Bir çorabın düşündürdükleri

Çoraplara meraklıyım. Bunun bir psikolojik kökeni var mı bilmiyorum. Zorlasak bir yere illa bağlanır. Kadın çoraplarına ayrı bir hastayım. Çaktırmadan epey koleksiyon takip ediyorum.

Eşim dün bana bir çorap almış. Paketini incelerken logosu dikkatimi çekti (dikkat çeken çorap logosu yok denecek kadar azdır). Tekniğine, mantığına bakarken İsveç’te tasarlandığını da öğrenmiş oldum.

rich-vibrant01

Ürün ve sunum tasarımı açısından özenli çoraplar hakkında hafızamda kalan son güzel örnek ABD’nin meşhur giyim zinciri Urban Outfitters (sanki Türkiye’de de -Norveç kökenli- Jack&Jones’ta ilginç şeylere denk geldim gibi hatırlıyorum ama tekrar bakacağım. Nasıl gariban bir markaysa Türkiye’de link verebileceğim bir online dükkanı yok. Gerçi dünya politikasına bakınca anlaşılan onlar değil de; onların gözünde Türkiye gariban).

Paketin diğer yüzünü çevirince daha çarpıcı bir detay ortaya çıktı.

rich-vibrant02

Organik (yetiştirilen) pamuktan üretilmiş; eyvallah. Fabrikası ekolojikmiş; gübre, zirai ilaç ya da ağartıcı kullanılmamış, güzel. Tasarımı kendine hasmış (çakma değilmiş) ve uzun süre kullanılabilmesi için çaba sarfedilmiş. Helal olsun. Daha altlara inince -daha küçük yazılarda- içinde naylon da olduğunu öğreniyoruz. Biraz daha alttaysa bu yazının ilham kaynağı karşılıyor bizi: Responsibly Made in Turkey. Yani güveni hak edecek bir şekilde Türkiye’de üretilmiş.

Kimileriniz için klişe; hatta saçma gelecek bir soruyla başlayacağım: neden bloglara konu olacak, sosyal medyada hakkında bahsedilecek 5-10 çorap markamız çıkmadı şimdiye dek? Diyelim ki bir tane var; kendini neden duyuramaz? İsveç’te bir blog sahibi oturup bizim bir çorap markamız hakkında oturup yazı yazmış mıdır mesela?

Peki neden?

Pamuğumuz mu yok? Fabrikamız mı? Makinamız mı? Biliyoruz ki var ve yüksek standartlarıyla nam salan ülke ve markalar üretim için seçiyor. Desenini çizecek tasarımcımız mı eksik yoksa satın almayı yapacak elemanımız mı? İhracat bilgisinden mi kısıtlıyız yoksa yaratıcı reklam / pazarlamadan mı haberimiz yok? Ya da hepsi var da hayalleri, cesareti, umudu ve hedefleri yeterince büyük sermaye sahiplerimiz mi eksik?

Cevaplarını biliyorsunuz; HEPSİ VAR.

Yukarıda gördüğünüz ürünün hayata geçmesi için aklımıza ilk etapta gelen ihtiyaç listesinin, insan gücünün ve birikimin hepsine sahibiz (hatta gördüğünüz gibi yapmıșız). Ama ilk sorunumuz bunların bir araya gelemiyor oluşu.

Optimizasyon çağının açmazı

Bu yüzden Ege’nin, Marmara’nın zeytinlerinin önemli bir kısmını İtalya ve Yunanistan alıp kendi markalarını taşıyan ambalajlarda satıp dünyaya nam salıyor. Bu bahse dair uzatılmış örnekleri eminim çok duymuş, okumuşsunuzdur.

Amacım milliyetçilik falan da değil asla. Seçmeden sahip olduklarımla övünmenin saçmalığını erken yaşta öğrendim. Fransa’da, Ermenistan’da ya da Yeni Zelanda’da doğmuş olabilirdim (kendisiyle böbürlenmeyen bir millete denk gelmedim henüz).

Hayıflandığım şey şu: optimizasyon, kaynak paylaşımı, beraber çalışma, lojistik gibi yakın zamana kadar iş dünyasının en yüksek maliyetli hayalleri bugün internet sayesinde neredeyse sıfır maliyete inmişken birbirinden bu kadar kopuk değerler üstüne bu kadar beyhude (boşa) çaba neden?

Türkiye’nin en değerli markaları arasında burada doğmuş ve sınır dışına taşmış kaç marka biliyorsunuz? Aklınıza gelen sayı bu ülkenin (ekonominin) ölçeğine yakışıyor mu?

Türkiye’de üniversite mezun oranı %11 (Avrupa’da %37). Türkiye’deki üniversite eğitim kalitesine girmeyeceğim; onu istiyorsanız aşağıda yorum kısmında siz yapın. Biz yine de Bologna, Ruprecht-Karls, Trinity College ya da Ecole Polytechnique mezunu ayarında eğitim almış %11 oranlı gencimiz var diyelim. Bu gençlerin çoğu hayatında hiçbir iş yapmamış. El bebek, gül bebek yetiştirilmiş; hala ana-babasından harçlık alıyor. Çoğu para nasıl kazanılır, iş hayatı nasıldır bilmiyor (onun için hiçbir işi beğenmiyor, sürekli iş değiştiriyor, aileye dert açıyor). Tamamına yakını istediği için değil, puanı yettiği için hayatının en az 2 senesini -muhtemelen asla yapmayacağı- bir işin eğitimi almak için harcamış.

Peki ne olacak bunca umutla bunca çaba harcamış o gençler?

Büyük ihtimalle işsiz kalacaklar (keşke sadece onun derdi olsa). 2013’te üniversite mezunu işsiz sayısı 600 bin kişiye ulaştı. 600 BİN! Yani işsiz her 5 kişiden biri üniversite mezunu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre sağlık, eğitim ve hukuk dışındaki alanların mezunlarına hayat oldukça zor. Bir dönem iyice gözden düşen devlet memurluğu, polislik, askerlik gibi meslekler yeniden umuda dönüştü. Ülke yıllar sonra yeniden devletleşme şiarına tutundu. Spordan bankacılığa kadar istisnasız her sektör bir devlet (hükümet diyelim) iktisadi teşekkülü olarak faaliyet gösteriyor.

Ticaretin cesedine ruhu kim üfürecek?

Demek ki mesele iyi tasarımcıya, gözükara girişimciye, satış, pazarlama bilen uzmana, sermayeye, bankaya sahip olmak değilmiş. Hemen akla bu bahsin en keyif verici “efendim bu bir devlet politikası olmalı” bahanesi gelmesin. Hakkını da yemeyelim devlet hibe ve teşviklerle, sektörel eğitimlerle, KOSGEB, Kalkınma Ajansı, İhracatçılar Meclisi ve benzeri kurumlarının çabalarıyla iyi-kötü bir şeyler yapıyor.

Fakat nasıl hücrenin bütün bileşenlerini bir araya getirdiğimizde hayat bulmuyorsa, bu ‘helva yapma’ formülü de işlemiyor işte. Bu çabaya ruh (can) verecek tılsımda hala bir şey eksik demek ki. Ve bu kesinlikle bir oran sorunu da değil; bileşen eksikliğimiz var.

Çabamız onun ne olduğunu bulmak olmalı.

Siz ne dersiniz?

, , , , , , , ,

52 Responses to Bir çorabın düşündürdükleri

  1. özay 26/11/2014 at 13:18 #

    Gözü kara girişimcilerimiz olsa da çok azlar. ayrıca bürokratik cilelerden dolayı yeni bir iş için insanların hevesleri iş başlamadan sönüyor. parasal destekten ziyade cesaretlendirecek şekilde bürokratik işlerde kolaylık saglanmalı. çile azaltılmalı…

  2. Erhan Aydın 26/11/2014 at 13:18 #

    Amirim okumadıysanız https://medium.com/dili-turkce-in-turkish/pancar-motorda-ne-oldu-dcc336a3ecb2.

    yeni marka oluşturma olayını bir tarafa bırakalım elimizdekileri batırmak için herşeyi yapıyoruz

  3. dean 26/11/2014 at 13:23 #

    Amirim, “Türkiye’nin en değerli markaları arasında burada doğmuş ve sınır dışına taşmış kaç markamız var” demişsiniz, bu konuyu blogumda incelemiştim, 4 markamız var, Simit Sarayı gibi birkaç mağaza açma şeklinde olanları saymadım, gerçek anlamda global yayılım gösteren şirketlerimizi inceledim. Aşağıda okuyabilirsiniz:)
    http://sosyalyazilar.com/2014/01/27/turkiyenin-uluslararasi-markalari/

    • İsmet Avcı 26/11/2014 at 16:49 #

      kardeş sen inceledim demişsin ama Wikipedia dan copy paste yapmışsın, yetmemiş markaların ikisini Türkçe ikisini İngilizce tanıtmışsın. Böyle blog yazısı mı olur allah aşkına

      • dean 26/11/2014 at 18:46 #

        eleştiriye saygım var ama toplum olarak ne kadar eleştiri konusunda ne kadar cömert, teşekkür konusunda ne kadar bonkörüz:(( aşağıda tuğba hn. ne güzel açıklamış bizim toplumun huylarını!! kardeşim bu bir ispat ve bilgi yazısı olduğu için tabiki wikipedia gibi güvenilir bir kaynak kullandım, ne yani kafamdan mı yazsaydım. Blogumda İngilizce yazılar ve postlara da yer verdigim ve artık hemen herkesin bildiğini düşündüğüm için de çevirmeden bırakmakta sakınca görmedim. Ayrıca kendi özgün yazılarım kadar(bknz.kitap özetlerim ve film önerilerim gibi) gerektiğinde kaynak göstererek yazılar paylaşmakta da sakınca görmem, paylaşım bizi küçültmez, büyültür:)

        • mehmet aydogan 27/11/2014 at 15:15 #

          Once araştır da sonra blog yaz, benim bile aradtirmadan aklima sarar, aselsan, ulker gibi markalar geldi. Vikipedi ile ancak o kadar yazmışsın zaten komik olmus

    • Ersin T. 29/11/2014 at 09:24 #

      “Inceledim” demek ayrı, “alıntıladım” demek çok ayrı şey. Konuyu dağıtıyorum ama emek konusunda çok hastasın. Belki sizin yazılarınız kopyalanıp kullanılmadığı için kolayca başkalarının emeğini kendinize ait gibi sunabiliyor ve hatta bunun reklamını yapabiliyorsunuz.

  4. Serdar durmaz 26/11/2014 at 13:29 #

    Bence eksik olan şey ‘vizyon’. Daha doğrusu; bileşenleri bir araya getirebilecek, global ölçekte başarı (maddi, manevi) arzulayan, önceliği para kazanmak olmayan, köşe dönmeci esnaf zihniyetinden kurtulmuş, ‘değer yaratma’ derdi olan ‘vizyon sahibi’ insanlar eksik.

    Bu maalesef üniversite okumakla olmuyor. Hani derler ya insanın içinde olmalı, aynen öyle. Ama tabi bu eğitim ve yaşam koşullarında bizden böyle insan çıkması zor. Sizin de belirttiğiniz gibi aldığın eğitim, istediğin eğitim değil. İş dünyasına adım atarken ‘hayat şartlarından dolayı’ ilk veya tek derdin ‘kendini sağlama almak’ oluyor. Risk alamıyorsun.

    İlla ki bu vizyona sahip azda olsa insanımız vardır ama onlar da yukarıdaki sebeplerden ve imkansızlıklardan bir şeyler yapamıyordur diye düşünüyorum.

    Sevgiler.

  5. emsorkun 26/11/2014 at 13:30 #

    thesocks.com’un ürünleri hoşuma gitmişti, önerebilirim çorap merklısıysanız :)

  6. Bilal 26/11/2014 at 13:44 #

    Yüzeyde duran neden bence insanların yaptıkları işe değer vermemesi. İnsanlar “şöyle daha güzel olur aslında”, “şunu da öğreneyim kendimi geliştireyim”, “bir iş yapacaksam o iş iyi olmalı” gibi cümleler yada düşünceler yerine “bitireyim de gideyim” yada “şuradan kısayım eksik olsun ama 2 kuruş kar edeyim” tarzı cümlelere/düşüncelere daha aşinalar. Yaptığı işi iyi yapmaya çalışan, müşterisine değer veren, emeğine değer veren, insana değer veren az sayıda insan var galiba.

    Suyun altındaki neden ise bence bilinç eksikliği. İdealist değil insanlar. Tabiri caizse her yola geliyorlar. Hedefe ulaşmak için her şeyi mübah gören insanlarla dolu memleket. Hedef para olduğu zaman ise kaliteli işin sonunda kazancakları para, uzak görünüyor insanlara anladığım kadarıyla.
    Aslında belki bu insanın doğası. Belki Avrupa’da çita yüksek olduğu için insanlar böyle şeyler yapıp sıyrılmaya mecbur hissediyorlar kendilerini ve yapıyorlar. Türkiye’de tali yollar çok olduğu için insanlar gerek duymuyorlar belki de.

  7. Gürkan 26/11/2014 at 13:52 #

    Serdar abi selam,

    yine yukarıdan aşağı soluksuz okuduk yazını. Belki de olaya aynanın diğper tarafından da bakarsak daha da net anlaşılır. Uzun zamandır kendime sorduğum bir soru ve yanıtlaır ile başlayalım;

    Sual: Neden bir Mark Zuckerberg olamadım?

    Cevap:
    1.Annem babam beni bunun için okutmadı, işe girelim yol+yemek+sgk, mümkünse devlet teşekküllü.
    2.Bu ülkede girişimciye kız vermezler, ömrü billlah bekar kalırsın.
    3.Hali hazırda çalışırken aileme ben işi bırakıp dünyanın en iyi çoraplarını satan bir site kuracağım dersem annem kalp krizi geçirir, babam soyadını değiştirir, eşim eve makarna stoklamaya başlar.
    4.Bir kere bir girişim yapar da başarısız olursanız, kalan hayatınızda ki tüm iş görüşmelerinde size kötü gözle bakılır. “Mala bak mala, e-ticaret sitesi kurmuş, sonra tutmamış, muhasebe elemanı olarak bize başvuruyor, nihahaha!(Erol Taş)”
    5.İyi fikirlerim var. İşin kötüsü her insan da iyi fikirler var. Hayarımızda ki en büyük ticari faaliyet pazarda su satmak olunca şirket nasıl kurulur, çalışan nasıl işe alınır, patron naısl olunur bilemiyor insan haliyle.
    6.Devlet teşfikleri iyi hoş da devlet verdiği parayı yine vergi, kabotaj, pul, harç, ayak bastı derken yarısına yakınını geri alıyor.
    7.Bir iş modelini yoktan oluşturmaktansa, xyz firmasının Türkiye distiribitörü olmak, dükkan açıp çorap satmak, emlakçı olmak yani bilgi & efor gerektirmeyecek işler yapmak daha cazip geliyor.
    8.Ofiste Latte içip internette sörf yapmak varken, kim girişecek şimdi ya!
    9.5 yıl sonra kendimi nerede görüyorum? Fedon gibi beyazlar içinde Ege’de bir sahil kasabasında haciz memurları butik otelimden eşyalarımı çıkarırken.
    10.aldığım eğitim, çevrem, kişiliğim ailem hepsi bir kenara, bu ülkede ki yüksek gelir seviyesine sahip insanlar, ciddi internet girişimcileri, bilim insanları ya da yoktan marka yaratan modacılar değil; klon tv programı yapımcıları, müteahhitler, şarkı söyleyen sanat(!)çılar. Kasımpaşa stadının yerine Kasımpia konutlarının ihalesi bana verilmedikçe ne kadar girişebilirim ki?

    Neden uzar gider, ama hepsi aslında birer bahane. Çalıştığım şirkette çok iyi bilgisayar programcıları, tasarımcılar, proje yöneticileri, çaycılar var ama eksik olan o ruh, ya da onları belki olamyacak bir hayale ikna edebilecek bir lider, girişimci, ufku açık insan, ironman!

    Her ne kadar bordrolu olsam da içimde bir yerlerde uyuyan bir girişimci var. Ama uyur o öyle ses çıkarmayın.

  8. Hüseyin Sezgin 26/11/2014 at 14:03 #

    Bence eksik olan şeyin cevabı, HEPSİ. Evet pepsi değil hepsi eksik. Hepsi var ama aynı zamanda hepsi eksik.
    Pamuğumuz var ama ilaç koymamanın, organik üretmenin önemini kavrayabilen çiftçi yok.
    Fabrikamız var ama içinde teknoloji yok.
    Makinemiz var ama daha iyi makinenin daha iyi sonuç getireceğini anlayabilen yok.
    Tasarımcımız var ama tasarımdan anlayan sermaye sahibi yok.
    Satın almada elemanımız var ama hile hurda ile uğraşmaktan işini yapmaya vakti yok.
    İhracat yapacak bilgimiz var ama varsa yoksa çimento, demir farklılaşmış bir ürünümüz yok.
    Yaratıcı beyinlerimiz var ama bunu reklama, pazarlamaya dökebileceğini bilen yok.
    Hayalleri büyük sermaye sahibimiz var ama bu sermayeyi yönetebilecek beceri yok, riski alabilecek cesaret yok.
    Kısacası hiçbirşeyi tam yapmadan sonucun tam olmasını beklememek lazım. Önce insanların yaptığı iş ne olursa olsun tam yapması gerektiğini kavraması lazım.
    Saygılarımla,

  9. murat 26/11/2014 at 14:07 #

    Merhaba abi;
    Kimileriniz için klişe; hatta saçma gelecek bir soruyla başlayacağım: neden bizim bloglara konu olacak, sosyal medyada hakkında bahsedilecek Zengin&Güçlü diye bir çorap markamız çıkmadı şimdiye dek?

    Sosyal medya da haberini görmedim ama güngören,bahçelievler,bağcılar,esenler,bakırköy,zeytinburnu ismini sayamadığım bir çok yerde üstünlük tek bir marka’da demek ki firma sahibine istanbul yetiyor sadece (ismail meydan çorap)

  10. cem 26/11/2014 at 14:13 #

    Amirim bu marka zaten Turk markasi. Sadece design eden arkadas Isvecli oldugundan, karizmatik olsun diye yazmislar bunu sanirim.

    • mserdark 26/11/2014 at 18:09 #

      Ben de o şekilde düşünerek yazmıştım ama acaba tam olarak o hissi veremedim mi?

      • Ekin Caglar 27/11/2014 at 01:18 #

        Hem o anlasilmadi hem de bunu neden onemli buldugunuz…

        Ben Turkiye’de dogdum, 17 sene orada yasadim, sonra Ingiltere’ye tasindim ve 18 sene de burada yasadim. Ingiltere’de bir sirket kurdum, Turkiye’de de bir yazilim ofisi actim. Bir Ingiliz bir de Turk ortagim var. Bu corapcidan cok farkli degilim yani.

        Ama bir gun bile aklima “oraliyiz” ya da “buraliyiz” diye bir ayirim yapmak gelmedi. Hatta kartvizitimizde “London Istanbul” yaziyor, bu konuda bir muhabbete katalizor olsun diye.

        Ben ulkelerin onemini sizin kadar goremiyorum artik. Bence gelecekte sehirlerden bahsediyor olacagiz.

        • suleyman 29/11/2014 at 01:19 #

          sehir devletler vizyonuyla tam uyusan bir bakis acisi! Gorunuste sevimli, goz alici ve belkide buyuleyici.

          Fakat aslinda kanser hucresi misali once bireysellesme, oldum dusuncesiyle ben’e yaslanma ve bir digerini muhtemelen zayifi yiyerek beslenme ve en nihayetinde tum varligin sonlandirilmasi!

  11. wime77 26/11/2014 at 14:14 #

    Eksik olan şey AHLAK.

    Türkiye de ahlak erozyonu var gücüyle ilerliyor. Bu nedenle o çorabın altında Responsibly Made in Turkey yazıyor.

    Fikir sahibi kişiler fikirlerini paylaşamıyor.Neden ? Çalınır diye. Çalınır da gerçekten ve çalınıyor da.

    Çorap üretemeyecek kadar beceriksiz bir ülkeyiz. Ayağımda ki çoraplar Alman Falke. Başka marka çorabım yok. Tüm çoraplarımı bu marka ile değiştirdim. Çünkü biliyorum ki o çrapları en az 2 yıl ilk günkü gibi giyeceğim hep yeni alacaklar ve renkleri solmayacak ve en önemlisi ayağımı kokmayacak.

    Şimdi biz bir çorap bile yapamayan ülkeyiz. Benim rahmetli babaannem ördüğü patikleri torunları olarak biz yıllarca giydik ve eskitemeden bir sonraki nesle aktarırdık. Bir çorabın üretim maliyeti ne olabilir ki kötü ve kalitesiz ürünleri halkına reva görür bu üreticiler ? Babanem kadar anlamazlar mı bu işten ?

    Çürüme tepeden başlar tabi. Şuan toplum çürümüşliüğün içinde boğuluyor. Kendisini Hızır A.S diye tanıtanlara inanacak kadar APTAL, türlü yollarla dolandıracak kadar ÇAKAL.

    Bir durup kendimize bakmıyoruz. Ben ne yapıyorum diye bir saniye düşünmüyoruz. Sürekli kendi istekleirmiz ve önceliklerimiz ile ilgilleniyoruz ve sonuç işte bu oluyor.

    Responsibly Made in Turkey utanılacak birşey bizim için ve bu malı Türkiye de satıyorlar.

  12. Tugba 26/11/2014 at 14:22 #

    Ben küçük bir kadın girişimciyim. Amirim belki hatırlarsınız size inatla makarna göndermeye çalışmıştım. O kadar küçük bir imalathane kurdum ki kadın girişimci kredisiyle hiç bir marketin kapısını gidip çalmadım kapasitem onların isteklerine yetişmez diye. Ama satmam gerekiyordu, ben de eticarete yöneldim. Fuarlara katıldım, sosyal medyada aktifim. 3 kadın başladık şimdi 7 kadınız. İş makarnadan çıktı, güvenilir iyi gıdaya gidiyor. Site Ocak’ta iki yaşına girecek. Umut vadediyoruz. Bundan 10 sene önce olsaydı internet ve internetten alışveriş bu kadar yaygın olmadığı için sanırım satışta sorun yaşardım.

    Lisede bilgisayar mühendisi olmak isterken hasbekader bir gıda mühendisliği kazanmış ve mesleğinin (sanırım) hakkını vererek yapmaya çalışan biri olarak sadece gıda sektörü için konuşabilirim ama eminim bir çok sektörde de durum aynıdır. Bİr benmerkezcilik, bir sadece ben kazanayımcılık var insanlarımızda. Bir çekememezlik, bir bol ego durumu. Her peynir üreticisi, her makarna üreticisi, her organikçi, her her her ürün üreten en güzel kendisi üretiyor, diğerleri tu kaka. Kardeşim tüm Türkiye’nin fasülyesini sen mi üreteceksin? Sadece senin peynirlerini mi yiyelim, başka bişi tatmayalım mı? Başka bir üreticinin senden %0,001 daha iyi yapmış, daha temiz çalışmış, daha vizyoner bir ürün çıkarmış olması kesinlikle mi muhtemel değil? Bu afra tafra ne? Niye kol kola vermiyoruz? Niye egolarımız bu kadar çatışıyor? Niye beraber iş yapanları keriz olarak görüyoruz? NİYE BU KADAR KENDİMİZİ BEĞENMİŞİZ?

    Bir de kolay yoldan para kazanmak hoşumuza gidiyor. Denenmiş bir ürünü alıp satmak, sadece ticaret yapmak bile kimisine zor geliyor (ki bazen ona bile razıyım)

    Offf…

    Devletin destekleri evet çok ki ben de Kosgeb’den faydalanıyorum hala ufak ufak mesela. Birlik hale getirmek için de teşvikler arttırılabilir. İhracatçı birliklerine çok iş düşüyor sanırım burada. Kalkınma ajansları ve Kosgeb iş yaptırma ve geliştirme derdinde, sanırım İhracatçılar sizin bu yazdığınızı daha çok iliklerinde hissediyorlar.

    Amirim çok yazdım, vallahi kısıtlı bütçe ile çalışan bir kadın girişimcinin bu kadar vakti yok esasında.

    Saygılar

  13. dogancan 26/11/2014 at 14:49 #

    Amirim hepsi birbirinden kaliteli yazılarınıza o kadar alışmıştık ki, bu tip yüzlerce kez değinilmiş olan bir konuyu farklı bir bakış ya da çözüm getirmeden ele almanız hafif kaçtı.

  14. mmt (@memeleyte) 26/11/2014 at 14:53 #

    bu sorunun çözümünde çaba göstermesi gereken üniversitelere gidin örgütsel iletişim, sanal takımlar, bilgi paylaşımı vs aklınıza gelen başlıklarda yapılan çalışmalara bakın..hepsi kuramsal heryerde ulaşılabilir bilgileri tekrar tekrar sunan çalışmalarla dolu. böyle bir problemi dert edinen bir akademik çalışmaya rastlamadım mesela. yazıda bahsedilen tüm bu birimler nasıl bir arada çalışabilir? bu çalışma nasıl organize edilir? hepimizin yaptığımız iş her neyse daha kaliteli, daha özgüvenli en önemlisi daha özgün bize has bir biçimde o işe sarılmamız lazım.

  15. nurkan 26/11/2014 at 15:03 #

    Yetiştirilme tarzımızda sorun var. ekmeğine reçel sürmesine bile müsade edilmeyen gence üniversiteden mezun olduktan sonra artık sorumluluk sahibisin iş bul çalış demesi gençlerde duvara çarpmış hissi veriyor. Bu nedenle yapmak istediğimiz işlerden çok maaşlı ve garantili bir iş arıyoruz. Girişmcilik cesaret vs. hikaye. Eğer gelecek nesillerden birşey beklemek istiyorsak daha çocukken sorumluluğu belli dozlarda vermemiz gerekiyor.

  16. imkan 26/11/2014 at 15:15 #

    Serdar Amirim,

    Size hiddetle merkez-çevre teorisi ve bağımlılık ekolu okumaları öneriyorum. Cevabı 3 aşağı burada bulacaksınız. Bir de sizi, bu soruyu irdelemek için kullandığınız argumanları, “helva”nın bileşenlerini tekrar gözden geçirip unuttuklarınıza, daha az vurgu yaptıklarınıza istinaden nasıl bir dünya görüşünüz olduğunu sorgulamanızı öneriyorum:

    “Bu gençlerin çoğu hayatında hiçbir iş yapmamış. El bebek, gül bebek yetiştirilmiş; hala ana-babasından harçlık alıyor. Çoğu para nasıl kazanılır, iş hayatı nasıldır bilmiyor (onun için hiçbir işi beğenmiyor, sürekli iş değiştiriyor, aileye dert açıyor)” .

    O gençler dediğiniz üniversite okumuş oğrenciler arasında da bir azınlığı oluşturuyor (el bebek gül bebek yetişenler), ama esas vahimi, çok iş değiştirmeyi gençlerin sorunu gibi göstermeniz de çok fena valla. Bu sirkülasyon en çok kimin işine geliyor? veya bir şirket bu “gençlere” ne sunuyor da bunlar kabul etmiyor? Bu mesele için de size senneth “yeni kapitalizm kültürü” isimli kitabı tavsiye ediyorum.

    Valla ne diyim yakıştıramadım.

  17. B.Can Gönenç 26/11/2014 at 18:21 #

    Herşeyi bir yana bırakalım..yani diğer şirketlerı.
    alalım bir KOÇ Grubunu
    alalım bir SABANCI grubunu
    bu 2 grubunda elinin altında hem en mükemmel insan kaynakları var , hem de para var.
    çorab özelinde veya herhangi bir üründe varlar mı??? nerde ARGE, nerde İNNOVASYON , nerde TASARIM..
    Öyleyse başka birşey bu şey…
    Acaba kutuplarda pamuk yetiştirmek gibi bir şey olmasın, Türkiye iklimi…
    Ya da şöyle soralım, Bill Gate Türkiye’de olsa Microsoft olurmuydu, yada Steve Jobs Apple’ı yaratabilirmiydi..
    En son SAMSUNG firması kuzeyden değilde neden Güney Kore’den çıktı?
    SORUNUZ CEVAPLANDIMI????
    B.Can Gönenç
    Denizli

  18. Ahmet 26/11/2014 at 18:55 #

    Bir tohum düşünün güneşten rüzgardan, yağmurdan, soğuktan, sıcaktan eksik filizlenebilir mi? Eksi olan değil olmaması gereken annelerimizin gereksiz değil aşırı koruyucu tavırları.

    • Tugba 27/11/2014 at 07:12 #

      Babaların suçu yok yani? Kültürün aşırı korumacı tarafının suçu yok? Namus belasından çalışmasına izin verilmeyen kadının evde kendini mutfağa ve çocuğa vererek onları aşırı sahiplenmesi üzerinden bu el bebek gül bebeklik olmasın? Temelinde tembel olup koca / baba parası yeme sevdalısı kadınlar nasıl düzelir bilmem ama ben okutulmadığı için gözleri çakmak çakmak çok kadın tanıdım, hatta bir tanesi üretimimin başında tam 2 ayda makinayı çözdü, ustabaşı emeklisi kocasından neredeyse daha iyi üretim yapıyor her Allahın günü. Naçizane bu yorumumla feminist damarıma basılmış gibi gözükebilirim, kusura bakmayın.)
      Saygılar

  19. dll 26/11/2014 at 20:14 #

    Sabri F. Ülgener’ in “İktisadi Çözülmenin Ahlâk ve Zihniyet Dünyası” kitabını okumanızı tavsiye ederim.

  20. Mustafa Güçlü 26/11/2014 at 21:02 #

    Öncelikle ben bir çorap üreticisiyim üversite mezunuyum abimde üniversite mezunu ve beraber çalışıyoruz. Babam emekli inşaat mühendisi.
    Yazdıklarınız baştan aşa yalan yanlış laf kalabalığı. iki yıl deforme olmadan giydiğiniz çoraplar zaten iyi bir çorap olamaz içerisinde naylon ve sentetik malzeme olduğu kesin iç piyasada modal ve bamboo liflerinden yapılmış ipler vebu ipliklerden yapılmış çoraplar mevcut dayanıklılığı bir iki liralık çorapların yarısı kadar ama sıhhatli ve rahat (sizin kalite anlayışınız la bakarsak bi halta yaramayan çoraplar ) siz o ithal çorapları almaya devam edin hiç önemli değil ama bilmediğiniz mevzularda hakaret edici aşağlayıcı yorumlar yapmayın.
    piyasada bulunan çorapların kalitesi vatandaşın alım gücüyle alakalı bu gün kaç kişi tanesi 10 – 15 tl ye çorap alabiliyor. üretici iç piyasada satamayacağı çorabı niye yapsın en güzelini yapabilecek imkana bilgiye beceriye sermayeye sahibiz. yabancı markalar kaliteye para verebilecek ekonomiye sahip. istediği kalitede çorabı türkiyede yaptırabiliyorlar ve size istedikleri fiyata satıyorlar size ithal çorap deyip havada kapıyorsunuz.
    vatandaşın alım gücü yok ticaret para kazanmak için yapılır neden meyvenin en iyisini ihrac ediyoruz zeytinin en iyisini başkalarına yediriyoruz ÇÜNKÜ BİR KİLO ELMAYA 5 EURO VEREMİYORUZ askari ücret 1000 TL olduğu sürece stantlarda 1 – 2 – 3 tl lik vasat rejenere iplikten yapılmış çoraplar göreceğiz .

  21. hasan 26/11/2014 at 21:28 #

    Lutfen google’a obama vs binali yazıp enter’e basın ve çıkan ilk videoyu izleyin.

  22. Ruksen Inanir 26/11/2014 at 22:16 #

    güzel yazı. çorap örneğinden buraya getirebildiysek konuyu, çinliler ne yapsın? üretmedikleri şey yok ancak marka olamıyorlar (birkaç tanesi dışında).

  23. giybetci 26/11/2014 at 22:55 #

    dönemin başbakanı boşuna yerli üretim yerli üretim diye kendinden geçmiyor ki.

    büyük tarafta ağababalar var .. küçük tarafta da kötü eğitilmiş bizlerin organize olamaması var..

    bir kitap var 1881 basımı, bir levantın istanbul hatıraları.. diyor ki, türkler bu aralar yine adalardan zeytin bekliyor ama sahillerdeki ağaçlarda sallanan zeytinleri dökmeyi düşünmüyor.

    belki biraz genler de faktördür.

  24. burakkaynak 26/11/2014 at 23:52 #

    Maddeler halinde yorum yaparak, dusunce seklimi belirtmeye calisacagim.

    1. Turkiye ve Amerika dunyanin en buyuk corap ureticileridir.

    2. Tum sektorler ve urun gruplarinda oldugu gibi bazi firmalar gundemi ve trendleri olustururlar. Corap sektorunde de tarzi ve coraba kattigi marka degeriyle tek marka bunu basarmistir. O da isvecli marka Happy Socks’dir. (http://www.happysocks.com)

    Yani Happy Socks marketi hacklemistir. O kadar cekicidir ki, sadece musteri degil, ureticiler de onlari takip eder. Bu sebeple de ayni motif ve kurgu ile is yapmaya calisan bir cok marka cikmistir. Richandvibrant, Ballonet (http://www.ballonet.net) vb. Sadece Turkiye’de de degildir bu durum. Avrupa, Asya, Rusya, Guney Amerika’da artik Happy Socks taklitleri vardir.

    3. Happy socks modelinde is ureten her marka, Retail de yer bulmakta zorlanir. Yani yer bulamazlar kendilerine. Cunku zaten 20 marka vardir raflarinda. Ustelik corap ise soz konusu olan, cok dusuk oranlarda kazanc saglarsiniz.

    Sonuc:

    Basindan beri, Happy Socks bir Turk girisimcinin, Turkiyeden Dunyaya yaydigi ve marketi hackleyerek renk kattigi bir marka olsaydi, o zaman iste isler degisirdi. Ama degil. Belki ileride benzer kurgularda sektorleri ateslendiren kisiler cikacakdir. Ama su asamada olani taklit etmek de girisim sayiliyor Turkiye’de.

    Bu arada evet. Happy Socks da Turkiye’de uretiliyor.

    • mserdark 27/11/2014 at 00:58 #

      Peki sizce bu yazı çoraplarla mı ilgili?

      • burakkaynak 27/11/2014 at 01:37 #

        Corapsizlikla ilgili.
        Uretebiliyor olmanin marka olmakla bir ilgisi olmadigi gibi.
        Turkiye’deki kaynaklari iyi kullanabilen girisimciler global anlamda sektorleri sallayacak ya da degistirecek islere zaman ve emek harcamadigi surece, gelecekte konusacaklarimiz bugun konustuklarimizla ayni olacaktir. Baskalarinin seyleri.

  25. ablequerque 27/11/2014 at 05:35 #

    Üniversitelerle ilgili:
    http://i.imgur.com/WTBzIol.jpg

  26. mali 27/11/2014 at 09:39 #

    Markalaşma ile ilgili Yüce Zerey’in eğlenceli bir sorusu vardır .
    ”kaçınız dedenizin berberinde tıraş oluyor der, bırak dedeyi babasının berberinde tıraş olan çıkmaz …”
    olay budur .
    marka ile dede arasında pozitif bir ilişki var demek ki, bak sen şu işe ..?

  27. hasan 27/11/2014 at 10:09 #

    yazar bey, yazınızda bir eksiklik farkkettim, fabric kelimesini fabrika diye çevirmişsiniz, aslında fabric kelimesinin türkçe karşılığı kumaş olması gerekiyor.

  28. mitalaloji 27/11/2014 at 10:52 #

    Ballonet markasinin bir Turk Corap markasi oldugunu, her seyiyle tamamen Istanbul’da tasarimlanip, uretilip, yine oradan dagitildigini biliyor muydunuz?

    Serdar Bey, daha cok arastirma yapin :)

    • mserdark 27/11/2014 at 12:14 #

      Derdim çoraplar olsaydı işim gerçekten kolaydı.

  29. Salih Dursuntaş 27/11/2014 at 11:55 #

    Global bir marka kolay olunmuyor. Kendi kültürünü, ölçeğini aşıp dünyanın senden çok farklı coğrafya ve kültürlerde doğmuş insanlarına mal pazarlamak kolay bir şey değil. Bu hem böyle bir vizyona sahip olmayı gerektirdiği gibi hiç bitmeyecek bir uyum sağlama, kaliteden ödün vermeme ve global ölçekte faaliyetleri sorunsuz sürdürebilme azmi gerektiriyor. Bizim ise hem işe sıfırdan başlayan girişimcilerimiz hem de koca koca holding sahibi patronlarımız için bile böyle bir hedefimiz yok. Bu girişim tarafında vizyon eksikliği, sermaye tarafında ise “Yöntemlerin ya da para kazanma yollarıınn kolaylığıyla alakalı” rahatlığı herhalde. Yoksa bu ülkenin en zengin adamlarından biri global bir holding kurmak, sanayi işine girmek varken neden kebapçı olsun?

  30. akcayli 27/11/2014 at 12:21 #

    Sebebi belli aslında, bunu da sizinle akcansa’nın düzenlediği ve harika bir sunumunuzu izlediğim B2B zirvesi çıkışında sırasında karşılaştığımızda belirtmiştim. Sanırım çözemediğimiz bu denklemi size söylediğim basbakana(.)com u izleseydiniz idrak etmiş olurdunuz.
    Evet her alanda kalifiye eğitim şart ama “ticaretin ruhuna üflemek” için B2B daha da şart. Kelebek etkisi yaratmanın yolu, yapamadıklarımızın hesabı ve nasıl yaparızın cevabı ticaretin ruhuna işleyecek ağlar. Gelişmiş ülkeler web3.0 ile iliğimize kadar bizi denetler ve test ederken biz daha yeni yeni web2.0 kullanıcısı oluyoruz. Bloğunuzda bile durum bu maalesef.
    Aslında asıl bulamadığımız şey birilerinin bizi getireceği yer değil bizim kendimizi nereye götürdüğümüz. “gelecek elimizde”

  31. Fatih Güneş 27/11/2014 at 12:36 #

    Devlet destek vermekten ziyade, kösteklerini azaltmalıdır. Destekler eşit bir şekilde dağılmıyor, faydalanmak için işinden vakit ayırman gerekiyor ve suistimale açık. Delikanlı devlet, girişimcilere kademeli olarak pozitif ayrımcılık uygulamalı, bunu da vergi, sgk ve diğer bürokratik köstekleri azaltarak yapmalıdır.

  32. Emre Taşçılar 27/11/2014 at 13:54 #

    şöyle de bir sıkıntı var. bu topraklarda üretim yapıp ihracat yapabilmek için belli bedeller ödüyoruz. en basiti; ihracat için belli bir oranda ithalat yapmak ülkemiz için gereklidir. buna itirazımız yok. ancak ihraç mallarındaki yerli girdi oranı (özellikle tarımda) %20 civarı. bu ne demek ? ayakkabının tabanını ithal ediyoruz, derisini ithal ediyoruz, sadece burada birleştirip yurt dışına satarak mutlu oluyoruz. sadece montaj sanayi olarak kaldığımız ve bununla övünür hale geldiğimiz için uluslararası düzeyde bilenen markalarımız çok kısıtlı.

    “olmayanın” üstüne “neden olmuyor” diye yoğunlaşmışken aslında “olan”la ilgili de ciddi problemlerimiz var. bunu görmezden geliyoruz.

  33. Cüneyt Süer 27/11/2014 at 15:33 #

    Bir çorap markası var mıdır? Ben bir tane buldum galiba: http://www.ogobongo.com.

    Tamamı yerli üretim ve tasarım. 300 küsur desende sertifikali dijital baski çorap koleksiyonu. Trendyolda rastladim, magazalarda görmedim ama sanirim ileride görürüz.

    Pamuğu organik değil, çünkü bütün pamuk tarlalarının yanından yollar, otoyollar geçiyor, içinde traktörler dolanıyor, işçisinin ayağında kara lastik var, kullandığı çapa galvanizli, eldiveni petrol ürünü, içtiği sigaranın izmariti, tütünü, memleketin yağan yağmuru zehir zemberek. Organik pamuk ne ola ki?

    Biz ortaokul-lisede iken felsefe ve mantık derslerimiz vardı. Onkiki eylül sonrasında, Özal iktidara geldiğinde ilk olarak bu dersler kaldırılıp din dersi mecburi yapıldı. Din dersi işin örtmecesi olabilir, seçmeliyken de herkes katilirdi. Girmeyene dinsiz gözüyle bakılırdı zira. Ama felsefe ile mantık derslerinin niye kaldırıldığını hiç bilemedim. Bizi üzmedi de zaten. İkisi de kolay dersler değildi.

    Ama şimdi, bu sorunun sorucusu neyin eksik kaldığını sorduğunda belki biraz yerine koyabiliriz bir şeyleri. Felsefe de mantık da, bize sorgulamayi, bunu aliskanlik haline getirmeyi sezdiren, öğreten disiplinlerdir. Bizi bu özelliklerden temizlemek isteyen kim olabilir? Devlet mi? Neden? Sorgulamadan tüm çikan yasa ve yönetmeliklere uyalim diye mi? 12 eylül öncesine dönmeyelim diye mi? Sorgulamayan kisi ne yapar. En kisa yoldan buldugu karliligi kar sayar. Sonrasinin vizyonunu aramak onun için beyhudedir.

    Marka olmak, bugün kaybetme pahasina para için degil marka için çalismak demektir. Bunun felsefeni oturtamazsak, ancak marka taklit ederiz. Ki biz de en çok onu yapiyoruz.
    Netekim, Isveç markasi gibi duran Türk üretimi bunun yansimasi olabilir mi?

  34. Burak UCUNCU 27/11/2014 at 17:57 #

    Risk almaktan korkan, kendini küçümseyen ve sürekli günlük bürokrasi ve şehir hayatı saçmalıklarıyla uğraşmaktan yorulmuş bünyeler. Biribirinden ayrılmamış siyasal ve ekonomik iktidarlar. Ekonomiye yön veren siyasiler.
    İşte meselelerden bir kaçı.

  35. Eren Gümüş 28/11/2014 at 09:36 #

    aslında nicelik olarak sektörün boyutu marka yaratmaya elverir durumda görünüyor, eksik olanın bir “ruh” olması yorumunun elle tutulur istatistiki göstergeleri de var, sektör çıraklık seviyesini geçmiş http://www.itkib.org.tr/ihracat/DisTicaretBilgileri/raporlar/dosyalar/2013/CORAP_RAPOR_2012.pdf

  36. Berna 28/11/2014 at 21:07 #

    Yazının özeti onların gözünde Türkiye gariban.
    Haşmetli geçmişimize rağmen siyaset tarihi, saçma politikalardan kafa kumdan çıkamadı. Son yıllarda dünyaya açılma umutlu ama kendi insanına beğendirmeye yönelik girişimler çoğaldı ( büyükşehirde başlar anadoluya yayılır ). Bu topraklarda dış ( mihrakları ) dünyayı pek de tınlamadan yaşamayı keşfettik sanki ( açılan mekanlar, online satışlar, girişimci kadınlar ) ona seviniyorum. Yıllarca global marka olmanın yolu verilen tavizlerden bilmem kimden icazet almaktan geçiyor klişesini mentor belledik. Artık gavur yok dünyalı var, ben umutluyum.

  37. hasanozbay 29/11/2014 at 01:01 #

    26 yaşında üç yıllık tecrübeli bir makine mühendisiyim. İş görüşmelerine bende katılıyorum IK müdürü gençlerin dilinden anlarsın diyerek beni de alıyor Bırakın teknik bilgi sormayı temel bilgiler Pi sayısı nedir ? nereden gelmiştir? gibi sorulara bile çoğunluk cevap veremiyor bırakın soğutma çevrimi, ısı transferi..vs gibi şeyleri.

    pi sayısını alan ver çevre formülünde kullanıldığını herkes biliyor fakat çevrenin çapına oranı olduğunu hemen hemen hiç kimse bilmiyor.

    Veya türev alırken ne yapıyoruz amacımız ne ? kimseden cevap yok. ama 5x in türevini al dediğimizde herkes alıyor veya integralin geometrisi belli olmayan alanların yakınsama ile hesaplanmasını bilmiyor ama integralini alıyor falan.

    Giderek dibe vuruyor babam 1977 çukuroca mezun diplomasında mühendislik diploması almayı haketmiştir yazıyor. bizde ise orta derece ile mezun olmuştur veya onur derecesiyle mezun olmuştur yazıyor. Yani bu bile önemli bi değişim belirtisidir

  38. lndh 01/12/2014 at 01:04 #

    Ahh ahh bu çiğlik, bu okuduğunu anlamama, alt metni ayıkamam… Çorapçı gelmiş çorabı anlatıyor, beriki gelmiş “anam babam elleşmeseydi ben de yapardım”ı anlatıyor. Mesele kültürel. Kaynakla, tesisle falan alakası yok. Starbaksda kahve içtiği için kendini batılı sanan kalabayla zor…

  39. Koray Tugay (@koray_tugay) 08/12/2014 at 17:37 #

    Takip ettiğiniz koleksiyonlar?

  40. Sabri Ulaş 16/12/2014 at 17:41 #

    Girişimcilik üretkenlik, basit ama güzel olan şeylerle de olabilir tabi.
    Günlük ürünleri farklı tasarlayıp üretime geçen arkadaşlar da var. Şapka mesela, bere daha doğrusu.
    Kaç tane satıyorlar bilmiyorum ama şurada değişik şeyler var bayağı:
    http://barbooburada.com/

    Yurtdışından cosplayciler falan alır belki, bizim iskandinav ya da ispanyol tasarımcıların kıyafetlerini aldığımız gibi.

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim