / görüntülü her türden podcast dizini) Türkiye’de faaliyet gösterebilmek için RTÜK’ten lisans almak ve onun kurallarına uymak zorunda (yönetmeliğin hukuka uygunluğu dahi tartışmalı ama o konuyu geride bırakalı çok oldu zaten). Aynı kategorideyken Youtube ve türevlerinin bahsinin pek geçmemesi de düşündürücü (ikinci etapta da onlar gelecek inşallah).

Yurtdışında ve tatilde olmanın getirdiği zihni kopukluğu internetten gidereyim dedim. Sırf merakımdan (kendimi onaylamak için) çok değil; bundan 3-5 sene önce bu haberi birbirleriyle yarışarak manşetlerinden duyuracak gazete ve televizyon sitelerinde bu gelişme YOKTU. Taraflı işlenmiş, kısmen verilmiş falan da demiyorum. Yoktu! Sanki hiç böyle bir şey olmamış ya da bu gelişme öylesine bir gelişmeymiş gibi, yoktu.

Çözümün anahtarı: Değişkenleri doğru tanımlamak

Sosyal medyada denk geldiğim “Hükümet paraya sıkıştı, sineğin yağını çıkartma peşinde” söylemini baştan geçelim. Birkaç yüz bin liradan ibaret lisans ve gelir payıyla RTÜK personelinin makam araçlarının yakıt gideri dahi karşılanmaz. Bu hamle sıfır tolerans politikasının bir ürün ve ne yazık ki interneti bizden çok başka bir gözle gören ve kullanan bir muktedir azınlığın eseri.

Nasıl bir mantıkla karşı karşıya olduğumuzu anlamak için karar vericilerin dünyayı okuma mantığını çok güzel bir şeklide özetleyen bir videoyla başlayalım. Aşağıda izleyeceğiniz film Türkiye’nin 85 bine yakın ihracatçısını, 61 ihracatçı birliği ve 13 genel sekreterlik ile temsil eden (benim de iki sene moderasyonunu yaptığım) Türkiye İnovasyon Haftası etkinliğinin de düzenleyicisi Türkiye İhracatçılar Meclisi’nden.

Küresel ekonomi ve finans yapısına, iş yaptığı şirketlere, kredi aldığı kurumlara ve ticari muhatabı olan ülkelere bu gözle bakan mantığın internete bakışı da farklı olamıyor. Kalben kendini dünyanın merkezi sanıp aklen öyle olmadığını fark edince yaşanan o afallama halinden bir ihtimal de olsa akılcı, insancıl manevralar bekliyorsunuz ama olmuyor ne yazık ki.

Yeni düzenlemenin ne getirdiğini (daha düzgün bir ifadeyle ne götüreceğini) Evrensel gazetesi güzel özetlemiş, oradan bakarsınız. Şu anki etki kapsamı nispeten dar bir aralıkta gibi görünmekle birlikte RTÜK eski Üyesi İsmet Özdal Demirdöğen’in de dikkat çektiği gibi yazım itibarıyla içerik üretip internette yayınlayan herkesi doğrudan ve dolaylı olarak kapsamı altına alıyor. Yani kameranın karşısına geçip Youtube, Twitch kanalınıza, Facebook, Twitter ya da Instagram hesabınıza yüklediğiniz şeylerin de pekala bu kapsamda ele alınması olası. Süreci takip ederken aklıma gelen sorulardan ikisini Altıparmak, Bianet’e verdiği bir röportajda gündeme getiriyor:

  1. RTÜK 100 ve 200 bin TL tutarındaki bu lisans bedelini hangi hizmet ya da altyapı karşılığında talep etmektedir?
  2. Netflix, Youtube ve türevleri için lafı bile edilmeyecek bu bedel bağımsız, amatör ya da destekten mahrum (muhalif) yayıncılar tarafından nasıl karşılanacaktır? (2/1 maddesinde “Bu Yönetmelik, radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin internet ortamından sunumu ile bu yayın hizmetlerini internet ortamından sunan özel medya hizmet sağlayıcı kuruluşları ve bu yayın hizmetlerinin iletimini sağlayan platform işletmecilerini kapsar.” dense de özellikle 16 ve 17 sayılı maddeler vasıtasıyla bu ağlardan yayın yapan bağımsız içerik üreticilerinin de etrafını çevrilmiş durumda)

Böylesi bir müdahaleye Güney Kore’nin, Danimarka’nın, Fransa’nın ya da Bulgaristan’ın ihtiyaç duymayıp sadece Türkiye’nin duymuş olmasını tartışmayacağım (bundan da sıkıldım). Bundan anlamlı, hayırlı bir beklenti olanların perde inmiş gözlerini açmaya, dayanaklarının marjinalliğini ve anlamsızlığını aktarmaya da çalışmayacağım (bu da işe yaramıyor, öğrendim). İnternet sansürünün beyhudeliği hakkında sırf bu yazıda (yukarıda) 30 farklı yazıma link verdim. Bu blogda da hatırı sayılır miktarda ilgili satırım var. Haklarınızı bilinçli bir şekilde savunma azminize güvenerek (yani bunları okuyacağınızı umarak) anlamlı olduğunu düşündüğüm fikirlerimi tekrar etmeyeceğim. Bu seferki meselem, Netflix üzerinden anlatmaya çalışacağım teknik bir ayrıntı.

Hisler hiçbir şeydir, veri ise her şey

Her çağdaş teknoloji şirketi gibi Netflix’in de çalışanları tarafından güncellenen özenli kurumsal blogları var. Bunlardan biri olayların teknik arka planlarına yönelik konuları kapsıyor. Bu sayede her bir içeriğin ekranınıza hangi süreçlerden geçerek geldiğini ve tıkladığınızda neler yaşandığını biraz daha kapsamlı öğrenebiliyorsunuz. Şimdi bu gibi halka açık ve benim kendi kaynaklarımdan öğrendiğim bir dizi bilgi ışığında Netflix operasyonunun küçük bir kesitine bakalım:

  • Netflix şu an dünyanın neredeyse her ülkesinde faaliyet gösteren, 150 milyondan fazla aboneye sahip bir video ağı. Konuya yabancılar için küçük bir not: Kimi emsallerinin aksine, Netflix sadece ücretli üyelerine içerik sunuyor. Yani tesadüfen denk gelip bir şey seyretmeniz söz konusu değil. Talep etmediğiniz bir şeyi izlemeniz de öyle.
Kaynak: Statista.
  • Dünyada veriye en çok kıymet veren şirketlerin başında geliyor. Abonelerinin neredeyse her adımını takip ederek edindiği bireysel ve kolektif verileri hem içeriğini oluşturmak hem de sunmak (özelleştirmek) için kullanıyor.
  • Kişiselleştirme öyle bir boyuta ulaşmış durumda ki, örneğin benim ekranıma gelen bir film ya da dizinin afişi ile aynı içeriğin sizin ekranınızda beliren afişi dahi farklı oluyor. Örneğin siz Kıvanç Tatlıtuğ dizilerine çok tutkunsanız, onun oynadığı yeni bir film ya da dizi çıktığında size sadece Tatlıtuğ’un öne çıktığı özel bir poster gösteriliyor. Böylece tıklama oranınız yükseliyor. Özetle bir dizide hangi karaktere meyliniz varsa / muhtemelse ona özel posteri görüyorsunuz. Bir başka bakış açısıyla her bir içerik için yüzlerce farklı poster üretiliyor.
  • Bu verilerden yola çıkarak edinilen bilgi, yeni oluşturulacak özel içeriklerin konusunu, kadrosunu ve türünü belirliyor. Örneğin bir dönemin oldukça ses getiren (Netflix) dizisi House of Cards tam da bu şekilde ortaya çıkmıştı.
  • Benzer şekilde izlenen dizi, oyuncu kadroları, yönetmenler, türlerde ve elbette izlemeyi bıraktığınız izler de veri olarak toplanıyor. Yani özetle Netflix’te tek başınıza bir şey izlemeniz mümkün değil. Ne açarsanız, mutlaka onun yapay zekasıyla birlikte izliyorsunuz. (Mahremiyetinize aykırı mı geldi? Black Mirror izleyin de rahatlayın.)
  • Firmanın bir departmanı korsan dizi / film izleme platformlarını takip ederek nelerin talep gördüğünü belirliyor. Değerlendirmenin ardından uygun görünenler Netflix tarafından satın alınarak kataloğa ekleniyor.
  • Bütün bunlar gelirine de dramatik bir şekilde yansıyor elbette.
  • Her bir içerik için dev bir kadro posterlerinden yerel dillere çevirilere, açıklama yazılarından promosyon faaliyetlerine kadar hummalı bir çalışma yürütüyor. Kültürel farklılıkların korunarak çeviri yapılabilmesi önemli meselelerden biri. Film ve dizilerin ülkelerdeki isimleri dahi konu başlıkları arasında.
  • Netflix (ve türevleri) doğası gereği akıllı televizyonlardan telefonlara, oyun konsollarından bilgisayar ekranlarına kadar irili ufaklı 900’den fazla farklı cihazın 900 farklı ekranına içeriğini yansıtmak zorunda. Abone sayısı milyonları bulunca buradaki en küçük optimizasyonlar dahi milyonlarca dolar tasarruf sağlayabiliyor. Muazzam bir teknolojik armoniden söz ediyoruz.
  • Bu cihazlara hitap edebilmek için her içeriği 120 farklı format ve boyutta dijitalleştiriyor. Oluşan bu devasa hacmi de hizmet verdiği ülkelere en yakın ortak noktalarda oluşturduğu veri merkezlerinde depolayarak kesintisiz sunmaya çalışıyor (ilginç bir ayrıntı olarak Netflix en büyük rakiplerinden Amazon’un veri merkezi adına en büyük müşterilerinden biri. Yeni nesil rekabet işte böyle bir şey. Beraber rekabet / rekaberlik).

Uzatmamak için burada kestiğim bu veriler ışığında olayları düşünelim. Hizmet ağındaki ülkeden biri çıkıp da “Benim milletim kendini bilmez, sizi izleyerek iyice raydan çıktı. Dizi ve filmlerinize çeki düzen vereceksiniz. Bana da lisans parası vereceksiniz. Ayrıca benim (muğlak) kural ve yönetmeliklerime tabi olacaksınız” gibi taleplerle ortaya çıktığında kulağa nasıl geliyordur dersiniz?

Neredeyse her bir karesini binbir veriden beslenerek oluşturan bir yapıya “Falanca videonun filanca kısmını çıkartın” gibi bir talep karşısında karşı karşıya kalacağı süreçleri teknik anlamda hayal etmeye çalışın.

25 yıldır her fırsatta tekrarlamaktan dilimde tüy biten konuyu bir kere daha tekrarlamak zorundayım: İnternet bildiğimiz ve tecrübe sahibi olduğumuz diğer her şeyden bambaşka bir şey. Bilgisayar dahi kullanmaktan aciz mevcut yöneticilerden ümidimi keseli çok oldu. Çağ ile uyumlu (çağdaş) bir internete sahip olabilmek için internetle doğmuş kuşağın yönetici koltuğuna oturması gerektiğini düşünürdüm. Ancak o kuşağa dair Türkiye ve dünyada şahit olduğum gerçekler, bu beklentimi de boşa çıkartacak gibi.

O zaman bu tip düzenlemeleri savunanlara şunu soralım: Kendinizi bir anne-baba ya da tek başına bir birey olarak düşünerek, evinizin içine bir başka otoriteyi sokmayı nasıl hazmedebiliyorsunuz? Neyi izleyip neyi okuyacağına, neyi öğrenip öğrenemeyeceğine, neye maruz kalıp kalmayacağına karar verme hakkını aklı başında bir insan nasıl bir başka zümreye koşulsuzca devredebilir?

Psikanalzin kurucusu sayılan Sigmund Freud “Nasıl da gelişmişiz ama! Ortaçağ’da olsak beni yakarlardı. Şimdi sadece kitaplarımı yakıyorlar.” der. Şu meşhur sözü de konumuza denk düşer gibi:

İnsan bir sürü hayvanından ziyade, bir lider tarafından güdülen bir güruh hayvanıdır.

Sigmund Freud

İnsan olabilme ve kalabilme umudunu korumanız dileğiyle.

“Görevimiz Tehlike: RTÜK’e interneti anlatmak” için 30 yanıt

Üzüldük mü? Evet,
Şaşırdık mı? Hayır!
İşte şurası işin özü : “O zaman bu tip düzenlemeleri savunanlara şunu soralım: Kendinizi bir anne-baba ya da tek başına bir birey olarak düşünerek, evinizin içine bir başka otoriteyi sokmayı nasıl hazmedebiliyorsunuz? Neyi izleyip neyi okuyacağına, neyi öğrenip öğrenemeyeceğine, neye maruz kalıp kalmayacağına karar verme hakkını aklı başında bir insan nasıl bir başka zümreye koşulsuzca devredebilir?”

Bir şeyin denetime tabi olması ile sansüre uğraması farklı şeyler.
Eskiden beri varolan özel yaşamın gizliliği, kişinin şerefinin korunması… gibi fikir özgürlüğünün varolan sınırlarını geçtim bu tarz olaylara ilgi duyuyorsanız bir süre önce Avrupa Birliği tarafından “unutulma hakkı” diye bir şey tanımlandığını bilirsiniz. Bir kişiye tanınan hakkı savunabilmeniz için o hakkı ilgilendiren her olayı denetleyebilmeniz gerekir. Unutulma hakkından devam edersek Google ile anlaşmaya çalışsanız da (para karşılığı olur, parasız olur farketmez) o firma AB içine “unutulma hakkı” kapsamındaki veriyi ver(e)mez çünkü Avrupa Birliği’nin denetimini kabul eden bir firma. Bu kabulun nedeni maddiyat, Birlik uç noktada alacağı sert önlemlerle Avrupa pazarından silebilir firmayı. Buna benzer şekilde lisans bedeli (ruhsat bedeli, harçlar, ülkeye büro açılması…) riske girmeyi sevenleri caydırma metodudur genelde, ayrıca muhatabın anlaşılması için önemlidir. Her paragrafa cevap yazmaya çalışabilirim ama çok uzayacak. Demeye çalıştığım denetim iyidir, hakların korunmasını da beraberinde getirir. İtiraza konu olması gereken şey denetimin sınırları. Konu özelinde sansür, daha genel olarak her türlü yasa maddesi. Sansürü yasallaştıran yasa maddelerinin sınırlarını tartışmak gerekir, açık olmayan nereye çekseniz oraya gelecek yasa maddelerini tartışmak gerekir, başka başka şeyleri tartışmak gerekir ama denetim bunlardan biri değil. Yani ben gidip size dakika başı iftira atılan bir kısa film çekemem, aslında çekerim de başkasıyla paylaşamam. Filmi çektik, hırsızın biri çaldı, bir paylaşım platformuna saldı diyelim. “Aha bu sanattır, sanata sansür olmaz” denemez. Suçu işledikten sonra kişilerin/kurumların ceza alması, tazminat ödemesi yaşayabileceğiniz sorunları çözmez, ayrıca suça aracılık edenlerin sorunsuz sıyrılması da mümkün yasal zemin oluşturulmadığında. Çünkü ceza/tazminat için bile devletin yasal zemini suçtan önce oluşturması gerekir yani denetleyeceğini baştan belirtmeli ki öngörülebilirlik, yasasız ceza olmaz gibi ilkelere uyalım. Başka bir okuyucunun dikkat çektiği “evinizin içine bir başka otoriteyi sokmayı nasıl hazmedebiliyorsunuz” noktası tam olarak bireyin haklarının korunabilmesi için gerekendir. Sizin haklarınızı başkalarının evine başkalarının haklarını sizin evinize girmeden koruyamaz devlet. Sınırın nerede olacağını tartışmak ayrı şey sınır çizilmesin demek ayrı şey.

Mevzu zaten Netflix değil amirim, herkes farkında! Nasıl senin eğitimdeki aksaklıkları anlattığın CNNTürk Gündem Özel programı, katıldığın son yayının olmuştu, şimdi havuzda sesini duyuramayan herkes, kerli ferli gazteciler youtube’ta vb… Gençler tv izlemiyor; netteler sürekli. N’apalım, başı boş mu bırakalım bu kitleyi! Bak az geç kaldık gitti koca İstanbul!

Serdar Efendi diyememiş ben söyleyeyim. Yetki verilen kişiler “bu internet işlerinde iyi para var, haaa…” deyip yine tepe yöneticilerin de desteğiyle ve de maddi işlem hacmi yüksek her hususa, ne de olsa işleniyor diyerek, büyük bedeller koyma zihniyetiyle ülkenin gelirini artırma çabasındalar…

Üretken olmayan zihinler, üretken zihinlerin ağacının altına geçip ağzını açıyor. Eğer hak ettiklerini düşündükleri payı almazlarsa ağacı sallamaya çalışıyor.

Karnımız aç ama çalışarak nimete erişebilecekken kendini akıllı zanneden bazıları zengin mahallelerine haraç kesmeye gidiyor.

Behzat Ç. yayına girmesi ve kısıtlamanın gelmesinin bir rastlantı olduğunu düşünmüyorum.

Dizide eşcinsel gördüğü için kendini panik içinde duvardan duvara vuranların…. DİYORSUNUZ hocam ama sizinde iki tane güzel evladınız var. Bunlar netflixi ya keşfetti ya da keşfetmek üzere. İki küçük kızın öpüştüğü çizgi filmi izlediklerini düşünelim. İster istemez eşcinsellik bilinçaltında normalleşmez mi?

Bu yayınları Rtük kapsamına almak, talebi arttırmaktan başka bir işe yaramaz zaten amaçta o.
Avlu dizisinde de aynı şey oldu. Yok yasaklanacak vs gibisinden dedikodular çıktı. Yasaklı dizi kaldırıldı indirildi derken
avlu dizisi hiç aksamadan yayına rekor ratingle devam etti.

Behzat Ç. zaten bir idol. Bunlar danışıklı dövüş, Rtük ne kadar para alacak veya bürokratları acaba?
İlerleyen zamanlarda izleyelim yayından kaldırılma veya baskı olacak mı?
Karakterin polis olması ve son 3 yıldır yaşadığımız olayları tasdiklerse karışmazlar yoksa uğraşılır.

Bu arada Emrah Serbes’e ne oldu? Sonunda t yok. Kararlarını yasaya bağlı almaz.

Yine bugünlerde eş zamanlı olarak, bir başka ülkede, Kazakistan’da, farklı gibi görünen ama aynı mantık içerisinde yer alan, sansür/takip çalışmaları yapılmaya başlandı. MITM (ben GITM diye adlandırmayı düşündüm) deneyi olarak bakılıyor, başarılı olunduğu anda Rusya, Ukrayna, Belarus vb. ülkelerin de sırada olacağı düşünülüyor ki Türkiye’nin de geride kalacağını sanmıyorum.

(Aşağıdaki linkte, Mozilla’nın bu konuya destek verip vermemesi gerektiği tartışılıyor.)
https://bugzilla.mozilla.org/show_bug.cgi?id=1567114

saçmalamıssın kardeş, escinsellik öyle senin sandığın gibi bilinçaltında normalleşecek bir sey değil..

Bu kadar cinsellik,şiddet içeren özellikle yetiskinlere dönük platformda çocuklarının dolaşmasını izin veren anne baba sorumludur başka site mi kalmadı çizgi film izletecek.Ayrıca escinseller sadece netflixde mi var?Çocuk hayatın akışı içerisinde böyle durumların varoldugunu er geç oğrenecek bir durumu saklamak onu yok etmez sonuçta.Çocuk bunu sokakta yürürken yada otobustede görebilir gözlerini kapatıp dısarı çıkartalım o zaman çocuklarımızı

Türk milletinin ( 34 Yaşındayım ve en azından bu yaşıma kadar tanıdığım Türk milleti ) büyük bir kısmı ne yazık ki ne demek istediğinizi anlamayacak Serdar bey.

Çocuklar artık kendi keşfediyor anne babaya mı soracak? Ailenin premium üyeliği vardır televizyondaki netflix bağlantısı otomatik tanımlıdır. Ve o çocuk isterse netflixe rahatlıkla ulaşabilir.. Serdar hocanın evinde netflix tanımlıdır tvde. O çocuklar kumandayla gayet bağlanabilir.

Eşcinsellik sadece netflixte yok ama her yayınında eşcinsellik propagandası var. la casa de papel izliyorsun hoopp koca koca adamlar birbirleriyle alakasız sahnelerde sevişiyor. sex education izliyorsun alakasız karakterin eşcinsel davranışları ve kimlik bunalımına sokuşu, gençleri normalize edişi var. Çizgi filme kadar düştü bu olay. Tehlikenin farkında mısınız?

Vakıflarda, yurtlarda çocuklara tecavüz edilirken, diri diri yanmalarına neden olunurken sesini çıkarmayanlar, “çocuklar diziden eşcinsellik kapacak” paranoyasına kapılıyorlar.
Tabi burada amaç eşcinsellik “hastalığına (!)” karşı mücadele değil (öyle olsa meşhur eşcinsel sanatçıları külliyede ağırlamazlardı herhalde), amaç son bir yılda büyük bir ivmeyle yükselen alternatif medyayı özellikle de muhalif medyayı kontrol altına alabilmek ve hatta mümkünse tamamen susturmak.
Parasını verdiğim, şifresini kendimin belirlediği, istediğim zaman açma – kapama – iptal etme hakkımın olduğu hizmet(ler)i nasıl kullanacağıma, orada ne izleyeceğime kim neden karışıyor?
Bizde insanlar Netflix’ten eşcinsellik geçer mi diye tartışırken, adam Manş Denizi’ ni geçti uçan kaykayla…

Çocuklarınıza adam akıllı eğitim verir cinsellik gibi şeyleri bir tabu gibi göstermeyi bırakıp adam gibi yol gösterici olursanız çocuğunuz her gördüğü yayından etkilenip gördüğü şeye özenmez.

Hocam tema güzel ama yorum bölümü kötü. Cevap verdiklerim ve bana cevap verenler sanki yeni yorum yapmış gibi oluyor. Takip etmesi zor ve yorum bölümü için dezavantaj…

Bu size cevap yazan yorumcuların (benim şu an yaptığım gibi) ‘Cevapla’ linkine tıklamak yerine yeni yorum yazma bölümünü kullanması yüzünden oluyor. Öğreneceğiz yavaş yavaş umarım.

Netflix’te aile içi kullanıcılar ve ebeveyn şifresi tanımlanabiliyor. Yani çocuklara için Netflix üzerinde bir aile ferdi tanımlayıp onun çocuk olduğunu belirtirseniz, sadece kendine uygun içerikleri izliyor. Ya da ebeveyn şifresi tanımlarsanız, çocuk sadece sizin şifre ile onay verdiğiniz içerikleri izleyebiliyor.

“Sosyal medyada denk geldiğim “Hükümet paraya sıkıştı, sineğin yağını çıkartma peşinde” söylemini baştan geçelim. Birkaç yüz bin liradan ibaret lisans ve gelir payıyla RTÜK personelinin makam araçlarının yakıt gideri dahi karşılanmaz. Bu hamle sıfır tolerans politikasının bir ürün ve ne yazık ki interneti bizden çok başka bir gözle gören ve kullanan bir muktedir azınlığın eseri.”

Örneğin uyuşturucuya, fuhuşa para veriyor olsaydın ona da parasını verdiğin için kimse karışmamalı mıydı? Bu mudur yani sansür savunması?

Netflix ile bağlantısız sorgulamanı istiyorum. Her parasını verdiğin şeye dokunulmamasını istemek ne kadar mantıklı?!

Beyin nöronlarını çarpıştırma zamanı…

Bu yorumumu cevapla tuşuna basarak yaptım. Diğer yorumlarımı da cevapla tuşuna basarak yaptım. Fakat yeni ve bağımsız yorum gibi görünüyor. Hocam ziyaretçi olarak yorum yapıp sizde görün. Bir sorun olabilir. Admin olarak giriş yaptığınız için sizde cevapla tuşu çalışıyor.

Ya da ben yanılıyorum..

Cumartesi gününü pazara bağlayan bir gece ansızın Behzat Ç
Dönüp söylese artık yeter sizin sansürünüze başlarım hepinize

Amirim merkeze, Buca’dan selam herkese.
Gelip geçecek bugünler merak etmesenize

Makaleyi okumaya başladığımda adeta bir yolculuğa çıktım. Ufak bi gözetlenme yolculuğu. Yazdıklarınız gayet açıklayıcı ve aydınlatıcı oluyor. Bizlere bu hizmeti verdiğin için sana ve emeği geçen ekibe teşekkür ediyorum Serdar abi.

Siz de görüşlerinizi paylaşın: