Çok cahilsin keşke ölsen!

ilberbeyABD’de bulunan Cornell Üniversitesi’nden David Dunning ve Justin Kruger’in soyadlarını taşıyan ünlü bir teori var. Bugün bir vesileyle aklıma düşünce bloga da eklemek istedim.

Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dunning ve Kruger’ın 1999’da yayımladığı bu çalışma 2000 yılında Ig Nobel Ödülü getirdi. Yetersiz, ehil olmayan (ben cahil diye özetledim) kişilere yönelik teşhisleri içeren uzun bir çalışmanın sonucunu 5 maddeyle özetlemek mümkün (bizim meşhur ‘el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış’ atasözünün bilimselleştirilmiş hali gibi de düşünebilirsiniz).

  1. Gerçek bilginin aksine cehalet kişinin kendine güvenini artırır.
  2. Cahiller ne kadar cahil olduğunu anlayamaz, bilemez.
  3. Cahiller kendi bilgi ve becerilerini abartma eğilimindedir.
  4. Cahiller bilgili olanları ayırd edemez, anlayamaz.
  5. Cahiller ancak belli bir eğitimden sonra kendi niteliksizliklerinin farkına varmaya başlar.

Etrafınızda tahammül edemediğiniz, anlam veremediğiniz, aklınızın almadığı şeyler, kişiler görünce bu teori aklınıza gelsin. Ama onlara bu etiketi yapıştırmadan önce yukarıda linkini verdiğim çalışmanın aslını da okuyun ki aynı 5 maddenin içine sıkışıp kalmayasınız.

İlber Hoca‘ya saygı ve sevgilerle.

, , ,

20 Responses to Çok cahilsin keşke ölsen!

  1. hancı 26/02/2014 at 14:41 #

    İlber hocanın da değindiği üzere esasen bu maddeler yarı cahilleri daha iyi ifade eder. Cahil olan kişiler kendi cahilliklerini bilir ve başkasına saygı gösterirler üstelik. Yarı cahiller yarım yamalak bildiği ve duyduğunu gerçek bilgiye tercih ederek kolay yoldan harmanlama eğilimindedirler, dolayısıyla sıralanan diğer özellikleri yekten çekinmeden gösterirler diye düşünüyorum.

  2. Ceylan Ozdem 26/02/2014 at 15:21 #

    Serdar Bey, bir duzeltme ve birkac ekleme yapmaliyim: 2000 yilinda Dunning ve Kruger’e verilen odul Nobel odulu degildir; Harvard Universitesi tarafindan bir nevi Nobel Odulleri’nin parodisi olan Ig Nobel Odulu’nu almislardir. Ekleme olarak Nobel odullerinde “Psikoloji” diye ayri bir bolum yoktur, Nobel Odulu almis tek psikolog da Daniel Kahnemann’dir. Kendisi bu odulu ekonomi alaninda 2002 yilinda almistir.

    Bilgilerinize.

    • M. Serdar Kuzuloğlu 26/02/2014 at 15:23 #

      Çok haklısınız zaten o siteye link vermişim ben de. Yazarken gönlümden geçeni aktarmış olmalıyım ;) Uyarı için çok teşekkürler; düzeltiyorum şimdi.

    • cem 01/03/2014 at 01:00 #

      Ceylan, Serdar Bey Nobel Ödülü ve Psikoloji dalından diye bir açıklama yapmamış ki neden düzeltme gereği duydunuz. Bu da mı cahillik alameti yoksa…:)

  3. gullu akbas 26/02/2014 at 15:33 #

    5. maddenin bittiği yerden cehaletinin farkına varır varmaz zorbalık evresi başlar. yönetici, karar verme makamında ise astlarına allah sabır, dayanma gücü versin; cehalet yumurtasından çıkan zorbayı da allah ıslah etsin.

  4. Kaan Onay 26/02/2014 at 16:52 #

    Dikkatlice okuyalım:
    1) Gerçek bilginin aksine cehalet kişinin kendine güvenini artırır.
    Gerçeğin bilgisi’ biliniyor mu? O bildiğini zannedenler öncelikle bilmediğini bilmiyor ve çelişkili olarak “gerçek bilinemez” diye biliyorlar !!!

    2) Cahiller ne kadar cahil olduğunu anlayamaz, bilemez.
    Sözü edilen aptaldır veya bağnazdır; cahil değil. Anlatım cahilce olmuş… Cahil, bildiği bilgisi bulunursa doğrusunu göstermek yoluyla düşündürülebilir aptal değil veya bağnaz değilse. Bu başlığın temeli ‘aklı küçümseyen aptallık’ çıkarımı ile mantıksızdır. Bilmeyen cahil bile olamaz; ancak insanları “bilemez” diye nitelendirmek, aklı küçümsemek ve daha aptal olmaktır.

    3) Cahiller kendi bilgi ve becerilerini abartma eğilimindedir.
    İkinci şıkkın devamı… Doğrusunu göstermek yeterliliğinde olmadığınız ortada, cahili niye suçluyorsunuz; suçlu olan, Cornell Üniversitesi’nin Psikoloji Bölümü’nde akademisyenlik yapan Dunning ve Kruger’dir.

    4) Cahiller bilgili olanları ayırd edemez, anlayamaz.
    Yine ikinci şıkkın devamı… Kendi yetersizliğinden dolayı her insanda olan akla hakaret…

    5) Cahiller ancak belli bir eğitimden sonra kendi niteliksizliklerinin farkına varmaya başlar.
    Hoppala… Burada da 2,3,4 sıklarına çelişik konuşmaya başladı…

    İyi de siz bunu niye ciddiye aldınız ???

    Kendini akıllı zanneden yarı cahil olmak bu insanı bağnaz ve aslında doğada olamayacak biçimde aptal etmiyor mu?

    Başına “Cornell” “Psikoloji Bölümü” “Akademisyen” “Dunning ve Kruger” konduğunda neden aptallaşıyorsunuz …???

    İlber Ortaylı bilmediğini biliyor mu, Bilmediğini bilerek konuşuyor mu, yoksa bilmişlik mi yapıyor?

    İLBER ORTAYLI, BİLMEDİĞİNİ DUYDUĞUNDA NE YAPIYOR veya ABD’NİN BİLMEDİĞİNİ DUYARSA NE YAPAR, SİZ BİLİYOR MUSUNUZ???

    • M. Serdar Kuzuloğlu 27/02/2014 at 00:47 #

      Çelişki olarak gördüğünüz ayrıntıların çok basit bir açıklaması var: kimse neyi bilmediğini bilemez. Basit bir örnekle sarı rengin tanımını, suretini, belirleyici özelliklerini, ismini bilmeyen birisi gördüğünün bir renk olduğunu dahi tanımlayamaz.

      Ya da biz insanoğlu olarak belirli aralıktaki sesleri işitip belirli aralıktaki renkleri seçebiliyoruz. Dünyayı gözlemleyebildiklerimizden ve kendi bildiklerimizden ibaret sanıyoruz.

      Linkini verdiğim tezi incelerseniz ortaya attığınız antitezin boşa düştüğünü görebilirsiniz.

  5. tufan 26/02/2014 at 19:06 #

    Bunun bizdeki karşılığı kifayetsiz muhteristir.

  6. Özdemir Saraç 26/02/2014 at 23:12 #

    İnsan en çok da, bilgili olanı anlayamadıklarına üzülüyor. Bu tür insanları anlamak gerçekten zor. Cahil ile empati diye bir düşünce,ilim veya bir bilim geliştiriliyormu orasını da merak ettim doğrusu :) .

  7. milkers 26/02/2014 at 23:57 #

    Soyle bir soz var yaziniz onu aklima getirdi; ‘Once you get a B.S., you think you know everything. Once you get an M.S., you realize you know nothing. Once you get a Ph.D., you realize no one knows anything!’ yani ‘Universiteden mezun olunca her seyi bildigini sanirsin, yuksek lisans dereceni aldiginda hicbir sey bilmedigini farkedersin, doktorayi bitirince de aslinda hic kimsenin hicbir sey bilmedigini anlarsin’. Insan ogrenmeye devam ettikce neleri bilmediginin farkina variyor.

  8. erkan özgünergin 28/02/2014 at 00:46 #

    Dücane Hocadan Katkı…
    ABDAL ile APTAL

    1. Dervişliğin şanındandır, abdal olan aptal olanı bağışlar.

    2. Abdal, (hali) ‘değişen’ demektir, aptal ‘değişmeyen’. O nedenle ilki evrilir, ikincisi devrilir.

    3. Abdal anlamak, aptal anlaşılmak ister, oysa hakikatte ilkinin anlaşılma’ya, ikincisinin anlama’ya ihtiyacı vardır.

    4. Abdal olan hazzın (güzelin) peşinden koşar, aptal olan yararın (çıkarın). Bu yüzden ilki hep acı çeker, ikincisi daima zarar eder.

    5. Bazı abdallar ‘aptal’, bazı aptallar ‘abdal’ görünür. Abdal görünmek kolay, olmak zordur.

    6. İyiler ‘aptal’ görünür, aptallar ‘masum’. Abdallara gelince, onlar görünmez.

    7. Abdal anlar ve susar, aptal anlamaz ama yine konuşur.
    8. Derin çelişkiler karşısında, abdal olan tarafsız kalır, aptal olan kayıtsız. Kuşku irfan’ın alametidir çünkü.

    9. Abdal dünyadan kurtulmaya, aptal dünyayı kurtarmaya çalışır. En sonunda abdal kendine kavuşur, aptal dünyaya.

    10. Abdal düşteyken uyarılınca uyanır ve utanır, aptal ise ne uyanır, ne utanır, sayıklamaya devam eder.

    11. Abdal tebessüm eder sevindiğinde, aptal sırıtır, bu yüzden, üzüldüklerinde ilki ağlar, ikincisi zırlar.

    12. Abdal vasat değildir ama vasat’ta (itidal’de) durmayı bilir, aptal ise vasat’tır ama vasat’ta durmayı bilmez.

    13. Abdal borçlu gibi sever, asla bedel ödemekten çekinmez, aptal ise alacaklı gibi sevdiği için en küçük anlaşmazlıkta hacze gelir.

    14. Abdal durur ve düşünür, aptal düşünür ve durur. Ne ki düşünen hemen susar, ama duran susmak bilmez.

    15. Abdal aşk ile mest, aptal mey ile hoş olur. Sonuçta ser-mest olan ebediyyen ayılmaz, ser-hoş olan zariflerden sayılmaz.

    16. Abdal sevdiğini beğenmek, aptal ise beğendiğini sevmek ister. İlki önce içe, sonra dışa bakar, diğeri tam aksini yapar.

    17. Abdallar genellikle kördür, yani gözleri dünyaya kapalıdır. Bu yüzden aptalların, yani gözü açıkların göremediklerini görürler.

    18. Aptal yaptığından nadim olur, yere çöker, abdal tevbe eder, ayağa kalkar. (Aradaki farkı oluşturan, pişmanlık hissine eşlik eden bilinçtir.)

    19. Abdal abdal’ı bulunca susar, aptal aptal’ı bulunca aptal aptal konuşur.

    20. Abdal aptal’ın yanına düşse de susar, ama aptal yine aptal aptal konuşmaya devam eder.

    21. Güzel deyince aptal’ın aklına ‘kadın’ gelir, kadın deyince abdal’ın aklına ‘güzel’.

    22. Abdal sorularıyla tanınır, aptal cevaplarıyla.

    23. Abdal uzak görür yakın söyler, aptal yakın görür uzak söyler. O yüzden ilkinin bikrine kanma, ikincisinin zikrine.

    24. Abdal sözün hakikatinden etkilenir, aptal ise retoriğinden. Sen sen ol, ey talib, aptal olma!

  9. hakk 05/03/2014 at 14:21 #

    Sizi takibi haklı sebeplerle bırakmış biri olarak, bugün bir arkadaşım yazınızı sosyal medyada paylaştı. Ben de acaba bir değişiklik var mı düşüncesiyle yazınızı okumak üzere bağlantıya tıkladığımda şok oldum.

    Yazınızın alt başlığında “Aptestinden şüphesi olmamasına rağmen…” kelimelerini gördüm.

    Sizin gibi merakından dolayı uykuları gelmeyen ve sınırsız merakı olan bir insanın, çektirdiği fotoğrafların kimisini kitaplığının önünde çektirdiğinde “aman Allah’ım ne kadar çok kitap okuyor” algısı oluşturacak kadar da kitap okumayı sevdiği anlaşılan bir insanın, bu kadar merakı içerisinde bir “yaratıcı” merak etmemesi benim ruhumda bir üzüntü oluşturdu.

    Çünkü eğer hasbelkader İslam dinini ve felsefesini de büyük merakınıza dahil etmiş olsaydınız “aptest” diyerek yazdığınız ibadet öncesi hazırlığın “abdest” olduğunu görmüş olacaktınız.

    Allah rahmet eylesin kayımbabanızın o sinsi hastalıktan vefat etmesi bile size bir ahiret varlığı penceresi açamamış, hep masivada kalmışsınız.

    Burdan size bir mesajım yok, biliyorum ki hiçkimsenin diğerine fikir tavsiye veremeyeceğini düşünen bir algınız var.

    Ve fakat bunlar da ruhumun derinliklerinden süzüldü ve size yazmak istedim.

    Belki de temeldeki iyi niyetinizdendir. Onu da bilemiyorum. O’nu bulabilmeniz ümidiyle…

    • M. Serdar Kuzuloğlu 05/03/2014 at 23:32 #

      Ne bahsettiğiniz gazete yazımla ne de yorum eklediğiniz bu yazıyla hiçbir ilgisi olmayan bir ayrıntıya takılıp içinden akla durgunluk veren çıkarımlar yapmış, kendi deyiminizle ‘ruhunuzda üzüntü oluşturmuşsunuz’. Dahası ‘bir mesajım yok’ demenize rağmen epey de mesaj, nasihat vermişsiniz.

      İçinizdeki sıkıntıyı alma adına açıklamasını yapayım: gazeteye yolladığım yazıda ben de ‘abdest’ şeklinde yazmıştım ancak düzeltme servisimiz bunu yayımlarken aptes olarak değiştirmiş. Ki ben de gazetedeki halini gördükten sonra merak edip baktığım kimi Türkçe imla kılavuzlarında buna benzer kullanımlara rastladım.

      Yazının aktarmaya çalıştığı fikrin özüyle çok ilgisi olmadığı için çok da kafama taktığım bir şey değil açıkçası.

  10. erengoEren 08/03/2014 at 02:05 #

    Siteniz neden feedly dostu değil acaba? Neden yazının tamamı yerine ufak bir kısmını rss ile veriyorsunuz? Özel bir sebebi yoksa diğer türlü olması çok iyi olurdu :)

    • M. Serdar Kuzuloğlu 08/03/2014 at 20:54 #

      Blogumda kullandığım temanın sadece web ve mobilden bakıldığında görüntülenebilen kendine has özellikleri var. Dolayısıyla RSS ile tamamını verdiğim zaman okunmaz yazılar çekmiş olacaksınız.

  11. ahmd 31/05/2014 at 07:35 #

    Türk insanının %80’ini özetlemişsin amir.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Sosyal medyada 'bulamayacaklarımız' - M. Serdar Kuzuloğlu - 01/03/2014

    […] destekledi. Kusursuz ROI! Ama rehavete de fırsat yok. Zira hala neyi ne kadar bilmediğimi bilmiyorum. Son nefesime kadar da […]

  2. Anonim - 17/03/2014

    […] […]

  3. 6 yaratıcı dijital kampanya - M. Serdar Kuzuloğlu - 25/06/2014

    […] ne kadar büyük bir parçasından mahrum kaldığı malum. Elbette bunun için öncelikle bilmediğini bilmek […]

  4. Öküzün biri sana dava açsa? - M. Serdar Kuzuloğlu - 01/09/2014

    […] besledim. Bana hayat hakkında çok şey öğrettiler. Canlılarla mücadelem (cahil değil) cehalet ısrarındaki insanlar ve sivrisineklerle sınırlı. İkincisi sezonluk bir sürtüşme olduğundan pek de umursamıyorum […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim