Türklerin ortak nefreti: Türkler!

Her zaman olduğu gibi bu yazının da bir zihinsel altlığı var. Meraklısı için ‘Madam Eleni ve Hatıraları’ başlığı altına gizledim. Yazıdan önce de okunsa olur, sonra da. Ama okunmazsa bir şeyler eksik kalabilir. Benden söylemesi.

Madam Eleni ve Hatıraları

‘Ben İstanbul doğumluyum. Çalışmak zorunda’ bir anne-babanın ‘bakılmak zorunda’ çocuğu olarak farklı dönemlerde ikamet ettiğim şehrimin Aksaray / Sofular ve Küçükçekmece / Cennet mahallelerini gözardı edersek Yeşilköy’de büyüdüm diyebilirim.

Sadece İstanbul’un değil -bence o dönem- Türkiye’nin bu en kendine has semtinde Nuh’un Gemisi misali yetmiş milletten yetmiş farklı kimlik bir arada yaşadık, güldük, eğlendik, ağladık, tahsil gördük ve büyüdük. Hatta bir kısmımız arasında evlendi (Yeşilköy ne yazık ki artık o rengarenk halinden çok uzakta). Ama arkadaşlar ve komşuların hatıraları unutulmayacak kadar taze hala.

Alt komşumuz ‘Madam Eleni’ mesela.

Rum olduğunu epey sonra öğrendim. Rum ne demektir, neden ‘Madam’ diye hitap ederiz onları da. Apartman ve mahalle arkadaşlarıma ait özellikler gibi. Dostlarım Herman, Avram ve Nubar’ın Ermeni, Antuan’ın Katolik Hristiyan, Beril ve Davut’un Musevi olduğunu ortaokul yıllarında öğrendim. Çünkü bizim için arkadaşlar ‘meşin top sahibi’, ‘Atarili’, ‘iyi forvet’, ‘güzel kız’ gibi insani sınıflamalara tabiydi. Hepsi de harika insanlardı üstelik. Çocukluğumun bu kadar renkli hatıralarla dolu olmasında payları çoktur.

Fakat aralarında en az iletişim kurabildiğim alt komşumuz Madam Eleni’nin yeri yine de ayrıdır. Sebebi Atina’ya göç etme (dönme değil göç etme; zira onun ailesi bu şehirde hepimizden daha eskiydi) kararı aldığında hayatı boyunca biriktirdiği sigara paketi koleksiyonunu bana hediye etme kararı değil; hayır. (Zaten babam sigaraya başlarım korkusuyla bu teklifi kibarca reddetmiş, Madam da bir odasının dört duvarını kaplayan yüzlerce paketlik o eşsiz koleksiyonu çuvallara doldurup kapıcımıza vermiş, o hınzır da aralarında hala içilebilir olanları ithal sigara fiyatına mahallenin tiryakilerine ‘kaçak sigara’ ayağına satıp, kalanını çöpe savurup heba etmişti).

Ben Madam Eleni’yi kendisine çok yakışan o nazik ve zeki tavrıyla hayatımı kurtardığı için hatırladım hep.

Bir gün nasıl olduysa babamla koca İstanbul’da (rivayete göre eski çağlarda insanların İstanbul’a yerleşmesine sebep; EN sevdiğim balık) uskumrunun bayatını bulmuştuk. Evde pişirip yedikten sonra da bir güzel zehirlenmiş ve halıda solucan gibi kıvranmaya başlamıştık. Babam kusarak rahatlamıştı fakat benim için ölmek kusmaktan daha yeğlenir bir şeydi. Hiçbir alternatif kar etmeyince olay -bir şekilde- Madam Eleni’ye aksetti. Eve geldi, bana baktı ve soğukkanlılığını hiç bozmadan ” sana bir iksir yapacağım ve hiçbir şeyin kalmayacak” dedi.

İksir‘ gibi bir sihirli kelimeyi duymak bile kendimi daha iyi hissetmeme yol açmıştı.

5 dakika sonra elinde bir Türk kahvesi fincanıyla geldi. Beni tuvalete yönlendirerek “dik bakalım bir yudumda” dedi. Öyle de yaptım.

AMANIN!

İçirdiği her ne ise midede tutmanın imkansız olduğu cinsten bir şeydi. Çaresiz kusup rahatladım, Madam Eleni’ye dua ederek derin bir uykuya daldım.

Küfür niyetine kullananların dahi çoğu Rum ne demektir bilmez. Ben de hayli geç öğrendim. Ama benim için Yunan ve Rum’un karşılığı Madam Eleni’dir: iyi kalpli, efendi, görgülü, güngörmüş, nazik, yardımsever ve canayakın (Unutmadan sevdiğimiz bir hatayı da anmış olayım; Yunanlı değil; Yunan!)

Geçen ay eşimle ziyaret ettiğimiz son dönemin popüler Yunan adası Tasos (Orijinal yazımıyla Thassos ya da Türkçe karşılığıyla Taşoz) ve hemen karşısındaki Kavala bizi o kadar etkilemişti ki bir kere daha çocuklarla gelme kararı almıştık. Bayram tatili için otelde rezervasyon yaparken benim ani ameliyatım hayalimizde bile yoktu. Nekahat döneminde böylesi bir tatilin pek mantıklı olmayacağını düşünüp iptal etmeye yeltendiysek de evde dinlenme mecburiyetinin verdiği usanmışlıkla -enfeksiyon ve türevi- her türlü riski göze alıp yola çıktık.

Tıklayarak, saniyeler içinde her şeye ulaşmaya alışmış çağdaş her akranı gibi Ali ve Zeynep için otomobil yolculuğu tarifsiz bir eziyet. Bu yüzden 500 km’lik (başka bir deyişle 7 saatlik) bu rotayı biraz yumuşatma adına Keşan’da bir gece konaklama kararı aldık.

Daha önce hiç görmediğim ancak aklımda Haldun Taner’in ölümsüz eseri ‘Keşanlı Ali Destanı‘ ile yer etmiş bu küçük ilçe bana nedense hiçbir şey ifade etmedi. Hatta  -bana has- o taşra sıkışmışlığı hissini tetikledi. Fakat yol üstündeki Çamlıbel adlı lokanta ziyareti hepsini unutturdu. Mekan ve personel harika, fiyatlar alabildiğine ucuz, lezzet muhteşemdi (Satır et, köfte, ciğer dolma ve yoğurt yedik. Porsiyonlar gayet doyurucu ve 13-14 TL aralığındaydı). Burayı bir kenara not edin derim (görsellerin hepsini tıklayarak büyütebilirsiniz).

Kuzu etine sarılmış ciğer. Ballı lokma tatlısının et versiyonu da denebilir.

Kuzu etine sarılmış ciğer. Ballı lokma tatlısının et versiyonu da denebilir.

Koyunun farklı bölgelerinden derlenmiş etlerin zırh adı verilen satır ile elde kıyılmasıyla oluşan ve sadece sarımsak ve tuz içeren meşhur 'satır et'.

Koyunun farklı bölgelerinden seçilmiş etlerin zırh adı verilen satır ile elde kıyılmasıyla oluşan ve sadece sarımsak ve tuz içeren ızgaradan inmiş meşhur ‘satır et’.

Tatilin başlangıcından birkaç gün sonra yola çıktığımız için olsa gerek ne otoyolda ne de İpsala sınır kapısında sıraya, kuyruğa, trafiğe takılmadan geçtik.

BİLGİ: Yeni ehliyetlerin AB standartlara uyumundan dolayı artık yüzlerce lira vererek ‘uluslararası ehliyet’ tarzı belgeler almaya gerek yok. Gerekli belgeleri hazırlayıp, randevunuzu alıp ehliyetinizi yenilediyseniz sınırdan doğrudan geçebiliyorsunuz. Elbette ‘yeşil kasko‘ olarak da anılan -ve sınır kapsında alınabilen- ‘yurtdışı araç sigorta poliçesi’ hala şart.

Türkiye sınırını aştıktan sonra AB bütçesiyle inşa edilen o meşhur otoyola bağlanıyorsunuz. Bu, Türkiye’nin Güneydoğu sınır kapısı Habur’dan başlayıp Kıta Avrupa’sının Atlantik Okyanusu’na açılan son limanı (en Batı noktası) Portekiz’in Lizbon şehrine kadar süren E90 otoyolunun Yunanistan ayağı. Yunanistan içinde İpsala’dan Adriyatik Denizi’ne bakan İgumeniça‘ya (Reşadiye) kadar uzanıyor. Bomboş ve kusursuz.

Gidişte de, dönüşte de feribot nöbet değişimindeki itfaiye ve ilk yardım ekipleriyle doluydu.

Gidişte de, dönüşte de feribotlar itfaiye erleri ve ilk yardım ekipleriyle doluydu. Bu ipucunu okumakta biraz geciktik.

Bu otoyolu birkaç saatte kat edip, Keramoti’den feribota bindik ve Tasos’a (Limenas limanından) ayak bastık.

Tasos Adası plaj sayısı olarak diğer bütün adalardan daha bol seçeneğe sahip. Ve istisnasız hepsi çok güzel.

Tasos Adası plaj sayısı olarak diğer bütün adalardan daha bol seçeneğe sahip. Ve istisnasız hepsi çok güzel.

İtfaiyeye ait olduğu belli olan uçak ve helikopterlerin havadaki gayet sıradışı trafiği aklımıza yangın ihtimalini getirdi fakat ortada görünen bir şey yoktu. Otelimize yaklaştığımızda büyük bir duman ve yanık odun kokusu bu korkutucu ihtimali güçlendirdi. Acı gerçekle otele varınca yüzleştik: biz varmazdan 2 gün önce sabaha karşı tepelere düşen yıldırımlar Tasos tarihinin en büyük yangınına sebep olmuş ve adanın üçte birini kül etmişti!

Aralarında yüzlerce yıllık ağaçları da içeren dev bir orman örtüsü olduğu yerde kömüre dönüşmüştü.

Aralarında yüzlerce yıllık ağaçları da içeren dev bir orman örtüsü olduğu yerde kömüre dönüşmüştü. Kilometrelerce çapa yayılan yanık odun kokusu hala burnumda.

Zamanında sele kapılmış biri olarak doğal afet diye sıradanlaştırılan vakanın nasıl affetmez ve başedilmez olduğunu çok acı bir şekilde öğrenmiştim. Ama yangın geride çok daha ürkütücü bir tablo bırakmıştı.

Hepsi sık ormanların içine yerleşmiş ev ve küçük otellerin neredeyse hiçbiri yanmamış fakat altyapıları ve etrafları kullanılmaz hale gelmişti. Konakladığımız Kekes Beach Hotel adlı (HARİKA) aile mekanının (HARİKA) işletmecisi Maria’nın yangın gecesine dair anlattıkları dehşet vericiydi. Yıllardır adanın itfaiye görevini üstlenen aile hiçbir eğitim ve hazırlık yapmamış, yangın gecesi geç kalmış, görevini ihmal etmiş; hatta Maria dahil bazı yerlere yardım etmeyi reddetmişti. Yangın Kavala’dan gelen tecrübeli ve donanımlı itfaiye birlikleri sayesinde söndürülebilmiş ancak bu acı tecrübe adanın büyük bölümünü yüzlerce yıl geri götürmüştü.

Fotoğrafta anlaşılmıyor fakat bu gördüğünüz devasa bir zeytin ağacı(nın kalıntısı).

Fotoğrafta anlaşılmıyor fakat bu gördüğünüz devasa bir zeytin ağacı(nın kalıntısı).

Keşif turuna çıktığımda (2 gün geçmiş olmasına rağmen) toprak hala sıcaktı. Yüzlerce yıllık zeytin ağaçları üstünde mahsulü, içindeki kuşu, börtü-böceğiyle küle dönmüştü.

Orman yangınlarında ‘can kaybı olmadı’ diyen ahmak spikerlere aldanmayın sakın. İstisnasız her orman yangını yüzlerce; hatta bazen on binlerce canlının (ağaç ve hayvanın) ölümüne sebep oluyor. ‘Kayıpsız yangın’ tanımı kendinden gayrıyı ‘can’ olarak görmeyenlerin kibir ve cehaleti sadece.

En korkunç görüntüler ise orman içinde park halinde yanmış karavanların kalıntılarıydı. Dikkatli gözler yaylardan ibaret kalmış yatakları, evyeyi ve çamaşır makinasını ayırd edebilir. Şükür ki bunların içinde konaklayanlara bir şey olmamış.

En korkunç görüntüler ise orman içinde park halinde yanmış karavanların kalıntılarıydı. Dikkatli gözler yaylardan ibaret kalmış yatakları, evyeyi ve çamaşır makinasını ayırd edebilir. Şükür ki bunların içinde konaklayanlara bir şey olmamış.

Baz istasyonları yanmış; telefon yok, mobil internet yok. Kablo altyapısı hepten gitmiş yani teori ve pratikte iletişim yok (tam benlik anlayacağınız!). Dahası plajından oteline adanın çoğu yerinde borular yanarak eridiği için su bile yoktu. Çoğu mekan menüsündeki yemek ve içeceklerin bir bölümünü sunamaz haldeydi.

Anlayacağınız Tasos hakkında izlenim yazmak için olabilecek en talihsiz zamana denk gelmiştik. Ama benim gözlemsiz, tespitsiz bir an geçirmem söz konusu bile olamaz. Üstelik bu sefer önümde gözardı edilemeyecek bir denek grubu vardı: TÜRKLER!

Sınırdan adaya kadar HER YERİ doldurmuştuk. Bayramlarda Türkiye’nin her yanını sabırsız ve küstah 34 plakalı araçların doldurması normaldi. Fakat bu sefer Yunanistan dahi ‘bir avuç Yunanın tatile geldiği’ bir Türk toprağına dönmüştü. 06, 07 ; hatta 67 plakalı araçlar gördüm. Arabasızları da yine Türk plakalı tur otobüsleri taşıyıp getirmişti. Otelleri, yolları, restoranları, plajları özetle her köşeye sızmıştık. Aynı günlerde Türkiye’nin tatil beldelerinde Türk oranının daha az olduğuna eminim.

Dolayısıyla Türkiye’nin bayramı birçok komşu ülkenin de bayramına dönüşmüştü. Ancak düşündürücü bir detay olarak Yunan işletmeciler Türk turistlere bizimkilerin (örneğin) Arap turistlere reva gördüğü muameleyi yapmıyordu. Bizi kazıklamaya çalışmıyor, farklı fiyat çekmiyor, porsiyonu küçültmüyor, ikinci sınıf görmüyor, tiksinen bakışlarla ezmiyordu.

En üzücüsüyse ne yazık ki bizim tatilcilerin çok azı tatil kafasına girebilmişti

Tatil gözlemlerinden kesitler

Türklerin çoğu tatil yapmaktan çok bir süreliğine de olsa ‘Türkiye’den kaçmak’ için kendini bir yerlere atıveriyor. Bu yüzden Türkiye’ye ait hiçbir şeye tahammülleri yok. Türk görmek istemiyorlar. Etrafındaki Türklerden gözünü kaçırıyor, yardım etmiyor, ilgilenmiyorlar.

Ancak bütün bu çabaya rağmen Türkleri tespit etmek hiç de zor değil. Güya kabalık ve görgüsüzlükten kaçan bu nezih insanlar tatilde alabildiğine kaba ve görgüsüz halleriyle terör estiriyor. Bir yabancı ülkede Türkleri bağıran çocuklarından, sürekli şikayet etmelerinden ve telaşlarından kolayca ayırt etmek mümkün.

Ah o telaş!

Plajda, otel resepsiyonunda, restoranda, yollarda sürekli garip bir telaş halindeyiz.

Kış aylarını atölyeden kursa taşınarak geçiren ‘proje çocuklar’ metrekareye 3 kişinin düştüğü koylarda koşturup duruyor. Hepsi de anne ve babalarının cep telefonlarıyla değil de kendileriyle ‘ilgileniyor’ olmasının sarhoşluğunda. Kulağınızda sürekli isimler çınlıyor. Helikopter anne-babalar sürekli çocuklarının çevresinde, tepesinde dolanıp direktifler veriyor (yüz, çık, açılma, açıl, gel yemek ye, dikkat et, burnunu sümkür, girmişken çişini yap, BAĞIRMA). Çocuklar da durur mu; onlar da her fırsatta ailelerine bir şeyler yetiştiriyor (eskaza görünen bir kum balığı bile T-rex fosiliymişçesine -elbette bağırarak- rapor ediliyor).

Herkes durmaksızın yüksek perdeden birbirinin adını sayıklayıp duruyor.

Denize girmek için daha çok otelimizin hemen yanındaki Alice (Aliki) Koyu'nu tercih ettik. Yangının karşı tepelerdeki etkisini görmek yürek burkuyordu.

Denize girmek için daha çok otelimizin hemen yanındaki Alice (Aliki) Koyu’nu tercih ettik. Yangının karşı tepelerdeki etkisini görmek yürek burkuyordu (2 şezlong ve 1 şemsiye günlük 5 Euro. Kıyıdaki restoranlarda 4 kişi tıka basa meze, yemek ve şarap toplam 40-60 euro arası).

Denizin pek bir şey ifade etmediği bu çocuklar kısa sürede usanıp anne-babalarının (hatta çoğu zaman kendilerinin) telefon ve tabletlerine gömülüyor. Aralarındaki rekabet yüklemelerine izin verilen ücretli oyun ve uygulamaların sayısı üstüne.

Zeynep tarafından gömülen Ali ve poğaça ayakları.

Zeynep tarafından gömülen Ali ve poğaça ayakları.

Aileler arada başka ailelere uyuz olarak (hatta bazen onlarla tartışarak) birbirlerine yanaşsalar dahi kısa süre sonra mutlaka bir şey bulup kendi arasında kavgaya tutuşuyor. Yenilecek yemekten oturulacak şezlonga, sürülecek kremden seçilecek yola kadar her şey tartışma için mümbit.

Kendine dahi tahammülü olmayan bir sürü insan.

Yüzü gülen bir Türk varsa bilin ki selfie çekiyordur. Bütün suratsızlığıyla sahilde ‘uygun ortam’ arayanlar telefonun kadraj için havalanmasıyla bir anda hayat dolu, eğlenceli, mutlu bir varlığa dönüşüyor. Çekim bitince (ki içe sinen bir kare uğruna bu işlem bazen 10 dakika bile sürebiliyor) suratlar anında asılıveriyor yeniden. Ama sosyal medyadan gelen ‘like’lar ve ‘hayat sana güzel‘ temalı (haset) yorumlar şerefine küçük gülümsemeler de olmuyor değil hani.

Anladığım o ki Türkler artık sadece irili – ufaklı ekranlara bakarken gülümseyebiliyor.

Ben ise hala “Burası Kumburgaz’a dönmüş!” diye bizim duyacağımız perdeden, azarlar bir tavırla söylenerek sahilde devriye gezen teyzeye gülüyorum.

'Kumburgaz mağduru' teyzemizin yakındığı plaj.

‘Kumburgaz mağduru’ teyzemizin yakındığı plaj.

Siperdeki neferlere yönelik umutlarımı bile sorgaladım bu son tatilde.

Tasos Adası için tavsiyeleri

Bu yazıyı Tasos’a dair tüyolar için okuyanlar da olabilir mutlaka. Dediğim gibi çok talihsiz bir zamanına denk geldik ama aklımda kalanları yine de sıralayayım:

  • Adada 4-5 yıldızlı oteller var fakat bunlar keyif verir mi bilemiyorum. Biz tercihimizi küçük otellerden yana kullandık. Bu sefer kaldığımız Kekes Beach Hotel her anlamda beklentilerimizi karşıladı (Bilgi: Sadece oda satışı var. Kahvaltı, öğlen ve akşam yemekleri fiyata dahil değil). Giderseniz Maria’yı öpün ve bizden selam söyleyin.
  • Neredeyse her yere adayı çevreleyen (güzel asfaltlı ve manzaralı) bir yoldan ulaşıyorsunuz. Çepeçevre turlama 1 saati aşan bir yolculuk gerektiriyor. Dolayısıyla sağ taraftan mı sol taraftan mı gideceğinize yola çıkmadan karar verin. Bu size epey zaman kazandırabilir. Google / Yandex Harita uygulamaları burada da hayat kurtarıyor.
  • Adanın her yanı plaj. Ancak kiminde işletmeler var kiminde yok. Olmayanlar sakin ve huzurlu ancak yanınızda en azından bir şemsiye (ve bir miktar içecek) götürmeniz gerekiyor. İşletmecilerin olduğu yerler nispeten daha kalabalık ancak hem tesis hem de yemek fiyatları ÇOK ucuz (öğünlerde kişi başı 20 Euro’dan fazla harcama yapmanız imkansız gibi).
Tecrübe ettiğimiz plajlardan biri de Psili Ammos oldu. Denizi hızla derinleşen ama kumu muhteşem bir plaj. Şezlong ve şemsiye ücretsiz ancak (işgal ettiğiniz 'şemsiye' başına) 10 euro tutarında bir şey yemek ya da içmeniz isteniyor (bu bedele -örneğin- 4 frappe içmek mümkün).

Tecrübe ettiğimiz plajlardan biri de Psili Ammos oldu. Denizi hızla derinleşen ama kumu muhteşem bir plaj. Şezlong ve şemsiye ücretsiz ancak (işgal ettiğiniz ‘şemsiye’ başına) 10 euro tutarında bir şey yemek ya da içmeniz isteniyor (bu bedele -örneğin- 4 frappe içmek mümkün).

  • Rüzgarın günlük durumuna göre adanın (denizinin) bir tarafı diğerine kıyasla daha sakin olabiliyor. Çarşaf gibi deniz sevenlerdenseniz telefonunuzdan rüzgar yönüne bakıp seçiminizi yapın.
  • Meze ve deniz ürünlerinin keyfini çıkarın. Cacık denen şeyin nirvanasıyla tanışın. Ahtapot nasıl yapılırmış görün. Patlıcan musakka bulduğunuz yerde kaçırmayın. Mekan olarak tavsiyelerim Adada liman yakınındaki To Tavernaki, Panayia’daki Elena (buradaki oğlak çevirme, ciğerle doldurulmuş kokoreç ve kuzuyu unutmayacağınıza eminim) ve Limeneria’daki To Limani. Anakaradaysa (gitmeden önce ya da sonra) mutlaka Nea Peramos’taki Του Κωσταντάκη adlı mekana oturun (patlıcan musakka ve istakoz hamburgeri kaçırmayın). Adanın keçi peynirleri de muhteşem lezzetli. Izgara yaptırın ve beni hatırlayın!
Elena'daki 'çevirme' aklınızı dahi çevirecek kadar lezzetli.

Elena’daki ‘çevirme’ aklınızı dahi çevirecek kadar lezzetli.

  • Ben bira, rakı, uzo, beyaz şarap vs falan bilmem / içmem. Ama benim gibi kırmızı şarap sevenlerdenseniz her mekanın menüsünde göreceğiniz ‘dry house wine’ları gözünüz kapalı sipariş edin. 5-6 Euro bandında yarım litre muhteşem kırmızı şarap garanti.
  • Alışveriş için adaya has orijinal yerler pek yok. Fakat sanat ve tasarım ürünleri galerisi Molly’s Art (ve az ötede kızına ait dükkanı) kesinlikle bakılası. Bizim tatil masrafımızın neredeyse yarısı bu mağaza yüzünden olmalı.
Molly'nin dükkanı böylesi güzel özgün tasarım objeleriyle dolu. Ama burada görünen 3 eseri ne yazık ki artık kimse alamayacak ;)

Molly’nin dükkanı böylesi güzel özgün tasarım objeleriyle dolu. Ama burada görünen 3 parçayı ne yazık ki artık kimse alamayacak ;)

  • Ada mermer ve zeytinyağı ile ünlü ancak yerlilerle sohbetlerimizde bir kısım üreticinin doğal ve sızma olarak tanıtmasına (ve görünüş ve lezzeti kusursuz olmasına rağmen) rağmen zeytinyağında bazı kimyasal madde(ler) kullandığını öğrendik. Dolayısıyla bu tip şeyleri yerlilerin referans olduğu yer ve kişilerden satın almak daha akıllıca.
  • Adada Türklere rastlamadığımız tek yer Archangel Michael Manastırı oldu. Oysa muhteşem ve etkileyici bir yer. İsa Peygamberin gerildiği haça ait olduğu iddia edilen bazı kutsal emanetler dahi içeriyor. Bu yüzden Hristiyanlar hac ziyareti için de uğruyor. Trabzon’daki Sümela Manastırı‘nı gezerken zihnimde dolanan cümle burada yeniden belirdi: böyle bir yapıyı insana sadece din yaptırabilir. Burasını ziyaret ücretsiz ancak kıyafet kuralı var (şort ve mayoyla giriş yasak ancak kıyafeti uygunsuz olanlara girişte yine ücretsiz pantolon ve örtü veriliyor).
img_6619

Archangel Michael Manastırı’nın Ege’yi gözleyen terasından bir kesit.

  • Alice (Aliki) Koyunun yanında gizli, küçük bir patika sizi mermer madenleriyle ünlü bu adanın (artık kalıntılardan ibaret kalmış) antik limanına götürüyor. Sıcak, güneş, toprak demeden bu rotayı yürüyün derim. Manzara kesinlikle çabanıza değecek.
Bu katır yolu patikanın sonu güzel!

Bu patikanın sonu güzelliklere çıkıyor!

  • Tasos hakkında bilgiler için bulduğum en iyi site şu oldu (İngilizce).
  • Her ne kadar satış temsilcileri aksini söylese de dönüşte Yunanistan Duty Free dükkanından alacağınız tütün ve alkol ürünlerinde geleneksel sınırlamalara tabisiniz. Türkiye’ye girişte aracınız aranır ve fazlası bulunursa vergi ödemek zorunda kalırsınız. Ayrıca Türkiye’ye yurtdışından zeytinyağı, et ve süt ürünleri sokmak da kanunen yasak; aklınızda olsun (buna değil ama sigara ve alkole hassaslar).
  • Son olarak Tasos’tan bağımsız bir tatil (hatta yaşam) tavsiyesi: Kendinizi her şeyi yaşama, yeme, görme telaşına esir etmeyin. Bulunduğunuz yerin ve anın keyfini çıkartmaya çalışın. Unutmayın ki tatildesiniz. (Çok istiyorsanız) kendinizi dönünce helak edin.

Şezlong tepesinde 2 kitap bitirdim. Bir tanesi -3. defa okuduğum- merhum Necip Hablemitoğlu’nun canına malolan kitabı Köstebek oldu. Sıradaki yazım büyük ihtimalle onunla ilgili olacak.

Son mesajım: Türk de olsa (!) insanları sevin, yaşamın keyfini çıkartmaya çalışın. Dertlere değil şükredileceklere odaklanın (yorumlarınızı da lütfen aşağıda paylaşın).

Ali Bey hepinizi sevgi ve neşeyle selamlıyor! ?

img_6593

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

42 Responses to Türklerin ortak nefreti: Türkler!

  1. Arda Gökçer 18/09/2016 at 21:51 #

    Yangına çok üzüldüm, burası kumburgaza benzemiş yorumu süper, Türklerin ortak nefreti Türkler çok doğru bir tespit, eğer Yunanistan Türkiye maçı olsaydı durum farklı olabilirdi, muhtemelen tek bir yürek kenetlenilirdi, plajlar şahane görünüyor ve karnım açıktı…O güzel yemekler için bile gitmeye değer bir ada anlaşılan…Faydalı ve keyifli yazı, çok teşekkürler.

  2. y2s1h8 18/09/2016 at 21:58 #

    Aliki Vuyuklaki ! Genç kızlığımda hayranı olduğum sanatçı, güzelliğiyle, şarkılarıyla… Ona ithafen koya Aliki koyu adı verildiğini düşündüm haliyle. Türkleri de beraberinizde götürmüşsünüz sanki :) Bu birbirinden kaçışlar, vatana sahip çıkmamanın, onu layıkıyla sevme bilincine sahip olmamanın, vurdum duymazlığın eseri bence ve başka bir türk görünce kendilerini aynada görür gibi mi oluyorlar acaba ?. Vatandaş profilimiz iyice silikleşti. Onların hallerinin tasviri olamaz, anlamak mümkün değil. Sanırım bulaştırarak uygun kimliklere sari hastalık gibi çoğalıyorlar.
    Her görüntü, yiyecekler de dahil güzeldi. Dileğim moralinize( olumsuzluklar dışında )yararı olması. Selam ile :)

  3. Kutlu Karatay 18/09/2016 at 22:16 #

    Tasos’a bir ay önce giden biri olarak çıkan yangından sayenizde haberdar oldum ve o muhteşem doğanın yok olduğunu okuyunca içim burkuldu. Adayı turlarken doğanın çok iyi korunduğunu, keşke bizim de tatil bölgelerimiz hiç bozulmasa diye düşünmüştüm. Ancak tabiat anaya karşı koyamamışlar.

    Hem bayram olması hem de yangından dolayı çok şansız zamanda gitmişsiniz. Umarım bir daha yolunuz düşer..

  4. ablequerque 18/09/2016 at 22:20 #

    Abi “Yunan işletmeciler Türk turistlere bizimkilerin (örneğin) Arap turistlere reva gördüğü muameleyi yapmıyordu” demişsin de formspring’de “Dünyanın en gereksiz milleti hangisi?” gibi bi soruya “Araplar” demiştin?

  5. omer koman 18/09/2016 at 22:31 #

    böyle yazıları seviyorum…

  6. Serafettin Demiray 18/09/2016 at 23:02 #

    Merhaba,

    Biz de bayram tatilinde, İstanbul ‘ dan kaçarak Thassos ‘ a giden ailelerden biriyiz. Turkiye’ deki Ege kıyılarına ulasmaktan daha kolay oldugu icin :) Orman yangını 11 Eylül Pazar günü başladı. Ada halkıyla konuşmalarımızda, ilk yangının aslında söndürüldüğünü ancak birçok farklı noktada tekrar başladığını öğrendik. Adaya henüz ayak basmadan, Bozcaada’ ya feribottan ilk bakışımız aklımıza geldi. Bozcaada, bitki örtüsü anlamında bizde hayal kırıklığı yaratmıştı ve ” ne kadar yeşil bir ada” diyerek ayak basmıştık Thassos ‘ a. Yangını görmek tam anlamıyla üzdü bizi. Biz ayrıldıktan sonra da devam etmiş belli ki. Limeneria bölgesinde George otelde konakladik. Son derece temiz bir oteldi. Tavsiye ederiz. Birçok plajı gezme fırsatımız oldu. Ama en çok Papalimani plajını sevdik. Tek bir restoranın olduğu, şezlong ve şemsiye için ücret alınmayan, sakin ve diğer tüm plajlarda olduğu gibi muhteşem bir denize sahip plaj. Adanın her yerindeki deniz ürünleri muhteşem. Limeneria ‘ daki el yapımı pizzalariyla ünlü restoranı tavsiye ederim. Ancak pizzası için değil. Güveçte tortellinisi mutlaka deneyin. Sızma zeytinyağı fiyatlarının Türkiye’dekinin yarısı olduğu büyüsüne kapılarak zeytinyağı aldık. Bazı kimyasalların kullandığını öğrenmek üzdü. Cacık demişken, yoğurtlarının çok güzel olduğunun altını çizmek lazım. Dönüşte, türkçe adı Sarıçoban olan bir köydeki Lindl marketine yoğurt almak üzere uğradık. Markette Türk olduğumuzu anlayan bir amca yanımıza gelerek yaklaşık 15 dakika sohbet etti bizimle. Meğer dedesi , büyük mübadelede Samsun Havza’ dan göç etmek zorunda kalmış. ” ben Türkleri çok severim diyerek ” boynumuza sarıldı. ” Biz de sizi çok severiz, aynı toprakların insanıyız ” diyerek ayrıldık. Niko amcaya da buradan selam olsun. Dönüşte, gıda yönünden bir arama olmadı arabamizda. Dediğiniz gibi daha çok sigara ve alkol üzerinde duruyorlar . Ama, ciddi bir arama yapılmadı. Yoğurt ve peynir alabilirsiniz yani bolca.

    • M. Serdar Kuzuloglu 18/09/2016 at 23:56 #

      Papalimani’yi ‘yapılacaklar listeme’ ekliyorum. Pizzacıyı da hiç duymamıştım. Çok teşekkür ederim katkınız için.

  7. ahmetturankoksal 18/09/2016 at 23:05 #

    Sadece bunu yazıp okuyanı uyardığın için bile seni seviyoruz Serdar’ım.

    Yunanlı değil; Yunan!

    • Rasit 19/09/2016 at 15:35 #

      Olmadi Yunanistanli demek de dogru olur :) Muhabbet tadinda yazilar oluyor burada.

  8. Selman 18/09/2016 at 23:06 #

    Sen kitap yazsan biz de okusak amirim.

  9. Mücahit 18/09/2016 at 23:08 #

    Yangın ve can kaybı üzerine yazdıklarınız çok etkiliyici amirim. Üretmeye devam edin ki biz de takibe devam edelim. Allah şifa versin en kısa zamanda.

  10. ... (@addediyorum) 18/09/2016 at 23:15 #

    Ne kestiniz amirim?

  11. Dilek Yalçın 18/09/2016 at 23:20 #

    Yazılarınızı ilgilyle okuyorum. Bilim teknoloji haberlerini özellikle takip ederdim çok beğenirdim verdiğiniz ayrıntıları şimdi buna bu yazıyla gezi yazıları takibim de eklendi.Türklerle ilgili sizin yazdığınız ayrıntılardan farklı gibi dursa da benim de bir gözlemim var: birbirlerini çekemiyorlar. İstiyorlar ki gittiği tatil beldesi bi tek kendi tarafından keşfedilmiş olsun, kendisi hariç daha fazla kişi ile aynı tatili*aynı güzelliiği paylaşırsa kendini ‘üstün’ gördüğü statüsünü pekiştirdiği bu tatili ona özel olmaktan çıkacak. Öyküsünü fotoğrafla paylaşırken ya da anlatırken karşısındaki kendiyle aynı yerde aynı tatili yapmışsa o kişi ona hayran olamayacak, kendine özel hissettiği o Yunan adası tatilini mesela özgünlükten çıkarmış olacak. Nacizane tespitim ve gözlemim paralel benim de, Türklerin bu tip tatiller yapabileen görece eğitimli ve orta sınıf beyaz yakalı kesimi sevmiyor birbirini :) Özellikle bu tip yurt dışı tatillerini statüsünü güçlendirici bi şey olarak görüyor gibi :) Sevgiler.

  12. Erdal 18/09/2016 at 23:28 #

    Bayram’da günü birlik Fethiye ölü denize uğradık ailecek, yüzmeden dönüşte duş alırken, bir kadın annesine şöyle sızlanıyordu; anneciğim önümüzdeki yıl ölüdenizi tatil planından çıkaralım, anlamı halk plajlara indi vatandaş denize giremedi. evet kolay değil hem medeni olmak hem ahlaklı olmak, para kazanmaya benzemiyor bütün güzel hasletler. çarpışarak öğrenilecek Ece Ayhan’ın dediği gibi kolay değil kardeşim.

  13. Ali 18/09/2016 at 23:33 #

    Nasılda özlemişiz.Devamını bekliyoruz.

  14. Fulya 19/09/2016 at 00:56 #

    Hocam, bu duygularınızın aynısını Halkidiki’de yaşadım.. Afitos’da Türk oranı neredeyse %95 civarında falandı. Hatta bir ara Türkler olarak toplanıp Yunanlılara Türk gecesi yapacaktık? bahsettiğiniz durum da sanırım “bu kadar Türk olacaksa, yurtiçinde bir yere giderdim” fikrinden kaynaklanıyor. Zira Halkidiki’de bile Türk oranı ada sakinleri ve diğer turist tayfasından daha fazlaydı.

  15. Mustafa F. 19/09/2016 at 00:56 #

    Ali Bey’e… Aleykümselam :))

    Her ne kadar “eksik bir tatil yazısı” vurgusunu yineleseniz de içtenliğinizle gerekli bilgi ve tavsiye alınmış sanırım. Gayret etmek hakkını vermekten daha önemlidir.

  16. Erhan Genç 19/09/2016 at 00:58 #

    Amirim, yazılarınızı ve paylaşımlarınızı takip eden bizler, iki önceki yanınızda dayınızın olduğu yerden gelenleriz veya onların çocuklarıyız. Dolayısıyla yurt dışına çıktığımızda da ortak tepkiler veriyoruz. Belirttiğiniz detayların çoğunu, dönüşü darbe girişimi sebebiyle son 3 günü Roma havaalanında mahsur olarak nihayete eren İtalya tatilimizde teşhis ettik. Ama sizin kadar güzel ve etkili ifade edememiştik. Okurken bazı kısımlarını kendim yazmışım gibi hissettim. Eski bir turizmci (halı satıcısı) olarak Araplara yaptığımız muameleyi de, Yunanın bize dürüst yaklaşımını da yakinen bilirim. Yunanistan’da veya Ege’yi gezdiğiniz bir gemide Türk ve Müslüman olduğunuzu anladıklarında menüdeki domuz eti içeren yiyeceklerle ilgili hemen uyarırlar. Oysa on yıl önce Sarıgerme’de çalıştığım otelde biz farkedene kadar yediklerimizi anlatmak bile istemiyorum.
    Yazılarınızın bu içtenlikle devam etmesini, bir o kadar da sağlığınızın iyi olmasını dilerim. Ali’ye de bizden selamlar.

  17. Murat bahçeli 19/09/2016 at 01:14 #

    Tatilin ardıarkası kesilmeyen fotoğraflarla ifşa ve ilan edilmesiyle ilgili olarak, nerde okuduğumu hatırlamadığım bir cümle de şu ki: “Türkler tatil yapmıyor, nispet yapıyor” Birbirmizi tatil beldesinde görünce karşılıklı olarak ifrit olmamızın altında da bu var herhalde.

  18. wolkanca 19/09/2016 at 07:25 #

    orman yangınları çok acı.

    türk var türk var. instagram türkü onlar :))
    anaokulundan başlayıp 3-5 yıl çocuklara nasıl mutlu olunuru öğretmeli.

  19. E.Ahmet İnce 19/09/2016 at 08:48 #

    Amirim, çok iyisin, nazar değmesin. Lütfen devam, bizi yanlış bırakma, sağlığa dikkat lütfen.

  20. Erdem Sahin 19/09/2016 at 08:50 #

    Çok lezzetli bir yazı olmuş, yangın dışında! Çok üzüldüm..

    Diğer Türkleri sevmeyen Türklerin çoğunun beyaz yakalar olduğunu düşünüyorum. Beyaz yaka vb. profil dışındakiler mutlu olur Türk gördüğüne. (Hemşeri) Çoğu İstanbul’da görmeyi de sevmiyor da yapacak bir şey yok. :)

  21. Osman Ak 19/09/2016 at 09:20 #

    Türklerin ortak nefreti: Türkler! ARKADASIM TESPITIN GÜZEL AMA EKSIK ? NEDEN DIYECEKSIN.? AYNI OLAY BIZZAT SAHIDIM ALMANLAR VE RUSLAR BÜTÜN DÜNYA MILLETLERI ICIN GECERLI ?ESASINDA BU PROBLEM KISILIK BOZUKLUGU ILE ALAKALI ?? HAYATI BILMEMEK-TANIMAMAK-SEVMEMEK…..30 SENE GURBETTE YASAMIS BIRI OLARAK BUNU SÖYLÜYORUM .ÖRNEGIN BIR ALMAN ITALYA-ISPANYA VEYA TÜRKIYEYE SEYEHATE GITTIGI ZAMAN SÜREKLI PIS BIR SEKILDE SIRITIR.ALMANYADA ONU TANISAN …SANKI SIRINGAYLA ENDORFIN MUTLULUK HORMONU YAPILMIS DERSIN. FAKAT KARSINA BIR ALMAN CIKTIGI ZAMAN SURATI MOSMOR ESKI HALINI ALIR .SASILACAK SEKILDE ….ÖZET ;; BEN ÖZEL INSANIM BURAYA GELDIM ?SEN KIMSINKI BENIM GELDIGIM YERE GELEBILIYORSUN ?SIZOFRENIK ALGI BOZUKLUGU MANTIGI. .

  22. Ipek AG 19/09/2016 at 10:12 #

    Gozlemime göre sorunumuz bilgiclik. Cok buyuk egolar. Sifir tevazu. Evrenin merkezi benim dolayisiyla sen bir hicsin. Bunun nedenini bilmiyorum. Ama her yerde Turk Turklugunu yapiyor. Her seyi biliyor, siranin en onu onun hakki, o seritte o gidebilir bir tek, dörtlüyü yaktigi an TEM de olsa durabilir çünkü iki dakka beklesen ölür musun, benim aracimin arkasina ikinci sirayi park edebilir cunku ne var atm’den para cekecektir, burasi onun arabasini park ettigi yer o agac kesilmelidir, otobus evinin tam kapisinda durmalidir, en buyuk kendisidir, o bilir sen hatalisindir, her turlu hakareti edebilir cunku onun fikridir ve fikrine saygi duymalidir herkes, en en en.
    Gaz dolu cirkin bir balon. Tevazuyu tekrar bulamazsak bataklik olacak gelecek.
    Biktim.

    • Serkan Kilic 19/09/2016 at 18:52 #

      “Insanligin drami” kismi bu aslinda, evet. Modernizm ve kapitalizmin yarattigi, dusunmeden, hizli tuketen, teknolojik gelisimi yanlis algilayan , yuksek ego balonlu, insanciklar… Avrupa’ da bunlarin asilmis olmasinin nedeni, dini merkeze almis olduklari Ortacag daki felaket yapidan cikmis olmalaridir. Dolayisi ile bizde, hala din ve Arap yasayis etkisinden kaynakli sorunlar bunlar. Kendini evrenin merkezine koyma, evrenin, insan icin yaratildigi gibi bir saplanti, kendini doganin uzerinde gorme ve ici bos bir benbilirimcilik. Cahillik kaynakli tabi ki, burada kendi yazdigim yorumda da belirttigim gibi, kultur yaratamama, kimlik aidiyetsizligi durumu daha cok ve okumama! arastirmama, kadercilik ve sorgulama-ma-yislar! Zaten biraz okusalar, “ben birsey bilmiyorum” diyebilirler, biraz alcakgonullu, biraz saygili, biraz insan olabilirler…

  23. erkanaky 19/09/2016 at 10:58 #

    Ben Türkleri sevmiyorum abi ama insanları, ağacı, doğayı ve özellikle hayvanları çok seviyorum. Türkler de insan olmayı öğrensin, öğrenelim, öğretelim..

    • Rasit 19/09/2016 at 18:35 #

      Türk baska sey maganda baska sey karistirmayin. Her milletin öküzü magandasi var. Yurtdisi tecrübesi olmayanlar icin KARGADAN BASKA KUS TANIMAM teranesine dösnüyor bu mesele. Ben ATATÜRKCÜYÜM ve NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE! Bu isin Nirvanasi budur!

  24. Burak Aktas 19/09/2016 at 12:14 #

    Adadaki yangına çok üzüldüm; boyutunu merak ettiğimden yine keşfe çıkma ihtiyacı hissettim. Pek bilinmeyen ve yolu bozuk olduğu için çıkılması zor olan ‘Kastro’ köyüne elim yüreğimde gittim ancak şükürler olsun ki adanın en eski köyü yerli yerinde duruyordu(yolu yenilenmiş, bence burayı da listenize ekleyin)…
    Sevgili okurlar, yangın sebebiyle gitmemezlik etmeyin, hala eski tadı yerinde duruyor adanın…

  25. Esra Aydogan 19/09/2016 at 12:19 #

    Selamlar. Biz de Halkidiki’de bi kamp alanında tatil yaptık. 6 gece kaldik. Kamp olmasına rağmen basitinden jipine kadar her tür Türkiye plakalı aracla karşılaştık. Bolca Türk vardi. 2 yaşında cocugumuz var dolayisiyla bi çok aile ile tanıştık. Dönmeye yakın bi akşam 6-7 kişilik bir Türk genç grubu gördüm. Durum beni dehşete düşürdü. Kamp sahilinde şezlong şemsiyeli plaj barıni disaridan gelenler de kullanabiliyor. Bu grup akşam, mekandan kacamadiklarini, görevli çocuğun toplam 18 euro olan “sunbed” parasini çıkmadan onlardan aldığını, bi arkadaşlarının parayi ödediğini esefle anlatıyordu. Özetle bu bakış açısına epey üzüldüm.
    Haricinde, Nea Karnia bölgesinde mubadele zamanı buraya yerleşen bolca Kapadokya Rum’u olduğunu Türkçe bilenlerin olduğunu gördüm.

  26. mehmet 19/09/2016 at 13:33 #

    Bundan daha ırkçı ve saçma bir gezi yazısı daha okumamıştım hayatım boyunca. Bir yere tatile giden biri oraya tatile giden diğer yurttaslarinin oraya tatile gelmiş olmasını ancak bu kadar faşizan bir tavırla yadirgayabilirdi herhalde.

  27. ilker B. 19/09/2016 at 14:05 #

    Sayın Önderimiz…
    Biz de dedeağaç (Alexandropoli) de konakladık. biraz dışında olduğumuz için keyfimiz yerindeydi. sabahları koşmaya çıktık. sonra 3 aile beraber Harama Beach de günlerimizi geçirdik. yan tarafı lokanta ilk geldiğimizde ve dönüşümüzden hemen önce burada yedik gayet güzeldi. giriş serbest ama birşeyler içmek gerekiyor. deneye deneye çok güzel yemek yerleri keşfettik ki hepsinin tarzı bir farklı. tasosa göre daha ucuz. oradan 3 de 2 fiyatı ile lokantadan çıkarsınız. bir gün gümülcineye (komotini) gittik, orada benim beraber çalıştığım eski hemşirem yaşıyor, onun tavsiyesi ile gittiğimiz lokanta muhteşemdi. sizin için gerekirse konum atarım. bir gün de kavala ya gittik. sanırım costa beach di adı, tasosun tam karşısında muhteşem bir koy. giriş 2 euro ama şezlong ve şemsiye bedava. yemek için her Türk’ün mutlaka bildiği, limandaki iki restoran var. 2 sinde de 2 kez yediğimiz için söyleyeyim, soldakinde fasuli (bizim pilaki gibi) muhteşem, sağdakinde de midye pilav ama iki lokanta da standart üstü zaten. hesap yine tasos dan uygun.
    Bir dahakine fenari (fener) ve tasos inşallah.
    bu arada yaşım 40 üstü, 6 ve 13 yaşında iki oğlanla gittim. Çocukluğumun didim altın kumu zevkini aldım.
    Eğer yolunuz düşerse ve işler detaya ihtiyaç duyurduğunda, yer isimlerini sizin için arar bulurum.

    • Erdem Sahin 19/09/2016 at 17:40 #

      Hocam illa Serdar Bey için mi buluyosunuz, yazın biz de öğrenelim :) O kadar ballandıra ballandıra anlatıp es geçmek olmuyor vallahi..

  28. Serkan Kilic 19/09/2016 at 14:20 #

    Turklerin tatil anlayisindan da ote bu ve benzeri bircok sorunun altinda yatan neden , Turk lerin kimlik ve yaratilamamis, ait olunamayan `kultur` gibi gorunuyor. Buradaki kultur un kelime anlamiyla neyi ifade ettigini aciklamaya calisayim.

    `Yunan` dedigimiz sozde! dusman halk, bize okullarda denize doktugumuz, yendigimiz ama Ege de adalari da kaybettigimiz, cumhuriyetimizin kurulus donemi ile tanitildi daha cok. Daha cocukken dusman ilan edilmis bu halki farkli vesilelerle kendimiz arastirarak, Turklerden cok cok eski tarihleri oldugunu felsefeden tutun da sanat bilim bircok bilinen kulture! yataklik ettigini ( Milattan oncelerden bahsediyoruz tabi) gordugumuzde sasirmadik degil.

    Her ulus kendi tarihini yazar fakat onlarin okullarinda Turk dusmanligi ogretilmedigi anlasiliyor en azindan; tatilde sizlerin de yasadiklariniz gibi, en azindan davranislarindan oyle anlasiliyor diyelim.

    Burada belki bazilari bizim de eski Anadolu medeniyetlerinden bahsedecek ama tarih arastirirlarsa biraz onlardan once cikmayacak, kaldi ki Buyuk Iskender zamanlarina gittiginizde de Yunanca nin `dil` olarak etkisinin `kultur` tarihine nasil etki etmis oldugunu kavrayabiliriz belki. Devaminda kurulmus Roma Imparatorluklarina olan etkisini de hatirlatmak da fayda var ki onlardan Dogu Roma Imparatorlugunun, biz fethetmeden onceki `Constantinopolis`in Iskenderiye ile birlikte dunyanin en onemli 2 sehrinden biri oldugunu hatirlamakta fayda var. (Paris vs. bircok Avrupa sehri tabiri caizse bataklik iken)

    Peki sorun, kendisi de eski Yunanli olan `Ataturk` un bizleri tanimlamis oldugu Turk kimliginin icinin neyle dolu oldugu mu acaba? `Orta Asya` dan gelmis bizler ile bahsettigimiz Ege denizini paylastigimiz, iki yakadaki ulke nin yemeklerinden tutunda ayni koklerden gelmis olduguna dair bircok `gocler!` ile ispatli Yunanlilar ile aslinda daha mi cok benzesiyoruz. Benim ne Yunanli bir arkadasim ne de bir tanidigim var, ben sadece insanlik tarihini tarafsizca inceleyen biriyim diyebilirim.

    Fakat sunu da unutmayalim; bilinen en en eski Felsefe ve bilimciler olarak kabul edilen Yunanlar -Thales ve Heraklitos- Milet li yani su an bilinen adiyla `Didim` lidir..

    Ozetle ici doldurulamamis, sanat, bilim ve diger kulturel degerler olarak, tam ve anlasilabilir bir gecmise sahip olamamak, su andaki toplum olarak davranislarimiza bile yansiyor aslinda. Gocebe bir toplumdan gelen Orta Asyali miyiz, Osmanli imparatorlugu nun devami olan bir topluluk muyuz. Yoksa tipki zamaninda dunyanin sayili baskentlerinden `Istanbul` un yasami gibi, tum dinler ve topluluklardan kozmopolit bir toplum yaratmisiz da, icini dolduramayisimizi bu cok kulturluluge mi vermeliyiz!?

    Bu kozmopolitlik, belki anlayisli dedigimiz bir toplum yaratsa da, ne yazik ki `ortak kultur` dedigimiz seyi yaratamamistir ki, tipki 93 yil once Cumhuriyet adi altinda bicilmis kiyafetin bu toplumun! uzerine `uymadigini` artik anliyor olusumuz !?

    Arap lar ile kultur bakimindan Yunanlilar kadar benzesmedigimiz halde `yazik ki` Turk kavraminin icinin ne kadar da Arap oldugunu simdi 2016 da Istanbul a bakarak cevaplayabiliriz sanirim…

    • ADNAN TUNÇ 20/09/2016 at 09:56 #

      Serkan Kılıç resmen saçmalamışsın.. Biz mi Yunanlıları düşman belliyoruz? Yunanistan’da Türklerden nefret eden yüz binler varken, biz çıkmış sürekli Yunanistan reklamı yapıyoruz.. Kurtuluş Savaşı döneminde Yunanlıları denize döktüğümüz doğrudur ve bunun tarih kitaplarında okutulmasından doğal bir şey olamaz.. Almanya ve Fransa zamanında birbiriyle savaşmadı mı? Bugüne kadar Yunanistan Türk adalarını işgal ederken sesimiz bile çıkmadı.. Tarihe gelince Türklerin binlerce yıllık tarihini bir araştır istersen.. Yunanlılar kendi yarattıkları “tarihlerini” pazarlarken biz kendimizi eleştirmekle meşgul olduğumuz için onların tarihine kendimiz bile neredeyse hayran olacak duruma gelmişiz.. Orhun yazıtlarını ve Atatürk’ün neden Türk milleti ecdadını bilirse büyük işler yapmak için kendinde güç bulacaktır dediğini bir anlamaya çalış istersen! Atatürk ÖZ TÜRK’tür. O söylediğin laf bile ne kadar bilgi eksikliği içerisinde olduğunu gösteriyor. Türkiye bu coğrafyada üniter yapısı ve laikliği sayesinde onca olaya rağmen bugüne kadar ayakta durdu. Kökenimiz ne olursa olsun biz Türk milletiyiz,toplumun üzerine uymayan bir durum yok. Bu yüzden zaten Türkiye üzerinde planları olanlar Türklük olgusunu yok edip bizi kökenlere bölünmüş bir Ortadoğu ülkesi haline getirmeye çalışıyorlar. Çünkü cumhuriyet büyük bir başarıdır! Avrupa kendi ulus devletlerini kurarken bizim asla bunu başaramayacağımızı düşündü ama biz Atatürk sayesinde başardık ve hala bizimle hesapları da bundandır. Ayrıca, senelerce yobazlar tarafından yönetilen ülkemizin Araplaşmış olması normal değil mi? Biz kimliğimizin farkında olup Atatürk çizgisinden uzaklaşmasaydık bugün çok hak ettiğimiz medeni seviyede olurduk zaten! Her geçen gün cahilleşen bir toplumuz bunun da sebebi bellidir, bizi Türklükten uzaklaştırıp Araplaştıran yönetimlerdir, aydınlar tarafından yönetilen bir ülke olsak bak gör o zaman ne oluyordu..

      • Serkan Kilic 21/09/2016 at 10:57 #

        Senin sacma bulman tarihi gercekleri degistirmiyor ne yazik ki Adnan!
        Zaten once okumayi
        sonra anlamayi
        en son da zaman ayirip arastirmayi goze alman gerekiyor anlasilan.

        Ama tarafsiz birsekilde, ilk yapman gereken! daha da onemlisi Ingilizce ve Fransizca kaynaklardan da… ya da herhangibaska dillerden.

        Internet `arastirmalar` icin buyuk sans. Her duydugunuza inanmayin. Sadece pokemon pesinde de kosmayin.

  29. Serhat 19/09/2016 at 15:33 #

    Son birkaç senedir deniz tatili için gittiğimiz thassos adasının boyle bir yangın yaşaması ailecek bizi üzdü. Bir dahaki gidişimizde nasıl bir manzarayla karşılaşacağız bilmiyorum ancak adanın her yerinde gormeye alışık oldugumuz yol boyu ağaçlarını artık her yerde göremeyeceğiz anlaşılan. Bu biraz iç burkucu olacak.

    Thassos için otel önerim kesinlikle skala potamia’da yer alan ipsario garden hotel’dir. Yangından etkilenmediyse eğer zeytin ağaçları içerisinde sadece 9 odası olan küçük misafirperver bir otel. Denemenizi tavsiye ederim. Hatta bir aksam da otelde yemek yeyin, pişman olmazsınız.

    Türklerle ilgili yaptığınız tespite de aynen katılıyorum. Golden Beach’te yanımıza park etmiş aractakilere “iyi aksamlar” demiştik, cevap bile vermemişlerdi :)

  30. Hasan Gökhan 19/09/2016 at 15:55 #

    Geçirdiğiniz ameliyata rağmen okuması böylesine keyifli, güzel bir yazı kaleme almanıza şaşırdım. Teşekkür ederim.

  31. asım k. 20/09/2016 at 18:38 #

    Her şeyden önce samimi ve yakın bir arkadaşınla konuşurcasına üslubun harika abi.Yazılarını takipteyim.

  32. ahmet 22/09/2016 at 11:26 #

    Amirim yine müthiş bir yazı olmuş hem acıktım hem eğlendim :))

  33. kaanugrasiz 05/10/2016 at 16:40 #

    Okuması çok keyifli bir yazıydı, teşekkürler.

  34. aydinyuknuAydın Yüknü 25/10/2016 at 21:17 #

    Adaya gittiğini okuyunca çok sevindim (biz dönerken sen geliyormuşsun) maalesef yangında oradaydık. Bütün yaz yağışsız geçmiş o gece kuru dağlara üç dört ayrı yere yıldırım düşünce farklı yerlerde hızla yayılan yangın çıkmış. Dedikleri gibi adadakiler biraz ağır kalmış müdahaleye.. neyse yine de bizden iyi müdahale edip o zor tepelerdeki yangınları 2 günde söndürdüler.
    Ben dört yıldır adaya giderim, Türkler hakkında söylediklerin tamamıyla doğru. Sanırsın ki bir tek onlara mahsus yurtdışına çıkmak, sağında solunda başka Türk olduğunu duyunca hemen tiksinip dudak büküyor ve hayretle bakıyorlar (Allah Allah bizden başkası nasıl bulmuşta bu adaya gelmiş der gibi)
    Ada ile ilgili naçizane bir iki tavsiyem var;
    – plaj için “golden beach” herşey var ve sahil mükemmel,
    – yemek için kazaviti kasabasında (dağ kasabası) vasilis restaurant http://www.kazavitivasilis.gr/restaurant.php (ıspanaklı kuzu ciğerli tandır et harikaaaaa)
    – kalacak yer içinde Koinira sahilindeki herhangi bir otel.
    – Balık için ise en uygun fiyatlı yer feribottan inilen Limenas kasabasının limanındaki (isimsiz tabelasız) Yunan meyhanesi. Nasıl mı bulacaksınız önünden geçerken sadece Yunanlıların oturduğu salaş tek meyhane orası.
    Son olarak (sizinse dediğiniz gibi) lütfen adaya tatil için gidin, lezzetlerin tadına varın, lütfen bahşiş bırakın ve SAKİN SAKİN tatilin keyfine varın, saygılar.

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim