Asla yalnız yeme. Hiç yoktan paylaş!

Ben sokakta oynayarak büyüyen kuşaktanım. Bugünlerde ‘piranha havuzunda yüzerdim’ demek gibi algılanıyor. Sokakta oynamaya has ayrıntılardan biri de öğlen ya da akşam saatlerinde pencerede beliren anne, anneanne ya da babaanne bağırtısıydı. Çocuklar feryat-figan yemeğe çağrılırdı.

misket

“Serdaaaaaar! Yemeğe gel!”
Aşağıdan bağırarak verilen cevap da soru kadar standarttı.
“Yemekte ne var?”

Sanki başka seçeneğimiz varmış da kafamıza yatmazsa gidip orada yiyecekmiş gibi sorduğumuz bu soruya asla cevap alamazdık. Penceredeki kadın işaret parmağını ağzına götürüp ‘sus’ işareti yapardı. Ne yendiğinin etrafa duyrulmasının ayıplandığı dönemlerdi. Hatta et pişeceği zaman komşuya kokusu gitmesin, canı çekmesin, görgüsüz demesin diye mutfak pencereleri kapatılırdı.

Bugün şehir sokaklarında çocuklar kalmadı. Yan sokaktaki okullarına bile servisle gidip geliyorlar. Yiyip içtiklerimizi etraftan saklama huyu da unutuldu. Artık besmeleden de önce tabağınızı Instagram’da paylaşmak zorundasınız. Hatta bunun için özel sosyal ağlar bile var.

Sonsuz ve doyumsuz merak

Yemek paylaşımlarına yönelik tepkiler de cılızlaşıyor. Bir dönem Foursquare paylaşımlarına kızanlar gibi.

“Bana ne?” sorusu sosyal medyanın en büyük günahı. Bazıları bunu unutuveriyor. Sosyal medya, istisnasız her şeyin takip edilesi olduğu bir luna park. Her şeyin bir müşterisi var. Ayıp, kusur, günah yok. Zamanla hepsi (bu yazının konuları bile) normalleşecek.

Yine de bugün garipsediğim şeyleri kayda geçirmem (ve elbette paylaşmam) gerekiyor. Kameralarımızı Doğu’ya çeviriyoruz. Uzakdoğu; ama özellikle Çin, Güney Kore ve Japonya her zaman enteresanlıklara gebe. Bu yazının konusu da bu garip akımlardan biri.

Yeme de ekranda seyret

Güney Kore’de 2009’da başlayan ve yayılmaya devam eden hayli ilginç bir akım var. (Kore standartlarına göre) güzel, alımlı kızlar, oğlanlar web kamerasının karşısına geçip yemek yiyor ve sohbet eşliğinde bunu internetten canlı yayınlıyorlar. Milyonlarca kişi de ekranın diğer ucunda, merak ve ilgiyle bu yemek yeme sürecini seyrediyor (???).

divayemek

Kore’de bu trende ‘Muk-bang’ deniyor. Türkçesiyle ‘yemek yayını’. İngilizceye ‘Gastronomic Voyeurism’ olarak geçmiş. Yani ‘Gastronomik Röntgencilik’. Bu akımda seyredenlerin ne hissettiğini ya da motivasyonunu anlamak güç. Kimileri bunu Korelilerin yalnız yemekten nefret etmesine bağlıyor. Bu akımın en popüler ismi Diva (gerçek ismi Park Seo-Yeon). Her gün on binlerce kişi yemek yiyeceği anı (seyretmek için) sabırsızlıkla bekliyor. Aşağıda bir örneğini göreceksiniz (01:06 anında bir Türk bağlanıyor bence). Uzakdoğuluların fena gürültülü yemek yediği konusunda da uyarımı baştan yapmış olayım.

https://www.youtube.com/watch?v=8EkPOACOs0U

Sadece Youtube’da 10 bine yakın takipçisi olan Diva’nın yayınlanmış onlarca videosu var. Bazıları 1 saatten de uzun (hani internette uzun video sevilmiyordu ya; onu unutun. Mesele -hala- ne izlediğiniz). Diva’ya dönersek, nasıl yapıyorsa o yarım porsiyon haliyle neredeyse benden bile fazla yiyor. Seyredince göreceksiniz.

Elbette Diva örneklerden sadece biri. Aynı zamanda en iyi kazananlardan. Bu yayınlardan aylık geliri 10 milyon Won; yani bugünün kuruyla yaklaşık 20 bin Lira! (bu kazanç reklam ve izleyici bağışlarından geliyor).

Diva, kendisiyle yapılan röportajlarda izleyicilerinin yüzde 60’ının kadın olduğunu; önemli bir bölümünün de bu tip yemekleri parasızlık ya da imkansızlık (örneğin tedavi gördüğü hastanenin yemeklerine mahkum olmak) yüzünden izlediğini söylüyor.

Olay o kadar büyük bir çılgınlığa dönüşmüş ki Güney Korelilerin meşhur canlı video sitesi Afreeca‘da bu tip yayınlar ağırlık kazanmaya başlamış. Günlük 3 milyon ziyaretçi toplayan sitede 5 binden fazla kanal muk-bang paylaşıyor.

Ve ben yorumlarınızı fena halde merak ediyorum.

, , , , , , , , ,

39 Responses to Asla yalnız yeme. Hiç yoktan paylaş!

  1. Merve Erten 12/04/2014 at 22:22 #

    Neden benimde böyle gereksiz şeyleri izleyecek kadar boş vaktim yok ?

    • kim inum 13/04/2014 at 00:20 #

      Hiç güleceğim yoktu sen kıçının üstünde otururken koreliler yanda telefonundan böyle saçmalıklar açıp it gibi çalışıyor.

  2. ahmetturankoksal 12/04/2014 at 22:23 #

    Serdar’ım ben de böyle teknolojik ya da sosyal bir çıkarımda bulunacaksın zannettim. Genelde herkesin bildiği ama sonuçlarını görmediği şeylerdir yazdıkların. Fakat Serdar’ım bu hanımefendiler yemeği İğrenç yiyorlar sesler irite edici. Bir gaz çıkaramdığı kalmış. Nefret ederim sesli şapırdatarak yiyenlerden. Japonya’da lokantada yemek yiyemiyordum bu yüzden. Tenha lokantalara gidip en uzun masalara otururdum. +18 değil ama + ATK (ben) yazman lazımdı bu bloga. Ne bu yahu? Tövbe tövbe.

    • M. Serdar Kuzuloğlu 12/04/2014 at 22:26 #

      Uzakdoğuda yemek genellikle böyle şapırdatarak, gürültüyle yenir. Böylesi daha fazla lezzet almalarını sağlıyormuş (ki doğru). Fazla hava lezzeti de arttırıyor. Burnu kapatıp yemek yeyince ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir.
      Fakat kabul ediyorum, tahammülü biraz zor :)

  3. Mutlu Çalışkan 12/04/2014 at 22:24 #

    Amirim twitterda da yazdım. Bu adamlarda harbiden şeye sürülecek akıl yok.

    • Ömer Faruk 12/04/2014 at 22:37 #

      Akıl yok dediğimiz adamların kaç tane “Küresel” markası olduğunu biliyor muyuz? :)

  4. simay 12/04/2014 at 22:24 #

    Gerçekten çok şaşırtıcı, dehşete düştüm.

  5. Can Dirgen 12/04/2014 at 22:27 #

    Serdar abicim öncelikle böyle bir yazı beklemediğimi söyleyeyim.
    Yiyip içtiklerimizi etraftan saklama huyu da unutuldu. Artık besmeleden de önce tabağınızı Instagram’da paylaşmak zorundasınız. Hatta bunun için özel sosyal ağlar bile var.

    Okurken sağlam bir eleştiri ve eskiye özlem yazısı beklentisi oluştu.

    Neyse. Gelelim diğer mevzuya;
    parasızlık ya da imkansızlık nedeniyle izleyen bir kitleden söz ediyorsak aylık 20 bin lirayı nasıl kazanıyor? Yani hitap ettiği kesim dışında o parayı kazanması baya sıkıntılı. Ben açıkçası Korelilerin popüler olma çabalarına bağlıyorum. Bütçe, gelir dediğimiz şey kendi şişirmesi olamaz mı? İlginç bir format bulunmuş ve fenomen olmak istiyordur?

    • M. Serdar Kuzuloğlu 12/04/2014 at 22:34 #

      Reklamlar izleyicisinin fakir ya da zengin olduğuna göre para kazandırmaz ki?

      • Can Dirgen 12/04/2014 at 23:07 #

        Sonuç itibariyle bir gelirden söz ediyoruz. İzleyicilerinin yüzde 60′ının kadın olduğunu; önemli bir bölümünün de bu tip yemekleri parasızlık ya da imkansızlıktan yiyemediklerinden bahsediyoruz. Bunlarda gelir sağlayacak, bağış yapacak güç yoktur. Diğer %40’ı da bunu başaramaz.

        Youtube reklamlarından kazanıyor sanırım?? O zaman fakir ya da zengin olduğuna göre para kazandırmaz haklısın Serdar abim.

        Ben bu gelir muhabbetini youtube harici platformları düşünerek söylemiştim.

  6. Latife 12/04/2014 at 22:29 #

    Yemeğini paylaşmak yerine yemek yediğini paylaşmak… İyice saçma bir yere dönüşüyor dünya. Sanal aleme ve buradaki paylaşımlara karşı değilim ama bu çok anlamsız ve görgüsüzce. Böyle şeyler çok ilgi görürken gerçek hayatın içinde yapılmaya çalışılan değerli şeylerin çok ilgi görmemesi yazık. Amaç birlikte yemek yemekse buyursunlar sofraya:
    http://www.yesilist.com/cms.php?id=1395

  7. Ömer Faruk 12/04/2014 at 22:30 #

    Yenilenin fütursuzca paylaşımına ben de iyi bakmıyor ve ayıplıyorum ama bu Kore örneğinizde farklı bir sosyolojik olgu var ve oldukça düşündürücü. Uzakdoğu halkları bildiğim, gözlemlediğim kadarıyla yalnızlaşan toplumlar. Ve eğer bu yayınları birileriyle yemek masalarında buluşmak, yalnızlıklarına son vermek için yapıyorlarsa bu toplumsal duyarlılık düzeylerinin ne denli yüksek olduğunu gösterir. Bu durumda da onları ayıplamak doğru gözükmez sanırım. Para kazanma amaçlı yayın yapanlar dahi kamu yararına çalışan gönüllüler gibi sonuçta.

    Bu güzel yazı için teşekkürler.

  8. furkan yılmaz 12/04/2014 at 22:40 #

    sanalda cinsel tatminden sonra (yoksa farklı bir yerde mi çıkmıştı bu olay?), açlık hissinini bastırmak için de yine sanalda çare bulmuşlar. bence gerçek hayatın yerinin artık sanal hayatın alması olayı bu bölgeye has veya bizden -neyseki- daha hızlılar bu konuda.

  9. Tekin Işık 12/04/2014 at 22:46 #

    Konsept, benim gözümde “Food pornography”nin bir tık üstü. Instagram başta olmak üzere sosyal medyada paylaşılan lezzetli yemek fotoğraflarının 24fps’ye bürünmüş hali.

    Peki ben bunu neden izlerim? Lezzetini bile tahmin edemediğim yemeklerin izlenmesi bana nasıl bir haz sağlar? Sosyal medyada daha cevabı verilmemiş milyonlarca soru varken, bu soru gayet masum kalıyor.

    Serdar Abi, Diva hanım bana epey sıkıcı geldi. Eminim bizim izleyici kitlesi de pek ilgi göstermeyecektir (ki varsayım yapmamak en doğrusu gerçi bu tür konularda).
    Ama buna yakın bir konsept olarak yemek hazırlayıp, yiyip, bunu video olarak izleyiciye sunan birilerini düzenli olarak izliyorum. Bilemiyorum “Muk-bang” olarak adlandırılabilir mi ama, EpicMealTime grubunun da video içeriği buna yakın. Bir göz atmanızı önerebilirim (spesifik olarak: fast food lasagna bölümü). Ama uç noktalarda oldukları için ya iştahınız kabaracak, ya da mideniz bulanacak.

    Neden izliyorum? Bir cevap yok. Ama eğleniyorum.

  10. yskiyak 12/04/2014 at 22:46 #

    Ben de “paylaş” derken “bir sürü aç insan var, asla yalnız yemeyin, misafir edin ve yemeğinizi paylaşın” gibi öğretici bir mesaj olur diye düşünüyordum yazıyı okumadan önce ve aklıma Peygamberimizin (sav) yaşamında tek başına yemek yediği bir sofranın hemen hemen hiç olmaması geldi aklıma.( http://www.on5yirmi5.com/haber/inanc/islam/98394/peygamber-hic-tek-basina-yemek-yemedi.html ) Ama olay başkaymış, çook başka.

  11. Nurettin 12/04/2014 at 23:22 #

    Zamane girişimciliği. Birileri birilerinin bir ‘açlığını’ gidermiş.
    Kapitalizmde ahlak aramak, kerhanede bakire aramak gibi. satıyorsa, gerisi mübah.

  12. gerguven 12/04/2014 at 23:37 #

    Yemek yiyen kızın videosundan sonra ilgimi zor toplayabildim valla. Güzel ve acıktıran bir yazı olmuş, Vedat Milor etkisi olduğunu söylesem yalan olmaz. :)

    Tabiri ne kadar doğrudur bilmiyorum, ama bu yemek yeme yayını işini ‘yemek pornosu’ olarak tanımlayabiliriz belki. Neticede içerik olarak seksüel bir şey yok, ancak izleyen kişiyi yemek yeme konusunda tahrik etme etkisi olduğunu inkâr edemeyiz – şahsen videoyu izlerken acıkıp kendime sandviç yaptım.

    Bunun dışında; insanoğlunun zaten herhangi bir şeyin pornosuna, yani abartılısına, teşhir amacı, tahrik etme amacı güdenine ilgisi daha fazla olabildiği için, bunlar da normal şeyler. Vedat Milor’un gurme programını neden izliyorsak, bunu da öyle izliyoruz bence. Gerçi birkaç dakikasından sonra kapattım ama alıcısı varmış zaten.

  13. Ferit 12/04/2014 at 23:54 #

    Ben Vedat milor izlemeye devam edicem.Kimsenin ne yediği değil nerelerde ne yenir konsepti daha hoşuma gidiyor.Bu koreli arkadaşlar eğer bu trendi yalnızlıklarından dolayı ortaya çıkarmışlarsa çok rasyonel bir önerim var onlara.Kedi yada köpek alıp birlikte masada yesinler yemeklerini.Hem yalnızlıkları hafifler hem de yemek sonrası itaatkar bir canlıya sahip olurlar =))

  14. Ferit 13/04/2014 at 00:10 #

    Duş trendi,tuvalet trendi ne zaman başlıyacak merak ediyorum.Bak ben çok güzel köpükleniyorum.Şuan x AVM nin tuvaletinde işiyorum.Dünde bu saatlerde diğer x bir AVM nin tuvaletinde işiyordum.Dünkü işememi beğenenlerin sayısı 30 du lütfen beğenin bugün 40 olsun .Emin olun bugün çok daha estetik işedim hiç sıçratmadım=))

  15. wime77 13/04/2014 at 01:45 #

    Her milletin kendine has özellikleri olabilir. Bence şapırdatarak yemek yemek çok zevkli ama bunu nerde yaptığınız çok önemli. Bunu Türkiye de bir restoranda ya da iş yemeğinde insanların tenkitlerine maruz kalaiblirsiniz.

    Yaşadığınız toplumun özellikleri zaman içeriisnde değişebiir. Yediğiniz yemeğin reklamını yapmak artık normal ve beğeni toplayan bir davranış olmadı mı ? Peki müşterinizin eşinin facebook üzerinden yayınladığı plaj fotoları ?

    Ben sevdim bu işi. Canlı yayın da yapılabilir bence.Tam gaz devam sevgili koreli kardeşlerim.

  16. Şehnaz Rizeli 13/04/2014 at 01:49 #

    Bu çağın absürdlüklerinden birisi daha diye düşünüyorum !!!!! Çok anlamsız… Üstelik câzip bi tarafı da yok… Teknolojinin gelişimi filan derken insanların iyice “aptala” bağladığına da kanaat getirdim bu arada…:(( Tekâmül mekâmül safsata :)))

    Teşekkürler yazınız için… giriş bölümünde mâzinin tasviri o kadar güzel ki… O günlerin sıcaklığını hissetmemek mümkün değil :)

  17. Riza Yucel 13/04/2014 at 02:07 #

    Aslında internet ve teknolojinin bu değişimi hiç şaşırtmıyor, (mecbur) hepsine alışıyoruz. Benim esas merakla beklediğim toplumun bir yandan muhafazakârlaşırken bu değişimin hayatımıza nasıl etki edeceği. Esas yenilik burda.

  18. gökhan kürklü 13/04/2014 at 09:00 #

    Belki Kore’deki yemek yiyeni seyretme durumuna örnek verebileceğim iki örnek aklıma geldi yazıyı okurken. İlki lise yıllarında ramazanda okul çıkışı bir lokantada iftarı yapıp kıt kaynaklar ile elde ettiğimiz yemeğimizi iştah ile yerken dükkan sahibinin bizi uzaktan röntgenleyip yemek sonunda garsonun “bunları patron gönderdi pek iştahlı yiyormuşsunuz hoşuna gitmiş” diyerek tatlı göndermesi. ikinci örnek ise trt de çalışan bir akrabanın yıllar önce Bursa’da rahmetli bir iş adamının araba fabrikası ile ilgili çekim yaparken öğle yemeği sırasında iştahlı iştahlı domates-peynir yerken tabak tabak kebapların ve birde bir makam koltuğun gelip iş adamının yemeğe katılmadan onların yemek yemesini seyretmesi olayı. Bu durumun ortaya çıkmasını sosyal medya ya bağlamaktan ziyade, kolaylaştırdığını söyleyebiliriz. :)

    • M. Serdar Kuzuloğlu 13/04/2014 at 17:12 #

      Yazıyı daha dikkatli okusaydınız, çok daha fazlasını barındıran Foodspotting sayfamı da görecektiniz. Daha da ötesi, bunu bir çelişki olarak görüyorsanız yazıyı tamamen yanlış anlamışsınız demektir. Bence bir daha ama daha dikkatli okuyun.

  19. toodark 13/04/2014 at 19:21 #

    Böyle bir drama var ‘Let’s Eat’. Gerçekten insani acıktırıyor her bölüm yaklaşık bir saat boyunca esas kadınla birlikte ben de yemek yedim :)

  20. nurkan 13/04/2014 at 20:36 #

    adı her neyse bu olayın demek ki toplumsal bir ihtiyaçmış. birinin yemek yemesini izlemek insanlara haz veriyor olabilir. bizde de saatlerce iş makinelerini izleyen insanlar var. :) insan çok komplex bir yaratık…

  21. Salih Seckin Sevinc 13/04/2014 at 21:25 #

    Sayın amirim. Ben de 2009’dan beri bir yemek blogu ile uğraşıyorum. Belki biliyorsundur, ismi: Harbiyiyorum (http://harbiyiyorum.com) Hobi olarak başlayan bir şeyle 5 yıl uğraşınca ister istemez o işle ilgili uzmanlaşıyorsunuz.

    Bu yemek yeme röntgenciliği konusundan benim de yakın bir zamanda tesadüfen nette gezinirken haberim oldu ve gerçekten “N’oluyor yahu?” diye bu “The Diva” denen hanım kızımızı izledim. İlk izlediğim videosu da şuydu: (https://www.youtube.com/watch?v=WvipBtzfQho)Yaptığı iş mantıklı gelmese de izlenme oranları çok mantıklı geldi.

    Neden?

    Etrafımdakilerin de önerisiyle geçtiğimiz yıl Harbiyiyorum’un Youtube kanalına videolar yüklemeye başladım. (https://www.youtube.com/user/harbiyiyorum) Hatta dijital ajansız -ortaya güzel bir şey çıkaralım- ayağına bir de özendim böyle bol kameralı ışıklı falan prodüksiyon bile yaptım. (https://www.youtube.com/watch?v=lXBrE8rHCZ4) Böyle bir-iki iş yapınca Youtube beni partner eğitimine çağırdı.

    Eğitimde Youtube’a ilk yüklenen videoların kedi-köpek videolarından ibaret olduğunu ancak günümüzde benim yukarıda örnek verdiğim gibi ya da Bikafalar’ın yaptığı gibi (https://www.youtube.com/user/bikafalar) özgün web video içeriklerinin sayısının çoğaldığını söylediler. Hatta bana Ramazan ayı ile ilgili bir program yapmamı bile önerdiler.” Yani özetle içeriğin niteliğinin kuvvetlenmesi Youtube yetkililerinin üzerinde durduğu ve desteklediği bir konu.

    Lakin olay çok değişik. Çünkü bu yaptığım kaliteli dediğim prodüksiyon 8 ayda 1600 izleme alırken, Hatay’da tel kadayıf yapan ustayı iPhone’umla tamamen laylay bir modda çekmem 40.000 üzerinde gösterim almış durumda. (https://www.youtube.com/watch?v=_JkB-cpI-mo)

    Yani değişen bir şey yok. Youtube halen ilk günlerdeki amatörce çekilen kedi-köpek videolarını barındıran ruhu taşımaya, yaşatmaya ve desteklemeye devam ediyor. Ben de buradan aldığım dersle “Lan ne uğraşacağım prodüksiyonla falan diyip keyfime göre çekip koyuyorum videoları” Yani nitelikli iş iyi güzel de bir yerde tırt! -Bikafalar sözüm size :D- Senin de geçtiğimiz Startup Turkey’de söylediğiniz gibi “Bu Mynet’e kim giriyor?” durumu (http://vimeo.com/88325338 -30.dakika 30’uncu saniye) söz konusu yani.

    Hasılı bu tip videolar izleniyor, izlenecek. Özensiz, gündelik, kaba, sıradan, webcam, vulgar… Yazında belirttiğin gibi (hani internette uzun video sevilmiyordu ya; onu unutun. Mesele -hala- ne izlediğiniz) videolar üstelik. Örneğin şöyle iş yapan ve para kazanan ablaları görünce “Allah Allah!” dedim. (https://www.youtube.com/watch?v=FDdUln7H_Ck)

    Bir toplumun en bağlayıcı unsurlarından biri yeme-içme kültürü. Farklı milletlerin yeme-içme kültürlerinin ya da beslenme alışkanlıklarının sosyo-kültürel anlamda incelenmesi elbette sosyologlar ve antropologların işi. Onlar bu ‘Muk-bang’ı daha iyi açıklayacaklardır. (Gıda ve beslenme sosyoloğu bir bloggerımız var ve ben onu severek takip ediyorum. Ona bir sormak lazım aslında. http://yemekvetoplum.com/)

    Yalnız amirim ortada şöyle bir gerçek var. Bu kız gerçekten, çok afedersin sığır gibi yiyor!

    Vesselam.

    • M. Serdar Kuzuloğlu 13/04/2014 at 21:32 #

      İnternet videolarında izleyiciler samimiyet, kurgusuzluk ve amatörlük arıyor. Profesyonel içerik hala beyazcam ve beyazperdeden bekleniyor. Youtube ve benzeri sitelerin bunu görmez gibi insanları sürekli daha profesyonel ve kurgulanmış içeriklere yönlendirmesini ben de anlayamıyorum.

      VGA çözünürlüklü webcam karşısına geçip makyaj yapan kızlar bile deli gibi izleniyor. Hepimizin çıkaracağı dersler, okuması gereken kodlar var belli ki hala.

  22. Salih Seckin Sevinc 13/04/2014 at 21:53 #

    Aynen katılıyorum. Dolayısıyla bu Youtube’a verilen reklamların yine bu bağlamda sakil kaldığını düşünüyorum. Yayınlanan reklamlar neticede halen TV reklamları tadında.

  23. Doğan Aydemir 14/04/2014 at 09:51 #

    Halen beş milyara yakın insanın yaşadığı yeryüzünde, başka hiçbir ek faaliyete gerek duyulmaksızın mevcut nüfusun on mislini besleyecek seviyede bir üretim yapıldığı halde, milyonlarca insanın açlıkla pençeleştiği söylenirse ortada bir bozukluğun var olduğunu ileri sürmek için zeki olmak şart değildir.

    Üreticilerin, fiyatları düşürmek için piyasaya mal arz etmekten kaçınıp stoklama yolunu tercih ettikleri bir dünyada, bir kısım insanların çıplak gezdiğini görünce, bu işin içinde bir bozukluk olduğunu söylemek için ekonomi tahsil etmeye gerek de yok.

    Kaliforniya’nın portakal bahçelerinde portakal toplamaya çıkmış yüz binlerce tarım işçisinin günde üç portakal karşılığında bütün gün çalışmaya mecbur bırakıldıkları için karınlarını doyuramadıkları, fakat bahçe sahiplerinin fiyatları düşürmemek için toplanan portakalları denize döktükleri bir dünyada, bir bozukluk olduğunu görebilmek için Kaliforniya’ya portakal toplamaya gitmiş olmanız da gerekmez.

    Afrika’da, Hindistan’da, Güneydoğu Asya’da, Güney Amerika’da açlıktan kemikleri çıkmış bebelerin resmini çektirmek için yarışa giren ve bu yarışta binlerce lirayı bir kalemde sarf edebilen gazete ve dergilerin bulunduğu bir dünyada, en aç insanın fotoğrafını çeken foto muhabiri altın madalya ile taltif edilirken, fotoğrafı çekilen aç bebenin sırtından para kazanabilen becerikli gazeteciler tebriklere boğulurken, aç insanların kendi halleriyle baş başa bırakılmasında bir bozukluk olsa gerek.

    Yoksul çocukları esirgeyip korumak adına düzenlenen balolarda, göbekleri yeterince şişmiş adamların sabahlara kadar vur patlasın çal oynasın vakit geçirirlerken, bu çocukların okuma kitaplarını nasıl satın alabileceğinin hesabının yapıldığı bir dünyada bir bozukluk var demektir.

    Aç kalma tehlikesiyle nüfus planlaması yapmak için teşkil edilen ekiplere binlerce liralık harcırahlar tahsis edilip bir o kadar hastane ve doktor masrafına katlanılırken, doğmamış çocukların rızıkları yüzünden uykuların kaçtığı dünyada bir bozukluk olsa gerek.

    Doğmuş çocuğu beslemek için sarf edilecek paranın ana rahimdeki çocuğun doğmaması için sarf edildiği bir dünyada bir bozukluk, bir terslik var demektir.

    Daha en az kırk milyar insanın rahatlıkla barınabileceğinin hesaplandığı bir dünyada, kırk katlı binaların yapılmasına rağmen insanların mesken sıkıntısından şikayetçi olmaları önlenemiyorsa, burada da akla aykırı bir düzenin işlediğinde şüpheye düşmemeli.

    Okullarında çocuklarına cinsel eğitimin verildiği ülkelerde ve en çok bu ülkelerde, akla gelmez sapıklıkların yaygın biçimde yerleşmiş olması vakıası ile ırza tecavüz olaylarının, alkolizmin, klinik akıl ve ruh hastalıklarının yoğunlaştığının görüldüğü bir dünyada, bu işlerin düzenlenmesinde de bir bozukluğun olduğunu kabul etmek gerekecektir.

    İletişim araçlarının geçmişin hiç bir döneminde görülmediği biçimde çoğaldığı ve günlük hayatımızı doğrudan etkilediği bir dünyada, insanların fertler olarak iletişimsizlikten bu kadar yakındığı bir tablo ile karşılaşılıyorsa, bu işte de bir bozukluğun olduğunu teslim etmek zorundayız, demektir.

    Kısaca söylersek, bugün problem alanı olarak önümüze getirilen konuların tümüne düzmece problemler diye bakılmalıdır. İnsanlar her neyi put olarak görmüşlerse o putlar karşılarına problem olarak çıkmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, günümüz dünyasında asıl problemin, problem diye uğraşılan konular olmadığını, fakat asıl problemin kafa yapısından doğduğunu söylemek gerekecektir.

    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler / Rasim Özdenören

    İz Yayıncılık / 16.Baskı / Sayfa 9-11

  24. İlker Aksoy 15/04/2014 at 20:18 #

    Anlamak gerçekten çok zor. Erotik fanteziler gibi bir durum bu. Bize çok saçma gelirken, fetişistlerine hoş bir olay gibi geliyor demek ki.

  25. Rıfat Atasoy 17/04/2014 at 16:25 #

    Bana göre bu trendin ortaya çıkmasındaki temel etken insanların yalnızlıktan kurtulma çabası. Öyle ki toplumlarda gelişmişlik düzeyi arttıkça bireysellik de buna bağlı olarak artıyor. Artan bu bireyselliğin aşılması kaygısı bu tarz trendleri ortaya çıkarıyor.

  26. sdfsfgd 18/04/2014 at 14:43 #

    rss’deki özet niye? metnin tamamını verseniz olmaz mı

  27. ahmd 21/04/2014 at 10:58 #

    Güney Kore’nin Starcraft manyaklığı da var. Öyle ki Starcraft oyuncuları moral versin diye milli futbol takımına gönderiliyor.

  28. Emre 29/04/2014 at 10:32 #

    Abi, bir ara Gebze ye gel,(yemek ısmarlarım :) çocuklar sokaklarda deli gibi oynuyor.

  29. Ramiz TAYFUR 06/06/2014 at 08:59 #

    Tuhaf ama bazı gerçekleri ne yazık ki artık değiştiremiyoruz. Mesela çoğu zaman ailemiz ile yemek yeme alışkanlığını bile unutup köşemize çekiliyoruz. Akıllı cihazlar esir almış zihnimizi bir bakıma. Besmele çekmeyi unuturuz ama yiyeceğimiz yemeğin fotoğrafını çekmeyi asla unutmayız! Teknoloji gerçekten git gide aptallaştırıyor insanlığı, nereye gidiyoruz bilinmez ama güzel, akıcı, açıklayıcı bir yazı olmuş teşekkürler..

  30. Mustafa karadeli 11/07/2014 at 23:46 #

    Başta yemeden önce sergilemek için instagrama koydular
    Şimdi yeme anını çekiyorlar
    Yakinda çıkarma anını koyarlar

  31. Erdin Guven Can 17/09/2014 at 11:59 #

    Ayda 20bin tl. Kendimi düşünüyorum mühendisim 10da birini kazanıyorum. Kendimi aptal hissettirdi bir an

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim