İnternet sansürüne başka bir açıdan bakış

Sansür konusundaki kişisel duruşum belli. Bazı arkadaşlarıma göre bu konuya fazlasıyla liberal bakıyorum. Olabililr.

Ama en hafifletilmiş haliyle yaşadığı ülkede kendini temsil edip yönetecek milletvekili ve Başbakan’ı seçme hakkı tanınan kişilerin hangi web sayfasını görüp göremeyeceğine devletin karar veremeyeceğini düşünüyorum. Bir insanın Başbakan seçmeye zekası yetiyorsa webde dolaşmaya da ehliyeti olmalı. Bazı şeylerin azı/çoğu olmuyor. Ya var oluyor ya yok.

Bu konudaki fikirlerimi biraz daha netleştirmek adına bu blogdan iki linki paylaşmak isterim. Dileyene Radikal gazetesindeki arşivimde çok daha fazla örneği var (bu yazının altındaki ilgili yazılar başlığında da diğer blog yazılarımı görebilirsiniz. Sanıyorum hakkında en çok yazıp çizdiğim konu bu):

Kimi zaman yanlış anlaşılma kurbanı olsam da takip edenlerin bu konudaki fikirlerim konusunda kafasının net olduğuna eminim.

Ankara’dan öğrendiklerim

Geçtiğimiz hafta Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) içinden doğmuş bir sivil toplum kuruluşu olan Bilişim Uzmanları Derneği’nin davetlisi olarak Ankara’da bir konuşma yaptım. Sunumun hemen öncesinde yanımda Sosyal Medya isimli TV programıma da Ankara’dan katılan TİB 2. Başkanı Turgut Ayhan Beydoğan’ın oturduğunu fark ettim.

Konuşma öncesinde yaptığımız kısa sohbette 22 Ağustos sürecinde on binlerce insanı sokaklara döken, çok daha fazlasının sinirlerini geren ve sonuçta bir nebze yumuşatılarak hayatımıza giren meşhur internet filtresinin 1 milyonu aşkın kullanıcıya ulaştığını öğrendim. Hayretle baktım çünkü (her ne yöntem ve motivasyonla olursa olsun) 1 milyon hiç de azımsanacak bir rakam değil. Ve bu grubu asla sorgulamıyorum. Kendi özgür iradesi ve rızasıyla isteyen herkes kendini istediği gibi kısıtlayabilir.

Türkiye’yi anlamak

Bugün IPSOS KMG‘nin iki senede bir gerçekleştirdiği Türkiye’yi Anlama Kılavuzu (PDF / 6.3MB) isimli çalışmada göz gezdirirken aşağıda paylaşacağım ilginç grafiğe denk geldim:

Çok açıklamaya ihtiyacı olmasa da özetleyelim:

  • ‘Değerlerimize aykırı’ gibi muğlak bir sıfat yüklendiğinde internet kullanıcılarının en az yarısı sansüre evet diyor.
  • Sansüre yönelik kabul yaş ile beraber artıyor.
  • Hemen her alanın ‘altın yaş aralığı’ 25-34 grubunda bu kabul yüzde 62’ye çıkıyor. Bu oran 45 yaş üstü ile aynı.
  • Bazı internet sayfalarının kapatılmasını doğru bulanlar yüzde 62’nin altına inmiyor. Buna en çok katılan grup yüzde 71 ile 35-44 yaş arası.

Araştırmanın adından yola çıkarak Türkiye’yi anlamaya çalışıyorum ve size soruyorum:

Bu sonuçlar ile ilgili yorumunuz nedir?